Üniversitelerdeki Fethullahçı Operasyonlarıhttp://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/SalikRes/Yazarlar/neciphablemitoglu.jpg Fethullahçıların üniversitelerdeki kadrolaşma hareketi, Yüksek Öğretim Kurulu'nun kurulmasıyla birlikte ivme kazanmıştır. Geleceğin mürit akademisyenlerini yetiştirme programı doğrultusunda, onbinin üzerinde müridini Y.Ö.K. ve M.E.B. kontenjanlarından A.B.D., İngiltere, Fransa gibi ülkelere gönderen fethullahçılar, şimdilerde iki önemli avantaja

Bu konu 108 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Üniversitelerdeki Fethullahçı Operasyonları / Dr. Necip HABLEMİTOĞLU 108 Reviews

    Konuyu değerlendir: Üniversitelerdeki Fethullahçı Operasyonları / Dr. Necip HABLEMİTOĞLU

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 108 kez incelendi.

  1. #1
    Türk Milliyetçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.05.11
    Mesajlar
    2.492
    Beğendikleri
    438
    Beğenileri
    479
    Tecrübe Puanı
    566
    @Türk Milliyetçisi

    Standart Üniversitelerdeki Fethullahçı Operasyonları / Dr. Necip HABLEMİTOĞLU

    Üniversitelerdeki Fethullahçı Operasyonları

    Fethullahçıların üniversitelerdeki kadrolaşma hareketi, Yüksek Öğretim Kurulu'nun kurulmasıyla birlikte ivme kazanmıştır. Geleceğin mürit akademisyenlerini yetiştirme programı doğrultusunda, onbinin üzerinde müridini Y.Ö.K. ve M.E.B. kontenjanlarından A.B.D., İngiltere, Fransa gibi ülkelere gönderen fethullahçılar, şimdilerde iki önemli avantaja sahip olmuşlardır: Eğitimlerini tamamlayarak Türkiye'ye dönenler, akademisyen olarak, mevcut fethullahçı kadroları daha da güçlendirirken; yurtdışında kalmak isteyenler de, iş bularak kaldıkları ülkelerde mevcut cemaati takviye etmişlerdir. Y.Ö.K. sistemi içinde başta Rektörlük olmak üzere, Dekanlık ve Müdürlük kadrolarını elegeçirme doğrultusunda, tüm siyasal bağlantılarını kullanan fethullahçılar, özellikle de üniversitelerin Yüksek Lisans ve Doktora eğitimlerini koordine eden Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü gibi birimlerinde söz sahibi olmaya çalışmışlardır. 12 Eylül döneminde, "hasım" olarak nitelendirdikleri öğretim elemanlarının 1402'likler kategorisine dahil edilmesinde, bir başka ifadeyle üniversiteden uzaklaştırılmasında hayli etkili olan fethullahçılar, daha sonra da Y.Ö.K. yasasının anti-demokratik hükümlerinden yararlanarak "sözleşmeyi uzatmama" yoluyla "hasım"larını tasfiyeye devam etmişlerdir.

    Diğer taraftan, Y.Ö.K., -bilerek ya da bilmeyerek- fethullahçıların başta Anadolu üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri olmak üzere, pekçok üniversitedeki egemenliğini pekiştirecek politikalar üretmeye devam etmektedir. Örneğin, üniversitelerdeki eğitim dilinin ingilizce olması yolundaki eğilim, doğrudan fethullahçılara yaramaktadır. Devlet parası ile ABD ve İngiltere gibi ülkelerde çok iyi derecede ingilizce öğrenen fethullahçı kadrolar, üniversitelerde, dil avantajıyla ön plana fırlamışlardır. Aynı şekilde, Y.Ö.K. ile başlayan ve akademik yükselmelerde yabancı dilde yayın koşulu, fethullahçı akademisyenlerin önünü tamamiyle açmıştır. Türkiye'deki üniversitelerde yürütülen bilimsel çalışmaların kendi toplumumuzun bilgisine ve hizmetine sunulması, ulusal bir öncelik ve gereklilik olması icap ederken; Y.Ö.K., akademik yükselmelerde, Türkçe yayınları dikkate almamaktadır. Y.Ö.K., bilimsel makalelerin, neredeyse tamamına yakını Batı ülkelerinde yayınlanan ve "Science Citation Index"in taradığı periyodiklerde çıkmasını, akademik yükselmeler için olmazsa olmaz koşul olarak kabul etmektedir. Bilimsel araştırmaların sonuçları hakkında önce kendi meslekdaşlarını ve de toplumunu bilgilendirmek; ülkeye çok yönlü katkı yollarını açmak dururken, ancak sömürge ülkelerde görülen ve "sömürge aydını" anlayışı içinde bu sonuçları öncelikle Batılıların hizmetine ve bilgisine sunma ***retkeşliği, Y.Ö.K.'nu yönetenlerin ulusallıktan ve ulusalcılıktan ne denli uzak olduklarını ortaya koymaktadır. İşte, fethullahçılar, sırf bu amaçla, Batıda "Fountain" örneğinde olduğu gibi, yabancı dilde yayın çıkarmakta; ayrıca, kendi müritlerinin bu kapsamdaki periyodiklerde makalelerinin yayınlanması için profesyonel bir organizasyonla servis hizmeti sağlamaktadırlar. Y.Ö.K. yöneticilerinin bu konuda sergiledikleri gafletin, bir de siyasal yönü bulunmaktadır. Örneğin, bir Cumhuriyet Tarihçisi'nin "Ermeni görüşleri aleyhinde" bir makaleyi, bu indekste yeralan periyodiklerde yayınlatması mümkün değildir. Aynı şekilde, PKK, Pontus, Süryani, Fener Patrikhanesi, Misyonerlik, Keldani, Batı destekli şeriat örgütlenmeleri vb. konularda, Türkiye'nin tezini savunan bir bilimsel makale, bugüne kadar sözkonusu indeksce taranan periyodiklerde yayınlanmış değildir. Fethullahçıların yanısıra, Ermeni tezine destek veren Prof.Dr. Halil Berktay örneğinde olduğu gibi, yerel tarihçilik adı altında Türkiye'nin etnik sorunlarını kaşıyan 2. Cumhuriyetçi kimlikli, çoğunluğu Vakıf Üniversitelerinde kadrolu akademisyenlerin bu periyodiklerde yayın sorunu bulunmamaktadır. Başta tarihçiler olmak üzere, diğer sosyal bilimlerde çalışma sürdüren akademisyenler, ortadaki olumsuz olgudan birinci derecede mağdurdurlar. Bilimsel çalışmalarını "ulusal" perspektiften sürdürmek, bir anlamda Y.Ö.K. eliyle cezalandırılmak anlamına gelmektedir. Sadece sosyal bilimciler mi? Elbette ki hayır!.. Örneğin, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi A.B.D. öğretim üyesi Prof.Dr. Tahir Hatipoğlu ve meslekdaşları tarafından yürütülen bir araştırmanın sonuçlarının yeraldığı makalenin yayın talebi, İngiltere'de yayınlanan, sözkonusu indeksçe taranan bir tıp dergisi tarafından reddedilmiştir. Reddin gerekçesi, "Türkiye'de sadece Türklerin yaşamadığı, Kürtlerin de yaşadığı ve örneklemlerde onlara da yer verilmemesi" olarak gösterilmiştir. Türk akademisyenleri böylesine aşağılayıcı, onur kırıcı, ulusal duyarlılığı rahatsız edici durumlara düşürmek, Y.Ö.K. yasasının 4. ve 5. maddeleri ile hiç mi hiç bağdaşmamaktadır. Y.Ö.K.'nun, fethullahçı kadrolaşmaya ve Türkiye yerine Batılı ülkelere öncelikli olarak hizmet veren bu şekilci, içeriği kof, sömürge uşaklığı görünümlü uygulamadan vazgeçmesi gerekmektedir.

    ÖRNEKOLAY: A.Ü. TÜRK İNKILÂP TARİHİ ENSTİTÜSÜ

    Kadrolaşmaya tipik bir örnek olmak üzere, sadece Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü'ne kayıtlı öğrenci sayısı, 1985-86 Öğretim Yılı itibariyle 462'ye ulaşmıştır. Bir bölümünün iki ya da üç yıllık yüksekokul, enstitü mezunu olup dört yıllık lisans eğitimini tamamlamadıkları; bir bölümünün ilgisiz alanlardan mezun oldukları; kimi öğrencilere ise -eğitim süresi dahil- üç ay gibi kısa sürelerde diploma verildiği sabit olan sözkonusu Enstitü'de, kimi eski yöneticiler, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmışlardır. Başta üniversiteler olmak üzere, T.S.K., Diyanet, TRT, MEB gibi stratejik kurum ve kuruluşlarda kadrolaşmayı amaçlayan ve bu doğrultuda akademik "ünvan dağıtan" öncüler, ülke çapındaki tüm üniversitelerde açılan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüleri ve de Atatürk Araştırmaları Merkezleri'ni elegeçirme savaşımına girişmişlerdir. Nedenine gelince, bu birimler, üniversitelerde tek ideolojik propaganda-politika yapılabilen "Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi" dersinin yürütülmesinden sorumludurlar. Bu ders, dinamik yönüyle, sadece dünü değil, bugünü ve yarını da içine almaktadır. Bir başka ifadeyle, devletin resmi ideolojisinin aktarıldığı; karşı ideolojinin bir tehdit olarak sunulduğu; Atatürk ilke ve devrimlerinin benimsetilmesi olduğu kadar; bu ilke ve devrimlere düşman olan iç-dış odakların teşhir edildiği bir dersi, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı kimi kadrolara verdirmek gibi bir olguyla karşılaşılmıştır. Normalde, her türlü şeriatçı ve bölücü yapılanmalara karşı üniversite öğrencilerini bilinçlendirecek Atatürkçü akademisyenlerin tasfiyesi sonucunda, yerlerine gelen fethullahçıların, bu defa öğrencileri hangi yönde bilinçlendirecekleri (!) bir kara mizah olarak Y.Ö.K.'nun "başarı hanesine" yazılmıştır. Tabii olan, 1982'den bu yana zihinsel tasalluta uğrayan ve her biri birey yerine müride dönüşen yüzbinlerce Türk gencine, ailelerine ve devletimizin geleceğine olmuştur.

    İşte, kadrolaşmada hedef akademik kurumlardan, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde "Doktor" ünvanını almış bir mezunun yazdıkları!.. Hiç yorumsuz:

    "... Son yıllarda yaptığı hayırlı işler dolayısıyla Türk ve dünya kamuoyunun yakından tanıdığı Fethullah Gülen; fikirleri, düşünceleri ve yapılmasına vesile teşkil ettiği hayırlı işler dolayısıyla toplumumuzda çok geniş bir kesimin sevgi ve saygısını kazanmış yukarıda izah ettiğimiz gelişmiş beyine sahip mümtaz bir kişidir.

    ... 45 yıldır ülkemizin aktif yönetimini üstlenen Sayın Süleyman DEMİREL ile Sayın Bülent ECEVİT'in Fethullah GÜLEN hakkındaki övgü dolu sözleri ciltlere sığmaz. Sadece bu iki kişinin medyada çıkan güzel sözleri biraraya getirilse 24 bölümlük dizi film olur. Kısacası bize göre Fethullah Gülen; kamuoyumuzun yakından tanıdığı kalbi vatan aşkı ile dolu, Türk Kültürüne aşık, örnek bir müslüman, gönlü insan sevgisi ile dolu, insanlar arasında barış, hoşgörü ve sevgiyi daima ön planda tutan bir gönül insanıdır. Bu özellikleri ile dünya insanlığının da yakından tanıyıp izlediği bir sevgi adamıdır. Toplumun dinamiklerini ayakta tutan ve insanlar arasındaki birlik, beraberlik ve kardeşliği pekiştirecek örnek insanları bulup çıkartmak ve onlardan yönetimin her alanında yararlanmak devletin temel görevidir.

    ... Nitekim, herkesin gözü önünde ceryan edecek yargı süreci sonunda, ülkemizde çete oluşturarak devleti yıkmayı düşünebilecek en son kişilerden biri olduğunu değerlendirdiğim Fethullah GÜLEN muhtemelen beraat ederek aklanacaktır. Sonunda kendisini sevenler ve sayanların sayısı artacaktır.

    Sonuç olarak; Bu yazı Fethullah GÜLEN'i övmek için kaleme alınmamıştır. Sadece bu tutuklama kararı konuya ilişkin fikirlerimizi açıklamamıza vesile teşkil etmiştir. Ayrıca Fethullah GÜLEN'in bizim güzel sözlerimize ihtiyacı da yoktur. Gereği de yoktur. O görevini tamamlamış bir insanın huzur rahatlığı içinde toplumun gönlünde yer almıştır. Açılmasına vesile olduğu yüzlerce okuldan yetişen her milletten yüzbinlerce öğrenci insanlığa hizmet için, bilim ve teknoloji aşkıyla yola çıkmışlardır. Onların ve ailelerinin hayır duaları kendisine yeter de artar bile. Burada vurgulamak istediğim konu, Fethullah Gülen'in şahsına yapılan hareket değildir. Binlerce yıllık gelenek ve göreneklerimize karşı yapılan yanlışlığı ortaya koymaktır. Devlet ve millet için faydalı bir şey yapmaya çalışan ve fakat sayıları çok az olan memleket evlatlarının binbir vesile ile yollarının kesilmek istenmesine bir kere daha dikkat çekmek içindir.

    Burada yine vurgulayacağım önemli nokta şudur;

    Kalbi memleket ve millet aşkı ile dolu, onu yüceltmek ve yükseltmekten başka hiçbir idealleri olmayan gerçek vatanseverleri yıldırmak, korkutmak, kaçırmak ve hizmetten alıkoymak mümkün değildir. Onların verilmiş makam, mevki ve rütbeye ihtiyaçları yoktur. Onlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar milletlerini ve insanlığı aydınlatırlar. Bu bakımdan halkımıza itidal ve soğukkanlılık tavsiye ediyorum. Üzülmesinler. Tasalanmasınlar. Dün; Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan, Muhsin YAZICIOĞLU, Hasan Celal GÜZEL'ler hapsedildiler. Fakat her defasında eskisinden daha güçlü olarak halkının itibarını kazandılar. Daha iyi hizmet edebilecekleri yerlere geldiler. Yapılan yanlıştır; ama; yapılan yanlışların daima iyilik ve güzelliklerin bir başlangıcı olduğunu kabul etmek gerekiyor. İnanıyorum bu sefer de böyle olacaktır (T.T.K.)".
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Yukarıdaki satırların yazarı olan Dr. Tamer Kumkale, sıradan biri değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en kritik yerlerinde (Kara Kuvvetleri İstihbarat, Milli Güvenlik Kurulu T.İ.B. gibi) görev yapmış, bu görevleri sürdürürken de, adıgeçen yerde doktorasını tamamlamış biridir. Albay rütbesindeyken emekliye sevkedilen yazarın, halen Fatih Üniversitesi'nde "Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi" bölüm sorumlusu olduğunu söylemek şaşırtıcı olmayacaktır
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    . Bu örneği, aynı Enstitü'de Yüksek Lisans ve Doktora yapan Emniyet mensuplarına da teşmil ettiğinizde, olayın vahameti daha da iyi anlaşılacaktır.

    PROF.DR. KEMAL ALEMDAROĞLU'NU TASFİYE OPERASYONLARI

    Diğer taraftan, Türk sağındaki halen geçerli olan; "Allahını-Peygamberini biliyor, komünist değil, o halde bizden" yaklaşımını en çok fethullahçılar değerlendirmektedir. Mevcut tüm sağ çizgideki siyasal partilerde yaptırım gücüne sahip bulunan, dolayısıyla bir anlamda gelmiş-geçmiş siyasal iktidarlara görünmez biçimde "ortak" olan fethullahçılar, son yıllarda DSP, CHP gibi sol çizgideki partilere de büyük paralar harcayarak "adam yerleştirmektedirler". Bu açılım, üniversiteler için de sözkonusudur. Fethullahçıların üniversitelerdeki en önemli destekçileri ve de işbirlikçileri, 2. Cumhuriyetçi çizgide yer alanlarla, etnik bölücü kimliğini ön plana çıkaranlardır. Fethullahçılar, kimi vakıf üniversitelerinde görev yapan bu akademisyenleri, "danışmanlık" kılıfı altında resmen maaşa bağlamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti'ne, Atatürk ilke ve devrimlerine, laik hukuk sistemine, Türklük bilincine, tam bağımsızlık olgusuna karşı tüm unsurlarla birlikte, ülke çapında olduğu gibi üniversitelerde de dayanışma gösteren fethullahçılar, kendilerine direnen, kadrolaşmalarını durduran ya da gerileten tüm akademisyenleri "hasım" olarak değerlendirmektedirler. Fethullahçıların en tehlikeli hasım olarak nitelendirdikleri akademisyenlerin başında, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Kemal Alemdaroğlu ile Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Nur Serter gelmektedir. Uzun bir süreden bu yana "türban" gerekçesiyle, tüm radikal şeriatçı örgütlerin yanısıra, A.B. organlarından desteklenen işbirlikçi kimi vakıf üniversitelerindeki etnik sorunlu ve 2. cumhuriyetçi ve de "yabancı dille eğitim-paralı eğitim yanlısı" öğretim üyelerini Alemdaroğlu ve Serter aleyhine provoke ve organize eden, bu uğurda kayda değer harcamalarda bulunan fethullahçılar, son dönemde de Rektör Alemdaroğlu aleyhine, salt iftiraya dayalı "intihal" kampanyası başlatmışlardır
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    . Bilindiği üzere, tüm şeriatçı, aşırı sol ve de bölücü örgütlerin doğrudan hedef ilan ettikleri Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, İstanbul'daki tüm asker-polis şehit cenazelerine katılan ve güvenlik kuvvetlerine koşulsuz destek veren tek Rektör'dür. Buna karşılık, Sadettin Tantan'ın İçişleri Bakanlığı döneminde gerçekleştirilen yasadışı polis eyleminde, kimi polis memurlarının İstanbul Üniversitesi ve dolayısıyla Rektörü aleyhine attıkları sloganlar, fethullahçıların söylemleriyle birebir örtüşmektedir. Keza Fethullahçılar, Ondokuzmayıs Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ferit Bernay hakkında da kesintisiz iftira kampanyası sürdürmektedirler.

    BİREYSEL MÜCADELE VE DEZENFORMASYON ÖRNEKLERİ

    Fethullahçıların üniversitelerdeki "hasım"larına yönelik taktik ve stratejilerini -yaşayarak, bedel ödeyerek öğrenen- bir akademisyen olarak, devam etmekte olan bir savaşımın mütevazi tarafıyım. 12 Eylül döneminden itibaren, intihal
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    dahil, her türlü iftiraya maruz bırakılıp, 3 kez üniversiteden uzaklaştırılan; toplam 76 ceza ve disiplin soruşturmasına ve de 100'e yakın idari ve adli davaya maruz ve muhatap bırakılan, ancak tümünden onanmış yargı kararlarıyla aklanan bir Cumhuriyet Tarihçisi olarak, diğer ülke ve devlet düşmanı yasadışı örgütlerin, tarikatların ve benzeri yapılanmalar yanısıra, fethullahçılara karşı mücadelemi de kesintisiz sürdürmekteyim. Yaklaşık 20 yıllık süreçte açılan dava dosyaları içinde yer alan binlerce belge, hiç şüphesiz, her fırsatta "din, ahlak, mukaddesat, fazilet, dürüstlük, namus" gibi kavramların ardına sığınan fethullahçıların, "hasım"larını tasfiye doğrultusunda sınırtanımaz etiksizliğinin göstergeleridir. İşte, sadece birkaç örnek:

    Fethullahçı istihbaratçılar tarafından "hasım" kabul edilen kişi ve kuruluşlar aleyhine yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinden biri de, çarpıtılmış bilgilere dayalı sahte belgeler üretmektir; teknik deyimle "fabrikatörlük" yapmaktır. Bu kapsamda, şahsımla ilgili üretilmiş onlarca sahte belge sözkonusudur ve bu sahte belgeler, daha çok internet ortamında dağıtılmaktadır. Bunlar arasında, kayda değer olarak "M.İ.T. mensubu olduğumu gösterir kimlik fotokopisi", "Gagauz-Hristiyan olduğuma dair nüfus kütüğü fotokopisi", "yüzkızartıcı suçlara ilişkin yargı kararları fotokopileri", "komünist örgüt militanı olduğuma ilişkin istihbarat raporu fotokopisi", "masonluğuma dair kimlik fotokopisi" vs. vs. sayılabilir. Sahte belge üretiminde sınırtanımazlığın ve utanmazlığın en tipik örneğinde şu bilgiler yer almaktadır:

    "AA0012A7A-SİY/04-EYL-0511-2895
    TERÖR ÖRGÜTÜ OPERASYONU
    BÖLÜCÜ ÖRGÜTÜN SÖZDE SİYASİ KANADININ ANKARA SORUMLUSU ELE GEÇİRİLDİ
    (FOTOĞRAFLI)

    ANKARA (AA) - Güvenlik güçlerince Ankara'da yapılan operasyonda bölücü terör örgütü PKK'nın sözde siyasi kanat ERNK'nın Ankara sorumlusu Necip Hablemitoğlu ele geçirildi.
    Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne bağlı ekiplerin bir ihbarını değerlendirerek Ankara Gençlik Caddesi'nde bir hücreevine düzenledikleri operasyonda Hablemitoğlu'nun yanısıra çok sayıda örgütsel doküman ve kırsal kesimdeki teröristlere gönderilmek üzere eğitim notları da ele geçirildi.
    Sorgusu halen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde sürdürülen Hablemitoğlu'nun bir üniversitede görevli olduğu ve örgütün kitleselleşmesi için çaba sarfettiğini itiraf ettiği kaydedildi.
    TALİMATLAR BEKAA'DAN
    Hablemitoğlu'nun ilk sorgusunda, talimatları bizzat terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'dan aldığı, PKK'nın geniş kitlelere ulaşması için bazı teklifler sunduğunu itiraf ettiği öğrenildi.
    Doğu Perinçek ile Abdullah Öcalan ile ilişkileri de sağladığı öğrenilen Hablemitoğlu'nun önceki yıllarda da bazı sol gruplarla birlikte olduğu provakatif faaliyetlerde uzman olduğu ifade edildi.
    (AB-TK-NHK)
    04.09.1989 14:59:07 TSİ
    NNNN"

    Normal posta, faks ve elektronik posta aracılığı ile dağıtılan ve de halen
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    adresinde "servis"e sunulmaya devam eden bu sahte belgeye, uzun yıllardan sonra ilk kez, Bandırma'da yayınlanan "Genç BAYRAK" adlı bir gazetenin 25 Mayıs 2002 tarihli nüshasında "Necip Hablemitoğlu eşittir PKK" başlığı altında yer verilmiştir. Bandırma'daki MHP eski ilçe başkanı tarafından yayınlanan gazetedeki haberde, sahte belgeye ek olarak -imla bozuklukları dahil aynen- şu iddia, iftira, hakaret ve isnatlarda bulunulmuştur:

    "Kısa bir süre önce, yerel bir gazete, Bandırma'da bir öğretim görevlisini konuk edip Belediye düğün salonunda konferans verdirdi. Şahsın adı Necip Hablemitoğlu. Elbette Bandırma'nın iyi niyetli ve onurlu insanları bu konferansı tüm samimiyetlikleri ile gidip dinlediler. Necip Hablemitoğlu anlattı. Bandırmalılar dinledi. Ancak meslekten mi bilinmez bizde bir araştırma hastalığı vardır. Biri Bandırma'ya geliyor ve onlarca kişiye gözlerinin içine baka baka birşeyler anlatıyor ve gidiyor, elbette sormak gerek kim bu Necip Hablemitoğlu diye. Sordukta.

    Necip Hablemitoğlu hakkında araştırma yaptığımızda ne o yapılanın konferans olduğunu nede insanları bilgilendirmeyi hedeflediğine inanmadık, inanmayacağızda. Çünkü geçmiş dönemlere ait olan tüm dökümanlarda Necip Hablemitoğlu eşittir PKK. Evet gerçek bir söylem ve asla iddia değil, gerçek. Çünkü elimizde saatine kadar verebileceğimiz bilgilere göre Necip Hablemitoğlu'da geçmişte PKK'ya hizmet ettiğini ve Abdullah Öcalan ile birebir görüşerek talimat aldığını itiraf etmiş. Aynı Necip Hablemitoğlu yani PKK örgütü yardımcısı ve yatakçısı Necip Hablemitoğlu, 2002 yılında Bandırma'da Belediye'ye ait bir salonda konferans veriyor ve bir gazetenin işbirliği ile. Biz size 04.09.1989 tarihinde saat 14:59'da tüm haber ajanslarını alt üst eden ve tüm adli makamları harekete geçiren resmi yazıları eksiksiz, kesintisiz, cesurca ve Kamuoyuna hitaben yayınlıyoruz.
    ...
    Yazıyı okuduktan sonra konu kamuoyuna kalıyor. Bandırma'ya gelerek onlarca onurlu Türk insanına konferans veren bir kişinin PKK Örgütüne yataklık etmesi ve bu konferansın alenen yapılması doğru mu? İşte bu soruya da kamuoyuna gerçekleri ile birlikte ekte sunuyoruz".

    Gazete, 28 Mayıs 2002 tarihli nüshasında, manşetten verdiği "Hablemitoğlu Gazetemize Dava Açıyor(muş)!" başlıklı haberde, yukarıdaki haber metnini aynen bir kere daha yayınladıktan sonra, şöyle denilmiştir: "Haberimiz üzerine 18 Mayıs'ta Hablemitoğlu'nu şehrimize getirerek konferans organizesini üstlenen bir yerel gazete, Necip Hablemitoğlu'nun gazetemize dava açtığını açıklamış. Kendisinden yurtsever ve değerli bilim adamı olarak bahsedilen bu şahsın PKK ile ne ölçüde işbirliği içerisinde olduğunu umarız kamuoyuna açıklayacak ve nihai kararı halkımız verecektir. Bekliyoruz HABLEMİTOĞLU...1 Konunun takibindeyiz. Hablemitoğlu davası ile ilgili bilgileri önümüzdeki sayılarımızda size aktaracağız".
    Konferansın Bandırma Ticaret Odası Konferans Salonunda yapıldığını saptayamayan, "Belediye Düğün Salonu" diyerek okuyucularına usulen adres gösteren bu titiz (!) gazetenin haberi sonrasında, sahte belgenin kaynağı olarak gösterilen ANADOLU AJANSI adına bir açıklama yazısı gönderilmiştir. Genel Müdür adına Genel Müdür Yardımcısı İsmail Bezgin imzası ile gönderilen 26.6.2002 tarih ve B.02.1.AA.12/102-2171 sayılı yazıda aynen şöyle denilmiştir:

    "İlgi yazınıza konu haber bültenlerimizde yer almamıştır. Ayrıca, yazınız ekinde göndermiş olduğunuz haber metni fotokopisi bizim formatımıza uygun değildir. Bu metnin düzmece yazılmış olduğunu düşünmekteyiz. Bilgilerinizi rica ederiz. Saygılarımızla".

    Elbette ki, bu sahte belge çerçevesinde gelişen haksız isnat ve iftiralara karşı sözkonusu gazete aleyhine açılabilecek tüm davalar açılacaktır. Ancak önemli olan gerçek şu: Yurdun farklı köşelerindeki benzer yayınlar nasıl saptanacak ve dava açılacak?!. Baba tarafından Kırım Türkü, anne tarafından Rumeli Türkü olan şahsımı, tüm mücadele ve eserlerime rağmen, etnik bölücü, elikanlı terör örgütü destekçisi-yatakçısı, dolayısıyla AB işbirlikçisi PKK'lı, ERNK yetkilisi gibi gösterme faaliyetlerinin "ülkücülük", "müslümanlık", "mukaddesatçılık" gibi kılıflar ardından yapılması, konunun takiyye yönünü ve mesajın hedefini ortaya çıkarmaktadır.

    Kaldı ki, bu ve benzeri iftira ve kumpasların 1980'den bu yana sonu gelmemektedir. Hatta, şahsımla ilgili iftira ve isnatlara yer veren Zaman gazetesi aleyhine açtığım ve tümünü kazanarak haksız isnat sahiplerini mahkûm ettirdiğim davaların birinde, gazete avukatı, Ankara Asliye 25. Hukuk Mahkemesi'ne benzeri sahte belgelerden birini sunma cüretini göstermiştir. 2000 Yılında görülen bu davaya, Zaman gazetesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne ait 15 Ekim 1986 tarih ve C-2537 sayılı belgeyi (!) iddia ve isnatlarına dayanak olarak göstermiştir. 14 Yıl öncesinin tarihini taşıyan ve İstihbarat Şubesi'ne ait olması dolayısıyla "gizli" olması gereken bir belgenin, nasıl olup da Fethullah Gülen Cemaatine yakınlığı tüm istihbarat raporlarında belirtilen bir gazetenin eline geçtiği sorusu, henüz yanıt bulamamıştır. Bu belgenin sahteliği, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nce mahkemeye sunulan yazıda belirtilmiştir. Ortaya çıkan sonuç şu ki, fethullahçı istihbarat örgütünde, gerektiğinde kullanılmak üzere saklanılan, ileride kullanılmak üzere hazırlandığı anlaşılan "tedbire yönelik" resmi belgelerle, sahte belgeleri içeren bir arşiv bulunmaktadır. Anlaşılan, "Zaman" gazetesi de bu arşivden yararlanabilmektedir.

    İşte, "Zaman" gazetesinin mahkemeye sunduğu istihbarat belgesinin son paragrafında şu hükme varılmaktadır:

    "Sözkonusu Enstitü'de, çeşitli devlet dairelerinden, Emniyet teşkilâtından ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden subayların da öğrenim gördüğü, bu nedenle laiklik ve Atatürk aleyhtarlığı yapıldığı iddialarının asılsız olduğu, istihbar edilmiş olup; ayrıca bahse konu olayın D.G.M. Savcılığına intikal ettiği ve soruşturma yapıldığı öğrenilmiştir"

    Oysa, dönemin Emniyet Genel Müdürü'nün Özel Kalem Müdürü başta olmak üzere, çok sayıda üst düzey emniyet mensubunun yanısıra, 50'ye yakın emekli ya da muvazzaf Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun da Enstitü'de öğrenim sürdürdüğü, Hürriyet, Milliyet, Günaydın, Sabah, Cumhuriyet gibi gazetelerde yayınlanan çarşaf listeler çerçevesinde kamuoyuna malolmuş olup, sadece İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün bilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sonuç, bizatihi İstihbarat Şubesi'ne yapılmış bir hakarettir. Nitekim, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kemal İskender, anılan Mahkeme Başkanlığı'na gönderdiği 29.5.2000 tarih ve B.05.1.EGM.4.06.00.06-06.5.800.1200-(6068-2000)-072065 sayılı yazıda şu bilgileri vermektedir:

    "... Kayıtlarımızın tetkikinde ve yapılan arşiv araştırmasında 15.10.1986 gün ve C-2537 sayılı evrak bulunamamıştır. Bahsekonu evrakın numarası itibariyle yazışma ve arşiv kodlama sistemimize uygun olmadığından muhtemelen böyle bir raporun mevcut olmadığı veya tarih itibariyle on yılı geçtiğinden imha edilmiş olabileceği değerlendirilmektedir.
    Ayrıca İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün görev alanına giren faaliyetlerle ilgili yapılan yazışmalarda yeralan bilgiler; dokümanter olmayıp istihbari niteliktedir. Herhangi bir adli veya idari tahkikatta delil olarak kullanılamayacağı gibi genel güvenlik ve İKK tedbirleri açısından evrakın aslı veya fotokopisi yazışmaya muhatap olan ilgili birim tarafından başka birimlere gönderilemez ve başka amaçlarla kullanılamaz ibareli bir uygulama bulunmaktadır. Bilgilerinize arzederim".

    Zaman gazetesi, anılan mahkeme tarafından mahkûm edilmiştir.

    İstihbaratçı fethullahçıların, tüm bu sahte belgelere dayalı dezenformasyon faaliyetlerine ve tasfiye yöntemlerine muhatap olan Atatürkçü bir akademisyen olarak, emin olduğum gerçek şu ki, Türkiye'nin en az PKK kadar, belki ondan da fazla tehlikeli ihanet odağı olan fethullahçıların devlet içindeki, öncelikli olarak da istihbarat birimlerindeki kökü kazınmadıkça; dış destekleri kesilip elebaşları İmralı'ya doldurulmadıkça, bu dış destekli, olağanüstü güce sahip organize suç örgütüyle bireysel kavgalar da -eşit olmayan koşullarda- sürüp gidecektir.
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Dr. Necip HABLEMİTOĞLU



    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    Yazının tam metni için bkz.
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    A.Ü. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü'nde doktora eğitimine alınan muvazzaf subayların neredeyse tamamına yakını -kendi isteği ile ayrılanlar dışında- emekliye sevkedilmiştir. "... Geçtiğimiz günlerde çok satan bir gazetenin ilan sayfalarında bir ilan. İri puntolarla, 'KİTAP DOSTLARI FATİH ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK KİTAPLIĞINDA' diye başlıyor. 'Ömür boyu toplayarak sakladığınız kitaplarım ve dokümanlarım benden sonra ne olacak diye düşünmeyin' diye sürüyor ve şöyle son buluyor: 'Kitaplarınız ve dokümanlarınız Atatürkçü Türk Gençleri'nin ve bilim dünyasının hizmetinde olacak ve adınız daima saygıyla anılacaktır'. Bu ilan, birçok kişi tarafından muhtemelen ilk bakışta sempati ile karşılanacaktır. Ancak Fatih Üniversitesi'nin Fethullah Gülen Cemaati ile anıldığını bilenler ister istemez, Atatürkçü söylemle makyajlanmış bu ilanı biraz daha dikkatli okuyacaktır. Bu gözle baktığınızda ilanın alt bölümünde iletişim kurulacak kişi olarak geçen şu isim dikkat çekiyor: Dr. Tamer Tahir Kumkale". Kumkale hakkında gazeteci Fatih Güllapoğlu'nun "Tanksız Topsuz Harekât" adlı kitabından yapılan alıntılar için bkz. Fatih Polat, "Susurluk ve Bir İlan", Evrensel, 2.11.2001.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Kemal Alemdaroğlu, bağlı olduğu anabilimdalı itibariyle en çok yayını olan öğretim üyeleri arasındadır. Üstelik, Y.Ö.K. Başkanlığı dışında, yükselebileceği en üst idari görevdedir. Dolayısıyla, akademik yükselme için öngörülen yayın yapma zorunluluğu da sözkonusu değildir. Editörleri arasında yeraldığı bir yayın gerekçe gösterilmek suretiyle, Prof.Dr. Alemdaroğlu'na çok yönlü bir kumpas kurulmuştur. Kumpasın bir köşesinde, AB'den aldığı trilyonluk proje bedeli karşılığında kurulan ve internette servis veren "Bianet" ile AB'ci İstanbul Tabip Odası ve yine AB'ci olarak bilinen kimi vakıf üniversitelerin paralı eğitim yanlısı kadroları yeralmaktadır. Bunlardan örneğin, Bianet'in yönetiminde Ertuğrul Kürkçü, Nadire Mater gibi isimlerin bulunduğunu açıklamak, hiç kimseye şaşırtıcı gelmeyeceği gibi bir fikir de verecektir. Bu köşenin kalemşörleri arasında, Murat Belge, Kadir Erdin gibi malum isimler yer almaktadır. Diğer köşesinde ise, TİSAG gibi fethullahçıların yoğun biçimde yer aldıkları bir sanal platform bulunmaktadır. Farklı köşelerde de, yine vaktiyle Y.Ö.K. ve M.E.B. tarafından gönderilen fethullahçıların etkin oldukları Virginia Üniversitesi'nde oluşturulan bir merkezle (The Plagiarism Resource Centre), şeriatçı basında yer alan pekçok yazar ve bir de "Yaşayan Osmanlı Hanedanının Tarihçisi " olarak lanse edilen bir diğer gazeteci boy göstermektedir. Böylece, iftira topu, bu köşeler arasında gidip gelirken, Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin gelmiş-geçmiş en net Atatürkçü Rektörü, kamuoyu nezdinde, en sağdan en sola karalanmaya, şaibe altında bırakılmaya çalışılmaktadır. Üniversitelerdeki akademisyen kıyımına ve Y.Ö.K. merkezli baskılara onurlu ve işlevsel bir tepki vermeyen; en son ulusalcı kimliği nedeniyle Ankara Üniversitesi S.B.F.'nde girdiği Doçentlik Sınavında, Prof.Dr. Doğu Ergil'in fiziksel ve sözlü saldırısına uğrayan Y. Doç.Dr. Emin Gürses'e sahip çıkmayan, menfur saldırı olayını aktif biçimde kınamayan ve gereğinin yapılmasını istemeyen İstanbul Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Kadir Ergin, Prof.Dr. Kemal Alemdaroğlu ile ilgili konuyu, Y.Ö.K., TÜBA gibi merkezlere intikalde akılalmaz ısrarcılık sergilemektedir.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    Doktora tezimle ilgili olarak "intihal" iddiasında bulunan "Radio Liberty" bağlantılı Y. Doç.Dr. Nadir Devlet'in girişimleri ile hem Y.Ö.K. ve hem de Ankara Üniversitesi'nde iki ayrı inceleme komisyonu kurulmuştur. Komisyonlar, bu iddiaların geçersizliği doğrultusunda karar vermişlerdir. Adıgeçen "bağlantılı", halen Yeditepe Üniversitesi'nde görev yapmaktadır.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    Fethullahçı yapılanmaya karşı ancak devlet erkiyle yürütülebilecek mücadele yapılmayıp, bu görev sadece bir avuç Cumhuriyet aydınına, gönüllüsüne bırakılacak olursa, ödenecek kişisel bedeller de giderek ağırlaşacaktır. Bu taktirde, kişisel olarak ödemekte olduğum bedeller geometrik düzeyde artacaktır. Örneğin:
    Yine, aleyhime açılmış yüzmilyarlarca liralık tazminat davalarına yenileri eklenecek;
    Yine, işyerimde düzmece soruşturmalar açılacak ve yargı kararlarına rağmen üniversitedeki görevime son verilecek;
    Yine, fethullahçı yayın organlarında kişilik haklarıma saldırıda bulunulacak;
    Yine, sırf tâciz ve "göz korkutma" amaçlı olarak polis ekibi bir ihbarı (!) değerlendirerek evime operasyon düzenleyerek gözaltına alma işlemi yapacak ve sonra özür dileyecek;
    Yine, fethullahçı istihbaratçılar tarafından ilgili tüm istihbarat birimlerinde, "ileride kullanılmak üzere" şahsımı karalayan, zan altında bırakan raporlar kaleme alınacak ve saklanacak;
    Yine, aynı ekip tarafından sahte belgeler tanzim edilmeye ve kamuoyuna maledilmeye devam edilecek;
    Yine, otomobilim kimliği meçhul kişiler tarafından saldırıya uğrayacak, içindeki her türlü matbu evrak gaspedilirken, ekonomik değer ifade eden eşyalara hiç dokunulmayacak. Ayrıca, tehdit ve hakaret içeren telefonların, mektupların, faksların, posta kutusuna bırakılmış imzasız notların ve elektronik postaların ardı arkası kesilmeyecek;
    Yine, başta T.S.K. olmak üzere, belirli kurum ve kişilerle ilgili sorular sorarak, sahte itiraflarda bulunarak, amiyane deyimle "zarf atarak", "gizli çekim" yapmaya çalışanlar, dolaylı rüşvet önerenler eksik olmayacak;
    Yine, telefonlarım dinlenmeye devam edecek;
    Yine, İçişleri Bakanlığı ya da benzeri bir kurumu tahkir ve tezyiften Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açılacak;
    Yine, yine, yine...
    Üniversitem, bunca yıldır şahsıma -zorunlu olmasına rağmen- bırakın bir odayı ya da masayı, sandalye bile vermemeye devam edecek.
    Belki de bir yenilik teşkil etmek üzere, Çağdaş Eğitim Vakfı örneğinde olduğu gibi, evimde yasal arama yapılacak ve suç (!) delilleri (!) bulunacak...
    Sonuç olarak geldiğimiz nokta şu ki, devleti yıkmaya, devleti ülkesi ve ulusuyla parçalamaya, Cumhuriyete kastetmeye, Atatürk ilke ve devrimlerini, laik hukuk sistemini yok etmeye çalışanlar ve tüm bu ihanetleri dış ülkeler adına gerçekleştirenler, devlet gücünü, devleti savunanlara karşı kullanma aşamasındalar...
    Bunlara karşı olmak, onaylamamak artık yetmiyor... Her gerçek kamu görevlisinin mağdur olma pahasına, elini taşın altına koyması; devletimizin, tam bağımsızlığımızın geleceği açısından inisiyatif kullanırken canının yanmasını, bedel ödemesini göze alması gerekiyor. Çoğunluk seyrettikçe, mücadele etmek yerine mücadele eder gibi yaptıkça, faraza Fethulllah Gülen'den, Müslüm Gündüz'den, Metin Kaplan'dan daha çok cesur ve namuslu olmadıkça, bilelim daha çok Asteğmen Kubilaylar, Uğur Mumcular, Ahmet Taner Kışlalılar, Bahriye Üçoklar, Muammer Aksoylar, aramızdan yitip gidecekler. Cumhuriyete bağlı olduğunu söyleyen bizler de, utanmadan ve sıkılmadan "devrim şehitlerimizi" sadece ölüm yıldönümlerinde hatırlamaya devam edeceğiz; neye can verdiklerinin nedenini sorgulamadan, hesabını sormadan...


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Üniversitelerdeki Fethullahçı Operasyonları / Dr. Necip HABLEMİTOĞLU

          Kategori: Makaleler,Köşe Yazıları

          Konuyu Baslatan: Türk Milliyetçisi

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 108








Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş