1. UYGUR DESTANLARI 1.1. Türeyiş Destanı Karakurum çaylarından sayılan iki nehir vardı. Bunlardan birine Togla birine de Selenga adı veriliyordu. Bu iki ırmağın arasında iki tane ağaç vardı. Bu ağaçların yaprakları kışın bile dökülmezdi. Bir gün bu iki ağacın arasına gökten bir ışık inmişti. Bunun üzerine iki ağaç yanındaki dağlar büyümeye başladı. Bu durumu gören halk hayretler içerisine düştü. Uygurlar o bölgeye doğru yaklaştılar. Yaklaştıkları sırada kulaklarına güzel müzik nağmeleri

Bu konu 2505 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Uygur Destanları(Ders Notlarıdır) 2505 Reviews

    Konuyu değerlendir: Uygur Destanları(Ders Notlarıdır)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2505 kez incelendi.

  1. #1
    Aylin's - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    24.03.2009
    Mesajlar
    3.560
    Konular
    3321
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    3
    Tecrübe Puanı
    965
    @Aylin's

    Standart Uygur Destanları(Ders Notlarıdır)

    1. UYGUR DESTANLARI
    1.1. Türeyiş Destanı
    Karakurum çaylarından sayılan iki nehir vardı. Bunlardan birine Togla birine de Selenga adı veriliyordu. Bu iki ırmağın arasında iki tane ağaç vardı. Bu ağaçların yaprakları kışın bile dökülmezdi.

    Bir gün bu iki ağacın arasına gökten bir ışık inmişti. Bunun üzerine iki ağaç yanındaki dağlar büyümeye başladı. Bu durumu gören halk hayretler içerisine düştü. Uygurlar o bölgeye doğru yaklaştılar. Yaklaştıkları sırada kulaklarına güzel müzik nağmeleri gelmeye başladı. Bunun akabinde her gece buraya bir ışık inmeye ve ışığın etrafında da otuz defa şimşek çakmaya başladı. Diğer bir gün de aynı yerde halk ayrı ayrı kurulmuş beş tane çadır gördüler. Bunların her birinde bir çocuk oturuyordu. Her çocuğun karşısında da onları doyurmaya yetecek kadar süt dolu emzikler asılıydı. Çadırların tabanı da baştan başa gümüş döşeliydi.

    Bütün boyların başbuğları ve halkı bu beş çocuğu görmek için çadırların bulunduğu yere doğru gittiler. Onları selamladılar. Biraz sonra da çocukları çadırlardan çıkardılar. Çocuklara ikramda bulundular. Çocuklar artık sütten kesilince anne ve babalarını sordular. Halk da o iki ağacı gösterdi. Çocukları alıp ağaçların yanına gittiler. Çocuklar, ağaçları görünce tıpkı babalarını görmüş gibi saygı gösterdi.

    Yıllar geçtikçe halkın çocuklara olan saygısı artmaktaydı. Onları kağanları gibi görüyorlardı. Çocuklar doğdukları yerden şehre gelince her birine birer ad konuldu. En büyük Sonkur Tikin, ikincisi Kotur Tikin, üçüncüsü Tükel Tikin, dördüncüsü Or Tikin, beşincisi ise Bökü Tikin adını aldı. Çocukların doğumundaki kutsallığı görenler bunlardan birinin kağan seçilmesi gerektiğini düşündüler.

    Bunlardan Bökü, gerek güzelliği, sabrı, ileri görüşlülüğü bakımında daha ileri idi. Herkes onun kağan seçilmesini istedi. Bökü de kağan seçildi.

    Tanrı, ona bütün dilleri bilen üç karga gönderdi. Nerede mühim bir iş olursa kargalar hemen oraya giderler ve haberleri kağana ulaştırırlardı.

    Bögü Kağan bir gece evde uyurken pencerenin önünde bir kızın hayali belirdi, onu uyandırdı. Bundan korkan Bökü kızı görmezlikten geldi. İkinci ve üçüncü gece kız yine geldi. Üçüncü gece kızı alıp Ak Tağ’a gitti. Bu dağda kızla sabaha dek konuştu. Bu konuşma yedi sene altı ay yirmi iki gün her gece böyle devam etti. Ayrılacakları gün kız ona şöyle dedi:

    ‘Doğudan batıya kadar bütün dünya senin buyruğun altında kalacaktır. İşlerini sıkı tut, iyi çalış ve insanların değerini iyi bil.

    Bögü Kağan askerlerini kardeşlerinin buyruğuna verdi. Onlar da birçok başarı gösterdi ve ülkenin sınırları genişledi. Ayrıca Orhun Nehri kenarına Ordu Balık şehri kuruldu.

    Yine bir gece Bökü uyurken beyazlar giymiş bir ihtiyar gördü. Ona çam kozalağı büyüklüğünde bir yeşim taşı verdi ve şöyle dedi:

    Eğer sen bu taşı muhafaza edebilirsen dünyanın dört köşesi senin buyruğun altında toplanacaktır.

    Bökü Kağanın veziri de aynı gece aynı rüyayı görmüştü. Ertesi sabah olunca hepsi toplandı ve bu rüyaya bir mana vermeye çalıştılar. Bunun üzerine ordularını buyruklarına alan kardeşler batıya yöneldiler. Doğuyu daha önce ele geçiren Bökü bu seferlerinin sonunda batıyı hakimiyeti altına aldı. Kimse ona baş kaldıramaz olmuştu. Bütün kağanlar ona bağlılıklarını bildirdiler. Bunlardan Hint hükümdarı çok çirkindi. Bökü onu huzuruna kabul etmedi. Diğer hükümdarları huzuruna kabul eden Bökü kendi ülkesine dönmeye karar verdi. Artık ona asi olacak hiçbir devlet kalmamıştı.

    1.2. Göç Destanı
    Göç destanı Türeyiş destanının devamı gibi görünür. Uygurların eski yurtlarında Karakurum adlı bir dağ vardı. Bu dağdan iki nehir çıkardı. Bu nehirlerden biri Tola biri ise Selenga denirdi. Bir gece bu iki nehir arasındaki bir ağacın üzerine bir kutsal ışık indi. Halk bu ışığı görünce ağacın yanına gitti ve onu beklemeye başladı, çünkü ışık indikten sonra ağacın gövdesinde bir şişkinlik peyda olmuş ve gövdesi kadınların karnı gibi şişmeye başlamıştı. Gökten inen ışığın inmesi durmamış her akşam devamlı olarak ağacın üzerine iner olmuştu. Dokuz ay on gün olduktan sonra ağacın gövdesindeki şişlik çatladı ve beş çocuk dünyaya geldi. Bu çocuklardan en küçüğü Buğu Han idi. Kendisinin çok yüksek bir kişiliği vardı. Memleketini iyi idare ediyor ve ziraat işleriyle meşgul oluyordu. Bu yüzdendir ki kendisi Uygurların kağanı oldu. Kendisinden sonra gelen otuzdan fazla soyu da Uygurları yönetti.

    Yü-lun Tigin tahta çıktıktan sonra Çin’deki Tang sülalesiyle bir çok savaş yaptı. Kendi halkını rahata kavuşturmak amacıyla Çin sarayından bir kız alarak Çinlilerle akrabalık kurdu. Ordusunu savaştan çekti. Tiginin oğlu da yine Çinli bir prensesle evlendi. Bu prenses Karakurum’da bulunan Pieh-li Po-li Ta adında bir yerde oturuyordu. Bu sözün manası hatunun oturduğu dağ demekti. Bu dağın güneyinde kayalık bir dağ daha vardı. Bu dağın adı da Kutluk Dağ idi.

    Çin elçileri bir gün Uygur ülkesine geldiler ve bu dağı gördüler. Uygurların kudret ve zenginliğinin bu dağda geldiğini anladılar. Bu dağı yok etmek için planlar yapmaya başladılar. Bu amaçla Uygur hakanına gittiler ve şöyle dediler:

    Siz prensesimizle evlendiniz. Bizim de sizden ricalarımız olacak. İyi talih taşları sizin memleketinizde kullanılmamaktadır. Sizin yerinize biz bu taşları değerlendirelim dediler ve Tiginle anlaştılar. Bu taşları alıp Çin’e götürmek çok zordu, çünkü taşlar çok büyüktü. Bunun üzerine taşlara ateş verip yaktılar, üzerlerine sirke döktüler ve hepsini küçük parçalara ayırdılar. Ondan sonra da bunları ülkelerine götürdüler.

    Bu taşların götürülmesinden sonra hayvanlar tuhaf sesler çıkarmaya başladılar. Tigin taşların gitmesinden on beş gün sonra öldü. Memleketin başına kötülükler gelmeye başladı. Halk rahat yüzü görmedi. Ölen tiginin ardından tahta geçen kağanlar teker teker öldü. Bunun üzerine Uygurlar Turfan’a göçtüler. Bu bölgede Beş Balıg şehrini kurdular ve 970 yıldan fazla bu bölgede ikamet ettiler.




    2. UYGUR DESTAN MOTİFLERİ
    2.1. Dağ: Dağlar Türk destanlarının genelinde olduğu gibi kutsallık atfedilen mekanlardandır. Yükseklikleri bakımından Tanrı’ya en yakın olunan yerlerin başında gelir. Gök Tanrı inancı dağların yüksekliklerinden dolayı kutsiyet kazanmasını sağlamıştır. Ayrıca dağlar ulaşılmaz, aşılmaz bir mekan olması dolayısıyla Türk düşüncesinde daha da yerini sağlamlaştırmış şiirlere, şarkılara, destanlara, mitlere konu olmuştur. Uygur destanlarında da dağ motifi kutsi mekanlardandır. Genellikle hayat bahşeden kaynakları taşıması hasebiyle dağlar kutsallığını daha da artırır. Dağlar nehirlerle beraber anılır. Türk destanlarının çoğunda olduğu gibi Uygur destanlarında da nehirler dağların koynundan doğar. Destan kahramanları destanı yönlendiren önemli olayları dağlarda geçer. Uygur türeyiş destanında da Bökü Kağan penceresine gelen kızla dağa gider ve onunla uzun bir süre konuşur.

    Göç destanında da kutsal dağlarının Çinlilerce parçalanması sonucu Uygurlar kötülüklere uğrarlar ve yurtlarından göçmek zorunda kalırlar.

    2.2. Nehir: Dağ motifinde söylendiği gibi nehirler dağlarla birlikte anılır. Nehirler de kutsiyet kazanmış tır. Türkistan coğrafyasını göz önünde alındığında nehirler nadir bulunur. Bu yüzden nehirler de kutsal sayılır. Türk coğrafyasında deniz bulunmadığı için bazı nehir veya göllere deniz denilmiştir.

    Türk şehirleri de çoğunlukla nehirlerin yakınına kurulur. Bu durum Türk şehir kurma sistemini yansıtması açısından önem arz eder.

    2.3. Ağaç: Uygur destanlarında ve Türk destanlarının genelinde hususiyet kazanmış bir motif de ağaçtır. Yine Türk coğrafyası göz önüne alındığında ağaçların azlığı göze çarpacaktır. Az olması onların kutsiyet kazanmasının nedenlerinden biridir.

    Türk Destan kahramanları genelde bir ağaçtan doğarlar. Ağaçlar tıpkı insanlar gibi 9 ay 10 gün hamile kalırlar. Kutsal ışığın ağaç üzerine vurmasıyla hamile kalma süreci başlar. Her geçen gün ağacın gövdesi kadın karnı gibi şişer ve 9 ayın sonunda destan kahramanı dünyaya gelir. Uygur destanında da bu durum söz konusudur.

    Ağaç motifi denince Türk destanlarında hayat ağacını da anmak gerekir. Hayat ağacı Türk mitolojisinde yer, gök ve yer altı arasında bir köprü vazifesi görür. Onun dalları arşa uzanır. Kökleri ise yer altına kadar uzanır. Mitlerde kahramanı büyüten, ona yardım eden hayat ağacıdır. Hayat ağacının bir özelliği de kahramanın evinin doğusunda bulunmasıdır.

    Son olarak hayat ağacının üzerinde iki kartal veya bir çift başlı kartal bulunmasıdır. Bu kartal göğün bekçiliğini yapar. Bu kartal göğün beşinci katından yukarı gidemez.

    2.4. Kutsal Işık: Destanlarımızda kahramanın doğmasına vesile olan kutsal ışıktır. Kutsal ışık bir ağacın üzerine doğar. Bu ağaçtan da destan kahramanı doğar. Oğuz Kağan destanında da bunu görmek mümkündür. Bökü Kağan ve kardeşlerinin doğumu da böyle olmuştur.

    Kutsal ışığın diğer bir işlevi de rüyalarda görülür. Rüyada destan kahramanı bir ışığın ardından beyazlar giymiş bir ihtiyar ya da bir kız görür. Bunun sonucunda destana yön veren bir olay karşımıza çıkar. Uygur Türeyiş destanında da bunu görmek gerekir.

    2.5. Rüya: Türk destanlarının ana motiflerinden olan rüya destana yön veren olgulardan biridir. Destan kahramanı rüyasında bir ihtiyar görür, bu ihtiyar beyazlar giyer. Kahramana akıl verir. Ona ne yapıp yapmaması gerektiğini söyler. Kahraman, rüyada bir kız da görebilir. Bu kız kahramana yol gösterir.

    Rüya motifi halk edebiyatımıza da yansımıştır. Aşık, rüyasında bir kız veya pir görür. Böylece şiir söylemeye başlar.

    2.6. Talih Taşı: Talih taşları ya da kayaları Uygur göç destanında önemli bir yere sahiptir. Bu taş, ülkenin birliğini, dirliğini, beraberliğini sağlayan unsurlardan biridir. Gök Tanrı tarafından gönderilmiştir. Bu taşın önemini bilmeyen Uygur kağanı onları Çinlilere verir ve ülkesinde uğursuzluklar baş gösterir.

    2.7. Yeşim Taşı: Yeşim Taşı uğur getirdiğine inanılan bir taştır. Bökü Kağan rüyasında beyaz elbiseli bir bilgenin kendisine bir yeşim taşı verdiğini görür. Bu rüyayı gördükten sonra Bökü Kağan bir çok ülke fetheder ve büyük devletin sahibi olur.

    2.8. Kut: Türk düşüncesinde kut anlayışının önemli bir yeri vardır. Kut anlayışına göre
    hükümdarlık Tanrı tarafından verilen bir kurumdur. Uygur türeyiş destanında da Bökü Kağan’a kut verilmiştir. Beş kardeşin ağaçtan doğduğuna şahit olan halk onların ancak Tanrı tarafından görevlendirilmiş olduğunu kabul ederler ve içlerinde en akıllı, güzel, kültürlü olan kardeşi yani Bökü’yü kağan seçerler.

    Kut anlayışı Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra da devam etmiş bir inançtır. Osmanlı Devleti hükümdarları kendilerini Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak görmekteydiler. Osmanlıdan önce Selçuklu devleti de bu anlayışa sahipti.

    2.9. Çadır: Çadır Türk ailesinin temellerini oluşturan temel etmenlerdendir. Çadır Türk
    hanedanlığının küçük bir temsilidir. Nasıl erkek çadırın reisi ise hükümdar da dünyanın reisliğini üstlenmiştir. Çadır Türk kültüründe dünyayı temsil eder. Bir yanıyla da gök kubbeyi anımsatır. Çadırın ortasında bir direk vardır. Bu direk nasıl çadırı ayakta tutuyorsa demir kazık da gök kubbeyi ayakta bu şekilde ayakta tutar.

    Anlaşılacağı üzere çadır Türk devletlerinin küçük bir timsalidir. Hükümdar da onu yöneten kişi olarak karşımıza çıkar. Türeyiş destanında da ağaçtan doğan kardeşler hemen çadırlara yerleşmişlerdir. Bu da onların ilerde hakanlık yapacağına işaret eden olaylardan biridir.

    2. 10. Cihan Hakimiyeti: Gerek İslam öncesi gerek İslam sonrası bu düşünce önemli bir yer tutagelmiştir. Cihan hakimiyeti mefkuresi olarak kendini tarih sayfalarında bulmuştur. Bu düşünceye göre Türk hakanları dünyayı daima tek elden yönetme çabası içerisinde olmuşlardır. Bilinen ilk Türk devleti Hunlardan itibaren bu düşünce Türk devlet sisteminde yerini almıştır.

    Kendini Tanrı’nın görevlendirdiğine inanan hakanlar dünya hakimiyetini sağlamak için birçok ülke ile savaşlarda bulunmuşlardır. Bu düşünceyi nispeten sağlayan zaman zaman sağlayan hakanlar da olmuştur.

    2.11. Göç: Bir Türk destanına da ad olan göç, destanın oluşmasına etki eden olaylardan biridir. Açlık, kıtlık, savaş, otlak yetmezliği, boylar arası çekişme gibi sebeplerden dolayı göç söz konusu olabilir.

    Uygur Göç destanı ise kutsal taşın ülkeden çıkması nedeniyle gerçekleşir. Ergenekon destanında da göç olayını görmek mümkündür. Demirden dağı eriten Türkler anavatanlarından çıkıp yeni ülkeler fethetmek üzere göç yaparlar.

    2.12. Karga: Karga Türk mitolojisinde uğursuzluğuyla bilinen bir motiftir. Uğursuzluğunun nedeni Er Sogotoh efsanesine dayanır. Er Sogotoh efsanede düşmanını yener ve vücudunu parçalar. Yalnız kalbinden bir parça kalır. Oradan da bir karga meydana gelir. Karganın sesi bu yüzden kötüdür.

    Diğer yandan karga, destanlarda kahramana haber getiren bir yardımcıdır. Dünyanın dört bir yanından hükümdara haber getirir. Adeta posta güvercini görevini görür.















































    Kaynakça
    Ergun, Pervin, (2004), Türk Kültüründe Ağaç Kültü, AKM Yay., Ankara.
    Ögel, Bahaeddin, (1998), Türk Mitolojisi, TTK Yay., Ankara.
    Öztürk, Ali, (1980), Çağları İçinde Türk Destanları, Derya Dağıtım A.Ş. Yay., İstanbul.
    Sakaoğlu, Saim, (2008), İslamiyet Öncesi Türk Destanları, Ötüken Neşriyat, İstanbul.
    Sepetçioğlu, M. Necati, (1996), Türk Destanları, Toker Yay., İstanbul.
    Sepetçioğlu, M. Necati, (1965), Yaratılış ve Türeyiş/Türk Destanı, Türk Kültürünü Araştırma
    Enstitüsünü Araştırma Yay., Ankara.
    Uraz, Murat, (1992), Türk Mitolojisi, Mitologya Yay., İstanbul.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Uygur Destanları(Ders Notlarıdır)

          Kategori: Ödev İstek

          Konuyu Baslatan: Aylin's

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 2505

    HÜZÜNLER KALDI BENDE...

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş