İlk Cinayet Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı âdeta kendimi bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra yaptığım değil, hattâ düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum. Beni üzen şeylerin hiç birini unutmadım. Anılarım sanki yalnız hüzün için yapılmış. *** Evet, acaba dört yaşımda var mıydım? Ondan önce hiç bir şey

Bu konu 1185 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
İlk Cinayet 1185 Reviews

    Konuyu değerlendir: İlk Cinayet

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1185 kez incelendi.

Konu: İlk Cinayet

  1. #1
    Nasid hicrani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    30.07.2008
    Mesajlar
    2.195
    Konular
    360
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    8
    Tecrübe Puanı
    618
    @Nasid hicrani

    Standart İlk Cinayet

    İlk Cinayet


    Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı âdeta kendimi
    bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra yaptığım
    değil, hattâ düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz
    cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum. Beni üzen şeylerin hiç birini
    unutmadım. Anılarım sanki yalnız hüzün için yapılmış.

    ***
    Evet, acaba dört yaşımda var mıydım? Ondan önce hiç bir şey
    bilmiyorum. Bilinç, başımıza nasıl yakmayan bir yıldırım gibi düşer. Tolstoy,
    daha dokuz aylık bir çocukken kendisinin banyoya sokulduğunu hatırlıyor. İlk
    duygusu bir hoşlanma! Benimki müthiş bir sıkıntıyla başladı. Ben ilk kez
    kendimi Şirket vapurunda hatırlıyorum. Hâlâ gözümün önünde: Sanki dünyaya o
    anda doğmuşum, annemin kucağı... Annem, yanındaki çok sarı saçlı, genç bir
    hanımla gülüşerek konuşuyor, cıgara içiyorlar. Annem cıgarasını ince gümüş bir
    maşaya takmış. Ben bunu istiyorum.

    - Al ama ağzına sürme! diyor.

    Bana bu ince maşayı veriyor, cıgarasını denize atıyor. Galiba yaz. Çok
    aydınlık, çok güneşli bir hava... Annem, konuşurken mavi tüylü bir yelpazeyi
    yavaş yavaş sallıyor. Ben kucağından kayıyorum. Beni kollarımdan tutarak
    yanına oturtuyor. Gümüş maşacığın halkasına parmağımı takıyor, annem görmeden
    ucunu ağzıma sokuyor, dişlerimle ısırıyorum. Konuştuğu sarı saçlı hanımın
    çarşafı mavi... Ben beyazlar giymiştim. Başım açık. Saçlarım çok. Hem galiba
    dağılmış. Annem bunları düzeltirken başımı yukarıya kaldırıyorum. Güneşten kum
    kum parlayan tentenin kenarında el kadar bir gölge kımıldıyor.
    - Bak, bak! diyorum.

    Annem de başını kaldırıyor:
    - Kuş konmuş, diyor.

    Bu kuşu isteyince,
    - Tutulmaz, diyor.

    Ben yine istiyorum. Annem şemsiyesiyle bu gölgenin altına vuruyor. Ama
    gölgede kımıltı yok. Yine yanımdaki hanıma dönüyor:

    - A, kaçmadı.
    - Neye acaba?
    - Yavru olacak mutlaka.
    - ...
    - Anne, ben kuşu isterim! diye tutturuyorum.

    O vakit annem yelpazesini bırakıp ayağa kalkıyor, beni koltuklarımın
    altından tutuyor ve küçük bir top gibi dışarıya kaldırırken diyor ki:

    - Birdenbire tut ha!

    Başım keten tenteye yaklaşınca, gözlerim kamaşıyor. Ellerimi
    uzatıyorum. Tutuveriyorum. Bu, beyaz bir kuş... Annem alıyor elimden, öpüyor,
    sarı saçlı hanım da öpüyor, ben de öpüyorum.

    - Ah, zavallı daha yavru.
    - Martı yavrusu.
    - Uçamıyor olmalı.
    - Denize düşerse boğulur.
    - ...

    Öteki kadınlar da söze karışıyor, «Yaşamaz!» diyorlar. Annem beyaz
    kuşu «A zavallı, a zavallı!» diye uzun uzadıya okşadıktan sonra benim kucağıma
    veriyor.

    - Eve götürelim, belki yaşar, diyor, ama sakın sıkma yavrum.
    - Sıkmam.
    - Böyle tut işte.

    Gümüş maşacığına bir ince cıgara takıyor. Yanındaki hanımla yine
    dalıyor söze. Kuşcağızın tüyleri o kadar beyaz ki... Dokunuyorum...
    Kanatlarının kemikleri belli oluyor. Ayakları kırmızı. Kaçmak için hiç çırpınm
    yor, şaşırmış. Gözleri yusyuvarlak. Kırmızı gagasının kenarında sanki sarı bir
    şey yemiş de bulaşığı kalmış gibi sarı bir iz var. Boynunu uzatarak çevresine
    bakmağa çalışıyor. Ben o zaman gözlerimi anneme kaldırıyorum. Yanımdaki
    hanımla gülüşerek konuşuyorlar. Benimle ilgili değil. Sonra beyaz kuşun uzanan
    ince boynunu yavaşça elimle tutuyorum. Bütün gücümle sıkmağa başlıyorum.
    Kanatlarını açmak istiyor. Öteki elimle onları da tutuyorum. Mercan ayakları
    dizlerime batıyor. Sıkıyorum, sıkıyorum, sıkıyorum. Dişlerimi, kırılacak gibi
    sıkıyorum, gık diyemiyor. Sarı kenarlı gagacığı titreyerek açılıp kapanıyor.
    Pembe sivri dili dışarı çıkıyor. Yuvarlak gözleri önce büyüyor. Sonra
    küçülüyor, sonra sönüyor... Birdenbire, kasılmış ellerimi açıyorum. Beyaz
    kuşçağızın ölüsü «pat!» diye düşüyor yere.

    ...


    Annem dönüyor, eğiliyor. Yerden bu henüz sıcak masum ölüyü alıyor.
    «A... Aaa... Ölmüş!..» dedikten sonra bana dik dik bakıyor:

    - Ne yaptın?
    - ...
    - Sıktın mı?
    - ...
    - Söyle bakayım?
    - ...

    Karşılık veremiyor, avazım çıktığı kadar ağlamağa başlıyorum. Annemin
    elinden beyaz kuşun ölüsünü sarı saçlı hanım alıyor:

    - Ah, ne günah!
    - ...
    - Zavallıcık.
    - ...

    Başka kadınlar da söze karışıyor. Karşımızda oturan şişman, yaşlı bir
    kadın cinayetimi bildiriyor:

    - Boğdu. Gördüm vallahi, ne hain çocuk...
    - ...
    - Annem sapsarı kesilmiş, sesi titriyor:

    «Ah insafsız!» diye bana yine acı acı bakıyor. Daha beter ağlıyorum. O
    kadar ağlıyorum ki... Beni artık susturamıyorlar. Ne vakit, nerede, nasıl
    sustuğumu bugün hatırlayamıyorum. Sanki sonsuza kadar ağlıyorum.

    Kendimi bilir bilmez yaptığım bu cinayetin üzerinden işte otuz yıldan
    fazla bir zaman geçti. Şimdi Şirket vapurlarının güvertelerinde otururken ne
    zaman bir martı görsem, birdenbire, neşemi kaybederim. Bir çocuk haykırışıyle
    ağlamak isterim. Yüreğimin içinde derin bir sızı büyür, büyür. Göğsümü acıtır.

    «Ah insafsız!» diye beni azarlayan anneciğimin hiç bitmeyen
    paylamasını duyar gibi olurum.


    Ömer Seyfettin


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: İlk Cinayet

          Kategori: Kısa Hikayeler

          Konuyu Baslatan: Nasid hicrani

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 1185


  2. #2
    Furkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    18.04.2010
    Mesajlar
    1.526
    Konular
    205
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    482
    @Furkan

    Standart

    Gerçekten hiç de unutulmuyor ben de kedi öldürmüştüm o gündür bu gündür hayvan beslerim kendimi afetirmek için,ama o duyguyla yaşıcaz hep,ellerinize sağlık




    Bir gün öləcəksən, bunu bilirsən,
    Ölmək istəmirsən, çünki sevirsən.
    Sevgilin ölübsə, sən də ölürsən,
    Ölümü sevirsən, bu tamam başqa,
    Durma dostum, sən də yer ver aşka!

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş