http://www.itusozluk.com/img.php/40d869ba6e66e48aee833c0691efae484530/enver+pa%FEa+b%FDy%FD%F0%FD Turan orduları komutanı Enver Paşa'yı şahadete erişinin 90. Yılında saygı ve şükranla anıyoruz! Ruh'un şâd, mekanın Atalar ocağı olsun! Enveriyye Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!

Bu konu 2402 kez görüntülendi 2 yorum aldı ...
Ruh'un Şâd Olsun Enver Paşa! 2402 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ruh'un Şâd Olsun Enver Paşa!

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2402 kez incelendi.

  1. #1
    ATSIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    05.08.2011
    Mesajlar
    585
    Konular
    107
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    633
    @ATSIZ

    Standart Ruh'un Şâd Olsun Enver Paşa!



    Turan orduları komutanı Enver Paşa'yı şahadete erişinin 90. Yılında saygı ve şükranla anıyoruz!

    Ruh'un şâd, mekanın Atalar ocağı olsun!


    Enveriyye

    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!
    Seninle fahr edir şimdi büyük sultan, ulu kayser
    Ki, sensen dahi-yi devran, sensen fatih-i kişver,
    Sana şayestedir elhakk tila ovrengü zer efser .
    Doğar mı mader-i giyti senin tek bir de bir ner er
    Hayali ay kimi aydın, meramı gün kimi Enver?!

    Sehab-i küfrü ten böldün, kılınç darbıyla etdin şakk,
    Çıkartdın milleti yekser ışıklı günlere elhakk,
    Ayıltdın Türkleri, verdin demadem Türküğe revnak
    Sana bu işde yardımcı yakin oldu cenab-ı Hakk,
    Sen oldun Hazret-i Hakkın sefa-yı lutfuna mazhar
    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!

    Müselman gayretin çekdin, gözetdin Türkün namusun,
    Dağıtdın haver-i İslamdan küffar kabusun.
    Mesacidden dilerdi Rus asa öz nehs nakusun ,
    Güneşden parlak amalın olup Şark ehline ezher,
    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!

    Munzam ordunu birden ser-i adüvvane saldırdın,
    “Kıral”lar rişesin kırdın, “karol”lar tacın aldırdın,
    Edip mağlup küffarı, neva-yı suru çaldırdın,
    “Hilal-i arşa yükseltdin”, “gün”ü eflake kaldırdın.
    Nihal-i maksad-ı fikrin getirdi tatlı bir nevber,
    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!

    Ziya-yı fikrin ile ziyasızdık, ziyalandık,
    Cefa vü cevr çekmişdik, fütuhunla sefalandık,
    Liva-yı nusretin ile , bihamdillah, livalandık,
    Hakir ü pest olmuşduk, ucaldık, itilalandık.
    Tamamen Kafkas’ın ehli gönüldendir sana asker
    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!

    Saadet devri, söz yok kim, yetirmiş şanlı cahidler,
    İğitler, kahraman erler, şücaetli mücahidler,
    Buna tarihde vardır dahi binlerce şahidler,
    Dikipdir onlara şahlar neçe yerde müşahidler.
    Yapar millet sana layık tiladan heykel-i ekber.
    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!

    Semada yıldırım tek parlayan dem tiğinin berki
    Işıklandırdı şemsasa seraser alem-i Şarkı,
    Nisar-ı hak-i payınçün düzüldü bin güzel şarkı ;
    Benim naçiz şiirimle veli var onların farkı
    Mübarek vechini görcek tapar eşarımız ziver,
    Yaşa, ey gazi-yi azam, yaşa, ey muhteşem Enver!


    SALMAN MÜMTAZ


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Ruh'un Şâd Olsun Enver Paşa!

          Kategori: Türk Tarihi

          Konuyu Baslatan: ATSIZ

          Cevaplar: 2

          Görüntüleme: 2402


  2. #2
    Türk Milliyetçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    20.05.2011
    Mesajlar
    3.825
    Konular
    3630
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    789
    @Türk Milliyetçisi

    Standart

    Alman sempatizanı birini niye anacağız ki?







  3. #3
    ATSIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    05.08.2011
    Mesajlar
    585
    Konular
    107
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    633
    @ATSIZ

    Standart

    Enver Paşa maalesef birçok insanımız tarafından yanlış tanınmakta ve cansiperane Türklük ve Türkçülük için verdiği savaş unutulmaktadır. Onu Alman hayranı da yapan vardır, yanlış işler yaptığını söyleyende. Ama bunları iddia edenleri çoğu gerçekleri gizlemekte ve halkımızı yanlış bilgilendirmektedir. 1996 yılında naşı Tacikistan’dan Türkiye’ye getirilerek Hürriyet-i Edebiye tepesine devlet töreni ile toprağa verilen bu büyük Türk’ü tanıtmak ve doğru anlaşılmasını sağlamak boynumuza borçtur. Bu yüzden Enver Paşa’yı yakından tanıtmak istiyorum. Fakat burada hayatını kronolojik olarak değil, hayatına ve yaşadıklarına ve devrinde olanlara göz atarak onu yakından tanıtmaya gayret edeceğim.

    Enver Paşa’nın hayatını kronolojik olarak kısaca şöyle özetlemek mümkündür: Enver Paşa, 1881 yılında İstanbul’da doğmuş, 1922 yılında Tacikistan’da şehit düşmüştür. Sürre Emini Ahmet Bey ile Ayşe Hanım’ın altı çocuğundan biridir. Manastır Askeri Rüştiyesi’ni (1894), İstanbul Soğukçeşme Askeri İdadisi’ni (1897), Harp Okulu’nu (1899) ve sınıf ikincisi olarak Harp Akademisi’ni (1902) bitirmiştir. Askeri rütbeleri kısa sürede geçerek 5 Ocak 1914 yılında Mirlivalığa (Generallik) yükseltilmek suretiyle Ahmet İzzet Paşa’nın yerine Harbiye Nazırlığı’na getirilmiş, 5 Mart 1914 tarihinde de Padişah 5. Mehmet’in (Sultan Reşat) yeğeni Naciye Sultan’la evlenmek suretiyle saraya damat olmuş ve böylece gücünü bir kat daha artırmıştır.

    Buradan da anlaşılacağı gibi Enver Paşa, Mustafa Kemal Atatürk’le yaşıttır ve hayatları birçok kere kesişmiştir. Mesela onunla aynı okullarda okumuştur, Trablusgarp’ta ve Balkan Savaşları sırasında birlikte görev yapmışlardır. Hatta aynı kıza aşık olmuş ve her ikisi de Naciye Sultan’la evlenmek istemişlerdir. Ancak daha atak davranarak Naciye Sultan’la evlenmek suretiyle saraya damat olma şansını yakalayan Enver Paşa olmuştur. Ayrıca Enver Paşa, o günün olağanüstü şartları içinde bir yolunu bularak ve önüne çıkan fırsatları iyi değerlendirmek suretiyle sürekli Atatürk’ten önce terfi etmiştir. Mustafa Kemal Paşa ile Enver Paşa’nın aralarının sürekli açık olmasının sebeplerinden birisi de hiç şüphesiz askerlik ve özel hayatlarındaki bu kesişmelerdir.

    Sağ görüşten olsun, sol görüşten olsun, bugün için Enver Paşa’ya saldırı noktası yapılan en önemli konu 1914 yılının Aralık ayı içinde yapılan ve çetin kış şartları sebebiyle Üçüncü Ordu’ya bağlı bazı birliklerin, Sarıkamış civarındaki dağlarda donarak telef olmasına sebep olan harekâttır. Oysa göz ardı edilen bir konu vardır. O da Enver Paşa’nın Sarıkamış Harekâtı sırasındaki pozisyonudur. Belki de bir çok insanımız, bu harekatın, tamamen İstanbul’da oturan Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın, oturduğu yerden vermiş olduğu emirlerle gerçekleştirildiğini sanıyor olabilir. Halbuki, Sarıkamış Harekâtı sırasında Enver Paşa cephededir ve eksi 40 derecelere varan çetin kış şartlarını emrindeki askerlerle birlikte o da yaşamıştır. Çünkü Ruslara karşı girişilen Sarıkamış Harekâtı sırasında, Üçüncü Ordu Kumandanlığı’nı bırakan Hasan İzzet Paşa’nın yerine bu ordunun kumandanlığını bizzat Harbiye Nazırı Enver Paşa üstlenmiş ve bölgeye gelerek ordunun başına geçmiş, ordunun sevk ve idaresini ele almıştır. Tıpkı Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın Suriye’de konuşlu bulunan 4. Ordu’nun kumandanlığını üstlendiği gibi. Yani, hiç kimse İstanbul’da yumuşak koltuğuna kurularak emirler vermekle iktifa etmemiş derhal cepheye koşmuştur. Bununla birlikte, Sarıkamış Harekâtı’na katıldığı sırada Ruslara esir düşerek Sibirya’da üç yıl esir hayatı yaşayan bir Osmanlı Subayı ve aynı zamanda bir Enver Paşa düşmanı olan Köprülülü Şerif İlden gibi bazı Osmanlı Subaylarının yazmış olduğu hatıralar ve bu tür hatıralara bağlı kalınarak daha sonraki yıllarda yazılan birçok kitapta ona olmadık hakaretler ve iftiralarda bulunmaktadır. Ancak Şerif İlden’in, hakaret amacıyla yazmış olduğu bazı cümleler bile aslında Enver Paşa’nın hanesine artı puan olarak yazılması gereken cümlelerdendir. Çünkü bu hakaret cümleleri, ileri görüşlü ve tedbirli bir kumandanı olmasa bile farkında olmadan bir kahramanı, cesur ve gözü pek bir yüreği tarif etmektedir. İşte o cümlelerden birisi;

    “28. Tümen’in başına Pitgir’den itibaren Enver geçti, dağa taşa çarptı. Zorla yürüttü ve teker teker yürüme olanağı bile olmayan karlı, buzlu yollardan koşarak sürdü, akşam basınca artık yürütemeyerek Terpink’te bıraktı. Kendisi de –dikkat ediniz– beş on karargâh atlısını önüne ve tüm kurmaylarını arkasına takarak hiç bilmediği ve tanımadığı bu yalçın arazide karanlıklar içinde Bardız’a (Gaziler) doğru başını aldı gitti. Eğer yol üstünde beş on özverili Rus bulunsaydı tüm karargâhı canlı veya cansız kökünden koparıp atması işten sayılmazdı. Yol o kadar sarp bir boğazdan geçer ki. Karargâhta hiç kimse bu geceki hedefleri olan Bardız’a bizim birliklerimizin varıp varmadığını bilmiyordu. Bardız’a girerken karşılarına iki Rus nöbetçisi çıksaydı bu karanlık gecede ne olacaktı? Ben size cevap vereyim: Enver mahvolurdu, geri dönmezdi. Kesinlikle beş on karargâh süvarisiyle Ruslara gece hücumu yapmaya kalkışırdı.”( Şerif İlden, Sarıkamış, s.199, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2003)

    İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenlerinden Dahiliye Nazırı (Daha sonra Sadrazam da olmuştur) Talat Paşa da Aubrey Herbert’e vermiş olduğu mülakatta Enver Paşa’nın çok cesur, atak ve vatansever bir ruha sahip olduğunu, ancak yeterince tedbirli olmadığını şu cümlelerle ifade eder: “Gözü pek ve vatansever bir kimsedir ama zeki olduğu söylenemez” (Talat Paşa’nın Anıları, s.154, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2003)

    Askeri stratejistler, taktik uzmanları ve tarihçiler, mutlaka çok daha somut, çok daha kesin ve çok daha bilimsel olarak açıklayabilirler. Ancak Sarıkamış Harekâtı’nın bilfiil içinde bulunmakla bu harekâtın en yakın görgü tanığı olmasının yanı sıra bir Enver Paşa Muhalifi, hatta düşmanı olan ve yazdıkları, Türkiye’de bir çok Enver Paşa muhalifine kaynaklık ve hareket noktası teşkil eden Köprülülü Şerif İlden’in “Sarıkamış” isimli kitabından, Sarıkamış Harekâtı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasının sebepleri olarak bizim tespit edebildiklerimiz şunlardır;

    1- Ordunun gençleştirilmesi adına, bilgili ve savaş tecrübesi de olan bazı yüksek rütbeli subayların yaşlı, alaylı ve haksız terfi ettirildikleri gerekçe gösterilerek işten el çektirilmesi. Bunun sonucunda ordulara komuta edecek sayıda üst rütbeli subay bulunamaması. Öyle ki; Harbiye Nazırı Enver Paşa bile normal şartlarda Binbaşı veya yarbay olabilecek bir yaşta (34 yaşında) generalliğe terfi ettirilerek Harbiye Nazırı ve Osmanlı Orduları Başkumandan Vekili yapılmıştır. ( Osmanlı Ordularının Başkumandanı bizzat Padişahtır. Aynı gelenek bugün de devam etmektedir. Çünkü şu anda Anayasa gereğince Türk Orduları Başkumandanı Cumhurbaşkanımızdır)

    2- Yeterli bilgi birikimi ve askerlik tecrübesi olmayan küçük rütbeli subayların büyük askeri birliklere kumanda etmek zorunda bırakılması.

    3- Askerlerin eğitimsizliği ve savaşma isteklerinin olmaması.

    4- Özellikle bölge insanlarından oluşan askerlerin, bazen alay ve tümen seviyesinde olmak üzere düşmanla savaşmayarak cepheden firar etmeleri.

    5- Askerler ve hayvanlar için iaşe ve ibate imkânlarının son derece yetersiz olması, yeterli ve etkili askeri mühimmat bulunamaması.

    6- Subaylar arasındaki geçimsizlik ve sürtüşmeler, ayrıca subaylar arasındaki çekememezlikler.

    7- Hesapsız ve plansız olarak uygulanan yanlış savaş taktikleri.

    8- İklim şartlarının elverişsizliği.

    9- Harekât bölgesindeki arazinin yeterince tanınmaması

    10-Düşman kuvvetleri hakkında yeterli bilgiye sahip olunmaması, buna bağlı olarak düşmanın küçümsenmesi.

    11-Savaş ve savaşın evreleri konusunda İstanbul ile Cephedeki komutanlar arasındaki oluşan görüş ayrılıkları.

    12-Cephede savaşan birlikler arasındaki koordinasyon ve iletişim eksikliği (ki; bu sebeple Türk birlikleri zaman zaman birbirleriyle savaşmak zorunda bile kalmışlardır).


    İşte bu ve benzer sebeplerden dolayı harekât başarısız olmuş ve bu harekât, tarihimize Sarıkamış Trajedisi olarak geçmiştir. Bu harekâtta görev alanlardan gerek savaş sırasında eziyet çeken, gerekse savaştan sonra Ruslara esir düşerek Sibirya’da ki kamplarda esir hayatı yaşayan subay ve askerlerin (Gençliğin vermiş olduğu enerji, cesaret, atılganlık ve başarıya kısa sürede ulaşma istekleri ile bazı hesapsız davranışlar da sergileyen Enver Paşa aleyhine olmak üzere) anlattıkları anılar ile İttihat ve Terakki’nin iktidara geliş biçimi ve özellikle Padişah 2. Abdülhamid’e karşı sergilediği tavır, bu trajedinin Enver Paşa ve arkadaşlarının üstüne yıkılmasına sebep olmuştur.

    Bu trajediye sebep gösterilen kişilerden Enver Paşa’nın ismi birçok hakarete maruz bırakılırken, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı sıfatıyla harekâtta onun da imzası bulunan ve harekât sırasında 10. Kolordu ile çok başarısız bir mücadele örneği sergileyerek askerlerini soğuğa kurban veren Hafız Hakkı Paşa’nın isminin, Kars’ta bir garnizona verilmesi oldukça ilginçtir ki; Hafız Hakkı Paşa da tıpkı Enver Paşa gibi saraya damat olmuş ve Sarıkamış Harekâtı sırasında bizzat Enver Paşa tarafından Generalliğe terfi ettirilmiştir.

    Talat Paşa, anılarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Sarıkamış Harekâtı’nı da içine alan Birinci Dünya Savaşı’na sürüklenmesindeki süreci, bu savaşa girmekteki amacı ve yanılgıları şöyle açıklar;

    “Almanların Batı Cephesinde ilk başarıları ve daha sonra da Hinderburg’un Mazur Gölleri çevresindeki zaferleri, Çanakkale’nin gerek karadan ve gerek denizden savunulması, Kut’ül-Amare başarısı savaşı çok popüler yapmıştı. Bütün bu düşünceler, Almanya’nın yenilmeyeceği ihtimaline göre yürütülmüştü. Fakat Almanya’nın kesin yengisine inanılmıyordu. Hiç kimse savaşa girildiğinden dolayı pişmanlık duymuyordu. Padişah, veliaht (Vahideddin), Âyan ve Mebusan Meclisleri, subaylar, halk ve memurlar ülkenin kurtarılmış olduğuna inanmaktaydılar. Ancak savaşın dört yıl süreceğine ihtimal verilmemişti. Savaşın birinci ve ikinci yıllarında halk bütün yük ve külfetleri memnunlukla taşıdı, malını ve canını severek verdi. Hiçbir yerden yakınma işitilmedi. Bu savaş, milli duyguların uyandırılmasını ve bunun halkın ruhunda yer almasını gerektiriyordu. Amaç haklı ve zorunluydu. Ancak ilkeleri gerçeği gizlemek olan kimseler tarafından yapılan yayınlar, öteki milliyetler (azınlıklar) üzerinde zararlı etkiler bıraktı...”( Talat Paşa’nın Anıları, s.37,38, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2003)

    Talat Paşa 1921 yılının Şubat Ayı içinde Almanya’da İngiliz Yazar Aubrey Herbert’e vermiş olduğu mülakatta ise şunları söyler;

    “...(İngilizlerle) aramızın soğumasından sonra bile sizinle yeniden dost olmaya çabaladık; onun için onulmaz muhalifimiz Kâmil’in (İngiltere yanlısı Sadrazam Kâmil Paşa) sadrazamlığını kabul ettik. Ne bu, ne de yaptığımız başka şeyler sizi hoşnut etti. Bizi Almanya’nın kollarına attınız. Bizim başka seçeneğimiz yoktu. Öteki seçenekler ya ölüm, ya paylaşılma demekti.”( Age, s.150)

    Üzerinde çok fazla yorum gerektirmiyor bile. O günün şartları içerisinde başka çareleri olmadığı için bazı şeyler mecburi yapılmıştı.

    Unutmamak gerekir ki; Atatürk’te dahil Cumhuriyeti kuranların büyük çoğunluğu da İttihat ve Terakki Partisi’nin ileri gelenleridir. Enver Paşa ve Cemal Paşa gibi bazı subayların Rusların teşvik ve tavsiyeleri ile Türkistan’a geçtikleri ve İngilizlere karşı mücadele ettikleri de doğrudur. Burada şaşılacak bir durum yoktur. Çünkü Türkiye’deki mücadele de aynı düşmana karşı verilmekteydi ve Türk Milli Mücadelesi’nin önderleri de o tarihlerde Ruslara çıkarlarımız gereği ilişkiler kurmuşlar ve hatta Komünist teşkilatları bile kurulmasına izin vermişlerdir. Bu politika ile Sovyetlerden önemli miktarda silah ve nakit para temin ederek bu silahları ve paraları Anadolu’daki İngiliz destekli Yunanistan’a karşı kullanmışlar ve zafere ulaşmışlardır.

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş