Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun üç dine ve muhtelif mezheplere mensup dilleri kültürleri ve sosyal yapıları farklı milyonlarca insanı geniş bir coğrafyada altı asır sadece askerî gücüyle yönetebilme kudretine sahip değildir. Din dil ve kültür olarak bu kadar farklı bir coğrafya adalet sahibi bir yönetim olmadan asla bir arada tutulamaz. Adalet duygusu Osmanlı devlet yönetiminde öne çıkan en mühim hususiyetlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'in dört temel esasından biri adalettir. Bundan

Bu konu 974 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Osmanlı'da Örnek Bir Hukuk Mücadelesi 974 Reviews

    Konuyu değerlendir: Osmanlı'da Örnek Bir Hukuk Mücadelesi

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 974 kez incelendi.

  1. #1
    NeCeSeN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.11.2011
    Mesajlar
    500
    Konular
    258
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    1
    Tecrübe Puanı
    369
    @NeCeSeN

    Standart Osmanlı'da Örnek Bir Hukuk Mücadelesi


    Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun üç dine ve muhtelif mezheplere mensup dilleri kültürleri ve sosyal yapıları farklı milyonlarca insanı geniş bir coğrafyada altı asır sadece askerî gücüyle yönetebilme kudretine sahip değildir. Din dil ve kültür olarak bu kadar farklı bir coğrafya adalet sahibi bir yönetim olmadan asla bir arada tutulamaz. Adalet duygusu Osmanlı devlet yönetiminde öne çıkan en mühim hususiyetlerden biridir.

    Kur'ân-ı Kerîm'in dört temel esasından biri adalettir. Bundan dolayı padişahlar kendilerini 'insanlardan bir insan' görerek hukukun üstünlüğünü esas almışlar; halkı Allah'ın bir emaneti olarak değerlendirmeyi onları himaye etmeyi ve onlara kimsenin zulüm yapmasına müsaade etmemeyi padişah olmanın bir gereği görmüşlerdir.

    Yöneticiye yüklenen misyon bütün vatandaşlar arasındaki münasebetlerin adaletli bir şekilde sağlanmasıdır. Osmanlı'da kadılar bu görevi; devletin tamamını içine alan bir hukuk sistemi vasıtasıyla yerine getirmişlerdir. Divân-ı Hümâyûn idarî fonksiyonlarının yanında Osmanlı hukuk sisteminin bir üst mahkemesi olarak görev yapmıştır. Vakıflarla alâkalı meselelerde olduğu gibi alt mahkemelerdeki anlaşmazlıklar. Divân-ı Hümâyûn'a intikal ettirilirdi. Osmanlı Devleti'nde kamu hizmetlerinin mühim bir kısmı vakıflar tarafından yapılmaktaydı. Vakıflar faaliyetlerini sürdürebilmek için mühim miktarda arazilere ve gayrimenkullere sahiptiler. Vakıfların faaliyetleri devlet tarafından denetlenmekteydi. Denetleme; devlet adına kadı müftü kazasker şeyhülislâm gibi adalet mensupları tarafından yapılmaktaydı.

    Ayasofya vakıfları ve bir hukuk mücadelesi
    Kanunî Sultan Süleyman döneminde Ayasofya vakıflarıyla ilgili kayda değer bir hukuk mücadelesi yaşanmıştır. Bu hukuk mücadelesinin bir yanında cihan padişahı Kanunî Sultan Süleyman; bir yanında zenginlerden müteşekkil şehrin eşrafı; bir yanda da hukuku servet ve iktidara kurban ettirmeyen Ebussuud Efendi vardır.

    Ayasofya Camiî'nin çevresinde bulunan 1.000 kadar ahşap dükkân Ayasofya vakfına aittir. Vakfın başka yerlerde bulunan dükkânlarıyla birlikte bu sayı 1.329'a ulaşır. Bunlar vakfa günde 13.000 akçe gelir getirmekteydi. Ayasofya vakfının menkul ve gayrimenkulleri Fatih Sultan Mehmed tarafından Ayasofya külliyesine vakfedilmişti. Ayasofya vakıfları şehir içindeki binalardükkânlar evler menziller değirmenler hanlar hamamlar ve Fatih tarafından yaptırılan bedestenlerden müteşekkildi. Bir keresinde bu dükkânların kiracıları ile vakıf arasında kiranın tespitinde anlaşmazlık çıkmış ve Şeyhülislâm Ebussuud Efendi'den mevzuyla alâkalı fetva istenmiştir. Kiracılar oldukça zengin ve itibarlı kimselerdi. Vakıf ve dükkânların bu kimselere iyi gelir getirmesinden dolayı taraflar arasında büyük bir hukuk mücadelesi yaşanmıştır.

    Bu hususta Ebussuud Efendi'nin vakıflar lehine çok sayıda karar verdiği ve vakfın zarara uğratılmaması için gayret sarf ettiği görülmektedir. Buna karşılık kiracılar saraydan destek alarak bir fermanla meseleyi kendi lehlerine çevirmek istemişler; ancak Ebussuud Efendi Kanunî'nin fermanına rağmen vakıf hukukundan asla taviz vermemiş ve kiracıların aleyhine karar vermede ısrarcı olmuştur.

    Fatih Sultan Mehmed vakfiyesinde dükkânların üç yıldan fazla süreyle kiraya verilmeyeceğini şart kıldığı hâlde mütevellinin bu şarta riayet etmediği görülmektedir. Vakıf dükkânlar hanlar ve mahzenler yıllardır aynı kiracıların elinde tutulmaktadır. Bu durumun hukuka uygun olup olmadığı sorulmuştur. Ebussuud Efendi "vakfı kuran kimsenin koyduğu şartların tıpkı Allah'ın emri gibi olduğu"nu vakfa faydalı şartlara uymanın gerekliliğini belirterek vakfedenin şartı dikkate alınmadan üç yıldan uzun süreyle kiraya vermenin hukuka uygun olmadığına karar vermiştir. Buna karşılık kiracılar ve mütevelli kira sözleşmelerinin üç yılda bir yenilenmesinin ve dükkânların eski kiracılarının elinden alınmasının vakfa zarar vereceğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre dükkânlara rağbet edilmesinin sebebi kiracıların eşya ve âletlerini dükkâna koymalarıdır. Kira sözleşmesinin üç yıl sonra sona ereceğini bilseler kiracıların dükkânları kiralamayacağı ve bundan da vakfın zarar göreceğini iddia etmişlerdir. Hâlbuki sözleşmenin üç yılda bir yenilenmesinden dolayı vakıf değil kendileri zarar göreceklerdir. Çünkü yenileme ecr-i misil yani piyasa değeri ile yapılacaktır. Yapılacak olan kiranın ecr-i misil ile üç yılda bir yenilenmesi bu şartları kabul eden kiracıların yerlerinde bırakılmaları kabul etmeyenlerin çıkarılmalarıdır. Kabul edenlerle üç yıllığına ve ecr-i misil ile yeni bir kira sözleşmesi yapılmalıdır. Yolsuzluklara engel olmak için de kira sözleşmesinin gizli saklı değil şahitler huzurunda yapılması gerekmektedir. Dükkânların gerçek kira bedeli yani ecr-i misli kiracıların verdiklerinin on ile on beş katıdır. Çünkü kiracılar dükkânları ikinci bir kira sözleşmesi ile başkasına kiraladıkları zaman on ile on beş misli bedel almaktadırlar. Böylece vakfın ne kadar büyük miktarda zarara uğratılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu fazla bedelin kiracıların mı yoksa vakfın mı olacağı Ebussuud Efendi'ye sorulmaktadır. Şeyhülislâm da bu fazla bedelden dükkânlardaki kiracılara ait olan eşya ve âletlerin bedeli çıkarıldıktan sonra kalanının vakfa ait olduğuna fetva vermiştir.

    Padişahın fermanı
    Kiracılar ve mütevelli Şeyhülislâm Ebussuud Efendi'den istedikleri kararı çıkaramayınca meseleyi padişaha arz etmiş padişahtan ferman alarak meseleyi kendi lehlerine çözmek istemiş ve padişah kiracıların istediği bu fermanı vermiştir. Fermanda dükkân kiracılarından birer akçeden fazla alınmaması padişahın âlimlere sâlihlere ve başka kimselere sadakalar ve vazifeler verdiği gibi dükkân kiralarının fazlasının da kiracılara vazife ve sadaka sayılması gerektiği yer almıştır. Bu fermana rağmen Ebussuud Efendisadaka ve vazifenin ulema suleha ve fakirlerin hakkı olduğunu kimi Müslüman kimi Yahudi kimi Hristiyan dükkân kiracılarının sadakaya hakları olmadığını söylemiştir. Gerçekten de sadaka fakirlerin vazife de müderris imam ve mütevelli gibi görevlilerin hakkıdır. Dükkândaki kiracılar ise ne fakir ne de görevlidirler. Bu sebeple sadaka ve vazifeye hakları yoktur. Ayrıca kiracıların içerisinde Yahudi ve Hristiyanlar da bulunmaktadır.

    Buna rağmen kiracılar kendilerini savunmaya devam etmişler vakfın gelirlerinin giderlerinden fazla olduğunu fazlalığın da Beytü'l-mala aktarıldığını kendilerinin de vatandaş olmaları sebebiyle Beytü'l-maldan hakları olduğunu ve dolayısıyla kira fazlasının kendilerinin Beytü'l-maldan olan alacaklarına mahsup edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Şeyhülislâm ise Beytü'l-maldaki gelirlerin onların hakkı olmadığını karada ve denizde halkın canını malını ailesini koruyan askerlerin hakkı olduğunu bu gerçekleri gizlemenin Allah'ın lânetine uğramaya sebep olacağını söylemiştir.

    Netice
    Görüldüğü gibi kiracıların ve mütevellinin hukukî ve siyasî imkânları kullanarak çok uğraşmalarına rağmen Ebussuud Efendi'den istedikleri kararı çıkaramamışlardır. Karşı tarafın çok güçlü olduğu padişahtan ferman almalarından anlaşılmaktadır. Her şeye rağmen şeyhülislâm vakfın haklarını ve hukuku zayi etmemiştir. Padişah fermanına rağmen şeyhülislâmın görüşün*den dönmemesiOsmanlı'da hu*ku*kun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığını göstermesi bakı*mından önemlidir. Bir İslâm âlimi olarak Ebussuud Efendi vakıf mal*larının zayi edilmesine engel olmuş hukukun ve adaletin tecellisi için sonuna kadar mücadele etmiştir. Kanunî Sultan Süleyman ise muktedir bir hükümdar olmasına rağmen hak ve adaletin tecelli etmesine engel olmak bir yana adına yakışır şekilde meselenin hâllinde kanunların uygulanmasına razı olmuştur. Bu hâdise Osmanlı Devleti'nde hukuk ve adaletin padişahın iki dudağı arasında olduğuna dâir iftiralara mânidar bir cevaptır. Zaten hukuk ve adalet padişahın iki dudağı arasındaki basit ve küçük bir şey olsaydı Osmanlı Devleti nasıl altı asır cihan devleti olurdu.

    alinti


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Osmanlı'da Örnek Bir Hukuk Mücadelesi

          Kategori: Türk Tarihi

          Konuyu Baslatan: NeCeSeN

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 974


Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş