Kullanıcı Tag Listesi

KARAGÖZ İLE HACİVAT: PINARBAŞI MEYDANI Bursa'daki Pınarbaşı Meydanı'nda takriben yirmi kişilik bir kalabalık toplanmış ve neşeli vakit geçirmekteydi, çünkü orta yerde tartışanlar, gelmiş, geçmiş en iyi güldürü ustalarından ikisiydi: Karagöz ile Hacivat. Dilerseniz şimdi biz de hoşça vakit geçirmek için, tartışmaya küpe olalım ve küpeyi parmağımıza takalım. Hacivat: ”” Olur mu Karagözüm, hiç küpe parmağa takılır mı? ”” Karagöz: ”” Ya nereye takılır? ”” Hacivat: ”” Küpe

Bu konu 331 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
Karagöz İle Hacivat Konuşmaları - 4 331 Reviews

    Konuyu değerlendir: Karagöz İle Hacivat Konuşmaları - 4

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 331 kez incelendi.

  1. #1
    Serdar Yıldırım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.04.09
    Mesajlar
    80
    Konular
    64
    Beğendikleri
    2
    Beğenileri
    12
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    454
    @Serdar Yıldırım

    Smile Karagöz İle Hacivat Konuşmaları - 4

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: PINARBAŞI MEYDANI
    Bursa'daki Pınarbaşı Meydanı'nda takriben yirmi kişilik bir kalabalık toplanmış ve neşeli vakit geçirmekteydi, çünkü orta yerde tartışanlar, gelmiş, geçmiş en iyi güldürü ustalarından ikisiydi: Karagöz ile Hacivat. Dilerseniz şimdi biz de hoşça vakit geçirmek için, tartışmaya küpe olalım ve küpeyi parmağımıza takalım.
    Hacivat: ”” Olur mu Karagözüm, hiç küpe parmağa takılır mı? ””
    Karagöz: ”” Ya nereye takılır? ””
    Hacivat: ”” Küpe kulağa takılır. Kulağına küpe takan hanımlar, daha bir güzel görünürler. Hanım hanımcık olurlar. ””
    Karagöz: ”” Hamam açıksa bizim hanıma söyleyeyim de, Yaşar'ı da götürsün. Hamamda bir güzel yıkansınlar. ””
    Hacivat: ”” Ah Karagözüm, Yaşar hiç kadınlar hamamına gider miymiş? Büyüdü, kocaman adam oldu. ””
    Karagöz: ”” Kocaman adam mı? Yaşarcık daha altısını sürüyor. ””
    Hacivat: ”” Olsun Karagözüm. Altı yaşında oğlan çocuğu kadınlar hamamına götürülmez, çünkü kadınlar ondan korkarlar. ””
    Karagöz: ”” Amma yaptın ha Hacivat. Yıllar önce annem beni on beş yaşındayken kadınlar hamamına götürmüştü de yalnız yıkanmıştım. "
    Hacivat: ”” Yapma ya, iyi ki hamamda kadın yokmuş. ””
    Karagöz: ”” Aslında hamamda yıkanan kadınlar vardı ama ben göbek taşına doğru yürüyünce hamam boşalıverdi. Benden neden kaçtılar, anlayamadım.””””
    Hacivat: ”” Paçalı uzun donunla mı girmiştin hamama. ””
    Karagöz: ”” Sen ne diyorsun Hacivat? Hamamda donla yıkanılmaz ki. ””
    Pınarbaşı Meydanı'ndaki kalabalık kahkahaların çağırdıklarıyla birlikte kırk kişi olmuştu. Yirmi kişide kırk ayak vardı da, kırk kişide kaç ayak vardı?
    Karagöz: ”” Bak Hacivat, okumam, yazmam yoktur ama hesabım kuvvetlidir. Kırk kişide altmış ayak vardır. Altmış ayakta dört yüz parmak vardır. ””
    Hacivat: ”” Olur mu Karagözüm. Kırk kişide ikişerden seksen ayak vardır. Seksen ayakta beşerden dört yüz parmak olur. ””
    Karagöz: ”” Tamam işte, ben de dört yüz parmak demiştim. ””
    Gülmekten gözleri yaşaran, karınlarını tutarak gülen ve yerlerde debelenenler haricindeki çoğulcu kalabalıktan bir alkış tufanı koptu. Hacivat'ın, ama sen altmış ayakta dört yüz parmak demiştin, Karagözüm, dediğini benden başka kimse duymadı.
    İnsanlar, doğar, büyür ve olgunlaşırlar. Olgunlaşma geçici değil, kalıcıdır. Olgunlaşma yeni olgunlaşmaları beraberinde getirir. Bu böyle sürüp gider. İnsan olgun bir meyvedir, dersek yanlış olmaz.
    Karagöz: ”” Olur mu öyle şey, Hacivat? Şimdi ben meyve mi oldum? Elma, armut gibi mi yani? ””
    Hacivat: ”” Hayır, erik gibi. ””
    Karagöz: ”” Demek beni erik yaptın? Şimdi görürsün. Sen de olsan olsan şu ekşi limon olursun. Üç, iki değil, bir işe yaramayan limon. ””
    Hacivat: ”” Doğru Karagözüm. Limon bir işe yaramaz, çok işe yarar. Hani limonu ortadan kesersin, çaya, çorbaya sıkarsın. Tadı leziz olur. ””
    Karagöz: ”” Adı keriz mi olur? ””
    Hacivat: ”” Hayır Karagözüm. Adı keriz değil, tadı leziz olur yani lezzetli olur. İç ferahlatır, gönül açar. ””
    Karagöz: ”” Hayda bre pehlivan. Limon anahtar mı ki, Gönül teyzenin kapısını açsın. Teyzem ellisini geçti hala evlenmedi. Gönül teyzenin gönlünü açacak anahtar daha yapılmadı. ””
    Dünyanın pek çok şehrinde, belli günlerde pazar kurulur. Bu pazarlarda köyden getirilen sebze, meyve satılır. Pazara gidenin kesesi doluysa ve cimri değilse ürünün en iyisini alır. Anadolu'da sebze ve meyveler şehirlerin isimleriyle anılır olmuştur. Amasya'nın elması, İnegöl'ün pırasası gibi.
    Karagöz: ”” Bırak ya Hacivat. Ne demek Amasya'nın elması, İnegöl'ün pırasası. Yani elma almak için Amasya'ya mı gidelim? ””
    Hacivat: ”” Karagözüm, elma almak için, Amasya'ya gitmene gerek yok. Salı pazarında Amasya elması satılıyor. Elma alırken, Amasya elması almak gerekir. ””
    Karagöz: ”” Amasya'nın elması elma da başka yerin elması armut mu? Benim bahçedeki elmalar, Amasya elmasına bin basar. Tadı güzel kokusu hoş, eder insanı sarhoş. ””
    Hacivat: ”” Armut alırken deveci armudunu, üzüm alırken Mürefte üzümünü tercih etmek gerekir. ””
    Karagöz: ”” Deveci armudunu boş ver şimdi. Çocukken köye gittiğimizde dedemin bağına koşardık. Dedemin üzümlerinin tadını, sonraki senelerde yediğim üzümlerin hiçbirinde bulamadım. Elma alırken Bursa elması, pırasa zaten Bursa'dan, armut Bursa'dan, üzüm Bursa'dan, erik Bursa'dan, domates, patates, şeftali, vişne, kiraz hep Bursa'dan. Hey benim güzel Bursam, kovsalar gitmem şu Bursa'dan. ””
    Hacivat: ”” Karagöz, az önce kiraz dedin. Söyle bakalım bu kiraz Bursa'nın neresinde yetişiyor? Sen eskiden hiç yalan söylemezdin. ””
    Karagöz: ”” De git oradan Hacivat. Şimdi de yalan söylemiyorum. On yaşlarındaydım. Edebey Köyü'ne gitmiştik. Orada bir kiraz ağaçları vardı, aklın durur. Sanırsın kiraz ormanı. Epey bir gezindim orada, dallardaki kiraz çokluğundan güneşi göremedim. ””
    Hacivat: ”” Güneş görünmüyorsa orman karanlıktır, kirazları nasıl gördün? ””
    Karagöz: ”” Pöh, şunun sorduğu soruya bak. Kirazların verdiği ışıltı ormanı aydınlatıyordu. Ağaçlara çıktım, belki iki kilo kiraz yedim. Sen Edebey kirazının tadını nereden bileceksin. ””
    Aradan zaman geçtikçe kalabalık çoğalmış ve yüz kişiyi bulmuştu. Hava kararmaya başlamıştı, akşam oluyordu. İşi tadında bırakmak gerekirdi. Karagöz ile Hacivat ellerini havaya kaldırıp teslim işareti çizdikten sonra kahkahalar bıçak gibi kesildi.
    Karagöz: " Haydi bakalım ağalar, bu günlük bu kadar, " dedi ve yürüdü gitti.
    Hacivat: " Yarın aynı saatte buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın, deyip Karagöz'ün peşine topal ördek gibi yürüyerek takılması kahkahaları meydana paraşütle geri getirdi.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ'ÜN İĞNESİ
    Hacivat birkaç gündür görmediği Karagöz'ü sağda solda arar, bulamaz. Sorar soruşturur bilen, gören yoktur. Son çare olarak evine gider. Karısı Karagöz'ün üç gündür evin samanlığında olduğunu ve yemeğini bile orada yediğini söyler. Hacivat bahçeden samanlığa geçer. Karagöz samanların arasında birşey aramaktadır. Ama ne?
    Hacivat: " Selam Karagözüm, ben geldim, selam. "
    Karagöz: " Hay Selami'nin kara kellesi. Sen misin Hacivat? "
    Hacivat: " İyi günler Karagözüm, iyi günler. "
    Karagöz: " Güller iyidir de ben papatyayı pek severim. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, neden o? "
    Karagöz: " Papatyanın yapraklarını seviyor, sevmiyor diye koparıyorum, hep Hacivat beni sevmiyor çıkıyor. "
    Hacivat: " Olur mu Karagözüm? Ben seni çok severim. Bunu cümle alem bilir. "
    Karagöz: " Düğmeci Adem bilir ama ben bilmiyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. "
    Hacivat: " Yapma. "
    Karagöz: " Yaptım bile. "
    Hacivat: " Etme. "
    Karagöz: " Ettim bile. "
    Hacivat: " Papatya falına inanma. "
    Karagöz: " Ee kime inanacağım? "
    Hacivat: " Bana inan Karagözüm. "
    Karagöz: " O zaman sevdiğini ispat et. Bir şey istesem yapar mısın? "
    Hacivat: " Emrin olur. Ne istersen yaparım. "
    Karagöz: " Samanların arasına iğne düşürdüm. Bul iğneyi, ispatla sevdiğini. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, samanlıkta iğne aranır mı? "
    Karagöz: " Aranır, ben üç gündür arıyorum. "
    Hacivat: " Aradın da buldun mu? "
    Karagöz: " Bulamadım. Sanki iğne samana dönüşmüş. "
    Hacivat: " O iğne ne iğnesiydi? "
    Karagöz: " Arı iğnesi değil herhalde , dikiş iğnesiydi. "
    Ben şimdi o iğneyi bulurum, diyen Hacivat samanlıkta iğne aramaya başlar. Birkaç dakika sonra her zaman yakasında bulundurduğu dikiş iğnesini, işte iğneni buldum, diyerek Karagöz'e verir. Karagöz buna çok sevinir ve Hacivat'ı alnından öper. Hacivat Karagöz'ün koluna girerek bahçeye çıkarır. Altlarına birer sandalye çekip otururlar. Karagöz karısına seslenir ve hanım bize iki çay yap, der. Çaylar gelinceye kadar onlar sohbeti o kadar koyulaştırır ve şakalaşmalarını o kadar ağırlaştırırlar ki, dünyanın gelmiş geçmiş en somurtkan insanını kahkahalarla güldürecek düzeye erişirler.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ İŞSİZ
    Uzun zamandır işsiz olan ve geçim zorluğu çeken Karagöz hanımını ve oğlu Yaşar'ı köye, babasına gönderir. İş aramaktan bıkar, yalnızlıktan sıkılır ve yolda rastladığı Hacivat'ı evine çay içmeye davet eder. Eve gelince bakar çay ve şeker kavanozları bomboştur. Hacivat'a durumu anlatmak zor olacağı için, ne yapacağını bilemez. Mutfakta çaresiz beklemeye başlar. Daha sonra Hacivat odadan bağırır: " Haydi Karagözüm, çay demlendiyse getir de içelim. "
    Bunun üzerine Karagöz Hacivat'ın yanına gelir ve sorar: " Çayı kaç şekerli içersin? "
    Hacivat: " Ben çayı çok şekerli içerim. "
    Karagöz: " Çok şekerli mi? Çokşeker Arif çay bardağına sığmaz ki. "
    Hacivat: " O zaman çift şekerli olsun. "
    Karagöz: " Çiftelerin Şakir İzmir'e taşındı. "
    Hacivat: " Bari tek şekerli olsun. "
    Karagöz: " Şekersiz içsen. "
    Hacivat: " Amma yaptın ha! Şekersiz çay mı içilirmiş? "
    Karagöz: " Anla işte, evde şeker yok. "
    Hacivat: " Çay demlenmiştir. Bardağa koy da getir bakalım. "
    Karagöz: " Evde çay yok ki. Ocağı yakmadım. "
    Hacivat: " Bir de soruyorsun, çayı kaç şekerli içersin diye? "
    Karagöz: " İnan Hacivat, evde çay ve şekerin bittiğini bilmiyordum. "
    Hacivat: " Sizinkileri köye gönderdiğini duydum. "
    Karagöz: " Doğrudur, burada aç kalmasınlar diye. "
    Hacivat Karagöz'ün eline birkaç akçe sıkıştırır:
    " Git bakkaldan çay, şeker, ekmek, peynir falan al. "
    Karagöz bir koşu Hacivat'ın dediklerini alır, gelir. Ocağı yakar, çayı demler. Birlikte çay içerler, peynir, ekmek yerler. Hacivat çayları çok şekerli içer. Karagöz'ün ise, çayları tek şekerli içmesinin nedeni Hacivat'ın aldığı yarım kilo şekerin bitmesini istemediğinden.
    Hacivat ertesi gün Karagöz'e bahçıvanlık işi bulur. Karagöz çalışmaya başlar. Haftalığını alınca hanımını ve oğlunu köyden getirtir. Böylelikle Karagöz ailesi normal günlük yaşantılarına dönerler.

    Yazan: Serdar Yıldırım




    HACİVAT'IN İPİ
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. Karagöz'ün telaşlı olduğunu gören Hacivat sorar: " Hayrola Karagözüm, nereye böyle? "
    Karagöz: " Bahçedeki kuyudan su çekerken ip koptu. Kova kuyuya düştü. İp almaya gidiyorum. "
    Hacivat: " Evde sağlam bir ip var. Onu sana vereyim. Ben ipin ucunu tutarım, sen kuyuya inersin. "
    Karagöz: " Ben senin ipinle kuyuya inmem. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, bana hiç mi itimadın yok?
    Karagöz: " Hı. "
    Hacivat: " Yani bana hiç mi güvenin yok? "
    Karagöz: " Yok, çünkü ben kuyuya inince ipin ucunu bırakırsın, aşağıda kalırım. "
    Hacivat ağzı bir karış açık Karagöz'e bakakalır. Bu sefer Karagöz sorar:
    " Söyle bakalım Hacivat, sen benim ipimle kuyuya iner misin? "
    Hacivat: " İnerim. "
    Karagöz: " Ya bıçakla ipi kesersem. "
    Hacivat: " Öyle bir şey yapmazsın Karagözüm. Ben sana güvenirim. "
    Karagöz: " Ben de düne kadar sana güvenirdim ama gece rüyamda kuyuya indiydim de beni kuyuda bıraktıydın. Artık güvenim kalmadı. "
    Hacivat: " Rüyandaki ben değildim, gerçekler rüyadan farklı olur. " diyerek uzun süre dil döker, sonunda Karagöz'ü ikna eder ve evden ip alıp gelir. Bahçedeki kuyuya Karagöz Hacivat'ın ipiyle iner. Hacivat ipin ucunu bırakıp kaçar. Karagöz'ün bağırması üzerine komşular gelip onu kuyudan çıkarırlar. Altı ay ne Karagöz Hacivat'ı, ne de Hacivat Karagöz'ü arayıp sormaz. İlk defa bu kadar uzun süre küs kalırlar.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ İLE HACİVAT: BİZANS ALTINI
    Karagöz bir gece rüyasında kendini Pınarbaşı Meydanı'nda toprağı kazarken görür. Kazar, kazar ve sonunda bir küp Bizans altını bulur. Çok sevinir ve oynamaya başlar. Daha sonra kanter içinde uyanır. Sabahı bekleyemez, alacakaranlıkta kazmayı, küreği kapar ve yola çıkar.
    Pınarbaşı Meydanı'na geldiğinde acele tarafından kazmayı toprağa vurur. Kazdıkça kazar. Sabahleyin işe giden Bursalılar, Karagöz'ü görürler. Toprağı neden kazdığını sorarlar. Karagöz rüyasını anlatır. Adamlardan bazıları Karagöz'e katılır. Onlar da kazma, küreklerini alıp gelirler ve biri o yanda, biri bu yanda kazmaya başlarlar.
    Öğle vaktine doğru Hacivat olaydan haberdar olur. Evde bulunan babadan kalma bir Bizans altınını cebine koyar ve yola çıkar. Hacivat geldiğinde Karagöz rüyasını ona da anlatır. Hacivat sırf muziplik olsun diye dinlenen birinin kazmasıyla toprağı biraz kazar ve altın buldum diye bağırır. Yanındaki Bizans altınını gösterir. Buna sevinen Karagöz altını alır, cebine atar ve orayı daha derin kazmaya başlar.
    Akşam üstüne doğru meydan baştan aşağı kazılır ama başka altın bulan olmaz. Karagöz tamam der ve işi bırakırlar. Karagöz meydandan ayrılmadan Hacivat önüne çıkar:
    " Aman Karagözüm, ben şaka yapmıştım. Altını evden getirmiştim. Altınımı ver de gideyim, " der.
    Karagöz: " Oldu mu şimdi Hacivat? Altını burada buldun. "
    Hacivat: " Hayır, ben onu evden getirmiştim. "
    Karagöz: " Senin evde altın ne arar? Bu altın rüyamda gördüğüm altınlardan biri. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, etme, eyleme, beni buraya geldiğime pişman etme. "
    Oradaki adamlar Karagöz'den yana taraf olunca Hacivat susar ve bir kenara oturup ağlamaya başlar. Karagöz altını epey bir akçe karşılığında satar. Kışın dört ay evde sırtüstü yatar, çalışmaz ve akçeleri bitirir. Yazın gelmesiyle birlikte iş aramaya başlar.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    SİVRİKOZ ZAMANA KARŞI
    Sivrikoz'un küçük yaşlardan itibaren kafasına takılan sorular vardır. Yıllar geçtikçe bu sorular daha da belirginleşir. Annesine, babasına, amcasına, dayısına bu soruları sorar fakat gelen cevaplar tatminkar olmaz. İyi, güzel diyorsunuz da benim beklediğim cevaplar bunlar değil, der. Babası bir gün: " Sivrikoz beklediğin cevaplar bunlar değilse sen sorduğun soruların cevabını biliyorsun demektir. " der de Sivrikoz babasına cevaplardan tam olarak emin olmadığını söyler. Sivrikoz'un sorduğu sorular nedir?
    Acımasızca geçen zaman, insanları neden yaşlandırıyor?
    İnsanların görünüşleri neden değişiyor?
    Zaman geçtiği için, insanlar yaşlanıyorsa zamanı durdurmak mümkün değil midir?
    Sivrikoz bir gün babası Hacivat'tan izin alır ve zamanı arayıp bulmak, onunla hesaplaşmak için, yola çıkar. Sonraki günlerde zamanı arar, her önüne gelene zamanı sorar ama kimse zamanın nerede olduğunu bilmemektedir. Günlerden bir gün bir ormandan geçerken bunalır, olanlar canına tak der ve bağırır: " Ey zaman, kimsin sen, neredesin, aramaktan bıktım, çık ortaya, yetti yaptıkların. "
    Birden ormanda sert bir ses yankılanır: " Hey genç, beni mi aradın? Senin adın nedir? "
    " Benim adım Sivrikoz. Seni aradım. Soracak sorularım var. Neden insanları yaşlandırıyorsun? Şimdinin ihtiyarı bir zamanlar gençtim, güçlüydüm diyor. Geçtin de ne oldu? Ne kazandın? İnsanlar belli bir yaşa gelince o insan için zamanı durdur. Yaşlanmasın ama yaşasın. Genç kalsın. "
    " Sen neler diyorsun Sivrikoz? Daha önce kimse benim işime karışmıyordu. Ben de istediğim gibi kendimi kuruyordum. Genç ve güçlü birini, yaşlı, iki büklüm bir ihtiyar haline getirmek benim için önemli. Ben o ihtiyarın genç halini hatırlar ve gülümserim. Ama sen istemiyorsan bundan sonra kimseyi yaşlandırmam. "
    Zamandan söz alan Sivrikoz sevinçle oradan uzaklaşır. Sonraki günlerde zaman sözünü tutmaz ve insanları yaşlandırmaya devam eder. Durumu fark eden Sivrikoz çok üzülür ve bir daha zamanı ne arayıp, ne sorar.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ İLE HACİVAT: TUZSUZ DELİ BEKİR
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Ramazan ayının birinci günüdür.
    Hacivat: " Ramazan-ı şerifler hayrolsun Karagözüm. "
    Karagöz: " Sen ne diyorsun Hacivat? Ramazanla şerif neden kaybolsun? "
    Hacivat: " Ramazan'ı şerifler hayrolsun. Hayırlı ramazanlar. "
    Derdi dağlardan büyük olan Karagöz Hacivat'ın ne dediğini yine anlayamaz: " Ramazanların hıyar tarlası mı? Ne bileyim nerededir? "
    Hacivat: " Yani oruç ayına girdik Karagözüm. "
    Karagöz: " Hı. "
    Hacivat: " Oruçlu musun Karagözüm? Gece sahura kalktın mı? "
    Karagöz: " Gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir aralık dalmışım. Kötü bir rüya gördüm. Adamın biri, beni kesiyordu. "
    Hacivat: " Hayrolsun diyecektim. Ama böyle rüyanın hayrı olmaz ki. "
    Karagöz: " Hayri'yi rüyanda mı gördün? "
    Karagözün hey heylerde olduğunu anlayan Hacivat hey heylere hay hay der geçer.
    Hacivat: " Karagözüm, rüyanda seni kim kesiyordu? "
    Karagöz: " Adamın biri. "
    Hacivat: De hadi Karagözüm. Ağzımdan laf çıkmaz bilirsin. "
    Karagöz: " Şu Tuzsuz Deli Bekir. Rüyama kadar girdi. "
    Hacivat: " Ne demek rüyama kadar girdi? Gerçek hayatta da mı keskinleri oynadı? "
    Karagöz anlatmaya başlar: " Yazın bir ara işsizdim. Tuzsuzdan borç almıştım, ödeyemedim. İkidir gelir kapıyı tekmeler, açmadım diye kızar bağırır. Yolda önüme çıktı, kaçtım, kurtuldum. "
    Hacivat: " Eee sonra ne oldu? "
    Karagöz: " Dün çıkmaz sokakta kıstırdı beni. Hani para dedi. Bıçağını çıkardı, ileri geri salladı. Bir böbrekten, bir ciğerden dedi. "
    Hacivat: " Elinden nasıl kurtuldun? "
    Karagöz: " Yarın söz dedim. Paranı vermezsem bildiğin gibi yap dedim. "
    Hacivat: " O ne dedi? "
    Karagöz: " Parça mı olsun, kuşbaşı mı dedi. "
    Hacivat: " Karagözüm, senin borcun ne kadardı? "
    Karagöz borcunu söyler. Hacivat, Karagöz'ün borcunu son kuruşuna kadar eline sayar. Karagöz buna çok sevinir. Daha sonra evinin yolunu tutar. Tahmini doğrudur. Tuzsuz Deli Bekir, elinde bıçağı, kapının önünde bağırıp çağırmaktadır. Karagöz, Bekir Efendi deyip paraları gösterince Tuzsuz bıçaklı elini arkasına saklar: " Vay Karagöz, borcunu getirdin galiba. "
    Karagöz: " Evet, borcum, al say, hepsi tamamdır. "
    Tuzsuz parayı sayar: " Evet, tamam, der, borç morç kalmadı. "
    Karagöz: " Bir daha senden borç almam. Bu son olsun. "
    Tuzsuz: " Vay köfte vay, bir de haklı çıkarsın ha. Ben de sana borç verirsem elim bıçak tutamasın. " der ve bıçağını çıkarır. Karagöz eve kaçar. Kapıyı sürgüler. Kapının önünde nara atan, tehditler savuran Tuzsuz Deli Bekir daha sonra evin önünden uzaklaşır. Böylelikle Karagöz kurtulur.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KOCA KAFALI BİR KELEŞ
    Hacivat: " Gökyüzünde yıldız var, ay var. "
    Karagöz: " Yeryüzünde baldızımın yaptığı çay var. "
    Hacivat: " Gökyüzünde bulut var, güneş var. "
    Karagöz: " Yeryüzünde unutma keleş var. "
    Hacivat: " Karagözüm, keleş mi var? "
    Karagöz: " Var tabi, koca kafalı bir keleş var. "
    Hacivat: " Acaba kim bu keleş? "
    Karagöz: " Kim olacak tabi ki sen. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, kafan benimkinden büyüktür. "
    Karagöz: " Çaresiz kaldığın için, şu attığın çığlıktır. "
    Hacivat: " Senin denizin bitmiş, çırpındığın sığlıktır. "
    Karagöz: " Sığır sana derler, benden fışkıran sağlıktır. "
    Hacivat: " Sığır bana mı derler? Ben sığır falan değilim. "
    Karagöz: " Sağır değilsin ama sığır olduğun muhakkak. "
    Bana nasıl sığır dersin diyen Hacivat, Karagöz'ün yüzüne sert bir tokat vurur. Karagöz yere yuvarlanır, ayağa kalkar. Sol eli sol yanağının üstündedir.
    Karagöz: " Aman Hacivat, bana vurdun. "
    Hacivat: " Sen de dayak istedin durdun. "
    Karagöz: " Zalim Hacivat, bana vurma. "
    Hacivat: " Senin uçarken gördüğün telli turna. "
    Karagöz: " Hamama gittim, yoktu boş kurna. "
    Hacivat: " Ben seni bilirim, çalar durursun zurna. "
    Karagöz: " De git Hacivat, alırım seni ayağımın altına. "
    Hacivat: " O biraz zor, bugün üzüm şerbeti içtim. "
    Karagöz: " Tarlada buğday, başak mı biçtin? "
    Hacivat: " Karagözüm, bugün çok saçmaladın. "
    Karagöz: " Hacivatım, seçmeyi bilemedin. "
    Hacivat: " Yanlışta olan ben değilim, sensin Karagözüm. "
    Karagöz: " Tepeni delerim, budur son sözüm. "
    Hacivat: " Karagözüm, barış yapalım, sun bana bir salkım üzüm. "
    Karagöz: " İki karış uzakta dur, bir bardak zıkkım çözüm. "
    Hacivat: " Nasıl olur, bir bardak zıkkım çözüm? "
    Karagöz: " İç zıkkımın kökünü, titrerken gör çözümü. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, zıkkım zehir olmasın? "
    Karagöz: " Zehir, tehir olmasın, bardağa dolsun. "
    Hacivat: " Dur Karagözüm, zehir bardağa dolmasın. "
    Karagöz: " O zaman Hacivat sessiz kalsın. "
    Hacivat: " Ağzıma fermuarı çektim, işte bak sustum. "

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ İLE HACİVAT: MATİZ
    Hacivat'ı gece uyku tutmaz. Sabah erkenden kalkar, giyinip dışarı çıkar. Karagöz'ün evinin kapısını çalar. Bir daha çalar. Karagöz uykulu gözlerle pencereye çıkar. Bakar kapıyı çalan Hacivat'tır: " Hacivat, sabahın seher vakti neden kapıyı çalarsın? " diye sorar.
    Hacivat: " İn aşağı Karagözüm, yarenlik edelim. Ben söyleyeyim, sen dinle. Sen söyle ben dinleyeyim. "
    Karagöz: " De git Hacivat, başka işin yok mu senin? Alırım ayağımın altına. "
    Hacivat: " Gel aşağı Karagözüm, gece uyku tutmadı. "
    Karagöz: " Seni uyku tutmadı ama benim uykumu kaçırdın. "
    Hacivat: " Uykunu mu kaçırdım? Uykun nereye kaçtı? "
    " Uykum sana kaçtı, " diyen Karagöz, pencereden Hacivat'ın üstüne atlar. Boğuşmaya başlarlar. Karagöz'ün elinden kurtulan Hacivat: " Dur Karagözüm, sana bir hesap sorusu sorayım, bilirsen hemen giderim. " der.
    Karagöz: " Sor bakayım, benim hesabım kuvvetlidir. "
    Hacivat: " iki iki daha kaç eder? "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Yani ikiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
    Karagöz: " Kaç mı olur? İkiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
    Hacivat: " Tamam işte Karagözüm, ben sana soruyorum. İkiyle ikiyi topla kaç buldun? "
    Karagöz: " İki iki daha şey eder. Ya Hacivat, bu soru kolay, daha zorunu sor. "
    Hacivat: " Sen bunu bil, daha zorunu sorarım. "
    Karagöz düşünürken, aradan zaman geçer. Sağa sola bakınıp bir kurtarıcı ararken, Tuzsuz Deli Bekir çıkagelir. Hacivat'tan çok Karagöz'le haşır neşirliği vardır: " Vay Karagöz, arpacık kumrusu gibi ne düşünürsün? Karadeniz'de gemilerin batamaz, kayığın olsa Marmara'da batardı. Bilmem anladın mı? "
    Karagöz bu matizden oldum olası hoşlanmamıştır. Onun olduğu ortamda dut yemiş bülbüle döner. Matize korkuyla karışık saygı duyar. Her zaman, matizin belindeki bıçak olmasa ben bilirim yapacağımı, der. Ama ufaktan da olsa racon kesmeden duramaz: " Ya matiz, Hacivat beni gece rüyasında görmüş. Sabah erkenden kapıma üşüştü. Soru soracağım, dedi. Şimdi sen söyle: İki iki daha kaç eder, ben bilemem mi? "
    Matiz: " Bilemezsin. Bilirsen seni sokak sokak sırtımda gezdiririm. " Der ve belinden bıçağını çıkarır, aha bak şuraya yazıyorum, diyerek çömelip toprağı eşeler.
    Bunun üzerine Karagöz sadece küçük değil, büyük dilini de yutar. Sus pus olur ve gözlerini aşağı indirir. İçinden, matiz geldi, beni Hacivat'ın elinden kurtardı ama rezil etmese bari, diye düşünür.
    Karagöz'ün süngüsünün düştüğünü gören matiz Hacivat'a döner: "Bak Hacivat, ben ilk mektebin birinci sınıfına giderken, sınıfın en tembeliydim. Arap hoca bize dua öğretirdi. Evde kitaptan iyice çalışın, ezberleyin, gelin. İşte şu, şu duaları okutucam, derdi. Ben evde tastamam duaları ezberlerdim ama Arap hoca karşıma dikilince duaları unutuverirdim. Bana kızardı, bağırırdı. Senenin ortasına doğru bu Karagöz bizim sınıfa geldi. Arap hoca beni bıraktı, buna yöneldi. Karagöz araptan çok azar işitti. Üçe gitmedi. Daha sonra başka mahalleye taşındılar, bu da araptan kurtuldu. Arap hoca tekrar bana döndü. Bir sene sonra ben de araptan kurtuldum, dörde gitmedim. "
    Matiz derin bir iç geçirir, hal ve gidiş böyle Hacivat kardeş. Haydi, kalın sağlıcakla, der ve yürüyüp gider. Karagöz ile Hacivat ise, az sonra selamlaşıp dostça ayrışırlar.

    Yazan: Serdar Yıldırım



    KARAGÖZ İLE HACİVAT: ZAMAN MAKİNESİ
    Karagöz bir gün hızlı adımlarla evinden çıkar ve Hacivat'ın evine doğru yürümeye başlar. Karagöz çok hırslıdır, gözü hiçbir şeyi görmez. Kendisini tanıyıp, selam verenlere bile eyvallah etmez. Hışımla gelip, Hacivat'ın evinin kapısını çalar. Hacivat kapıyı açar:
    " Yavaş ol Karagözüm, kapıyı kıracaksın! Tokmağı görmez misin? Tekmeyle kapı çalınır mı? Evi yıkacaksın. Benden korkmaz mısın? "
    " Kes! Senden korkmam. Sen benden korkar mısın? "
    " Aman Karagözüm, korkarım. Yeter ki, evimi başıma yıkma."
    " Hemen gel, benim evin bahçesine. Hani diyordun ya yüz sene sonra ne seni ne beni kimse bilmez, hatırlamaz. Onun sağlamasını yapacağız. Bakalım doğru mu? "
    " Hah hah ha. Aman Karagözüm. Bırak yüz seneyi, elli altmış sene sonra bile insanlar bizi hatırlamaz. Suya yazılan yazı gibi, ağızdan söz uçup gider. Kim Hacivat diye, kim Karagöz diye, kim beni ana, kim seni bile. "
    " Kes! Çekerim senin kulaklarını. Kapa kapını, düş peşime. "
    Gerisin geriye dönüp uzaklaşan Karagöz'ün ardından, Hacivat koşarak zor yetişir: " Karagözüm, nedir benimle derdin? Ben öylesine şakacıktan söylemişimdir. Sen esas mı sanırsın? "
    " Artık iş çığırından çıktı. Sen şakacıktan konuşmadın, ben de esas sandım. Elli altmış sene değil, altı yüz altmış sene sonrasına gideceğiz ve o zamanın insanına bizi soracağız. Ey ademoğlu, Karagöz ile Hacivat'ı bilir misin, diyeceğiz. Yüz kişiden bir kişi bile tanımayan çıkarsa, ben süpürge olayım, yolları süpüreyim. "


    Karagöz daha sonra Hacivat'ı evinin bahçesine götürür ve kendi icadı zaman makinesini gösterir: " Bak Hacivat, bu benim yaptığım zaman makinesi. İkimiz buna binip geleceğe gideceğiz. Bakalım Bursa ve Pınarbaşı Meydanı nasılmış? Kaç yüz sene sonra insanlar nasılmış? Bütün bunları öğreneceğiz. "
    " Aman Karagözüm, bu ne böyle? Tahtadan, tenekeden bir odacık yapmışsın. Ama bunun tekerlekleri yok. Tekerlekleri olsa bile hani at, hani eşek. Bunu ne çekip götürecek? "
    " Kes! Zırıltıyı bırak! Tekerleğe ihtiyaç yok, çünkü yürümeyecek. Bu makine zaman içinde süzülecek. Süzülerek zamandan hızlı gidecek ve zamanın önüne geçecek. İstediğim yerde duracak ve o zamanda kalacak. Biz de makineden çıkıp geleceği göreceğiz, yaşayacağız. "
    "Neler diyorsun, Karagözüm? Söylediklerinin yarısını anlamadım. İddianı ispat et, benden sana bir tepsi cevizli baklava hediye. "
    Bunun üzerine Karagöz: " Bir tepsi cevizli baklava mı? Desene ağzım tatlanacak," dedikten sonra zaman makinesinin kapısını açar ve haydi bakalım Hacivat, gir içeri, der.
    Hacivat içeri girip sandalyeye oturur. Karagöz de diğer sandalyeye oturup kapıyı kapatır. Ayaklarıyla bisiklet pedalına benzer bir tür pedalı çevirmeye başlar. Aracın etrafını bir zaman bulutu kümesi kaplar. Karagöz, Bursa Pınarbaşı Meydanı diye bağırır ve pedalı altı yüz altmış defa çevirdikten sonra bırakır. Biraz sonra araç Pınarbaşı Meydanı'nda belirir. Karagöz ile Hacivat araçtan çıkarlar.


    Sene 2011. Aralık ayının yirmi dördü. Karagöz ile Hacivat'ı meydanın ortasında gören insanlar, onların başına toplanırlar. Bir çocuk sevinçle koşarak yanlarına gelir ve geride kalan annesine bağırır: " Anne, koş bak, Karagöz'le Hacivat. "
    Adamlar, kadınlar, çocuklar, Karagöz ile Hacivat'ın etrafını sarar. Duyan gelir, gören gelir. Ortalık kalabalıklaşır. Karagöz nasılsın? Hacivat nasılsın? diye hal-hatır soranlar çoğunluktadır. Sizleri çok seviyoruz, diyenler vardır.
    Karagöz atıp tutturmuş olmanın gönül rahatlığı içinde Hacivat'tan yana döner: " Hani Hacivat, kimse bizi tanımazdı? Ne oldu, gıkın çıkmıyor? Çamura oturdun mu şimdi? "
    " Ne desem bilmem ki, Karagözüm. Şaşırdım kaldım. İnsanlar bunca sene sonra bile beni tanıdılar ya, eee ben de az değilim hani, tanımasalardı şaşardım. "
    " Vay Hacivat, fırıldak olmuş dönüyorsun! Yaptığın laf kalabalığı. İnsanlar seni tanıdılar ama ben varım diye seni tanıdılar. Ben olmasam, seni kim bilecek? Önce benim adım anılıyor. Ben başroldeyim, sen fagüransın. "
    " Hah hah ha. Ona fagüran değil, figüran derler. "
    " Ha fagüran, ha fegüran, ne fark eder? Doğrusunu kim bilebilir ki? "


    Serdar Yıldırım da, ilk andan itibaren Karagöz ile Hacivat'ın yanındaydı. Onların konuşmalarına kulak müşterisi olmuştu. Karagöz'ün konuşmasından imla, kelime, söyleyiş hatalarını cımbızla çekip alarak, diliyle şekillendirip, doğrusunu söyleyen Hacivat, Serdar'ın bilerek yaptığı hatayı cımbızladı: " Oğlum, yazıyorsun bari doğrusunu yaz. Ona kulak müşterisi değil, kulak misafiri denir. "
    Aynı anda kadının biri, yanındaki kadına şöyle demektedir: " Üniversiteli gençler galiba. Çok güzel rol yapıyorlar. Tıpkısının aynısı Karagöz ile Hacivat bunlar. "
    " Doğru kardeş, belli tiyatro eğitimi almışlar. Böyle gerçekmiş gibi rol yapan tiyatrocu az bulunur. Broadway yıldızları, bunlara bir bardak su veremez. "
    Üniversiteli gençler galiba, diyen kadının on yaşındaki oğlu annesinin dediklerine katılmıyordu. Annesi, çok güzel rol yapıyorlar, demişti. Bakın bu doğru olabilirdi. Dünya bir sahnedir dersek, onlar başroldeki aktörlerden ikisiydi. Dünya sahnesine çeşitli devirlerde, çeşitli oyuncular önderlik etmişti. Önderler, liderlik pozisyonlarını hiçbir zaman kaybetmezler ve yüzyıllar sonra bile, bu özelliklerini sürdürürlerdi. Önemli olan, iyilikleriyle, artı değerleriyle hatırlanmaktı. İşte Karagöz ile Hacivat: Bu ikiliye kötüdür, fenadır demek kimsenin aklına gelmezdi. Her tip insan için, biçilmiş kaftandılar. Korkunç zordur, herkes tarafından beğenilmek, takdir edilmek.
    Annesi son olarak, tıpkısının aynısı, Karagöz ile Hacivat sanki bunlar, demişti. Sankiyi aradan çıkartırsak, geriye ne kalır? Gerçekten bunlar Karagöz ile Hacivat olabilir miydi? Çocuk, annesinin elinden kurtulup, Karagöz'ün ağzıyla boğazı arasındaki yeri yani sakalını tutup çekiştirdi. Sakal sağlamdı, tutanın elinde kalmıyordu.
    Çocuk: " Anne, Karagöz'ün sakalı takma değil, " dedi ve diğer eliyle Hacivat'ın sakalını çekiştirdi. " Bak anne, Hacivat'ın sakalı da takma değil. Bunlar gerçekten Karagöz ile Hacivat, " dediyse de annesinin çatılmış kaşlarıyla karşılaşınca sustu.


    Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kalabalıktan kurtararak Muradiye semtine götürdü. Oradan Çekirge semtine inecekler ve ikiliye türbelerini ziyaret ettirecekti. Yolda Serdar, şu internet kafeye girelim de resimlerinizi görelim ve hayat hikayenizi okuyalım, dedi.
    Bunun üzerine Karagöz: " İnternet kafe mi? Ne interneti, ne kafesi? Güvercin kafesi filan gibi mi? "
    Serdar: " Hayır, güvercin değil, tavşan kafesi. Suya yazı yazarsın kalmaz ya internette havaya yazıyorsun kalıyor. Cep telefonunla resim çek, koy siteye, foruma, aylar sonra bile silinmez, bozulmaz. "
    Hacivat: " Cep telefonu mu? O da ne ki? "
    Serdar cebinden telefonunu çıkararak: " İşte bu. Sende de bundan bir tane olsun, ben burada sen Uludağ'da rahatça konuşup anlaşırız. "
    " Hiç o kadar uzaktaki iki insan birbiriyle konuşabilir miymiş " diyen Karagöz, Serdar'ın üstüne yürüdü. Serdar kaçtı, Karagöz kovaladı. Az sonra yorulan Karagöz, Serdar'ın peşini bırakıp bir kenara oturdu ve Hacivat'ın gelmesini beklemeye başladı. Karagöz çabuk sinirlenmişti ama siniri hemen geçti. Karagöz ile Hacivat kafede resimlerini görünce gururlandılar, hayat hikayeleri okununca duygulandılar. Hayat hikayelerinin son bölümünü okumadan geçen Serdar müthiş ikiliyi hala hayatta olduklarına inandırdı ve türbe ziyaretini kara listeye aldı. Onlara tarihsel ve teknolojik bilgi verdi.


    Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kapalıçarşıya götürdü ama onları oradaki izdihamda kaybetti. Ertesi gün Pınarbaşı'na giden Serdar zaman makinesini göremedi. Araç ortada yoktu. Karagöz ile Hacivat zaman makinesine binip gitmişler miydi? Yoksa belediye bu nedir deyip aracı çöpe mi atmıştı? Belediye aracı çöpe atmış olsa bile Karagöz ile Hacivat'ı da çöpe atacak hali yoktu. Serdar, Bursa sokaklarında çok aramasına karşın, onların izini bulamadı. Üzüntüsü doruğa çıkmıştı ki, bu hikayeyi yazıp rahatladı. Bu hikayenin Karagöz ile Hacivat'ın hatırlanması, akıllara düşmesi açısından yararlı olacağını düşündü.


    SON


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Karagöz İle Hacivat Konuşmaları - 4

          Kategori: Çocuk Hikayeleri ve Öyküleri

          Konuyu Baslatan: Serdar Yıldırım

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 331

    Azeribalasi (05.12.20) Beğenenler

  2. #2
    Serdar Yıldırım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.04.09
    Mesajlar
    80
    Konular
    64
    Beğendikleri
    2
    Beğenileri
    12
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    454
    @Serdar Yıldırım

    Standart Cevap: Karagöz İle Hacivat Konuşmaları - 4

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: İŞKEMBE ÇORBASI
    Hacivat evden çıkar, bir koşu gidip Karagöz'ün evinin kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.
    Hacivat: " Karagözüm, koş, hanım işkembe çorbası pişirdi. "
    Karagöz: " Hanım işkence çorbası mı pişirdi? "
    Hacivat: " İşkencenin çorbası mı olurmuş? İşkembe çorbası: Bol sirkeli, sarımsaklı. "
    Karagöz: " Beni evine götürüp işkence mi yapacaksın? "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, ne işkencesi? Seni çorba içmeye çağırdım. "
    Karagöz: " Demek bana işkence yapmaya kararlısın? Seni kolculara söyleyeyim de falakaya yatırsınlar. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, etme eyleme. Beni kolculara teslim etme. "
    Karagöz: " Sakın buradan ayrılma. Tabanlarına on sopa ye de aklın başına gelsin. "
    Karagöz gidince Hacivat evine döner ve samanlığa saklanır. Karagöz ile kolcular, biraz aradıktan sonra, Hacivat'ı samanlıkta bulur. 1. kolcu Karagöz'e sorar: " Bu sana ne yaptı? "
    Karagöz: " Beni evine çağırdı. İşkence yapacakmış. Sonra da pişirip çorbamı içecekmiş. On sopa vurun da akıllansın. "
    2. kolcu: " Yüz sopa vuralım "
    1. kolcu: " O kadarı fazla. Elli sopa yeter. "
    Çaresiz kalan Hacivat, Karagöz'ün boynuna sarılır: "Aman Karagözüm, sen büyüksün. Suçum azdır. On sopa yeter. "
    Karagöz'ün demesiyle kolcular on sopa vurup gider. Karagöz Hacivat'ı ayağa kaldırır, sırtına biner, çevrede dolaştırır. Böyle yapmasının sebebi, Hacivat'ın tabanlarının şişmesini önlemektir. Yoksa Hacivat yürüyemez hale gelirdi.
    Karagöz'den ayrıldıktan sonra Hacivat ağır aksak evine doğru giderken, düşüncelere dalar: " Söylediklerimi yanlış anlayan Karagöz'e mi kızsam, beni dinlemek zahmetine katlanmayan kolculara mı kızsam bilemedim. Belki her üçüne kızmak daha doğru. Bu dünyada niye böyle haksızlıklar, adaletsizlikler olur, onu da çözemedim. Gel de isyan etme. "




    KARAGÖZ'ÜN KARGASI
    Karagöz: " Hacivat, bak karga aldım. "
    Hacivat: " Ne? Karga mı? Ne kargası? "
    Karagöz: " Karga kargası. Nasıl şaşırdın ama? "
    Hacivat: " Çok şaşırdım! Aman Karagözüm, nereden aldın bunu? "
    Karagöz: " Pazardan. "
    Hacivat: " Pazardan mı? Kaça aldın? "
    Karagöz: " Dört akçeye. "
    Hacivat: " Nee? Dört akçe mi? "
    Karagöz: " Evet, dört akçe. "
    Hacivat: " Sen ne yaptın Karagözüm? Hiç bu karga dört akçe eder mi? "
    Karagöz: " Etmez mi? Ya kaç akçe eder? "
    Hacivat: " Bırak dördü, üçü, ikiyi, bir akçe etmez. "
    Karga söze karışır: " Bir akçe etmez miyim? Karagöz kim bu ya? "
    Karagöz: " Hacivat, çok iyi arkadaşımdır. "
    Karga, Karagöz'ün kolundadır. Hacivat'tan yana döner. Sesi tok, duruşu ciddidir. Sert bakar. Hacivat bir adım geriler.
    Karga: " Senin adın Hacivat mı? "
    Hacivat: " Evet Hacivat. "
    Karga: " Nerelisin? "
    Hacivat: " Buralı."
    Karga: " Burası neresi? "
    Hacivat: " Şey, yani Bursa. "
    Karga: " Bursa'nın adı ne zamandan beri şey yani Bursa oldu? "
    Hacivat söyleyecek söz bulamaz. Renkten renge girer. Başını hafifçe öne eğer. Gözlerini kısar. Karagöz'den yana döner. Bakışları, imdat, beni bu kargadan kurtar, Karagöz, der gibidir. Karagöz durumu hemen kavrar. Hacivat'ın süngüsü düşmüştür. Bu bulunmaz fırsatı değerlendirir: " Hacivat korktu. Karga, parçala onu. " diye bağırır.
    Karga: " Sen sus Karagöz, " der. Karagöz susar. Gözlerini kapatır. Bir imparatorluğun çöküşünü dinlemek için, kulaklarını on altı açar.
    Karga, Hacivat'a döner: " Seni kanatsız, tüysüz yaratık seni. Kendini ne sanıyorsun? Beni dört akçeye Karagöz aldı. Sen kendini pazarda sat bakalım. Bırak akçeyi kuruş veren olmaz. Yolarım sakallarını sonra sokağa çıkamazsın. "
    Bunun üzerine Hacivat bir kaçış kaçar ki sormayın.
    Aradan günler geçer. Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Hacivat sorar: " Vay Karagöz, karga yok mu? "
    Karagöz: " Yok. Sattım kargayı kurtuldum. Ne belaymış be. "
    Hacivat: " Aman Karagözüm, bela dedin. Sana ne yaptı bu karga? "
    Karagöz: " Ne yapmadı kİ? Geçen gece sabaha kadar uyutmadı. Hayatını anlattı. 200 yaşındaymış. Dünyanın pek çok yerini gezmiş, dolaşmış. Saraylarda yaşamış. Krallarla, prenslerle dost olmuş. Gençliğinde göklerin hakimiymiş. Kartallar, bundan korkarmış. Daha neler, neler.. Sabah olunca yarı uykuluyum ya, sus da biraz uyuyayım, dedim. Sen misin bunu bana diyen. Bana bir daldı. Yere yıktı. Kanatlarıyla vurdu, gagaladı. Ama elinden kurtuldum. Pencereden atlayıp kaçtım. Sokaklarda uzun süre dolaştım. Ağaçlık bir alan gördüm. Oraya girip saklandım. Kendimce hafiften söyleniyordum. Karagöz, ne vızırdayıp duruyorsun, diyen bir ses duydum. Kafamı kaldırıp baktım. Ağacın dalında karga? Ağzım açık bakakaldım. Karga, beni pazara götür, on akçeye sat, dedi. Onu pazarda on akçeye sattım. Bu işten epey karlı çıktım. "
    Hacivat: " Desene bu kargadan ben ucuz kurtulmuşum.. Kargayı kim aldı? "
    Karagöz: " Kilimci Ahmet. Beni yerlerde sürükleyen karga kilimciyi ne yapar? "
    Hacivat: " Halı gibi dokur. Dörde böler, on ikiyle çarpar. "
    Karagöz: " Hal ve gidiş böyle. Bana güle güle " der. Böylelikle iki arkadaş evlerine gitmek üzere birbirinden ayrılırlar.





    KARAGÖZ İLE HACİVAT: İNEGÖL'E ON İŞÇİ
    Hacivat: " Haydi, son bir kişi araba kalkıyor. Vay Karagözüm, hoş geldin. Araba kalkıyor. "
    Karagöz: " Hı. "
    Hacivat: " At arabası kalkıyor. İşçi gideceksin. İnegöl'e patates toplamaya. "
    Karagöz: " Dişim ağrımıyor ki, İnegöl'e dişçiye niye gideyim? "
    Hacivat: " Dişçiye değil, işçi gideceksin. "
    Karagöz: " Piştide çok iyiyimdir. Geçen gün nasıl seni kahvede yenmiştim. Herkesin içinde ağlamıştın. "
    Hacivat: " Ah Karagözüm, benim ağlamam yenildim diye değil. "
    Karagöz: " O zaman neden ağladın? "
    Hacivat: " Benim aldığım sayıları kendine yazmışsın. Senin zavallı haline acıdım da ağladım. "
    Karagöz: " Doğru, yenilince zavallı durumuna düşmüştün. Bak ısrar etme yine ağlatırım seni. "
    Bir işçi gelir, araba dolar ve gider. İkinci bir at arabası gelir, kenara yanaşır.
    Hacivat: " Haydi, İnegöl'e on işçi. Günübirlik iş. Gündelik iki akçe. "
    Karagöz: " Az önce kalkan araba nereye gitti, Hacivat? "
    Hacivat: " İnegöl'e gitti. Patatese. Gündelik iki akçe. Çalışan kazanır. "
    Karagöz: " Yazıklar olsun sana Hacivat. Bana neden söylemedin? O paraya ihtiyacım vardı. "
    Hacivat: " Aha? Söyledim ya. Son bir kişi dedim. İnegöl'e patates toplamaya dedim. İşçi gideceksin dedim. "
    Karagöz: " Öyle söylemedin. Dişçiyle, piştiyle kandırdın beni. "
    Hacivat: " Dur Karagözüm, bu arabaya bin. Aynı yer, aynı iş. Atları biraz kırbaçlarsınız, onlardan önce varırsınız. "
    " Demek beni adamlara kırbaçlatacaksın? Bir daha seninle konuşursam iki olsun, " diye yürüyüp giden Karagöz'ün arkasından Hacivat bakakalır.




    EN AKILLI KARAGÖZ
    Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
    Hacivat: " Karagözüm, bal almak ister misin? "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Şu köşede bal satıyorlar. Kilosu dört akçe. Al istersen. "
    Karagöz: " Zaten eskiden beri benim hayalim. "
    Hacivat: " Hayalin mi? Ne hayali? "
    Karagöz: " Sal satıyorlar dedin ya. Bir sal alıp dünya turuna çıkmak. "
    Hacivat: " Sal değil, bal satıyorlar. Hey koca kafalı, sağır kulaklı. "
    Karagöz: " Doldururdum çoluk çocuğu sala, kürek çeker, okyanusa ulaşırdım. "
    Hacivat: " Okyanusu bırak, herkes bal alıyor. "
    Karagöz: " Herkes fal bakar ama kimse benim gibi fal bakamaz. "
    Hacivat: " ... "
    Karagöz: " Geçen gün kahve falıma baktım. İyi yerdeydim. "
    Hacivat: " Nasıl yani? "
    Karagöz: " Çıkmışım kavağın ucuna, yukarıdan akıl dağıtıyorlar. Ben yüksekteyim ya en çok aklı ben aldım. "
    Hacivat: " Sorması ayıp olmasın, ne yaptın o akılları? "
    Karagöz: " Kaybolmasın diye beynime doldurdum. "
    Hacivat: " Senin beynin akıl dolu da, sen çok akıllısın da ben mi fark edemedim? "
    Karagöz: " Boşuna akıllıyım deme Hacivat, akıl dağıtılırken sen orada yoktun. "




    Yazan: Serdar Yıldırım
    Azeribalasi (05.12.20) Beğenenler

Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş