Aşağı git

User Tag List

Sayfa 5 Toplam 5 Sayfadan BirinciBirinci 12345
Toplam 49 adet sonuctan sayfa basi 41 ile 49 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #41

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart

    AŞIK ŞEM'İ

    Benden selam eylen nazlı dilbere
    Gelip de karşımda dönüp durmasın
    Ben güzel sevmeden doydum usandım
    Anında hayali gelip durmasın



    Asıl adı Ahmet olan Aşık Şem'i 1783 yılında Konya'da Piresat mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Konya'nın tanınmış helvacılarından Mehmet Ağa isminde bir zattır.

    İrticalen şiir söyleme yatkın ve düşkün olması, belirli, bir tahsil görmemesine, hatta yirmi, yirmi beş yaşlarına kadar okur yazar olmamasına rağmen, ince düşüncesi, zekası, akranları arasında hazırcevaplığı, esprileri her konuda onları aydınlatması ve örnek davranışlarıyla kendisine büyükleri tarafından "Şem'i" mahlası verilmesine sebep olmuştur.

    Onun yetişmesinde Konya'da o tarihlerde birisi türbe önünde, diğeri de' Buğday Pazarında bulunan kahvelerin önemi büyüktür. Her gece genç ve acemi aşıkların devam ettikleri ve yetiştirildikleri bir ocak, bir okul olarak hiz*met veren bu kahvelerden Şem'i de payına düşeni almıştır.

    Şem'i bade içen bir halk şairi olarak sadece hece ile değil aruzla da irticalen şiir söylemekte yetenekli biridir. 1839 Konya'da vefat eden Şem'i nin mezarı Mevlana Müzesinin hemen yanı başındadır.


    Şiirlerinden örnekler

    Aceb kande gezer ol yüzü mahım
    Anı görmiyeli çok zaman oldu
    Enderundan çerağ olunca ahım
    Yedi katgöklere dirahşan oldu

    Uftade olalı bir afitaba
    Hasret oldu iki dideler haba
    Eşk-i çeşmim dökülünce türaba
    Rüy-i zemin lal-i bedehşan oldu

    Bana çok cevr-itti Haktan utanmaz
    Kişi sevdiğine kem sanı sanmaz
    Gözüm görmeyince gönlüm inanmaz
    Bazı ahbab dir ki müslüman oldu

    Kocaldın çeşmimin nüru döküldü
    Ah-ide ah-ide ömrüm söküldü
    Sakalım pir oldu kaddim büküldü
    Sarardı gül benzim zağferan oldu

    Ana dil vireli bu Şem'i kemter
    İder lisanında ismini ezber
    Bir kerre almadı vuslat müyesser
    Bevhude dillere dasitan oldu

  2. #42

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart

    Aşık Şenlik



    Asıl adı Hasan olup 1850'de Çıldır'ın Suhara (Yakınsu) köyünde doğmuştur. Aşık Şenlik Terekeme (Karapapak) boyundandır. Karapapak ağzını en yetkin biçimde kullanan Şenlik, 14 yaşında kuş avcılığı yaparken dere boyunda uyuya kalmış, düşünde aşk badesini içmiş. Kalkınca şiir söylemeye başlamış. 19 yaşında iken Ahılkelek'in Lebis köyünden Aşık Nuri'den saz çalmayı öğrenmiştir. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gürü ve Revan'ı , dolaşmış, çağının birçok aşığıyla karşılaşmalar yapmıştır.

    Edebiyat araştırmacısı Nejat Birdoğan, Şenlik'in şiir dünyasına eğilirken şunları söyler: "Artık, ozanlığa ve deyişlere bir düşle boşlamalarının gerçek* olduğunda şüphe, kalmayan bütün halk ozanlarının düşünü Şenlik de görmüştür. Bu düşte bade yoktur. Sadece Salatın isminde bir kız görmüş, bu görüş kızın ardı sıra yanıp tutuşmasına yetmemiştir. Nitekim ozanımız da Huri isminde bir kızdan başkasına yanıp tutunma ve bağlanma yoktur. Huri de çabuk unutulmuştur.

    Dinleyin ahbaplar, yaran yoldaşlar
    Bir sağalmaz derde düştüm bu gece.

    dizeleriyle şenlik hayatına başlayan ozan, güvenlidir. Bu tatlı derdin bir yandan kendini kemirirken diğer yandan da kendine bir ün bırakacağına emindir. O, dizelerinde bazen bir altın, bazen bir aşra vurulan direk olarak kendisini görür:

    Men bir zerem zer kadrini bilene
    Aşkın metahını satmak isterem.

    veya,

    Rütbem arşa direk oldu, hak ile yaksan menem.


    Bütün bu güvenle ve gururla beraber ustaya saygı, konusu, deyiş ve Sanat bakımından zorlanmama, güler yüzlülük deyişlerde ana temdir. Din konu*sunda halka özgü olağanüstü bilgileri bile kapsayan duyuşlarla dolu fakat asla ısrarlı değildir. Zaten Şii mezhebinin etkisiyle bir toleransı da vardır. O yörede kadınlarda kaç göç yoktur. Doğa konularında çiçeklere, gelin kız dedim-dedilere bağlanır. Şenlik vefadan yakınır. Toplumdan şikayetçi değildir. Toplum içerisinde bir insan düşmüşse bu toplumun değil kişinin suçudur. Kişi, Sakınarak gezmeli ve konuşmalıdır.

    Manasız mantıksız sözü bilmenin faydası ne?
    Az anlayıp çok söyleyip gülmenin faydası ne?

    İtibar dediğin elde bir muhalif şişedir
    Boş yere kaldırıp taşa çalmanın faydası ne?



    veya

    Kadir Allah budur senden dileğim
    Mert olanı salma baştan ayağa,

    Men ezzinam ayağa

    Nazlım olurup ayağa
    Göreydim gül zünü
    Yüz süreydim ayağa.

    Aman aman mağıl dolan mert yiğit
    Seyragıplar salar seni ayağa.



    Şenlik çağı, halk ozanları bakımından geniş ve güçlü bir çağdır. Ozanımız bu ozanlardan Feryadi, Mazlumi, Sümmani, Aşık Abbas ve İzani ile karşılaşmıştır. Sümmani, ile bütün hayatları boyunca bir kardeş gibi yaşamışlardır. Söylentiye göre bir karşılaşmalarında uzun boylu çaba sarf edip, yorulunca Şenlik'in annesi içeri girerek her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini göstermiş ve ozanları ayırmıştır."

    Dil olarak ağdalı bir dil kullandığı görülse de, çağının ozanlarında genel olarak görülen bu durum, salt Şenlik için eleştiri konusu edilebilecek bir özellik değildir.

    1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının olduğu dönemde Şenlik kahramanlık destanlarıyla, koçaklamalarıyla yöredeki milis kuvvetlerin direnç kaynağı olmuştur.

    Kars'ın Ermenilerle dolu olduğu günlerde, Çıldır'dan Kars'a gelen Aşık Şenlik, durumun kötü olmasından, geri döner. Dönerken yolda arkasında süvarileriyle, bir Rus Generali rastlar. Kendisinden vaziyet hakkında ve Rus Çarlığını mı, yoksa Osmanlıların yanında mı yer alacağını soran Rus generaline şu yanıtı verir:

    Hulusi gabilden bilsen fikrimi

    Men Allah'tan Al'osmanı isterem.
    Merhamet sahibi ol rahmi gani
    Nesli mürsel hökmü hanı isterem.

    Süleyman mülkünde bergarar duran
    Muhammet vekili makamı nuran
    Hıfsının ezberi ayeti Kur'an
    Selavatl, o Sulfanım isterem.

    Al'osman şahım var şahlar serveri
    Dilinde salavat zikri ezberi

    Kaftan kafa zirü zeminden beri
    Hükmetmağa bir tek onu isterem.

    Emri Hak yedinden çekilip kalem

    Var imiş ettiğim yetişti belam

    Mülkünde saltanat hükmünde alem

    Divanında Şevket Şam isterem.

    Gam günlü Şenlik'in gönlünün şadı

    Çıkmaz hatırımdan Al'osman adı,

    Gidipti dünyanın lezzeti tadı

    Mahşer günü bir mekanı isterem.

    Bunu dinleyen Çarlık Rusyası nın generali bu büyük ozanımızı kutlayarak "Eğer Çarlık Rusyasını istiyorum deseydin, hemen boynunu vurduracaktım. Tam dinine sadıkmışsın." diyerek, yirmi beş lira da mükafat verir. Zamanın tanınmış bir çok aşıklarıyla karşılaşmalarda bulunan Şenlik, istilacılarla mücadele veren en güçlü aşık olarak bilinir.

    1913 yılında, Revan'da hanlar arasında yapılan bir düğünde, toy babası seçimi için bilinmedik bir hikaye yarışı başlar. "Latif Şah" hikayesi Revan'lı Bala Mehmet tarafından, okununca, aldığı birincilikle, başını belaya sokar. Toy babası seçimini kazanan Bala Mehmet, bazı hanlar tarafından sıkıştırılarak, hikayenin ustasının gelmemesi halinde başının vurulacağını belirtirler. Hanların baskısı üzerine Şenlik'e gelen aşık, onu da alıp, Revan'a giderler. Oradaki aşıklar Şenlik'in atışmalarda yendiği, bağladığı kişiler olup, Aşık Şenlik'e kin besleyenlerdir. Revan'da yapılan atışmalarda da yenilirler. Zaten kinli olana bu aşıklar, Şenlik'e bir tuzak kurarak, yemeğine zehir katarlar. Has*talanan Aşık Şenlik, trenle Arpaçay'a kadar gelir, Dilaver köyünde iyice has*talanır ve ölür. Cenazesi Akbaba'nın Hozu köyüne ve oradan Çıldır'ın Suhara köyüne getirilir. Mezarı buradadır.



    Ehl-i islam olan işitsin bilsin,
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
    İsterse Uruset ne ki var gelsin
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.

    Guşanın kılıcı geyinin donu

    Gavga bulutları sardı her yanı
    Dağda goç yiğidin şan alma günü
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

    Gavga günü namert sapa yer arar
    Er olan göğsünü düşmana gerer
    Cemi ervah bizden meydana girer
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

    Asker olan bölük bölük bölünür
    Sandınız mı Kars kalası galınır

    Boz atlar üstünde gılıç çalınır

    Can sağ iken yurt vermeniz

    Hele Alosrnan'ın görmemiş zorun

    Din gayreti olan tedarik görün
    Al tepip baş kesin Kazak'ı kırın

    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

    Benesferdir bilin Urus'un aslı

    Orman yabanisi balıkçı nesli

    Nınzır sürüsüne dalıp kurt misli

    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

    Şenlik durursuz atlara minin

    Sıyra gılıç düşman üstüne sürün
    Artacaktır şanı bu Al'osmanın
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

  3. #43

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart

    Aşık Veli

    Mecnunum Leyla'mı Gördüm
    Bir Kerece Bakdı Geçti
    Ne Sordu Ne De Söyledi
    Kaşlarını Yıktı Geçti





    Veli'm Eydür Ne Hikmet İş
    Uyumadım Ki Görem Bir Düş
    Zülfünü Kement Eylemiş
    Boğazıma Taktı Geçti

    Aşık Veli, Şarkışla ilçesinin Ağacakışla bucağına bağlı İğdecik Köyünde doğdu. Babasının adı Hüseyin, annesinin ki Kamer'dir.

    Bugün hayatta olan torunları, soylarının Horasan'dan geldiğini ve Malatya'nın Hekimhan ilçesine yerleştiğini söylüyorlar. Arkasından da diyorlar ki : "Yerleşmişler ama; orasını pek beğenmemişler. Zoraki birkaç yıl oturmuşlar. Sonra kalkıp Şarkışla'ya gelmiş ve İğdecik Köyünü kendilerine yurt edinmişler."

    Veli'nin hem annesi hem de babası şairdi. Her ikisi de okuma yazma bilmedikleri için deyişlerini* bir deftere, geçiremediler. Aslında, köyde bu işi yapabilecek bir kişi de yoktu. Onun için ölümleri ile birlikte sözleri de unutulup gitti. Belki babasını birkaç deyişi cönk ve mecmualara geçmiş olabilir. Fakat bir nokta gözden uzak tutulmamalı : O çağda Sivas muhitinde Hüseyin adında o kadar çok aşık vardı ki, hangi deyiş, hangi Hüseyin'in? Tespiti imkansız bir şey...

    Annesine gelince, bugüne kadar incelediğim cönk ve mecmualarda Kamer adında bir şaire rastlamadım.

    Çocukluğu :
    Aşık Veli, 1853 yılında öldüğü vakit 60 yaşını aşkın olduğu söyleniyor: Buna göre doğumunun XVIII. yüzyılın sonlarında olduğu anlaşılmaktadır. Şimdilik kesin bir rakam vermeğe imkan yok.

    10 yaşında iken annesini, çok geçmeden de babasını kaybetti. Onların sağlığında üç-beş parça tarlaları vardı. Ölümlerinden sonra hepsi, çeşitli bahanelerle kapanın elinde kaldı. Kurtarmak için hangi dala yapıştıysa eli boşa çıktı. Köy yerinde malı mülkü, sığırı davarı olmayan kimsesiz bir çocuk ne yapar? Ancak şunun bunun yanında çobanlık. O da aynı yola gitmekten başka çare göremedi. Ağaların emrinde aylarca ve yıllarca şu dağ senin, bu tepe benim deyip, dolaştı durdu. Bulduysa yedi, bulamadıysa çekti sırtına abasını, koydu başını bir çul yığının üzerine.

    Vaktiyle bir aşığa yarı şaka, yarı ciddi, <<Bu çevrede neden çok şair yetişiyor? Havasından mı, yoksa, suyundan mı?>> diye sormuştum. Acı acı güldü...<<Yoksulluktan, çaresizlikten, dedi. En kötüsü de dertten. Efendi, insanı dert söyletir, dert... Sen hiç hali vakti yerinde, zengin bir kimsenin aşıklık yaptığını duydun mu?>>

    Galiba geçerli tek sebep bu!

    Hele bu şartlar bir insanda tümüyle mevcutsa, yoksul bir anne ve babadan geriye kalan tek miras aşıklıksa, o insan söylemez de ne yapar? Köylülerin çoğu <<O işe daha elinin önünün arkasını tanımadan başlamış>> dediler.

    İlk aşkı:
    Öteden beri, Yozgat'ın Muğallı Köyü Türkmenleri yaylak için İğdecik civarlarına gelirdi. Veli bir ara onlara da çoban durdu. Bakımları ve yardımlarını beğenmiş olacak ki, tam yedi sene hizmet etti. O yıllarda başından bir de gönül macerası geçti. Belki de yanlarında uzun süre bu meseleden dolayı kaldı.

    Ağasının Telli adında bir kızı vardı. Onunla iki kardeş gibi büyüdüler. Ne zamanki kız serpilip de zülüf düzmeğe başlayınca Veli'nin durumu değişti. İçinde çeşidi belirsiz duygular depreşmeğe başladı, önceleri kızın haberi yoktu. Sonra sezer gibi olduysa da pek umursamadı. O mevzuda ne yakınlık gösterdi, ne de çekingen davrandı. Arkadaşlıkları gene eskisi gibi sürdü gitti. Ama Veli, fazla sabredemedi. Bir bekledi, iki bekledi, en sonunda duygularını açığa vurdu :

    Ama dilber çok iş bilir ustasın
    Melül mahzun gezen bilmem hastasın
    Sinem püte ettin mekan istersin
    Muhkem imiş alamadım kal'an yar

    Kızın annesi ve babası vaziyeti neden sonradan anladılar. Fakat üzerine aldığı üzerine aldığı bir vazifeyi kusursuz yerine getiren Veli'yi bu mevzuda incitmek istemediler. Tek çıkar yolun, kızlarını kendi seviyelerinde ki bir kişi ile evlendirmek olacağına karar verdiler. Çok düşünmedilerde. Muğallı'lı bir genç uzun zamandan beri kapılarını aşındırıp duruyordu. Ona <<peki>> deyip işin içinden çıktılar.

    Veli, Telli Kız'ın başkasıyla evleneceğine bir türlü inanamadı. Daha doğrusu inanmak istemedi. Ne zaman ki göçünü kendi eliyle yükleyip onu yola vurunca, acı gerçeği kabul etmek zorunda kaldı:

    Hel hel ettim Mağara'dan uçurdum
    Telli Kız'ın gitti derler bu yola
    Elim ile evlerini göçürdüm
    Telli Kız'ın gitti derler bu yola

    Kemter'e Çırak Oluşu:
    Veli kabiliyetli bir gençti. Telli Kız'ı yolcu ettikten sonra söylediği deyişleri ağızdan ağıza yayılmaya başladı. Taa Şarkışla'nın Kale köyünde oturan Aşık Kemter'in kulağına kadar gitti. Kemter bu genci bayağı merak etti.Bir gün yanına ısmarladı. Onu ilk görüşte sevdi. Yanından ayırmak istemedi. Dizinin dibine oturtup aşıklığın bütün kurallarını ve törelerini öğretti. Birlikte söylediler, birlikte çığırdılar.

    Aylar, yıllar derken, bu mutluluk da çabucak geldi, geçti. Kemter 1818 yılında vefat etti. Usta demek, bir bakıma baba yarısı demekti. Onun kaybı Veli'yi çok sarstı. Kime ne desin? Feleğe kahretmekten başka elinden ne gelir ki?..

    Şu yalan dünyada bir üstat buldum
    Beni bırakmadın işime felek
    Şakirt olan şaşkın olur dem be dem
    Ne okursun bilmem guşuma felek
    ...................
    Sene bin ikiyüz otuzda dörtte
    Yükletti göçünü döşüme felek

    Hacı Bektaş Tekkesi'ni Ziyaret:
    Veli, ustası Kemter'i bir türlü unutamadı. Nereye gitse hep onu anlattı, hep onun büyüklüğünü, insanlığını ve kendisine yaptığı iyilikleri dile getirdi. Komşuları baktılar ki böyle olmayacak, << Veli, dediler; tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Buralardan biraz uzaklaşsan iyi olur. Biliyoruz, sen de her Bektaşi gibi pirine ve ocağına bağlısın. İstersen Hacı Bektaş'a kadar git. Hem efendimizin hayır duasını alırsın, hem de rahatlarsın biraz.>>

    O da zaten çoktan beri böyle bir şeyi arzu ediyor, fakat imkan bulamıyordu. Bir gün ne olursa olsun, deyip yola çıktı. Tokat ve Çorum üzerinden Hacı Bektaş'a gitti. İçinden, derdimi, gamamı unuturum, diye geçiriyordu. Ama <<dertsiz baş, minnetsiz aş >> dünyanın neresinde var ki? O sırada Çelebi Hamdullah Efendinin bir oğlu vefat etmiş, herkes yasını tutuyordu. Çelebi'nin ise ağzını bıçak açmıyordu. Veli baktı ki, yarasına merhem umduğu tabip kendisinden de hasta. Kimin kime yardım edeceği belli değil. Düşündü de dedi ki:

    Derde tabi oldum derman aradım
    Vardım ki tabibin derdi benden çok
    Her derdin dermanı sendedir bildim
    Ne hikmet ki senin derdin binden çok

    Hak böyle buyurmuş bina kurunca
    Ağlamayı gülmeye eş verince
    Tabipler tabibi dertli olunca
    Besbelli ki şu dünya da dertsiz yok

    Bu deyişi sessizce dinleyen Hamdullah Efendi, adeta mırıldanarak söylendi: <<Efendimiz, dedi; Hüseyin o kadar acıya dayandı da, sen bir evlat acısına dayanamıyor musun? >> Çelebi bu sefer önüne baktı. Baş parmağını dudaklarına dayayıp, gözlerini yumdu : <<Sus artık, sus... Sen beni aşikare verdin...>>

    Sustular ve bir daha bu mevzuu açmadılar.
    Veli orada epeyce kaldı. Hamdullah Efendi'yi daha çok sevdi ve her geçen gün ona saygısı bir kat daha arttı.

    Ölümü:
    Tozanlı tarafından gelirken Yıldızeli'nin Davlıalağan köyünün Sancılıçam mevkiinde fırtınaya tutuldu. Bir an önce köye ulaşmak amacıyla atını mahmuzladı. At hızlı ilerliyordu. Bir çamın altından geçtiği sırada, aşağıya doğru sarkan dallardan korunmak için öne doğru iyice eğilmek zorunda kaldı. At birdenbire yekinince eyerle dal arasında sıkıştı ve eyerin kaşı göğsüne saplandı. O vaziyette köy kadar gitti. Konu komşu tedaviye çalıştılarsa da, yaptıklarından ne olacak. Ancak bir hafta yaşayabildi. Kabristana gömüldü. Öldüğü vakit yaşı altmışı geçiyordu.

  4. #44

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart




    Aşık Veysel Şatıroğlu

    Ben giderim adım kalır
    Dostlar beni hatırlasın
    Düğün olur bayram gelir
    Dostlar beni hatırlasın

    Can bedenden ayrılacak
    Tütmez baca, yanmaz ocak
    Selam olsun kucak kucak
    Dostlar beni hatırlasın...


    Aşık Veysel, hayatini anlattığı bir şiirinde "Ücyüz-onda gelmiş idim cihana" diyor. Yıl 1894 oluyor hesapça. Sivas'a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan Köyünde dünyaya gelmiş. Anasi Gulizar, bir yaz günü koy dolaylarındaki Ayıpınar merasına koyun sağmaya gittiğinde; oracıkta bir yol üstünde doğurmuş Veysel'i. Göbeğini de kendi eliyle kesmiş. Yaman kadınmış Gülizar ana. Bebesini bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüş. Babası Ahmet; bebenin adini Veysel koymuş. Yıllar geçmiş aradan büyümüş, konuşmuş, yürümüş Veysel çocuk. Böylece yedi yaşına varmış. O yıl bir çiçek hastalığı salgını olmuş Sivas'ta. Küçük Veysel de yakalanmış. Sol gözünde, cicegin beyi çıkmış kendi deyimiyle... Göz akıp gitmiş. Sağ gözüne de perde inmiş, önceleri. Yalnız ışığı seçebiliyormuş, bu gözüyle. Babasına "Çocuğu Akdağmadeni'ne götür, orada bu gözünü açacak bir doktor var." demişler. Sevinmiş Ahmet emmi. Gel gör ki talihsizlik yine yakasını bırakmamış Veysel'in. Bir gün inek sağarken babası yanına gelmiş. Veysel ansızın donuverince; yakında bulunan bir değneğin ucu öteki gözüne girivermiş. O göz de akıp gitmiş böylece. Veysel'in Ali adında bir ağabeysi ve Elif adında bir kız kardeşi varmış. Hepsi çok üzülmüşler Veysel'in kotu kaderine.

    Babası meraklı adammış. Halk ozanlarından şiirler okuyup ezberleterek avutmaya çalışmış oğlunu. Sivas'ın köyleri saz sairleriyle dolu. Onlar da ara sıra gelip Ahmet emminin evine uğrarlarmış. Veysel ilgiyle dinlermiş calip söylediklerini. Babası, oğlunun ilgisini görünce; bir saz alıp vermiş ona. İlk saz derslerini, babasının arkadaşı olan Çamşıh'lı Ali Ağa'dan almış. Ve gitgide, kendini iyice saza vermiş Veysel. Unlu Halk ozanlarının şiirlerini çalıp söylemiş bir zaman. Yirmibes yasındayken (1919) anası, babası Veysel'i Esma adında bir kızla evermişler ve kısa sure sonra ikisi de göçüp gitmiş bu dünyadan (1921). Acı üstüne acı gelmiş, ama bitmemiş talihin kotu oyunu. İkinci çocuğu on günlükken, anasının memesi ağzına tıkanarak ölmüş, ardından da karisi yanaşmalarıyla evden kaçmış. Bu olay çok koymuş Veysel'e. Daha dertli olmuş ve iyice içine kapanmış. Karisi koyup gittiğinde bir kızı varmış Veysel'in. Daha bir yasini bile bitirmemiş. İki yıl kucağında gezdirmiş Veysel, ne çare o da yaşamamış. Bu sıralar Veysel'i yeniden evermişler. Bu karisi çocuk vermiş Aşığa. Biri olmuş, iki oğlan, dört kız, altısı sağ. Onlar da 18 torun vermiş Veysel'e.

    Aşık Veysel, Cumhuriyetin Onuncu yıl dönümüne rastlayan 1933 yılına kadar, başka ozanların şiirlerini çalıp söylemiş. Kendi deyişlerini söylemekten utanır, çekinirmiş. O yıllarda sairlerimizden rahmetli Ahmet Kutsi Tecer tanımış Veysel'i. Onun ışık tutuculuğuyla Veysel'in şiirleri aydınlığa kavuşmuş. Veysel; şairliğinin gelişmesinde Tecer'in büyük yardımlarını gördüğünü söylerdi her zaman. Veysel'in gün ışığına çıkan ilk şiiri Gazi Mustafa Kemal Pasa için söylediği: "Türkiye'nin ihyası Hazreti Gazi" mısrasıyla başlayan şiirdir. Bundan sonra bütün yazdıklarını calip söyler olmuştu. 1933 yılına kadar, köyünden dışarı hemen hemen hiç çıkmadığı halde; bundan sonra bütün yurdu dolaşmış, yurdunun çeşitli şehirleriyle kasabalarını, köylerini yakından tanımıştır. Halk ozanlarından en çok Karacaoglan'i, Yunus'u, Emrah'i, Dertli'yi severdi. Çağımızın ozanlarından Ahmet Kutsi Tecer'in ayrı bir yeri vardı Veysel'de. Onun aracılığıyla Koy Enstitülerinde bir sure saz öğretmenliği de yapmıştı Veysel. Sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Cifteler, Kastamonu, Yildizeli, Akpınar Koy Enstitülerinde bulunmuştu. 1952 yılında İstanbul'da büyük bir jübilesi yapılan Aşık Veysel'e 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Anadilimize ve Milli Birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı" özel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylık bağlamıştı.

    Veysel'in bir başka özelliği daha vardı; köyünde ve çevresinde ondan önce bir tek meyve ağacı olmadığı halde, Sivrialan'da ilk meyve bahçesini o yetiştirmişti. Hem öyle bir bahçe ki, içinde elmadan kayısıya, kirazdan cevize kadar turlu turlu meyve ve çiçek vardı. Veysel, kardeşlerinin yardımıyla bu bahçeyi yapmaya başladığı zaman köylüleri "Atalarımız bunca yıl böyle bir is yapmamışlar, su kor adam onlardan iyi mi bilecek ki böyle ise kalkıştı?" demişler. Birkaç yıl sonra ağaçlar yetişmiş, meyve vermiş. Köylüler önceki dediklerini hatırlayıp utanmışlar ve bu defa "O kor değilmiş, meğer kor olan bizmişiz diyerek Aşık Veysel'i kutlamışlar. iste böylesine uzağı gören bir insandı o... Yetmiş yıl karanlık bir dünyada yaşadı (ölümü 21 Mart 1973). Fakat karanlık gözlerindeydi yalnız, içi apaydınlıktı, şiirleri de öyle... Halk şiirimizin bu güçlü ozanı yarim yüzyılı aşkın bir sure yazdıklarıyla, calip söyledikleriyle çevresine ışıklar saçtı. Sanırım simdi de mezarında son uykusunu ışıklar içinde uyuyordur. Yalnız çağımızda yasayanlar değil, bizden çok sonra yasayacaklar da "Dostlar Beni Hatırlasın" şiirini unutmayacaklar ve her zaman rahmetle anacaklardır.

    yazan: Ümit Yaşar Oğuzcan


    Dostlar beni hatırlasın

    Ben giderim adım kalır
    Dostlar beni hatırlasın
    Düğün olur bayram gelir
    Dostlar beni hatırlasın

    Can kafeste durmaz uçar
    Dünya bir han, konan göçer
    Ay dolanır yıllar geçer
    Dostlar beni hatırlasın

    Can bedenden ayrılacak
    Tütmez baca, yanmaz ocak
    Selam olsun kucak kucak
    Dostlar beni hatırlasın...



    Hacı Bektaş

    Medet mürvet deyip kapına geldim
    İsteğim dileğim ver Hacı Bektaş
    İndim eşiğine yüzümü sürdüm
    Kusurum günahım var Hacı Bektaş

    Kul olanın elbet olur kusuru Nesli Peygambersin cihanın nuru
    Alisin Velisin Pirlerin Piri
    Galma kusurlara Pir Hacı Bektaş

    Horasandan ayak bastın uruma
    Mucizeler şahit oldu pirime
    Bak şu vaziyete bak şu duruma
    Eşin yok cihanda bir Hacı Bektaş

    Geçmem dedin duvarımda sinekten
    Yalan sadir olmaz ervahı pekten
    Sana inanmışım ervahtan kökten
    Sana inanmayan kör Hacı Bektaş

    Sana yalvarıyor VEYSEL biçare
    Yine senden olur her derde çare
    Bir arzuhal sundum gani Hünkare
    Keremin ihsanın bol Hacı Bektaş


    Beni Hor Görme Gardaşım

    Beni Hor Görme Kardeşim
    Sen Altındın Ben Tunç Muyum
    Aynı Vardan Var Olmuşuz
    Sen Gümüşsün Ben Saç Mıyım

    Ne Var İse Sende Bende
    Aynı Varlık Her Bedende
    Yarin Mezara Girende
    Sen Toksun Da Be Aç Miyim

    Kimi Molla Kimi Derviş
    Allah Bize Neler Vermiş
    Kimi Arı Çiçek Dermiş
    Sen Balsın Da Ben Cec Miyim

    Topraktandır Cümle Beden
    Nefsini Öldür Ölmeden
    Böyle Emretmiş Yaradan
    Sen Kalemsin Ben Uç Muyum

    Tabiata Veysel Aşık
    Topraktan Olduk Kardaşık
    Aynı Yolcuyuz Yoldaşık
    Sen Yolcusun Ben Bacmiyim


    Kara Toprak

    Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
    Beyhude Dolandım Boşa Yoruldum
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Nice Güzellere Bağlandım Kaldım
    Ne Bir Vefa Gördüm Ne Faydalandım
    Her Turlu İsteğim Topraktan Aldım
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Koyun Verdi Kuzu Verdi Sut Verdi
    Yemek Verdi Ekmek Verdi Et Verdi
    Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Ademden Bu Deme Neslim Getirdi
    Bana Turlu Turlu Meyva Yetirdi
    Her gün Beni Tepesinde Götürdü
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Karnin Yardim Kazma İle Bel İle
    Yüzün Yırttım Tırnak İle El İle
    Yine Beni Karşıladı Gül İle
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    İşkence Yaptıkça Bana Gülerdi
    Bunda Yalan Yoktur Herkesler Gördü
    Bir Çekirdek Verdim Dört Bostan Verdi
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Havaya Bakarsam Hava Alırım
    Toprağa Bakarsam Dua Alırım
    Topraktan Ayrılsam Nerde Kalırım
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Dileğin Varsa İste Allah'tan
    Almak İçin Uzak Gitme Topraktan
    Cömertlik Toprağa Verilmiş Haktan
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
    Allah Kula Yakın Kul Da Allah'a
    Hakkin Gizli Hazinesi Kara Toprakta
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor
    Merhem Calip Yaralarımı Tuzluyor
    Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

    Her Kim Ki Olursa Bu Sırr-ı Mazhar
    Dünyaya Bırakır Ölmez Bir Eser
    Gün Gelir Veysel'in Bağrına Basar
    Benim Sadık Yarim Kara Topraktır


    Derdimi Dökersem Derin Dereye

    Derdimi dökersem derin dereye
    Doldurur dereyi düz olur gider
    Irakipler geldi girdi araya
    Korkarım yar benden yoz olur gider

    Ilgıt ılgıt yeller eser seherde
    Yar beni düşürdü onulmaz derde
    Yar ile buluşsak bir tenha yerde
    Duyar düşmanlarım söz olur gider

    Pervane ateşten sakınmaz canı
    Uğruna koymuşum başı bedeni
    Doldur tüfengini hedef al beni
    Yaram doksan dokuz yüz olur gider

    Veysel der çıkayım bir yüce dağa
    Ağaçlar bezenmiş yeşil yaprağa
    Bir gün olur tenim düşer toprağa
    Karışır toprağa toz olur gider

  5. #45

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart




    Aşık Yanguni

    Aşık Yanguni Giyinmiş kuşanmış suya inmişsin
    Seni gördüm tazelendim yine yar
    Şavkın vurmuş her tarafı tutmuşsun
    Benziyorsun taze açmış güne yar

    Der Yanguni sende vefa kalmadı
    Silindi gönlümde sefa kalmadı
    Çekmediğim cevr ü cefa kalmadı
    Hiç gelmedin merhamete dine yar


    1918 - 28 Nisan 2002.. Şavşat'ın Kuçen (şimdiki adı Kocabey) köyünde doğdu. Asıl adı Gülpaşa Tokdemir'dir. Kuçenli Recai'den günümüze ulaşan bir geleneğin belirleyici olduğu bir sülaleden gelmektedir.

    Yaklaşık 15 yaşlarında rüyasında gördüğü kıza aşık olduktan sonra bağlama çalıp türkü söylemeye başladı. Askerdeyken köyüne gelip sevdiğini kaçırmak istedi. Ancak köyüne vardığında, sevdiğinin iki gün önce evlendiğini öğrenince düşüncesinden vazgeçti.
    Sevdiğine kavuşamaması üzerine Şavşat'ı terkederek (1950) Adapazarı'na göçtü.

    Türkülü halk hikayelerini ustalıkla anlatmasıyla tanınan Aşık Yanguni, 1971'den itibaren her yıl Konya Aşıklar Bayramına katıldı ve atışma dalında başarılar gösterdi.

    Aşık Yanguni, yörede anlatılan geleneksel türkülü halk hikayelerinin birçoğunu bilmesi ve anlatmasıyla olduğu gibi, kendi özgün hikayesi "Casim Şah" ile de tanınır.

    Aşık Yanguni'ye ilişkin Hayrettin Tokdemir'in "Aşık Yanguni, Hayatı ve Şiirleri" (1980) adlı araştırması yayımlandı.

    Aşık Yanguni, Karapürçek'in Mesudiye köyünde öldü ve orada toprağa verildi.

    Bekir Karadeniz


    Gurbet El

    Küçük yaştan beri etmez feragat
    Bana birçok hal eyledi gurbet el
    Bırakmaz yuvamda oturam rahat
    İkide bir gel eyledi gurbet el

    Kader benim tedbirimi şaşırdı
    Dumansız ateşle beni pişirdi
    Yerimden yurdumdan ayrı düşürdü
    Gözyaşımı sel eyledi gurbet el

    Bakın ben nerdeyim cananım nerde
    Dağlar oldu ara yerde bir perde
    Bir kumaştım satılmazdım her yerde
    Sara sara çul eyledi gurbet el

    Bazı zehir katar tatlı aşıma
    Acımadı gözlerimde yaşıma
    İleri de gitsem vurur başıma
    Kendisine kul eyledi gurbet el

    Kalmamıştır Yanguni'nin takati
    Bana çektirmiştir çok meşakkati
    Hep bana yükledi türlü hikmeti
    Nerde ise del'eyledi gurbet el


    Yar

    Giyinmiş kuşanmış suya inmişsin
    Seni gördüm tazelendim yine yar
    Şavkın vurmuş her tarafı tutmuşsun
    Benziyorsun taze açmış güne yar

    Keklik de sen gibi naz ile seker
    Ağzın şeker olmuş dudağın sükker
    Acep haznesinden ne zarar çeker
    Yazaydı celilim seni bana yar

    Eğer şahin isen bizim kola kon
    Tülek terlan isen bizim çöle kon
    Eğer bülbül isen bizim güle kon
    Keklik misin yeşil başlı suna yar

    Der Yanguni sende vefa kalmadı
    Silindi gönlümde sefa kalmadı
    Çekmediğim cevr ü cefa kalmadı
    Hiç gelmedin merhamete dine yar


    Sevdiğim

    Bugün yine şad eyledin beni yar
    Düşmüş idim ah u zara sevdiğim
    Etmiyor bu gönlüm bir sabr-ı karar
    Sendedir derdime çare sevdiğim

    Ateşle geçiyor civan çağlarım
    Aşkın ile ciğerimi dağlarım
    Sanma ayrı yare gönül bağlarım
    Ben değilim kalbi kara sevdiğim

    Yanguni'yim çağıran da bulursam
    Konuşmayla muradımı alırsam
    Eğer kavuşmadan asker olursam
    Gönderiler bir diyara sevdiğim


    Bilmez ki

    Niçin ah etmezsin divane gönül
    Kimse bu derdime çare bulmaz ki
    Herbir meclisime durmaz gelirdi
    Daha meclisime varabilmez ki

    İçerimde tutuşmuştur közlerim
    Dertli koyun gibi kabar muzlarım
    Dokunmayın koy ağlasın gözlerim
    Daha yar yüzünü görebilmez ki

    Bu dertli Yanguni derdini yazar
    Gönlüm yangın eder canından bezer
    Eller sevdiğiyle sallanır gezer
    Yanguni yarini sarabilmez ki


    Benim

    Çok dertlendim gene yazdım bir yazı
    Okuyunca bu derdimi bil benim
    Fitnedir perişan eyledi bizi
    Her taraftan kapanmıştır yol benim

    Bu yalan dünyada bir kez gülmeden
    Öleceğim muradımı almadan
    Yetişmesen çiçeğimiz solmadan
    Bir fidan dik mezarıma gül benim

    Bir çare bul ulaş benim işime
    Muzır fitne fesat düştü peşime
    Cevahirim mezarıma taşıma
    Ağlayarak gözyaşlarım çal benim


    Menekşe

    Yaratan yaratmış güzel bir çiçek
    Biter kayalarda açar menekşe
    Süslemiş her yanı kokusu gerçek
    Etrafına reha saçar menekşe

    Dere tepe süslemişsin her yanı
    Çiçeklerin cümlesinin irfanı
    Bütün canlı mahluk severler seni
    Dalından kelebek uçar menekşe

    Aşık Yangun sana baktı üzüldü
    Ne derdin var boyun böyle ezildi
    Yoksa sevdiğini eller mi aldı
    Senin derdin beni geçer menekşe


    Gözlerim

    Sabah seherinde gözüm arıyor
    Bakar her tarafı arar gözlerim
    Uçan kuştan esen yelden soruyor
    Eyüp Eyüp diye sorar gözlerim

    Hasret yarasına ilaç olmadı
    Kimse bu derdime çare bulmadı
    Ben gidemem yavrularım gelmedi
    Düşünür veremez karar gözlerim

    Yanguni'yim her derdimi açamam
    Havalansam kanadım yok uçamam
    Candan geçer yavrulardan geçemem
    Yavrular yaramı sarar gözlerim


    Ağlarım

    Otuz aydır asker oldum
    Bağlandı yolum ağlarım
    Küçük bir izine geldim
    Oldu bir zulüm ağlarım

    Geldim ki iş işten geçmiş
    Yad eller şerbetin içmiş
    Gördüm ki sevdiğim köçmüş
    Büküldü belim ağlarım

    Yar beni gözünden atmış
    Ettiği vaadi unutmuş
    Yadlar ile sohbet etmiş
    Tutmuyor dilim ağlarım

    Yanguni'yim gönül verdim
    Ben yarin yar benim derdim
    Eller kapısında gördüm
    Üzüldü elim ağlarım

  6. #46

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart





    Aşık Zevraki Baba
    Yel çalmıştır gül çağına
    Dersem de bir dermesem de
    Doksanında dost bağına
    Girsem de bir girmesem de

    Ey Zevraki etme cim lam
    Söyle ki hasılı kelam
    Kör ile sağıra selam
    Versem de bir vermesem de


    1922 yılında Kelkit'in Gelinpetek köyünde doğdu. Asıl adı Akif Timurhan'dır. Küçük yaşlarda halk şiirine ilgi duydu. Yine çok küçükken resim yapmaya başladı. Bağlama ve kaval çalmayı da ilk gençliğinde öğrendi.

    Gördüğü bir rüyadan sonra şiire olan ilgisi daha da arttı. İlk şiirlerinde kendini adını kullandı. Daha sonra değişik aşıklarca çeşitli mahlas önerileri yapılmasına karşın, tahta, kayık anlamına gelen Zevraki mahlasını seçti.

    Farsça ve Arapça tamlamaları da günümüzün diline ustaca aktarabilen Zevraki Baba'nın yüzlerce şiiri bulunmaktadır. Bu şiirlerin bazıları değişik sanatçılar tarafından bestelendi.
    Kuzeydoğu Anadolu aşıklık geleneğini kendine özgü bir biçimde yorumlayıp bugüne taşıyan Zevraki Baba'nın şiirleri birçok dergi, gazete ve araştırmada yeraldı.

    Aşık Zevraki'nin, yüzlerce sayfalık elyazmalarında şiir ve çeşitli konulardaki düşüncelerinin yanında kendi yaptığı resimler de önemli birer yapıt niteliğindedir.

    Zevraki Baba'nın bu şiirleri ilk kez yayımlanıyor.

    01.01.2008 tarihinde aramızdan ayrıldı...

    Bekir Karadeniz

    Ağır Ağır

    Gel ey katip gel de otur yanıma
    Yare birkaç satır yaz ağır ağır
    Bahtın kalemini batır kanıma
    Bitiyor bağrımda yaz ağır ağır

    Uymazken dizlere dağlarda ahu
    Ne oldu bizlere düzlerde yahu
    Ne de çabuk sustu o çağlayan su
    Bağlıyor bağrımda buz ağır ağır

    Hele bir sona bak bir de evvele
    Donmuş Jale lale durmuş velvele
    Bir daha geçmez o bahar yaz ele
    Başlıyor bağrımda güz ağır ağır

    Bazen güneşli de gölgeli bazen
    Derken de yetişti yeşile hazan
    Bozarıp da olduk biz aynı hozan
    Küllüyor bağrımda köz ağır ağır

    Bırak ey Zevraki firak sözleri
    Kızlara oynadın kızıl kozları
    Ara ki bulasın pembe tozları
    Buğluyor bağrımda göz ağır ağır


    Belli Değil

    Hicran dağı geçit vermiyor bir an
    Kar belli değildir buz belli değil
    Yine başa bindi bir tipi boran
    Yol belli değildir iz belli değil

    Hain felek zaten her zaman çatar
    Hatıralar ondan daha besbeter
    Hançer tir u teber hep birden batar
    Tığ belli değildir biz belli değil

    Tecellimin temizi de pisi de
    Kirlenmiştir kimyası da kisi de
    Yakıyor içimi her ikisi de
    Kül belli değildir köz belli değil

    Pembe güller soldu gövde parkında
    Gönül yine değil bunun farkında
    Kırlar karışınca otuz kırkında
    Yaz belli değildir güz belli değil

    Unutup Zevraki çekme ki heyhat
    Nokta nokta biter o upuzun hat
    Bir de geçer bin de hep aynı hayat
    Çok belli değildir az belli değil


    Bilmez misin

    Fezalarda olsan fener
    Söneceğin bilmez misin
    Felek birgün başan biner
    Sineceğin bilmez misin

    Derya gibi sulu olsan
    Dağlar gibi ulu olsan
    Yağmur olsan dolu olsan
    Dineceğin bilmez misin

    Huma gibi yükselip ta
    Hatta çıksan yedi kata
    Tahttan inip tahta ata
    Bineceğin bilmez misin

    Dünya denen bu viranda
    Şah da vardı şu İran'da
    Dört mevsimin de bir anda
    Biteceğin bilmez misin

    Ey Zevraki keyfin kamın
    Hoş olsa ne boş encanım
    Dost elinden dolu camın
    İçeceğin bilmez misin


    Ayrılalı

    Kurbağalar meydan almış
    Seller gölden ayrılalı
    Yayla kokmaz yetim kalmış
    Yeller gülden ayrılalı

    Şebekleri hadi geçek
    Şairler de olmuş köçek
    Böcek düşmüş vermez çiçek
    Dallar koldan ayrılalı

    Bal pahalı bütçe çekmez
    Sofraları sarmış pekmez
    Unutmuş da tadı bilmez
    Diller baldan ayrılalı

    Boz öküzde iki kayış
    Getiriyor yine geviş
    Yiğit olmuş bitli komiş
    Yollar belden ayrılalı

    Vaz gel Zevrak oydan vaydan
    Zerre kadar olmaz faydan
    Maymunlara kaldı meydan
    Kullar yoldan ayrılalı


    Bir

    Yel çalmıştır gül çağına
    Dersem de bir dermesem de
    Doksanında dost bağına
    Girsem de bir girmesem de

    Sanırdım ki dilli dudu
    Ne eti kalmış ne butu
    Tamtakır kuru tabutu
    Sarsam da bir sarmasam da

    Razıyım arasıra da
    Saraydım yari burada
    Yarın mahşerde murada
    Ersem de bir ermesem de

    Ey Zevraki etme cim lam
    Söyle ki hasılı kelam
    Kör ile sağıra selam
    Versem de bir vermesem de

  7. #47

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart

    AŞIK ZÜLALİ (Yusuf KÖKTEN)


    Aşık Zülali Kars ilimizin Posof ilçesinin Suskap köyünde bugünkü adı (Aşık Zülali Köyü) 1873 yılında doğdu.

    Üstün yetenekli bir aşık olan Zülali çocukluk yaşlarından itibaren aşıklık geleneğinin bütün gereklerini başarıyla yerine getirdi. Bu konuda bilgisini. görgüsünü geliştirdi. Aşık Zülali aynı zamanda badeli aşıklardandır. Kars 'ta ve çevrede usta aşıklardan usul, erkan, yol belledi. İlk ustası Aşık Abbas'dı. Aşık Şenlik, Aşık Sümmani gibi zamanın en usta iki aşığıyla görüştü, onlardan nasibini aldı ve mutluluğa erişti.

    Aşık Zülali, halk edebiyatının aşıklık geleneğinin bütün dallarında üstün örnekler verdi. Sözü kadar sazı da güçlüdür. Aşık Zülali, doğuda kısa zamanda büyük bir üne kavuştu. İstanbul'da o tarihlerde halk şairleri, sazlarıyla, sözleriyle büyük kahvelerde, köşklerde ilgiyle dinleniyor, teşvik ve takdir ediliyordu. Zülali İstanbul'da sanatını başarıyla sürdürdü, hem de medreseye devam etti. Sonra tekrar Kars'a döndü.

    Gel zaman, git zaman yine gurbetin yolunu tuttu. Afyon, Emirdağ derken, sonunda Eskişehir'in Çifteler ilçesini mesken tuttu. Sazlı, sözlü bir dünyada 1956 yılının 18 Aralıkta Allah'ın rahmetine kavuştu.




    DEDECAN
    Tarih binüçyüz ondört'tü bir vakit
    Vardım gurbeti diyara Dedecan.
    Felek vurdu ayağına götürdü
    Çıldır'dadır ser Suhara Dedecan.

    Vardım Suharaya azmi geharlı
    Dört yanı müzeyyen resmi şeherli
    Bir ejderha gördüm zehmi zeherli
    Vurdu yüreğime yara Dedecan

    Yüreğin ki yandı ciğerim pişti,
    Sohbete başladı aklım da şaştı.
    Ele bildim derya ummandı coştu,
    Tacüp kaldım bu hünere Dedecan

    Ele hüner olmaz hünkar beyinde,
    Açıp bayrağını sancak öğünde,
    Beşyüz pençe gördüm en küçüğünde,
    Mansur dek çektiler dara Dedecan.

    Dar'aki çektiler halime baktı.
    O nece mühürdü kaddimi yaktı.
    Olunca metahım harice çıktı,
    Giyindim eğnime kara Dedecan.

    Kara ki giyindim düştüm amana.
    Keşke gideydim Hind'e Yemen'e.
    Bir serçe neylesin murg-u Semen'e
    Yel dokundu şem fenere Dedecan.

    Alıştı fenerim böyle yanarım,
    Gittiğime pişman oldum dönerim.
    Kendi vatanımda öksüz sanarım,
    Olmadı kimseden çare Dedecan.

    Çare ki olmadı derdime billah,
    Böyle Aşıklara etmez eyvallah.
    Zülali'ye yardım eyledi Allah,
    Düşürmedi imtihana Dedecan.


    OLUR
    Bir kişi ki kemalini hıfzetse,
    İrfan meclisinde piri nur olur.
    Şeriat babına kayım olmayan,
    Daim onun altı üstü nar olur.

    Üç nedir ki üç kitapta yeri yok,
    Ziya vermiş her eşyada nüru çok.
    Ol kimidi beygafilden deydi ok,
    Mahşerde Resul'a iddakar olur

    Bendi yok başının yüce seri var.
    Haktalanın hikmeti var, sırrı var
    Ol nedir ki beş iklimde yeri var
    Bunu bilmeyenin işi zar olur.

    Zülali derki zehnim bulanır,
    Didelerim gam bahrinde sulanır
    Ol nedir ki dağ başına dolanır?
    Çıkar can cesetten rüzugar olur.


    GÖRÜNDÜ
    Livana'dan çıktım Şavkat dağına,
    Allah'ın lütfundan ihsan göründü,
    Sanarsın ki düştüm cennet bağına,
    İnsanları huri gılman göründü.

    Sevgim kaldı vatan gazilerinde,
    Hasretim varıdı bazılarında.
    Bu dersim manevi yazılarımda,
    Hubb'ül vatan, min-el iman göründü.

    Bu vatan'a ağlar idim ıraktan,
    Gördüm de kurtuldum gamdan fıraktan.
    Açıldı gözümüz kudreti Hak'tan,
    Güzel Çıldır, Kars, Ardahan göründü.

    Hicran köprüsünden geçti ordumuz,
    Kalmadı kasavat, asla derdimiz,
    Posof mekanımız suskap yurdumuz
    Her taşı cevherden vatan göründü.

    Gönül der Zülali vatan'a eriş
    Vatanı dostlardan sual et soruş
    Aleme yaz geldi gönlüm neden kış
    Yaylasında karla duman göründü





    NELER VAR
    Vücudun mülkünden yağmur, kar gitmez
    Niçin gelmez baharımda neler var
    Doğmaz tan yıldızı şafaklar atmaz
    Güneş çalmaz seherinde neler var?

    Yüz bin tellal hicranımı satarlar.
    Müşteriler ellerinden kaparlar.
    Dertten kale, gamdan saray yaparlar,
    Gelin bakın şeherimde nereler var?

    Ben gurbete çıktım yüzü ağ gibi,
    Vatan tuttum bahçe gibi bağ gibi.
    Takdirime dayanırdım dağ gibi
    Ben ne bilem kaderimde neler var?

    Soran yok Zülali nedir bu suçun,
    Hicran dağlarında hicranın göçün.
    Hançer ile kesin bağrımı açın,
    Bir bakın ki ciğerimde neler var.


  8. #48

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.329.790
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    442 Mesajına 578 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    1 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart

    Aşıki (1763-1824)

    Gönül ağlar isen başına ağla
    Kimse kimse için ağlar bulunmaz
    Bağlarısan kendi yaranı bağla
    Belki yaranı da bağlar bulunmaz




    Aşıki gedanın mürveti şahi
    Düşmüşlerin desti giri penahı
    Sensin her derdimin derman ilahi
    Senden gayrı yara bağlar bulunmaz


    19. yüzyılda yaşamış bir Alevi-Bektaşi ozanıdır. Aşıki'nin asıl adı Ahmet'tir. Malatya'nın Arguvan ilçesine bağlı İsa köyünde doğdu. Doğum tarihi kesin olarak belli değil. 18. yüzyılın sonlarında doğduğu sanılıyor. Hicri 1240'da yani 1824 yılında Hacı Bektaş'tan dönerken uzun süre kaldığı ve bir çok şiirlerini söylediği Kayseri'ye bağlı Felahiye ilçesinin Ecirli köyünde öldü. Babasının adı Musa'dır. Çağdaşı Şah Sultan'ın gerçek manevi aşığıdır. Şah Sultan ile Aşıki tarikat bilgilerini saz ve söz ustaları olan Derviş Muhammed'den öğrendiler. Aşıki, İsa köyünden ayrıldıktan sonra Hünkar Hacı Bektaş Veli'yi ziyaret etti.

    Şiirlerinde Derviş Muhammed'in etkileri görülür. Öğretmen Mustafa Bal ''Derviş Muhammed'im nur-u vakit, eseri dillerde şahit'' adlı eserinde Derviş Muhammed'in Aşıki ve Şah Sultan'ın şiirlerini toplayıp yayınlamıştır. Elde 73 şiiri vardır. Bir kısım şiirleri yeni yayınlanıyor. Bu şiirleri Hekimhan ilçesi Hasancelebi beldesinden Ali Baba adlı saygın kişi İbrahim Emici adlı şahısla bana göndermişti. Aşıki mahlasını kullanır. Dili sade, söyleyişi içten ve yumuşaktır, sevgi dolu bir dünyası vardır. Pir Sultan'ın talibi Kulhimmet'in hayranı Kul Himmet Üstadım'ın yakın arkadaşıdır. Asım Bezirci Aşıki'nın ölüm tarihini 1821 olarak belirtir.


    Eserlerinden bazıları:

    1
    Gönül ağlar isen başına ağla
    Kimse kimse için ağlar bulunmaz
    Bağlarısan kendi yaranı bağla
    Belki yaranı da bağlar bulunmaz

    Sırrın halka açma çek bu cefayı
    Zemane halkından umma vefayı
    Unut gitsin sal ezelki sefayı
    Geçti ol ezelki çağlar bulunmaz

    Güllü gülüstanlı bağlar bulunmaz
    Andelipler bir kenara çekildi
    Mahabbetin doluları döküldü
    Şer tohumu yer yüzüne ekildi

    Bin doksan dokuz sene başıdır
    Bizi böyle eden hakkın işidir
    Bu dünyanın boranıdır kışıdır
    Baharı erişmiş bağlar bulunmaz

    Aşıki gedanın mürveti şahi
    Düşmüşlerin desti giri penahı
    Sensin her derdimin derman ilahi
    Senden gayrı yara bağlar bulunmaz


    2
    Gel ey gönül sana öğüt vereyim
    Her cahile öğüt verici olma
    Dünyada bir aşna göreyim dersen
    Hayvan gibi alaf yeyici olma

    Aşna ile ahd amanı bir eyle
    Muhabbeti aşk evinde yer eyle
    Gözün ile gördüğünü sır eyle
    Varıp yad ellere deyici olma

    Hazer gez boynuna geçmeye tuzak
    Efsane sözünden ola gör uzak
    Yükünü baldan tut olmaya tezek
    Virana hanlarda konucu olma

    Üssüz handa uğru yükünü talar
    Başını uğulmaz sevdaya salar
    Dağıtır malını yüzüne güler
    O eğridir doğru sayıcı olma

    Aşıki elinde var iken fırsat
    Gayret kuşağını beline kuşat
    Sende bu sözlerden olasın irşat
    Haramiler gibi soyucu olma

  9. #49

    • Offline
    • Forum Bölüm Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    10.08.08
    Mesajlar
    2.625

    Seviye: 47 
    Tecrübe: 6.091.263
    Sonraki Seviye: 7.172.237

    Beğendikleri
    21
    81 Mesajına 118 Tşk. Aldı

    Mentioned
    0 Post(s)
    Tagged
    3 Thread(s)
    Yazı Boyutu

    Standart

    Emeğine sağlık abla çok anlamlı ve değerli bir paylaşım.. Hele Aşık Şenlik babanın paylaşımı için ayrı olarak teşekkür ederim.
    ---------------------------------------------------





    Kralların taçları beni bağlar büyümü
    Orduları açamaz gönlümdeki düğümü
    Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü
    Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRKLÜĞÜMÜ..
    ---------------------------------------------------

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Dünden-Bugüne Halk Ozanlarımız.


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Ziyaretçilerin arayarak bu sayfada buldukları

mızarlı aşık memet elim uzattım kader torbasına

sarkisla gumustepe koyunden 9 6 2013 tarihli kaza haberi

ali ercan kara kaş gözlerin elmas mp3 indir

mizarli mehmet yilmaz gelmem.ana

sivas halk ozanı gulistan tokdemir

yurt sevan kardesler hayatim mafeti kac. mp 3a

gülahmet içerime attı sızı

nuri sesigüzel halk ozanlarımızdan mıdır

ali kızıltuğ sandığımı satak verek anama

ali kızıltuğdan türküler aşagıdan gelir gatar

mahmut taşkaya iki bacı bir bağlamış kuşağı

gülpaşa tokdemir

aşık yanguni badı sabah

tecelli kağıdım karalı cıktı indir

burhan onur kocamış mp3

mizarli memet mevlutte okuyor

halk ozanlarimizin isimleri

gelmem ana gelmem ben o mızara

yoksulun sırtından doyan doyana mp3 download

aşıkgül ahmet kabak türküsü

vakil borcali-yurt yerindedir -www.youtube.com

agah babanın kazları zevraki

Erzurum şenkaya aydogdu alicagan resimleri

Aç kollarını sarışalım kollarda muradın alsın

ozgu suna saldim ey mp3

asikreyhani felekile bulamadim arayi

aşık Nuri analık mp3 indir

kime kalmis mal mulk dunya gelip gecer yalan dunya muzigi mobil indir mp3

Ben o köye nasıl dönerim ali kızıltuğ bedava indir

Ali kızıltuğ ben köyüme nasıl giderim bedava indir

yarim senden ayrıalı hale gelmedi haber

Nuri sesi güzel Öldürücü kalbimi yakma indir

mobil mp3 mobi mahsuni serif belkide indir

orhan1954

facebook mp3 indir çırpına çırpına sinem inci

youtube erkan acar ava di nargele indir

mızarlı ayse

bir tenhada gör halimi nuri sesigüzel

Muratcobanoglu emirhanla suna gelin

şeker değmiş diline şarkısını indir mobilmp3.net

facebook mevlüt ihsani bir koyun ikiz kuzu gezer dağın yamacında

ben yazı belledim karalı çıktı mizarlı mamet

fatiha suresini ağlayarak okuyan kabe imamı saud es suharım

azerbaycan türkçesinde kağızmana ısmarladım nar gele şiiri

lokman hekim gelse yaram azdırır yaram yürektedir sarabilmez ki

SEO Blog

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197