Kullanıcı Tag Listesi

Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı? Bilgehan Atsız Gökdağ Prof. Dr. Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Yaşar Şimşek Araşt. Gör. Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Özet Bizim bu makalede üzerinde duracağımız Ermeni Kıpçakçası adlandırmasıdır. Makalenin girişinde Kıpçaklar; Gregoryanlık mezhebi; Ermeniler ve onların tarihleri, alfabeleri, Gregoryanlık mezhebine geçişleri üzerinde

Bu konu 115 kez görüntülendi 2 yorum aldı ...
Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı? 115 Reviews

    Konuyu değerlendir: Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı?

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 115 kez incelendi.

  1. #1
    Azeribalasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    9.816
    Beğendikleri
    584
    Beğenileri
    103
    Bahsedildi
    1 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @Azeribalasi

    Standart Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı?

    Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı?

    Bilgehan Atsız Gökdağ
    Prof. Dr. Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.
    Yaşar Şimşek
    Araşt. Gör. Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü


    Özet Bizim bu makalede üzerinde duracağımız Ermeni Kıpçakçası adlandırmasıdır. Makalenin girişinde Kıpçaklar; Gregoryanlık mezhebi; Ermeniler ve onların tarihleri, alfabeleri, Gregoryanlık mezhebine geçişleri üzerinde durulduktan sonra 1559-1664 yıllarına ait Kamanez-Podolsk ve diğer cemaatlere ait çeşitli dosya ve evrakların dili için kullanılan Ermeni Kıpçakçası adlandırmasının nereden türediği, kimler tarafından kullanıldığı, bu adlandırmanın ne anlama geldiği, Türkiye Türkolojisindeki yansımaları ve son olarak bize göre bu adlandırmanın doğru bir adlandırma olmadığı görüşü beyan edilecektir. Anahtar Sözcükler: Kıpçaklar, Gregoryanlık, Gregoryan Kıpçak Türkçesi. Gregorian Qipcaq Turkish or Armeno-Qipcaq Abstract In this essay, we are going to focus on the subject Armeno-Qıpcaq naming. After the introduction part which is focused on Qıpcaqs; Gregorian sect; Armenians and their history, alphabet, their adopting Gregorian sect, Armeno-Qıpcaq naming which is used for the language of the documents and papers which belongs to the Armenian Kamanez-Podolsk community (1559-1664) what is the origin of the naming, by whom it is used, what is the meaning of this naming, reflections in the Turkey Turkology and finally it is going to be declared that this naming is not a real naming to us. Key Words: Qıpcaqs, Gregorian, Gregorian Qıpcaq Turkish. Kıpçakları Bizanslılar ve Latinler “Kumonos, Kumonoi, Cumanus, Komani”, Ruslar “Polovets, Polovtsı ya da Kumani”, Çinliler Qincha (钦察)”, Almanlar ve diğer Batılı milletler “Falben, Falones, Valoni, Valwen, Pallidi”, Ermeniler “Khartes”, Macarlar “Kun”, İslam kaynakları ise “Kıpçak” olarak adlandırmıştır1 . Türk kaynaklarında ilk kez Şine Usu Yazıtı’nda Türk Kıbçak elig yıl olurmış “Türk Kıpçak elli yıl hüküm sürmüş” şeklinde kayıtlandığı düşünülen2 Kıpçaklar, IX-X. yüzyıllarda Kimeklerin bir kolu olarak görünmüş3 , 1030’larda İtil boyuna gelmiş; 1054’te ise Kiev Knezliğinin güney sınırlarında ilk kez varlık göstermişlerdir4 . Bu bölgeye geldikten sonra komşularını ve beraber yaşadıkları halkları oldukça etkilemiş olmalıdırlar ki bu halklar onların dilini kayıt altına alma gereği duymuşlardır. Balkaş Gölü’nden Karpatlara; Orta İdil’den Orta Doğu’ya çok geniş alanlara yayılan Kıpçaklar, tarih sahnesine çıktıklarından bu yana farklı milletlerce farklı adlarla anılsalar da kuzeyde ve güneyde siyasi, idari, askeri alanlarda büyük başarılar gösterdiler. Çin, Moğol, Mançu, Alman, Ermeni, Macar, Arap, Rus ve daha bir çok millet ile karşılaşıp

    (1) Mualla Yücel Uydu “Kumanlar (Kıpçaklar)”, Doğu Avrupa Türk Tarihi, İstanbul, 2013, s. 542. (2) Şine Usu Yazıtı, Kuzey Yüzü, IV. satır. Malov, Aydarov: türk kıbçak; A. Berta: türk kagan çak; O. Mert: türük kıpçak; H. Ş. User: türk …b1 çk1 Erhan Aydın, Uygur Kağanlığı Yazıtları, Kömen Y., Konya, 2011, s. 64. (3) Laszlo Rasonyi, Doğu Avrupada Türklük, Selenge Y., İstanbul, 2006, s. 122. (4) Mualla Yücel Uydu a.g.m. s. 543.

    bunlarla kültür alışverişine girdiler. Güneyde Müslümanlığı, kuzeyde Gregoryanlığı benimseyip bu dinlerin gereklerini yerine getirdiler. Savaşçı özellikleri ile Orta Doğu’da siyasi istikrarı sağladıktan sonra bu bölgede kendi dillerini öğretmek amacıyla çeşitli sözlükler kaleme aldılar. Bu, o zamana kadar Kıpçak Türkçesinin Kıpçaklar tarafından yazıya ilk kez geçirildiği dönemdi. Daha sonra kuzeyde, Kırım taraflarında XVI. yüzyıldan itibaren Gregoryanlık mezhebine özgü dini içerikli metinleri kendi dillerine aktardılar. İşte bu aktarmalar, Codex Cumanicus ile birlikte Kıpçak Türkçesinin Türk dili sınıflandırmalarındaki kuzey grubu adlandırmasına coğrafi olarak en çok uyan yazılı metinlerdir. Dilleri bağlı oldukları muhite ve tarihe göre birtakım farklılıklar gösterdi, ancak bu Kıpçak Türkçesinin esasına hiç nüfuz etmedi. Divanü Lügati’t-Türk’ten sonra 1303 yılına kadar dilleri hakkında detaylı bilgi edinemediğimiz Kıpçakların dil yadigarları üç ana bölümde incelenir: 1. Codex Cumanicus (1303-1362) 2. Memlûk Kıpçak Türkçesi (XIIIXVII. yüzyıllar) 3. Gregoryan Kıpçak Türkçesi/Ermeni Kıpçakçası/Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi (1559-1664) Yerleşik bir medeniyet kuramayan bozkır Kıpçaklarından bugüne ulaşan yegane eser olan Codex Cumanicus Venedik’te Saint Marcus Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Gotik harflerle yazılan eserin birinci kısmının ilk satırlarında görülen 1303 yılının istinsah tarihi olduğu, telifinin ise 1294 yılında gerçekleştirildiği tahmin edilmektedir. Kıpçak Türkçesi, Batı Türkçesi’nin kuzey grubuna mensup olmasına rağmen asıl gelişmesi bir başka bölgede, güney grubunun yayıldı- ğı sahanın da güneyinde Mısır ve Suriye’de meydana gelmiştir. Mısır ve Suriye’de Kıpçak Türkçesi ile yazılan eserler, Anadolu Türkçesi ve Çağatay Türkçesine nispetle daha sınırlı sayıda olsa da Memlûk Kıpçak eserlerinin Türk dili tarihinde ayrı bir yeri vardır. Ermeni Kıpçakçası (=Gregoryan Kıpçak Türkçesi)’na ait dil malzemesi, 1559-1664 yıllarına ait çeşitli dosya ve evraklardır. 1943 yılına kadar Ukrayna’nın Kiev şehrinde muhafaza edilen bu dil malzemesi 1944’te Almanların geri çekilmesi sırasında çıkan yangınlarda yok oldu. Bunlardan sadece 1930 yılında T. I. Hrunin’in transkripsiyonla çevirdiği metinler günümüze ulaştı. Ayrıca Viyana, Venedik, Paris, Breslau ve Krakow kütüphanelerinde Ermeni Kıpçakçası ile yazılmış yirmi sekiz adet yazma bulunmaktadır. Bu yazmalarla ilgili M. Levicki, Omeljan Pritsak, E. Tryjarski, R. Kohnowa, Jean Deny, E. V. Sevortyan ve R. Daşkaviç gibi araştırmacıların çeşitli yayınları bulunmaktadır5 . Bizim bu makalede üzerinde duracağımız Ermeni Kıpçakçası adlandırmasıdır. Konuya geçmeden evvel birtakım hususların daha iyi kavranması açısından Ermeniler, onların tarihleri, Gregoryanlık mezhebine geçişleri ve Gregoryanlık üzerinde birkaç söz söylemek icap etmektedir. Gregoryan sözcüğü, Doğu Anadolu’da ve bugünkü Ermenistan topraklarında Hristiyanlığı yaymış Gregory’den (Latince: Gregorius; Ermenice: Գրիգոր Լուսաւորիչ) gelmektedir. Tarihi kayıtlara IV. yüzyılda hüküm sürmüş Ermeni kralı Tridat’ı (Drtades) ikna ederek Hristiyanlığı kabul ettirmiş misyoner olarak geçen Gregory, Saint Gregory Illuminator, Surp Krikor Lusaworiç ve Saint Gregory Enlightener adıyla da anılır. Aziz Gregory’nin yolunu takip edene Gregoryan, bu mezhebe de Gregoryanlık adı verilir6 . Aslında Katolik, Ortodoks, Protestan mezhepleri dışında Hristiyanlık mezhebi olmadığı yönünde genel bir kabul vardır7 .
    (5) A. Azmi Bilgin, N. Hacıeminoğlu, “Kıpçaklar”, İslam Ansiklopedisi, C. 25, s. 422. (6) S. C. Malan, Life and Times S. Gregory The Illuminator, The Founder and Patron Saint of the Armenian Church, Rivingtons, 1868, Chapter VI, s. 139-149. (7) Genel kabulün ötesinde bu mezhep, Avrupa Kiliseler Birliği (The Conference of European Churches = CEC) tarafından resmi bir mezhep olarak kabul görmez. Bakınız: http://www.ceceurope.org/
    Bunun nedenlerinden bir tanesi Gregoryanlık mezhebinde diğer üç mezhepten farklı olarak Hz. İsa’nın tamamen tanrı olduğuna inanılması, ikincisi ise Gregoryan kimliğinin din kimliği dışında etnik bir kimlik birleşkesi olmasıdır. Ermeni adına ilk defa, M.Ö. 6. yüzyılda Pers Kralı Darius’un kitabelerinde rastlanmaktadır. Asıl ilginç olan nokta şudur ki, Ermeniler, kendilerine hiçbir zaman “Ermeni” dememişler, bilakis kendilerini “Haikhlar” olarak adlandırmışlardır. Ermeni ismi, Pers Kralının, bölgenin adına izafeten uydurmuş oldugu bir isimdir. Çünkü, çivi yazılı belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, daha M.Ö. 3. binyıldan itibaren, onların yerleştiği Doğu Anadolu Bölgesine “Armanu” veya “Armenia” denilmekte idi. Başka bir tabirle, Ermenilerin gelmesinden yaklaşık 1600 yıl önce de, Doğu Anadolu Bölgesi, “Armenia” adıyla anılıyordu. Ermeniler, kendi tarihlerini M.Ö. 2000 yılına kadar götürüp Anadolu’da çok önceleri yaşamış ve büyük bir etki bırakmış Hitit ve Urartularla ilgili görürler. Ancak yapılan filolojik tetkiklerde Urartuların dilinin Asya kö- kenli olduğu, Ermeni dilinin ise Hint-Avrupa dil ailesine bağlı bir dil olduğu anlaşılmıştır8 . Hristiyanlığı kabul etmelerinden önce Zerdüşt olduğu düşünülen Ermeniler, Hristiyanlığı IV. yüzyılda Aziz Gregory’un öğretileri yoluyla benimsemiş, daha sonra da dünya üzerindeki tüm Gregoryanlık mezhebine bağlı Hristiyanların Ermeni oldukları savını üretmişlerdir. Bugün Ermenilerin % 90’ı bu mezhebe mensup olup mezhebin merkezi kilisesi Erivan yakınlarındaki Eçmiyazin’dedir. Kilisenin tam adı ise Ermeni Apostolik Kilisesi’dir. Bu kiliseye göre dünya üzerinde Hristiyanlığı ilk benimseyen topluluk Ermenilerdir. Kilise, Roma’nın Hristiyanlığı kabul edip bu dinin merkezi olmasından sonra Roma ile ihtilaf yaşamış, kendi yolunu çizmiştir. İhtilafın ana sebebi Gregoryanlık mezhebinin İsa’nın tamamen tanrı olduğuna inanmasıdır. Bu gö- rüşe göre Meryem tanrının yani İsa’nın annesi, çarmıha gerilen de tanrının bizzat kendisidir. İşte bu farklılıklarla kendi yolunu çizen Ermeni kilisesi, Gregoryanlığı tarihlerini değiştiren dönüm noktası, Gregoryan olan her şahsı da Ermeni olarak görürler9 . Selçuklular dönemine kadar Kuzeybatı İran, Doğu Anadolu bölgesinin bir kısmı ve Güney Kafkasya’da yaşayan Gregoryanların bir bölümü10, Bograt Devleti’nin parçalanmasının ardından Ukrayna topraklarına göç etmiştir. Ermeniler Hristiyanlığı benimsediklerinde, Doğu Anadolu, bugünkü Ermenistan ve Gürcistan bölgelerinin dini yapısı son derece karışıktı. Bölgede tanıtılmaya çalışılan Hristiyanlığın yanında yüzyıllardır gelenek olarak sürdürülmüş pagan unsurları ve zerdüştlük yaşamaya devam ediyordu. Kendi alfabeleri olmayan Ermeniler, dini vecibelerini Grekçe ve Süryanice ile yerine getirdikleri için Hristiyanlık metinleri ile doğrudan temas kuramıyor, dinin temelleri de bu dilleri bilenler tarafından aktarılıyordu. Kendi alfabelerini oluşturduktan sonra ilk tercüme Yetmişler Tercümesi’nin Grekçe metni esas alınarak yapıldı. Bu tercümeden sonra Grekçe ve Süryanice kaynaklar esas alınarak çeşitli tercüme faaliyetleri devam etti. Bu faaliyetler sırasında Kayseri Kilisesi’nden istifade edildi, ancak ona bağlı kalınmadı. Ermeniler, kendi eski kültürlerinden uygun olanlardan da istifade etmiş ve onları Hristiyanlaştırmışlardır. Böylece tamamen kendilerine ait “milli bir usul” icat etmişlerdir. Bu liturjileriyle de diğer kiliselerden ayrılmışlardır11. Bizim Gregoryan Kıpçak Türkçesi olarak ifade ettiğimiz adlandırmanın dışında bilimsel çalışmalarda Ermeni Kıpçakçası ve Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi gibi iki adlandırma daha vardır. Bunlardan birincisi, bu dil yadigarlarını bırakan topluluğun Türk
    (8) Ekrem Memiş, “Ermenilerin Kökeni ve Geçmişten Günümüze TürkErmeni İlişkileri”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, S. 7/1, 2005, s. 4. (9) Bu paragraftaki bilgiler S. C. Malan, Life and Times S. Gregory The Illuminator, The Founder and Patron Saint of the Armenian Church, Rivingtons, 1868 adlı çalışmanın muhtelif yerlerinden alınma çevirilerdir. Türkçe bir kaynak olarak şu makalede konu oldukça detaylı anlatılmıştır: Davut Kılıç, “Selçuklulara Kadar Anadolu’da Gregoryen Ermeni Kilisesi”, Türk Kültürü, 2000, S. 452, s. 752-760. (10) Davut Kılıç, a.g.m. s. 752. (11) Abdurrahman Küçük, “Gregoryen Ermeni Kilisesi’nin Oluşması ve Konsil Kararları Karşısındaki Tutumu”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 35, S: 1, 1996, s. 132.
    değil de Ermeni asıllı olduğunu savunan görüşten ileri gelir. Bu görüşe göre XI. yüzyılın ortalarında, bugünkü Gürcistan topraklarındaki Ermeni Bograt/Bagrat Devleti yıkıldıktan sonra Ermeniler Kırım’a gelmiş; burada Kıpçaklardan etkilenerek onlarla karışmış, daha sonra kendi dillerini bırakıp Kıpçak Türkçesi ile konuşup yazar olmuşlardır12. Hemen belirtelim ki bu dil yadigarlarını bırakan topluluğun aslında Ermeni mi Kıpçak mı olduğunu kesin olarak söylemek imkansızdır, ancak birtakım çıkarımlarda bulunarak konuya açıklık getirmeye çalışalım. Öncelikle bilinmesi gereken Bograt’tan kaçan Ermenilerin kaçış sebebinin Selçuklu hücumları ve Bizans’ın Gregoryanları dini sebeplerle baskı altına almak istemesi olduğudur. Bograt Devleti’nin Selçuklu ile komşu olması, giderek artan Selçuklu nüfuzu, bunun yanında Bizans’ın Selçuklu tehlikesi karşısında doğu politikasını yeniden gözden geçirerek Bogratlıları baskı altına alıp Selçuklu ile arasında tampon bir bölge oluşturmak istemesi Bograt Devleti’nin dağılmasının ana sebepleridir. Bu bölgeyi, yukarıdaki sebeplerle terk eden Ermeniler zaten canını, malını, dilini, dinini korumak için Ukrayna topraklarına gelmişlerdir. Ayrı- ca Gregoryanlık Ermeniler arasına Türklerden çok daha evvel girmiştir. Zaten kendileri de Gregoryanlığın ana temsilcileridir. Gregory’nin görüşlerini yaymak için kendi dilleri ile yazılı ürün vermişlerdir. Yani ortada bir yazılı gelenek vardır. Eğer Ermeniler bu geleneği bırakacak olsaydı zaten Gürcistan’dan ayrılıp Ukrayna’ya gelmezlerdi. Çünkü 451 tarihinden itibaren inançları nedeniyle Roma’nın yoğun baskısı altında kalmışlar, bu baskıya rağmen kendi dillerini korumuş, üzerine bir de dini milli kılmak adına kendi alfabelerini üretip yazılarını bu alfabe ile neşretmişlerdir. Gregoryanlığı diğer Hristiyan inançlardan ayıran yazı dili Ermenice, alfabesi de V. yüzyılın başında din dili için icat edilen 38 harfli Ermeni alfabesi idi. Ermenilerin bu alfabeyi geliştirmelerindeki amaç kendilerini diofizit Hristiyanlardan ayırmaktı, yoksa pekala Grekçe ve Latinceyi de din dili olarak kullanabilirlerdi. Roma’nın yoğun baskılarına beş yüz yıl boyunca dayanarak bu dili koruyan Ermeniler, nasıl oldu da Ukrayna’ya geldiklerinde hiçbir baskı, şiddet, zorlama olmadan dillerini terk ettiler? Ukrayna’ya gelen Ermeniler Kıpçaklardan bu kadar etkilendiler ise baskın din kültürünün Kıpçak kültürü olması gerekmiyor muydu? Burada baskın kültürün zaten Kıpçak kültürü olduğu yönünde bir cevap gelebilir. Şöyle açıklayalım. Kıpçakların ne zaman Gregoryanlığa geçtikleri bilinmemektedir. Ne zaman geçmiş olurlarsa olsunlar Kıpçaklar, Gregoryanlığı Ermenilerden öğrenmişlerdir13. Bu kadar net bir yargı vermemizin nedeni şu: Tarihte bu bölgeye gelen başka Gregoryan millet yoktur, varsa bile o millet ya gelmeden önce ya da geldikten sonra Gregoryanlık potasında eriyip artık sadece Gregoryan ya da Ermeni olarak anılmıştır14. İkincisi ve daha da önemlisi, yukarıda belirtildiği gibi, tarihleri boyunca Gregoryanlığın ana savunuculuğunu yapan Ermeniler, Gregoryanlık mezhebini kabul eden tüm halkları din birliği ile bir araya toplayarak etnik kökenlerini eritip tek çatı altında toplamaya çalışmışlardır. Bu, “Büyük Ermenistan Projesi”nin temelini teşkil eden bugün de pek çok bilimsel yayım kisvesi ile önümüze koyulan, Türkiye Türkologları tarafından da yabancı araştırıcı öyle söylediği için sorgusuz sualsiz kabul olunan projenin bir ayağıdır. 1559-1664 yıllarında Ukrayna’da dillerini yazıya geçiren Kıpçak Türklerinin Ermeni olarak anılmasının ana nedeni de budur.
    (12) Ali Akar, Türk Dili Tarihi, Ötüken Y., İstanbul, 2005, s. 225; Bograt Devleti’nin yıkılışı: Fahrettin Kırzıoglu, Kıpçaklar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1992, s. 66. Bu görüşlerin detaylı açıklamasına Hülya Kasapoğlu-Çengel, “Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi”, Dil Araştırmaları S:10 Bahar 2012, s. 17-81’den ulaşılabilir. Görüşleri içermese de bu yadigarların bulundukları yere, konu üzerine yapılan çalışmalara ve metin örneklerine de Erdoğan Altınkaynak, Gregoryan Kıpçak Dil Yadigarları, IQ Kültür Sanat, İstanbul, 2006 adlı künyeden başvurulabilir. Gregoryan Kıpçak Türkçesinin dahilindeki dil yadigarlarının hangileri olduğu bu çalışmaların her ikisinde de vardır. Biz burada yineleme yapmayı lüzumlu görmedik. (13) Burada Gregoryanlığı ve Ortodoksluğu birbirinden ayırmak gerek. Bir bölük Kıpçak’ın Ortodoks olduğu bilinmektedir. (14) Kırzıoğlu, Ani’nin fetholunmasının ardından Kıpçakların 1200 yılında Gregoryanlığı bu bölgede benimsediklerini söylemektedir. F. Kırzıoğlu, a.g.e. s. 117.
    Konuya ne yazık ki başlarda Clauson dışında yansız bakan olmamıştır. Edward Tyrjaski, Edmund Schütz, Omelijan Pritsak ve Jean Deny gibi isimler bu alanda yaptıkları çalışmalarda Ermeni Kıpçakçası terimini kullanmışlardır15. Genel olarak, konuyla ilgili araştırma yapmış olan başta T. İ. Grunin Y. R. Daşkeviç V. R. Grigoryan vs. olmak üzere gerek Rus, Ukraynalı, Ermeni araştırmacıları olsun, gerek diğer Avrupalı bilim adamları olsun araştırmalarında “Ermeni Kıpçakları”, “Kıpçak dilli Ermeniler”, “Türk dilli Ermeniler” ya da sadece“Ermeniler” ifadelerini kullanarak vaktiyle Gregoryan Kıpçaklar ile birlikte Doğu Avrupa’ya gelmiş ve burada Gregoryan Kıpçaklarla birlikte Lvov, Kamenets-Podolsk vs. kolonilerini meydana getirmiş olan Ermeni kökenli Gregoryan ahalisinin söz konusu bölge ve şehirlerdeki kültürel üstünlüğünü, Ermeni kimliğini ön plana çıkararak Ermenilerin önemini abartmaya çalıştıklarını görmek mümkündür. Ermenilerin burada medeni unsur rolünü oynadıklarını göstermektedirler. Halbuki yukarıda sözünü ettiğimiz Gregoryan Kıpçakların ortaya koydukları zengin literatür Ermenilerden sadece Ermeni harflerini muhafaza etmiş, dil olarak da Eski Kıpçakça’yı yaşatmıştır. Bu konu üzerinde çalışan özellikle Ermeni asıllı araştırmacı ve bilim adamlarının eserlerinde, söz konusu “Ermeniler”in menşeindeki Türk etnik unsurunu tamamıyla yok sayarak olaya tek taraflı açıdan yaklaştıklarını ve tek taraflı değerlendirmeler yaptıklarını gözlemek mümkündür16. Bu adlandırmanın nereden türediğini Aynakulova çalışmasında Lale Ağamirze kızı Әliyeva’nın çalışmasından daha önce aktarmıştı. Biz de konunun ehemmiyetiyle buraya aynen alıyoruz. “Bu yazılı eserlerin ilk numunesi 1912’de Avusturya’da Von Kraelitz-Greifenhorst tarafından neşredilmiştir. Bu numune Ermeni alfabesiyle yazılmış 50. Zeburun Kıpçakça metnidir. Gerçek soyadı Daşyan olan Fiedrich von Kraelitz-Greifenhorst metnin yazıldığı dilden daha çok onun tertip edildiği alfabeye büyük önem vererek bu tür yazı numunelerini Ermeni-Kıpçak veya Kıpçakça Ermeni metinleri olarak adlandırmıştır. Bununla birlikte bilim terminolojisine yanlış bir ifade dahil edilmiştir. Sonraları diğer müellifler de aynı fikri geliştirmişlerdir. Onlar metinlerin Ermeni alfabesiyle yazılmış olduğu hususu, metinlerde bir sıra Ermeni menşeli sözlerin mevcudiyetini ve metinlerden bazılarının sırf Ermenice olmasını esas olarak göstermişlerdir”17. Daha sonra Krımskiy’nin 1930 yılında Tyurki, İh Movi ta Litaraturi adıyla yayımladığı kitap, 30 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak uzun yıllar bu eserleri bırakan topluluk için ansiklopedi gibi kullanılmıştır18. Bugün de konuyla alakalı çalışmalar esasen Krımskiy’nin bu kitapta söylediklerine dayanmaktadır. Konuya yanlı bakıldığının kanıtı olarak şu misal ibretliktir: Ukrayna Ermenilerinin Povoljye, Kırım ve Prednestrovye topraklarından olan küçük göçleri yavaş yavaş Kıpçakların gücünü artırmaktaydı. Kıpçakça, önce Avrupa’da ticari ilişkiler için, daha sonra Ermeni kolonilerin arasında konuşma dili olarak kullanılmıştır. Ermeniler, kendi ana dillerini Türk ortamında Kıpçak konuşma diline değiştirmeleriyle kalmamışlar, Slav dili ortamına geçtiklerinde yazısı olmayan Kıpçakçanın orijinalliğinin bozulmasını önlemişler, bu dili birçok eseri olan ve çok yönlü gelişmiş bir dile dönüştürmeyi başarmışlardır (Daskevich)19. Talat Tekin, Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı adlı çalışmasında şu yorumu getirir: 13. yüzyılda tamamiyle bir Türk ülkesi haline gelen Kırım’da, göçmen Ermeniler Kıpçak Türkleri ile devamlı ve sıkı bir ilişki içinde idiler. Ermeniler, Kıpçak Türklerine her şeyden
    (15) İbrahim Arıkan, “Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, C. 3, S. 4, 2006, s. 130-141., Hülya Kasapoğlu Çengel, “Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi”, Dil Araştırmaları, S. 10, 2012, s. 23., Talat Tekin, Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı, Simurg Y., Ankara, 1997, s. 111. (16) Gülnisa Aynakulova, “Ermeni Kıpçakları Mı Gregoryen Kıpçaklar Mı?”, Milli Folklor, S. 84, 2009, s. 114-126. (17) Gülnisa Aynakulova, a.g.m. s. 118. (18) Gülnisa Aynakulova “Gregoryen Kıpçaklar’a Dair”, Türk Tarih Kurumu Belleten, 69/256, Aralık 2005, s. 1. (19) Nadejda Özakdağ “16.-17. Yüzyıllardaki Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi ve Bu Dilde Yazılmış Kıpçakça Belgeler”, Yeni Türkiye, S.55, s. 343.
    önce ticari ilişkilerinde aracı ve yardımcı oluyorlardı. Belki de bu nedenle, göçmen Ermeniler, dinlerini, yazılarını ve birçok Ermenice terimleri muhafaza etmekle beraber, kendi dillerini bırakıp topluca Kıpçak Türkçesini, Kumancayı benimsediler20. Son yıllarda mevzu bahis üzerine yapılan önemli çalışmalardan Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi adlı çalışmada Çengel de Ermenilerin Kıpçaklarla 13. yüzyılda başlayan ilişkilerinden sonra bu ilişkinin 14. yüzyılda giderek arttığını ve en sonunda da Ermenilerin Kıpçak dilini benimsediğini tekrarlamaktadır: En geç 13. yüzyılda başlayan Kıpçak-Ermeni teması, 14. yüzyılda Kırım’da komşuluk ve ticaret ilişkisiyle daha da gelişmiştir. Kıpçak dili, 14. yüzyılın sonlarında bu coğrafyada Ermenilerin büyük bir bölümü tarafından konuş- ma dili olarak benimsenmiş; Osmanlı Devleti ve devletin himayesinde bulunan ülkeler ile ticareti büyük ölçüde kolaylaştırıcı rol oynamıştır. Bu ilişkide Ermenilerin büyük bir bölü- mü, Türkçe konuşuru haline gelirken bir bölüm Kıpçak konuşuru da Ermeni kilisesine intisap etmiştir. Böylece karmaşık bir etnik-dinsel grup meydana gelmiştir. 13. yüzyıldan 15. yüzyılın sonlarına değin konuşma dili ve din dili olarak varlığını sürdüren Ermeni Kıpçakçası 16.-17. yüzyıllar arasında Batı Ukrayna’da (Kamenents-Podolsk ve Lviv) önemli yazılı belgeler bırakacak düzeye ulaşmıştır. 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren işlevini yitiren bu dil, Mısır ve Suriye Kıpçakçası gibi unutulmaya yüz tutmuş; konuşurları da Slav halklarıyla (Leh ve Ukran) karışarak tarih sahnesinden çekilmiştir. Ermeni Kıpçaklar Ermeni Kıpçak dili, diller ve dinlerin ortak yaşamına ilişkin ilgi çekici bir örnektir, diyebiliriz21. Bir diğer önemli çalışma Nadejda Özakdağ’ın 16.-17. Yüzyıllardaki Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi ve Bu Dilde Yazılmış Kıpçakça Belgeler adlı çalışmasıdır22. Bu çalış- mada hem meselenin bir tarihçesi hem de yazılı ürünler üzerine bilgiler bulunabilir. Ancak bu çalışmada da meselenin özüne inilmemiş, daha önce yapılan çalışmalarda verilen görüş- ler özetlenmiştir. Mesela Özakdağ’ın Deny, Daskevich ve Garkavets/Khurshudian’dan aktardığı şu cümleye bakalım: Ermeni akını, 13. yüzyılın ortalarında Ukrayna’da Lvov, Kiev, Kamenets vd. şehirlerinde Romanya’da ise Suçav ve Seret şehirlerinde oluşmuştur23. Burada soru şu olmalıdır: Eğer bir Ermeni akını olduysa, Kıpçakların dillerini kaybetmeleri, Ermenilerin ise korumaları gerekmiyor muydu? Clauson’un bahsi geçen eserlerdeki dilin temelini Kıpçak Türkçesinin teşkil ettiğini, bu yazılı dilin Codex Cumanicus’un diliyle büyük oranda benzeştiğini, ikinci bir katman olarak ödünçleme kelimelerin Slavca kökenli olduğunu, Ermenice kelimelerin Slavca kelimelerden dahi az olduğunu, eğer bu halk Ermeni asıllı olsaydı temel sözcüklerinin Türkçe değil Ermenice olması gerektiğini içeren yazısı24 aradan 40 yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen göz ardı edilmektedir. Yapılan çalışmalarda bu çalışmadan yalnızca bir paragraf kullanılmakta, bu paragraf da tek bir çeviriye dayanmakta, ancak çalışmalarda verilen tek bir paragrafa rağmen sürekli Clauson’a ait yazının bibliyografyası kaynakçada verilmekte, makalenin özüne hiçbir yazıda inilmemektedir. Bir fikir vermesi açısından bu yazı dilindeki Kıpçak Türkçesine ait sözvarlığından25, cümlelerinden26 ve biçim
    (20) Talat Tekin, a.g.m. s. 110. (21) Hülya Kasapoğlu Çengel, a.g.m. s. 23. (22) Nadejda Özakdağ “16.-17. Yüzyıllardaki Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi ve Bu Dilde Yazılmış Kıpçakça Belgeler”, Yeni Türkiye, S.55, s. 340-356. (23) Nadejda Özakdağ, a.g.m. s. 340. (24) G. Clauson “Armeno-Qıpcaq”, Rocznik Orientalistyczny, XXXIV (2), 1971, s. 7-13. Gregoryan Kıpçak Türkçesi dil yadigarlarından Zebur çevirisinde sözvarlığının Kıpçak Türkçesi, Slavca, Arapça ve Farsçadan oluş- tuğu belgelenmiştir. Bu eserin yalnızca 147 sözcüğü Ermenice kökenlidir. Onlar da kültür sözcükleridir: İbrahim Arıkan, Ermeni Harfleriyle Yazılmış Kıpçakça Zebur Metin-Dizin, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2006, s. 13.
    özelliklerinden örnekler verelim: açıx yer “ova”, açközlü “açgözlü”, alar “onlar”, altun, anda, añla-, ant, aġaç, aġu “zehir”, aġır “ağır”, alġış “dua”, ax- “akmak”, aslan, at “isim”, ata, ay, ayax “ayak”, ayır-, ayt“söylemek”, ayuv “ayı”, baġışla-, baġla-, balçıx “balçık”, bax- “bakmak”, bas-, bar “var”, barça, bas-, baş, başbarmak, bekle- “katılaştırmak”, beş, biç-, bil-, biläk “bilek”, bilik “bilgi”, biliksiz “cahil”, bişir- “pişirmek”, biz, bol-, boş, boşlux “boşluk”, bu, burun, butax “budak”, buyrux “buyruk, emir”, bük-, bütün, çatır “çadır”, çıxar- “çıkarmak”, çıx- “çıkmak”, çiçäk “çiçek”, egil-, egiz “ikiz”, elä- “elemek”, emçäk “meme”, emgäk “çaba”, er, erkäk, eski, eşäk “eşek”, et-, ez-, iç-, ilgäri “ileri”, inçkä “ince”, işit-, it-, itä ber- “itivermek”, igrençi “iğrenç, pis”, keçä “gece”, kel- “gelmek”, keltir- “getirmek”, kelin “gelin”, keri “geri”, kes-, kiçi, kiç- kinä “küçücük”, kişi “insan”, kiy- “giymek”, kök “gök”, köklü xaralı “gri”, köm- “gömmek”, köñül “gönül”, könü “düz, doğru”, “könülük “doğruluk”, köp “çok”, körklü “güzel”, kötür“götürmek”, köz “göz”, köz sal- “bakmak”, küç “güç”, kül, külümsün- “tebessüm etmek”, külüş- “gülüşmek”, kümüş “gümüş”, kümüş işlevüçi “kuyumcu”, kün, kün toġuşu “güneşin doğuşu”, kün batışı “güneşin batışı” xabux “kabuk”, xalın “kalın”, xaplan “kaplan”, xara “kara”, xardaş “kardeş”, xarın “karın”, xaya “kaya”, xayġu “kaygı”, xayt- “dönmek”, xazġanç “kazanç”, xıl“kılmak”, xorxu “korku”, xorxut- “korkutmak”, xoy- “koymak”, xoyun “koyun”, xulax “kulak”, xurt “kurt”, men “ben”, müñüz “boynuz”, ne, neçik “nasıl”, ol “o”, oltur- “oturmak”, oġlan “evlat”, oñar-, orman, ortax “ortak”, oyna-, ög“övmek”, öl-, ölüm, ölümsüz, ör-, öt- “istemek”, övränmä “öğrenme”, öz, saç, sanç- “yarala-“, saġalt- “iyileştirmek”, saġın- “iyileşmek”, san-, sat-, semiz, sen, sez-, satun al-, siz, soñra, sor-, soy-, söndür-, söz, suv “su”, sürün-, süt, şiş-, taġ “dağ”, tanı-, taş, tart- “çekmek”, tap-, taşı-, temir “demir”, temirçi “demirci”, temir rengi “gri”, teñri “tanrı”, teñiz “deniz”, tez, tolu “dolu”, tik- “dikmek”, til “dil”, tinç “dinç”, tiş “diş”, tişi “dişi”, tiz “diz”, toġ- “doğmak”, toġru “doğru”, toldur- “doldurmak”, toxuz “dokuz”, toñuz “domuz”, toprax “toprak” tök- “dökmek”, tökül- “dökülmek”, törä yeri “mahkeme”, töşek “döşek”, töv- dövmek”, tuvar “duvar”, tügel “hep”, tükür-, tümän “bin”, tütün “duman”, türlü, tüz, tuz, tüş- “düşmek”, uç, uçmax “cennet”, unut-, ur- “vurmak”, us “akıl”, uyu-, uyut-, uzun, uzunlux “uzunluk”, üç, üçün “için”, ülüş- däş “ortak”, ürk-, üst, üz- “büzmek”, yalanayax “yalınayak”, yalbar- “yalvar-“ yalġan “yalan”, yaġ, yaġız “yağız”, yaġmur, yaman “pis”, yanax “yanak”, yañlış, yap-, yar-, yaramazlıx “yaramazlık”, yaratuçı “yaratıcı”, yaratılgan nemälär “mahlukat”, yarġu “adalet”, yat-, yay-, yaz-, yazıl-, yazıx “günah”, yazuçı “katip”, yel, yemiş, yetmiş, yıl, yılan, yıġlat- “ağlatmak”, yı- rax “ırak”, yırlama “şarkı söylemek”, yırlavuçı “şarkıcı”, yoġarı “yukarı”, yol, yoldaş, yolduz “yıldız”, yol körgüzüçi “gözetleyici, nöbetçi”, yox “yok”, yorul-, yumutxa “yumurta”, yuxu “uyku”, yumrux “yumruk”, yük, yüräk “kalp”, yüräklän- “cesaret göstermek”, yürü-, yüz… eger kim de ki kendiniñ atasın anasın yaman sözler bile uyaltkay anıñkibik oğul hız ölümlüdir ki kendiniñ atasınıñ anasınıñ keçken işlerin añgay da tüşer ölümlü yazıhka eski töre bile yeñi könü töre aytıyır… (118) dağı da aytırbiz kimge tiyer ant içmege … adam ki bolgay 25 yaşına oğlanga tiymes ant, zera atası yohtur… (87) saña tüştüm men harnından yürekinden anamnıñ menim sensen teñrim menim (198) yene bilgeysiz kimese törede yerli antka tüşkey kerek añar berilgey 3 haftaga diyin yerlige utru antın tügellemege bu ant işi özge türlü bolmas bolmaga (168) töremiz bizim buyurmastır oğrunı ya kişi öldürüçini öldürmege a ne özgeni anıñkibik ölümlüni (135)
    (25) Sözvarlığına ait örnekler Aleksandr Garkavets, Kıpçakskoe Pis’mennoe Nasladie Tom III: Kıpçakskiy Slovar’, Almatı, 2010 künyeli çalışmadan alınmıştır. Yalnız Garkavets’in çalışmasından aldı- ğımız bu verilerin transkripsiyonunda şu değişiklikler yapılmıştır: 1. č = ç, 2. š = ş, 3. γ = ġ, 4. Ї = I. (26) Cümle örnekleri Erdoğan Altınkaynak, Gregoryan Kıpçak Dil Yadigarları, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2006 künyeli çalışmadan alınmıştır. Cümlelerin yanındaki numaralar sayfa numaralarıdır.
    eger haçan iki kişi uruşsa sağıtlar bile da biri birsin yaralasa da yaralı ol yaralardan ölmese hastalıhına yaralarnıñ yatkay da huvatlanıp yürügey tayah bile aytılıyır töre bile ol ki haysı yaraladı borçludır ol yaralıga ziyanın hakim bahasın tölemege ol hadar da curum törege bergey (118) Biçim Özellikleri27: 1. Fiil mastarı -mah ve -ma ekleriyle yapılır. 2. Yönelme hali +GA ve +A ekleriyle ifade edilir. 3. İyelik ekleri +(I)m, +(I)ñ, +I/sI, +(I)mIz, +(I)ñIz, +lArI’dır. 4. Soru eki -mI’dır. 5. Eski Türkçe -er- fiili -e-‘dir. 6. Şimdiki zaman ekleri -(I)yIr ve - lIr’dır. 7. Geniş zaman ekleri -r, -Ir, -Ar’dır. 8. Gelecek zaman çekimi -GAy, -sAr, -AsI, -I ekleri ile yapılır. 9. Emir ekleri -ıyım/-iyim; -sIn; -sUn; -sInlAr, -sUnlAr; -lIh, -AlIh; -(I)ñIz’dır. 10. -mAh niyet eki olarak kullanılır. 11. kerek ve tiyesidir/tiyişlidir sözcükleri gereklilik çekiminde kullanılır. 12. -GınçA, -mIyIn, --mInçA, sıklıkla kullanılan zarf-fiil ekleridir. 13. al- ve bol- fiilleri yeterlilik çekiminde kullanılır. 14. men, sen, ol, biz, siz, alar kişi zamirleridir. Örneklerde görüldüğü gibi temel sözcükler ve biçim özellikleri Türkçedir. Zaten bu metinleri açıp okuyan bir Türkolog sözvarlığının çok büyük bir bölümünün Türkçe, alıntı sözcüklerin de din değiştiren ya da baş- ka bir kültürün etkisi altına giren her toplumda görüldüğü kadar olduğunu anlayacaktır. 13. ve 14. yüzyıllarda Türklerin ve Ermenilerin Ukrayna topraklarında bir arada bulunması Ermenilerin kendi dillerini tamamen unutup Türkleştikleri anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı Clauson’un belirttiği gibi sadece yukarıda verilen örneklerin karşılıklarının bile % 60-70 oranla Ermenice olması gerekirdi. Gregoryan Kıpçak Türkçesi metinlerinde Ermeniceye ait ödünçleme kelimeler elbette vardır, zaten olmasaydı ilginç olurdu. Çünkü Gregoryanlığın asıl temsilciliğini Ermeniler yapmaktaydı. Gregoryan Kıpçak Türkçesindeki bu ödünçleme kelimeler üzerine yapılacak yeni çalışmalar, daha rahat yorum yapmamızı sağlayacaktır28. Daha önce üzerinde durulmamış konuyla alakalı sayılabilecek bir hususu daha dile getirelim: Anadolu’da Ermeni harfleri ile yazılmış Türkçe çeşitli vesikaların Kırım sahasındakiler ile mukayesesi. Anadolu’da Ermeni harfleri ile Türkçe ne zaman yazılmaya başlanmıştır? Anadolu’daki Ermeni harfli Türkçe metinler ile Kırım’dakiler arasında ne gibi benzerlik ve farklılıklar vardır? Yukarıda üzerinde durduğumuz Ermenice unsurlar Anadolu sahasına ait olan vesikalarda görülür mü? Eğer görülmüyorsa bu metinler de mi Türkler tarafından yazılmıştır?
    (27) Biçim özellikleri Hülya Kasapoğlu-Çengel, “Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi”, Dil Araştırmaları S:10 Bahar 2012, s. 17-81 künyeli makaleye dayanmaktadır. Burada verilenler, sadece konunun izahı için örnek olarak alınmıştır. Detaylara verilen künyeden ulaşılabilir. (28) Nadejda Chirli, şu çalışmasında bu metinlerde 852 Slavca kökenli kelime tespit etmiştir: Nadejda Chirli, “Ermeni Kıpçakçasının Söz Varlığındaki Slavca Kelimeler Üzerine”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C. 14, S: 1, 2005, s. 137-151. Bu durum oldukça normaldir. Kıpçak Türkçesi Sözlüğü’nün sadece A maddesinde dahi 307 yabancı kökenli sözcük vardır (Codex Cumanicus’takiler hariç olmak üzere çoğunluğu Arapça ve Farsça): Recep Toparlı vd., Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, TDK Y., Ankara, 2007, s. 1-20. Kıpçaklar, Orta Doğu’ya geldikten bir süre sonra burada da dillerini yazıya geçirmişlerdi. Burada yazıya geçirdikleri dil, sözvarlığı açısından büyük oranda Arapça ve Farsçanın etkisi altına girdi. Bunu, bölgedeki Kıpçakların Müslüman olmaları ile rahatça izah edebiliyoruz, ancak Memlûk-Kıpçak Türkçesinde çok sayı- da Arapça ve Farsça sözcük olmasına karşın buradaki Kıpçakları Arap olarak adlandırmıyoruz. Tabii bunda tarihi vesikaların da payı var. Gregoryan Kıpçak Türkçesi için ise aynı durum geçerli değil. Tarihi vesikalar yok denecek kadar az. Var olanlar ise daha çok gezginlerin kısa kısa notlarına dayanıyor. “Türk” sözcüğünün ise Gregoryan Kıpçak metinlerinde kullanımı oldukça olumsuz yönde karşımıza çıkıyor. Bu durum, “Türk”ün Müslümanlık ile özdeş sayılması ile açıklanabilir. Hristiyanlara göre Müslümanlar kafirdir ve olumsuz tanımlanmaları doğaldır. Aynı durum, Karahanlılar ile Uygurlar arasında da karşımıza çıkmıştı. Gregoryan Kıpçak metinlerinde “Türk” sözcüğünün kullanımı burada konuyu dağıtmamak için müstakil bir çalışmada ele alınmalıdır.
    Türkçenin Ermeni alfabesi ile yazımı ilk defa XIV. yüzyılda Anadolu’da başlamış, Ermeni alfabesi bu yüzyıldan itibaren çeşitli yazmalarda, XVIII. yüzyıldan itibaren de basma eserlerde kullanılmıştır. Ermeni harfli Türkçe yazmaların önemli bir kısmı, aşuğlar tarafından yaratılan manzum eserlerdir. Halk edebiyatı örnekleri olan deyişlere, manilere, hikayelere, bilmecelere, destanlara, söylencelere, şiirlere Ermeni harfli Türkçe yazma eserler arasında sıkça rastlanmaktadır29. Anadolu sahasına ait Ermeni harfli Türkçe ürünlerin Kırım’da teşekkül eden dini içerikli yazı geleneğinin bir devamı olduğunu düşünen Kutalmış, bu konuda şunları söyler: Anadolu’da gerçekleşen Ermeni harfli Türkçe dil ürünlerinin, Kırım’da oluşan geleneğin veya oluşumun bir devamı olması daha gerçekçi görünmektedir. Rona-Tas bu konuda şunları söyler: “Bazı Kıpçak grupları Hıristiyanlığı seçtiler ve dini ve dini olmayan metinlerde Ermeni yazısını kullandılar. Küçük Asya’ya (Anadolu’ya) büyük bir Ermeni göçünden sonra, Osmanlı grupları da Ermeni yazısını adapte ettiler30. Anadolu sahasında verilen Ermeni harfli Türkçe ürünler, Kırım sahasında teşekkül etmiş dini yazı geleneğinin bir devamı olsa idi Kırım’da görüldüğü gibi Gregoryan misyonerliğinin Anadolu’da da devam ettirilmesi beklenirdi, ancak elimizdeki Anadolu sahasına ait Ermeni harfli Türkçe metinler içerisinde bildiğimiz kadarıyla dini içerikli metin sayısı yok denecek kadar azdır. Ayrıca Kırım’da yazıya geçirilen Kıpçak Türkçesi dil özelliklerinin Anadolu sahasında da yer yer görülmesi gerekirdi. Oysa Anadolu’da yazıya geçirilen Ermeni harfli Türkçe eserlerin dili ağır Osmanlıcadır. Kırım’da Ermeni harfli Türkçe yazma eserler bırakan topluluğun Gregoryanlık mezhebine bağlı oldukları yazılı metinler aracılığı ile teyit edilmiştir, Anadolu’dakiler için ise aynı durum geçerli değildir. Anadolu sahasındaki bahsi geçen eserleri bırakanların büyük çoğunluğunun Ortodoks mezhebine bağlı oldukları daha makul gözükmektedir. Anadolu sahasına ait olan eserlerde temel sözvarlığında da Ermenice unsurların bulunmadığı belirtelim. Ancak bu durumun Kırım sahasına ait olanlarla mukayese edilmesi abesle iştigal olacaktır, zira Anadolu’da bu eserleri bırakanların soy kütükleri detaylı bir şekilde bize ulaşmıştır31. Kırım sahasındakilerde ise sadece eserlerde Ermenice isim ve soyisimler bellidir. Bu isim ve soyisimlerden hareketle eserleri bırakanların Ermeni olup olmadıklarının anlaşılması güç durmaktadır. Bu husus, aşağıda işlenmiştir. Temel sözvarlı- ğının ve biçim özelliklerinin Kırım sahası için bir delil olup Anadolu sahası için olmaması- nın nedeni prestijli dil ile de alakalıdır. Yazılan eserlerin büyük bir çoğunluğunu manzum parçaların oluşturduğu külliyatın içine Ermenice unsurlar katılsa idi o manzum parçanın anlaşılmamasına sebebiyet verirdi. Oysa yazılı ürünün içine Arapça ya da Farsçadan alı- nacak söz veya unsur okuyucu için yabancı olmayacak, bilakis dönemin anlayışıyla daha bir edebi olacaktı. Osmanlı Devleti içinde bir Ermeni’nin yazıya geçirdiği herhangi bir belge, sadece Ermenilere değil, bütün Osmanlı tebasına hitap edecek şekilde yazılmış olmalıdır. Anadolu’da Ermenilerden kalan Ermeni harfli Türkçe metinleri incelerken dönemin edebi dilini de göz önünde tutmak gerektir. Bundan maada, pek çok Ermeni’nin de hiç Ermenice bilmemesi duruma ana etkendir. Kırım sahasında ise yazılı ürünler daha çok dini içerikle sınırlı kalmış; ortak, güçlü bir yazı geleneği oluşmamış; bu sebeple de XIII. yüzyıldan sonra bu yazı, tarih sahnesinden silinmiştir. Mael kıssa, Anadolu sahası ve Kırım sahası biribirinden ayrı iki müstakil çalışma alanıdır. Birinden hareketle diğerine getirilecek yorum, hataya düşmemize neden olacaktır. Peki büyük bir bölüğünü Kıpçakların oluşturduğu bu topluluk niçin Ermeni alfabesini kullanmıştır? Bu sorunun iki
    (29) Kevork Pamukciyan, Ermeni Harfli Türkçe Metinler, Aras Y., İstanbul, 2002, s. XI-XII. (30) Mehmet Kutalmış, “Ermenistan ve Ermeni Diasporasında Türkçe Türkiyede Ermenice” Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, S. 5/1, 2003, s. 48. (31) Bu konuda bakınız: Kevork Pamukciyan, Zamanlar, Mekanlar, İnsanlar, Aras Y., İstanbul, 2003.
    muhtemel cevabı vardır. Bunlardan birincisi Türk dili tarihine bakıldığında rahatlıkla anlaşılabilir. Türkler hangi din muhitine girerse o muhitin alfabesini kullanmışlardır. Köktürk alfabesi ile yazılmaya başlayan Türkçe, din değiştiren Uygurlar ve sonrasında Karahanlılar vd. tarafından Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, Arap, Ermeni, Latin, Kiril alfabeleri kullanılarak da yazılmıştır. Yani Türk dini tarihi ile Türklerin kullandıkları alfabeler arasında paralel bir değişkenlik vardır. Türkler din değiştirdiklerinde, o dinin gerekliliklerini anlamak için kutsal kitaba ya da o dinin öğretilerini anlatan kitaplara ihtiyaç duymuş; bu kitapları kendi dillerine çevirirken belki de o dine daha bir mensup hissetmek için o alfabeyi de almışlardır. Alfabe, din ile birlikte gelince de dinin bir gereği gibi kutsal sayılmıştır. İkinci olarak şunları söyleyelim. Ermenilerin Gregoryanlığa geçmeden evvel alfabeleri olmadığı için Grek ve Süryani alfabesini kullanıyorlardı. 406 yılında misyoner Mesrop tarafından Grek alfabesi esas alınıp Pehlevi alfabesinden de bir takım harfler devşirilerek bu alfabe hazırlandı32. Ermeniler, alfabelerini oluşturana kadar Yunanca, Latince ve Süryanice Hristiyanlığın yazı diliydi. Üç çeşit yazı dilinin olmasının nedeni, Ortodoksluk, Katoliklik ve Süryani mezhebi ile doğrudan alakalıdır. Bu üç mezhep arasındaki temel farklar, dini farklarla birlikte birtakım kültürel farklar doğmasına da zemin hazırlamıştır. Ortodoks mezhebine ait yazılı metinlerin Eski Yunanca, Katolik mezhebine ait yazılı metinlerin Latince olmasının sebebi dini millileştirme ve siyaset gereği ile, Süryanicenin ayrı bir kol olarak kendi yazı dilini kullanması ise dini vecibeler bakımından bu iki mezheple bazı yönlerden ayrışması ile izah olunabilir. Bu üç mezhebin dışında yavaş yavaş büyüyen Gregoryanlık, Ermeniler tarafından tarihlerinin en büyük olayı olarak görülmüş, Ermeniler kendilerini Gregoryanlığın gerçek savunucuları olarak görmüşlerdir. Ancak görüş olarak monofizitliği benimseyen bu topluluk, Ortodokslar ve Katolikler ile bu yönüyle ters düştüğünde kendi milli alfabelerini oluşturmuş, Gregoryanlık bu alfabe ile tanınır, yazılır, okunur olmuştur. Zaten asıl olanın monofizit görüş olduğunu düşünen Ermenilerin makbul saymadıklarının alfabelerini kullanmaları beklenemezdi. Bu muhite giren Kıpçaklar da zorla değil, bilakis muhitin içinde daha bir var olmak için haliyle bu alfabeyi benimsemişlerdir. Yapılan çalışmalarda Kıpçak Türklerinin Ermeni asıllı olduğu görüşü bir de İtalyan, Leh, Alman gezginlerinin bölgeyi dolaştıktan sonra yazdıkları eserlerde bölgedeki halkları külliyen “Ermeni” olarak adlandırmalarına bağlanmaktadır33. Bu görüşte bizce eleştirilmesi gereken nokta, “Gregoryan” kavramı- nın üzerine basa basa söylendiği gibi etnik kimlikleri dümdüz edip din kimliği etrafında bir birleşke oluşturmasıdır. Bu sebeple de bölgeyi gezen tüm seyyahlar/tarihçiler bölge halklarını tek bir kimlikle tanımış olmalıdırlar. Son olarak, bu yazı dilinde karşımıza çıkan Ermeni adlarına Clasuon tarafından getirilen yorumu ve bölgenin Armenia Magna ve Armenia Maritima olarak adlandırılmasına bizim yorumumuzu iletelim. Clauson, makalesinde bir tarihçi olmadığını, ancak daha önce din değiştiren toplumlardan hareketle birtakım çıkarımlarda bulunmak istediğini belirterek tropikal Afrika’da din değiştiren halklardan örnekler verir. Tropikal Afrika’da misyonerlik faaliyetleri başladıktan sonra din değiştiren kişilere James ve Jones gibi İncil’den isimler verilmiştir ve çok azı Afrikalı isimleriyle anılmıştır. Bu yüzden Hristiyan Kıpçakların Aksent, Krikor, Hovannes gibi Ermeni Hristiyan isimlerine sahip olmasının tuhaf bir yanı yoktur. Aslında bu isimlere sahip olmasalardı tuhaf olurdu34. Yani metinlerde geçen her Ermeni adı, o adın sahibinin Ermeni olduğu anlamına gelmez.
    (32) Nuri Yüce, “Yazı”, İslam Ansiklopedisi, C. 41, s. 496. (33) bkz: Nadejda Özakdağ, a.g.m. s. 341. (34) G. Clauson, a.g.m. s. 10-11.
    O. Pritsak, Tarihi Türk Şiveleri’nde Ermeni Kıpçakçası adlı yazısında Ermenilerin bölgede (Kırım) çok önem taşıdığını, çünkü bu yarımadanın Armenia Magna (Ermeni Adası) ve Armenia Maritima (Ermeni Denizi) olarak adlandırıldığına dikkat çekmiş35. Yazı- nın başından beri üzerinde durulduğu gibi, Gregoryanlık ve Ermenilik iç içe geçmiş iki kavramdır. Ermeniler, Gregoryanlık mezhebine dahil olmuş herkesi Ermeni saymışlardır. Bu sebeple zaman zaman bu iki kavramdan biri diğerinin yerine kullanılmıştır. Bahsi geçen zaman diliminde Gregoryanlık, bölgede yoğun şekilde yaşandığı için aslında Armenia Magna ve Armenia Maritima adlandırmaları ırkı değil, tek din etrafında toplanan halk kitlelerini karşılar. Konunun bütününe en güzel yorum Yaşar Kalafat tarafından getirilmiştir: Ermenilerin tarihin muhtelif dönemlerinde farklı coğrafyalarda küçük adacıklar halinde sahneye çıkışları, Gregoryanlık mezhebi ile izah edilebilir. Zira Ermeniler büyük bir ırkın kolu olmadıkları gibi, göçmen bir ırk da değillerdir. Ermenilerin birbirlerini naks eden iddialar şeklinde; Urartular, Hititler, Friklerle, Traklarla bağlantılandırılmalarının izahı da burada yatmaktadır. Ermeniler Gregoryanlık mezhebini tamamen ve sadece kendilerine mahsusmuşçasına sahiplendikleri nispette ve sürece bu inanca mensup olan halkları Ermeni’den saymış ve bu halkların geçmişlerini de Ermeni geçmişi olarak algılayıp yansıtmışlardır. Ermeni ulus inşası zihniyetinde var olan bu husus, AlbanErmeni kültürel miras ilişkileri itibariyle de gö- rülmektedir. Gregoryan kilisesinin ilk kurucusu ve Kafkasya’da Hıristiyanlığın ilk banisi olma adına, bu kavim Türkistan menşeli bir halk olan Albanların da kültür mirasını sahiplenmek istemişlerdir36. Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi terimi için ise şunlar söylenebilir: Yukarıda Gregoryanlığı kabul eden tek topluluğun Ermeniler olmadığı, ancak bu mezhebin ana savunucusunun Ermeniler olduğunu belirtmiştik. Ermeniler, genel olarak Gregoryan olmakla birlikte bu mezhebin dışında mezheplere de mensuptur. Bu yazı dili, Ermenilerden çok Gregoryanların yazı dilidir. O yüzden “Ermeni”den daha çok “Gregoryan”ı karşılar. Ayrıca Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi terimi, Osmanlı Türkçesine Arap Harfli Osmanlı Türkçesi demek gibidir. Türklük Bilimi çalışmalarının başlangıcından bu yana devam eden dönemlerin adlandırılması sorunu, ancak dönemlere coğrafi, etnik ve siyasi unsurları bir arada içine alan bir adlandırma yapılması ile son bulabilir. Köktürkçe veya Köktürk Türkçesi, devamında sırasıyla, Eski Uygur Türkçesi, Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Çağatay Türkçesi, Eski Oğuz Türkçesi, Memlûk-Kıpçak Türkçesi, Osmanlı Türkçesi adlandırmalarının tamamı coğrafyayı, Türk halklarının kendi içindeki etnik ayrılıklarını ve siyasi oluşumlarını içine alan adlandırmalardır, ayrıca bu dönemlerin hiçbiri için “alfabe”nin adlandırmada bir unsur olmadığı rahatça görülebilir. Köktürkçe veya Köktürk Türkçesi denildiğinde (Kök)Türk Devleti’nin siyasi teşekkülünü oluşturduğu Ötüken ve çevresinde Köktürkler ve Köktürklere bağlı Türk boyları tarafından vücuda getirilen yazı dili anlaşılır. Yenisey Yazıtları ve Uygurlardan kalan taşa yazılı metinler Köktürklerle aynı boydan inmeyen Türkler tarafından bırakılsa da bu gruba girer. Çünkü bahsi geçen metinler aynı kültür havzasının ortak mirasıdır. Köktürkçeden sonra oluşan Eski Uygur Türkçesi farklı bir muhitte, farklı bir Türk boyu tarafından, farklı bir siyasi teşekkülün bünyesinde hatta farklı kültür çevresinde oluşan yazı dilidir. Durum, diğer dönemler için de geçerlidir. Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi terimi bu düzene uymamakla birlikte ne bu yazı dilinin oluştuğu coğrafyaya ne de siyasi teşekküle atıf yapmaktadır. Metinlerde geçen
    (35) O. Pritsak, “Ermeni Kıpçakçası” Tarihi Türk Şiveleri, Sevinç Matbaası, Ankara, 1979, s. 131. (36) Yaşar Kalafat, “Albanlar Tarihi ve Ermeni Kültür Stratejisi Siyasi Tarihi ve Kültürel Boyutları ile Ermeni Sorunu”, İkibinyirmiüç Dergisi, S.12, s.16-26. Kalafat’ın yazılarının birçoğuna şuradan ulaşılabilir: http://www. yasarkalafat.info/index.php
    “Ermeni” adının kandırıcı olması bu adın kullanılmasında en büyük etken gibi durmaktadır. “Ermeni” adının bu metinlerde kullanımı Gregoryan olan tüm milletleri tek çatı altında birleştirmenin sonucu olarak doğmuş olmalıdır. Yani metinlerde geçen “Ermeni” adı aslında “etnik”i değil aynı din etrafında birleşen halk kitlelerini temsil eder. Gregoryan Kıpçak Türkçesi terimi siyasi, coğrafi ve etnik oluşuma da atıf yapmaktadır. Gregoryan sözcüğü Kıpçak Türkçesi terimine eklenerek hem bu Kıpçakların güneydeki Kıpçaklardan farkı gösterilmekte hem de coğrafyaya atıf yapılmaktadır. Öyle ki, Gregoryan mezhebine bağlı Kıpçaklar sadece bu yazı dilinin oluşturulduğu bölgede yaşamaktaydı. Bölgede yaşayan halkların tamamının Gregoryan olmaması da durumu değiştirmeyecektir. Çünkü nasıl Köktürkçe döneminde farklı Türk boyları ortak bir kültür havuzundan beslenerek o coğrafyada oluşturulan geleneğe uyduysa aynı durum Gregoryan Kıpçak Türkçesi diye adlandırmamız gereken yazı dilinin teşekkülünde de olmuş olmalıdır. Yani bu yazı dilinin oluşumunda farklı milletlerin (örneğin Ermeniler) etkisinin olmuş olabileceği yabana atılamaz, ancak bu tesirin de abartılması bilimsel üsluptan uzaklaşılmasına mahal vermektedir. Yazı dili oluşturan her milletin farklı kültür çevrelerinden etkilenmesi kadar doğal bir şey yoktur, ancak ana kültüre tesir eden farklı kültürlerin başrolde gösterilmesi de abesle iştigaldir. Biz, bu sebeplerle Gregoryan Kıpçak Türkçesi adlandırmasını daha makul görmekteyiz.
    Kaynakça
    AKAR Ali, Türk Dili Tarihi, Ötüken Y., İstanbul, 2005.
    ALTINKAYNAK Erdoğan, Gregoryan Kıpçak Dil Yadigarları, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2006.
    ARIKAN İbrahim, “Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, C. 3, S. 4, 2006, s. 130-141.
    ARIKAN İbrahim, Ermeni Harfleriyle Yazılmış Kıpçakça Zebur Metin-Dizin, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep, 2006.
    AYDIN Erhan, Uygur Kağanlığı Yazıtları, Kö- men Y., Konya, 2011.
    AYNAKULOVA Gülnisa, “Ermeni Kıpçakları Mı Gregoryen Kıpçaklar Mı?”, Milli Folklor, S. 84, 2009, s. 114-126.
    AYNAKULOVA Gülnisa, “Gregoryen Kıpçaklar’a Dair”, Türk Tarih Kurumu Belleten, 69/256, Aralık 2005, s. 825-839.
    AYNAKULOVA Gülnisa “Gregoryen Kıpçaklar’a Dair”, Türk Tarih Kurumu Belleten, 69/256, Aralık 2005, s. 1-15.
    BİLGİN A. Azmi, Hacıeminoğlu N., “Kıpçaklar”, İslam Ansiklopedisi, C. 25, s. 422.
    CLAUSON G., “Armeno - Qıpcaq”, Rocznik Orientalistyczny, XXXIV (2), 1971, s. 7-13.
    CHİRLİ Nadejda, “Ermeni Kıpçakçasının Söz Varlığındaki Slavca Kelimeler Üzerine”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C. 14, S: 1, 2005, s. 137-151.
    GARKAVETS Aleksandr, Kıpçakskoe Pis’mennoe Nasladie Tom III: Kıpçakskiy Slovar’, Almatı, 2010.
    KALAFAT Yaşar, “Albanlar Tarihi ve Ermeni Kültür Stratejisi, Siyasi Tarihi ve Kültürel Boyutları ile Ermeni Sorunu”, İkibinyirmiüç Dergisi, S.12, s.16-26.
    KASAPOĞLU-ÇENGEL Hülya, “Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi”, Dil Araştırmaları, S. 10, 2012, s. 17-81.
    KILIÇ Davut, “Selçuklulara Kadar Anadolu’da Gregoryen Ermeni Kilisesi”, Türk Kültürü, S. 452, 2000, s. 752-760.
    KIRZIOĞLU F., Kıpçaklar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1992, s. 117.
    KUTALMIŞ Mehmet, “Ermenistan ve Ermeni Diasporasında Türkçe Türkiyede Ermenice” Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, S. 5/1, 2003, s. 45-62.
    KÜÇÜK Abdurrahman, “Gregoryen Ermeni Kilisesi’nin Oluşması ve Konsil Kararları Karşısındaki Tutumu”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 35, S: 1, 1996, s. 117-154.
    MALAN S. C., Life and Times S. Gregory The Illuminator, The Founder and Patron Saint of the Armenian Church, Rivingtons, 1868.
    MEMİŞ Ekrem, “Ermenilerin Kökeni ve Geç- mişten Günümüze Türk-Ermeni İlişkileri”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, S. 7/1, 2005, s. 1-11.
    PAMUKCİYAN Kevork, Ermeni Harfli Türkçe Metinler, Aras Y., İstanbul, 2002.
    PAMUKCİYAN Kevork, Zamanlar, Mekanlar, İnsanlar, Aras Y., İstanbul, 2003.
    PRITSAK Omeljan, “Ermeni Kıpçakçası” Tarihi Türk Şiveleri, Sevinç Matbaası, Ankara, 1979, s. 131- 140.
    ÖZAKDAĞ Nadejda “16.-17. Yüzyıllardaki Ermeni Harfli Kıpçak Türkçesi ve Bu Dilde Yazılmış Kıpçakça Belgeler”, Yeni Türkiye, S.55, s. 340-356.
    TEKİN Talat, Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı, Simurg Y., Ankara, 1997.
    TOPARLI Recep vd., Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2007.
    RASONYİ Laszlo, Doğu Avrupada Türklük, Selenge Y., İstanbul, 2006.
    YÜCE Nuri, “Yazı”, İslam Ansiklopedisi, C. 41, s. 496.
    YÜCEL UYDU Mualla, “Kumanlar (Kıpçaklar)”, Doğu Avrupa Türk Tarihi, İstanbul, 2013, s.541- 575.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı?

          Kategori: Genel Kültür

          Konuyu Baslatan: Azeribalasi

          Cevaplar: 2

          Görüntüleme: 115

    Turkuaz&Tr. (08.06.20) Beğenenler
    Dünyanin En Büyük Azeri Mp3 Arsivi. www.azeribalasi.com

  2. #2
    Turkuaz&Tr. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08.10.10
    Yaş
    60
    Mesajlar
    749
    Beğendikleri
    46
    Beğenileri
    96
    Bahsedildi
    2 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    832
    @Turkuaz&Tr.

    Standart Cevap: Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı?

    Hörmetli Qardaşım, öyle bir konu paylaşmışsın ki, bu konuya dahil edilen her etnik grup ve mensubiyeti ile kullandıkları diller yaşadıkları tarihlerde ayrı ayrı bir konu olup, benim dar kapsamda dikkatimi çeken söz konusu ''Ermeni dili diye iddia edilen Ermeni Kıpçakçası'' dır. Bir dil etimolojik olarak, İnsanlık tarihinden günümüze, Klan, Kabile, Aşiret, Oba, Boy, Kavim, Millet ve Ulus kavramlarında şekillenir. Burada Sosyal, Kültürel, İktisadi, Coğrafi ve en önemlisiTarihin yarattığı şartların uygun ve uyumluluk şarları belirleyicidir.
    Dar kapsamda itirazım, (Ki geniş anlamda reddim teferruatlıdır.) ''Ermeni'' diye adlandırılan sosyolojik İnsan topluluklarına tarihsel süreçte ''Klan, Kabile, Kavim, Millet vs.gibi'' insan toplulukları tarihi süreçlerinin belirtilmeden kaçınılarak salt ''oldu-bitti'' yaklaşımı ile meşrulaştırılmasıdır.

    BİRİNCİ İTİRAZIM: M.S. 8. yüzyıl itibari ile, Tarihçilerin HAY Klan topluluklarıa ERMENİ adlandırması ile, bir paye ve Kavim muamelesi yaparak bugün (son 200 yıl) bakış açısı ile Ermeni ''MİLLET'' ismini meşrulaştırma çabalarına girmeleridir.
    Bu tarihçılerin yanılgıları, ''Ermeni'' diye adlandırdıkları bu sosyolojik insan topluluklarını, tarihsel süreçte dayatma ile oluşturdukları sosyolojik gerçekliği sapıttırmalarıdır. Bu Tarihsel sapıttırmalar, yani ''Ermeni'' diye bir sosyolojik İnsan varlığını, İnsanlık tarihine kazıma çabalarının ürünüdür.
    Gerçek dünden bugüne böylemidir. Değildir.
    Bunu gerçek rtaihçiler çürütmektedir. Hem de ''adına ''Ermeni'' denen HAY tarihçilerinin ataları demektedir.
    Bugün etimolojik Grogoryan Kıpçak Türkçesi kullandığı ilan edilen Hayların, aslında, hiçte Kıpçak Türkçesi kullanmadıkları, Hay tarihçilerince ifaede edilmektedir.
    Özetle Hay Tarihçileri demektedir ki, ''BİZ M.Ö. 2.YY.DA BALKANLARDAN KÜÇÜK KLANLAR HALİNDE ANADOLUYA FRİĞYALILARIN (Bugünkü Kütahya bölgesi) BÖLGESİNE GÖÇ ETMEYE BAŞLADIK. KALN YANİ KÜÇÜK GRUPLAR HALİNDE 100 YILA YAKIN BİR ZAMANDA FRİĞ BÖLGESİNE BALKANLARDAN GÖÇ ETTİK. FİRİĞYALILAR BİZLERİ ÖZETLE TOPRAKLARINDA KABUL ETMEDİ. GÖÇ VE KABUL ETMEME SÜRECİ SONUCU, FRİĞYADAN COĞRAFİ SURİYE TOPRAKLARINA UZUN YILLAR GÖÇ ETTİK. ORADA DA BARINAMADIK VE ANADOLUYA DİYARBAKIR YÖRESİNE GÖÇ ETTİK. SURİYEDEN ANADOLU DİYARBAKIR MERKEZ NOKTALI GÖÇLERDER ÇOK, MUŞ, BİNGÖL, BATMAN DAHA SONRALARI KUZEY DOĞUYA, VAN, AĞRI, IĞDIR, KARS YÖRELERİNE GÖÇ ETTİK DERLER.
    AYNI ZAMANDA, SURİYEDEN DİYARBAKIR YÖRESİNE GÖÇLERİ BAŞLATTIKLARINDA, BU YÖRENİN YANİ DİYARBAKIR YÖRESİNİN HAKİMLERİNİN, SAHİPLERİNİN ÖNTÜRK SAKALARIN BİR BOYU OLAN ERMEN TÜRKLERİNİN EĞEMENLİĞİNDEKİ BİR YÖRE OLDUĞUNU İTİRAF EDERLER. İTİRAFLARINDAKİ İNSANCIL SÖYLEMLERİDE , ERMEN TÜRKLERİNİN KENDİLERİNE TOPRAK VERDİKLERİ GİBİ, TARIM VE HAYVANCILIĞI, YERLEŞKECİLİĞİ ÖĞRETTİKLERİNİ KAYDA DÜŞERLER.
    KİMLER? ATA ERMENİ TARİHÇİLER.
    YİNE AYNI TARİHÇİLER, M.S. 150-200. YILLAR İTİBARİ İLE HRİSTİYANLIĞA İNTİKAL EDERLER VE AZERBAYCAN COĞRAFYASINA YÖNELİK GÖÇLERİ, KLİSELERİ ARACILIĞI İLE SÜRDÜRÜRLER.

    Fazla uzatmayayım; ÖNTÜRK SAKALARIN BİR KOLU OLAN ERMEN TÜRKLERİNİN COĞRSAFYASINA GELİP VE ANADOLUNUN KUZEY DOĞUSUNA YAYILACI PLİTİKA İZLEYEN HAYLAR, M.S. 8. YY. DA KENDİLERİNE ''HAY'' DEMEKTEN VAZ GEÇİP, BİR TARLADAKİ ''AYRIK OTU'' gibi yayılarak, kondukları Ermen Türk cografyasının adını çalarak, kendilerine, ERMEN COĞRAFYASI HALKI, yani ERNDEN OLAN, ERMEN sahibi ERMENİ demeye başlamışlardır.
    M.S. 8. itibari ile Klise kaynaklı yayılmacı politikaları ile (Ki-klise kaynakları orta tarihte Rus kaynaklı olmuştur. ve M.S. Hristiyan konsül kararlarına damgasını vuran ve Vatikan tarafından aforoz edilen, ancak doktrinlerini dikte eden, Suriyeye geçen, M.S. İznik 2. hristiyan KONSÜLÜNE DAMGASINI VURAN,, Anadolu Mersin Tarsus, oradan Adıyaman, oradan Azerbaycan Coğrafyasına geçip kendi Kiliselerini kuran Hristiyanlığın yaramaz çocuğu 'Aziz Pavlus, Namı değer adı Aziz Paul takipçileri olduklarını iddaa eden) Türk yurtlarına baskı ve şiddetle yayılan, özellikle Türk kültüründen çalmalar yaparak, HAY kimliğinden, ERMEN TÜRK'ü kimliğine bürünenerek kendilerine ERMEN COĞRAFYASI HALKI temelinde ERMEN-İ, Ermen coğrafyasına ait olan, kendi dillerininedil grameri oluşturan, sanattan, mus,keye, inşaattan, üretime, Azerbaycan Türklerini taklit ederek kavimleşmeye çalışmış bir Balkan Klanlar grubunun dilini Kıpçak Türklerini dil grubundan kabul edemeyiz.
    İKİNCİ İTİRAZIM:KIPÇAK TÜRKLERİ; Karadeniz karşılıklı kıyı halkları olmakla birlikte tüm Balkanlarda egemen Türkler olmuşlardır.
    Ozaman, farkında omadan bu tarihçiler açık vererek, Kıpçak Türkçesini kullandıklarını iddiaa ettikleri Hayların, HAY yani bu tarihçilere göre ''ERMENİLERİN'' BALKANLARDAN ANADOLU bu günkü Kütahya yöresi adı ile Friğya yöresine göç ettiklerini kabul ememelerinedir.
    Hem diyeceksiniz ki, ''Ermeniler Kafkasya Halkıdır, hemde diyeceksiniz ki, Ermeniler Kıpçak Türkçesinin etimolojik lehçelerini kullanmaktadır. Sebep?
    Kıpçaklar Orta Asya, oradan Azerbaycan coğrafya, oradan Balkanlar ve doğu Avrupaya göç edip yerleşmeleridir, öylemi?
    Tarihsel süreç ve zaman faktörleri nelerdir?
    Cevabı ''''Ermeni'' diye adlandırılan gerçek HAY tarihçileri veriyor.
    DİYORLAR Kİ, BİZLER M:Ö '==. YY.dan itibaren BALKANLARDAN ANADOLUYA, ORADAN SURİYE YE, ORADAN TEKRAR ANADOLUYA geçmiş, KIPÇAK türk'Ü VE dilini konuşmayan ve TÜRK OLMAYAN BALKAN HALKIYIZ.

    Saygılar.
    Azeribalasi (09.06.20) Beğenenler
    Konu Turkuaz&Tr. tarafından (09.06.20 Saat 00:51 ) değiştirilmiştir.
    AZERBAYCAN BAYRAĞINDA MAVİ; TÜRKLÜK, BAĞIMSIZLIK VE GÖĞ'Ü İFADE EDER. MAVİ ÖZGÜRLÜK, MAVİ SONSUZLUKTUR.



    ''UYUYAN MİLLETLER YA ÖLÜR,
    YA DA KÖLE OLARAK UYANIR''

    Gazi Mustafa KEMAL

  3. #3
    Azeribalasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    9.816
    Beğendikleri
    584
    Beğenileri
    103
    Bahsedildi
    1 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @Azeribalasi

    Standart Cevap: Gregoryan Kıpçak Türkçesi mi Ermeni Kıpçakçası mı?

    Alıntı Turkuaz&Tr. Rumuzlu Üyeden Alıntı
    Hörmetli Qardaşım, öyle bir konu paylaşmışsın ki, bu konuya dahil edilen her etnik grup ve mensubiyeti ile kullandıkları diller yaşadıkları tarihlerde ayrı ayrı bir konu olup, benim dar kapsamda dikkatimi çeken söz konusu ''Ermeni dili diye iddia edilen Ermeni Kıpçakçası'' dır. Bir dil etimolojik olarak, İnsanlık tarihinden günümüze, Klan, Kabile, Aşiret, Oba, Boy, Kavim, Millet ve Ulus kavramlarında şekillenir. Burada Sosyal, Kültürel, İktisadi, Coğrafi ve en önemlisiTarihin yarattığı şartların uygun ve uyumluluk şarları belirleyicidir.
    Dar kapsamda itirazım, (Ki geniş anlamda reddim teferruatlıdır.) ''Ermeni'' diye adlandırılan sosyolojik İnsan topluluklarına tarihsel süreçte ''Klan, Kabile, Kavim, Millet vs.gibi'' insan toplulukları tarihi süreçlerinin belirtilmeden kaçınılarak salt ''oldu-bitti'' yaklaşımı ile meşrulaştırılmasıdır.

    BİRİNCİ İTİRAZIM: M.S. 8. yüzyıl itibari ile, Tarihçilerin HAY Klan topluluklarıa ERMENİ adlandırması ile, bir paye ve Kavim muamelesi yaparak bugün (son 200 yıl) bakış açısı ile Ermeni ''MİLLET'' ismini meşrulaştırma çabalarına girmeleridir.
    Bu tarihçılerin yanılgıları, ''Ermeni'' diye adlandırdıkları bu sosyolojik insan topluluklarını, tarihsel süreçte dayatma ile oluşturdukları sosyolojik gerçekliği sapıttırmalarıdır. Bu Tarihsel sapıttırmalar, yani ''Ermeni'' diye bir sosyolojik İnsan varlığını, İnsanlık tarihine kazıma çabalarının ürünüdür.
    Gerçek dünden bugüne böylemidir. Değildir.
    Bunu gerçek rtaihçiler çürütmektedir. Hem de ''adına ''Ermeni'' denen HAY tarihçilerinin ataları demektedir.
    Bugün etimolojik Grogoryan Kıpçak Türkçesi kullandığı ilan edilen Hayların, aslında, hiçte Kıpçak Türkçesi kullanmadıkları, Hay tarihçilerince ifaede edilmektedir.
    Özetle Hay Tarihçileri demektedir ki, ''BİZ M.Ö. 2.YY.DA BALKANLARDAN KÜÇÜK KLANLAR HALİNDE ANADOLUYA FRİĞYALILARIN (Bugünkü Kütahya bölgesi) BÖLGESİNE GÖÇ ETMEYE BAŞLADIK. KALN YANİ KÜÇÜK GRUPLAR HALİNDE 100 YILA YAKIN BİR ZAMANDA FRİĞ BÖLGESİNE BALKANLARDAN GÖÇ ETTİK. FİRİĞYALILAR BİZLERİ ÖZETLE TOPRAKLARINDA KABUL ETMEDİ. GÖÇ VE KABUL ETMEME SÜRECİ SONUCU, FRİĞYADAN COĞRAFİ SURİYE TOPRAKLARINA UZUN YILLAR GÖÇ ETTİK. ORADA DA BARINAMADIK VE ANADOLUYA DİYARBAKIR YÖRESİNE GÖÇ ETTİK. SURİYEDEN ANADOLU DİYARBAKIR MERKEZ NOKTALI GÖÇLERDER ÇOK, MUŞ, BİNGÖL, BATMAN DAHA SONRALARI KUZEY DOĞUYA, VAN, AĞRI, IĞDIR, KARS YÖRELERİNE GÖÇ ETTİK DERLER.
    AYNI ZAMANDA, SURİYEDEN DİYARBAKIR YÖRESİNE GÖÇLERİ BAŞLATTIKLARINDA, BU YÖRENİN YANİ DİYARBAKIR YÖRESİNİN HAKİMLERİNİN, SAHİPLERİNİN ÖNTÜRK SAKALARIN BİR BOYU OLAN ERMEN TÜRKLERİNİN EĞEMENLİĞİNDEKİ BİR YÖRE OLDUĞUNU İTİRAF EDERLER. İTİRAFLARINDAKİ İNSANCIL SÖYLEMLERİDE , ERMEN TÜRKLERİNİN KENDİLERİNE TOPRAK VERDİKLERİ GİBİ, TARIM VE HAYVANCILIĞI, YERLEŞKECİLİĞİ ÖĞRETTİKLERİNİ KAYDA DÜŞERLER.
    KİMLER? ATA ERMENİ TARİHÇİLER.
    YİNE AYNI TARİHÇİLER, M.S. 150-200. YILLAR İTİBARİ İLE HRİSTİYANLIĞA İNTİKAL EDERLER VE AZERBAYCAN COĞRAFYASINA YÖNELİK GÖÇLERİ, KLİSELERİ ARACILIĞI İLE SÜRDÜRÜRLER.

    Fazla uzatmayayım; ÖNTÜRK SAKALARIN BİR KOLU OLAN ERMEN TÜRKLERİNİN COĞRSAFYASINA GELİP VE ANADOLUNUN KUZEY DOĞUSUNA YAYILACI PLİTİKA İZLEYEN HAYLAR, M.S. 8. YY. DA KENDİLERİNE ''HAY'' DEMEKTEN VAZ GEÇİP, BİR TARLADAKİ ''AYRIK OTU'' gibi yayılarak, kondukları Ermen Türk cografyasının adını çalarak, kendilerine, ERMEN COĞRAFYASI HALKI, yani ERNDEN OLAN, ERMEN sahibi ERMENİ demeye başlamışlardır.
    M.S. 8. itibari ile Klise kaynaklı yayılmacı politikaları ile (Ki-klise kaynakları orta tarihte Rus kaynaklı olmuştur. ve M.S. Hristiyan konsül kararlarına damgasını vuran ve Vatikan tarafından aforoz edilen, ancak doktrinlerini dikte eden, Suriyeye geçen, M.S. İznik 2. hristiyan KONSÜLÜNE DAMGASINI VURAN,, Anadolu Mersin Tarsus, oradan Adıyaman, oradan Azerbaycan Coğrafyasına geçip kendi Kiliselerini kuran Hristiyanlığın yaramaz çocuğu 'Aziz Pavlus, Namı değer adı Aziz Paul takipçileri olduklarını iddaa eden) Türk yurtlarına baskı ve şiddetle yayılan, özellikle Türk kültüründen çalmalar yaparak, HAY kimliğinden, ERMEN TÜRK'ü kimliğine bürünenerek kendilerine ERMEN COĞRAFYASI HALKI temelinde ERMEN-İ, Ermen coğrafyasına ait olan, kendi dillerininedil grameri oluşturan, sanattan, mus,keye, inşaattan, üretime, Azerbaycan Türklerini taklit ederek kavimleşmeye çalışmış bir Balkan Klanlar grubunun dilini Kıpçak Türklerini dil grubundan kabul edemeyiz.
    İKİNCİ İTİRAZIM:KIPÇAK TÜRKLERİ; Karadeniz karşılıklı kıyı halkları olmakla birlikte tüm Balkanlarda egemen Türkler olmuşlardır.
    Ozaman, farkında omadan bu tarihçiler açık vererek, Kıpçak Türkçesini kullandıklarını iddiaa ettikleri Hayların, HAY yani bu tarihçilere göre ''ERMENİLERİN'' BALKANLARDAN ANADOLU bu günkü Kütahya yöresi adı ile Friğya yöresine göç ettiklerini kabul ememelerinedir.
    Hem diyeceksiniz ki, ''Ermeniler Kafkasya Halkıdır, hemde diyeceksiniz ki, Ermeniler Kıpçak Türkçesinin etimolojik lehçelerini kullanmaktadır. Sebep?
    Kıpçaklar Orta Asya, oradan Azerbaycan coğrafya, oradan Balkanlar ve doğu Avrupaya göç edip yerleşmeleridir, öylemi?
    Tarihsel süreç ve zaman faktörleri nelerdir?
    Cevabı ''''Ermeni'' diye adlandırılan gerçek HAY tarihçileri veriyor.
    DİYORLAR Kİ, BİZLER M:Ö '==. YY.dan itibaren BALKANLARDAN ANADOLUYA, ORADAN SURİYE YE, ORADAN TEKRAR ANADOLUYA geçmiş, KIPÇAK türk'Ü VE dilini konuşmayan ve TÜRK OLMAYAN BALKAN HALKIYIZ.

    Saygılar.
    Abecan bizleri aydinlattigin icin cok tesekkürler
    Turkuaz&Tr. (09.06.20) Beğenenler
    Dünyanin En Büyük Azeri Mp3 Arsivi. www.azeribalasi.com

Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş