Zaman bir sırça kadehtir, içilir yudum yudum… Zaman, kafdağının arkasına gizlenmiş bir dilberdir görünmeyesi. İğne oyası edasıyla en bilge hüzünleri dokur kozasında. Ilık bir ürperti olur her gün batımı. Zamanın bu en karası, en onulmazı ellerinden tuttu insanlığın, bırakmayası. Erdem yosun tuttu taş yüreklerin çatlaklarında. Önemli olmak isteminin dışında, değerli olmak düşüncesi ırgalamaz oldu yüreklerin erdemini. Elma kokulu günler unutuldu ve hatıralar bırakıldı biyesi eskil günlerin

Bu konu 1032 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Hükümsüzdür... 1032 Reviews

    Konuyu değerlendir: Hükümsüzdür...

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1032 kez incelendi.

  1. #1
    Aylin's - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    24.03.2009
    Mesajlar
    3.560
    Konular
    3321
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    3
    Tecrübe Puanı
    965
    @Aylin's

    Standart Hükümsüzdür...

    Zaman bir sırça kadehtir, içilir yudum yudum…
    Zaman, kafdağının arkasına gizlenmiş bir dilberdir görünmeyesi. İğne oyası edasıyla en bilge hüzünleri dokur kozasında. Ilık bir ürperti olur her gün batımı. Zamanın bu en karası, en onulmazı ellerinden tuttu insanlığın, bırakmayası. Erdem yosun tuttu taş yüreklerin çatlaklarında. Önemli olmak isteminin dışında, değerli olmak düşüncesi ırgalamaz oldu yüreklerin erdemini. Elma kokulu günler unutuldu ve hatıralar bırakıldı biyesi eskil günlerin sandukasına. Özden ırak bir yürüyüşün buruk tadı yaktı genzimizi. Masumiyet giyer oldu eski hırkasını yürüdü kendine kendine.
    Yarım kalmış bir ezginin tınısı gibi gitmese de gönlümüzden, zaman çalakalem unutturdu gideni, üç kuruşa düşürdü kent pazarlarına utanmayası…
    Gönül şimdi bir med -cezir meydanıdır, yürek şimdi er meydanıdır…
    Harmanlanır acılar bir uçtan bir uca… Hüzün ki en ziyade insana yakışırdı hani…
    Kanıksadık bütün tanıdık kederleri, kuşandık tüm acıları…
    Artık…
    Teselli hükümsüzdür…


    Sevgililer uğurlanır rıhtımlarda her fırtına sonrası…
    Yeni mevsimlere yelken açılır tez elden… Giden gitmiştir, hükümsüzdür geriye kalan ne varsa… Aşk hükümsüz, vefa hükümsüz, sevda hükümsüz, canan hükümsüzdür… Şafakları öpen güneşin erguvani dudakları, her taze ve yeni günü getirse de saatler hükümsüzdür… Hızlı akan bir anaforun içinde ruh ve beden ayrılmıştır buluşmayası... Kesretin ağır ayakları geçmiştir kalbimizin üzerinden, ezilip yaralanmıştır dil hanesi… Kuşku motifleri sarmalamış hayatın kalbini, tükenişin çığlığını duyuruyor her biten sevda, tükenen zaman… Her kent artık Sodom ve Gomore’dir. Üzerinde insanlığını satanların tezgâh kurduğu kaldırımlar ağlıyor, dağlar taşlar ağlıyor uyumayası. Yalanın oynak zemininde düşüyor bütün kâğıttan kaleler. Düşüyor insanlık sırça köşklerden, düşüyor yürekler…
    Şehirler baştanbaşa maddedir.
    İnsanlar birer boşluk, birer kemmiyet…
    Artık…
    İnsanlık hükümsüzdür…


    Tükenir bütün sevgiler, aşklar tükenir.
    Can tükenir, canan tükenir…
    Dostluklar biter bir bir… Hatırası bile yabancı gelen unutmuşluklarımız, unuttuklarımız yığışır seraser, gönlümüzün sergisine… Gülümsemeler ekşir, donar kalır suretlerde. Bir nar fidesi buzul ülkesine sığınır. Baharlar tükenir, güz biter, kış yiter, karışır iklimler. Dört mevsim yedi iklim kuşanmaz olur gönülleri. Bir yüzümüz karanfil idi hani, bir yüzümüz gül-i reyhandı gül ülkesinde. Ne zaman kanadı yüzümüz, ne zaman alnımıza kara çalındı, ne zaman bin bir yüze dönüştük, anneler ne zaman besmelesiz çocuklar sundu çağa, ne zaman eşiklere besmelesiz girildi eksildik, azaldık, tadımız kaçtı. Kendimizden gittik çok uzaklara. Sürüldük kendimizden. Sıradanlık kanımıza işledi, varsıllığımız yokluğa, yalnızlığımız çaresizliğe yürüdü. Kalemlerimiz hokkadan çıkamadı, yazmadık, yazamadık kaderimizi, çizemedik yolumuzu.
    Ve bütün mevsimler bitti. Hatıralar islendi, yollar sislendi…
    Ebemkuşakları tükendi, gökyüzü renksizdir…
    Yürek telaşsız, yürek aşksızdır…
    Ve anlıyoruz ki…
    Artık…
    Gönül hükümsüzdür…


    Kanıksadık zindanlarımızı…
    Tutukluyuz zamana… Zindanımız olmuştur zaman… Bütün sözlerin anlamı düşmüştür, kaybolmuştur zamanın karasında… Gönlümüz düşmüştür üç akçanın üzerine, kirlenesi… Vazgeçtik belki yaşamdan, yaşamaktan, umarsız şarkılara sığındık saklanası… Arsızlandık, kördüğümlere dönüşmüş kaderimize ağladık belki, ıslandık yağmurlarda. Üşüdük dostların ihanetinden, sevgi çemberi daraldı, iyiliklerimiz yağmalandı, bilinmedi değeri… Belki kendimize döndük, vazgeçtik her şeyden. Kalbimizi vurduk yalnızlığın duvarlarına, unuttuk, bitirdik içimizde her ne varsa. Gözlerimiz denize akıyor, gemilerimiz rıhtımlarda alabora, rüzgârın terkisinde bütün umutlarımız. Kanadı kırık birer kuşuz göçebe… Uzak iklimlere meyilli kuşlar kafilesi, gibi hayatın etrafında döne döne yorulduk menzile varmayası.
    Kahrımız büyüdü, sevgimiz küçüldü yokuşlarda, tıkandık
    Kanıksadık zehrimizi, içtik…
    Artık…
    Gayretimiz hükümsüzdür.


    Kayıp bir kentin içindeyiz…
    Kasırgalara direnen bir barınağın içinde sonsuzu düşlüyor umutlarımız. Gönlümüzde ihanetin ayak izleri, ellerimizde tadı unutulmuş tarçın kokusu duruyor. Işığını yitiren geceler şahittir, şafağını terk eden gün şahittir ki her geçen an yaralıyor, aralıyor bizi…Bir ilkel çığlıktır artık yaşadığımız. Kuzeyin soğuk rüzgârları savuruyor taptığımız karton oyuncaklarımızı, sahte sevgilerimizi. Oysa kırlangıçlarımızı çoktan güney ellerine uçurmuşuz, unutası… İğneli bir fıçıdır yatağımız, ne yana dönsek batan, yaralayan. Modern hayatın içine sıkışmış tek perdeli bir dramın oyuncularıyız konuşmayası. En Sevgiliye giden bütün yolları aşmaya, sevgiliye kavuşmaya ne çok ihtiyacımız var. Rabbimizin rahmet sularında yıkanmak, durulanmak, arılanmak için, göklerden gelen bir mucizeyi diler gönlümüz. Umut maverasından düşmüş olsa da yüreğimiz, unutsak da öteleri, kendimizi kaybetsek de bir el var bizi unutmayan… Her dem merhamet ve şefkatini selsebil üzerimize yağdıran, bir ilahi kudret var…
    Bütün varlıkların ihtiyaçlarını kudret ve rahmetiyle gideren Ey Vâfî,
    Maddi ve manevi dertlerimizi gideren, afiyet ve sağlık veren Ey Muâfî,
    Maddi ve manevi hastalıklarımıza şifâ olan Ey Şâfî,
    Artık…
    Hayat hükümsüzdür…


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Hükümsüzdür...

          Kategori: Edebiyat

          Konuyu Baslatan: Aylin's

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 1032

    HÜZÜNLER KALDI BENDE...

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş