Esselamüaleyküm Muhteremler! Alevîlikle Sünnîlik kökünde birbirinden ayrı değildir. Allah ve Resulü’ne ve diğer dört şarta iman ikisinde de vardır. Zamanla aşırı uçlara gidilmiş. Alevîliği, Sünnîlik düşmanı, Sünnîleri de Alevî düşmanı yapmışlar. Bu, İslâm’a giren en büyük tefrika/bölünmedir. Mümin kardeşleri birbirine düşman etmedir! Canım Hz. Ali’yi (k.v.) ve O’nun çocuklarını sevmek suç mu? Allah ve Resulü’nün dostları bunlar... Ama yalnız sevmekle de bu dava gerçekleşmez. Sırat-ı

Bu konu 2887 kez görüntülendi 4 yorum aldı ...
Alevilik-Sünnilik 2887 Reviews

    Konuyu değerlendir: Alevilik-Sünnilik

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2887 kez incelendi.

  1. #1
    ilhan64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    25.12.2008
    Mesajlar
    53
    Konular
    35
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    475
    @ilhan64

    Standart Alevilik-Sünnilik

    Esselamüaleyküm

    Muhteremler!

    Alevîlikle Sünnîlik kökünde birbirinden ayrı değildir. Allah ve Resulü’ne ve diğer dört şarta iman ikisinde de vardır.
    Zamanla aşırı uçlara gidilmiş. Alevîliği, Sünnîlik düşmanı, Sünnîleri de Alevî düşmanı yapmışlar. Bu, İslâm’a giren en büyük tefrika/bölünmedir. Mümin kardeşleri birbirine düşman etmedir!
    Canım Hz. Ali’yi (k.v.) ve O’nun çocuklarını sevmek suç mu? Allah ve Resulü’nün dostları bunlar... Ama yalnız sevmekle de bu dava gerçekleşmez. Sırat-ı müstakîmden, ahkam-ı şer’iyye, ahlak-ı Muhammediye ile yürüyeceğiz.
    Ehl-i Beyt sevgisi, Peygamberimiz (s.a.)’e dayanır. Hadis’te “Kim Ehl-i Beytimi severse beni sever. Kim beni severse Allah'ı sever. Kim Ehl-i Beytime buğz ederse, bana ve Allah'a buğz etmiş olur.” buyrulmuştur.
    Ne yazık ki Alevîlere cephe alacağız diye Hz. Ali (k.v.) ve soyuna bile ters düştüler. Onlar da Hz. Ali’yi ve soyunu ifrat derecede sevdiler.
    Önemli olan yolundan gitmektir. Yol ihdinas sıratel müstakimdir. İlmi tevhit, aşırılıkları -sağı da solu da- merkezde toplar, sulh eder.
    Biz Allah ve Resulü’nde kardeşiz. Dinde kardeşiz. Evlad-ı Resul’e ve Evlad-ı Resul’ün peder-i âlileri Hz. Ali (k.v.) ve muhtereme valideleri Hz. Fatımetü’z-Zehra’ya (r.a.) can ü gönülden bağlıyız. Hürmet ve saygımız vardır. Ehl-i Sünnet imamlarına can u gönülden bağlıyız. Amelde mezhebimiz Hanefî, itikatta mezhebimiz Ehl-i Sünnettir.
    Makamat-ı tevhit üzerine zevk edersek; Alevîler, velayet sahibi, Sünnîler de nübüvvet sahibidir. Biri zatiyyun meşrep, biri de sıfatiyyun meşrep. İmam-ı Azam: “Sıfat zatın ne aynı, ne de gayrıdır.” demiştir. Tevhit bunları birleştirir. Aynı yolda kardeşiz.
    Velayet zevkine eren Hak yolcuları, zatiyyun meşreptirler. Ama itikatları, amelleri sıfatiyyundur. Zevkleri zatiyyundur; ancak sıfatiyyun meşreple amel ederler. Sıfatiyyun meşrep olan zat-ı muhteremler de zatiyyundan zevk alırlar. Ama bulundukları yer, sıfatiyyun meşreptir. Elbette ki ikisinin de itikat ve amelleri Kur’an ve hadise dayanır.
    Ehl-i Sünnet demek, tafsilat-ı Muhammediye’ye sahip olan demektir. Al denileni alan, at denileni atan demektir. Kılı kırka yarar. Emri bil ma’ruf ve nehyi anil münkeri uygular. Allah'ın emrini tutar, yasaklarından kaçar. Bu muhteremler Kur’an’la amel ederler.
    Ehl-i Sünnetiz deyip de zatiyyun meşrepleri zevk edemeyenler, anlayamayanlar oldu. Zatiyyun ve sıfatiyyunun dışında kalıp, zahirî manasıyla amel edip, hakikat manasına eremeyenler oldu. Bu iki zümreden dolayı neler neler, ne olaylar oldu...
    Zatiyyun meşrep olan Cafer-i Sadık’a taş atıldı. Mezhep dışı bırakıldı. O’ndan ders gören İmam-ı Âzam Hz.’leri zindana atıldı. Bir suçu mu vardı? Hâşâ!
    Hakikat ilminin, İlm-i ledün’ün dışında kalanlar, İmam-ı Âzam’ı anlayamadılar. Hatta “İmansız gitti.” diyenler de oldu ve buna bizzat şahit olduk. Suçu neymiş? “Sıfat zatın aynıdır.” demiş.
    Düşünüyorum da bu bölünmeyi kimler meydana getirdi! Kimler yaptı bunu? Buradan bir çıkar mı sağladılar?
    Makam-ı Velayet’te, vahdet makamda zat-ı muhterem bu zevke varmış. “El vahde bilâ kesre” Hz. İsa (a.s.)’ın Ruhullah makamı. Hatta Peygamberimiz bu makamda “Men reânî fekad raal Hak.” demiştir. Yani “Kim beni görürse, Hakk’ı görür.” Buradaki “ben” vahdettir, Hakk’ın benliğidir. Kim kendi enfüsünde bunu tadar, zevk ederse, “Nereye dönerseniz Allah'ın vechine dönersiniz.” ayetinin sırrına mazhar düşer. Burası tarife girmeyen hikmetler ve manalar alemidir!..
    Birçok ehlullah bu makamda vahdeti zuhura getirmişlerdir veya vahdet zuhura gelmiştir. Hak kendini izhar etmiştir. Hz. Ali (k.v.) “Ene nâtıkul Kur’an!”/“Ben konuşan Kur’an’ım” demiş, bu makamda. Muhiddîn-i Arabî “El halk u halk, hüvel Hak.”/“Halk nedir? Halk, Hak’tır.” Öyle bir vahdet, öyle bir tecelli ki!.. Birçok Hak dostlarından bu tecelli olmuştur. Onun için İmam-ı Âzam “Sıfat zatın aynıdır.” demiş. Ve yine mürşidim bir ilâhîsinde, “Sultanların Sultanıyız” demişti. Kendisine sordum:
    - Bunu hangi zevkle, nasıl yazdınız?
    - Devamını oku da gör! dedi. Devamında,
    “Hû’dur huzurumuz
    Hak’tır zuhurumuz” buyruluyordu.
    Elbetteki fenafillahın kemali bunlar. Bu zat-ı muhteremler, nispet fiilden fiilullaha, nispet sıfattan sıfatullaha, nispet vücuttan vücudullaha mazhar oldular. Hak mürşidin telkiniyle fena-yı zattan tecelli-yi zatın mazhar düştüler. Kenz-i mahfînin/gizli hazinenin fahri üyeleridirler. Hikmet hazinesidirler.
    Velayet’te Kur’an’ın sırrına, nübüvvet makamında da hadisin sırrına erdiler. Sırlarını nasıl anlatsınlar? Bu hikmetleri, nasıl anlamayanlara, nasipdar olmayanlara versinler? Allah o Hak dostlarının himmetlerini üzerimizden eksik etmesin!
    Bunlar, tevhit kılıcıyla kesildiler. Fena-yı tamda bekaya erdiler. Sevilen kul oldular da Hakk’ı diyet ettiler. Hakk’ı diyet eden bu zat-ı muhteremler, vahdet zevkiyle neler neler söylediler!.. Ve nitekim:

    Uzak değil çok yakınsın
    Canda gönülde sen varsın
    Anladım ki sen benmişsin.

    Bu zevk u safayı veren Ulu Yaratana sonsuz hamd ü sena. Hak mürşitten olur himmet!

    Katremiz ummana saldık biz bugün
    Katre nice anlasın, umman olan, anlar bizi.

    Katre, ummana karışırsa, o zaman bizi anlar.
    Bu sır ve hikmet ilminin; zahir ilimle, zühd ü takvayla bilinmesi mümkün değildir. Onları biz suçlu görmüyoruz. Bu, hidayet meselesidir.

    Sevgili Hak yolcuları!
    Peygamberimiz buyuruyor ki: “İnsanlarla sohbet ederken, istidatlarına/kabiliyetlerine göre sohbet edin.” Yoksa, insanları kaybeder, Hatta kendinize düşman yaparsınız. Her ne kadar iyi niyetle de söyleseniz, zevk edip anlamayınca, manayı idrak edemeyince neler neler oldu ve daha neler olur!..

    Muhteremler!
    Sohbet ve muhabbetler ağır geliyorsa, anlayamıyorsak, iyi bilelim ki bizde iyi niyet hakimdir. Gayemiz, şu insanı Allah ve Resulü’ne sevdirmek, nefsî mücadelede muzaffer kılmaktır.
    İyi niyetle sohbet eden, faydalı olmaya çalışan bu zat-ı muhteremlerin hakkı, iyiliktir, sevgidir. Neden taş atıyoruz ki? Onların bize bir kast-ı mahsusaları mı var? Bir art düşünceleri mi var? Bu sohbeti bize yaparken bir çıkar mı sağlayacaklar?
    Zatiyyun meşrep olan bu muhteremler de dikkat etsinler. Bunu zevk etmek, yaşamak kolay bir dava değil. Değil biat etmeyenler, biat edip de bu dersi görenler de bazen tahammül edemiyorlar. Biz onlara da hak veriyoruz.
    Hepinizi Allah'a emanet ediyorum.



    Zat, Sıfatsız; Sıfat da Zat'sız Olmaz!

    Esselamüaleyküm
    Muhteremler!
    Bir önceki yazımızde yer alan Alevilik-Sünnilik konusuna devam edeceğiz.
    Gerçek Alevî, vahdet-i şuhuttadır. Velayet sahibidir. Gerçek Sünnî de tafsilat-ı Muhammediye sahibidir.
    Bir ayet-i kerimede: “Resulüm de ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder.” buyruluyor.
    Zat, sıfatsız; sıfat da zatsız olmaz. Velayet’ten zatiyyun zevkini alırız. Nübüvvet’ten de sıfatiyyun zevkini alırız. Vahdet kesret tevhit ederiz. Kavseyn şuhudu ile şehadet getirir, ikmâl-i tevhit ederiz.
    Allah ve Resulü’nü makamat zevkiyle şuhud edenler, tefekkür edenler, o zevk u safaya erdiler.
    Hz. Ali (k.v.)’yi de velayet zevkiyle tanıyanlar, hâliyle hâllenip, zevkiyle zevkyap oldular. Hz. Ali (k.v.) ’nin ölen tarafına değil; ölmeyen tarafına geçenler, yani kesafetinden letafetine geçenler, gayrullahı kaldırır, kesret vahdet tevhit eder, şehadetin sırrına ererler. O zaman Muhammed Ali’nin sırrına ermiş olurlar.
    İslâm’da en ağır şey, ihtilaftır. İhtilaflarla ne olaylar meydana geldi, ne kanlar aktı, ne başlar kesildi…
    İmam-ı Âzam da bu kurbanlardan bir tanesidir. Allah O’na şehadet mertebesi de vermiştir.
    Cafer-i Sadık’ı hazmedemediler. Bütün ehlullaha zaten taş attılar. Tabiî ki kasıtlı değildir bunlar. Bilmeyerek, anlamayarak neler neler oldu!
    Hani müslümanın elinden, dilinden, azalarından zarar gelmezdi? Hani ehl-i tevhit, düşeni kaldıran, halkın yüzünden Hakk’ı sevendi? Bilmem ki nasıl ifade edeyim! Sevap için işlediğimiz günah, dağları eritir. Ulu Mevlam bizi affet!
    Öyle yazılacak, anlatılacak şeyler var ki!.. Sırr-ı velayete ermek, hikmetlere ulaşmak, haldir. Onu yaşayabilmek ne güzeldir, ne güzeldir!..
    Süleyman Çelebi:
    “Bu gelen İlm-i ledün sultanıdır
    Bu gelen tevhit i irfan kânıdır.” beytiyle peygamberimiz (s.a.)’in tevhit ve irfan hazinesi olduğunu ifade ediyor.
    Hz. Ali (k.v.) buyuruyor ki: “Peygamber Efendimiz bana bir ilim öğretti, onu siz de bilirsiniz. Bir ilim daha öğretti, onu size desem, siz beni öldürürsünüz.”
    Nasıl dayansın ona ehli hâl, ehli zevk olmayanlar!
    Ledün ilmi, bir kamil mürşitten okunur. Gönülden gönüle akar. Şu bir gerçek ki bu ilme vâris olanlar, zahir ulemânın bildiklerini biliyorlar. Hakikat ilmini tahsil edemeyenler, bir mürşid-i kamile varmayanlar, Ledün ilmini bilmiyorlar. İnsanın bilmediği şey üzerinde fikir yürütmesi de doğru olmaz!
    Tevhide davet eden, gerçekleri söyleyip, insanları uyarmak isteyen efendilerimiz iyi niyetlerinden dolayı ne hakaretlere uğradılar, ne taşlar yediler. Başlarını verdiler. Ölürken de haklarını helal ettiler, feryat etmediler. Ten kafesinden mana alemine uçtu gittiler.
    Bu kamil insanların, Allah yolunda can veren bu zat-ı muhteremlerin ruhları şâd olsun.
    Hani benim bir hikayem vardır:
    Ne açlıktan öldüm, ne susuzluktan
    Dağların iniltisi öldürdü beni.
    Gerçekleri söylersin kaldıramazlar; susarsın gönül razı olmaz.
    Şair diyor ki:
    Ya ben ağlamayım da kimler ağlasın!
    Yaralı gönlümü kimler dağlasın?
    Onları öldürdüler. Öldürülenlerin ruhları şâd, huzur içinde. Öldürenler ise, hâlâ hırslarını, öfkelerini tatmin edemediler. Ne kadar güzel söylemiş Yunus:
    Bizi seven cananları
    Biz de severiz onları
    Bizi sevmeyen kardaşlar
    Varsın Mısr’a sultan olsunlar.
    Bunlar birer birer gelecekte okunacaklar. Bazıları eyvah deyip dizine vuracak: “Neden faydalanamadık?” diye üzülecekler. Elbetteki bunlar, letafet sahipleri, hikmetlere ulaşanlardır.
    Kesafette kalanlar bilmem neler söyleyecekler! Şahsen ben şimdiden hakkımı helal ediyorum. Şahsıma olan hakaretler helal olsun. Tevhide olan hakaretleri helal etmeye iradem yetmez. Çünkü tevhidin sahibi Allah’tır.
    Binde biri de elini vicdanına kor, tefekkür ederse, işte o bizim acımızı dindirir. Tabiî ki bir kamil mürşide varmadan olmaz.
    Ahmedim ben bu tende
    Çıktım Tur’a, bedende!

    Ahmedim Benim!
    Nur Ahmedim!
    Ey vahdetle vahdetleşen, kesret vahdet tevhit eden, sevilen kul olup Hakk’ı diyet eden can mürşidim!
    Can Ahmedim!
    Bize ruhundan ruh verip mana ile dirilttin.
    Emir senden söz senindir
    Şeyhim delil oldu bana.
    Ulu Sultanım!
    Ezel ebet tut elimiz. Bizi Allah demekten mahrum etme. Kaderine rıza gösteren, emrine itaat, Hak mürşidin telkinine sadakat gösterip kemale eren âşıkların, sadıkların, sevdiğin kulların zümresine ihvanımızı, cümlemizi dahil eyle. Amin! Amin!

    H.Sabri SOYYIGIT


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Alevilik-Sünnilik

          Kategori: Tasavvuf

          Konuyu Baslatan: ilhan64

          Cevaplar: 4

          Görüntüleme: 2887


  2. #2
    SONALPEREN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    26.07.2010
    Mesajlar
    31
    Konular
    5
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    0
    @SONALPEREN

    Standart

    Zat, Sıfatsız; Sıfat da Zat'sız Olmaz
    bukadar yazıya karşılık bu bile yeterliymiş ellerine ve gönlüne sağlık

  3. #3
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10.12.2009
    Mesajlar
    21.664
    Konular
    10831
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    28
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    bukouda hiçbi bilgiye sahip degilim yorum yapamıyacam ellerinise saglık

  4. #4
    SONALPEREN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    26.07.2010
    Mesajlar
    31
    Konular
    5
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    0
    @SONALPEREN

    Standart

    Alıntı ŞimaL Rumuzlu Üyeden Alıntı
    bukouda hiçbi bilgiye sahip degilim yorum yapamıyacam ellerinise saglık
    bende çok yabancıydım bilgim yokdu bu konuyla alakalı
    bir gönül meselesi araştırmama sebep olmuştu yaşadığım o canımı yakan
    ve beni isyana sürükleyen mesele sayesinde yaptığım araştırmalar daha neleri öğrenmeme vesile oldu
    şer gördüm hayır buldum desem yeridir
    Aşk Andadır Sevgi Anda
    Zannetme Ne Günde Ne Zamanda
    İnsan Aşkla Var Oldu Bu Yüzden Sever
    Gün Gelir Herşey Aslına Döner

  5. #5
    eVe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    12.11.2009
    Yaş;
    32
    Mesajlar
    1.119
    Konular
    315
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    487
    @eVe

    Standart

    çokca bu konu karşıma çıkıyor hayatımda bu ayırım niye anlamıyorum sünniyim diye alevi arkadaşım olmayacak anlamına gelmez ama çevre böyle demiyor bence ayırım çok saçma iki tarafta aşırı ayırımcılık yapıyor bence insan insandır din dil mezhep görünüş bu kadar önemli olmamalı özellikle üniversite çevresinde bu ayırımı çok çok hissediyorsun inşallah bir gün bu ayırımlar kalkar...

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş