Asagi git

Kullanıcı Tag Listesi

Sayfa 6 Toplam 8 Sayfadan BirinciBirinci ... 2345678 SonuncuSonuncu
51 den 60e kadar. Toplam 80 Sayfa bulundu
  1. #51

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart

    .




    Yokluğun buz gibi soğuk


    Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... "Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi bilirim. Kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı...

    Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…

    Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Üşüyorum... Yüreğim donmuş sanki, gözlerim de...
    Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...

    Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde ağrılı şiirler topluyorum gecelere...

    Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum. Yokluğun buz gibi soğuk. Yakacak bir şeyimde yok…
    Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… Bakakalıyorum ardından çaresiz…

    Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum... Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin... Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü... Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...

    Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi... Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya
    anlaşılmaya... Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, hicranımı bir tılsımla...

    Yüreğim kanrevan, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...

    Gel, yalnızlığıma arkadaş olsun sevgin, umut olsun... Gel ağlayan gözlerimi sil, ki, hesapsızca,sınırsızca, sevsin yüreğim. Bir adımız Aşk olsun...


    Gel, yüreğim ol, bedenim ol, her ölümümde yeniden hayat ver. Elim, ayağım, canım ol... Gecem - gündüzüm ol... Ağlayan gözlerim ol ve her damlada yeniden doğur umudu... Yeniden yarat ki, seni ne kadar özlediğimi anlatayım dünyaya, ne kadar çok sevdiğimi ...

    Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler ... Sonra ölüm gelsin... Sonra ölüm gelsin...

    Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi....


    Nuri CAN

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

    .
    Konu deste tarafından (07.01.11 Saat 18:19 ) değiştirilmiştir.

  2. #52

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart

    .





    Yeni yıl Ve Dört mevsim masalı




    Merhaba!
    Yeni bir yılın kapısındayız yine. Binbir umutla, heyecanla yeni yılın getireceği serüvene hazırlanıyor insanlar.

    “Her yeni yılda bir güzellik, bir ümit ve heyecan vardır” derler. Bu söz herkes için mi geçerli bilmiyorum ama yeni yıla hep bir ümitle bakarız yine de insan olarak…

    Her yeni yıl kar süsler yolları, sokakları, en çok çocukları sevindirir kar. Kar beyazdır, masumiyettir, umuttur, yaşama gücümüzdür umut, düşümüzdür…
    Mevlana 'bak güzel günler gemilere binmiş geliyorlar' derken bu ümidi anlatmak istemiştir herhalde.

    Her yeni yıl savaş, acı, hüsran, gözyaşı, sevinç, sevda, ümit, hasret, doğum ve ölümlerle geride bırakılır.

    Umarım yeni gelen ve gelecek olan tüm yeni yıllar, savaşlardan, acılardan, felaketleden uzak dünyamıza ve insanlığa huzur, sevinç, neşe, barış, sevgi, dostluk, mutluluk ve fazlasıyla da umut getirir...

    Her yeni yıl; yeni atılımlar, yeni umutlar, yeni başlangıçlar ve yeni beklentileri içerisinde besler, her yeni yıl, yeni yenilikler, dilekler, yeni umutlar yılıdır, gerçekleşmese de...

    Gönül isterdi ki, her yeni yılda insanlık yeni başarılarla, yeni buluşlarla, savaşlardan, yıkımlardan dersler çıkararak yeni dostluklara, güzelliklere, ilerlemelere atsın imzasını ve dünyamız her gün biraz daha güzel, daha yaşanılır hale gelsin...

    Biliyoruzki kimileri yeni yılı evinde sevdikleriyle, kimileri sokaklarda, kimileri de soğuklarda titreyerek geçirecek yeni yılı...

    Kimileri de su gibi para harcayarak en lüks eğlence yerlerinde… Özellikle varlıklı kesimler için yılbaşı gecesini nerede, kimlerle geçirecekleri, ne giyecekleri, nasıl görünecekleri, nasıl eğlenecekleri ve daha fazla para kimin harcıyacağı önemini taşır.

    • Bazı insanlar hayatında yokluk, yoksulluk görmemişler… Hayatın zorluklarını bilmiyorlar. Düşünmüyorlar. Yılbaşında evlerinde oturup kuru ekmek yiyenleri, elbisesinde bin yama olduğu halde eşine çocuğuna yeni bir elbise alamayanları. Kirasını ödeyemezse sokağa atılma korkusu yaşayanları bilmiyorlar… Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, istediğini alıp tıka basa yiyiyorlar, içiyorlar… Bir düşküne yardım etmek, paylaşmak fikri akıllarının ucundan bile geçmiyor…

    Yeni yıla girerken ülkemizde ve dünyada iki somun ekmek alamayacak durumda olan milyarlarca insanın da var olduğunu hiç düşünüyor muyuz Acaba? … Nice insanın sokaklarda; evsiz, barksız, aç - susuz ve üzerinde yırtık pırtık giysilerle dolaştığını. Kimisi yaşlı, kimisi hasta, yoksul, soğuktan, ilaç parası bulamamktan kıvranan ve ellerini göğe kaldırıp tek umutlarının, çarelerinin tanrıya sığınmak olduğunu hiç düşündük mü? ...


    Bu dünyada hangi dinden, hangi dilden ve ırktan olursa olsun herkesin aynı oranda mutlu, güvenli, huzurlu olma hakkının olduğunu unutmayalım…
    Unutmayalımki, insanlığı ve insan olduğumuzu unuttuğumuz an, insan değiliz demek, insan gibi yaşamıyoruz demektir! ..

    Umudum odur ki, yeni yılın sadece bir kısım insan ve bazı ülkeler için değil, tüm dünya insanının mutlu olup yüzünün güldüğü yıl olmasıdır...


    Bir çoğunun “Bırak yahu şu hayal aleminde gezmeyi, dünyayı sen mi kurtaracaksın” dediğini duyar gibi oluyorum! .. Hakları da olabilir ama bilmezler ki Taa… şuramda, sol göğsümün içinde herkes için yanan ve tüm benliğimi, ruhumu saran bir ateşin var olduğunu…
    İnsan içindeki duygu ve düşüncelere set çekebilir mi? Her iyilik ve kötülük içimizdeki vicdanın ve merhametin sonucu değil midir! ... “Duymak ve anlamak istemeyen kadar, kötü sağır yoktur! .. ‘’ diye bir söz vardır hani…

    Unutmayalım ki; Dünya bir sahneden ibarettir. Herkes rolünü oynadıktan sonra çekip gidecektir bu dünyada..

    Çağımızda din, dil, ırk, renk ve coğrafi sınırlara bakmadan insanlığın artık enerjisini biribirini öldürme planları kurarak değil, insan olarak biribirinin yaralarını sararak, biribirine destek çıkarak kullanmaları gerekmez mi? . Sömürünün, talanın, yağmanın, açlığın, katliamların olmadığı bir dünya için enerjisini kullanmaları gerekmez mi? …

    İnsana yapılan haksızlıkların, insafsızlıkların, vicdansızlıkların son bulması için çabanın harcanması gerekmez mi? …

    Aslında her yeni yıl yaşanan tüm olumsuzlukların biteceği bir yıl olması umuduyla bakılır, yapamadıklarımızı, edemediklerimizi, gerçekleştiremediklerimizi gelecek yıllara yükleriz hep ama gelecek yılların nelere gebe olduğunun üzerinde fazla durup düşünmüyoruz...



    Bu yazıyı yıllar önce kaleme aldığım halde yeniyıl yazısı olarak geçerliliğini koruyor hala çünkü beklentilerimde hiç bir şey gerçekleşmemiştir…

    Gelecek yeni yıllar benim için çok şey ifade etmesede. Yine de her yeni yıl, yeni bir gelecek sunar bize, taze bir kan ve yeni bir başlangıç, dilerim yeni yılın getireceği huzur ve mutluluk, geçmiş yılların tüm kötülüklerini, acılarını unutturur bize ve bir daha tekrarlanmaz…

    Yeni yılda da hiç kimsenin ümitsiz kalmaması. Herkesin hayallerinin, dileklerinin ve umutlarının gerçekleşmesi, sağlık ve mutluluk dolu, masal kadar güzel yeni yıllar dileğiyle beraber sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum herkese…....

    Masal kadar güzel yeni bir yıl dileğiyle...

    Nuri CAN

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]








    Beğeneceğinizi umduğum bir mevsim masalı.


    Dört Mevsim Masalı

    ‘’ « Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş.

    Nöbetçi:
    Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip duruyorlar.

    Toprak Ana:
    Onları bana gönderin, demiş. Ben yalnızım, biraz da benimle otursunlar.

    Nöbetçi Toprak Ananın isteğini krala söylemiş. Kral da “Peki” demiş. Toprak Ana bunun üzerine evine dönmüş, mevsim kardeşleri beklemeye başlamış.

    Önce en küçük kardeş gelmiş. Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş. Toprak Anaya:
    Benim adım İlkbahar, demiş. Size ufak bir armağan getirdim.

    İlkbahar, çantasını açmış, çantasından tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar çıkarmış.

    Çok geçmeden ikinci kardeş gelmiş. Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış. Adı da Yaz’mış. Kardeşine:
    Haydi çekil bakalım, bak, ben geldim, demiş. Sonra po da çantasından çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler çıkarmış, bunları Toprak Anaya sunmuş.

    Derken üçüncü kardeş gelmiş. Sarı sapsarı bir çocukmuş. Toprak Ana’ya:
    Ben sonbaharım demiş. Yalnızlığı, sessizliği çok severim, demiş. Sonra da kuşları kovmuş, her yeri sarıya boyamış. Ortalığa bir sessizlik çökmüş. Tam bu sırada dördüncü kardeş gelmiş. Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış. Bir yandan da:

    Benim adım kış, benim adım kış diye bağırıyormuş.

    Dört kardeş de Toprak Ananın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş. Toprak Ana kızmış:
    Beni dinleyin, demiş. Ya sırayla gelin, evimde üçer ay misafir kalın, ya da çekilip gidin. Hepinizi birlikte istemiyorum.

    Bunun üzerine mevsim kardeşler düşünmüşler. Aralarında anlaşıp Toprak Anaya, “peki” demişler. İşte o günden beri sırayla geliyor, Toprak Anada üçer ay misafir kalıyorlar.”

    Masal kadar güzel yıllar dileğiyle...


    Nuri CAN

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]




    .

  3. #53

    • Offline
    • Forum Bas Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    10.12.09
    Mesajlar
    21.908

    Seviye: 57 
    Tecrübe: 34.821.364
    Sonraki Seviye: 35.467.816

    Konular
    10975
    Teşekkürler
    2.573
    3.284 Mesajına 5.168 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    3 Mesaj
    Etiketlenmiş
    10 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    Yazı Boyutu

    Standart



    Ben bir balığım Aşk ise daldığım bir derya...

    Aşkta gözlerim yaşlı olsa da o derya göz yaşımı nerden bilir..?

    Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya nefesim kesilir..!

    ~Hz. Mevlana~


  4. #54

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart Bir dünyam olsun istiyorum

    .



    Bir dünyam olsun istiyorum



    Bir dünyam olsun isterdim
    kötülükleri kirli sularda boğulmuş
    yalnız iyiliklerle yoğrulmuş
    barışa uzatılmış elleri
    dostluğa kanat çırpan güvercinleri
    kardeşliğe meyve veren ağaçlarıyla...

    bir işim olsun isterdim
    sabah gidip, akşam döneydim
    emeği anlımın teri, her lokması alın terim
    sömürülmediğim
    hakkımın yenilmediği
    işçi diye hor görülmediğim...

    bir çevrem olsun isterdim
    yüzlerde sevgi okunan
    lazı kürdü
    almanı, türkü
    hıristiyan, müslümanı
    inananı, inanmayanı
    bütün insanları dost
    bütün insanları eş
    zencisi beyazı, kadını erkeği
    hepsi dost, hepsi kardeş...

    bir eşim olsun isterdim
    hüzünüyle hüzünlenip
    neşesiyle güleceğim
    beni en iyi anlayan
    bir ömür seveceğim...

    bir evim olsun isterdim
    tek katlı çiçek bahçeli
    küçük, barınabileceğim kadar
    çocuklarımın gülüşleriyle dolup
    bakışlarıyla aydınlanacak...

    bir dünyam olsun isterdim
    yağmurlar bulut
    gönüllere umut dolsun
    geceler yıldız
    yıldızlar çiçek koksun
    dünyanın bütün çocukları
    okusun aydın olsun
    düşmanlık nedir, kin nedir bilmesin
    mutlu olsun

    geçinip gideydim işte
    ne zengin ne fakir
    ne aç ne muhtaç
    kendi yağımdan kavrulaydım

    geçinip gideydim işte
    herkesi seveydim
    herkes de beni
    kardeşçe
    ve ben ben olaydım...

    Nuri CAN


    Bir ilk gençlik şiiri

    .

  5. #55

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart

    .



    Boynumda Kendi Ellerim


    Gözlerim çocukları yoksul bir ülke şimdi
    içimin kızıllığınca gül ve yangın
    dalında unutulmuş bir üzüm tanesiyim belki
    belki bir söğüt dalının efil efil titreyen yaprağıyım
    uzak bir iklimde esip geçen rüzgarlara ağıt yakan

    bir gün çözüp bakışlarımı tel tel kirpiklerimden
    elif elif ağlayan gümüş saçlı bir anneye bağışlayacağım
    son kez ağlayacağım belki düşerken sevdanın eşiğine
    varsın bağışlamasın beni hayat ki,
    ay uzak tepelerin ardına çekilsin
    çarpa çarpa dövsün kıyılarımı acılar
    yarasına figan düşsün kırlangıçların
    eriyip gitsin hüzünlü bakışlarımda ne varsa
    yokluğuma kahırlanmayacaksa bu kent
    ah! çekmeyecekse ardımda kalan anılar

    Ah! ey yarasında nehirler fışkıran kalbim
    susuyorum işte acılara akan bir sesle
    hayat ki, ateşten bir ip boynumda
    koynumda buzdan bir top
    ne zaman doğrulsam dokuz yerimden vururlar beni

    biliyorum her susuşun ardında bir yalnızlık var
    bir özlem, bir kahır var
    bilinsin ki, bir yanı yangındır susuşlarımın, bir yanı ölüm
    aşkın kor ateşlerinde sınanmış bir semenderim ben
    her gece kalbimin ortasında bir çöl çiçeği açar adı Leyla
    bir yanı Yusuf’tur acılarımın bir yanı Züleyha
    yolları beklemekten yorgun, yıllara gözyaşı dökmekten

    hüzünlü yüzüm, aykırı sakalımla
    ondandır dünyanın orta yerinde kederli bir dağ gibi duruşum
    siyahlar giyinişim, saçlarımı taramayışım
    bir yaban gülü gibi ıssızda ağlayışım
    bir derviş gibi yakışım kalbimi, boynumu büküp bakışım
    ondandır
    bunca incinmişliğim ondan
    kemirirken içimi utangaç ulalar heyulasında geçmişim

    susuyorum ki, acıma kimseler merhamet etmesin
    çünkü hep sevgilerden aldım suların derin akışını
    ve nakışını yüreği elmas bir kızın dantelinden söktüm
    biliyorum yangınlar kentinde kıvılcımlar
    bir sevdadır gül yaprağına konmuş
    bütün yıldızlar sırtını dönmüş bana, ayda küs
    hayat bu işte ey kalbim bir varmış bir yokmuş

    varsın kirpiklerimden acı dökülsün
    yüreğimde büyüttüğüm kır menekşeleri için
    son bir damla su istiyorum senden ey kalbim allah aşkına
    bu çölleri sen yarattın iflah olmaz ömrüme
    senden aldım bu kadar sevmeyi, özlemeyi, kahrolmayı
    şimdi boynumda kendi ellerim bağışlama beni
    tükenmiş ümitlere yeni vahalar gerekmiyor çünkü

    her bahar kuşlar kanat çırpınca özgürlüklere
    sesler gelince karlı dağların ardından türkü ırmaklarında
    ve ben uzanıp durduğumda yatağıma ince bir su gibi ıssız
    sorun kalbime özlemek nedir, acı nedir, hüzün nedir
    yasaksa aşk titreyen yüreklerin deltasında
    varsın kurusun güller, sular kararsın, kumlar yansın
    bir çöl akşamıyım artık
    bıçak keskinliğinde yakınmadan esip geçiyor düşlerim

    savunmasızım, sus ey kalbim intizarın sende kalsın
    gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin

    bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm


    /

    Nuri Can

  6. #56

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart Pepuk Kuşu Efsanesi





    Pepuk Kuşu Efsanesi

    Ben Bir Pepuk Kuşuyum

    Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran
    dağların yamaçlarında kenger
    nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah!
    içinin kızıllığınca gül ve yangın
    her bahar lavlara
    korlara
    ateşlere düşer yüreğim

    bir söğüt dalının
    efil efil titreşen yaprağıdır yüreğimdeki
    açarım yarasını bakarım canyerimin ağlayamam
    acının ve sevginin kesiştiği yerde
    iki çığlık arasında kaldım ah
    acılı rüzgarlara bıraktım kanatlarımı

    istedimki kuş olayım
    kanatlarımın altında saklayayım
    alıp gideyim başımı dağ dağ
    göklere yazayım hasretimi

    istedimki ağaç olayım
    üzerinde yeşereyim
    gölge edeyim her yaz
    her güz dökülsün yapraklarım
    serileyim üzerine ah! edeyim

    istedimki yağmur olayım
    yüreklere yağayım her bahar
    sel olayım dere tepe
    katayım önüme tüm acıları
    denizlere, okyanuslara götüreyim

    istedimki ıstırabın sunaklarında
    karalanmış rengi olayım yaşamın
    sonsuzluğun kurgusunda cezalanmış acı
    binlerce yıllık geçmişimle
    her bahar beni anlatsın analar çocuklarına,
    babalar beni anlatsın

    istedimki yürekteki her çiçeği
    gözyaşlarıyla besleyeyim
    kuruyup gitmesin diye
    istedimki dağlara sesleneyim yazgımı
    özlemlere söylenen türkülere sesleneyim
    gelip geçenler okusun diye gözlerimdeki şiiri

    istedimki dağlara yazayım hasretimi
    ovalara, denizlere, gökteki yıldızlara
    yağmur olayım gökkuşağını hediye edeyim
    parça parça olayım her fırtınada
    mutluluk ağacında hüzün çiçeği olayım
    her yıl çoğaltayım acılarımı
    Nuri CAN

    Pepuk Kuşu Efsanesi

    Munzur dağı eteklerinde kış mevsiminin, etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı günlerde. Baharın geleceğini muştulayan cemreler beklenir. Sonunda cemre, hava ve topraktan sonra suya da düşer. Hem de ateş topu bir sıcaklıkla.... Su da hava gibi, toprak gibi ısınmaya, yaşam daha kolay, daha güzel yaşanılır olmaya başlar. Cemre; havanın güzelleşmesini, suyun ısınmasını ve toprakta gizlenen tohumların, bitkilerin, kuru ağaç dallarının, canlıların uyanmasına sebep olur. Bir umut olur canlı cansız tüm varlıklara.

    Cemre toprağa düştükten sonra bahar geliveriri dağlara, ovalara, kırlara. Ve ardından yüreklere. Önce kardelenler, nergisler, süsenler (sosın) kaldırır bükülmüş boyunlarını gökyüzüne, ardından laleler, frezyalar, kır karanfilleri, kırkkanatlılar, yabangülleri. İç gıdıklayan kokularını etrafa yayarlar, renk renk ışıklarını sulara aksettirdiler.
    Baharın gelmesiyle birlikte; kuşlar daha bir neşeli öter, daha bir neşeli uçar gökyüzünde. Dereler daha bir sevinçle akar, daha bir çoşkuyla eser rüzgar.
    Her bahar nasırlı ellerin toprağa attığı tohumlar, yeniden yeşerme sürecine dönüşünce, doğa yeniden dirilir. Bir serin şebnem, güneşin de etkisiyle kendini yeniden doğurur. Derin uykusundan uyanır doğa. Umutsuzluğu ortadan kaldırarak aydınlığını, güneşe yönelen gülüşlerini saçar evrene.
    Kenger, karların erimesiyle yetişen en önemli bitkilerden biridir çocuklar için. Bir taraftan soyulup yenilir, yemeği yapılır diğer yandan sakızı toplanır. Kenger sakızıyla da meşhur bir bitkidir, üzerine türküler bile yakılmıştır. Kengeri, önemli yapan bence tüm bunlardan da öte acıklı efsanesidir. Farklı biçimde de olsa kengerin bittiği her yerde pepuk kuşu efsanesi bilinir ve çocuklara anlatılır...
    Efsane, kimi yerlerde farklılık da gösterse, konu benzerdir. Kimi yerde erkek kardeşin acısı anlatılır kimi yerde kız kardeşin acısı...
    Nuri CAN


    Pepuk Kuşu Efsanesi

    Bir varmış bir yokmuş... Vakti - zamanda Anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. Çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. Bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. Oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında; mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.

    Taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. Bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. İki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. Her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...

    Bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. Evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
    Hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. Zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...

    Babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . İki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. Artık köye dönmek üzereyken Abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. Bu duruma şaşıran iki kardeş, "Sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” Biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. " deyip çıkışmış kardeşine.

    Kardeşi ise "Hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!" demiş. Ancak ablasını bir türlü inandıramamış. "Abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!" demiş. Ablası almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... Kardeşi doğru söylemiş. Kardeşinin karnını dikmeye çalışmışsa da kardeşi oracıkta ölmüş.

    Gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. Meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.

    Kardeşine inanmamakla hata edip onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. Gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.

    Eve döndüğünde kardeşini soran babasına. "O biraz yoruldu oduncularla gelecek" demiş. Oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
    - Nahırla gelecek demiş.
    Nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
    - Davarla gelecek.
    Davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
    Genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.

    Kardeşine inanmamakla hata edip onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla Allah'a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. "Allah'ım beni pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“

    Efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece Allahtan, pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. Ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda; oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
    Her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

    (Zazaca)
    “Phepu”
    “Kheku”
    “Kam kerd”
    “Mı kerd”
    “Kam kişt” (çişt)
    “Mı kişt” (çişt)
    “Kam şüt”
    “Mı şüt”
    “Ax! Ax! Ax!”

    (Kürtçe)
    "Pepuu"
    “Kekuu”
    “Ke qir?”
    “Mın qir”
    "Ke kuşt?"
    "Mın kuşt"
    "Ke şuşt?"
    "Mın şuşt"
    “Ah! ah! Ah!”

    (Türkçe)
    "Pepuu"
    “Kekuu” (baba)
    “Kim yaptı?“
    “Ben yaptım”
    "Kim öldürdü?"
    "Ben öldürdüm"
    "Kim yıkadı?"
    "Ben yıkadım"
    “Vah! Vah! Vah!”

    Dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, Erzincan’ın Caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... Onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. Çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
    Bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. Komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. Doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.

    Nuri Can


    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

  7. #57

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart


    .




    Tut elimi ey hayat, güllerin güldüğü yere götür beni....


    Yüreğimin yüzüme yansısıdır hüznüm
    ömrümün alnacında
    ki, aynaları hep kırık…

    Fırtınalar, sellerle yıkadım yaralarımı
    alev - ateş ırmaklarla
    kimseye sevgilim diyemedim ömrümce
    doya doya sarılamadım
    sevdaki tek sığındığım ülkemdi benim…

    Bir rüzgar gülü gibi
    dönendim durdum uçurumlarda
    her gece bir sevgilinin koynuna düşürdüm düşlerimi
    her sabah bir gelinciğin yaprağında üşüdüm
    gizli bir öpüşün, bir dokunuşun ödentisine
    sakladım gülüşlerimi…

    Şiirler neyi anlatır insana ey hayat, şarkılar neyi
    ya yaralı bir ceren gibi içimde taşıdığım bu aşk
    üstünde acılar içinde kıvrandığım yatak
    bu soğuk, ıssız, insafsız geceler…

    Sevginin rengi nasıldır, neyi anlatır ölümler
    ya menekşe kokan yeniyetme bir bahar
    satır aralarında boğulan çığlıklar…

    Yalnızlığıma uzanan bütün eller yalancı
    dilim suskuyla yorgun, gönlüm aşkla
    tırmandığım her yamaçta dikenler batıyor yüreğime
    savruluyorum oradan oraya
    dudaklarımda yosun bağladı çığlığım
    kimse duymuyor
    herkes kendi gerçeğinde kalıyor
    öfkesinin yanardağında…

    Uzat ellerini ey hayat, iplerin koptuğu yerde
    umut ile sevgi birleşince
    yerleşince yüreğe aydınlığın kanı
    sisler çözülünce, geceler geçilince
    varılılınca ufkun şafağına
    uzat ellerini ey hayat
    çıkmaz bir sokakta bırakma beni
    gemilerimi yak, denizlerimi kurut ama
    üşütme hayallerimi…

    Umut tükenmez insanda, sevgi tükenmez ey hayat
    umutsuz, umarsız bırakma karlı dağ başlarında
    yoldurtma karanfillerimi hoyrat rüzgarlara
    namert sevdalara eğme başımı ...

    Tut elimi ey hayat, güllerin güldüğü yere götür beni....
    kuşların gittiği yere
    cefanın bittiği yere götür
    yaralayıp durma yüreğimi...


    Nuri CAN


    .
    Konu deste tarafından (09.01.11 Saat 14:42 ) değiştirilmiştir.

  8. #58

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart


    .



    Unut Onu Kalbim


    Karlı dağ yamaçlarında vurdu beni avcılar
    yaralı uçurumlarda uçmayı unutmuş,
    kanadı kırık bir kuş gibi kaldım...

    Ellerimde kalbimin atışları
    dudakğımda hasretin yakarışları
    gözlerimde güllerin gözyaşları kaldı…

    Ah! ne dostlarım arar şimdi,
    ne de yolunu gözlediklerim çıkıp gelir...
    bir dağ çiçeğine gizledim özümün rüzgarını
    alıpta saramadım sineme vay...

    Cebimde ayrılık otları
    gözlerimde yakarışlar
    içimde yıllanmış kırgınlıklarla
    sakalımda sarı tütün kokusu mahsun...

    kırıldım işte ey hayat tutan yok elimi
    boynuma sarılan yok
    her akşam tanımadığım bir hicran
    bilmediğim bir hüzün çalar kapımı...

    Çare değil beklemek ey kalbim
    çare değil
    gelmiyor işte ölümüne özlediğin
    yıllarca yolunu gözlediğin
    hayalini gözlerimde gizlediğin
    gelmiyor işte...

    bilemedim kimseye olduğundan fazla
    değer verilemeyeceğini
    sevgiyi hak etmeyenin sevilmeyeceğini
    bir sevda rüzgârıydı esip geçti de
    bir cezaydı çektim bitti de
    unut onu kalbim
    unut alnımın karasını
    bağrımın yarasını
    unut

    Kırıldı ağacımın sevgi dalları
    uçup gitti umut kuşlarım
    hayatın elinde kara bir gül
    batırıp duruyor dikenlerini canıma...
    yüreğimde uçurum yaraları
    gözlerimde sessiz sızılarla
    dipsiz uçurumların koynunda
    ayazlar üşütüp durur tenimi her gece...

    yitirmiþ mevsimler rengini ömrümde...
    içimde bütün arzular tükenmiş
    önümde dağ dağ yalnızlıklar
    yalın ayak koşuyorum şimdi kara kışlara
    ayaklarım kan- revan içinde...
    unut onu kalbim
    unut tatlı sözlerini
    deniz rengi gözlerini
    ondan sana fayda yok

    Çağırsam duymuyor
    almıyor beni bu kuytudan ah!?
    dinler mi anlatsam derdimi dağlar?
    eser mi rüzgar?
    alıp götürür mü sesimi sular?

    Ah! Kalbim
    ne kadar haykırsam,
    duymuyor sesimi kimse uçurumlardan başka
    tutmuyor elimden yalnızlığımın
    sabıkalı ihanetler tutmuş yol başlarını

    Cehennemler uzatarak uçurumlara
    fırtınaların öfkesine yazıp aşk fermanımı
    derin bir vadide idam ettim kimliğimi...

    Unut kalbim onu
    unut varlığını
    yokluğunu unut
    ondan sana fayda yok

    ömrümde bahar gelmeyi
    çiçek açmayı
    kuşlar uçmayı unuttu çoktaaan...

    Sen de unut onu
    sen de unut kalbim...
    sen de unut onu...
    unut kalbim...
    unut onu...
    unu ka...
    un...
    u...



    Nuri Can
    13/ 12/ 1984

    .
    Konu deste tarafından (11.01.11 Saat 10:02 ) değiştirilmiştir.

  9. #59

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart




    Bir sevgilim olsun isterdim


    Bir dünyam olsun isterdim
    kötülükleri kirli sularda boğulmuş
    yalnız iyiliklerle yoğrulmuş
    barışa uzatılmış elleri
    dostluğa kanat çırpan güvercinleri
    kardeşliğe meyve veren ağaçlarıyla...

    bir işim olsun isterdim
    sabah gidip, akşam döneyim
    emeği anlımın teri, her lokması alın terim
    sömürülmediğim
    hakkımın yenilmediği
    işçi diye hor görülmediğim...

    bir çevrem olsun isterdim
    yüzlerde sevgi okunan
    lazı, kürdü
    almanı, türkü
    hıristiyan, müslümanı
    inananı, inanmayanı
    bütün insanları dost
    bütün insanları eş
    zencisi beyazı, kadını erkeği
    hepsi dost, hepsi kardeş...

    bir sevgilim olsun isterdim
    gözleri zeytin, saçları defne
    alçak gönüllü
    hüzünüyle hüzünlenip
    neşesiyle güleceğim
    beni en iyi anlayan
    bir ömür seveceğim...

    bir evim olsun isterdim
    tek katlı çiçek bahçeli
    küçük, barınabileceğim kadar
    çocuklarımın gülüşleriyle dolup
    bakışlarıyla aydınlanacak...

    bir ülkem olsun isterdim
    yağmurlar bulut
    gönüller umut dolu
    geceler yıldız
    yıldızlar çiçek dokulu
    bütün şiirler sevda kokulu
    kin nedir , düşmanlık nedir bilmeyen
    bütün çocukları mutlu

    geçinip gideydim işte
    ne zengin ne fakir
    ne aç ne muhtaç
    kendi yağımdan kavrulaydım

    herkesi seveydim
    herkes de beni
    kardeşçe
    ve ben ben olaydım...


    Nuri CAN
    {Bir ilk gençlik şiirim}

    .

  10. #60

    • Offline
    • Teze Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.10

    Seviye: 25 
    Tecrübe: 84.170
    Sonraki Seviye: 100.000

    Konular
    1
    Teşekkürler
    0
    5 Mesajına 5 Tşk. Aldı
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    137
    Yazı Boyutu

    Standart

    .





    Bilseydim Sever miydim?

    Bilseydim;
    hep böyle sessiz kalır bu şehir sensiz?
    hep böyle hüzün kokar geceler?
    hiç hayal kurar mıydım?...

    Bilseydim ayazda öksüz kalır düşlerim
    kar yağar gönül şehrime hep
    semtine uğrar mıydım?





    Bilseydim yaralı bir tren ömür
    her durakta seni arayacağım
    bulutlandığında gözlerim
    içimde umutlar besleyip
    her bahar rüzgarlara soracağım





    bilseydim kırılır kanadım kolum sen giderken
    bilseydim göz göz olur yaralarım seni beklerken
    bilseydim üşür ömrümün goncası seni özlerken
    hiç sana gönül verir miydim?
    sevgilim der miydim?





    Bilseydim;
    üşürüm hep sensiz geceler de
    nemli kirpiklerle sarılıp yastığa
    her gece ah çeker miydim?
    Leyla’sını yitirmiş mecnun misali
    aşk çölünü bekler miydim?





    her yandığında yüreğim
    şiire, aşka sığınır mıydım?
    dolanır mıydım kördüğümlere?
    yarasalar uçurur muydum kör karanlığa
    kahrolur muydum aşk için?





    Bilseydim; biraz sancı, biraz acı
    özlemin adıdır yazılan her şiir
    Bilseydim; her seven biraz Mecnun
    her sevdanın sonu ayrılık
    ve nankördür aşk
    sana kalbimi verir miydim?
    için için erir miydim





    Bilseydim;
    bir ömür hep bekleyeceğim
    üşüyen yaralarımla seni özleyeceğim
    koynumda yaralı kalır kır çiçeğim
    hiç kahrını çeker miydim?
    yollarına yüreğimi eker miydim





    Bilseydim; özler miydim seni
    uzakları gözler miydim
    kurar mıydım onca hayal
    kıyı köşe boynumu büker miydim
    senin için gözyaşı döker miydim
    ve bilseydim;
    kafama vurmana
    kalbimi kırmana
    mutluluğumu almana izin verir miydim





    Bilseydim;
    kırık bir dal yalnızlığı ömür
    karalar bağlar mıydım aşk için?
    bulut olup ağar mıydım
    yağmur olup yağar mıydım
    öksüz çocuklar gibi mahzun ve biçare
    oturup bir köşede gizli gizli ağlar mıydım...



    Nuri CAN
    1978 Nijmegen






    .

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Merhaba can dostum sen sefa geldin / Nuri Can


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Ziyaretçilerin arayarak bu sayfada buldukları

pepuk kusu

sıcakta üşüyen tezzeler

merhaba sabah merhaba vuslat

şafak sökerken ipişil

YEMIN OLSUNKI SENI SENSIZDE SEVECEGIM

yine yarem sızıladı gönül dostu arzuladı türkü klip
dağa kar yağarken
Erzincan dağlarındaki kır çiçekleri
gülüsüne özlediginiz kisi baskalariyla kahkanin dibine vuruyor
Ah be can şiirleri
SEO Blog

4 Kişi Konuya Mesaj Yazanlar

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216