ADAM GİBİ Ben seni hiç sevmedim ki Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim Birde yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip, Gözlerinde tutulan. Ben seni hiç sevmedim ki Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim

Bu konu 7143 kez görüntülendi 26 yorum aldı ...
İbrahim Sadri Şiirleri 7143 Reviews

    Konuyu değerlendir: İbrahim Sadri Şiirleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 7143 kez incelendi.

  1. #21
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    KARAHAZER ÇİÇEĞİM

    Ah bir dağda bırakıp bir dağda bulacağım
    Leyla menekşesi
    Olursa bir yağlı kurşundan birde senin elinden olur ölümüm

    Bir seherde açsınlar bağrımı
    En deli rüzgarlar essin
    Ne yiğitti desinler, ne filinta, ne hercai fiyaka
    Dönüp baktıkları zaman bir oltu tesbihi
    Bir gümüş tabaka
    Bitlis tütününden yarım kalmış bir sarma cigara
    Şeyh izzetttinin dünyanın bütütn çokcuklarına,
    Yaptığı muska
    Ve
    Sevda adına kurutulmuş bir karanfil bulsunlar
    Mintanımın altında

    Ah yaban gülü ah Karahazer çiçeği
    Ah gurbetin şıvan yıldızı, leyla menekşesi

    Yağmurlu bir akşam üstünde duldada
    Dedemden öğrendiğim ilk duam gibi
    Yeşil ceviz altında koşturan karınca
    Harran üstünde her gece parlayan süreyya
    Emek gibi, toprak gibi, kan gibi, hoyrat gibi
    Adilcevaz fırtınası, yedi dağın eşkiyası gibi
    Yasak gibi, bayrak gibi, baskın gibi
    Erişilmez birşeydi seni sevmek

    Ah leyla menekşesi, ah yaban gülü
    Ah karahazer çiçeği, ah yaktığım o içli türkü
    Hani o zalım deyen hani o hayın

    Şu üç kuruşluk daru dünyada
    Göysüme şifasız ecza sürdler
    Ve yürüdüler geçliğimin üstünde
    Yağmur yağıyordu kuşlarda vardı
    Uzandım yıldızlara tutamadım
    Saçlarım ağardı şehir zındanlarında
    Alem uykudaydı Adilcevaz uykudaydı
    Sevdam, menekşem memleket gülüm
    Kuyudaydım, saçlarım ağarmıştı
    Sahtiyan uykudaydı..
    Çıplaktı üzerim, mintanım kana bulanmıştı
    Ah karahazer çiçeğim sen uykudaydın
    Yıldızlar ve memleket uzaktaydı

    Sen böyle gideceksen memleket böyle ağlayacaksa
    Ben kabuslarına tabir düzeceksem şehir eşkiyalarının
    Kıyamet düzeceksem ve seni bekleyeceksem
    Bütün kuyulara bütün suna boyunlu dağlara
    Adını haykıracaksam
    Yırtılan mintanım, akan kanım, ağaran saçlarım
    Ve
    Memleket için dön diyeceksem; dön

    Dön yaban gülüm
    Dön Karahazer çiçeğim
    Memleket gülüm

  2. #22
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    KIRIK HAVA

    Ah yaban gülü
    Ah karahazer çiçeği
    Ah gurbetin şıvan yıldızı
    Bir dağda bıraktığım
    Bir dağda bulacağım leyla menekşesi
    Gün yüzü görmemiş memleket gülüm
    Olursa bir yağlı kurşundan olur ölümüm
    Bir seherde açsınlar bağrımı en deli rüzgarlar essin
    Ne yiğitti desinler, ne filinta
    Dönüp baktıkları zaman bir oltu tesbihi
    Bir gümüş tabaka
    Bitlis tütününden yarım kalmış bir sarma cigara
    Şeyh izzetttinin dünyanın bütün çokcuklarına yazdığı muska
    Ve sevda adına kurutulmuş bir karanfil bulsunlar mintanımın altında
    Yağmurlu bir akşamda duldada
    Dedemden öğrendiğim ilk dua gibi
    Harran üstünde her gece parlayan süreyya gibi
    Emek gibi, toprak gibi, kan gibi, hoyrat gibi
    Adilcevaz fırtınası, yedi dağın eşkiyası gibi
    Yasak gibi, bayrak gibi, baskın gibi
    Erişilmez bir şeydi seni sevmek

    Ah leyla menekşesi
    Ah yaban gülü
    Ah karahazer çiçeği
    Ah yaktığım o içli türkü
    Hani o zalım diyen hani o hayın
    Hani o kaç para eden perakendesi şu üç kuruşluk periuşan darı dünyanın

    Hepimiz geldik zulümlere
    Şehy İzzettin'i toprağa verdiğimiz o gece
    Sakalları ağardı Dünya'nın
    Yedi yıldız koptu gökte, yedi yumruk yedim yüzüme
    Sevdim seni, bir seni sevdim ve yakalandım
    Ah leyla menevşesi, ah yabangülü
    Ah karahazer çiçeği
    Sattılar beni pazarda
    Göksüme şifasız ecza sürdüler ve yürüdüler geçliğimin üzerinde
    Kahpe bir akşamdı yürüdüler
    Türkülerime yürüdüler, canıma yürüdüler, darmadağın
    Yağmur da yağıyordu kuşlar da vardı
    Uzandım yıldızlara tutamadım saçlarım ağardı şehir zindanlarında
    Alem uykudaydı Adilcevaz uykudaydı
    Sevdam, menekşem, memleket gülüm uykudaydı
    Kuyudaydım saçlarım ıslanmıştı
    Çıplaktı üzerim mintanım kana bulanmıştı
    Ah karahazer çiçeğim sen uzaktaydın yıldızlar uzaktaydı
    Zöhre uzaktaydı tarık uzaktaydı
    Adilcevaz uzaktaydı, Şeyh İzzettin uzaktaydı
    Memleket uzaktaydı

    Ah gurbetin şıvanyıldızı
    Sen böyle gideceksen
    Memleket böyle ağlayacaksa
    Ben kabuslarına tabir düzeceksem şehir eşkiyalarının
    Kıyamet diyeceksem ve seni bekleyeceksem
    Bütün kuyulara bütün suna boyunlu dağlara adını bağıracaksam
    Yırtılan umutlarım, akan kanım, ağaran saçlarım
    Ve memleketim için
    Dön diyeceksem
    Dön yaban gülü dön Karahazer çiçeği
    Memleket gülüm
    Dön gurbetin şıvanyıldızı leyla menevşesi

    Yağmurlu bir akşamda duldada
    Dedemden öğrendiğim ilk dua gibi
    Harran üstünde her gece parlayan süreyya gibi
    Emek gibi, toprak gibi, kan gibi, hoyrat gibi
    Adilcevaz fırtınası, yedi dağın eşkiyası gibi
    Yasak gibi, bayrak gibi, baskın gibi
    Erişilmez bir şeydi seni sevmek.

  3. #23
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    KIRMIZI ARABA

    Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
    Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
    İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
    Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
    Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

    Ne kadar zalim esse de rüzgar
    Ne kadar belini bükse de ekmek parası
    Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

    Onun Cevahir�i vardır
    Cevahir altı yaşındadır
    Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
    Çünkü Süleyman�a bir başka bakmaktadır

    Bir pazar sabahı
    Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden
    Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman
    Çıkarlar gezmeye İstanbul�u inadına
    Bir yol düşünür Süleyman
    Ulan bu bahtı kapalı kentte
    Yürümek de parayla değildir elbette
    Üstelik Neriman�a hanidir istediği o naylon terlikle
    Canından özgü Cevahirine
    Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
    Para da vardır cepte

    Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
    Önce Nerimanın naylon terliği alınır bir seyyardan
    Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir�e

    Anlatır işçi baba Süleyman
    İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
    Bak Cevahir işte şu Yeni Cami
    Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

    Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur
    Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır
    Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
    Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
    Geçmesi değilse de onun da bakması bedavadır

    O pazar günü
    Kara bıyıklı işçi Süleyman
    Karısı can yoldaşı Neriman
    Ve gözleri çakmak çakmak olan oğulları Cevahir
    Gezerler İstanbul şehrini böyle bedavadan

    Ve birden mumun alevi söner
    İstanbul�un yalanı biter
    Nasıl olur bilinmez takılır Cevahir�in gözü
    Bir oyuncakçı vitrininde
    Pırıl pırıl yanan kırmızı oyuncak arabaya
    Döner karabıyıklı dağ gibi babası Süleyman�a
    Bana şu kırmızı arabayı alsana baba
    Alsana be Süleyman
    Canına can parçana
    Bir oyuncak araba almayacaksan eğer
    Yuh olsun sana
    Nasıl olsa babası onu çok sevmektedir
    İşin belası küçük Cevahir bunu bal gibi bilmektedir

    Bir vitrindeki kırmızı arabaya bakar Süleyman
    Bir karısı Neriman�a
    Sonra takılır gözleri Cevahirin gözlerindeki umuda inadına
    Ulan alt tarafı bir oyuncak araba
    Dünya yansa yorganın yok içinde Süleyman
    Alem çökse üstüne hayıfın çok Süleyman
    Bakarsın cepteki son gazoz parasına
    Cevahir�in o kocaman umuduna
    Yakışır şu kırmızı araba

    Bırakır karısı Neriman�la Cevahir�i dışarda
    Girer iflah etmez bir umutla dükkana
    Sorar dağ gibi Süleyman
    Usta şu vitrindeki nazlı gelin
    Şu zalımın ışıltısı
    Şu bahtımın kara yıldızı
    Şu İstanbul ağrısı
    Şu Cevahir�in çakmak çakmak gözleri
    Şu kırmızı araba kaç para
    Bir Süleyman�a bakar adam bir arabaya
    Çok para der hemşerim yani çok para
    Süleyman cebinde bir gazoz parası
    Yıkılmış bir dağ artığı
    Bir tufan sonrası perişanlığı
    Döner kapıya çıkmak için dışarı
    Oğlu Cevahir
    Kırmızı arabayla getirecek
    Babasını beklemektedir
    Nasıl olsa babası ordan
    O kırmızı arabayla çıkacaktır
    Nasıl olsa
    Kara bıyıklı dağ gibi
    İşçi Süleyman babasıdır
    Yani Cevahir�in gözünde o
    Dünyanın en güçlü
    Dünyanın en zengin
    Dünyanın en büyük adamıdır
    Süleyman

    Ama Süleyman
    Eli boş çıkar dükkandan
    Sorar Cevahir hani baba
    Hani kırmızı araba
    Sorar hesabı bulutlar dağa
    Nasıl desin Süleyman
    Nasıl desin adam yüreği
    Ben onu sana alamadım
    Benim ona param yetmedi diye
    Başlar ağlamaya Cevahir
    Başlar bulutlar ağlamaya
    Yanar yerin yedi arzı
    Ve güvercinlerin kalbi başlar kanamaya
    Ulan istanbul yanar içine Süleyman�ın
    Sorar Cevahir
    Hani baba hani kırmızı araba
    Martıları gösterir Süleyman
    Bak ne güzel uçuyor
    Cevahir martılar havada
    Boş ver kırmızı arabayı
    Baksana martılara
    Bakmaz martılara Cevahir
    Bakar yangın gibi arabaya
    Ama bak der Süleyman
    Ne güzel uçuyor martılar havada
    Cevahir bir çocuktur küçük yüreğinde yer çoktur
    Takılır gözü martılara
    Gözünden sel olup akan kan rengi yaşlarını siler
    Evet der ne güzel uçuyor martılar havada
    Ve unutur gider Cevahir kırmızı arabayı

    Unutur gider dalar gözleri martılara
    Cevahir unutur unutmasına ya
    Kara bıyıklı dağ gibi işçi baba Süleyman
    Ömrü boyunca unutmaz o kırmızı arabayı
    Her gece döşeğine yattığında
    Uyumak için gözlerini kapadığında
    Demir lokma gibi
    Bir kırmızı araba takılıt durur kursağına
    Bütün ömrü boyunca

    İşte bu
    Kara bıyıklı Süleyman�ın hikayesidir
    Ve herkesin bir yerine
    Birgün bir Süleyman acısı değmiştir

  4. #24
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    KUŞ HATIRALARI

    Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
    rüyalarımıza melekler uğrardı.
    Kapımızdan yoğurtçu
    bahçemizden ishakkuşu
    kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

    Kışın bir sobamız olurdu
    sobanın yanında kedimiz
    kedinin önünde yün yumağı
    bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

    Yerli malı kullanan
    yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
    kuru üzüm incir fındık
    tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
    kuru üzüm ve inciri satan
    karşılığında
    çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
    bir toprağın fertleri...
    Biraz yoksul biraz mütevekkil
    biraz mahçup biraz kırılgan
    biraz naif ama hep umutlu...

    Özlerdik.
    Memleketteki halamızı
    ince doğranmış bir dilim pastırmayı
    yurttan sesler korosunu
    akşam komşuluklarını
    radyo tiyatrolarını
    sabah ezanını
    kalaycıyı bozacıyı
    münir nureddin şarkılarını
    orhan boran yarışmalarını
    kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını
    bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
    okul önü koz helvalarını
    akşam oturmalarını
    ve hayatı...

    Top oynardık
    ip atlar kedi kovalar
    taşlarla birbirimizin başını yarar
    mahalle savaşları çıkarır
    gece olunca da tutar babalarımızın elinden
    yazlık sinemalara gider
    Sadri Alışık Vahi Öz
    Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
    Olimpos gazozları içer
    güler eğlenir bağırır çağırır
    dönerken yıldızları sayardık.
    Biz sıkı çocuklardık.

    Hepimizin birer yıldızı vardı
    onlara isim takardık
    onlar da bize isim takardı
    pus ve dumandan önce bu şehrin
    geceleri gözkırpan ve isimleri takılan yıldızları
    vardı.

    Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
    biz kimseden yana değildik.

    Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
    olmazdı
    Bir değirmendeydik
    öğütülen
    öğütülürken türküler söyleyen
    buğday başaklarına benziyorduk.
    Ben
    çorbalardan tarhanayı
    yemeklerden kurufasulyayı
    sigaralardan Harmanı
    belki bunun için çok sevdim.

    Yollar bozuk musluklar bozuk
    ziller bozuk paralar bozuk
    ama adamlar sağlam idi.

    Bu şehrin yıldızları vardı.
    Saçlarına kurdelalar takan
    çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
    leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
    gözleri önünde
    yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
    küçük çocukları vardı bu şehrin
    bu şehrin yıldızları vardı.

    Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
    Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
    Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
    Şişhanede mutlak raydan çıkardı.
    Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

    Muammer Karacan�nın adına bir tiyatro binası yoktu
    bizzat kendisi vardı.

    Başımız ağrırdı komşumuz vardı
    gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
    Çorbamızı umutlarımızı
    memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
    vardı.

    Geceleri bekçimiz
    gündüzleri sütçümüz
    bizim kadar zayıf da olsa
    nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
    Sarman adında bir kedimiz
    ceplerimizde kırık misketlerimiz
    çamur bulaşığı ellerimiz
    ve gülümseyen bir yüzümüz
    kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
    bir araya gelerek çektirebileceğimiz
    bir aile fotoğrafımız vardı.

    Bir sabah bütün iyi şeylerin
    Ayvansaray iskelesinden
    hayal ülkesine doğru demir alan
    bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
    aramızdan ayrıldığını gördük
    Sonra Ayvansaray�ın sularının çekildiğini yazdı
    gazeteler.
    Süheyla hanımın Raci beyin
    Melahat mehveş ablanın
    Niko�nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
    yazmadılar nedense.
    Ama yok ama yoklar.

    Ne Harman sigarası kaldı geriye
    ne Olimpus gazozu
    ne Sadri Alışık.

    Kalan bir tortuydu belki.

    Belki kırık bir rüya denizi
    belki suya düşürdüğümüz suretimizin
    cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
    Herşey Maltepe sigarasının
    hep arandığında
    her bakkalda bulunabilmesi ile
    büyüsünü kaybetmişti belki de .
    belki de biz bir rüya mı görmüştük?

    Hadi hepsi yalandı.
    Hadi hepsi hayaldi.
    Hadi hepsini ben uydurmuştum.
    Ama rüyalarımızın melekleri
    ve soframızın daim konukları kuşlar?
    Ya onlar?
    Onları siz de görmediniz mi?
    Sizin de sofranıza konup
    rüyalarınıza uğramadılar mı?
    Onlar da mı yalandı?

  5. #25
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    MERHABA...

    Merhaba kardeşim, arkadaşım, gönüldaşım merhaba
    Merhaba sırdaşım, amuzdaşım, kaderdaşım merhaba
    İçtiğim su, aldığım hava, yediğim ekmek uyuduğum döşek
    Gördüğüm rüya, beklediğim umut yaşadığım toprak merhaba

    Merhaba
    Ormanda ağaç, ağaçta dal, dalda yaprak, yaprakta tırtıl merhaba
    Merhaba ovada çimen, denizde dalga, yaylada kar, dağda bulut merhaba
    Harran, Çukurova, Yedigöller, Çorlu, Isparta, Çaykara Merhaba
    Çankırı, Çorum, Adana, Niksar, Mudurnu, Bandırma
    Midyat, İdil, Tarsus, Kemah, Yüksekova merhaba
    Ula Zeki istanbul neki Erzurum yayla
    Yayla ulan Erzurum sana da olsun merhaba

    Merhaba memleketim, mahallede bakkalım, pamuk tarlasında ırgatım
    Vergi dairesinde memurum, dağda çobanım, yürekte sızım, duvarda sazım
    Hasatta yazım, gelinim alyazmalım nazım merhaba

    Merhaba şose yolum, dağ patikam, geçit vermez kaçkarım
    Adam yutan gavur dağım, İstanbul izmit otobanım merhaba
    Merhaba Kızılırmak türkülerim, fırat ağıtlarım
    Dicleye yaktıklarım, yeşil ırmak bozlaklarım merhaba

    Merhaba ağaçlarım, selvilerim, çınarlarım,
    Rizede çayım, Anamur'da portakalım
    Önde yürüyenim, arkada düşünim
    Seferberliğim, süpürge tohumu yiyenim
    Dedem, edem cennetim cehennemim
    Ey benim memleketim merhaba

    Merhaba kardeşim, arkadaşım, gönüldaşım merhaba
    Merhaba sırdaşım, amuzdaşım, kaderdaşım merhaba
    İçtiğim su, aldığım hava, yediğim ekmek uyuduğum döşek
    Gördüğüm rüya, beklediğim umut yaşadığım toprak merhaba

  6. #26
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    ONYEDİ YAŞIM GİBİ

    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın .
    İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
    Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim ,
    İlk şiirim, ilk kavgam ,
    Yaşamı ilk farkedişimsin .
    Sen benim onyedi yaşımsın...

    Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan.
    Cebinde iki gazoz parası
    Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan .
    İki film bu akşam,
    Birinde Yılmaz Güney oynuyor, birinde Fikret Hakan.
    Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan:
    '...Rüyadır gördüğün bütün düşler ,
    Gözlerin aklımı perişan eyler ,
    Aşk masalından şarkılar söyler ,
    Beni hülyalara salan gözlerin ...'
    Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan ,
    Bir külah çekirdeği, mangal gibi yüreği var, bilesin...

    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Aynaya ilk bakışım ,
    Babamla ilk kavgam,
    Evden ilk kaçışımsın.
    Serçeleri sevdimse senden,
    Minibüslerde muavinlik ettiysem.
    'Bir Teselli Ver'i dinlediysem Orhan Gencebay'dan,
    Emirgan'da çay içtiysem,
    Tophane'de sabahçı kahvelerini öğrendiysem ,
    Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar'ın,
    Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem,
    İçimdeki kıpır kıpır bu soluk nereden ...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Okulu ilk asışım,
    İlk kez birine gümüş kolye alışımsın.
    Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın.
    Sen benim onyedi yaşımsın...


    Mahallenin delikanlısı,
    Elleri ceplerinde, dudağında ıslığı,
    Başında kavak yelleri.
    Şarkılar mırıldanıyor.
    'Zalimin zulmü varsa sevenin Allahı var' yeni çalıyor 45lik plaklardan.
    Hayri Şahin ortalığı kavuruyor.
    Mahallenin delikanlısı,
    Cebinde iki gazoz parası.
    Yüreğinde garip bir pıtırtı
    Alışmaya çalışıyor sana alışmaya.
    Akşamları işportaya çıkıyor,
    Bir defter, bir kalem, bir de çakı alana aynayı bedava veriyor.
    Yani günler geçiyor onyedi yaşının bütün tadıyla ...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    İlk maça gidişim, Cemil Turan'ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin.
    Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme öyle güvendiğimsin.


    Sabahları eskici geçiyor kapıdan
    Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
    Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
    Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi,
    Herşey güzel oluyor.
    Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul'a bana da aşk öyle yakışıyor.
    Anam koş kapa diyor muslukları,üç gündür akmayan sular geliyor.
    Ben onyedi yaşındayım, hayat benden yana duruyor ...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın.
    İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
    Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim,
    İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk farkedişimsin...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Sen benim, sen benim, sen benimsin.
    Sen benim herşeyimsin.
    Hiçbirşeyimsin, hiçbirşeyimsin..

  7. #27
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.656
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    2
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    ÖYLESİNE SEVMİŞTİM

    Şimdi gidiyorsun, git
    Bütün sabahları üşüdüğüm
    Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin
    İçimde bir şarkı
    Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
    Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
    Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
    Sevdiğimiz şarkıları da
    Pencereme konan yusufçukları da
    Bana karanlığı bırak
    Beni bırak, beni böyle bırak
    Böyle ansızın, böyle yakışıksız
    Böyle anlamsız, böyle dağınık
    Öyle kapıda susuşun
    Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
    Öyle sağlam, öyle bir de vuruşun
    Koy beni sensizliğe
    Ve otursun içime kül gibi kor yangının

    Şimdi gidiyorsun, git
    Hadi git
    Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
    Hadi kanatma
    Hadi yıkma
    Hadi dokunma
    Zaten ben seni öylesine sevmiştim

    Şimdi gidiyorsun, git
    Bütün sabahları üşüdüğüm
    Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin
    İçimde bir şarkı
    Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat
    Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş