Kullanıcı Tag Listesi

"EHL-İ BEYT" KİMLERDİR? İslam Tarihinin ilk dönemlerinden itibaren tartışmalı ve belirsiz görüntü*süyle problem olma özelliğini devam ettiren Ehl-i Beyt kavramı Arap dilinde kelime anlamı yönüyle esnek bir yapıya sahiptir. En dar şekliyle kişinin ailesini yani eşini ve çocuklarını ifade ederken, en geniş anlamıyla da kişinin tüm akra*ba ve kabilesini ifade edebilmektedir. Meseleye dini açıdan baktığımızda ise gerek Kur'an'da gerekse Sünnet'te bu tabire yöneltilen net bir tanımlamadan

Bu konu 1305 kez görüntülendi 3 yorum aldı ...
Ehl-i Beyt Kimlerdir? 5,00 1305 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ehl-i Beyt Kimlerdir?

    5 üzerinden 5,00 | Toplam: 1 kişi oyladı ve 1305 kez incelendi.

  1. #1
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.805
    Konular
    3298
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    927
    @Dygsuz

    Standart Ehl-i Beyt Kimlerdir?



    "EHL-İ BEYT" KİMLERDİR?

    İslam Tarihinin ilk dönemlerinden itibaren tartışmalı ve belirsiz görüntü*süyle problem olma özelliğini devam ettiren Ehl-i Beyt kavramı Arap dilinde kelime anlamı yönüyle esnek bir yapıya sahiptir. En dar şekliyle kişinin ailesini yani eşini ve çocuklarını ifade ederken, en geniş anlamıyla da kişinin tüm akra*ba ve kabilesini ifade edebilmektedir. Meseleye dini açıdan baktığımızda ise gerek Kur'an'da gerekse Sünnet'te bu tabire yöneltilen net bir tanımlamadan bahsetmek mümkün değildir. İslam'ın bu iki temel kaynağındaki kullanımlar daha sonraları üretilen tanımlamaları delillendirmek amacıyla kullanılmış, bu noktada çok aşırı görüşler ve zorlama yorumlara başvurulmuştur. Hz. Hüseyin'in şehit edilmesi İslam siyâsî tarihi için bir dönüm noktası olması*nın yanı sıra söz konusu kavram için de yeni bir sürecin başlangıcı olmuştur. İşte bu süreçte üretilen yeni tanımlar ve bu tanımlar için uydurulan rivayetler "Ehl-i Beyt"in kim ve ne olduğunu belirlemeyi imkansız hale getirmiştir.

    Ehl-i Beyt Kavramı ve Değişim Süreci
    Ehl-i Beyt'in tanımlanmasıyla ilgili olarak temel ayırım noktası, meseleyi Kur'an ve Sünnet çerçevesi içinde ele alıp makul ve mantıklı izahlar getir*meye çalışan Ehl-i Sünnet ile bu kavrama yönelik geliştirdiği "Ehl-i Beyt: Hz. Muhammed (sav), Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile onun soyundan gelen imamlardır" şeklindeki özel bir tanımla, itikadî ve sosyal argümanla*rını bu kavram üzerine oturtan Şia arasında olmaktadır. Bu iki bakış açısı ara*sında net bir farklılık, diğer bir ifadeyle bir zıtlık vardır. İşte Ehl-i Beyt kavramı üzerindeki düğüm noktası burasıdır. "Ehl" ve "Beyt" kelimelerinden oluşan Ehl-i Beyt tabiri Arap dilin*de "ev halkı, hane halkı" anlamında her dönem ve her çağda kullanılmıştır. Bu tabir bir kişiye izafe edildiği zaman o kişinin eşini (eşlerini) çocuklarını ve yakın akrabalarından olan tüm erkek ve kadınları içerdiği kabul edilmektedir.

    Hz. Peygamber Dönemi
    Hz. Peygamber döneminde Ehl-i Beyt tabiri tamamen kelime anlamına uygun olarak kullanılmıştır. Bu tabirle bir kimsenin ailesi ve çocukları ifade edilmiştir.
    Ehl-i Beyt konusunda örnek olarak zik*redebileceğimiz en önemli hadis "Kisâ" hadisi olarak meşhur olan hadistir. Bir çok farklı senedle nakledilen bu rivayette nakiller arasında önemli metin farklılıkla*rının olduğu da bir gerçektir. Özellikle Şia'nın temel delil olarak sunduğu bu rivayetin Ehl-i Sünnet kaynaklarındaki Hz. Aişe'den nakledilen şekli şöyledir: "Bir gün Rasûlullah, üzerinde siyah kıldan dokunmuş bir örtü olduğu halde erken vakitte evden çıktı. Karşısına Hasan geldi, onu örtünün altına aldı. Daha sonra Hüseyin geldi, onu da örtünün altına aldı. Daha sonra sıra ile Ali ve Fâtımâ geldi. Onların hepsini örtünün altına toplayıp;‘Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her türlü noksanlığı giderip sizi tertemiz kılmak ister"ayetini okudu."
    Bu rivayetin Ümmü Seleme'den nakledilen şekli ise şöyledir: "Fâtımâ bir gün elinde yemek tabağı olduğu halde Rasûlullah'ın yanına girdi. Rasûlullah ona: ‘Amcam oğlu nerede?' diye sordu. Fâtımâ evde olduğunu söyleyince, ‘onu ve iki oğlunu çağır' dedi. Onlar gelince Rasûlullah Hasan ve Hüseyin'i kucağına, Ali'yi sağına Fâtımâ'yı soluna oturttu. Sonra onları örtüye sararak sol eliyle örtünün uçlarını tuttu ve sağ elini yukarıya kaldırarak:

    "Allah'ım... Ehl-i Beyt'im... Onlardan her türlü noksanlığı gider ve onları tertemiz kıl."

    diye duâetti.

    Hulefâ-i Râşidîn Dönemi
    Hz. Peygamberin vefatından sonra gelişen olaylar arasında özellikle de hilafet problemi çerçevesinde ilk anlarda Ehl-i Beyt'in direkt olarak kullanımı olmasa bile Hz. Peygambere yakınlığın vurgulandığı ve bu gerekçe ile Hz. Ebubekir'in halifeliğine itirazların yükseldiğine şahid oluyoruz. Hz. Ali ve Abbas'ın başını çektiği bu gruptaki kişilerin, Hz. Ali'nin Hz. Peygambere olan yakınlığı nedeniyle hilafette hak sahibi olduğuna ve bu hakkının gasp edildiğine inandıkları iddia edilmektedir. Ancak bütün bu olaylar çerçevesinde dikkati çeken önemli nokta Ehl-i Beyt tabirinin herhangi bir şekilde kullanılmamış ol*masıdır. Bu da bize bu tabirin kavram olarak şekillenmesinin daha sonraki dö*nemlerde olduğuna dair önemli ipuçları vermektedir.
    İlk dönem hilafet problemi çerçevesinde Hz. Ali'nin merkez olarak göste*rilmesi, diğer bir ifadeyle olayların sadece Hz. Ali ve diğerleri arasında cereyan etmesi bir yönüyle tarihi bir gerçeği yansıtmasının yanı sıra daha sonra gelişen olaylar nedeniyle Şiî düşünceye mensup kişilerin bu noktada çok fazla gayret gösterip olayları bu noktada yoğunlaştırmasının da büyük rolü olmuştur. Bu açıdan Sünnî kaynaklardaki rivayetler ile Şiî kaynaklardaki rivayetlerde nakle*dilen bilgilerin ve kullanılan ifadelerin farklılığı bizi yanıltmamalıdır.
    Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra isyancıların destek ve gayretleriy*le halife olarak Hz. Ali'ye biat edilmiştir. Biatin tamamlanmasından sonra Hz. Ali'nin yapmış olduğu bir konuşma bundan sonra neler yapacağı ve neler olması gerektiği hususunda ipuçları vermesi yönüyle önemlidir. O'nun bu hutbe*de önceki rivayetlere konu olan halifeliğin kendi hakları olduğu ve bu haklarının gasp edildiğine dair herhangi bir ifadesi söz konusu değildir.
    Hz. Ali'nin hilâfete gelmesinden sonra cereyan eden hadiseler içerisinde yine Ehl-i Beyt ile ilgili bir vurgunun olmadığını görüyoruz. Bu tabirin siyâsî bir kavram olarak şekillenmesinin daha sonraki süreçte ortaya çıktığı görülmektedir.

    Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in Siyâsî Mücadelelerinde Ehl-i Beyt İmajı
    Hz. Hasan'a halife olarak biat edilmesi içinde bulunulan ortam ve şartlar açısından çok farklı özelliklere sahiptir. Bu itibarla nakledilen rivayetlere baktı*ğımız zaman artık Ehl-i Beyt tabirinin kavram olarak yerleşmeye başladığını gösteren bilgilere rastlamaktayız. Hz. Hasan'ın Küfe halkına seslendiği konuş*masındaki şu ifadeler bu açıdan önemlidir: "Ey insanlar, beni biliyorsunuz, eğer bilmeyen varsa ben, uyarıcı, müjdeleyici ve Allah'a davet edici Muhammed Rasûlullah'ın oğlu Hasan'ım. Ben Ehl-i Beyt'tenim. Öyle Ehl-i Beyt ki, Allah onlardan her türlü kusuru gidermiş ve onları tertemiz kılmıştır. Yine Kuran'da, "Kim bir iyilik yaparsa biz onu kat kat artırırız..." ayetiyle ifade olunup, kendile*rine sevgi beslenilmesi Allah tarafından farz kılınan Ehl-i Beyt'tenim. Bu ayette*ki iyilik Ehl-i Beyt'e yapılan iyiliktir." Görüldüğü gibi Hz. Hasan kendisinin açık bir şekilde Ehl-i Beyt'ten olduğunu söylemekle kalmayıp Ehl-i Beyt'in hususi*yetlerini ve faziletlerini de belirtmiştir. Bu ifadeler Şiî düşüncenin Ehl-i Beyt'in fazilet ve üstünlükleri noktasındaki söylemleri ile örtüşmesi açısından dikkat çekicidir. Ancak buna rağmen, Hz. Hasan'ın kendilerinin Ehl-i Beyt'ten olmaların*dan dolayı halife olmaları gerektiği şeklinde bir düşüncesinin olmadığını hem bu konuşmasından hem de sonraki faaliyetlerinden anlamaktayız. Yine, yuka*rıdaki rivayete benzeyen diğer bazı rivâyetlerdeki bir husus dikkatimizi çekmek*tedir. Hz. Hasan: "Allah bizim hakkımızda ‘Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her türlü kusuru giderip sizi tertemiz kılmak ister.' ayetini indirdi" deyince oradakiler: "Siz onlar mısınız?" diye sormuşlar, Hz. Hasan da: "Evet" diye cevap vermiş*tir. Rivayette ifade edilen halkın "Siz onlar mısınız?" diye sorması, onların bu kavramın kimleri içine aldığını bilmediklerini ve bu kavramın toplumun gündeminde olmadığını ortaya koymaktadır. Hz. Hasan Muaviye ile barış yapıp hilâfeti ona teslim ettiğinde kendi ta*raftarları arasında tenkit edilmiştir.
    Hz. Hüseyin de Hz. Hasan'da olduğu gibi, karşı karşıya kaldığı bu zor anında, karşısındaki Müslümanların vicdanlarına tesir edecek bir ko*nuşma yapmıştır. Bu konuşmada dikkatimizi çeken husus, onun Rasûlullah ve diğer büyük ashâbla olan bağlantısını zikretmesine rağmen Ehl-i Beyt tabiri*nin geçmemiş olmasıdır. Dikkati çeken diğer bir husus, Ehl-i Beyt kavramının, Hz. Hüseyin'in çevresindeki insanlarca da kullanılmamasıdır. Şayet böyle bir kullanım vaki olsa idi, bu sahih rivayetlerin yanı sıra ve ondan sonraki olaylar için de ciddi bir mesned teşkil ederdi.

    Hz. Hüseyin'in Şehit Edilmesinden Sonra Kazandığı Anlam
    Ehl-i Beyt kavramının siyâsî faaliyetler içerisinde, siyâsî amaçlar için kul*lanılmasının ilk ciddi örneklerini Hz. Hüseyin'in şehid edilmesinden sonraki dönemde görüyoruz. Henüz Şia'nın da net bir oluşum olarak ortaya çıkmadığı bu dönemde belirginleşen bazı fikirler, Ehl-i Beyt'in intikamı ve hilafet hakkının sadece onlara ait olduğu iddiası ile ortaya çıkarak, Ehl-i Beyt'ten önce hilâfete geçenlerin bu makamların gâsıpları olduğunu ve Ehl-i Beyt haricinde hiç kim*senin halifelik makamına oturamayacağını savunmuşlardır. İşte kavrama yük*lenen bu yorum, kavramın tanımlanma sürecinde daha önceki dönemlerden kendisini ayıran ve kavramı siyâsî olaylar içerisine çeken temel sebep olmuştur. Ehl-i Beyt hakkında ortaya çıkan bu görüşler, beraberlerinde diğer bazı siyâsî ve itikâdî fikirlerle birlikte gelişerek, siyâsî ve fikrî ekollerin, hatta İslam dünyasındaki ilk itikâdî bölünme olan Şîa hareketinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
    Gerek Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in neslinden olup Kerbelâ hâdisesinden kurtulmuş olan Ehî-i Beyt zürriyeti, gerekse Hz. Ali'nin Hz .Fatıma'nın dışındaki hanımlarından olan çocukları, Zeyd b. Ali'nin 122/740 yılındaki ayaklanmasına kadar geçen yaklaşık yarım asırlık süre içerisinde bizzat bir isyan hareketi içeri*sinde olmamışlardır. Ehl-i Beyt davası ile öne çıkıp hak iddia edebilecek olan Ehl-i Beyt zürriyetinden Ali b. Hüseyin ile oğulları Muhammed b. Ali (el-Bâkır) ve Ca'fer b. Ali (es-Sâdık) siyasetle ilgilenmedikleri gibi Benû Ümeyye ile de iyi ilişkiler içerisinde bulunmuşlardır. Diğer taraftan Hz. Hüseyin'in torunu olan Zeyd b. Ali'nin 122/740 yılında giriştiği isyan hareketinde dikkatimizi çeken en önemli husus, "Ehl-i Beyt" kavramının sıkça ve önemli bir mesned olarak kul*lanılmasıdır. Zeyd, Küfe halkından biat alırken: "Biz sizleri Allah'ın kitabına, Peygamberin sünnetine, zalimlerle cihada, zayıfları savunmaya, haksızlığa uğrayanların zararlarını telafi etmeye,zulmü kaldırmaya ve Ehl-i Beyt'e yardım etmeye çağırıyoruz. Bunlar üzerinebiat ediyor musunuz" şeklinde bir konuş*ma yapmıştır. Aynı şekilde Abdullah b. Ca'fer b. Ebî Tâlib'in torunu olan Ab*dullah b. Muaviye'nin de 127/744 yılındaki isyan girişiminde "er-Rıza min Âl-i Muhammed" sloganını kullanmış olması dikkati çeken diğer bir nokta olmakta*dır. Abdullah'ın, Âl-i Muhammed'e mahsus unsurlardan istifade etmesi, o dönemde Ehl-i Beyt'e duyulan sevgi ve saygının bir sonucu olsa gerektir. Daha hareketin başında iken Küfe halkının onu tahrik ederken; "Halkı kendine davet et, Benû Hâşim hilâfete Benû Mervan'dan daha layıktır" demeleri bir ölçüde bu psiko-sosyal durumu gösterir mahiyettedir.
    Sonuç itibariyle kavram olarak bozulma sürecinin başladığı bu dönemden sonra Ehl-i Beyt, kelime anlamıyla temellenen Kur'an ve Hadis yorumundan uzaklaşıp bir gurubun siyâsî ve îtikâdî sisteminin temeline oturtulan bir "mefhum" haline gelmiş ve bu gurup içerisinde tek taraflı olarak tartışmaya kapatılmıştır.

    Doç. Dr. M. B. Varol


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Ehl-i Beyt Kimlerdir?

          Kategori: Ehlibeyt

          Konuyu Baslatan: Dygsuz

          Cevaplar: 3

          Görüntüleme: 1305


  2. #2
    İravani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.01.09
    Mesajlar
    14
    Konular
    2
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    0
    @İravani

    Standart Salamun aleykum va rahmetullah.

    ALİ MUHƏMMƏD KİMLƏRDİR?
    «Ali Muhəmməd»-n kimlərə şamil olduğunu göstərən Rəsulullah (s)-dən nəql olunmuş müxtəlif hədislər vardır. Onların məzmunları budur Əli (ə), Fatimə (ə), Həsən (ə) və Hüseyn (ə) «Ali Muhəmməd»-in bariz misdaqıdırlar. Təbiidir ki, sonrakı nəsillərdə «Ali Muhəmməd» ünvanı onların övladlarından başqalarına şamil ola bilməz. Nümunə üçün əhli sünnətin mənbələrindən bir rəvayəti nəql edirik: Rəsulullahın həyat yoldaşı Ummu Sələmə deyir:- Həzrət Rəsulullah (s) Fatimə (s.ə)-ya buyurdu:-Həyat yoldaşını və iki oğlunu mənim yanıma gəıtir. Fatimə (s.ə) onları Rəsulullahın (s) yanına gətirdi. Rəsulullah (s) fədəki əbasını onların üstünə çəkib mübarək əllərini onların üstünə qoyub ərz etdi:- “İlahi bunlar Ali Muhəmməddirlər. İlahi salavat və rəhmətini Muhəmməd və Ali Muhəmmədə göndər. İlahi sən böyük və qüdrətlisən”.
    Ummu Sələmə deyir:- Mən də əbanın bir ucunu qaldırıb Ali Muhəmmədin cəminə daxil olmaq istəyəndə Rəsulullah (s) əbanın ucunu əlimdən aldı və mənə buyurdu:- Sənin aqibətin xeyirdir. ( Amma mənə Ali Muhəmmədin üzvü olmağıma icazə vermədi)
    Müsnəde Əhməd Hənbəli :6 / 323 Təfsir əd-durrul mənsur, surə Əhzab.

  3. #3
    MAVI&BEYAZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    31.01.09
    Mesajlar
    2
    Konular
    0
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    0
    @MAVI&BEYAZ

    Standart

    Selam olsun peygambber(s.a.v)'e ve onun tertemız aılesıne.resulu ekrem(s.a.v) kısaca ehlıbeytı söyle tanımlamıstır ben agacın köküyüm ali(a.s)onun gövdesidir.fatıma(s.a)agacın dallarıdır.hasan ve huseyn(a.s) onun meyvelerıdır. Yaprakları ise(bızı sevenler bızı terk etmeyenlerdır).

  4. #4
    İravani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.01.09
    Mesajlar
    14
    Konular
    2
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    0
    @İravani

    Standart

    Salamun aleykum va rahmetullah.
    Resulullah (s.a.s) buyurur:"Əli cənnətdəki Tuba ağacının qoludur, o ağacın kökü onun evindədir." ( Tarixul-Bağdad 5. 37, Mənaqib ibni məğazili 129)
    İrəvan əzəli AZƏRBAYCAN torpağıdır.

Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş