BAŞBUĞ (BOZKURT) MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881- ) Türk Gençliğine Bıraktığımız Kutsal Armağan Saygıdeğer baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve

Bu konu 1793 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Başbuğ (Bozkurt) Mustafa Kemal Atatürk (1881- ) 1793 Reviews

    Konuyu değerlendir: Başbuğ (Bozkurt) Mustafa Kemal Atatürk (1881- )

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1793 kez incelendi.

  1. #1
    Alem-i Sır - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.04.2011
    Mesajlar
    251
    Konular
    127
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    503
    @Alem-i Sır

    Standart Başbuğ (Bozkurt) Mustafa Kemal Atatürk (1881- )

    BAŞBUĞ (BOZKURT) MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881- )

    Türk Gençliğine Bıraktığımız Kutsal Armağan

    Saygıdeğer baylar, sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım

    Baylar, bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

    Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

    Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.

    Ey Türk Gençliği!

    Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evladı!

    İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - 20 Ekim 1927



    Tarih geleceğimize ışık tutmalıdır

    Ulu Başbuğ Atatürk ve onun kutlu ülkülemi/ideolojisi olan Atatürkçülük, bugüne kadar budunumuza yanlış tanıtılıp, yanlış öğretilmiştir. Komünist kafalar, yıllar boyu, Ata'yı solcuymuş gibi göstererek, hem siyasal getiri elde edebilmek amacıyla istismar ettiler hem de Türkiye'yi kurtaracak tek ülkülem olan Atatürkçülüğün içini boşaltarak, genç kuşakların gerek Ataları'nı, gerekse bu kutsal ülkülemi doğru olarak tanımalarının ve anlayabilmelerinin önünde engel oluşturdular. Bu zihniyetin temsilcilerinin Atatürkçülük anlayışları; Atatürk'ün ilkelerinden, salt "laiklik ilkesi"ni benimsemekten ibarettir. Başbuğ Atatürk'ün diğer ilkelerini de yarım yamalak uygulayarak, Atamız'ın adıyla siyasal getiri elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu eski komünist, şimdinin ise "Sosyal Demokrat" liboş takımı, sağlam temeli olan bir ülkülemleri ve Türkiye'yi esenliğe çıkaracak nitelikte bir siyasal programları olmadığı için yıllardır Atatürk istismarcılığı yapıp, Atatürk'ün milliyetçi yönünü, Türklüğe verdiği önemi görmezden gelmekle kalmayıp; bugüne kadar, kendi ülkülemlerine uygun tarzdaki -teslimiyetçi, edilgin- milliyetçilik anlayışlarının adını, "Atatürk Milliyetçiliği" koyarak; hem Ulu Başbuğ Atatürk'e hem de onun kutlu ülkülemine ihanet edegelmişlerdir. Bu bozuk, sözde Atatürkçülük anlayışlarını da doğruymuş gibi tanıtıp, uygulayarak; Türk insanının, dış düşmanlara karşı olduğu gibi, "içimizdeki" düşmanlara karşı da milli reflekslerini törpüleyip, köreltmişlerdir. Oysa Başbuğ Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, bu güruhun göstermeye çalıştığı gibi ne teslimiyetçi, ne de dar kalıplar içerisine hapsedilmiş sığ bir milliyetçilik anlayışı idi. Başbuğ Atatürk, milletinin ve ülkesinin bekasını ilgilendiren konularda; çok duyarlı, ciddi ve tavizsiz bir siyaset izlemiştir. Gerek dış düşmanlara karşı verdiğimiz bağımsızlık savaşındaki, gerekse iç düşmanlara karşı olan tavrı ve tutumu da; sert, tavizsiz ve sonuç alıcıydı.

    Bugün, "Türk" kelimesini ağızlarına almaktan rahatsızlık duyan, Türk'ün ve onun ülkesi Türkiye'nin çıkarlarını savunmaktan aciz, soy ve vicdan kusurlu insanların ipliklerini tam anlamıyla pazara çıkarmak, gerçek Atatürkçü olan Türkçüler'in en önde gelen görevlerindendir.

    "Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası Ziya Gökalp'tir." diyen bir "Türkçü"nün ülküleminin "Sol" olduğunu iddia etmek; attığını vuran keskin bir nişancının, âmâ/kör olduğunu iddia etmek kadar mantıksızdır.
    Her ne kadar güneş balçıkla sıvanamasa da, Türklük şuuru açısından "mankurt"laştırılan ve gerçek Atatürkçülük konusunda cahil bırakılan Türk insanının; "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir." diyen Atası'nı doğru olarak tanıyıp, anlayabilmesi noktasında söz konusu güruhun yıllardır set oluşturduğu aşikardır.

    "Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." diyen Türkler'in son bozkurdunun Türkçü-Turancı olmadığını iddia eden bir kişi art niyetlidir; ilk düşünülmesi gereken; o kişide soyca ya da vicdanen bir bozukluk olduğudur. Şayet art niyetli değilse o zaman, o kişinin cehaletinden ya da akılsal bir zaafından söz edilebilir.

    Türkiye'de ilk olarak 1924 yılında başlayan antropolojik çalışmaların mimarı olan Başbuğ Atatürk, "Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi"ni kurdurmuştur. Türk Irkı'nın fiziksel özellikleri, ilk kez bu şekilde incelenmeye başlanmıştır. 1937 yılına gelindiğinde ise, Ulu Başbuğ'un isteği üzerine yurt genelinde Türk Irkı'nı karakterize eden tüm fiziksel özellikleri incelenirken, kafatası ölçümleri de yapılmıştır. Acaba hangi solcu bunları düşünür, ister ya da uygular? Atatürk'ün milliyetçiliği, gösterilmeye çalışıldığı gibi değil, işte böyle milliyetçiliktir!

    Ulu insan Atatürk, Türklüğü ilgilendiren ne varsa onunla ilgilenmiştir. "Mu Kıtası Teorisi" bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır. Acaba biz ırkçı değiliz,Türkçü değiliz, Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyenleri bu gibi belgeler heyecanlandırıyor mu veya onları hiç ilgilendiriyor mu?

    Türkler'in tarihsel sembolü olan "Bozkurt"tan, bu söz konusu Atatürk milliyetçileri(!) acaba neden bu kadar rahatsızlık duyuyorlar veya "Bozkurt" kelimesi onlarda niçin alerji yapıyor? Bu kafalar, acaba gerçekten çok mu cahil yoksa çok mu art niyetliler? Oysa, tüm Türkçüler için olduğu gibi, Başbuğ Atatürk için de bozkurt ve bozkurt sembolü çok önemliydi. Atatürk, Adliye Eski Vekili Mahmut Esat'a "Bozkurt" soyadını verirken; 1935 yılında üretilmeye başlanan sigaraya "Bozkurt" adını koyarken ve bu sigaranın kapağındaki ongunun/amblemin "Bozkurt" resimli olmasını isterken; 1927'de piyasaya çıkarılan 5 ve 10 liralık kâğıt paralar üzerine bozkurt resmi koydururken; Türk bayrağını, Türk tarihinin, Osmanlı'dan ibaret olmadığına vurgu yaparcasına, "Mavi fon üzerinde yeşil bir kurt başı" şeklinde olan Göktürk Bayrağı olarak değiştirmeyi düşünürken; "Türk İzci Ocağı" bünyesindeki çocuklara "Yavru Kurt" adını verirken, "Bozkurt"a ve Türk tarihine olan özel ilgisini göstermiştir. Bunlara ilaveten, Fuat Köprülü'nün Atatürk'e Türkiyat Enstitüsünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğunda Atatürk: "Karlı Tanrı Dağları'nın önünde elinde meşale tutan bir "Bozkurt" olsun, Bu meşale, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon'dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin." şeklinde cevap vermiştir. Başbuğ Atatürk'ün kendi eşyalarının arasında da bozkurt motifli olanları zaten her şeyi anlatmaya yetmektedir.

    Ulu Atamız'ın, Maarif Vekâleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı) girişine koydurduğu ve Atamız'ın uçmağa varışından/ölümünden sonra İnönü'nün kaldırtmış olduğu "Ergenekon'dan Çıkış Tablosu" da, Atatürk'ün katıksız bir Türkçü olduğunu yadsınamaz bir şekilde gözler önüne sermektedir.

    Eski Türkler'de, "Başkomutan" anlamına gelen "Başbuğ" kelimesi bu eski "kızıl kafalı", yeni Atatürk milliyetçisi(!) olan güruhun en çok rahatsız oldukları konulardan bir diğeridir. Atatürk gerçek anlamda bir "Başbuğ"dur. Bu yüzden, tüm Türkçüler de Ataları'na "Başbuğ" derler. Bu da, sözde Atatürkçülere çok dokunur. Örnek vermek gerekirse; Türkçü Toplumcu Budun Derneği Genel Başkanı Sayın Cenk Tozkoparan bundan yaklaşık 4 yıl kadar önce katıldığı bir televizyon programında, Atatürk'e "Başbuğ" dediği için kızılca kıyamet kopmuştu. Ama bizi ilgilendiren asıl konu; Türk televizyon tarihinde, Atatürk için ilk kez "Başbuğ" sıfatının kullanılması ve o tarihten sonra Atatürk'e "Başbuğ" diyen Türkler'in sayısındaki artıştır. Atatürk, "Başbuğ" değildir, sadece bir "Önderdir" diyenler; acaba Atatürk'ün kendisinin kurduğu "Türk İzci Ocağı"nın kendisine yaptığı "Başbuğ"luk teklifinden, ulu Ata'nın bu teklifi kabul ettiğinden ve bunu da bir telgrafla şu şekilde bildirdiğinden haberleri var mıdır? "Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetişmesini temenni eylediğim İstanbul Türk İzci Ocağı’nın, Başbuğ’luk teklifini büyük bir hissi iftiharla kabul ediyorum. Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamımın tebliğini rica ederim." O tarihlerde yayınlanan "Cumhuriyet Gazetesi" de manşetini "Başbuğ" olarak atmıştı. Bunun yanında 10Kasım 1938 tarihli "Ulus "Gazetesi"nin manşeti de şu şekilde atılmıştı: "Atatürk başkumandan; Başbuğlar yetiştirilmezler, onlar başbuğ hasletleriyle doğarlar!"

    Ulu Başbuğ Atatürk'ün Türkçülüğünü ispat eden aşağıdaki sözlerini bilmeyen veya bilmezden gelenlere inat, biz Türkçüler, Türk insanına, Atası'nın özdeyiş ve sözlerinin sadece "Ne Mutlu Türk'üm diyene" ve "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" - sözlerinden ibaret olmadığını öğreteceğiz. "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünün sadece Atatürk'ün 10'uncu yıl nutkunun son cümlesi olduğunu -başka yerlerde geçtiği söylense de somut bir belgesi yoktur- ve o metinin içeriğini göz ardı ederek, esas ifade edilmek istenenin beden ve ruh itibarıyla "Türk" olmak olduğunu görmezden gelenler ve bunu böyle göstermeye çalışanlar, bugün Atatürk milliyetçisi(!) geçinmektedirler.

    Atatürk, hem kuramsal hem de uygulama açısından tam anlamıyla dört dörlük bir Türkçüydü. Atatürk milliyetçiliğinin içini boşaltmak isteyen ve Atatürk'ün Türklük'le ilgili sözlerini "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünden ibaret görerek ve bu sözünde aslında neyi ifade ettiğini saptırmaya çalışan sahte Atatürkçüler, Ulu Başbuğ'un bu sözlerini bilmezler, bilseler de işlerine gelmeyeceği için bilmezden gelirler.

    Atatürk'ün görmezden gelinen ve Türk insanına öğretilmek istenmeyen bazı özdeyiş ve sözleri şunlardır:

    "Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."

    Başbuğ Atatürk'e göre Türk'ün tanımı:

    Başbuğ Atatürk'ün manevi kızı olan Afet İnan Hanım, üniversitedeki doktora tezinin konusunun, hocasının: "Milletini anlat, Türkler'i anlat" demesiyle birlikte belli olmasının ardından, tezini hazırlamaya başlamış, tezini hazırladıktan sonra da göstermek için Atatürk'e götürmüştür, Atatürk de onlarca sayfalık tezi görünce, Türk'ü bir kaç cümleyle kısa ve öz olarak şöyle anlatmıştır:

    "Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir."

    Damarlarında Türk kanı dolaşıp da, böyle bir anlatım karşısında tüyleri diken diken olmayan birinin olması mümkün müdür? Atatürk demekten rahatsızlık duyup, kasıtlı olarak Mustafa Kemal diyerek Türklükleri ile Atatürk'e olan sevgi ve bağlılıklarının düzeyini belli eden sahte Atatürkçülerden, Atatürk'ün bu veya buna benzer anlatım ve özdeyişlerini neden hiç duyamayız? Bu sahte Atatürkçülerin acaba mayalarında mı bir bozukluk var yoksa Türklüğün bünyesine aykırı olan zararlı ithal ideolojileri benimsemelerinin bir sonucu olarak, buduncu bilinç açısından vicdanlarında ve ruhlarında bir tahribat mı oluşmuş? (les mindre)


    OKUYUN ...ÖLÜMÜNE KADAR ATATÜRK'E BAŞBUĞ DENİRDİ.KANITLARIYLA KARŞINIZDA .!!!!!!
    ___BAZI ANDAVALLAR TÜRK'ÜN BAŞBUĞU ATATÜRK'E BAŞBUĞ DENİLMESİNDEN
    RAHATSIZ OLUYOR VE BÖYLE BİRŞEYİN DOĞRU OLMADIĞINI SÖYLÜYORLAR. BUNU
    SÖYLEYENLER ELBETTE TAHMİN EDİLEBİLECEĞİ GİBİ MARKSİST VE KOMÜNİST
    KAFALAR..
    İŞTE BELGELERİYLE BU ANDAVALLARA CEVAPLAR

    30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısı ile Genelkurmay Başkanı Mareşal
    Fevzi Çakmak'ın Atatürk'e telgrafı:

    "30 AĞUSTOS ZAFERİNİ, CUMHURLUĞUN ÇELİK ORDUSUNA ÖRNEK OLARAK YARATAN
    ULU BAŞBUĞ'A, ORDU ADINA KUTLAR VE CANDAN SAYGILAR SUNARIM"
    Türk Silahlı Kuvvetleri
    Genel Kurmay Başkanı
    Mareşel Fevzi Çakmak

    Kaynak: Ulus Gazetesi, 31 Ağustos 1935, s5)

    1935 yılında 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısı ile Ankara'daki
    Tümkomutanı(Tümgeneral) Kemal Kökçe'nin Tören konuşması:

    Büyük Kemâl Atatürk büyük savaşın arkasından gelen kara günlerin
    acılarına dayanamadı. Çok sevdiği Ulusunun başına geçti. İç ve dış
    yağlılarala savaşa girişti: Artık Kurtuluş savaşı başlamıştı.

    "İnönü'de, Kütahya ve Eskişehir'de daha sonra, Sakarya'da yapılan
    büyük muharebelerde Türk Ulusu yurtseverliğin ve özverinin en büyüğünü
    ve tarihlerin yazmadığı örneklerini gösterdi.

    TÜRK'ÜN BAŞBUĞ'U, Sakarya'dan sonra; bir yıldan beri siperlerine
    sığınmaya zorlanmış olan, düşmana sürsal için ordularını anıkladı. 26
    Ağustos 1922'de düşmanı siperlerinde birden öyle bastırdı ki, dört gün
    dört gece kendisini kurtarmak için düşmanın harcadığı emekler hep
    boşuna gitti.

    TÜRK BAŞBUĞU'NUN YÜKSEK GÜDÜMÜ İLE DÜŞMAN ORDUSU, 30 AĞUSTOS 1922'DE
    DUMLUPINAR'DA DÖRT YÖNDEN SARILDI, bAŞKOMUTANLARIYLA BERABER TUTSANDI
    VE YOK EDİLDİ.

    Bu mutlak sonuç Türk Ulusunu, tüm erginliğe erdirdi.

    Bu büyük utku ile Türk'ün Oğuz Kurtarıcısı, çok sevdiği Ulusunu,
    karanlık bir zindandan, yeni ve aydınlık bir ilkyaz ertesine
    kavuşturdu.

    İşte o büyük utku gününün 13.yıldönümünü, bugün burada toplanarak
    kutluyoruz.

    Ey büyük Atatürk utku sana ve senin Yüce Ulusuna yaraşır. Çünkü sen
    yalnız utkunun ve durmadan ilerlemenin ve yalnız yurt ve
    Ulusseverliğin sembolüsün.

    SEN YAŞA EY BÜYÜK BAŞBUĞ

    Yurdunla, Ulusunla, bitmek tükenmek bilmeyen utkularınla yaşa.

    Arkadaşlar;
    Türk Ulusu nasıl erkinlik savaşında YÜCE BAŞBUĞU'NUN GÖSTERDİĞİ YOLDAN
    GİDEREK UTKUYA ERDİYSE; savaştan sonra Türk Ulusu nasıl göz bebeği
    önderinin buyurduğu yönü tutarak amacına vardıysa; bundan sonra da
    gene ve hiç düşünmeden yaratıcı Atatürk'ünün, açtığı aydınlattığı ve
    buyurduğu yoldan içten bir inanç ve özveriyle yürüyecek, yükselecek ve
    yükselecektir.

    "Yaşasın Büyük Yaratıcı ATATÜRK!"
    "Yaşasın Yurdumuz ve Ulusumuz!"
    "Yaşasın Türk Cumhurluğu!"
    (Ulus Gazetesi, 31 Ağustos 1935. s5)

    1935 Yılı 30 Ağustos Zafer Bayramı Törenlerinde En Genç Subay Nuri
    Cuylan'ın Tören Konuşmasından:

    1-Eylül 1922: 1338 sabahı TÜRK ORDUSUNUN BAŞBUĞ'U ORDULARINA (Ordular
    ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!) buyruğunu verdi.

    Bu buyrukta sade Akdeniz değil, Türk Medeniyetinin yaşamış olduğu
    yerlere varın anlamı vardır. ERGİNLİĞE SUSAMIŞ OLAN ORDU; BAŞBUĞ'UNUN
    BU BUYRUĞUNU 9 GÜNDE YERİNE GETİRDİ. Vee yine onun buyruğu ile durdu.

    30 Ağustos Türk kin ve intikamının taşıdığı gündür.

    YAŞASIN TÜRK ULUSU; O'NUN BAŞBUĞ VE ORDUSU.
    YAŞASIN CUMHURİYET.
    (Ulus Gazetesi, 31 Ağustos 1935, s5)

    Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK / Belgelerle: ''Milli ve Siyasi''
    Kendi sözleri ve onu anlatan sözler:
    ULU BAŞBUĞ, BOZKURT MUSTAFA KEMAL'İN SÖZLERİ VE ONU ANLATAN SÖZLER!
    ''BİZ DOĞRUDAN DOĞRUYA MİLLİYET PERVERİZ VE TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ.''
    Kemal ATATÜRK.
    (Atatürk'ün S.D.V.Cilt. III. s.118)

    1920 yılı: İngiliz Askeri İstihbaratı Tarafından İngiltere Dışişleri
    Bakanlığı na, hazırlanan TÜRKİYE raporu:


    MUSTAFA KEMAL PAŞA.
    SAVAŞ İÇİNDE ÖLÇÜSÜZ CESARETİ İLE TANINDI.
    ENEVER PAŞA VE ALMANLAR İLE İLİŞKİLERİ GERGİNDİ.
    1919 YILI BAŞLARINDA MİLLİYETÇİ HAREKETİN TOHUMLARINI ATTI.
    GENEL MÜFETTİŞ OLARAK ANADOLU'YA ATANINCA MİLLİYETÇİ HAREKETİN BAŞINA
    GEÇTİ VE BU HAREKETİN TARTIŞMASIZ LİDERİ OLDU.
    (Bilal N.Şimşir. İngiliz Belgelerinde ATATÜRK. Cilt. III. No:110)

    Cumhuriyet Gazetesi'nin 15 Aralık 1933 tarihli manşeti:

    MUSTAFA KEMAL: BOZKURT
    ''ONA BOZKURT DİYORLAR: ÇÜNKÜ BOZKURT, VAKTİ İLE ASYA STEPLERİNE
    UZANAN IRKIN SEMBOLÜDÜR''
    ''O'NA AYNI ZAMANDA GAZİ DE DİYORLAR''
    ''O IRKININ TARİHE VERDİĞİ, MEŞHUR VE DEHŞETLİ ÖRNEKLER GİBİ,
    TİMİRLENK VE CENGİZ HAN GİBİ KIRIP GEÇİRİCİ BİR KUDRET SAHİBİ OLAN BU
    GENÇ TÜRK DE ECDADININ VARİSİ OLMAYA LAYIK BULUNDUĞUNU İSPAT
    EDİYORDU''
    ''YUNAN İSTİLASINI SİLİP SÜPÜRDÜĞÜ GİBİ, KÜRT İSTİLASINIDA BASTIRDI''
    (Muvaffak İhsan Garan, Milletlerin sevgilisi ATATÜRK. s.51)

    30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla Genel Kurmay Başkanı Mareşal
    Fevzi Çakmak'ın ATATÜRK E telgrafı:

    ''30 AĞUSTOS ZAFERİNİ, CUMURLUĞUN ÇELİK ORDUSUNA ÖRNEK OLARAK YARATAN
    ULU BAŞBUĞ A, ORDU ADINA KUTLAR VE CANDAN SAYGILAR SUNARIM''
    TÜRK Silahlı Kuvvetleri
    Genel Kurmay Başkanı
    Mareşal Fevzi Çakmak
    (Ulus Gazetesi,31 Aralık 1935.s.5

    BİRİNCİ TÜRK DİL KURULTAYI (1932)

    Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Bey'in Konuşması:
    ''TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN ŞANLI REİS İ, İRFAN ÂLEMİNİN DAHİ BAŞBUĞ'U
    GAZİ MUSTAFA KEMAL HAZRETLERİ'Nİ TÜRK DİLİ KURULTAYI'NIN mümtaz ve
    muhterem azalarını derin saygılarla selamlarım... Son asrın muhtelif
    zamanlarında yapılmış süreksiz veya mahdut tesirli tecrübelerden
    sonra, son yirmi iki yıllık TÜRKÇÜLÜK cereyanının gittikçe artan ve
    genişleyen saflaştırma gayretlerine rağmen bu dil hala
    Türkçeleşmedi... Kültür Ordusu Başkumandanının ve bugünkü toplanış
    açılışı ile Milli Tarihe ebediyen kutlanacak bir gün kazandıran
    Kurultayınızın ulu varlığı önünde saygı ile baş eğerim.''
    (Cumhuriyet Gazetesi.27 Eylül 1932.s.6)

    TÜRKİYE Cumhuriyeti Kültür Bakanı Saffet Arıkan'ın 1936 yılında
    D.T.C.F. Açılış türenin de konuşması:

    ''Dünyada yüksek kültürün ilk beşiği TÜRK ana yurtlarıdır ve o kültürü
    kuran ve bütün dünyaya yayanlarda TÜRK'lerdir!..
    İşte sizden istenen budur ve bunu isteyende hepimizin babası ATATÜRK
    TÜR. O YÜKSEK KURTARICI'NIN DAHİ BAŞBUĞ'UN ÖNÜNDE, BU DERİN SAYGI İLE
    EĞİLEREK HEP BİRLİKTE AND İÇELİM URMADAN ÇALIŞACĞIZ, BUYRUĞUNU YERİNE
    GETİRECEĞİZ.''
    (Ulus Gazetesi,10 Ocak 1936.s.1.3-Cumhuriyet Gazetesi 10 Ocak 1936.s.
    1.10)

    1935 Yılında 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla Ankara'daki Tüm
    komutanı (Tümgeneral)

    Kemal Kökçe'nin Tören konuşması:
    ''1-Eylül 1922: 1338 sabahı TÜRK ORDUSUNUN BAŞBUĞ'U ORDULARINA
    (ordular ilk hedefiniz akidenizdir, ileri!) buyruğunu verdi.
    Bu buyrukta sade Akdeniz değil, TÜRK Medeniyetinin yaşamış olduğu
    yerlere varın anlamı vardır. ERGENLİĞE SUSAMIŞ OLAN ORDU; BAŞBUĞ UNUN
    BU BUYRUĞUNU DOKUZ GÜNDE YERİNE GETİRDİ. Ve yine onun buyruğu ile
    durdu.
    30 Ağustos TÜRK kin ve intikamının taştığı gündür.
    YAŞASIN TÜRK ULUSU; O NUN BAŞBUĞ'U VE ORDUSU. Yaşasın Cumhuriyet.
    (Ulus Gazetesi.31 Ağustos 1935.s.5)

    1 Aralık 1923 Perşembe

    İSTANBUL İZCİLER OCAĞI BAŞBUĞ'LUĞUNU KABULÜ
    Bugün İstanbul İzciler Ocağı Başbuğ'luğunu kabul ettiğini bildiren bir
    telgraf gönderdi.
    Ankara:1 Mart 1339 (1923)


    İstanbul Vilayetine
    VATANA YÜKSEK SECİYELİ VE METİN RUHLU GENÇLER YETİŞTİRMESİNİ TEMENNİ
    EYLEDİĞİM İSTANBUL TÜRK İZCİLER OCAĞI'NIN BAŞBUĞ'LUĞUNU BÜYÜK BİR
    HİSSİ İFTİHARLA KABUL EDİYORUM. GENÇ ARKADAŞLARIMA TEŞEKKÜR VE
    SELAMLARIMIM TEBLİĞİNİ RİCA EDERİM, EFENDİM.
    Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
    Başkumandan Gazi Mustafa Kemal
    (Hakimiyet-i Milliye gazetesi.4 Mart 1923.s.1-Gökhan Uzgören.
    İzcilikTarihi. s. 68
    (Ahmet Bekir Palazoğlu, Başöğretmen ATATÜRK. s.108)
    ULU BAŞBUĞ 1923 YILINDA VERDİĞİ BİR SÖYLEVİNDE!
    Büyük şeyleri büyük millet yapar... Demişti.
    İşte sizde büyük şeyler, büyük eserler yapmaya çalışınız. Bunu
    yapacaksınız çocuklar, çünkü
    TÜRK'SÜNÜZ VE DAMARLARINIZDA ASİL VE KAHRAMAN TÜRK KANI VAR.
    (C.H.P. Halkevi. Onun için yazılanlar, söylenenler. s.228:229)

    10 Kasım 1938 ATATÜRK ÜN ölümüyle ilgili Ulus Gazetesinin manşeti:

    ATATÜRK BAŞKUMANDAN: BAŞBUĞLAR YETİŞTİRİLMEZLER, ONLAR BAŞBUĞ
    HASLETLERİYLE DOĞARLAR!
    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!..TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!..AMİN!



    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Başbuğ (Bozkurt) Mustafa Kemal Atatürk (1881- )

          Kategori: Atatürk İçin Söylenenler

          Konuyu Baslatan: Alem-i Sır

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 1793

    Aşk, bir mühür basmak ise kalbe!
    Bende seni mühürledim kalbime!
    Alem-i Sır

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş