AZERBAYCAN'DA 1988 ÖNCESİ DURUM http://img147.imageshack.us/img147/8240/7075elchibey33zl4sb3.jpg 1988 öncesinde Sovyetler Birliği’nde, Gorbaçov’un başlattığı "Yumuşama ve Yeniden Yapılanma" döneminde, esir milletler harekete geçmeye, yavaş bir sesle de olsa bağımsızlık isteklerini dile getirmeye başladılar. Öyle ki, Sovyetler Birliği’ni meydana getiren hemen her millet, ellerinden alınan haklarını geri istemeye ve kendi milli geleceklerinin hesaplarını yapmaya başladı. Belki o

Bu konu 2559 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
Azerbaycan halk cephesi ve ebulfez elçibey 2559 Reviews

    Konuyu değerlendir: Azerbaycan halk cephesi ve ebulfez elçibey

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2559 kez incelendi.

  1. #1
    DoĞu
    DoĞu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Azerbaycan halk cephesi ve ebulfez elçibey

    AZERBAYCAN'DA 1988 ÖNCESİ DURUM

    1988 öncesinde Sovyetler Birliği’nde, Gorbaçov’un başlattığı "Yumuşama ve Yeniden Yapılanma" döneminde, esir milletler harekete geçmeye, yavaş bir sesle de olsa bağımsızlık isteklerini dile getirmeye başladılar. Öyle ki, Sovyetler Birliği’ni meydana getiren hemen her millet, ellerinden alınan haklarını geri istemeye ve kendi milli geleceklerinin hesaplarını yapmaya başladı. Belki o günlerde Sovyetler’in dağılacağını düşünen insan sayısı çok azdı, ama bağımsızlık taraftarı oldukça fazla idi. 70 yıl tüm hakları ellerinden alınan ve insan gibi yaşaması kendine çok görülen milletlerde büyük bir Rus nefreti vardı. Bu nefret, hareketlerin çabucak kurulup gelişmesine büyük katkıda bulundu.

    Sovyetler Birliği’nde durum, genel olarak bu şekilde iken, Azerbaycan’da da farklı bir durum yoktu. Yani ortam milliyetçi bir hareket için hazırdı. İlk ortaya çıkanlar, kültürel amaçlı derneklerdi. Bu dernekler milli değerleri, milli tarihi, milli kültürü korumak ve yaymak, halka özbenliğini hatırlatmak maksadıyla faaliyet gösteriyorlardı. Henüz teşkilatlı bir mücadelenin başlamadığı bu dönemde, Ermeniler’in Karabağ’a saldırması milli bir infial uyandırmıştı. 1987 yılında kurulan "Çenlibel", yine aynı yıllarda faaliyet gösteren "Varlık" ve "Yurt" öğrenci birliği, Ermeniler’in sebep olduğu milli infiali 15 Kasım 1987’de Bakü Üniversitesi’nde, 16 kasım’da El Yazmaları Enstitüsü önünde protesto mitingleri düzenleyerek fiiliyata geçirdi. Yurt Öğrenci Birliği 17 Kasım 1987 günü Bakü Lenin (Azatlık) Meydanı’nda büyük bir protesto mitingi düzenlemeye karar verdi. Sabahın erken saatlerinde toplanan öğrenciler, polis ve asker barikatlarını aşarak meydanı doldurdular. Aşağı yukarı 500 bin civarında bir kalabalığın toplandığı miting, 17 Kasım’dan 5 Aralık tarihine kadar kesintisiz 18 gün devam etti. 5 Aralık günü Rus askerleri mitinge müdehale ettiler. Gaz bombalı, coplu saldırı ile şiddet kullanarak meydanı boşalttılar.

    Bu uzun miting sırasında, çok önceden Sovyetler’e karşı mücadele eden ve hapis yatan Ebulfez Elçibey, bilgisi, tecrübesi, soğukkanlılığı ve sevk ve idare kabiliyeti ile diğer kişiler arasından öne çıktı. Meydanda toplananlar 18 gün boyunca "Halk Cephesi"nin kurulması, üç renkli bayrağın "Milli Bayrak" olması yönünde durmadan sloganlar attılar. Meydan boşaltılırken, Rus askerlerinin hışmından Ebulfez Beğ de nasibini aldı. Eğer gençler kendisini korumasalardı, belki de, orada öldürülebilirdi. Bu arada Ebulfez Beğ ve arkadaşları tutuklandı. O devirde en sıkı hapishanelerden biri olan "Bayıl" hapishanesine kapatıldılar. Dünya önünde verdiği sözleri çiğneyemeyen Gorbaçov’un araya girmesiyle, bir ay sonra tüm arkadaşları ile birlikte Ebulfez Beğ de serbest bırakıldı.

    17 Kasım mitingi, halkın sesini duyurabileceği bir teşkilata sahip olma isteğini açık olarak ortaya koyduğu bir mitingti. Bu sese kulak vermenin zamanı gelmişti. Milli Bağımsızlık Hareketi zaman kaybetmeden kurulmalıydı. Vaziyet gün geçtikçe kötüye gidiyordu. Karabağ’da, Erivan’da yaşayan Azeriler, Ermeni yönetimi tarafından kovulmuş; yerleri, yurtları ellerinden alınmıştı. Tedbir gerekti. Fakat Bağırov gibi pasif bir yöneticinin bu tedbiri alması mümkün değildi. Bunu bilen halk, Moskova’dan korkmayan, güçlü bir siyasi teşkilatın kurulmasını istiyordu. 1988 Mayıs’ında, Bağırov görevden alındı ve yerine Sovyetler Birliği’nin Pakistan Büyükelçisi H.Vezirov getirildi. Bu tayin işlerin daha da karışmasına sebep oldu. Çünkü, Vezirov yıllardan beri yurt dışında yaşıyor ve Azerbaycan’ın hiçbir problemini bilmiyordu.

    1988 yılı başlarında Baltık Cumhuriyetleri’nde kurulan Halk Cepheleri ortaya çıktı. Bu kuruluşlar milli bağımsızlık peşinde koşarken, üyelerini demokrasi konumunda eğiten bir mektep hüviyeti de taşıyorlardı. Bu hareketler, hemen tüm Sovyet Cumhuriyetleri’nde örnek alınarak benzer kuruluşlar hemen her bölgede ortaya çıkmaya başladı.

    AZERBAYCAN HALK CEPHESİ'NİN KURULUŞU

    1989 yılında "Varlık" ve "Halk Cephesi"nin teşebbüs grupları arasında anlaşma sağlandı. Bu ilk adımdı. Ebulfez Beğ, bu toplantılara "Varlık" kuruluşunun yöneticisi olarak katıldı.

    Bu toplantıdan iki ay sonra, 16 Temmuz 1989’da Bakü’nün kenar semtlerinden birinde, Azerbaycan Halk Cephesi’nin kuruluş konferansı açıldı. İştirakçiler, Halk Cephesi’nin kuruluşunu, tüzüğünü, programını onaylayarak, 16 kişilik yönetim kurulunu da seçtiler. Ebulfez Elçibey oy çokluğu ile (9 kişi aleyhte oy kullandı) Azerbaycan Halk Cephesi başkanlığına seçildi. Bu arada konferansta, daha sonra Halk Cephesi programını oluşturacak bazı kararlar alındı. Bu kararlar şunlardır:

    -Azerbaycan Halk Cephesi’nin kuruluşu kararı,

    -Azerbaycan S.S Cumhuriyeti’nin Devlet bağımsızlığı kararı,

    -Azerbaycan S.S.C Ekonomisi hakkındaki kararı,

    -Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kararı,

    -Dağlık Karabağ’daki özel idare şekli hakkında,

    -Azerbaycan’ın bazı yerlerinde uygulanan özel durum kararı,

    -Siyasi tutuklular kararı,

    -Türk halklarının çağdaş dönemdeki durumu ve vazifeleri kararı,

    -Milli ilişkiler kararı,

    -Ülkedeki toplumsal politik durum kararı.

    Alınan bu kararların yerine getirilmesi, Halk Cephesi’ne vazife olarak verildi. Bu kararları ülkenin çeşitli bölgelerinden gelmiş 26 temsilci imzaladı. Alınan birinci kararda, "Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) yerel grupları ve bölge teşkilatları temsilcileri, kuruluş temsilcilerinin Kuruluş konferansı AHC’nin kurulduğunu bildirir. AHC’nin bildirisini ve programını kabul eder ve AHC’nin birinci kurultayının çalışmalarını yönetmek için, konferansın seçtiği yönetim kurulunu görevlendirir" denmektedir. Buna göre Azerbaycan Halk Cephesi 16 temmuz 1989 tarihinde kurulmuş olmaktadır.

    Konferansın aldığı kararlar, Halk Cephesi’ne oldukça ağır bir mesuliyet yüklemiştir. Cephe, halka doğruları anlatmak, Azerbaycan’ın devlet bağımsızlığını sağlamak, ekonomiyi canlandırmak, Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak, siyasi tutukluların serbest bırakılması için çalışmak, olağanüstü durumun kaldırılması için uğraşmak, Türk halkları ile ilişki kurmak ve Azerbaycan’ı hür ve demokratik bir zemine oturtmak gibi vazifeleri yüklendi.

    AHC 29 Temmuz 1989’da Bakü Azatlık Meydanı’nda "Sokağa çıkma yasağı"nın kaldırılması için büyük bir miting düzenledi. Yüz binlerce insanın katıldığı bu mitingten hemen sonra, Cephe yönetim kurulu, mitinglerin ayda bir defa mutlaka yapılması yönünde karar aldı. Ağustos 89 ve Eylül 89 mitinglerinin ulaştığı boyutlardan rahatsızlık duyan Vezirov yönetimi, Eylül ayının sonlarında, Halk Cephesi’nin siyasi bir kuruluş olduğunu resmen kabul etti ve Cepheyi kaydetti. Ekim ayında ise Ali Sovyet’in "Azerbaycan’ın Devlet Egemenliği" hakkındaki kanunu kabul etmesi, Cephe’nin prestijini oldukça yükseltti. 25 Aralık 1989’da Azatlık gazetesi, Cephe’nin yayın organı olarak yayın hayatına başladı. Halk Cephesi’nin bu arada gerçekleştirdiği en önemli faaliyet, İran sınırındaki tellerin sökülüp atılarak, Güney Azerbaycanla kucaklaşma hareketi idi. Aralık 1989’un başlarında Doğu Almanlar utanç duvarını (Berlin Duvarı) yıkmışlar ve Batı Almanlarla 70 yıllık hasreti sona erdirerek birleşmişlerdi. Nahcıvan Halk Cephesi’nin önderliğinde on binlerce insan, Nahcıvan’dan Astara bölgesine kadar olan sınır tellerini -ki bunlar 10 km’den fazlaydı- ortadan kaldırdılar. Kendini Aras’ın buz gibi sularına bırakarak karşı kıyıya yüzmeye çalışanların bile görüldüğü bu hadise de, 170 yıllık hasret, göz yaşları ve "Yaşasın Bakü-Tebriz - Yaşasın Azatlık" naraları altında sona erdirildi. 30 Aralık 1989 tarihinde bu olayın kutlanması için büyük bir miting düzenlendi. Ve 31 Aralık günü "Azerbaycan Türkleri’nin Birlik Günü" olarak ilan edildi.

    Halk Cephesi’nin kısa zamanda gerçekleştirdiği bu faaliyetler neticesinde, halkın büyük sevgi ve desteğini kazanması, komünistleri ve KGB’yi ürkütmüştü. Cepheye ve onun liderine karşı açıktan birşey yapmalarının mümkün olmadığını bildiklerinden, içten provakasyonlara başladılar. Amaçları Elçibey’i başkanlıktan düşürmek ve Cephe’yi parçalamaktı. Halk Cephesi tam demokratik bir yol benimsediğinden, KGB istediği ve aradığı zemini bir türlü bulamıyordu. Parlamento seçimleri de yaklaşmıştı... K.G.B’nin daha Bayıl zindanında çengel attığı Nimet Penahov, Zerdüşt Alizade, İtibar Memedov, Rahim Gaziyev gibi kişiler Elçi Bey’i başkanlıktan uzaklaştıracak komplolar peşindeydiler. Durumu yakından takip eden Elçi Bey, siyasi tecrübesi sayesinde bu komployu başlamadan bitirdi. Parlamento seçimlerine katılacak Halk Cephesi’nin, parlamentoda çoğunluğu ele geçireceğini ve bunun sonuçlarını çok iyi bilen Moskova, oyunlarına hemen başladı. Azerbaycan’a Primakov’un başkanlığında bir heyet gönderdi. Heyet başkanı Primakov, Elçibey’le görüştü. Şimdi bu görüşmeyi Elçibey’in "Yurda Atılan Kurşun yahut kahramanlık Destanı" isimli makalesinden aynen aktaralım:

    "1989 yılının sonlarına doğru iyice anlaşıldı ki; Azerbaycan halkı demokratik bir seçim ve demokratik bir parlamento istiyor. Azerbaycan Halk Hareketi, ufak tefek hatalarına rağmen, doğru yolda ilerlemiştir. Bu yol, ülkenin garantisi olacak demokratik bir parlamento ile sonuçlanmalıydı. Moskova Vezirov’a her türlü baskıyı yaparak, seçimleri ertelemek istiyordu. 1989 yılının Aralık ayı başlarında, açık şekilde olmasa da, gizli baskılarla Azerbaycan’a ordu gönderileceği söyleniyordu. Aralık 31’de halk, Sovyet İmparatorluğu’nun demir perdesini Aras nehri boyunda dağıttı. Halk harekatı yeni bir dalga ile baş kaldırmıştı. Kremlin’in görevlileri, casusları Azerbaycan’a gelmeye başladı. Primakov’un başçılığı altında Azerbaycan’a resmi bir temsilci heyeti de gönderilmisti. Onlarla görüţmelerimizin birinde, Primakov bizden sordu:

    - Halk ve siz AHC ne istiyorsunuz?

    - Demokratik seçim.

    - Eğer seçim olursa AHC tam bir başarı sağlayacak.

    - Ne mahzuru - ne farkı var? Demokrasi ve açıklık bunu gerektirmiyor mu?

    - Ondan sonra bir adım kalıyor. Parlamentoyu çağırıp, Azerbaycan’ı tam bağımsız ilan edip, S.S.C.B’den ayrılmak.

    - Biz bununla ilgili düşünmemişiz ve öyle bir fikrimiz de yoktur.

    - Biz ki bunu biliyoruz.

    Biz bu sohbeti ederken, Sovyet orduları artık Bakü’ye doğru hareket etmekteydi."

    Elçibey Primakov ile görüşmeyi yaparken; Rahim Gaziyev, Nimet Penahov ve İtibar Memmedov da cephenin parçalanması için çalışmalara devam ediyorlardı. Rus askerlerinin Bakü’nün kapısına yaklaţtıkları bir dönemde, 7 Ocak 1990 günü, Halk Cephesi İkinci Kurultayı yapıldı. Elçibey’e birşey yapamayacaklarını anlayan bu üç kişi, Zerdüşt Alizade ile önceden planlanan bir çatışma havası yaratarak Cephe’yi parçalama teşebbüsünde bulundular. Bu teşebbüs de sonuç vermeyince, provakasyonun merkezi olan komünistlerle ilişkiye girerek, Azerbaycan’da gerginliği tırmandıracak ve olaylara sebeb olabilecek bir takım eylemlere başladılar. Ermeni meselesini kaşıdılar. Halkı tahrik ettiler. Ortamın müsait olduğunu gören KGB, kendi adamları vasıtasıyla birkaç Ermeni’yi öldürttü. Azerbaycanlılar’ın işyerleri kundaklandı. Bundan infiale kapılan halk, Ermeniler’e karşı saldırıya geçti. Böylece KGB’nin istediği, Ruslar’ın tetikte beklediği olaylar başladı. Artık Rus orduları, Bakü’de yaşayan Ermeniler’i kurtarma ve dağılan düzeni tekrar kurma bahanesiyle Bakü’ye girebilirdi. Esas amaç, yükselen halk hareketini bastırmak ve Cephecileri tutuklayarak bu harekete son vermekti.

    BAKÜ OLAYLARI

    Provakatörlerce hazırlanan senaryo aynen uygulanınca, öfkeden gözü dönmüş halk sokaklara dökülerek Ruslara saldırdı. Karabağ’ın intikamı adı altında Ermeniler’e saldırılar düzenlendi. Bakü, gerçekten çok büyük bir karışıklığa girdi.

    Bu sırada Halk Cephesi, başta Ebulfez Beğ olmak üzere, gece gündüz demeden halkı yatıştırmaya, sakinleştirmeye çalışırken; Ermeniler’in zarar görmeden Bakü’de çıkarılması için de büyük bir gayret sarfediyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki, masum Ermeni imajı tekrar gündeme gelecek ve Rus orduları bu karışık durumu bahane ederek, Ruslar’ı ve Ermeniler’i korumak için Bakü’yü işgal edecekti. Bunu önlemek için çok gayret sarfedildi, fakat yaydan çıkan oku geri getirmenin zorluğu içinde, yapılan tüm çalışmalar boşa gitti. 19 Ocak’ı 20 Ocak’a (1990) bağlayan gece, Rus orduları Bakü’ye üç ayrı noktadan girdiler. Kurulan barikatlar, tankların karşısında hiçbir işe yaramadı. Bugünkü 20 Yanvar metro istasyonunun bulunduğu bölgede kısmı bir direniş oldu. Fakat direnişçilerin hepsi şehit edildi. Rus tankları tıpkı 1956’da Budapeşte’ye, 1964’te Prag’a girdikleri gibi; 1990’da Bakü’ye kan ve gözyaşı akıtarak girdiler.

    Yüzlerce insan öldü. Binlerce insan yaralandı. Bakü sokakları al kanlara boyandı. Halk Cephesi mensubu olduğu gerekçesiyle yüzlerce insan tutuklandı. Rusya’nın çeşitli cezaevlerine gönderildi. Vezirov görevinden alındı. Yerine Ayaz Muttalibov tayin edildi. Ayaz Muttalibov, Rus askerlerine dayanarak, sıkı yönetim ilan etti. AHC, halka 40 günlük greve gitme çağrısında bulundu. Azerbaycan’ın bütün fabrikalarında, petrol tesislerinde çalışanlar; bu soykırım failleri bulununcaya kadar grev yapma kararı aldılar. Böylece Azerbaycan’da hayat durma noktasına geldi. 30 Ocak’ta Ebulfez Elçibey’in Azerbaycan halkına, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Başkanlığı’na ve dünya demokratik güçlerine hitaben yazılmış bir beyanatı, başta Azatlık Radyosu olmak üzere, dünyanın büyük radyoları tarafından yayınlandı. Rus vahşeti bütün dehşetiyle dünyanın gözleri önüne, bu beyanat sayesinde serildi. Dünya, Rus vahşetini bir daha görerek hissetti. Rus askerleri, yerli işbirlikçilerin yardımıyla, Halk Cephesi binalarını kapatmaya ve Halk Cephesi üyelerini tutuklamaya başladılar. Merkez bina da tamamen tahrip ve talan edildi. İtibar Memmedov ve Rahim Gaziyev tutuklanarak Jefortava cezaevine gönderildiler. Elçi Bey ve arkadaşları 26 Ocak 1990 günü, üç renkli Azerbaycan bayrağını Rus askerlerinin gözü önünde El Yazmaları Enstitüsü’nün çatısına diktiler.

    Grevler devam ediyor, hiçbir şey üretilmiyordu. Hükümet, grevleri durdurmak için büyük gayret sarfetmesine rağmen, başarılı olamıyordu. 20 Ocak gecesinin yaraları da yavaş yavaş sarılıyordu. Bu işgal günleri, Halk Cephesi için de bir nevi imtihan günleriydi. Bir defasında işgal güçleri komutanı general Yazov, işgal hareketinin amacının Halk Cephesi’ni yoketmek olduğunu açık bir şekilde söyledi. Ama Halk Cephesi yöneticilerinin basiretli tutumu, en ufak bir kanunsuzluğa izin vermeyişleri yüzünden, Yazov’un isteği bir türlü gerçekleştirilemedi.

    İşgalin ve bu kırgının failleri kimlerdi? Komünistlere göre Ebulfez Elçibey ve Halk Cephesi idi. Bu konuyu Elçi Bey’le yaptığımız bir sohbette kendine sorduk. Kendisi bize "Bakın, parlamento altı aydır bu konuda çalışmalar yapıyor. Ama hiçbir hususu açıklamıyor. Eğer benim ve cephenin bir küçük cürmü bulunsaydı, acaba hiç susarlar mıydı? Bunlar işin resmi yönleri. Ama bazı insanların bu cinayette ufak da olsa rollerinin olduğunu düşünüyorum. 20 Yanvar gecesi, bir kırgın olacağı endişesi taşıdığım için, Lada arabamla bütün barikatları ve meydanı dolaştım. Elesker Bey (Siyaıblı) de yanımdaydı. Tankları görünce ateş etmemelerini ve barikatları terketmelerini söyledim. Ben gidince arkamdan gelenler, direnmenin şart olduğunu, ateş açmaları gerektiğini söylemişler. Bunların kim olduğunu henüz tam olarak bilmiyorum. Ama birkaç kişi hakkında ciddi şüphelerim var" dedi. (O gece barikatta olanlardan K. Efendiyev, bana arkadan gelip direnin diyenlerden birinin Nimet Penahov olduğunu söyledi.) Elçibey’in bu sözleri, kırgından bazı Halk Cephesi üyelerinin de rolü olduğunu göstermesi açısından ilginç. Yalnız parlamento ve K.G.B bunları niçin açıklamadı? Acaba, cephe içinden işbirliği yaptıkları kişiler olduğu için mi? Yoksa tahkikatı buralara kadar ulaştıramadıkları için mi? Tabii ki, biz bunları tam olarak bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz şey, Elçibey’in bu kırgında hiçbir suçunun olmadığıdır. Kırgının mesulleri; Gorbaçov, Yazov, Primakov, Girenko, KGB ve Azerbaycan’ın eski ve yeni idarecileridir. Onların arkasında da malum Ermeni lobisi ve onların destekçilerini aramanın en doğru iş olacağı kanısındayım.

    30 Eylül 1990’da, Azerbaycan parlamentosu seçimlerinin yapılacağı ilan edildi. Halk Cephesi seçimlere hazırlanmaya başladı. Elçibey seçimlerde aday olmadı. Bu ara seçimlerin Rus askerlerinin süngüsü altında demokratik olmayacağı endişesini taşıyan Halk Cephesi, seçimleri boykot etmeyi düşündü. Ancak, daha sonra seçimlere ketılma kararı verildi. Yapılan seçimlerde, komünistler belli taktiklerini uyguladılar. Halk Cephesi ancak otuz milletvekili kazanabildi. İkinci tur seçimlerden hemen önce, 10 Ocak olaylarından dolayı tutuklu bulunan İtibar Memmedov ve Rahim Gaziyev, Ruslar’ın Azerbaycan’daki sömürge valisi konumundaki Polyaniçko’nun talimatıyla serbest bırakıldılar. Seçimlerin ikinci turuna katılan bu kişiler, seçimleri kazanarak, parlamentoya milliyetçi kanadın milletvekili olarak girdiler. Seçimden hemen önce bu kişilerin serbest bırakılması ve seçimlere iştirak ettirilmesi zihinlerde birer soru işareti bıraktı. Daha sonraki faaliyetleri, bu kişilerin parlamentoya hangi maksatla girdiklerini daha açık olarak gösterecekti. Yeri geldiğinde bu olay hatırlatılarak, konu derinleştirilecek ve sorulara cevap bulunmaya çalışılacaktır.

    17 Mart 1991 tarihinde "Sovyetler Birliği’nin devam edip etmemesi meselesi" referanduma sunuldu. Halk Cephesi’nin bütün engellemelerine ve karşı çıkmalarına rağmen referandum gerçekleştirildi ve halkın %83’ünün birliğin devam etmesi yönünde oy kullandığı, komünistler tarafından açıklandı. Tabii ki, resmen yapılan bir sahtekarlık söz konusuydu. Halk Cephesi bu sonuçları protesto ederek tanımadığını ve kendilerini bağlamayacağını ilan etti.

    Halk Cephesi, 13 Temmuz-17 Temmuz 1991 tarihinde birinci Kurultayını topladı. Bu Kurultayda ilk çatlak meydana geldi. Elçibey’in büyük gayretine rağmen, İtibar Memmedov cepheden ayrıldı. Fakat kendisine 3-5 kişi destek verdiği için, cephe büyük bir sarsıntıya uğramadı. Halk nezdinde de beklediğini bulamayan İtibar, cepheyi bölememiş, parçalayamamıştı.

    Kurultaydan hemen hemen bir ay önce 26 Mayıs 1991’de toplanan Halk Cephesi 4.Konferansında Cephe’nin ileri gelenlerinden olan İtibar Memmedov yaptığı konuşmada Cephe’nin takip ettiği politikayı tenkid etmiş ve birinci iş olarak Milli Gaye’nin ön plana geçmesini, İnsan Hakları ve demokrasi meselesinin, Milli bağımsızlık kazanıldıktan sonra halledilmesini istemişti. Elçi Bey ve diğer bazı liderler ise bu üç prensibin birlikte yürütülmesinin gereği üzerinde durmuşlar ve Elçi Bey "Biz bağımsızlığa demokratik yollarla kavuşmalıyız, hareketimiz de demokratik bir harekettir. Milli bağımsızlığı diktatörlük usullerle elde etmemeliyiz" demiştir.

    Halk Cephesi’nin Kurultayı bu tür fikir ayrılıkları su yüzüne çıktığı bir zamanda toplandı. İtibar Memmedov Kurultaya katılmadı. İskender Hamidov ve Rahim Gaziyev Kurultayı ilk gün terk ettiler. İtibar Memmedov Kurultaya katılmayış sebebini Azatlık gazetesine verdiği bir demeçte şu sözlerle açıkladı:

    "Ben artık Azerbaycan Halk Cephesi üyesi değilim. Çünkü iki cephede birden savaşmam mümkün değildir. Yani komünistlerle ve Cephe yönetimini ele almış bulunan güçlerle bir anda mücadele edemem. Gücümü, Cephe içindeki mücadeleye harcamaktansa, komünistlerle mücadeleye harcamalıyım. Cephe siyasi mavcudiyetini sıfıra indirmiştir. Azerbaycan Halk Cephesi şu anda siyasi iktidarda olanlara gerekli olduğu için, siyasi bir teşkilat olarak yaşıyor" diyen İtibar Memmedov kendi fikirlerini uygulayabiliceği siyasi partisini zaten kurmuştu.

    Rahim Gaziyev, cephede kalacağını bildirerek önceki taleplerini geri aldı. Bu Kurultay’da Cephe’nin yeni meramname ve tüzüğü kabul edildi. Yeni tüzüğe uygun olarak başkanlık seçimi yapıldı. Beş aday vardı. Üçü çekilince Elçibey ve Ferec Guliyev aday olarak kaldılar. Elçibey büyük bir oy çokluğu ile yeniden başkan seçildi.

    Bu Kurultay’ın üzerinden bir ay geçmişti ki, Rusya’da generaller Mihael Gorbaçov’un görevden alındığını ve yeni bir hükümet kurduklarını ilan ettiler. Bu, tam manasıyla bir darbe idi. Ayaz Muttalibov darbeye hemen destek verdi. Darbe duyulduktan üç dört saat sonra, Halk Cephesi Ebulfez Elçibey imzalı darbeyi kınayan ve Rusya’daki demokratik güçlere destek veren bir beyanat yayınladı. 23 Ağustos günü darbeyi kınayan, protesto eden miting AHC merkez binasının önünde yapıldı. Bu mitinge müdahale eden polis, halka cop, demir çubuk ve ağaçtan yapılmış sopalarla saldırdı. Bu arada merkez binaya giren polis, içerideki bütün cephecileri, Elçi Bey dahil, acımasızca dövdü. Elçibey başından yaralandı. Acele evine götürüldü. İlk tedaviden sonra, durumunun endişe verici olmadığı haberi bütün Bakü’ye yayıldı. Bu haber hazır kuvvet bekleyen cephecilerin harekete geçmesine sebeb oldu. Halk polis çemberini yararak meydanı ele geçirdi. Oradan Ebülfez Elçibey’in evine doğru yürüyüş başladı. Polisin o günkü müdahalesi, Cepheyi adeta yeniden hayata döndürdü. Bir müddettir durmuş olan mitingler tekrar başladı ve polisin o müdehalesi, Ayaz Muttalibov için de sonun başlangıcı oldu. 26 Ağustos’ta Halk Cephesi 18 aylık bir aradan sonra, yeniden Azatlık Meydanı’na yürüdü ve polis barikatlarını aşarak meydana ulaştı. Büyük bir miting gerçekleştirildi.

    Eylül 1991’de Azerbaycan’daki siyasi gerilim daha yüksek boyutlara ulaştı. Hükümet ile Halk Cephesi, parlamento içi ve dışında görülmemiş bir mücadele veriyorlardı. Daha önceden planlanan ve açıklanan cumhurbaşkanlığı seçimleri 8 Eylül’de yapıldı. Halk Cephesi baştan beri mevcut şartlarda yapılacak seçimlere iştirak etmeyeceğini ve seçim sonuçlarını tanımayacağını ilan etmişti. Fakat seçimler yapıldı. Ve Ayaz Muttalibov halkın %92’sinin oyunu alarak cumhurbaşkanı seçildi(!). Seçimde hile yapıldığını ve komünist partisinin bu hileleri düzenlediğini ileri süren Halk Cephesi, komünist partisinin kapatılması gerektiğini ileri sürdü. Halkın büyük destek verdiği bu istek karşısında daha fazla dayanamayacaklarını farkeden komünistler, 14 Eylül’de düzenledikleri bir kongreyle komünist partisini lağv ettiler. Halk Cephesi’nin bu büyük zaferi, halkın cepheye olan inanç ve güvenini daha da arttırdı.

    Parlamentoda azınlık olmalarına rağmen, Halk Cephesi milletvekilleri başarılı çalışmalarla bağımsızlık kararının gerektirdiği kanunların çıkmasında hep başrolü oynadılar. Elçibey, bundan sonraki aşamanın tam bağımsızlık için açık ve kesin bir tavır almak ve bu yönde çalışmak olduğunu, cephe üyelerine yayınladığı bir tamimle bildirdi.

    Bu arada Ermeniler de Rus destekli saldırılarını sürdürüyorlardı. Ermeni’ye yardım eden Sovyet ordusundan hiçbir hayır çıkmayacağını bilen cephe milletvekilleri, parlamentoya milli ordu kurulması hakkında bir kanun teklifi verdiler. Uzun ve çetin müzakerelerden sonra kanun kabul edildi. Bu kararın hemen ardından, meydanlarda toplanmış yüz binlerce insanın 70 yıllık rüyası olan "Azerbaycan’ın Devlet Bağımsızlığı" hakkındaki kanun, cephe milletvekilleri tarafından parlamentoya getirildi. Çok uzun ve çetin tartışmalardan sonra, bu kanun da kabul edildi. Meydanlarda toplanan yüz binler, kanunun kabulünü büyük bir coşkuyla kutladılar. Meydanda halkın karşısına çıkan Elçibey "Biz hukuki yönden bağımsızlığımızı kazandık. Şimdi göstereceğimiz inanç ve güvenle Azerbaycan’ın gerçekten bağımsız bir devlet olarak yaşama hakkını ve gücünü bütün dünyaya ispat etmeliyiz" dedi.

    Ekim ve Kasım aylarında cephe, faaliyetinin büyük bir kısmını Ermeni meselesine ayırmak zorunda kaldı. Daha önceden hazırlanan Cephe Birlikleri savaş bölgelerine gönderildi. Gelen dış yardımların anında cephede savaşanlara ulaşması için yeni bir organizasyon yapıldı. Böylece Halk Cephesi daha muhalefetteyken ülkenin savunmasında önemli görevler üstlenmeye başladı. 21 Aralık 1991 yılında Minsk’te biraraya gelen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Yeltsin, Ukrayna Devlet Başkanı Kravçuk ve Beyaz Rusya Devlet Başkanı Şuşkeviç Sovyetler Birliğinin sona erdiğini ilan eden bir karar aldılar. Ve hemen ardından artık, Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın bağımsız bir devlet olduğunu beyan ettiler. Böylece 1917 yılında kurulan Sovyetler Birliği, resmen sona erdi. Alınan bu karar aslında 15 üye ülkenin katılmasıyla alınabilirdi. Ama üç cumhurbaşkanı, tek söz sahibi onlarmış gibi, hukuken tartışmalı bir şekilde bu kararı aldılar ve uygulamaya soktular. Bu bile, Sovyetler Birliği’nde eşit halklar değil, efendi ve köle halklar olduğunun açık bir göstergesidir. Alınan bu karar, diğer cumhuriyetlerde de etkisini gösterdi. Azerbaycan’da Halk Cephesi milletvekilleri parlamentoya bağımsızlık kararının referanduma sunulması yönünde bir kanun teklifi verdiler. Teklif kabul edildi. 29 Aralık 1991 günü yapılan referandum sonucunda halkın %98’i olumlu oy kullandı. Böylece Azerbaycan’ın bağımsızlığı neredeyse halkın tamamı tarafından onaylandı.

    İKTİDARA DOĞRU YÜRÜYÜŞ

    1992 yılı, Azerbaycan Halk Cephesi’nin yükselişinin bütün hızıyla sürdüğü bir yıl oldu. 21-25 Ocak günleri düzenlenen Halk Cephesi kurultayı, ufak tefek aykırılıklara rağmen, komünistlerin beklediği parçalanma olmadan, yeni tüzük ve meramnamenin kabulü ile sona erdi. Kurultaydan daha da güçlenerek çıkan Halk Cephesi, dikkatinin büyük bir bölümünü Ermeni meselesine ayırmak durumundaydı. Hergün artarak devam eden Ermeni saldırıları, bir türlü durdurulamıyordu. Halktaki tepki de giderek büyüyordu. Halk Cephesi, bu arada, Ermeni meselesi yüzünden cumhurbaşkanı ve hükümetle ortak çalışma yapabileceğini açıkladı. Bu şekilde bir açıklama, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen önce de yapılmıştı. Ülkenin ileri gelen ziyalılarından oluşan bir Aksakallılar gurubu Elçibey’i ziyaret etmiş ve havanın yumuşatılmasının ülkenin menfaatine olacağını söylemişti.

    Elçibey burada teklif edilenleri herhalde kabul etmiş olacak ki, ülke menfaati için belli bir zaman şiddetli muhalefetten kaçınacaklarını ve hatta işbirliği bile yapabileceklerini söylemişti. Onun bu açıklaması, bazı kişiler tarafından daha sonraları "Ayaz Muttalibov’un cumhurbaşkanı olmasına önce yardım etti, şimdi ise devirmek istiyor" gibi sözlerle eleştirildi. Bu konuda Elçibey ne diyor? Kendisine yöneltilen "Azerbaycan Cumhurbaşkanı Muttalibov’un göreve gelmesinde AHC ve sizin rolünüz olmuş. Bugün ise, şiddetle karşısındasınız. Bu dönüşün sebebini açıklar mısınız?" şeklindeki soruya, "Sizin dediğiniz meşveret şurasıdır. Bu şuranın müteşebbisleri, Azerbaycan’ın görkemli ziyalılarıydı. Onların umumi barış isteklerine ve Azerbaycan’ı ağır vaziyetten çıkarma teşebbüslerine koşulduk. Biz ziyalılarımıza hürmetle yanaştık. Bize, siz cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemezseniz, cumhurbaşkanı bütün meseleleri çözecek, daha çok demokrasi getirecek dediler. Biz de buna uyduk. Görkemli ziyalılarımızla birlikte Muttalibov’un cumhurbaşkanı seçilmesine dolaylı olarak yardımcı olduk. Cumhurbaşkanı verdiği sözün üzerinde durmadı. Üstelik, AHC’ne karşı muhtelif hücumlar teşkil ettirdi. Üyelerimizin birçoğunu hapsettirdi... Bu yüzden, şimdi cumhurbaşkanını karşımıza alıyoruz" diye cevap veriyor. Bana öyle geliyor ki, KGB burada da devreye girmiş ve gerekeni ziyalılar vasıtasıyla sağlamış. Tıpkı Özbekistan’da olduğu gibi ...

    Halk Cephesi, artık bütün olumsuzlukların, cephede akan kanın, iktisadi meselelerin, demokratikleşememenin mesulu olarak cumhurbaşkanını görüyordu. Cumhurbaşkanının bir an önce gitmesi, olumsuzlukların çözümü için ilk adım olacaktı. Bu yüzden cumhurbaşkanına karşı, meşru platformda bütün imkanlar kullanılarak, mücadeleye hız verildi. İşte bu buhranlı günlerde, Ermeniler Hocalı’ya girdiler. Dünya tarihinin kaydedebileceği en büyük vahşetlerden birini sergileyerek, binlerce masum insanı, genç, ihtiyar, kadın, kız, çoluk, çocuk demeden katlettiler. Bu facia tüm dünyada lanetlendi. Haber Bakü’ye ulaşır ulaşmaz, yüz binlerce insan cumhurbaşkanı sarayı ve parlamentonun önünde toplandı. Hükümet tarafından toplantıya çağırılan parlamento meseleyi görüşmeye başladı. Meydanda toplanan halk, üç gün-üç gece Muttalibov’un ve hükümetin istifası için bağırdı. Meydan "İSTİFA" sözleriyle inledi. Parlamento başkanı Elmira Kafarova istifa etti. Yerine Yakup Memmedov getirildi. Ve oturumun tatil edilmesi kararlaştırıldı.

    Fakat halk, milletvekillerinin dışarıya çıkmasına izin vermedi. Kalabalığı dağıtmak için Rus askerlerinden yardım alındı ama, oda bir netice vermedi. Başka bir çıkış yolu kalmadığını gören Muttalibov, bir konuşma yaparak, görevinden istifa ettiğini açıkladı. Bundan sonra milletvekillerine evlerine gitmeleri için müsaade edildi. Anayasaya göre, cymhurbaşkanının bütün yetkileri meclis başkanı Yakup Memmedov’a devredildi. O gün Elçi Bey bir beyanat vererek halkı sükunete çağırdı. Hadiselerin kontrolden çıkmasının sadece düşmanların işine yarayacağını, bu yüzden herkesin sakince işine devam etmesini istedi. "Vazifemiz vatanımızın savunulmasıdır. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır", dedi. Elçibey’in bu beyanatı kontrolden çıkmakta olan halkı sükunete getirdi. Olaylar kendi akışına bırakıldı.

    Yakup Memmedov ilk iş olarak, Rahim Gaziyev’i savunma, Tahir Aliyev’i de içişleri bakanı yaptı. İhanetleri daha sonra su yüzüne çıkacak bu kişilerin, bu görevlere atanmasında K.G.B’nin büyük rolü olduğu kesin bir gerçektir. Bu arada Elçibey, sınır boylarında çarpışan Halk Cephesi üyelerine yeni savunma bakanının emrine kayıtsız şartsız uymalarını emretti. Ve Hasan Hasanov’un kendisine ulaştırılan ortak hükümet teklifini de kabul etti. Ama hükümet sözünde durmadı ve alelacele parlamentoya, cumhurbaşkanı seçimi hakkında kanun teklifi getirdi. Parlamento 26 Mart’ta yaptığı toplantıda, cumhurbaşkanlığı seçiminin 7 Haziran 1992’de yapılması teklifini kanunlaştırdı.

    Bu teklif görüşülürken Elçibey’e muhalefet lideri olarak mecliste konuşma yapma hakkı verdiler. Elçi Bey bu konuşmasında "Başnazır Hasan Hasanov ve Ali Sovyet Sediri Yakup Memmedov’un AHC koalisyon hükümetine iştirak etmek için tekliflerini kabul ettiğimize göre, şimdi çok üzülüyorum. Bu benim içim tahkir edici bir durumdur. Ve ben Halk Cephesi karşısında cevap veremiyorum, bu benim birinci aldanışımdı... Moskova Azerbaycan’da demokratik hakimiyetin kurulmasına imkan vermez. Kendinizi yormayın, demokratik cemiyet kurulmadıkça işler düzelmeyecek. Cumhurbaşkanını seçmek için telaşlanıyorsunuz. Seçin, ancak üç aydan sonra şeçtiğiniz cumhurbaşkanını, bir yıldan sonra yakacaksınız" diyerek gelecek için uyarıda bulundu, cumhurbaşkanlığının çok iyi demokratik bir sistemin oturtulmadan seçilmemesi gerektiğini ikaz etti. Fakat parlamento bildiğini okudu. Seçim süresi başlayınca, adaylar da ortaya çıkmaya başladı. Ali Sovyet Başkanı Yakup Memmedov, başkan yardımcısı Tamerlan Garayev, İtibar Memmedov, Süleymen Nizamov aday olduklarını ilan ettiler.

    Halk Cephesi henüz resmi bir aday çıkarmamıştı. Fakat epey dedikodu üretiliyordu. Nihayet cephe üyelerinin ve halkın büyük arzusu üzerine, Ebulfez Elçibey de aday olduğunu ilan etti. Artık ok yaydan çıkmıştı. Ebulfez Beğ’in aday olmayacağını hesap eden şer cephesi, Beğ’in adaylığının ilanından sonra, Nahcıvan devlet başkanı Haydar Aliyev’in aday olması için çalışmalara başladılar. Fakat bir yıl evvel Ayaz Muttalibov tarafından anayasaya, cumhurbaşkanı adaylarının 65 yaşını geçmemiş olmaları şartı konulduğu için, bu yasal engelin kaldırılması gerekiyordu. Bu maddenin değişmesi için epey uğraştılar. Fakat bir netice alamadılar. Nisan ayının ortalarına doğru Tamerlan Gareyev adaylıktan çekildi. İtibar Memmedov’un da adaylıktan çekilmesi için kendisine Türkiye dahil, birçok baskı yapıldı. Fakat o, adaylıktan vazgeçmedi.

    Halk Cephesi ve Ebulfez Beğ seçim çalışmalarını, yaptıkları plan ve programa uygun bir biçimde sürdürüyorlardı. Ebülfez Beğ üniversitelerde, fabrikalarda, basın toplantılarında, mitinglerde ülke ile ilgili problemleri anlatıyor, düşüncelerini söylüyor, çözüm yollarını açıklıyordu. O’nun bu şekilde açık açık anlattıkları, hareketleri ve yaşayış tarzı, halkın O’na olan sevgisini bir kat daha arttırdı. 3 Mayıs 1992 günü Türkiye Büyükelçiliği’nin açılışında yaptığı konuşmadan sonra halkın gösterdiği sevgiyi bütün dünya, televizyonları vasıtasıyla gördü. Bu sevgi seli karşısında hemen herkes Elçibey’in cumhurbaşkanı seçileceğine kesin gözüyle bakmaya başladı.

    Tabii, bu arada KGB de ortamı en dikkatli bir biçimde gözlüyordu. Durumun vehamet kasbettiğini anlar anlamaz, yeni bir tertibe girişti. Ayaz Muttalibov’un parayla tuttuğu 150-200 kişilik silahlı bir grup, parlamento önünde Haydar Aliyev için gösteri yapanları kovarak, Ayaz Muttalibov için gösteriye başladı. Amaçları, parlamentoyu yeniden toplayarak Ayaz Muttalibov’un istifasını geçersiz saymalarını sağlamak ve koltuğu tekrar Ayaz Muttalibov’a emanet etmekti. İlk günler bir netice alınamadı. 14 Mayıs günü Hocalı katliamıyla ilgili komisyonun raporunun okunması ve müzakere edilmesi bahanesiyle, parlamentoyu topladılar. Bu toplantı için Halk Cephesi milletvekillerine haber bile verilmedi.

    Komisyon Ayaz Muttalibov’un Hocalı katliamında hiçbir suçu olmadığına karar vermişti. Bu açıklanınca, bir gurup, parlamento başkanlığına bir önerge vererek, Ayaz Muttalibov’un tekrar görevine dönmesine imkan tanınmasını istedi. Önerge kabul edildi. Komünist milletvekilleri bu kararı ayakta alkışladılar. Ayaz Muttalibov bir konuşma yaparak, cephecileri sert bir üslupla eleştirdi. Plan tam istedikleri şekilde uygulanmıştı. Fakat unuttukları birşey vardı. HALK. Haber duyulur duyulmaz on binlerce insan Halk Cephesi önünde toplandı. Cepheye hükümet güçlerinin yapacağı bir saldırıdan çekinen halk, sabaha kadar cephenin önünden ayrılmadı.

    Gece yarısı Fehmin Hacıyev adında bir subayın, ve kendisine bağlı olan bir gurup asker ve dört zırhlı araç ile Halk Cephesi’ne gelerek, cephenin emrinde olduğunu bildirmesi büyük bir coşkuya sebeb oldu. 15 Mayıs 1992 sabahı Elçibey, meydana çıkarak, kısa bir konuşma yaptı ve nelerin olup bittiğini anlattı. Tam bu sırada, hükümet adına Ruşen Cevadov ve Vahit Musuyev, Elçi Bey’le görüşmeye geldiler. Elçibey onların tekliflerini reddetti. Sonra tekrar kürsüye çıkarak, halka parlamento binasına doğru yürüyüşe geçmeleri talimatını verdi. Yüz binlerce insan "Azatlık", "Elçibey" nidaları ile parlamentoya doğru yürüyüşe geçtiler. Ayaz’ın paralı askerleri bir iki dakika direndikten sonra çekilip gittiler. Bir saat içinde, parlamento ve hemen yanındaki radyo TV binası kontrol altına alındı. Ayaz Muttalibov ve yardakçıları, bir Rus askeri uçağıyla Moskova’ya kaçtılar.

    16 Mayıs günü parlamento binası önünde yapılan mitingte Elçi Bey; "Türk Milleti, sen azatlığa layık olduğunu bir defa daha ispat ettin. Artık elele vererek Azat Azerbaycan’ı yükselteceğiz. Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı var" dedi.

    18 Mayıs günü yapılan parlamento toplantısında Yakup Memmedov görevinden istifa etti. Yerine Halk Cephesi milletvekili İsa Kamberov seçildi. İsa Kamberov’un gayretli çalışması ile, seçimlerin 7 Haziran’da yapılacağı yeniden ilan edildi. Önemli mevkilere yapılan tayinlerle, seçimlerin demokratik bir ortamda yapılmasının sağlanmasına çalışıldı. Bu ara seçimlere bir hafta kala, İtibar Memmedov da adaylıktan çekildi. Meydanda Elçibey, Nizami Süleymanov ve Yakup Memmedov kaldılar.

    7 Haziran günü yapılan seçimlerin resmi sonuçları, Merkez Seçim Komisyonu tarafından açıklandı. Oyların %59.4’ünü alan Ebulfez Elçibey, Bağımsız Azerbaycan’a seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı oldu. En yakın rakibi Nizami Süleymanov %33, Yakup Memmedov da %7.6 oy almışlardı.

    CUMHURBAŞKANI EBULFEZ ELÇİBEY

    Halk Cephesi, komünist diktatörlükte ilk kez demokratik bir yolla iktidarı ele geçirdi. Bu Halk Cephesi’nin başlangıç gününden son güne kadar, hiç terketmediği amacıydı. Bu amaca ulaşmak için çok zor şartlar altında, inanılması güç bir irade gösteren Halk Cephesi mensupları inancın zaferine imza atarak, vazifelerinin ilk kısmını başarıyla tamamladılar. İlk günden son dakikaya kadar liderleri Ebulfez Elçibey’e inandılar ve güvendiler. Kendisi istemediği halde Elçibey’i adeta iterek cumhurbaşkanlığına yolladılar. 1989 Temmuzundan 1992 Haziranına kadar iki yıl onbir ay.. Ümitler, ümitsizlikler, sevinçler, üzüntüler, gülen yüzler, ağlayan gözler, inançlar, inançsızlıklar, ihanetler, dostluklar ... Velhasıl, herşeyin zıttıyla birlikte yaşandığı dopdolu otuzbeş ay... İnişler, çıkışlar, hapisler, sürgünler, meydan dayakları... Bütün bunlar otuzbeş ay içinde iktidara yürüyen Halk Cephesi’nin çilekeş mensuplarının adeta yaşam biçimi olmuştu. Bu sıkıntılı döneme katlanırken, cephe mensupları, tabiri caizse kelle koltukta başladıkları mücadelede yüzlerce şehit vererek başarıya ulaştılar. Bu başarı topyekün cephe mensuplarına aittir. Kimse özel bir paya sahip değildir. En ücra köşedeki gençten, Ebulfez Beğ’e kadar, herkes sorumluluğu paylaşmış ve üzerine düşen görevi yerine getirmiştir.

    Bu arada Karabağ olayları, ihanetler, satkınlıklar, kahramanlıklar, Hocalı-Şuşa faciaları, Fuzuli, Akdam derken kaybedilen topraklar ve insanlar... incelenmesi gereken ayrı bir konu.. Fakat Halk Cephesi’nin yükselişi ve çöküşü ile yakından ilgili bir konu... Cephenin yükselme trendine, hükümetin yanlış ata oynayarak Ermeni ilerleyişini durduramamasının katkısı oldukça yüksek... Cephe bu konuyu alabildiğine işledi. Hatta hükümetin görevini üstlenerek Ermenilere karşı silahlı birlikler oluşturdu. Ermenilere karşı tansiyonu devamlı yükseltti. Bu sayede, beceriksiz hükümetleri oldukça zor durumlara düşürdü. Hükümeti alabildiğine silkeleyerek itibarını zedeledi. Fakat iktidar olduktan sonra durmayan Ermeni saldırıları karşısında yanlışlık yaparak, değer kaybetti. Aslında sorun ne iktidarın, ne de muhalefetindi, sorun tüm Azerbaycan’ındı... Her iki taraf da, sorunu alabildiğine kaşıyarak hususi bir duruma getirdiler. Tabii ki, en büyük yanlış buradaydı. Fakat, ihanetleri, satkınlıkları da unutmamak gerekir. Cephe üyesi olduğu halde komünistlerle işbirliği yapan, KGB’nin adamı olduğu iddia edilen Rahim Gaziyev’i, cephe iktidarında önemli mevkilerde tutmanın mantığını da anlamak mümkün değil. Bu konuya biraz ileride yine döneceğiz.

    Elçibey iktidara geldiği zaman, Azerbaycan’da durum nasıldı? Elçi Bey’i bekleyen sorunlar nelerdi? Eğer bunları gözardı ederek Elçi Bey dönemini incelemeye başlarsak, haksızlık etmiş oluruz.

    7 Haziran 1992 günü Azerbaycan’da devlet otoritesi sarsılmış, silahlı guruplar hemen her yerde hakimiyet için mücadele ediyorlardı. Asayiş kalmamış, hiyerarşi bozulmuş, emir komuta zinciri aksamaya başlamıştı.

    İktisadi vaziyet inanılmayacak kadar kötüydü. Fabrikalar durmuş, sanayi üretimi hemen hemen sıfırlanmıştı. Yiyecek,içecek sıkıntısı başgöstermiş, ekmek kuyrukları olağan hale gelmişti. Kolhozlarda kimse işe gitmiyor, üretilen sebze, meyve ve sanayi ürünleri tarlada kalıyordu. Durmadan değer kaybeden Sovyet parası, enflasyonu azdırıyor, memurlar üç-dört aydır maaş alamıyorlardı. Halk günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdaydı.

    Ermeni saldırıları devam ediyordu. Azerbaycan’ın dörtte biri işgal altındaydı. İnsanların büyük bir bölümü evini barkını terk etmek zorunda kalmıştı. Milli ordu henüz daha yeteri kadar teçhiz edilmemiş, ordudan firarlar önlenememiş, Ermeni saldırıları da durdurulamamıştı. Rus tehdidi de devam ediyordu.

    Ülkede gümrük sisteminin henüz kurulmamış olmasından dolayı, ülkenin zenginlikleri hiç düşünülmeden ülke dışına kaçırılıyordu. Devletin otoritesinin zayıflığından faydalanan Rus ve İran gizli servislerinin provakasyonları, silahlı ayrı ayrı grupların olması, iç savaş tehlikesini ülkenin gündeminde tutuyordu.Otorite boşluğundan yararlanarak ortaya çıkan silahlı mafya gurupları,her türlü ticareti ellerine geçirerek,halkı soyuyor,devlet otoritesini devamlı sarsıyorlardı.Can güvenliğinin bile kalmadığı bu durumda gece sokağa çıkmak bayağı cesaret isteyen bir iş olmuştu.

    Kısaca anlatmaya çalıştığımız durumdaki bir ülkeye Elçibey, hiç bir devlet tecrübesi olmadan, cumhurbaşkanı olmuştu. Kendisini bekleyen sorunların çok ehliyetli bir kadro ile çözülmesi ancak mümkünken, tecrübesiz cephe üyelerinin hükümette yer almaya çalışmaları ve Elçibey’in zannımca bir vefa borcu olarak, onlara görev vermesi hiçte mantıklı bir davranış biçimi değildi. Fakat yapıldı. Elçibey sorunlar altında bunalırken, Halk Cephesi’nin asli fonksiyonunu bir kenara iterek, iş ve işçi bulma kurumu gibi çalışması Elçibey’in şanssızlıklarından biri olmuştur. Cephe’nin vazifesini yapmayışı tetikte bekleyen güçlere, yeniden toparlanma ve provakasyonlara başlama imkanı tanıdı. Velhasıl Elçibey öyle bir durumda cumhurbaşkanı oldu ki, başarması mucizeye bağlıydı. Mucize gerçekleşmedi ve Elçi Bey, Türk Dünyası’nın ümit ve inancını boşa çıkararak, görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Şimdi, cumhurbaşkanı Elçibey’e dönebiliriz.

    Elçibey, cumhurbaşkanı olur olmaz, en önemli iş olarak Ermenilerle devam eden savaşta, insiyatifi ele geçirmek ve Ermeni saldırılarının durmasını sağlamaya yönelik çalışmalara başladı. Öncelikle, ordudan firarın önlenmesi için tedbirler alındı. Milli ordunu güçlendirilmesi için, imkanlar seferber hale getirildi. İlk başlarda bazı başarılar elde edildi. Ağdere, Goranbey, Gedebey, Laçin ve Cebrail bölgesinin köyleri Ermeniler’den kurtarıldı. Çok geçmeden ordu yeniden insiyatifi Ermeniler’e kaptırdı. Bazı kişilere göre "Rahim Gaziyev ve Suret Hüseyinov gibi kişiler milli ordunun başında bulunduğu sürece, Azerbaycan ordusu kısa zamanda dinamizmini ve başarılı çıkışını kaybedecekti". Durumun değişmesi, bu kişilerin ihaneti olarak görülüyordu. Bütün ihanet söylentilerine rağmen bu kişilerin görevde bırakılmaları nasıl yorumlanmalı? "Aslında Ruslar’ın tazyikinden dolayı idi, yoksa görevlerinden alınacaklardı" şeklindeki savunma, pek inandırıcı değildi. Belki bizim bilemeyeceğimiz bazı ilişkiler, bu insanların Elçibey’in devrilmesine kadar görevde kalmalarını sağladı.

    1992 Eylül ayında Haydar Aliyev Elçibey’in daveti üzere Nahcıvan’dan Bakü’ye geldi. Meclis başkanı oldu ve Ebülfez Elçibey görevini bırakarak Keleki’ye gitti. Suret Hüseyinov ve Rahim Gaziyev’in ihanetleri artık belgelenmiştir. Fakat hala şunu anlamak mümkün değildir. Bu adamın (Rahim Gaziyev’in) faaliyetlerini bildiğiniz halde son dakikaya kadar niçin görevde tuttular?

    Bu arada Halk Cephesi başkanlığı görevini vekaleten Tofik Seyidoğlu yürütüyordu. Halk Cephesi artık hükümetin bir ortağı gibi bütün işlere karışıyor, nazır tayin ediyor, görevden alıyor, önemli mevkilere adamlarını yerleştirmek için uğraşıyordu. Cephenin içi ve dışı eli kalaşnikoflu militanlarla doluydu. Bu tip hareketler maalesef halkın tepkisini çekiyordu. Cephe, gençlerdeki desteğini de kaybetmişti. Oradan nasiplenenler ve idealistlerden başka kimse cephenin iyiliğinden söz etmiyordu.

    Şikayetler artınca, Elçibey Cephe Genel Kurulunu topladı. Başkanlığa Ferec Guliyev’i getirdi. Fakat hiçbir şey değişmedi. Ülkenin ekonomik şartları gittikçe ağırlaştı. Ekmek kuyrukları oluşmaya başladı. Petrol üreticisi, rafineri sahibi bir ülkede benzin bulunmaz oldu. Çıkarılan Azerbaycan milli parası hızla değer kaybetmeye başladı. Bütün bunlar iktidarının daha altı yedi ayını doldurmamış Elçibey’i çok zor duruma sokuyordu. Halkın nezdindeki itibarını düşürüyordu. Fakat işleri düzeltebilecek bir gayret maalesef cepheden gelmiyordu. Meclis komünistlerin kontrolü altındaydı. Siyasi ve askeri vaziyetin gerginliği yüzünden parlamento seçimleri de yapılamıyordu.

    Bütün bunlara rağmen uluslararası iyi ilişkiler kurulmuş, eskiyen mevzuatlar değiştirilmiş, gümrükler kontrol altına alınmış, milli ordu yaratılmış, bazı sanayi tesisleri yeniden işler hale getirilmiş, yeni yatırımlar için anlaşmalar imzalanmış, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çıkılmış, daha bağımsız bir dış politika takip edilmeye başlanmış, yani bir takım olumlu adımlar atılmıştı. Fakat geniş halk kitlelerini bunlar hiç ilgilendirmiyordu. Onların derdi, hergün pahallanan çarşı pazar, kuyruklardan alınan çörek, karaborsada satılan yağ, tuz, şekerdi. Onların derdi, korkunç enflasyona rağmen artmayan ücretlerdi. Onların derdi, bulamadıkları giyecekti. Ve onların derdi, Ermenilerle yapılan savaşta kaybettikleri yakınlarıydı. Artan rüşvetti. Yapılan haksızlık ve yolsuzluklardı. İşte bunlara hiçbir çözüm bulunamayışı sonu hazırladı. Halkın büyük desteğinin çekilmesini hazırladı ve kurulan senaryolarla, halkının %50’sinin oyunu alan bir cumhurbaşkanı, halk desteği kalmadığı için çok kolay devrildi. Türk Dünyası’nın ümidini yok etti.

    1828 Türkmen Çayı anlaşması ile Rusya’nın boyundurluğu altına giren Azerbaycan, 7 Haziran 1992 gününe kadar hep Rus kuklası olan yöneticiler tarafından idare edildi. 7 Haziran 1992 günü halkın oyları ile ve halkın hür iradesi ile, kendisinden olan ilk cumhurbaşkanını seçti. Ne yazık ki, olayları önceden gören Ebulfez Beğ’in mecliste yaptığı konuşmada dediği gibi, o cumhurbaşkanını bir yıl bile saklayamadılar, yerinde tutamadılar. Bu işte K.G.B.’nin ve Savama’nın parmağı olduğu kadar, Türkiye’yi yönetenlerin de büyük veballeri vardır. Bunlar mutlaka araştırılarak, yakın tarihi yazanlar tarafından ortaya konulacaktır. Herkes yalan söyleyebilir, fakat tarih asla. Türk Milleti, bir gün yüce ülküsüne hainlik edenleri mutlaka öğrenecek ve tanıyacaktır...


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Azerbaycan halk cephesi ve ebulfez elçibey

          Kategori: Azerbaycan

          Konuyu Baslatan: DoĞu

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 2559


  2. #2
    Ayselim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    02.08.2008
    Mesajlar
    1.686
    Konular
    181
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    8
    Tecrübe Puanı
    665
    @Ayselim

    Standart

    bashina yigilanlar bu yazigi yaman gune qoydular.
    Gel gor omrumuzden kecen o gunlerden neler qalmish

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş