Kullanıcı Tag Listesi

Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek) BELGE 1 Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin 1926 Baskısında Ermeni Meselesi Maddesi

Bu konu 1657 kez görüntülendi 5 yorum aldı ...
Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek) 1657 Reviews

    Konuyu değerlendir: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1657 kez incelendi.

  1. #1
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)





    BELGE 1

    Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin 1926 Baskısında Ermeni Meselesi Maddesi

    “ERMENİ MESELESİ, TÜRKİYE’NİN ZAYIFLATILMASI VE SÖMÜRGELEŞTİRİLMESİ MESELESİDİR”

    Ermeni Meselesi: Doğu meselesinin bir parçası olarak Ermeni meselesine iki açıdan bakılabilir. Dış açıdan bakıldığında, büyük devletlerin Türkiye’de merkezkaç kuvvetleri destekleyerek Türkiye’nin zayıflatılması ve daha kolay sömürgeleştirilmesi görülür. Bu meselenin iç doğası ise, Ermeni ulusunun kendi kaderini, Ermeni burjuvazisinin önderliğinde ve buna bağlı olarak Ermeni burjuvazisinin gelişmesi yönünde tayin etmesidir.

    Ermeni meselesi, Ermeni ulusunun başına, İstanbul’un mali aristokrasisinin geçmesinden sonra, 18. yüzyılda ortaya çıktı.

    Bütün Anadolu’ya yayılmış olan Ermeni halkı, kendi ticaret burjuvazisini çok erken yaratmıştı. Bu ticaret burjuvazisinin, Türkiye’nin ekonomik hayatında rolü büyüktü. Örneğin hükümete, valilere vb. kredi verirdi.

    Öte yandan bu burjuvazi, din adamlarının, kilisenin büyük nüfuzundan yararlanarak halkı yönetiyordu. 1453 yılında Osmanlıların İstanbul’u fethetmesinden sonra İstanbul Patrikliği kurulmuştu; Ermeni burjuvazisi, bu patrikliğin aracılığıyla halkı yönetiyordu. Ermeni Patrikliği nezdinde mali aristokrasinin ileri gelenlerinden bir meclis oluşturulmuştu. Halkı yöneten, esas olarak bu şûra idi.

    Türkiye’de Ermeni burjuvazisinin gelişmesinde, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Ermeni burjuvazisinin ilişkileri çok büyük rol oynuyordu. Şunu da kaydedelim ki, Türkiye’nin el sanatlarında Ermeni esnafı Rumlarla birlikte büyük rol oynuyorlardı. Ne var ki, Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeni köylülerin siyasal ve ekonomik durumları çok kötüydü.

    Bu açıdan, Batı kapitalizminin Ortadoğu’da taarruza geçtiği anda, Batı ülkeleri kendi güvenlikleri için Türkiye’de köprü özelliği taşıyan Ermeni burjuvazisini kullanma yoluna gittiler, ancak bunda başarılı olamadılar. Çünkü Ermeni burjuvazisi Türkiye’nin iktidarına çok sıkı ekonomik ilişkilerle bağlıydı. Batı sermayesi kendisine dayanak olarak kiliseyi gördü. Ancak kiliseden de umulan destek alınamadı. Bundan sonra Batı sermayesi, ekonomik ilişkilerinde araç olarak Ermenilerin orta ticaret burjuvazisini yeğledi. Bu burjuvazi Batı’nın desteğiyle güçlendi ve Ermeni ulusal hareketinin gelişmesine büyük katkıda bulundu.

    Bu ulusal hareket, özellikle Moskova ve Tiflis’te yaşayan Ermeni aydınlarından destek aldı. Bu kentler, 1870 yıllarında, Rus liberal hareketinin etkisi altında, Ermeni liberalizminin merkezi olmuşlardı. Ulusal bilinç yazılı ve sözlü olarak gelişiyordu. Ulusal bilinç ve militan milliyetçilik uyanıyordu. Hem Rusya’da, hem de Türkiye’de yaşayan Ermeniler arasında militan milliyetçilik ortaya çıkıyordu.

    Ermeni orta burjuvazisi ilk adım olarak, kilisenin etkisini azaltmaya yönelmişti. Bu savaşta Ermeni orta burjuvazisi, kent esnafına dayanıyordu. Bu hareket, kilisenin laikleştirilmesine yönelmeye başlamıştı. Esas olarak İstanbul Patrikliği’ni hedef alıyordu ve bu savaştan galip çıktı. Orta burjuvazi, Meclis-i Ayan’da yer aldı. Meclis-i Ayan, maliye, adalet ve eğitim gibi geniş yetkilerle donatıldı.

    Köylüler önceleri, bu milli hareketin dışında kalmıştı. Ağırlaşan vergi sistemi ve Kürtlerle bozulan ilişkileri nedeniyle Türkiye’de Ermeni köylülerinin durumu iyice kötüleşmişti. Ermeniler beş Doğu vilayetinde (Van, Erzurum, Bitlis, Harput, Sivas) azınlık durumundaydılar (yüzde 20’den 40’a kadar). Burada nüfusun çoğunu Kürtler oluşturuyordu. O dönemde Kürtler aşiret halinde yaşıyor ve göçebe hayvancılık hayatı sürüyorlardı. 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde hızlı nüfus artışı nedeniyle Kürtler, yerleşik hayata geçiyorlar ve topraksız oldukları için Ermeni köylülerini Doğu Anadolu’nun dağlık kısımlarından göçe zorluyor ve topraklarına el koyuyorlardı. Türk hükümeti, Kürt aşiretleri üzerindeki etkisini artırmak için bu sürece göz yumdu ve bu toprakları aşiret reislerinin mülkiyetine verdi. Yani Doğu Anadolu’da Kürt feodalitesinin gelişmesini sağladı. Bu süreçten sonra, Kürtler ile Ermeniler arasındaki kanlı kavgalar, kan davasına, katliamlara dönüştü.

    Bu çelişkinin ikinci nedeni, Müslümanların, Ermeni kent burjuvazisini vahşi kapitalizmin temsilcisi (tefeciler) olarak görmeleriydi.

    Ekonomik nedenlerle keskinleşen Ermeni meselesi, Rusya, İngiltere gibi “büyük devletlerin” müdahalesiyle iyice büyüdü. Rus ticaret-sanayi sermayesi, “Hıristiyanları Müslüman Türkiye’nin egemenliğinden kurtarma” sloganıyla Karadeniz’i ve Boğazları ele geçirmek istiyordu. Ermeni burjuvazisi bu sloganı ulusal-siyasal gelişimi için kullanıyor ve Rusya’ya yönelerek, Türkiye’deki Ermeniler arasında bu sloganla propaganda yapıyordu. Ermeni burjuvazisinin bu tutumu, Türk Hükümeti’nin 1877 savaşına kadar süren, hatta Ermenileri üst düzey devlet görevlerine getiren olumlu yaklaşımını tersine çevirdi. Bu ilişkiler, Rusya Ermenilerinin Kafkasya Büyük Valisi Mihail Nikolayeviç’e ve Patrik Nerses başta olmak üzere Türkiye Ermenilerinin Rusya’ya resmi destek başvurularından sonra keskinleşti. Rusya, bu başvuruları kullanarak, Ayastefanos Anlaşması’na 16. maddeyi koydurdu. Bu maddeye göre, Türkiye’nin Ermeni vilayetlerinde reformlara başlanmalıydı. Rusya’nın işgal ettiği Türk toprakları, bu reformlar bitinceye kadar Rusya ordusunun işgalinde kalacaktı.

    Fakat Rusya’nın bu girişimine, Ortadoğu’daki esas rakibi olan İngiltere karşı çıkıyordu. İngiltere, Berlin Konferansı’nda Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesinin yerine 61. maddeyi koydurdu. Bu maddeye göre, Türk hükümeti Ermeni vilayetlerinde istenen reformları yapacaktı. Ancak bu reformları, yalnız Rusya değil, Berlin Konferansı’na katılan altı büyük devlet de denetleyecekti.

    Bu karar, Ermeni burjuvazisinin yüksek tabakalarında iyi karşılanmıştı. Zira, Ermeni devletinin yaratılmasında sadece Rusya değil, diğer büyük devletler de yardımcı olacaktı. İngiliz diplomasisi, Ermenilere denizden denize (Karadeniz’den Akdeniz’e) “Büyük Ermenistan” hayalini pompalıyordu. Ancak, yönelişinin değişmesi, Ermenileri dünya kamuoyundan tecrit etti. Ermeniler, Rusya ile ilişkilerini zayıflatmıştı. İngilizler ise, Rusya’nın Ermenileri Ortadoğu siyasetinde kullanmasını istemiyorlardı. İngilizlere, Türkiye’de kendi siyasetlerini uygulamak için, Ermeniler o kadar gerekli değildi. Asıl neden, Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan gizli anlaşmalardı. Bu anlaşmalara göre, Türkiye’yi Rusya’dan korumak için İngiltere, Türkiye’den Kıbrıs’ı almıştı. Bu nedenlerle İngiltere, Çarlık Rusyası’nın Ermenilere verdiği desteği ortadan kaldırdıktan sonra Ermenileri desteklemekten vazgeçti ve onları büyük devletlerin oyunlarındaki rolünü anlayan Türk hükümetinin “himayesine” verdi. Ve Türkiye Ermenileri için en zor günler böyle başladı. Kürtler sürekli olarak Doğu Anadolu’da Ermenileri katletmeye başladılar. Özellikle bu kırım, 1890’lı yıllarda geniş çapta oldu.

    “Büyük Ermenistan”ın temelini oluşturan köylülerin kırımından sonra, Ermeni burjuvazisi şansını büsbütün kaybetti ve silahlı terör eylemlerine başladı. Bu sırada Rusya’nın Transkafkasya bölgesinde Hınçak ve Taşnaksutyun milliyetçi partileri kuruldu. Bu partiler, Türkiye’ye propagandacılar ve ajitatörler gönderiyorlardı. Gerilla grupları oluşturuyorlardı. Bunların esas amacı, Berlin Konferansı’nda kabul edilmiş olan 61. maddeye başlattıkları hareketle büyük devletlerin dikkatini çekmekti. Fakat bu maddeyi hem büyük devletler, hem de Türkiye unutmuştu. Bu partilerin Batı Avrupa’daki yurtdışı komiteleri de aynı yönde çalışıyorlardı. 1890’lı yılların sonunda Hınçak Partisi sahneden çekiliyor ve Ermenilerin tek partisi Taşnaksutyun oluyordu. (…)

    İngiltere’nin Ermenilere ”bir dakikalık yakınlığı” da hemen geçmişti, bunun yanı sıra İngiltere, “herhangi bir devletin tek başına hareket etmesine tahammül edemeyeceğini” ilan eden Rusya’ya bağlı durumdaydı. Rusya’ya gelince, o, bu devirde Transkafkasya’yı Ruslaştırma politikasını uygulamaktaydı ve açıkça “Asya’da Ermenilere imtiyazlar sağlayan bölgeler oluşturma” amacına karşıydı. Çarlık Rusyası yardımıyla bağımsızlığına kavuşan, ancak ona bağımlı kalmak istemeyen Bulgaristan örneğinde olduğu gibi, Çarlık diplomasisi Prens Lobanov-Rostovski[i] aracılığıyla “yeni bir Bulgaristan” kurulmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Bağdat demiryolu ihalelerini kazanmakla meşgul olan Almanya ise Ermenilere yapılan zulmü protesto etmemekle yetinmeyip, İmparartor 2. Vilhelm’in deyimiyle “isyankâr vatandaşlara” karşı Abdülhamit’in politikasını açıkça destekledi.

    1890 yılından sonra Ermeni şoven burjuvazisi kendisini mahvolma noktasına getirdi ve onun siyasal kanadı olan Taşnaksutyun Partisi, politikasını değiştirmek zorunda kaldı. Taşnaksutyun Partisi, Osmanlılara muhalif olan partilerle işbirliği yapmaya, Osmanlı’nın içindeki devrimci hareketlere katılmaya başladı. 1907’de Taşnakların girişimiyle Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan tüm muhalif partiler, Paris’te kongre yaptılar ve bu kongrede devleti devirme planı kabul edildi.

    1908’de devrim oldu, fakat Taşnakların beklentileri gerçekleşmedi, Ermenilerin durumu hiç değişmedi. Ermeni siyasal çevreleri yeniden yön değiştirerek, tekrar ilk yöneldikleri Rusya’ya döndüler. Bu defa çarlık hükümeti, onlara sıcak bakıyordu; çünkü dünya savaşı kaçınılmaz hale gelirken, Milyukov’un[ii] dediği gibi, “Rusya ve Türkiye arasında yaşayan” Ermeniler büyük siyasi önem kazanmaktaydı. 1913’te Rus diplomatları, örgütlü Ermeni burjuvazisiyle anlaşma yaparak, Türkiye’den Doğu vilayetlerinde reform yapmalarını talep ettiler. 1914’ün 26 Ocak’ında Almanya’nın desteklediği Türkiye, uzun tartışmalardan sonra reform anlaşmalarını imzalamak zorunda kaldı. Bu reformlara göre Ermeniler geniş bir özgürlüğe kavuşuyor, özellikle yönetimde, dilde, askere alınmada ve diğer alanlardaki reformların, büyük devletlerin, özellikle Rusya’nın kontrolü altında yapılması öngörülüyordu.

    Rusya’nın meseleye karışması, 1. Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle Ermenilerin durumunu daha da zorlaştırdı. Oysa Ermeniler, “Büyük Ermenistan” sloganını unutmamışlardı. Ve Türk ordusundan kaçan askerlerden gönüllü çeteler kurmaya başlamışlardı. Türk hükümeti buna cevaben sert önlemlerle karşılık verdi. Bu eylem güvenini yitirmiş olan Ermeni halkını Mezopotamya’daki savaşın yaşandığı bölgelere göç ettirme şeklinde gerçekleştirildi.

    Bu savaş nedeniyle Ermeni ulusu, Doğu Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldı. Bu savaşta 300 bin kişi öldürüldü. 300 bin kişi Mezopotamya yollarında öldü, 200 bin kişi Rusya’ya kaçtı, 400 bin kişi ise İslamı kabul etti. Böylece Türkiye Ermenistanı Ermenisiz kaldı.

    Rusya’da 1917 Şubat Devrimi, Ermeni meselesinde yeni bir sayfa açtı. Yıl boyunca Transkafkasya, Rusya ile ilişki kuruyor ve Petrograd’tan yönetiliyordu. Oysa bununla birlikte Transkafkasya’da milli burjuva partileri iyice gelişiyordu (Gürcü Menşevikler, Musavatçılar ve Taşnaklar). 1917’nin yazında Tiflis’te yapılan Köylü Kurultayı’nda Ermenilere karşı Gürcü-Müslüman bloğu kurulmuştu.

    1917’nin Ekimi’nde Taşnakların yönetimi altında Ermeni Milli Kongresi yapılmıştı. Bu kongrede Ermenistan ile Rusya arasındaki ilişkiler ele alınmış, 1. Dünya Savaşı’nda Rusya tarafından işgal edilmiş Doğu Anadolu’daki Türkiye topraklarının Rusya’nın elinde kalması talep edilmişti. Aynı kongrede Ermeni Milli Merkezi ve 15 kişiden oluşan Milli Şûra kurulmuş ve bu şûranın merkezi Tiflis kentine taşınmıştı.

    1917 Ekim Devrimi’nden sonra üç cumhuriyeti birleştiren Transkafkasya Birliği kuruldu. Yeniden Ermeni-Türk çatışmaları başladı. Bu çatışmaların sonunda, Transkafkasya Birliği dağılıp üç cumhuriyetin ortaya çıkmasından sonra, Ermenistan, İstanbul Anlaşması’nın ardından, 1918 yılının Haziran ayında Türkiye’nin tüm taleplerini kabul etmişti. Ermenistan arazisi Erivan ve Eçmiadzin’den oluşan iki ilçeyi kapsıyordu. Bu ilçelerde toplam 400 bin kişi yaşıyordu.

    1. Dünya Savaşı’nın sonuçları Ermeni burjuvazisi için yeni ve geniş olanaklar yarattı. Ermeniler, o sırada galip devletlere “lazımdı”: Birincisi; Kilikya’da Türkiye’ye karşı, ikincisi; Transkafkasya’da Sovyet Rusya’ya karşı. Ermeni meselesi, böylece yeni ve daha büyük önem taşımaya başladı. Bundan dolayı “galip devletler” kendi “Ermeni üslerini” en tehlikeli saydıkları Sovyetler’e karşı donattılar.

    Taşnakların Ermeni Cumhuriyeti, Türkiye ve Rusya’dan, Kars ilini ve 18. yüzyılda Erivan kazasından gasp olunmuş toprakları ve diğer yerleri Ermenistan’a kattı. Ermenistan’ın nüfusu 1 milyon 590 bine yükseldi (795 bini Ermeni, 575 bini Müslüman, 140 bini diğerleri). Fakat Ermeniler bu toprakları yeterli görmediler ve Gürcistan’dan Ahikelek ve Borçalı’yı, Azerbaycan’dan Karabağ, Nahçıvan ve Gence ilçesinin güney bölgesini talep ettiler. Ermeniler, İngilizler’in Transkafkasya’yı işgali sırasında bu toprakları zorla almak istedi. Bu olay, Gürcistan’la (5 Aralık 1918) ve özellikle Azerbaycan’la uzun ve kanlı savaşlara yol açtı. Sonuçta bu bölgenin nüfusu yüzde 10-30 arası azaldı. Bazı yerleşim yerleri savaş nedeniyle ortadan kalktı. (…)

    Bununla birlikte Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye sınırında (Oltu-Sarıkamış bölgesinde) Kürtlerin saldırılarına da uğruyordu. İngiliz işgalciler, Ermenilere pek fazla destek vermiyorlardı. O zaman İngilizler bütün gücünü Sovyet Rusya’ya karşı kullanıyor ve Beyaz Rus ordusunu destekliyorlardı. Öte yandan, Taşnaklar da Sovyet Rusya’ya karşı Denikin’in Beyaz ordusunu destekliyorlardı. Bir Ermeni politikacısı, Ermenistan Cumhuriyeti’nin Denikin’in Beyaz ordusunun 7. Piyade Kolordusu olduğunu söylemiştir.

    1919’da İngiltere ile İran’ın anlaşmasından ve İstanbul’un işgalinden sonra (16 Mart 1920), Ortadoğu’da İngilizlerin durumu daha da sağlamlaştı. İngilizler Ermenilere karşı daha soğuk ve mesafeli oldular. 1920 yılı Nisan Mayıs aylarındaki San Remo Konferansı’nda, Ermeni meselesi Batı Avrupa emperyalistlerinden, ABD emperyalistlerine verildi. Cemiyeti Akvam’ın Yüksek Konseyi “Ermenistan yardımsız ayakta duramaz” kararı aldı. Başkan Wilson, Cemiyeti Akvam’da alınan karara göre, yeni Ermenistan’ın sınırlarını belirledi. Wilson’un kararına göre, Erzurum ve Trabzon’un büyük bir bölümü, Bitlis ve Van’ın tamamı Ermenistan’a verilmişti. Ermenistan’ın toplam alanı 30 bin mil kare, deniz kıyısının uzunluğu 150 mil idi. Fakat, Amerikan politikacıları başkanlarına göre daha uyanık çıktılar; Ermeni mandasının kaça mal olacağının aritmetik hesabını yaparak, ve aslen Avrupa menşeli olan “Ermeni meselesine” Amerikan sermayesi için gereksiz bularak senatoda oy çoğunluğuyla bu mandayı geri çevirdiler. Böylece Taşnakların Ermenistan Cumhuriyeti sahipsiz kalmış oldu. Batılı emperyalistler bitkin ve tahrip edilmiş Ermenistan’ı bir kez daha kendi kaderine terk ettiler.

    Aynısını 1919’da Kilikya’yı işgal eden Fransızlar Ermenilere yaptılar. Bu verimli bölge, 11.-14. yüzyıllar arasında küçük Ermeni krallığı olduğu için ahalisinin yüzde 33’ü Ermenilerden ibaretti ve 1915 yılı baskılarından sonra buraya çok sayıda mülteci gelmişti. Türk milliyetçileri Fransızlara karşı askeri harekât başlattığı zaman Fransızlar, Ermenileri himayelerine alıp bağımsız devlet kuracaklarını vaat ederek ayaklanan Müslüman ahaliye karşı verilen cezaları uygulamakla görevlendirilmişlerdi. 1920’de Ankara hükümeti Kilikya’ya muntazam askeri kuvvet yolladılar. Bunlar Fransızları deniz kenarında sıkıştırdılar, bazı Ermeni köylerine saldırdılar. 16 bine yakın insan öldü. Çaresiz kalan Ermeni halkı Fransa himayesinde bağımsız bir cumhuriyet ilan etti. Hükümet organlarını ve 10 bin kişilik “Ermeni milis gücünü” kurdular. Bazen başarılı, bazen de başarısız olan mücadeleden sonra Fransızlar yine, bu defa kesin, deniz kenarına çekildiler ve Türkiye’yle barış imzalamak istediklerini bildirdiler. Kadere bırakılan Ermeniler kaleleri Hadcin ve Zeytin’de Türklerce kuşatıldılar ve güçlü direnişten sonra imha edildiler. Ölü sayısı yaklaşık 20 bindir. 1921’de Fransa Türkiye’yle barış antlaşması imzalayıp Kilikya’dan vazgeçti. (…)

    Böylece iki “Ermeni üssü”nden biri yok edilmiş oldu. Ermeni meselesi, Transkafkasya’da odaklandı ki, burada bütün “yüce Ermeni” umutlarının boşa gitmesine rağmen, Taşnaklarca saldırgan milliyetçilik politikası yürütülüyordu. Onların durumu, Ermenistan’ın kuzeyde Sovyet Rusya’yla komşu olmasından dolayı tehlikeli olmaya başlamıştı. Taşnakların terörist rejiminden, kıyım ve savaşlardan yorulan, kronik açlık ve yoksulluk içinde olan halk kitleleri kendiliğinden Sovyet iktidarına eğilim gösteriyorlardı. Bakû’de Sovyetlerin iktidara gelmesinden üç gün sonra Ermenistan’ın birkaç yerinde (Aleksandrapol’de[iii] birkaç saatliğine Sovyet iktidarı hüküm sürmüştür.) patlak verdi; bunlar Taşnaklarca acımasız şekilde bastırıldı. Öte yandan 1920’den beri Ankara hükümeti ile Sovyet Rusya arasındaki dostane ilişkiler Taşnaklarca bozulmaya çalışıldı; Taşnaklar iki devlet arasındaki stratejik noktalarda ikisine de düşman olarak duruyordu.

    Taşnaklar, Ankara hükümetinin batıdaki Yunan-İngiliz cephesindeki meşguliyetinden yararlanıp Türkiye sınırını güvenli hale getirmek istediler. Çünkü Sovyet Rusya hiç de saldırgan bir politika izlemiyordu. Sovyet Federasyonu’na girme eğiliminde olan Karabağ ve Nahcivan gibi bölgelerin bu kararına Taşnaklar itiraz etmedi; ancak bu bölgelerde gerilla harekâtı başlatılması konusunda Taşnak komutanlar gizli karar aldılar. Bu harekâtlar, Eylül 1920’de başladı. İngilizlerden silah alan Taşnaklar, bütün Kars ve Erivan’da Müslüman ahaliye toplu kıyım yaptılar. Şuragel, Şarur-Daralagöz, Kağızman, Surmanlı, Karakurt, Sarıkamış bölgelerinin külünü göğe savurdular. Böylece “cephe gerisinde güvenliği sağlamış” oldular. Maki serdarından destek sözü alıp Oltu ve Kağızman’a taarruz başlattılar.

    Türkler doğu ordusunun (komutanları Karabekir ve Kamil Paşalar) karşı hücumuyla cevap verdiler. Erivan hükümetinin askeri kuvvetleri bozguna uğratılmıştı; Türkler, Aleksandropol’ü ele geçirdiler; Ermeni hükümetine inanılmaz derecedeki ağır şartları kabul ettirerek barış antlaşması imzalattılar. Ermenistan Türklerin elindeki toprakların hepsini kaybettiler. Üstelik 8 top, 8 makineli tüfekli 1500 kişilik ordudan daha büyük orduya sahip olma hakkından mahrum oldular. Ermenistan halkı bu barış antlaşmasına Taşnak iktidarını yıkma ve yerine Sovyet iktidarını getirmekle cevap verdi (Aralık1920). 1921 Rus-Türk Antlaşması, Gümrü Barış Antlaşması’nı iptal etti ve Ermenistan’ın Türkiye’yle olan şimdiki sınırlarını belirledi.

    Bu andan itibaren, yani Ermeni halkının yeni bir devletsel yaşama başlamasıyla Ermeni meselesi bertaraf edildi denebilir. Batı Avrupa emperyalizmi, Ermenistan sovyetleştikten sonra da; Lozan Konferansı sırasında Ermeni meselesini kaşımaya başladı: “Ermeni yurdu” kurma tasarısı ileri sürüldü, İstanbul’da Milletler Cemiyeti’nin himayesinde olacak “milli azınlıkları koruma komitesi” oluşturulması istendi. Ancak bütün bunlar Türk delegasyonunu Musul sorununda taviz vermeye zorlamak için yapıldığından; söz konusu tasarı kendiliğinden çözümlendi. Çünkü gereken ödün verilmişti. (…)

    (Bolşaya Sovyetskaya Entsiklopediya, c. 3, Aktsionernoe Obşestvo “Sovyetskaya Entsiklopediya”, Moskva, 1926, s.434 vd.)


    BELGE 2

    Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin 1926 Baskısında Taşnaksutyun Maddesi

    “TAŞNAKLAR, TERÖRİST-KOMPLOCU BİR GRUP NİTELİĞİNDEYDİ”

    Taşnaksutyun: 19. Yüzyılın 90’lı yıllarından başlayarak Transkafkasya’da faaliyet gösteren milliyetçi Ermeni partisi. Resmi adı “Devrimci Ermeni Partisi Taşnaksutyun (ARPD)”dur. Taşnaksutyun, Ermeni milletinin tümünü temsil ediyor gibi gözüküp, esas olarak, Ermeni ticaret burjuvazisinin ekonomik arzularını yansıttı, bağımsızlık kazanmak için savaştı. Taşnaksutyun’un Ermenistan’ın milli bağımsızlık mücadelesi temelinde ortaya çıkması, Ermeni küçük burjuvazisinin sözcülüğünü üstlenme imkânını da verdi. 1903’e kadar parti hemen hemen sadece Türkiye’de faaliyet gösteriyordu.

    Temel görevi, Ermeni milletini Türk boyunduruğundan kurtarmak ve Ermenilerin nüfusun hemen hemen yarısını oluşturduğu Türkiye’nin doğu bölgelerinde ilk etapta özerklik alıp daha sonra ise devlet kurmaktı. Sonuç olarak da Türkiye Ermenistanı’na Transkafkasya Ermenistanı’nı katmayı ve böylece birleşik Ermeni devletini kurmayı tasarlıyorlardı. Taşnaksutyun’un 1894’te kabul edilen ilk programı, bayağı bir Marksizmin, liberalizmin, halkçılığın ve küçük burjuva milliyetçiliğinin bir karışımı olarak kendini gösterir. Programın merkezinde Türkiye Ermenistanı’nın “kurtuluşu” fikri bulunmaktadır; Taşnaksutyun, bunu gerçekleştirmek için, onlara göre Ermeni meselesinin çözümüne etki edebilecek bütün güçlere dayanmaya çalışmıştır. Taşnaklar, mücadelelerinde şu güçlerden destek almaya çabalamıştır: 1. Avrupa diplomasisi; öncelikle İngiliz ve Rus diplomasisi, 2. Avrupa devrimci ve sosyalist hareketi, 3. Rus devrimci hareketi, 4. Türk muhalif ve devrimci hareketi. Bir taraftan İngiltere, Rusya, Fransa, Türkiye vb. hükümetlerinin ajanları ile yapılan gizli görüşmeleri, bağlantıları ve anlaşmaları, diğer taraftan Avrupa ve Rusya’daki devrimci ve sosyalist partilerle ilişkileri, Rusya, Türkiye ve İran’daki devrimci hareketlere ve hatta 1907’de II. Enternasyonal’e katılmaları, Taşnaksutyun’un çelişkili politikalarıdır.

    Taşnaksutyun, Ermeni meselesinin çözümünde, kapitalist Avrupa “kamuoyunu” kazanmanın, Ermenilerin kendi hareketlerini “yaratmalarından” daha çabuk sonuç vereceği hesabıyla yola çıktı. Taşnaksutyun, 1894-96 yıllarında diğer milliyetçi parti Hınçak ile birlikte Türk hükümetine karşı gerilla savaşına başladı. 1896’da İstanbul’daki Osmanlı Bankası’nı protesto amacıyla işgal ettiler. Türk polisi teröristleri tutukladı, ancak Rus Konsolosluğu’nun başını çektiği diplomatik çevrelerin meseleye müdahale etmesiyle, Taşnaklar sınır dışı edildi. Gerilla savaşı, Avrupa “kamuoyunun” ilgisini etkili bir şekilde Taşnakların üstüne çekti.

    Diplomatlar, Türkiye hükümetine birçok kez baskı yaptılar, ancak Ermeni meselesinin olduğu bölgelerde reform yapılacağı sözü verilirken, aynı zamanda Türkiye Ermenistanı’ndaki on binlerce barışçı köylü yok edildi. Sultan iktidarı için Taşnakların maceracı politikası, kolay bahanelerle Ermeni milletini yok etme savaşının uygun bahanesiydi, ancak bu savaş tabii ki Türk despotizminin özünü anlatmaktadır. Ermenilerin sürülmesi, Taşnak gerilla hareketi olmadan da olabilirdi. Kuşkusuz, Avrupa diplomasisi, Türkiye hükümetine bir şantaj ve baskı yöntemi olarak Ermeni meselesinden yararlanmaya hazırdı, ancak Ermeni meselesinin çözümüyle ve bir Ermeni devletinin kurulmasıyla hiç de ciddi bir biçimde ilgilenmiyorlardı. Özellikle Rusya, bu fikirden uzaktı. Ermeni hareketi Çarlık açısından, Türkiye’yi zayıf bırakmak, İstanbul’u, Boğazları ve Ermenistan’ın kendisini ondan koparmak bağlamında önemli olabilirdi. Taşnaksutyun politikaları Çarlık tarafından bu şekilde kabul edilebilirdi, ancak “büyük bağımsız” Ermenistan planı hiçbir zaman kabul edilemeyecek bir konuydu. Çarlık, onları “Ermeni ayrımcılığı” olarak telakki etti ve buna karşı da kararlı bir şekilde savaştı. Hatta 80’li yılların ortalarında Çarlık hükümeti, Transkafkasya Ermenistanı’nda, Ermeni okullarına, hayırsever aydınlanmacı örgütlere karşı eylemlere başladı. 90’lı yıllarda yüzlerce Ermeni okulu, yüksek kültür kurumları kapatıldı, Ermeni kiliselerinin menkul ve gayrimenkul malvarlıklarına el koyuldu. Hükümet, 1903 Haziranı’nda ayrıca bir uygun kanun bile hazırladı. Bu kanun, Ermeni “kurtuluş” hareketinin temel maddi bazda bile bir araya gelmesini engelliyordu.

    O zaman Taşnaksutyun, Çar hükümetine muhalif konuma geldi ve zaman zaman hareketinin merkezini Türkiye’den Transkafkasya’ya kaydırdı. Rusya’da o sıralarda Ermeni milli politikasına geniş bir perspektif açmış olan güçlü bir kurtuluş hareketi başladı. Bunun üzerine Taşnaksutyun, “sola” çark etti ve demokratik devrim bayrağı altında toplanmaya çalıştı. ARPD, 1904 program taslağında şöyle diyordu: “Çoğunlukta olan emekçilerin hakları savunulacak, onlar sosyalist ideallerin ruhuyla yetiştirilecek ve büyük politik ve sosyal mücadeleye hazır duruma getirilecek. Kırsalda ..., toprak sahipleri ve tefecilere karşı; topraksız, az topraklı köylülerin bayrakları altında toplanılacak ..., kitlelere kamu ekonomisi fikri yerleştirilecek, kamusal üretim ve tüketim aşılanarak geleceğin sosyalist sisteminin ilk adımları atılacak.” Taşnaksutyun, kendisine dayanak olarak “az topraklı köylü ve köylü, başta toprak sahibi, küçük zanaatkâr, fabrika işçisi, toprak sahibi çeşitli ekonomik sınıfları” aldığını düşünüyordu. Taşnaksutyun’un bu parti program taslağı, temel bölümlerde Eserlerin[iv] programının kopyasıydı.

    1902’de Taşnaksutyun’dan bir grup çıkmış, “Ermeni Sosyal Demokratlar Birliği”ni kurmuşlar, sonra ise RSDİP’e[v] katılmışlardı. 1905 devrimi arifesinde Taşnaksutyun’dan oldukça önemli bir grup, “Eski Taşnaksutyun” adıyla kopmuşlardı. Bu grup, Taşnaksutyun’un “sosyalist” programına karşıydı ve Parti’nin görevinin kesin olarak Türkiye Ermenistanı’nın “kurtuluşu”yla sınırlandırılmasını savunuyordu.

    1905-1907 Devrimi’nde Taşnaksutyun, Çar’a karşı ve Ermeni olmayan milletlere, öncelikle de Müslümanlara karşı savaştılar. Son zamanlarda, kitlenin dikkatini toprak köleliği ve otokrasi artıklarını ortadan kaldırmak olan ortak sınıf görevinden, devrim görevinden, milletlerarası kavgaya çevirmekle canla başla uğraşan Çarlığın eline düştüler. Taşnaklar çarizme karşı mücadelede kitlelere önderlik eden bir parti niteliğinde değil, terörist-komplocu bir grup niteliğindeydi. Taşnaklar, Rus Eserlerini taklit ettiler ve oldukça geniş ölçülerde, Çar hükümetinin küçük ajanlarına karşı bireysel terör pratiği içindeydiler. Taşnaklar, bu hedef için savaş birlikleri (“zinvorov”) kurmak gerektiğini anladılar. 1907 yılında Stuttgart Sosyalist Kongresi’ne sundukları raporda Taşnaklar, terörist eylemleri liste halinde sundular. Ancak terörizm, Taşnakları rahatsız etmiyordu. Bütün bu olaylar dizisi şuna yol açtı: Taşnaklar, gizli anlaşmalara giriyorlar, hükümet ajanlarıyla Türklere karşı savaşlarında işbirliği yapıyorlardı. Aynı şekilde diğer taraftan da Türk toprak ağaları, Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Ermenilere karşı mücadelelerinde Çar hükümetinin ajanlarının desteğine dayanıyordu.

    Bakû ve Tiflis’teki Ermeni işçi kesimi, küçük burjuva milliyetçiliği hâlâ iktidardayken, diğer milletlerin proletaryası ile Ermeni proletaryasını karşı karşıya getiren ve onların çıkarlarını Ermeni burjuvazisinin çıkarlarıyla birleştiren Taşnaksutyun tarafına geçti. Taşnaksutyun’un siyasal mücadele ve sendikal mücadele çizgileri ise milli ayrıcalık izleyen bir çizgiydi. Taşnaksutyun, milli sendika ve kooperatifleri kurdu ve ortak işçi cephesini dağıttı. İşçiler, Rus ve Türk burjuvazisine karşı iktisadi mücadele verdiklerinde Taşnaksutyun, seve seve buna katıldı, ancak proletarya, Ermeni kapitalistlerine karşı mücadele yürüttüğünde, Taşnaksutyun doğrudan grev kırıcı rolünü üstlendi. II. Enternasyonal’in bu partiyi saflarına alması, Taşnakların “sosyalistliğinin” değil, Enternasyonal’de sosyalizmin doğru kavranmadığının bir kanıtıdır.

    Taşnaklar, Enternasyonal’e 1905-1907 devrimci hareketinin etkisi altında katıldılar. Taşnakların 1907’deki kongresinde halkçı karakteri öncesine göre daha keskin olan “sosyalist” program resmen kabul edildi. Programda, “toprak reformu, sanayinin gelişmesinden daha başka bir karakter taşıyor. Burada toprağın yoğunlaşması hedeflenmiyor. Ancak kapitalizmin olumsuz etkisi, köyde emekçilerin kaderinde görülüyor” deniyordu. Sosyalizm mücadelesini, programa göre, şimdi “yeni üçlü birlik, emekçi köylü, sanayi işçisi, devrimci aydınlar” yönetiyordu. Taşnaksutyun kendi taleplerini, programında birbirinden bağımsız Türkiye Ermenistanı ve Transkafkasya Ermenistanı olarak formüle etti. Programda Türkiye Ermenistanı için şu talep vardı: “Politik ve ekonomik özgürlük, bölgesel özerklik ve Türkiye’yle federal temelde ilişki”. Transkafkasya içinse temel istek şöyleydi: “Transkafkasya’da federatif Rusya cumhuriyetinin bir parçası olarak demokratik bir cumhuriyet”.

    İlk devlet Duması’nı Taşnaklar boykot ettiler. İkinci Duma’ya Eser fraksiyonuyla birlikte girdiler.

    Toprak ağalarının gericiliği üstün gelince, Taşnaksutyun “sol” programına rağmen, Türkiye’de Ermeni meselesinin çözümü açısından eski, devrim öncesi yola, Rusya-Avrupa diplomasisinin yardımına başvurma yoluna, döndü. Taşnaksutyun, 1912’de Türkiye Ermenistanı’nda yaşayan Ermeni halkını uzun kolları altına alma çağrısıyla Çarlık hükümetine başvurdular. Öyle ki, Taşnakların bazı yardımlarıyla iktidara gelen Jön Türkler, Ermeni meselesinde sultanın yağma ve gerici politikasını sürdürdü. Taşnaksutyun’un temsilcileri, İstanbul’daki Çarlık büyükelçisi Girs ile doğrudan görüşmelere başladılar ve Avrupa’da büyük bir kampanya yürüttüler. Bu kampanyanın Çarlık politikasının çıkarlarıyla örtüştüğü gözükmektedir.

    Ancak emperyalist savaş, bu planların gerçekleşmesini aksattı. Türk-Alman bloğunun savaşı kazanması durumunda hiçbir şekilde özerklik alamayacaklarından korkarak, Taşnaklar, kesin olarak İtilaf Devletleri’nin yanında yer aldılar. Türkiye savaşa girdiğinde, Taşnaklar tarafından yönetilen Ermeni milli bürosu, 2. Nikolay’a uşaklık bildirisiyle başvurdu. Bildiride şunlar yazılıydı: “Yeni şanlı Rus silahı olmak ve Rusya’nın Doğu’daki tarihsel görevini yerine getirmek vatan borcumuz olmaktadır. Kalbimiz bu istekle yanmaktadır. Rus bayrağı, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında özgürce dalgalanacaktır. Sizin iradeniz, yüce devletiniz Türkiye boyunduruğu altındaki halklara özgürlük verecektir.” Taşnakların oluşturduğu gönüllü birlikler, Türkiye cephesinde Rus ordusuna öncü oldu.

    Şubat Devrimi, Taşnakların, Rusların yardımıyla hedeflerine ulaşma umutlarını güçlendirdi. Taşnaklar, hesaplarını Rusya’nın Türkiye’nin içişlerine karışmasına göre yaptılar, Rus büyük devletçiliğinin azılı taraftarı ve “anarşi” karşıtı oldular, sadece Bolşevizme karşı değil, aynı zamanda ezilen milletlerin kurtuluş hareketlerine karşı da mücadele ettiler.

    Ekim Devrimi’nden sonra Taşnakların durumu radikal bir biçimde değişti. Onlar, birleşik burjuva Rusyası taraftarı, sosyalist Rusya karşıtı oldular. Onun için devletin birliğini savunanlar bir anda ayrılıkçılığı azılı bir şekilde savunur oldular. Üçlü blok partiler, Gürcü Menşevikler, Ermeni Taşnaklar, Türk Müsavatçılar Bolşevik Rusya’ya karşı Transkafkasya birliğini oluşturdular. Ancak Transkafkasya, egemenliğini ilan etmemiş bir devletti. Sovyet iktidarının kısa süreli olmadığı açıklığa kavuştuktan sonra Menşevik, Taşnak, Musavatçı bloğu, Transkafkasya’nın Rusya’dan ayrıldığını bildiren bir bildirge yayınladı. Rusya’nın “demokratik” desteğinden yoksun kalınca Transkafkasya’nın kaderini tayin edecek yeni destekler aramaya koyuldular. Gürcü Menşevikler, Alman ordusunu yardıma çağırdılar. Musavatçılar, kurtuluşu Türkiye’de aradılar. Taşnaklar, önceden Ermeni meselesinin çözümünü isteyen İtilaf Devletleri’nin zaferine bel bağladı. 1918 Temmuzunda Taşnaklar, Bakû sovyetinde, Sovyet iktidarının ortadan kaldırılması ve İran’dan İngiliz birliklerinin komutanı General Dinstervil’in çağrılması kararını aldı. Taşnak, Eser ve Menşevik bloğu sovyetlerde çoğunluğu ele geçirdiler. Transkafkasya’da Sovyet iktidarı tasfiye edildi. Bakû proletaryasının önderleri Şaumyan, Caparidze vd. Hazar steplerinde haince öldürüldüler. Alman-Türk bloğunun çökmesinden sonra İngilizler, bütün Transkafkasya’yı işgal ettiler. Menşeviklerin, Taşnakların ve Musavatçıların “bağımsız” hükümetleri, İngiliz emperyalizminin diktatörlüğüne itaat ettiler.

    Taşnaklar, “büyük Ermenistan” sloganını savunmaya devam ettiler ve bu “bağımsız” devleti manda altına girmek için Amerika’ya sundular. Başkan Wilson, bu teklifi kabul etti, ancak Amerika senatosu, Taşnakları oldukça üzerek mandayı reddetti. Bununla birlikte Taşnaksutyun “Birleşik Rusya” umutlarından da vazgeçmedi; Denikin ile 1919 yılında gizli askeri birlik anlaşması imzaladılar. Kemalist hareket, Taşnak planlarına büyük tehdit oluşturuyordu. Kemalistler, Ermeni meselesinde özde sultanın ve Jön Türklerin politikasını devam ettiriyordu. Taşnak hükümeti ise somut olarak İtilaf desteğiyle Kemalistlere karşı politika yürütüyordu.

    1920 sonbaharında Taşnaklar, Ermeni-Türk savaşı çıkardılar. Taşnaklar, savaşın sonunda tamamen bozguna uğradılar. Bu andan itibaren Taşnakizm tamamen bitmiş sayılabilirdi. Ermenistan’da halk kitleleri uzun yıllar Taşnakların yanındaydı, 1919’da Taşnaklara parlamento seçimlerinde yüzde 90 oy verdiler. 1920’ye gelindiğinde, Taşnakların politik etkisinden kurtulmaya başlamışlardı. 1920 Mayısında, işçiler ve askerler, Aleksandropol’de Taşnaklara karşı ayaklandılar. Taşnaklar, yüce emeğin karşısında boğuldular.

    1 Aralık 1920’de Ermenistan’da Sovyet iktidarı kuruldu. 1921 Şubatında Taşnaklar, iktidarı ele geçirebilmek için son bir girişimde bulunarak ayaklandılar. Bu girişim çöküşle sonuçlandı. Taşnaklar, bundan sonraki çalışmalarına yurtdışında devam ettiler. Emperyalizmin ajanı oldular ve onların yardımıyla Bolşevizmi yıkmaya ve “bağımsız” Ermenistan’ı yeniden kurmaya çalıştılar. Son zamanlarda Taşnaklar, Bolşevizme ve Pantürkizm’e karşı maceracı bir düşünce sıfatında, Kürtlerin ve hatta Gürcülerin de içinde bulunduğu İran’ın hegemonyası altında Paniran birliğini savunuyorlar.

    Taşnaksutyun, devamlı olarak kendi içinde bölünüp, parçalandı. 1905’ten sonra partide güçlü bir sol kanat oluştu. Bu kanat, küçük burjuva “sosyalizmi”ne ve aşırı milliyetçi politikalara karşı muhalefet yaptı. Partideki “sol” muhalefet, emperyalist savaş döneminde var oldu. Bu gruplar, Şubat Devrimi’nden sonra, “Sol Taşnaklar” adlı örgütte birleşti.

    1922-23’te Taşnak mülteciler arasında, Kaçaznuni ve diğerlerinin önderliğinde bir tasfiye akımı meydana geldi. Bu hareket, Ermeni çevrelerinde Bolşevizme dönüşümün bir göstergesiydi. Ermenistan’da sosyalizmin kuruluşunda kapitalizmin kökü kazındı ve Taşnakizme ölümcül darbe vuruldu.

    (Bolşaya Sovyetskaya Entsiklopediya, c. 20, Aktsionernoe Obşestvo “Sovyetskaya Entsiklopediya”, Moskva, 1926, s.526 vd.)


    BELGE 3

    Sovyet Ermenistanı Devlet Adamı B. A. Boryan’ın[vi] “Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB” Adlı Eserinden

    “TÜRK SULTANLARI, ERMENİLERİ SEVDİKLER VE İMKÂNLARI ÖLÇÜSÜNDE KORUDUKLAR”

    İstanbul’un 1453 yılında II. Mehmet tarafından fethi, Ermenilere yönelik hiçbir zulme yol açmamıştır ve genel olarak onlar açısından hiçbir olumsuz sonuç doğurmamıştır. Tam tersine tarihsel kaynaklar, Mehmet’in Ermenileri sevdiğini ve Ermeni milletini devlet için yararlı bir öğe olarak gördüğünü, tebaasına insancıl yaklaştığını, tecrübelerine ve mali işlerdeki bilgilerine saygı duyarak Ermeni zanaatkâr ve tüccarlarını İstanbul’a davet ettiğini yazmaktadır. Aynı şekilde Sultan I. Selim de 1513 yılında Tebriz’i fethederek diğerleriyle birlikte bütün Ermeni zanaatkârları da İstanbul’a getirttirmiştir. “Milli Ermeni tarihi, Türk sultanlarının XVI. Yüzyıldan itibaren bugüne kadar (1876) Ermenileri esas olarak sevdiklerini ve imkânları ölçüsünde koruduklarını ileri sürmektedir.”[vii] Onlara yönelik genel bir baskı olmamış, hükümet, tebaasının çıkarlarını gözetmiş ve tek tek kişilerden ve hükümet memurlarından Ermenilere yönelik baskı teşebbüslerinin kökünü kurutmuştur.[viii] Ermeniler tarafından bakacak olursak; onlar, sadece barış içerisinde yaşamamış, ayrıca Türk silahının başarılarından büyük mutluluk duymuştur. 1606 yılında Kıbrıs’taki Rum ayaklanmasının Türkler tarafından bastırılması Ermeniler arasında mutluluk yaratmıştır. 1780 yılında Suvorov[ix], raporunda İran Şahlığı hâkimiyeti altındaki Ermenilerin ezildiğini ve sömürüldüğünü ve bunların birçoğunun Türkiye’ye kaçtığını yazar.[x] Öyle ki Türkiye’deki Ermeniler, İran’dakilere oranla daha iyi yaşamışlardır. Rusya’dakilerle ilgili olarak ise Linch, “Ermenilerin birçoğu uzaklara gidiyor, özellikle de Türk hükümetini tercih ediyorlar” demektedir.[xi]

    1821 yılında Hassan Han, Kars bölgesinden esirler almış ve Ermeni esirler, Agasi tarafından kurtarılmıştır. Agasi, dindaşları olan Ermenilerden Rus topraklarında yaşamalarını istemiş, fakat Ermeniler reddederek Türkiye’ye geri dönmüşlerdir. Bu olayı, H. Abovyan anlatmaktadır. Ermenilerin Türkiye’ye geçişinde 1795 yılı önemlidir. XVII. Yüzyılda, Akop Karnetsi’nin yazdığına göre, Türkiye’de örnek olacak bir düzen hüküm sürmektedir. Yazar, Hıristiyan devletlerinde bir Müslüman ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gibi bir düzenin olamadığından yakınmaktadır.[xii] (…)

    “Aileleri Türk paşalıklarında bulunuyor ve ülkenin zenginliklerini yurtdışına götürüyorlar” diye yakınmaktadır bir Rus memuru.[xiii] 1835 yılında Baron Vrangel, Baron Rozen’e “Gümüşhane’de idari makamlar, Rum ve Ermenilere dini ayinleriyle ilgili hiçbir baskı yapmıyorlar. Ticaret, tamamen Rumların ve Ermenilerin, elinde” şeklinde yazmaktadır.[xiv] Marx ise “Hıristiyanlar, Türkiye’de dinsel özgürlüklerden Avusturya ve Rusya’dakilere göre daha çok yararlanıyorlar” demektedir.[xv] Bu arada Avrupa devletleri, kendi ülkelerinde emekçilerin çok daha kötü şartlarda yaşadığını gizleyerek ve Türklere karşı yağma seferlerini aklamak için, Hıristiyanlara özgürlük sloganını kullanarak Türkiye karşıtı kampanya yürüttüler. Bu şekilde Hıristiyanların ağır şartlarda yaşadıkları uydurması, Avrupa devletlerinin sömürgeci işgallerini gerçekleştirmeleri için bir araç oldu. 1830 yılında Pankratov, Kont Paskeviç’e[xvi] “Türk ağaların hemen hemen bütün toprakları, gâvurlar (Hıristiyanlar) tarafından işletiliyor ve neredeyse bütün ticaret ve bütün zanaat Hıristiyanların elinde” diye yazar.[xvii] Neredeyse her yerde Türkiye ekonomisi, Hıristiyanların elindedir. Bu durum, Ermenilerin Türkiye’nin çıkarlarını niçin kıskançça savunduklarını açıklamaktadır. 1828 yılında Paskeviç, Nesselrode’ye[xviii] “Benim Gümrü’ye (önceden Aleksandrapol, şimdi Leninakan) gelişime kadar Türkler, Ermeni ajanları aracılığıyla bizim topraklarımızda ne olup bittiğini oldukça iyi bir şekilde öğreniyorlardı” şeklinde yazar.[xix] Buradan da görülmektedir ki, Ermeniler Çarlık hükümetine İran’la ilgili bilgi gönderdikleri zaman onları “onurlu”, Rus hükümetine sadık saymışlar; aynısını Türk komutanlığına yaptıkları zaman ise onları ajan ilan etmişlerdir. Çar memuru, Ermenilerin Türk hükümetinden memnun olmasını ve Osmanlı İmparatorluğu’nu ve bununla birlikte kendi yurttaşlarını Rus sömürüsünden korumasını bir türlü kabullenememektedir.

    Rus diplomasisi, işgalci amaçlarla Türkiye’ye karşı silah olarak kullanma imkânları açısından, Türkiye’de yaşayan halklar arasındaki ilişkileri ilgi alanı içinde görmüştür. Ancak gerçek şudur ki, Türkiye’deki halklar tam bir uyum içinde yaşamıştır, onları kullanmak, ihtimal dışı gözükmektedir. Paskeviç, 1829 yılında bu meseleyle ilgili olarak Nesselrode’ye şöyle yazar: “Nasturilerin[xx], Ermenilerin ve Keldanilerin[xxi] çoğunluğu, Yezidiler gibi katlanılamaz tarikatlara mensup Müslümanlarla eşit şartlarda Kürtlerin yanında sığınacak yer buldular ve birlikte tam bir uyum içinde yaşıyorlar.”[xxii]

    Türkiye’de farklı inançlara mensup halkların düşmanlık ve nefretten yoksun olarak yaşadıklarını Kırım seferi zamanındaki olgular da kanıtlıyor: “Alaşkert Sancağı eski Müdürü Mamed Bey, bu sancağa 200 Kürt atlısıyla birlikte geldi. (…) Bütün yerli halkla dostane ilişkiler kurdu ve kışı geçirmek üzere Malazgirt’e gitti.”[xxiii] Kürt beyleri, savaş zamanında olduğu gibi sonrasında da Ermenileri himaye etmiş ve onları korumuştur.[xxiv]

    Kürtler, Ermenilerle sadece dostça yaşamamış, hatta yaşlı Martirosyan’ın Azerbaycan Başpiskoposu İsak Sasunyants’a 1855 yılında yazdığı mektuptan anlaşıldığı gibi, onların etkisinde kalmışlardır: “Ermeniler, Nasturiler gibi Kürtler de benim sözümü saygıyla dinliyor. Bu durumu güçlendirmek için Sayın Konsolos’a (Rus-BB) takdim edilmek üzere size saygın Ermenilerin, Nasturilerin olduğu gibi saygın Kürtlerin de mühürlü mektubunu gönderebilirim.”[xxv] Yukarıdaki alıntılar, meselemizi ilgilendiren noktaları, Ermenilerin Türkiye’de köleleştirilip köleleştirilmediğini ve hiçbir hakka sahip olup olmadığını ve kurtuluşları için Rusya’nın himayesine ihtiyacı olup olmadığını netleştiriyor. (…)

    Rus ordusu, Türkiye’ye seferleri sırasında Türkiye Ermenistanı’nda inanılmaz sayıda hayvanla ve dolu ambarlarla karşılaştı.[xxvi] Öyle ki, Rusya Ermenistanı’nın ve Transkafkasya’nın hiçbir bölgesinde böyle bir manzara göremezdiniz.[xxvii]

    Türkiye’deki Ermenilerin ekonomik yaşam koşullarına bir göz atalım ve verilen haberlerin gerçek mi, yoksa çağdaşların ipsiz sapsız açıklamaları mı olduğunu görelim.

    İlk önce toprağın kullanımı. “Türkiye’de Ermeni köylüleri, toprağın azlığından şikâyetçi değil. Oysa Gümrü’de (Rusya’da-BB) toprağın yetersizliği korkunç denecek ölçülerdedir.”[xxviii] Türkiye’de toprak sahipliği ve toprak kullanımı, işletim için herhangi bir sınırlamaya tabii değil.[xxix] Hıristiyan köylülerin ekonomik durumu, Müslümanlardan, Türklerden, Kürtlerden vd., daha iyi. Bir Ermeni gezgini ve milliyetçisi olan A-do’nun, Türkler ve Kürtler Ermenilere göre nasıl yaşıyorlar sorusuna, Ermeni köylüleri şöyle cevap veriyor: Kürtler, Ermenilere oranla daha fazla esaret altında. Türk köylüler de sömürülüyor ve köleleştiriliyor; milliyetin burada hiçbir önemi yok: “Sömürücüler için milli ayrım yok”[xxx]; Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim sınıflarının ekonomik sömürüsü ve Türk hükümetinin hukuk kurallarına göre, köylü nüfusa eşit muamele yapılıyor. Türk hükümeti, “ister Ermeni, ister Süryani, ister Kürt ya da Türk olsun”[xxxi], ayrım yapmayarak, hâkim sınıfların çıkarlarını koruyor.

    Yetkili kişilerin genel devlet sömürüsü dışında, Kürt yetkililerin sömürüsü var. Bunlar, “Türk hükümetinin zayıflığını ve güçsüzlüğünü kullanarak, Kürtlerin yanında Hıristiyanları ve Müslümanları da hükümet yetkililerinden ve mültezimlerden daha çok sömürüyorlar”[xxxii]; bu olgu maraba kurumuyla doğrulanıyor.

    (B. A. Boryan, Armeniya, Mejdunarodnaya Diplomatiya i SSSR, c.1, Gosudarstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1928, s.173 vd., 175 vd., 178 vd.)


    BELGE 4

    Rus Türkolog B. A. Gordlevski’nin[xxxiii] Türkiye Notlarından[xxxiv]

    “ERMENİLER, SADECE KAMUSAL ALANLARDA DEĞİL, EVDE DE TÜRKÇE KONUŞUYORLARDI”

    O dönemde[xxxv] Ermenileri, Türkleri ve Kürtleri birleştiren bir halka vardı. Ermeniler, genel olarak sadece kamusal alanlarda değil, evde de Türkçe konuşuyor, ticari yazışmalarda Türkçe kullanıyordu; ancak Ermeni harfleriyle yazıyordu. Ermeniler arasında halk müziği folkloru haznesini koruyan âşıklar vardı. Türkler tarafından unutulmuş Dede Korkut Destanı yakın zaman önce Beyşehir’de bir Ermeni tarafından tekrar yazılmıştı. Niğde’de bulunduğum zaman Türk folkloruyla ilgilenen Ermeni ailesi Boyaciyanlar tarafından sıcak bir şekilde ağırlandım. Ev sahipleri tarafından yola çıkmadan evvel geceleyin alelacele yazdıkları atasözleri derlemesini hala değerli bir hatıra olarak saklıyorum.

    Eğitimli Ermeniler dini müsamahasızlıktan kurtulmuşlardı; Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında daha yakın ilişkiler kurulmasına uğraşırken hatta bazen Rusya’da da Müslümanların gönlünü kazanmaya ve karşılıklı köklü güvensizliği kırmaya yönelik incelikler gösteriyorlardı.

    (V. A. Gordlevski, İzbrannıe Soçineniya, c.3, İzdatelstvo Vostoçnoy Literaturı, Moskva, 1962, s.127)


    BELGE 5

    Ermeni Sovyet Tarihçisi G. M. Arutyunyan’ın “19. Yüzyılın 90’lı Yıllarının Ortalarında İngiliz Burjuvazisinin Ermeni Meselesindeki Gerici Politikaları” Başlıklı Doktora Tezinden

    “PROTESTAN MİSYONERLERİ, ERMENİ MESELESİNDE İNGİLİZ DİPLOMASİSİNİN İDEOLOJİK SUÇ ORTAĞI OLMUŞTUR”

    Ermeni halkının kaderi, 1878 yılından başlayarak Ermenistan’da Sovyet iktidarı kurulana dek kapitalist devletler arasındaki en utanç verici pazarlıkların bir unsuru olmuştur. Ancak Ermeni meselesinin sömürülmesinde en aşağılık rolü İngiliz burjuvazisi oynamıştır. (…)

    Ermeni ulusal hareketinin bu ikinci sürecinde İngiliz diplomasisi, faaliyetlerinde Ermeni meselesine dayanmaya çalışmıştır. (…) Berlin Konferansı sürecinden itibaren İngiliz kapitalizmi, Ermeni halkı üzerindeki sömürgeci etkilerini pekiştirmiştir. Bunun için İngiliz diplomasisi, Berlin Sözleşmesi ve Kıbrıs Konvansiyonu ile üzerini örterek ve Ermeni milliyetçi önderlerin Batı Avrupa yönelimini kullanarak Batı Ermenistan’daki[xxxvi] konsoloslukları ve istihbarat ağı aracılığıyla çalışmalarını özenle maskelemiştir. Protestan misyonerleri ise İngiliz diplomasisinin ajanı rolünde ideolojik suç ortağı olmuştur.

    (G. M. Arutyunyan, Reaktsionnaya Politika Angliyskoy Burjuazii V Armyanskom Voprose V Seredine 90-h Godov XIX Veka, Moskovski Gosudarstvennıy Universitet im. M. V. Lomonosova, Moskva, 1954, s.2, 8)


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

          Kategori: Türk Soykırımı

          Konuyu Baslatan: AyMaRaLCaN

          Cevaplar: 5

          Görüntüleme: 1657

    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


  2. #2
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Cevap: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    BELGE 6

    Ermeni Bolşevik Önderi O. A. Arutyunyan’ın Hatıralarında 1905 Kırımı ve Taşnaklar

    “TAŞNAKLAR, 1905 YILINDA AZERİLERİ YOK ETMEK İÇİN KAMPANYA BAŞLATTILAR”

    1905 yılının başlarında Bakû’de cereyan eden kardeş kırımı, silahlı Taşnak çeteleri mavzeristlerin çekip çevirdiği Kamarlo’da da devam etti. Taşnaklar, Azerbaycanlıları “öldüre bildiğin kadar öldür, yağmala, kimseye acıma” sloganlarıyla yok etmek için kampanya başlattılar. Taşnaklar, Ermeni köylerine dağılarak katliam konuşmaları yaptılar, emekçi köylüleri ellerinde silah Ermenilerin “onurunu ve hayatını korumaya” çağırdılar, Ermeni nüfusu Azerbaycanlılara karşı silahlandırmaya çabaladılar. Taşnak eşkıyaları; yağma yaptılar, sivil halkı öldürdüler, onların köylerini ateşe verdiler. Bu tür olayların son bulmasından sonra Ermeni halkının sözde “kurtarıcıları” evlerine geri döndüler ve “zaferlerinin” şerefine şölenler düzenlediler.

    Taşnaklar, silah konusunda hiçbir yokluk çekmediler, öyle ki Ermeni piskoposları Horen ve Suren tarafından yetkili kılınan heyetin gönderildiği Vorontsov-Daşkov’un[xxxvii] özel izniyle silahlandırılmışlardı. Taşnak humbları[xxxviii], köylüler üzerinde büyük bir yüktü. Köylük bölgelerde bulunmuş ve köylülerden kan içici hmbapetlerin[xxxix] faaliyetleri konusundaki yakınmalarını dinlemiştim. İnsanda ne rahat ne yaşam bırakıyorlardı. “Birileri gidiyor, diğerleri geliyor” demişti köylüler. “Hepsini besle, yatacak yer ver, atlara arpa ve kuru ot ver; peki zamanı değil mi artık eve gitmenin?” Köylülerin böyle bir “küstahlığına” kırgın bir sesle şu cevabı vermiş hmbapet: “Siz, bize muhtaçsınız.” “Niye ki?” diye sormuş köylüler. “Çünkü biz, sizin hayatınızı ve varlıklarınızı kurtarıyoruz. Eğer biz olmasaydık, Azerbaycanlılar gelir, hepinizi doğrar, evlerinizi yakar ve hayvanlarınızı çalardı.” “Biz, Azerbaycanlılarla dostane yaşıyoruz. Bizim toplumumuz onlardan değil, sizden çekiyor.” diye cevaplamış haklı olarak köylüler. Hmbapetler, sadece tehditle köylülerden para ve ürün alabiliyorlardı. Silah satın alma bahanesiyle halktan zorla para toplanması, 1907 yılına kadar sürdü. Bölgenin köylüleri, hmbapetlerin aldatmacalarına, dolandırıcılıklarına ve tecavüzlerine artık tahammül edemiyorlardı. Hepsini köylerden kovdular: “Sizi ve atlarınızı yeteri kadar besledik. Yokluk içinde yaşarken size ağır haraçlar verdik. Bizi yokluğumuzla ve ailelerimiz için duyduğumuz kaygılarla baş başa bırakın.” Mavzeristlerin tehditleri boşunaydı. Taşnak kan içicileri tarafından büsbütün yağmalanan ve çileden çıkarılan köylüler, sadece onlara yardım etmeyi reddetmedi, ayrıca başında hmbapetlerin olduğu Taşnak sürülerini köylerden kovaladılar da.

    Maceracılardan, katillerden ve cani öğelerden meydana gelen Mavzerist-Taşnaklar, önemsiz bir sebepten veya sebepsiz yere her zaman mavzerlerini bir insanı öldürmek için kullanmaya hazırlardı. Taşnaklar tarafından düzenlenen Dalar köylülerinin bir toplantısında “milli kahraman” rütbesindeki hmbapet Sumbat, çeşitli süslemelerle humbasının “zaferleri” üzerine konuşmaya başladı ve bir bölgede tek tük kalmış, Ermenilerin hayatı için sözde tehlike yaratan Azerbaycanlıları nasıl yok ettiklerini anlattı. Şans eseri o toplantıya ben de denk gelmiştim. Cesaretimi topladım ve açıktan hmbapet Sumbat’a karşı çıktım. Ona hiddetle Azerbaycanlıların Ermeniler için tehdit olmadığını söyledim. Sözlerimi tamamlayamadan hmbapet Sumbat, mavzerini çıkarttı ve bana nişan aldı, ama şansıma o anda yanında duran okul arkadaşım öğretmen Haçik, mavzeristin kolunu tuttu ve “Bolşevik”in hakkından gelmesine izin vermedi. Bizim bölgenin Taşnakları ve hmbapetleri bana bu adı takmışlardı.

    (O. A. Arutyunyan, Vospominaniya, Armyanskoe Gosudarstvennoe İzdatelsvo, Yerevan, 1956, s.47 vd.)

    [i] 19. yüzyılın sonunda iç ve dışişleri bakanlığı da yapmış olan Rus devlet adamı.

    [ii] Rus dışişleri bakanı.

    [iii] Gümrü.

    [iv] Rusya’da Sosyalist Devrimciler olarak adlandırılan siyasi akım.

    [v] Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi.

    [vi] Bagrat Artemoviç Boryan, önemli Sovyet-Ermeni devlet adamlarından ve parti yöneticilerinden biridir. 1903’ten beri Komünist Partisi üyesi olan Boryan, Nijni Çambarak Elizavetpol bölgesinde bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. Bakû’de 1905-07 yıllarındaki devrimci hareketin içinde yer alır. 1912-13 yıllarında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) Bakû Komitesi üyeliğini yapar. 1913-15 yıllarında partinin Tiflis Komitesi’nin üyesidir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’nde askerler arasında çalışma yürütür. Baskılarla karşı karşıya kalır. 1917 Şubat Devrimi’nden sonra RSDİP ’in Petersburg Komitesi üyeliğinde bulunur. 1917-18 yıllarında partinin Bakû Komitesi üyeliği ve Sabunçi-Balahan bölgesi Kızıl Birliği’nin komutanlığı görevlerini yerine getirir. 1917 Ekim Devrimi sırasında Kars’ta askerler arasında devrimci faaliyet yürütmüştür. Kafkaslar’da Sovyet iktidarının kurulmasında etkin rol oynar. Lenin’le kişisel olarak da tanışan ve birlikte çalışmış olan Boryan, o dönemde Merkez Komitesi’nin görevlendirmesiyle Bakû, Tiflis, Erivan, Elizavetpol, Gümrü, Kars, Sarıkamış gibi merkezlerde önemli görevler üstlenir. Düzenli olarak Lenin’e bölgeden raporlar gönderir. Daha sonraki yıllarda ise Toprak Halk Komiserliği’nde, Rusya’daki Ermenistan Ticaret Temsilciliği’nde çalışır, SSCB Devlet Bankası idaresinde bulunur, Finans Halk Komiserliği kurulunda yer alır. Partinin 15. ve 16. kongrelerinde Merkez Denetim Kurulu üyeliğine seçilir. Bütün Rusya Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapar. Boryan’ın Sovyet devleti ve Komünist Parti yayın organlarında, birçok bilimsel incelemesi yayınlanmıştır. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) B. A. Boryan maddesi ve G. B. Garibcanyan, V. İ. Lenin i Bolşeviki Zakavkazya, İzdatelstvo Politiçeskoy Literaturı, Moskva, 1971, s.129 vd., 133, 138, 212 vd.

    [vii] Forts, 1876, c.1, s.369 vd. - (B. A. Boryan)

    [viii] Age, s.370 vd. - (B. A. Boryan)

    [ix] Rus Çarlığı’nın önemli komutanlarından.

    [x] Sobranie Aktov, Otnosyaşihsya K İstorii Armyanskogo Naroda, c.2, Moskva, 1838, s.68. - (B. A. Boryan)

    [xi] H. F. B. Linch, Armeniya, Putyovıe Oçerki İ Etyudı, Tiflis, 1910, c.1, s.589. - (B. A. Boryan)

    [xii] Avdelbekyan, Nork, c.3, 1923, s.106 vd.; Raffi, Taçkaayk, Tiflis, 1895. - (B. A. Boryan)

    [xiii] Aktı, c.5, s.491. - (B. A. Boryan)

    [xiv] Aktı, c.8, s.889; Forts, 1876, c.1, s.372. - (B. A. Boryan)

    [xv] Marx i Engels, Sobr. Soç., c.10, s.181. - (B. A. Boryan)

    [xvi] Erivan Kontu.

    [xvii] Aktı, c.7, s.842. - (B. A. Boryan)

    [xviii] Çarlık Rusya’nın Dışişleri Bakanı.

    [xix] Aktı, c.5, s.573. - (B. A. Boryan)

    [xx] 5. Yüzyılda Hıristiyanlık içinden çıkmış bir tarikat. Tarikatın ismi, kurucusu İstanbul Patriği Nestori’den geliyor.

    [xxi] Sami kökenli bir aşiret.

    [xxii] Aktı, c.7, s.786. - (B. A. Boryan)

    [xxiii] Aktı, ; c.11, 1878, s.226. - (B. A. Boryan)

    [xxiv] Mşak, 1878, No.6, s.370. - (B. A. Boryan)

    [xxv] Aktı, c.11, s.479. - (B. A. Boryan)

    [xxvi] Mşak, 1877, No.78. - (B. A. Boryan)

    [xxvii] Age, 1878, No.26. - (B. A. Boryan)

    [xxviii] L. Sarkisyan, Ayts Tyurkats Ayastan, Tiflis, 1890, s.71 vd. - (B. A. Boryan)

    [xxix] Age, s.72. - (B. A. Boryan)

    [xxx] A-do, Vanı, Biglisı Yev Erzerum Vilayetner, Erivan, 1912, s.278. - (B. A. Boryan)

    [xxxi] Age, s.303. - (B. A. Boryan)

    [xxxii] Rollen-Jackman, “Armeniya, Armyane İ Traktarı”, Polozhenie Armyan V Turtsii, Moskva, 1896, s.52. - (B. A. Boryan)

    [xxxiii] Vladimir Aleksandroviç Gordlevski, 7 Ekim 1876 yılında doğdu. Rusya’nın önemli Türkologlarından biri olan Gordlevski, Sovyetler’in Türk dili ve edebiyatı, Türk folkloru ve tarihi üzerine önemli uzmanlarından sayılıyor. 1899 yılında Lazerevski Doğu Dilleri Enstitüsü’nü, 1904’te ise Moskova Üniversitesi’nin Tarih-Filoloji Fakültesi’ni bitirdi. 1907 yılından itibaren Lazarevski Enstitüsü’nde (Daha sonra adı Moskova Şarkiyat Enstitüsü olacaktır) Türk dili ve Türk edebiyat tarihi derslerini verdi. 1918-48 yılları arasında bu enstitüde profesör olarak çalıştı. Ardından SSCB Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Yakın ve Ortadoğu Ülkeleri Dil ve Edebiyatı bölümünün başına geçti. Uzmanlık alanları üzerine birçok önemli eser veren Gordlevski, 2 defa Lenin Nişanı’na, bir kere de Kızıl Bayrak Emek Nişanı’na layık görüldü. 10 Eylül 1956 yılında Moskova’da öldü. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) V. A. Gordlevski maddesi.

    [xxxiv] Gordlevski, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordularında tercüman olarak çalışmış ve Türkiye izlenimlerini notlar halinde yayımlamıştır.

    [xxxv] 1877-1878 Türk-Rus Savaşı’nın öncesi kastedilmektedir.

    [xxxvi] Osmanlı döneminde Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı bölgeler Batı Ermenistan olarak adlandırılmaktadır.

    [xxxvii] Çarlık Rusyası’nın Kafkasya Valisi.

    [xxxviii] Taşnak silahlı çeteleri.

    [xxxix] Taşnak silahlı çetelerinin komutanlarına verilen ad.
    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


  3. #3
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Cevap: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    BELGE 6


    Ermeni Bolşevik Önderi O. A. Arutyunyan’ın Hatıralarında 1905 Kırımı ve Taşnaklar


    “TAŞNAKLAR, 1905 YILINDA AZERİLERİ YOK ETMEK İÇİN KAMPANYA BAŞLATTILAR”


    1905 yılının başlarında Bakû’de cereyan eden kardeş kırımı, silahlı Taşnak çeteleri mavzeristlerin çekip çevirdiği Kamarlo’da da devam etti. Taşnaklar, Azerbaycanlıları “öldüre bildiğin kadar öldür, yağmala, kimseye acıma” sloganlarıyla yok etmek için kampanya başlattılar. Taşnaklar, Ermeni köylerine dağılarak katliam konuşmaları yaptılar, emekçi köylüleri ellerinde silah Ermenilerin “onurunu ve hayatını korumaya” çağırdılar, Ermeni nüfusu Azerbaycanlılara karşı silahlandırmaya çabaladılar. Taşnak eşkıyaları; yağma yaptılar, sivil halkı öldürdüler, onların köylerini ateşe verdiler. Bu tür olayların son bulmasından sonra Ermeni halkının sözde “kurtarıcıları” evlerine geri döndüler ve “zaferlerinin” şerefine şölenler düzenlediler.


    Taşnaklar, silah konusunda hiçbir yokluk çekmediler, öyle ki Ermeni piskoposları Horen ve Suren tarafından yetkili kılınan heyetin gönderildiği Vorontsov-Daşkov’un[i] özel izniyle silahlandırılmışlardı. Taşnak humbları[ii], köylüler üzerinde büyük bir yüktü. Köylük bölgelerde bulunmuş ve köylülerden kan içici hmbapetlerin[iii] faaliyetleri konusundaki yakınmalarını dinlemiştim. İnsanda ne rahat ne yaşam bırakıyorlardı. “Birileri gidiyor, diğerleri geliyor” demişti köylüler. “Hepsini besle, yatacak yer ver, atlara arpa ve kuru ot ver; peki zamanı değil mi artık eve gitmenin?” Köylülerin böyle bir “küstahlığına” kırgın bir sesle şu cevabı vermiş hmbapet: “Siz, bize muhtaçsınız.” “Niye ki?” diye sormuş köylüler. “Çünkü biz, sizin hayatınızı ve varlıklarınızı kurtarıyoruz. Eğer biz olmasaydık, Azerbaycanlılar gelir, hepinizi doğrar, evlerinizi yakar ve hayvanlarınızı çalardı.” “Biz, Azerbaycanlılarla dostane yaşıyoruz. Bizim toplumumuz onlardan değil, sizden çekiyor.” diye cevaplamış haklı olarak köylüler. Hmbapetler, sadece tehditle köylülerden para ve ürün alabiliyorlardı. Silah satın alma bahanesiyle halktan zorla para toplanması, 1907 yılına kadar sürdü. Bölgenin köylüleri, hmbapetlerin aldatmacalarına, dolandırıcılıklarına ve tecavüzlerine artık tahammül edemiyorlardı. Hepsini köylerden kovdular: “Sizi ve atlarınızı yeteri kadar besledik. Yokluk içinde yaşarken size ağır haraçlar verdik. Bizi yokluğumuzla ve ailelerimiz için duyduğumuz kaygılarla baş başa bırakın.” Mavzeristlerin tehditleri boşunaydı. Taşnak kan içicileri tarafından büsbütün yağmalanan ve çileden çıkarılan köylüler, sadece onlara yardım etmeyi reddetmedi, ayrıca başında hmbapetlerin olduğu Taşnak sürülerini köylerden kovaladılar da.


    Maceracılardan, katillerden ve cani öğelerden meydana gelen Mavzerist-Taşnaklar, önemsiz bir sebepten veya sebepsiz yere her zaman mavzerlerini bir insanı öldürmek için kullanmaya hazırlardı. Taşnaklar tarafından düzenlenen Dalar köylülerinin bir toplantısında “milli kahraman” rütbesindeki hmbapet Sumbat, çeşitli süslemelerle humbasının “zaferleri” üzerine konuşmaya başladı ve bir bölgede tek tük kalmış, Ermenilerin hayatı için sözde tehlike yaratan Azerbaycanlıları nasıl yok ettiklerini anlattı. Şans eseri o toplantıya ben de denk gelmiştim. Cesaretimi topladım ve açıktan hmbapet Sumbat’a karşı çıktım. Ona hiddetle Azerbaycanlıların Ermeniler için tehdit olmadığını söyledim. Sözlerimi tamamlayamadan hmbapet Sumbat, mavzerini çıkarttı ve bana nişan aldı, ama şansıma o anda yanında duran okul arkadaşım öğretmen Haçik, mavzeristin kolunu tuttu ve “Bolşevik”in hakkından gelmesine izin vermedi. Bizim bölgenin Taşnakları ve hmbapetleri bana bu adı takmışlardı.


    (O. A. Arutyunyan, Vospominaniya, Armyanskoe Gosudarstvennoe İzdatelsvo, Yerevan, 1956, s.47 vd.)


    BELGE 7


    Sovyet Tarihçisi P. Kitaygorodski’nin “Sömürge Köleliğinden Milli Bağımsızlığa” Adlı Eserinden


    “RUM-ERMENİ BURJUVAZİSİ, TÜRKİYE’NİN MİLLİ EKONOMİSİNDE YIKICI BİR ROL OYNUYORDU”


    O dönemde İngiliz ve Fransız sermayesi Osmanlı Türkiyesi’nde oldukça etkili olan Rum ve Ermeni burjuvazisine dayanıyordu. (…) Rum-Ermeni burjuvazisi esas olarak tefeci Fransız bankerleriyle ilişki içerisindeydi ve Türkiye’nin milli ekonomisinde yıkıcı bir rol oynuyordu. Bu gruplar, Batı’yla hemen ilişki kurmanın peşindeydi. (…)


    Tahıl ambarı Anadolu, İstanbul’dan kopartılıyordu. Rum-Ermeni burjuvazisi, tekrardan İngiliz-Fransız sermayesinin himayesi altında kaybettiği ekonomik durumunu geri kazanmaya başladı. Türk milli burjuvazisi ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.


    (P. Kitaygorodski, Ot Kolonialnogo Rabstva K Natsionalnoy Nezavisimosti, “Moskovski Raboçiy”, 1925, s.30, 41, 58 vd.)


    BELGE 8


    Taşnaksutyun’un Yayın Organı Orizon Gazetesinde 1912 Yılında Yayımlanan Makaleden


    “NE BİR TÜRK NE DE TÜRK DEVLETİ BUNDAN BÖYLE HİÇBİR ERMENİ İÇİN DEĞER TAŞIMAMAKTADIR”


    (…) Türk devlet yetkilileri ve iktidar sahipleri bilsinler ki, ne bir Türk ne de Türk devleti bundan böyle hiçbir Ermeni için değer taşımamaktadır. Varlıklarını korumak için başka yollar düşünsünler. (…)


    (Orizon, No. 196, 1912’den aktaran: K. N. Karamyan, K. N. Karamyan, Polojenie Zapadnıh Armyan, “Armyanski Vopros” i Mejdunarodnaya Diplomatiya V Posledney Çetverti XIX Veka İ Naçale XX Veka, Yerevanski Gosudarstvennıy Universitet, Yerevan, 1972, s.81.)




    BELGE 9


    Sovyet Ermenistanı’nın Yazarlarından S. G. Pirumov’un “Yurtdındaki Taşnaklar” Başlıklı Kitabından


    ÇARLIK RUSYASI’NIN “ERMENİSİZ ERMENİSTAN” PROJESİ VE TAŞNAKLARIN ROLÜ


    Çarlık Bakanı Lobanov-Rostovski[iv], “Ermeni meselesi”nde kendi hükümetinin politikasını karakterize ederek istisnai bir kesinlikte ve arsızca şunu açıklamıştı: “Bize Ermenisiz Ermenistan lazım!”


    Ermeni milliyetçiliğinin saldırgan partisi Taşnaksutyun, Çarlık bakanının sloganını hayata geçirmek için bütün gücüyle her şeyi yaptı: Bayrağına şunu yazdı: “Bağımsız ve birleşik Ermenistan” ve… Çarlık generallerinin, İngiliz bakanlarının, Fransız bankerlerinin, Amerikan “hümanistlerinin” ve bütün papazların “yardımıyla” Türkiye’de bir “Ermenistan”a ulaştı, ama gerçekten de Ermenisiz.


    (S. G. Pirumov, Daşnaki Za Rubajom, İzdanie Nauçnoy Assotsiatsii Vostokovedeniya, Tiflis, 1934, s.129)



    BELGE 10

    Ermenistan’ın İlk Başbakanı ve Taşnak Partisi’nin Kurucusu O. Kaçaznuni’nin[v] Taşnak Partisi’nin Yurtdışı Konferansı’na Sunduğu Rapordan


    “GÖNÜLLÜ BİRLİKLERİN OLUŞTURULMASI HATAYDI”


    Daha Türkiye’nin savaşan ülkeler ailesine katılmadığı ve katılmaya hazırlanmadığı 1914 sonbaharı boyunca Transkafkasya’da büyük bir gürültü ve büyük bir enerjiyle Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı.


    Ermeni Devimci Partisi Taşnaksutyun (ARPD), birkaç hafta önce Erzurum’da gönüllü birliklere karşı olumsuz bir tavır alma kararı almış olmasına rağmen, birliklerin oluşturulmasında ve Türkiye’ye karşı askeri harekâtlarda aktif rol aldı. Oldukça kötü ve ciddi sonuçlar doğurabilecek böylesine ağır ve sorumluluk gerektiren bir meselede, ARPD’nin Transkafkasya organları ve çeşitli yöneticileri, partinin en üst organı olan kongrenin iradesinE karşı geldiler. (…)


    Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlandık. Temelsiz bir şekilde Çarlık hükümetinin çabalarımız ve yardımlarımız karşılığında bize Türkiye’deki özgürleşmiş Ermeni vilayetlerinden ve Transkafkasya’daki Ermenistan’dan oluşan özerk Ermenistan’ı bahşedeceğinden emindik.


    Kafamızda kavak yelleri esiyordu. Kendi dileklerimizi başkalarına dayattık, içi boş laflara, yetkisiz kişilere çok önem verdik, girdiğimiz hipnozun etkisiyle gerçekleri görmemeye başladık ve hayal âlemine daldık. (…)


    1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu göçe (tehcir) tabi tutuldu, kitlesel sürgünler ve baskınlar gerçekleştirildi. Bütün bunlar Ermeni meselesine ölümcül bir darbe vurdu.


    Tarihsel Ermenistan'ın, bize devreden gelenekler ve Avrupa diplomasisinin vaatleri doğrultusunda, bağımsızlığımızın temelini oluşturması gereken bölgeleri boşaltıldı; Ermeni vilayetleri Ermenisiz kaldı.


    Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır; sonradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye'de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından bu yöntem en kesin ve en uygun bir yöntemdi.


    Ve bugün, bizim milislerin savaşa katılmalarının Türkiye Ermenilerinin kaderini ne derecede etkilediği sorusunu sormak da abestir. Sınırın bu tarafında bizim farklı bir çizgi izlemiş olmamız durumunda, acımasız baskıların olmayacağını kimse söyleyemez. Türklere karşı düşmanlığımızın teraziye konulmaması durumunda söz konusu baskıların da aynı nitelikte olacağını kimse söyleyemez.


    Bu konuda değişik görüşler olabilir.


    Gerçek, gerçek olarak kalmaktadır ve burası çok önemli ki, Türk egemenliğine karşı onlarca yıl önce başlatılmış olan mücadele, Türkiye Ermenilerinin sürülmesi ve yok edilmesiyle, dolayısıyla Türkiye Ermenistanı'nın boşaltılmasıyla sonuçlanmıştır.


    Korkunç gerçek budur (…)


    Acı acı kötü talihimize sızlanmak, kendi mutsuzluğumuza kendi dışımızda bir sebep aramak, Taşnaksutyun Partisi’nin de kaçınamadığı milli psikolojimizin tipik bir özelliği.


    Rusların bize alçakça davrandığına emindik, sanki özel bir teselli verecekmiş gibi. (Sonra sırada Fransızlar, Amerikalılar, İngilizler, Gürcüler, Bolşevikler, yani bütün dünya vardı.)


    Tembelliğimiz ve uzak görüşlü olmamamız sanki kahramanlıktı. Sonuçta bu, şöyle bir durum ortaya çıkardı. Her isteyen bizi aldatabilir, bize ihanet edebilir, kesebilir veya başkasını kestirtebilirdi.


    (O. Kaçaznuni, Daşnaktsutyun Bolşe Neçego Delat, İzdatelstvo “Zakkniga”, Tiflis, 1927, s.10, 12 vd., 15)




    BELGE 11


    Menşevik Gürcitanı’nın Toprak Bakanı Karibi’nin[vi] Ermeni İddialarına Karşı Yazdığı “Kızıl Kitap” Adlı Eserinden


    “TÜRKLERİN YERİNDE KİM OLSA AYNISINI YAPARDI”


    1880’lerin sonunda Avrupa diplomasisi, Türkiye’deki Ermenilerin memnuniyetsizliğini büyük bir ustalıkla kullandı. Ortadoğu’daki siyasi dengeleri altüst edecek Türkiye ile Rusya arasında güçlü bir anlaşmanın sağlanmasını ve Rusya’nın boğazlara ilerleyişini engellemeyi umarak bu memnuniyetsizliği körüklemeye başladı.


    Bu tehdide karşı Avrupa diplomasisi, elinden geleni ardına koymadı. Bir şeklide Rusya’yı Türkiye’yle yeni bir savaşa çekmeye ve Türkiye’yi iç çekişmelerle zayıflatarak Rusya için karlı bir ortak olmaktan çıkarmaya çalıştı.


    Batı Avrupa siyaset adamları, bu yönde amaçlarına ulaşmak için sinsice Ermenileri Türkiye’deki durumlarının ne kadar kötü olduğuna inandırdı ve onların bu durumdan ancak Avrupa’nın desteğiyle çıkabilecekleri fikrini empoze etti. (…)


    Türkler ve Kürtler, Ermenilere niçin saldırdı? Aynı dönemde, hatta Yunanistan ve Türkiye arasında açık kanlı bir savaş[vii] varken bile, Rumlarla böyle bir ilişki içinde olmadılar. Cevap açık. Türkiye’deki Rum nüfusu Yunan-Türk Savaşı sırasında dürüstçe, rejime bağlılığını sürdürerek tam tarafsızlığını korudu. Savaşta hiçbir şekilde yer almadı. Sessizce savaşın sonuçlarını bekledi. Tabii kimse de onları kandaşları Yunanlılara sempati duymaya ve onlarla aynı ruha sahip olmaya zorlamadı.


    Türkiye’deki Ermeni nüfusu ise Ermeni devrimci partileri[viii] yüzünden açıktan kendi devletinin düşmanları tarafına geçti ve kendi memleketlileri olan Kürtlerin ve Türklerin hiddetini üstüne çekti.


    Tekrarlıyoruz: Kesin düşüncemiz şudur ki, Ermeni şeflerinin en temel hatası, Ermeni gönüllü birliklerini oluşturmalarıdır ve bu politikanın sonucunda milli nefreti ateşlemeleridir. (…)


    Türkiye’nin yerine Hıristiyan Rusya’yı veya yüksek kültüre sahip Almanya’yı koyun. Eğer Rus Lehleri Avrupa’da yaşayan bütün Lehleri bir devlet örgütünde birleştirmek adına Avusturya Lehlerine katılsaydı ve bağlı bulundukları Rusya’ya karşı savaşsaydı Rusya ne yapardı? Eğer Alsace-Lorraine’deki Fransızlar, Almanya’ya karşı savaş için gönüllü birlikler oluştursalardı Almanlar ne yapardı? Doğal olarak bu iki uygar Hıristiyan devlet de Türkiye Ermenilere ne yaptıysa onu yapardı. (…) İngilizler, düşmana katılmayı düşünmeyen, sadece geçmişteki bağımsızlığını geri talep eden İrlanda’yı bile daha dün ateş ve kanla dize getirdiler.



    (Karibi, Krasnaya Kniga, Tiflis, 1920, s.21 vd., 25, 82 vd.)





    BELGE 12


    General Prof. Dr. N. G. Korsun’un[ix] Kızıl Ordu Harp Akademisi’nde Askeri Coğrafya Dersinde Okutulan “Türkiye” Adlı Eserinden


    “MÜSLÜMANLAR, ERMENİ NÜFUSTAN 5 KAT DAHA FAZLAYDI”


    Ermenilerin Dünya Savaşı’na[x] kadarki özellikle Ermeni vilayetlerinde yoğunlaşmış (Van, Bitlis, Erzurum, Harput, Diyarbakır, Sivas, Trabzon ve Adana. İstanbul’da ise nüfusun yüzde 15’ine varıyordu.) toplam nüfusu 1.500.000 kadardı. Bütün bu bölgelerdeki Müslümanlar (Türkler ve Kürtler), Ermeni nüfusundan 5 kat daha fazlaydı, ancak 1914-18 savaşı öncesinde bize[xi] katılan topraklardaki Ermeni nüfusu, Anadolu’daki Ermeni nüfusunun üçte ikisini oluşturuyordu, ancak burada da Ermenilerin toplam nüfus içerisindeki payı yüzde 25’ti ve burada da Müslümanlar 2 kat daha fazlaydı.


    (N. G. Korsun, Turtsiya/Kurs Lektsii Po Voyennoi Geografii, Çitannıh V Voyennoy Akademi RKKA, Vısşii Voyennıy Redaktsionnıy Sovyet, Moskva, 1923, s.37)





    BELGE 13


    General Prof. Dr. N. G. Korsun’un SSCB Savunma Halk Komiserliği Devlet Askeri Yayınevi Tarafından Basılan “Alaşkart Ve Hamadan Harekâtları/1915 Yılında Dünya Savaşı’nın Kafkasya Cephesi” Adlı Eserinden


    “ASKERİ İKTİDAR VE TÜRK NÜFUS, TEHCİR EDİLENLERE KARŞI NAZİK BİR TUTUM ALDI”


    Bu reformlarla[xii] ilgili meselelerde Rusya, Ermenilerin resmi hamisi gibi hareket etti. Bu politika, Ermeni halkının Rus feodal ve kapitalist sınıfları tarafından nihai olarak köleleştirilmesi ve sömürülmesini adına yürütülüyordu. Savaşın başlamasıyla Çarlık hükümeti, sözde “tarihi görevini” gerçekleştirmek adına, aslında Boğazlarla İstanbul’u ve Türkiye Ermenistanı’nı ele geçirmek için hemen taleplerini oluşturdu.


    Çarlık hükümeti, özellikle karışık milli-siyasal yapısıyla Türkiye Ermenistanı’nın incelenmesine çok ciddi şekilde önem verdi. (…) Rus kumandanlığı, Kafkas ordularının Türkiye’ye düzenleyeceği saldırıda Ermenilere ve Süryanilere dayanmayı planladı. (…)


    Rusların Ermenistan içlerine doğru istilası, Osmanlı Türkiyesi’nin “mirasından” Çarlık Rusyası’nın payına düşen bölge olarak taşıdığı askeri-siyasi anlam dışında, Osmanlı devletinin temel bölgesi olan Anadolu’yu ve Ortadoğu’daki Alman-Türk harekâtları için büyük önem taşıyan Almanlarla birlikte yapılan Bağdat demiryolunu tehdit ediyordu. Bunlarla birlikte bu istila, Rusları Musul petrollerine yaklaştırıyordu. Ayrıca Rusların Türkiye’nin içlerine doğru girmesi, genel olarak Transkafkasya’yı ve Ruslar tarafından işgal edilmiş olan İran’ın kuzeybatı bölgelerini ve özellikle Bakû petrol bölgelerini ve Çiaturi manganez yataklarını Türkiye’nin saldırılarından koruyordu. (…)


    İçişleri Bakanlığı’nın bildirdiğine göre savaşın başında, özellikle de Sarıkamış çarpışmasının ilk safhasında Ermeni nüfusu, tamamen yeni silahlarla silahlandırılmıştı. Hatta silahlandırma, Transkafkasya’da Türk istilası tehlikesinin tamamen ortadan kalkmasından sonra da artan tempoda devam etti. İçişleri Bakanlığı’nın bildirimine göre Ermeni gönüllü birliklerinin kendi özel genelkurmayı vardı. Öyle ki, bildirimler şu adrese gidiyordu: “Tiflis, Ermeni Genelkurmayı, Hatisov’a (şehrin başkanı).” Bununla birlikte bu birliklerin oluşturulması ve özel olarak himaye edilmeleri, Kafkasya’daki diğer halklarla Ermeniler arasında gerginliğin doğmasına neden oldu. (…)


    Belirtilen dönemde yaklaşık bir milyon kişi tehcir edildi. Askeri iktidar ve Türk nüfus, tehcir edilenlere karşı nazik bir tutum aldı. (…) Salgın hastalıklar ve yokluk, göç edenlerin yaklaşık yüzde 50’sinin hayatına mal oldu.


    Bu tehcir, 3. Türk Ordusu’nun Ermenilerden oluşan memurlarını, uzmanlarını ve işçilerini kaybetmesine yol açtı.


    (N. G. Korsun, Alaşkertskaya İ Hamadanskaya Operatsii Na Kavkazskom Fronte Mirovoy Voynı V 1915 Godu, Gosudarstvennoe Voyennoe İzdatelstvo Narkomata Oboronı Soyuza SSR, Moskva, 1940, s.6 vd., 153, 189)





    BELGE 14


    Sovyet Ermenistanı’nın Önemli Devlet ve Bilim Adamlarından A. B. Karinyan’ın[xiii] “Ermeni Milliyetçi Akımlarının Özelliklerine Dair” Başlıklı Makalesinden


    “ERMENİ GÖNÜLLÜ BİRLİKLERİ, KÜRT VE TÜRK NÜFUSU SİSTEMATİK OLARAK İMHA ETTİ”


    (…) Şimdi gizli emellerini açıktan göstermeye başlamışlardı, Türkiye Ermenistanı’nda yaşayan Hıristiyan olmayan bütün gruplara karşı nefretlerini artık gizlemiyorlardı. Rus ordularının zaferleriyle coşan “gönüllüler”[xiv], şimdi işgal edilmiş bölgelerde bütün gücünü etkisini artırmaya ayırıyordu. Bunu başarabilmek için de Ermeni olmayan nüfusun fiziksel olarak yok edilmesi metoduna başvuruyordu. (…)


    Belirlenen bu idealin gerçekleştirilmesindeki en ciddi engel, Türkiye Ermenistanı’nın karışık milli yapısı ve Ermenilerin ‘altı vilayette’ azınlıkta olmalarıydı. Ermeniler, sadece bazı bölgelerde önemsiz bir çoğunluğa sahipti. Diğer grupların niceliği, özellikle de Müslüman olan halklar tartışmasız çoğunluğu teşkil ediyordu. Bu yüzden bu gruplara karşı Taşnaksutyun Partisi’nin inisiyatifinde yukarıda belirtilen önlemler alındı.


    Rus ordusunun raporlarından ve talimatlarından görülüyor ki, Ermeni gönüllü birlikleri, en geniş ölçüde, Hıristiyan olmayan halkın ortadan kaldırılmasıyla uğraştılar. Gönüllü birlikler, Kürt ve Türk nüfusu sistematik olarak imha ederek Taşnaksutyun Partisi’nin Ermeni bölgesinin Müslüman öğelerden temizlenmesini ve sınırların çevrilmesini öngören planını yerine getirdiler. Bu ‘program’, Rus ordularındaki birliklerin komutanlarının rahatsızlıklarını birçok kez dile getirmelerine rağmen inatla uygulandı. Bu program, Ermenilerin kendileri için de yıkıcıydı. Esasen Ermeni köylülerinin, tabii ki, Kürtleri ve Türk köylülerini kendi tarafına çekmekte çıkarı vardı. Yüzyıllardır Ermenilerle aynı şartlarda birlikte çalışan Kürtler ve Türk emekçi kitleleri, komşularıyla ortak çıkarlarla bağlıydılar. Bu o kadar açıktı ki, bunu Çarlık Rusyası’nın askeri diplomatları bile sıkça dile getirmişti. Taşnaksutyun Partisi tersini yaptı. Politikalarıyla Türkiye’deki Ermenilerin durumunu daha da dayanılmaz hale getirdi. Gönüllüler tarafından gerçekleştirilen zorbalıklara misilleme olarak Türk köylüleri de Ermeni halkının hakkından geldi ve Türk hükümetinin bütün ‘görevlerini’ yerine getirdi. (…)


    (A. Karinyan, “K Harakteristike Armyanskih Nationalistiçeskih Teçeniy”, Bolşevik Zakavkazya, No. 9-10, 1928, s.65 vd.)




    BELGE 15


    Ermeni Sovyet Tarihçisi A. A. Lalayan’ın “Karşıdevrimci ‘Taşnaksutyun’ ve Emperyalist Savaş 1914-1918” Başlıklı Makalesinden


    “TAŞNAKLAR; TÜRK KADINLARINI, ÇOCUKLARINI, YAŞLILARINI VE HASTALARINI KATLETMEDE AZAMİ ‘CESARETİ’ GÖSTERDİLER”


    “Gönüllü” hareketi, kana susamış humbapetaların (Andranik Paşa, Amazayep ve diğerleri) komutasındaki Taşnak birliklerinin Türk kadınlarını, çocuklarını, yaşlılarını ve hastalarını ortadan kaldırmak işinde azami “cesareti” göstermelerini ifade etmektedir. Taşnak birlikleri tarafından işgal edilen Türk köyleri, orada yaşayan insanlardan “kurtarılmış” ve tanınmaz hale getirilmiş kurbanlarla dolu bir harabeye çevrilmiştir. (…)


    Görüldüğü gibi Taşnak gönüllü hareketinin sonuçlarından biri on binlerce Türk emekçisinin imha edilmesidir. (…)


    (A. Lalayan, “Kontrrevolyutsionnıy ‘Daşnaktsutyun’ İ İmperialistiçeskaya Voyna 1914-1918 gg.”, Revolyutsionnıy Vostok, No. 2-3, 1936, s.92)




    BELGE 16


    Bir Ermeni Yetkilinin “Rus-Türk Savaşı’nda Ermeni Gönüllü Birliklerinin Faaliyetleri” Başlıklı Raporundan


    ERMENİ KİTLELERİ GÖNÜLLÜ HANEKETİNİN PEŞİNDEN NASIL SÜRÜKLENDİ?


    (…) Hükümet[xv] çevrelerinde savaşın 1915 baharından önce başlamayacağı öngörülüyordu. Demek ki, faaliyetleri iyi temeller üzerinde inşa etmek için oldukça zaman vardı. Fakat olaylar, düşünülenden daha hızlı gelişti. Yönetim organının hükümetin talebi üzerine işi olağanüstü biçimde hızlandırması gerekti, öyle ki savaşçıların seçiminde sıkı kıstaslar uygulanamadı ve iki-üç hafta içerisinde bütün gönüllülerimizi sınıra yığmak zorunda kaldık. Gönüllü hareketi esnasında Ermeni halkı, genel bir coşkunluk gösterdi; binlerce yaşlı ve genç, sağlıklı ve hasta, savaş eğitimi almış ve almamış olan, iyi ve kötü, erdemli ve erdemsiz kişi örgütlenme bürosunun emrine yazılmak için akın etti. Ve bunları geri çevirmenin imkânı yoktu. Ermenilerin ayak bastığı yerkürenin en ücra köşelerinden, hatta Yeni Buhara’dan ve Amerika’dan dahi gönüllüler geldi. Cahilini de eğitimlisini de tek bir fikir coşkulandırıyordu, hepsinin kalbi bir atıyordu, asırlık zincirlerini kırmaya gidiyorlardı. Peşi sıra gece ve gündüz, günlerce ve haftalarca gönüllü kayıtlarının yapıldığı yerin eşiğini aşındırdılar. Kayıt olana dek önerdiler, rica ettiler, bazen tehditler savurdular, hatta ağladılar. Ermeni halkının ruhunun derinliklerinde saklı erdemi gösteren ne kadar dokunaklı tablolar ortaya çıktı kayıtlar sırasında.


    (Marksizm-Leninizm Enstitüsü Ermenistan Şubesi Parti Arşivi fond 4047, liste 1, dosya 91, yaprak 1’den aktaran: C. Kirakosyan, Zapadnaya Armeniya V Godı Pervoy Mirovoy Voynı, İzdatelstvo Yerevanskogo Universiteta, Yerevan, 1974, s.201 vd.)



    BELGE 17


    Ermeni Bolşevik A. Erzikyan’ın Sovyet Ermenistanı’nda Ermenice Basılan “Emekçilerin Mahkemesinde” Başlıklı Eserinden


    “ÇARLIK RUSYASI, TÜRKİYE ERMENİLERİNİN SEMPATİSİNİ KAZANMAK İÇİN GÖNÜLLÜ BİRLİKLERİ KULLANDI”


    Vorontsov-Daşkov[xvi], askeri açıdan gönüllü birliklerin ciddi bir kuvvet etmeyeceğini çok iyi biliyordu, ancak Rusya ordularının geçişi esnasında Türkiye Ermenilerinin Rus ordularına sempatisini kazanmaya ihtiyacı vardı ve bunu en iyi gönüllü hareketi sağlayabilirdi.


    (A. Erzikyan, Na Sud Trudyaşihsya, Tiflis, 1927, s.62)




    BELGE 18


    Çarlık Rusyası Dışişleri Bakanı S. D. Sazonov’un İstanbul Büyükelçisi Girs’e Telgrafı


    ÇARLIK RUSYASI, KÜRT VE ERMENİ KARTINI BİRLİKTE KULLANDI


    Telgraf No. 53 17/4[xvii] Mart 1914


    Ermeni reformlarının gerçekleştirilmesiyle bağlantılı olarak Bitlis’teki Kürt hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bitlis ve Van’la ilişkileri olan ve hala burada bulunan Abdulrezak[xviii] üzerinden Kürtleri yönlendirmek sizce uygun olmaz mı?


    (Mejdunarodnıe Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhivov Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg., seri 3, c.2, Gosudarsvennoe Sotsialno-Ekonomiçeskoe İzdatelsvo, Moskva-Leningrad, 1933, s.29 vd.)





    BELGE 19


    Taşnaklar Tarafından Yönetilen Ermeni Milli Bürosu’nun Birinci Dünya Savaşı’nın Hemen Başında Çar II. Nikolay’a Gönderdiği Bildiriden


    “ERMENİLER, HAYATLARINI VE VARLIKLARINI YÜCE RUSYA’NIN VE ONUN TAHTININ ŞANI İÇİN FEDA ETMEK ÜZERE AYAĞA KALKMIŞLARDIR”


    (…) Şanlı Rus orduları, kendi hükümdarlık toprakları boyunca karlı Ermenistan tepelerinde ve engin Alaşkert vadisinde, Almanya’ya ihtiyaç duyarak kudretli Rusya’ya el kaldırma cüretini gösteren Türkiye’ye karşı savaşırken, Ermeniler, atalarının öğütlerini dinleyerek (…), hayatlarını ve varlıklarını Yüce Rusya’nın ve onun tahtının şanı için feda etmek üzere ayağa kalkmışlardır.


    Türkiye’yle savaş müjdesi, bütün Ermeni halkını coşkulandırmaktadır. Bütün ülkelerden Ermeniler, şanlı Rus ordularında yer almak ve Rus silahının başarısına kanıyla hizmet etmek için can atmaktadır. Düşmana karşı zafer kazanmak için Yüce Tanrıya dua ediyoruz. Yeni şanlı Rus silahı olmak ve Rusya’nın Doğu’daki tarihsel görevini yerine getirmek vatan borcumuz olmaktadır. Kalbimiz bu istekle yanmaktadır.


    Rus bayrağı, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında özgürce dalgalanacaktır.


    Sizin iradeniz, yüce devletlim, Türkiye boyunduruğu altındaki halklara özgürlük verecektir.


    (Mşak, No. 271, 1914’ten aktaran: Marents, “Litso Armyanskogo Smenohovstva”, Bolşevik Zakavkazya, No. 3-4, 1928, s.89)




    BELGE 20


    Ambartsum Arakelyan’ın Mşak Gazetesinde 20 Eylül 1914’de Yayımlanan Makalesinden


    “TÜRKİYE, PARÇALARA AYRILMAK ZORUNDADIR VE BU, TARİHİN VE MANTIĞIN KAÇINILMAZ TALEBİDİR”


    (…) Tarihin hükmü acımasızdır: Türkiye, kendi başına bağımsız bir organ olarak yaşayabilecek durumda değil; o ölmek ve parçalanmak zorunda ve onun enkazından bağımsız, özgür ve uygar bir yaşama başlayacak yeni devletler yükselecek. Türkiye, parçalara ayrılmak zorunda. Bu, tarihin ve mantığın kaçınılmaz talebidir.


    (Mşak, 20 Eylül 1914, No. 208’den aktaran: C. Kirakosyan, Zapadnaya Armeniya V Godı Pervoy Mirovoy Voynı, İzdatelstvo Yerevanskogo Universiteta, Yerevan, 1974, s.212)





    BELGE 21


    Çarlık Rusyası III. Siyasi Dairesi Danışmanının İstanbul Büyükelçisi M. Girs’e Telgrafı


    “TÜRKİYE’YLE SAVAŞ HALİNDE ERMENİLERİN, SÜRYANİLERİN VE KÜRTLERİN AYAKLANMALARININ TAM ZAMANIDIR”


    Telgraf No 2851 23/10 Eylül 1914


    Yüksek Başkomutan ve Kafkas Valisi, Türkiye’yle savaş halinde Ermenilerin, Süryanilerin ve Kürtlerin ayaklanma hazırlıklarının tam zamanı olduğu konusunda hemfikirdir. Çeteler, İran idaresinden tam gizli olarak Azerbaycan’daki konsoloslarımızın ve oradaki birliklerimizin komutanlarının gözetimi altında oluşturulacaktır. Hazır halde bulunacak silahlar, sadece gerekli zamanda verilecektir. Parasal destek için kredi vardır. Çeteler, yalnız bizim iznimizle harekete geçirilecektir.


    Bugün bakan sizin Amiral Ebergard’a gönderdiğiniz telgrafa[xix] atıfta bulunarak Genelkurmay Başkanı’na durumun gerginleşmesi sonucunda vakit kaybetmeden yukarıda belirtilen önlemler çerçevesinde, ama tabii ki daha ayaklanma başlatmaksızın hazırlıklara geçilmesi gerekliliğini belirten bir telgraf göndermiştir.


    Klemm


    (Mejdunarodnıe Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhiva Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg., seri 3, c.6, bölüm 1, Gosudarstvennoe Sotsialno-Ekonomiçeskoe İzdatelsvo, Moskva-Leningrad, 1935, s.232 vd.)





    BELGE 22


    Rusya’nın Maku Konsolosunun 27 Ekim 1914[xx] Tarihli Şifreli Telgrafı


    “AMAÇ, ERMENİLERLE İŞBİRLİĞİ HALİNDE TÜRKLERİ KÜRDİSTAN’DAN KOVMAK”


    Bakanlığa. Abdul Rezak, 500 silahlı Kürtle Çaldıran’dan Türkiye’ye saldırıya geçti. Aynı zamanda ona bağlı Kürtleri etrafında topluyor. Amacı, Ermenilerle işbirliği halinde Türkleri Kürdistan’dan kovmak. Kopyası Tahran’a.


    /İmza/ Olferyev


    27 Ekim 1914


    (Rusya Askeri Tarih Devlet Arşivi (RGVİA) fond 2100, liste 1, dosya 517, yaprak 17)





    BELGE 23


    Karargâh Komutanı Yudeniç’in[xxi] General Nikolayev’e Telgrafı


    “ARALARINDA ÇATIŞAN ERMENİLER VE KÜRTLER HİMAYEMİZDEN YOKSUN KALACAKTIR”


    31/X [1914] saat akşam 9


    IĞDIR BEYAZIT GENERAL NİKOLAYEV’E


    Ermeni gönüllü birliği adına Dro’ya ve Kürtler adına Abdul Rezak’a[xxii] Van’a girişte kendi aralarında çatışmamalarını telkin ediniz, zira her ikisi de kendi amaçlarını takip edecektir. Her kim bunu yerine getirmezse himayemizden yoksun kalacaktır.


    Yudeniç 2492


    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 517, yaprak 29)





    BELGE 24


    Kars Bölgesi Askeri Vali Yardımcısı’nın Kars Bölgesi Askeri Valisi’ne Tehcir Öncesinde Yazdığı Rapor


    “MÜSLÜMAN KÖYLERİNİ ERMENİLERİN SALDIRILARINDAN KORUMAK GEREK”


    Kars Bölgesi Askeri Vali Yardımcısı’nın Kars Bölgesi Askeri Valisi’ne 4 Ocak 1915 tarihli 2 nolu raporunun kopyası


    Geçtiğimiz Aralık ayının 28’inde Verh, Kotanlı köylerinden ve Soğanlık kazasından geçerek kale bölgesine girerken Kotanlı’ya yağma amacıyla gelmiş olan Türk tüfekleriyle ve Rus Berdanka tüfekleriyle silahlanmış on bir Ermeninin ve ikisi Ermeni biri Rus olan 39. Topçu Tugayı’nın 1. Bataryası’nın 3 aşağı rütbeli askerinin, memur Ramfopul ve bana eşlik eden muhafızlarla birlikte benim tarafımdan tutuklandığını Siz Ekselanslarına bildiririm.


    Yukarıda bahsi geçen tutuklulardan Kotanlı köyü ahalisinden gasp edilmiş 100 ruble, belgeler ve silahlar benim tarafımdan geri alındı.


    Para ve silahlar şimdilik bende duruyor; birliklerine teslim edilen aşağı rütbeliler hariç tutukluların ayrıntılı tahkikatı ise, 30 Aralık tarihli 81 nolu raporda benim tarafımdan Kars bölgesinin Genaral-Valisi’ne sunuldu. Bu raporda Kotanlı köyünde 7 yaya muhafızın Müslüman köylerini Ermenilerin saldırılarından korumakla tam sorumlu olarak bıraktığımı rapor ettim. Albay Grigoliya.


    ONAY:


    Kâtip: İmza


    (RGVİA fond 2100, liste 2, dosya 460, yaprak 36 ve arkası)





    BELGE 25


    Askeri Vali Podgurski’nin Sarıkamış, Oltu, Kağızman Bölgeleri Komutanlarına Telgrafı


    “HIRİSTİYAN NÜFUS TARAFINDAN MÜSLÜMANLARA KARŞI GİRİŞİLEN YAĞMANIN ÖNLENMESİ İÇİN HER TÜRLÜ KARARLI ÖNLEMİ ALIN”


    Savaş koşulları kapsamında


    Askeri Vali Podgurski’nin Sarıkamış’a Albay Grigoliya’ya, Ardağan, Oltu, Kağızman bölgeleri komutanlarına telgrafının kopyası.


    Hıristiyan nüfus tarafından Müslümanlara karşı girişilen yağmanın ve çapulculuğun önlenmesi için her türlü kararlı önlemi alın. Ağır cezalarla korkutarak askeri mahkemeye verileceklerini bildiriniz; tutuklayınız, silahsızlandırınız, suçluları mahkemeye veriniz. Aşağı rütbelileri birliklerine teslim ediniz. Gelişmelerini bana bildiriniz. İmza. Vali Podgurski. No 59. 12 Ocak 1915’te gönderildi.


    ONAY:


    Kâtip: İmza.


    (RGVİA fond 2100, liste 2, dosya 460, yaprak 75)



    [i] Çarlık Rusyası’nın Kafkasya Valisi.

    [ii] Taşnak silahlı çeteleri.

    [iii] Taşnak silahlı çetelerinin komutanlarına verilen ad.

    [iv] Aleksey Borisoviç Lobanov-Rostovski, Türkiye’de ve bir çok Avrupa ülkesinde büyükelçilik görevini yürüttükten sonra 1867-1878 yıllarında içişleri bakanlığı, 1895-1896 yıllarında da dışişleri bakanlığı görevinde bulundu. 1896 yılında öldü. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) A. B. Lobanov-Rostovski maddesi.

    [v] Ovanes Kaçaznuni (İgithanyan), 1918 yılı Temmuz ayında kurulan Ermenistan devletinin ilk başbakanıdır. Taşnak hükümetini, 1919 Ağustos ayına kadar 13 ay yönetmiştir. Taşnaksutyun Partisi’nin kurucularındandır ve önemli lideridir. Ermenistan’ın ve Taşnak Partisi’nin en yetkilisidir.

    1868 yılında Gürcistan’a bağlı Ahıska bölgesinde doğmuştur. Mimarlık eğitimi aldıktan sonra Bakû, Batum ve Tiflis’te mimar olarak çalışır. Taşnak örgütüne Bakû’de katılır. 1905-1906 yıllarındaki Ermeni-Tatar çatışmaları sırasında karşılıklı kırımı engellemek üzere kurulan komisyonda görev yapar. 1911 yılında Taşnaksutyun davasından arandığından dolayı Türkiye’ye kaçar. İstanbul’da, ardından da Doğu Anadolu’da bulunur. Propaganda faaliyetleri yürütür. 1914 yılında Transkafkasya’ya geri döner. 1917’de Ermeni Ulusal Konseyi üyesi olur. 1918’e kadar Kafkasya parlamentosunda (Seym) Taşnak temsilcisi olarak bulunur. Trabzon ve Batum’da Türklerle yapılan barış görüşmelerinde Ermeni heyeti içinde yer alır. 4 Haziran’da Hatisov’la birlikte Ermenistan Cumhuriyeti adına Batum Antlaşması’na imza atar. 1918 Temmuzu’nda bağımsız Ermenistan’ın ilk başbakanı olur. 1919 Ağustosu’na kadar bu görevde kalır. 1919 Şubatı’nda Ermenistan Parlamentosu’nun kararıyla yardım sağlamak amacıyla ABD’ye ve Avrupa’ya gider. 1920 yılında Ermenistan’a geri döner ve Ermenistan Parlamentosu başkan yardımcılığına atanır.

    1920 yılında Ermenistan’da Bolşevik iktidarının kurulmasının ardından tutuklanır. 1921 yılında Bolşevik yönetimine karşı yapılan karşıdevrimci ayaklanmanın bastırılmasından sonra ülkeyi terk eder. 1921-24 yılları arasında Bükreş’te yaşar. 1923 yılında elinizdeki kitabı yayımlamasının ardından Taşnak Partisi’nden istifa eder, geri dönmek için Sovyet Ermenistan’ı hükümetine başvurur. 1925 yılında Erivan’a yerleşir. Mimar olarak çalışır, üniversitelerde ders verir ve profesörlük unvanını alır. 1938 yılında hayatını kaybeder. Bkz. Entsiklopediya “Armyanski Vapros”, Yerevan, 1991, s.197.

    [vi] Gerçek adı P. P. Goleyşvili olan Karibi, Gürcü Menşevizminin önemli yayıncılarından ve parti yöneticilerinden biridir. Karibi, Menşevik Gürcistanı’nın Jordanie hükümeti döneminde Toprak Bakanlığı yapmıştır. Karibi, daha sonra Bolşeviklere katılmıştır. Bkz. Karibi, Net Sil Bolşe Molçat, c.1, Sovyetski Kavkaz, Tiflis, 1925, s.1.

    [vii] Kitabın 1920 yılında basıldığı göz önünde tutulursa burada Osmanlı dönemindeki Türk-Yunan savaşlarının kastedildiği anlaşılmaktadır.

    [viii] Taşnaksutyun, Hınçak vb. kastedilmektedir.

    [ix] 8 Ocak 1877 tarihinde doğan General Prof. Dr. Nikolay Georgiyeviç Korsun, 1897 yılında Konstantinov Topçu Okulu’nu, 1905 yılında ise Genelkurmay Akademisi’ni bitirdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Genelkurmay Yüksek Karargâhı’nda görev yaptı (Mayıs 1915-Eylül 1916), Kazak Alaylarının komutanlığını üstlendi (Ağustos 1917’ye kadar), ardından Genelkurmay’ın Genel Kumandanlığı’nda çalıştı (1917). 1918 yılından itibaren Kızıl Ordu’da Bütün Rusya Genelkurmayı’nda ve Doğu Cephesi Birinci Ordusu’nda görev yaptı. 1922-1954 yılları arasında M. V. Frunze Askeri Akademisi’nde öğretim üyesi olarak ders verdi, bilimsel çalışmalarda bulundu. 1954 yılında emekliye ayrıldı. Üstün hizmetlerinden dolayı 2 kez Lenin Nişanı’na, Kızıl Bayrak madalyasına ve 2 kez de Kızıl Yıldız madalyasına layık görüldü. Askeri tarih alanında birçok eser verdi. 14 Kasım 1958’de hayatını kaybetti. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) N. G. Korsun maddesi.

    [x] Birinci Dünya Savaşı.

    [xi] Rusya.

    [xii] Ermeni reformları.

    [xiii] Artaşes Balasiyeviç Karinyan (Gabrielyan), 11 Kasım 1886 tarihinde Bakû’de doğmuştur. 1907 yılından beri Sovyetler Birliği Komünist Partisi üyesi olan Karinyan, 1910 yılında Petersburg Üniversitesi’ni bitirir. Ardından Bakû’de devrimci faaliyetlerin merkezinde yer alır. 1918 yılında Bakû Komünü’nün Adalet Halk Komiseri (Bakanı) olur. Ermenistan’da Sovyet iktidarının kurulmasının ardından Sovyet Cumhuriyeti’nin İktisat Komitesi Başkanlığını yapar. 1924-28 yılları arasında Ermenistan Merkez Yürütme Kurulu Başkanı’dır. Karinyan’ı, 1929-30 yıllarında Ermenistan SSC Eğitim Halk Komiser (Bakan) Yardımcısı olarak görüyoruz. 1906 yıllından beri yayıncılıkla uğraşan A. B. Karinyan, İskra, Bakinskiy Raboçi, Pravda, Put Pravdı gibi Bolşevik yayın organlarında makaleler yazmıştır. Ermenistan SSC Bilimler Akademisi üyesi de olan Karinyan, üstün hizmetlerinden dolayı Lenin Nişanı ve Emekçi Kızıl Bayrak madalyasıyla ödüllendirilmiştir. 1982 yılında ölen Karinyan’ın siyaset, iktisat ve tarih üzerine yayınlarının dışında edebiyatçı ve eleştirmen kimliğiyle de birçok eseri vardır. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) A. B. Karinyan maddesi.

    [xiv] Ermeni gönüllü birlikleri kastedilmektedir.

    [xv] Rus hükümeti.

    [xvi] Çarlık Rusyası’nın gönüllü birliklerin örgütlenmesinde önemli rol oynayan Kafkasya valisi.

    [xvii] 4 Mart eski Rus takvimine, 17 Mart günümüz takvimine göredir. Bundan sonraki belgelerdeki iki ayrı tarih, bu ayrımdan kaynaklanmaktadır.

    [xviii] Türk makamlarından kaçarak Rusya’ya sığınan Kürt aşiret lideri.

    [xix] 21 Eylül tarihli 1150 nolu telgrafta Girs, sadrazamla “Göben” gemisinin Karadeniz’e çıkışıyla ilgili yaptığı görüşmeyi aktarmış ve “Almanların elinde” bulunan Türkiye’nin bütün deniz filosunun Karadeniz’e çıkabileceği tehlikesine işaret etmiştir. 22 Eylül 1164 nolu telgrafta ise Girs, “Breslau” gemisinin Karadeniz’e çıktığını haber vermiştir. Bkz. Mejdunarodnıe Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhiva Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg., seri 3, c.6, bölüm 1, Gosudarstvennoe Sotsialno-Ekonomiçeskoe İzdatelsvo, Moskva-Leningrad, 1935, s.232.

    [xx] Eski Rus takvimi tarihidir. Bundan sonraki Rusya Askeri Tarih Devlet Arşivi belgelerinde orijinali esas alınarak eski Rus takvimine göre tarih belirtilmiştir.

    [xxi] Nikolay Nikolayeviç Yudeniç (30.7.1862-5.10.1933), Birinci Dünya Savaşı’nın başında karargâh komutanıdır. 1915 Ocak’ından itibaren Kafkas Ordularının komutanlığını yapar. 1916 yılındaki Erzurum ve Trabzon harekâtlarını yönetir. Mart-Nisan 1917’de Kafkas Ordularının başkomutanlığı görevini üstlenir. Bkz. Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) N. N. Yudeniç maddesi.

    [xxii] Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslarla işbirliği yapan Osmanlı vatandaşı olan Kürt ağa.
    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


  4. #4
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Cevap: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    BELGE 27


    1915 Şubatında Tiflis’teki Bütün Ermenistan Milli Kongresi’nde Taşnaksutyun Partisi’nin Askeri Kanat Temsilcisinin Yaptığı Konuşmadan


    TÜRKİYE ERMENİLERİNE VERİLEN İKİ GÖREV



    Bilindiği gibi, Rus hükümeti savaşın başında Türk Ermenilerini silahlandırmak ve savaş sırasında ülke içinde ayaklanma çıkartmak için hazır hale getirmek amacıyla hazırlık gideri olarak 242900 ruble verdi. Gönüllü birliklerimiz Türk ordusunun savunma hattını yırtıp, ayaklananlarla birleşerek cephe ve cephe gerisinde anarşi yaratmak ve bununla birlikte Rus ordularının geçişini ve Türk Ermenistanı’nı ele geçirmesini sağlamak zorunda.



    (B. A. Boryan, Armeniya, Mejdunarodnaya Diplomatiya i SSSR, c. 1, Gosudarstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1929, s. 360)



    BELGE 28



    Tehcir Öncesi Ermenilerin Müslüman Köylerini Yağmalaması Hakkındaki Çarlık Raporu[i]



    “ŞÜPHELİLER YAKALANMIŞ VE TUTUKLANARAK KARS BÖLGESİ HAPİSHANESİNE KONMUŞTUR”



    Kars bölgesinde vuku bulan olaylar hakkındaki raporun kopyası./EKSELANSLARI’NIN Kafkasya Valisi Kaleminin Özel Dairesi’ne gönderilmiştir. 6 Şubat 1915 No. 652/



    Zaruşat kazası komutanı, Kürdo köyüne gelen meçhul silahlı altı Ermeninin silahla tehdit ederek halktan 300 ruble, Koçköy’de ikamet eden Karo Nasipoğlu’ndan da kişisel olarak 500 ruble istediklerini, ancak paraları alamadıklarını bildirdi.



    Daha sonra tutuklanan meçhul kişiler, I/ Amazasp’ın birliğinden Ermeni gönüllüsü Türk tebaasından Arşak Asaturov Karakosov; 2/ aynı birlikten Ermeni gönüllüsü Aleksandropol köyünden Mikirtiç Zurabov Akopov Sarkisov; 3/ Kızıl Çahçah köyünden Grigori Mikirtiçev Nazorov; 4/ aynı köyden Oganes Manukov Culagov; 5/ aynı köyden Amayak Petrosov Tanoyev ve 6/ Gümrü şehrinden Yenok Kardanov Bagdasarov’dur.



    Şüpheliler yakalanmış ve tutuklanarak Kars bölgesi hapishanesine konmuştur.



    Silahlarla ilgili soruşturma, maddi delillerle birlikte Kars bölgesi sorgu hakimine devredilmiştir.


    Orijinali yukarıdakilerin ardından imzalıdır.

    Onay: Kâtip adına İmza

    Kafkas Orduları Piyade Karargâhı’na

    Bilgi içindir



    EKSELANSLARI’NIN Kafkasya Valisi Kaleminin Özel Dairesi Müdürü (İmza)



    No. 695

    13 Şubat 1915

    Tiflis


    Kâtip (İmza)


    (RGVİA fond 2100, liste 2, dosya 460, yaprak 49 ve arkası)




    BELGE 29



    Sovyet Ermenistanı Devlet Adamı B. A. Boryan’ın “Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB” Adlı Eserinden



    “DEVLETİN AYAKLANANLARI BASTIRMASI, ONUN TARİHİ VE HUKUKİ HAKKIDIR”



    Kendiliğinden anlaşılacağı gibi, askeri harekâtın cephe gerisinde on bin kişilik bir kitlenin devlete karşı ayaklanma[ii] çıkardığında ve bununla haritada varlığını ilan ettiğinde, devlet düşüncesi, devlet iktidarını ve devlet adamlarının meşru müdafaa adına sorumlu önlemler almasını gerektirir. Ayaklanmayı bastırmanın imkânlarını arayıp bularak ve kendi devletini korumak gibi ortada duran önemli bir görevi unutmadan bu ilke tamamıyla uygulanabilir: Amaç, aracı haklı kılar (…)



    Ermenilerin ayaklanması, onların tarihi ve hukuki hakkıdır. Eğer devlet, halk ayaklanmasını sert bir şekilde eziyor ve ayaklananları bastırıyorsa, bu da onun tarihi ve hukuki hakkıdır.



    (B. A. Boryan, Armeniya, Mejdunarodnaya Diplomatiya i SSSR, c.1, Gosudarstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1928, s.363, 365)



    BELGE 30



    Çarlık Rusyası’nın Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın Londra Büyükelçisi Benkendorf’a Telgrafı



    “ZEYTUNLULAR, SAVAŞÇI SAYISININ 15 000’E ÇIKARILABİLECEĞİNİ BELİRTİYORLAR”



    Telgraf No 1613 10 Nisan/28 Mart 1915, akşam saat 7



    168 nolu telgrafınız alındı.



    Kafkas Ordusu Piyade Karargâhı, Zeytunlu yetkililer Mavi Nohudyan, Mikael Avordyan ve Gasparyan’ın ağzından aşağıdakileri şu bilgileri bildiriyor:



    Hınçakların örgütü, Kilikya’da birçok yandaşa sahip, özellikle 3000 kişiyle Zeytun’da oldukça kalabalıklar. Adana, Dörtyol, Acin, Sis, Furnuze, Maraş ve Halep’te komiteleri var. Hareketin başına 1895 hareketini yönetenler geçebilir: Tohacyan, Yenidünyan, Surenyan, Çakıryan, Yakupyan ve de Gasparyan. Zeytunlular, savaşçı sayısının 15 000’e çıkarılabileceğini ve Aleksandret ve çevresinden herhangi bir dış operasyona gerek kalmadan yüksek miktarda silah sağlayabileceklerini iddia ediyorlar.



    Neratov



    (Mejdunarodnıe Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhiva Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg., seri 3, c.7, bölüm 2, Gosudarstvennoe Sotsialno-Ekonomiçeskoe İzdatelsvo, Moskva-Leningrad, 1935, s.121)



    BELGE 31



    Taşnaksutyun Partisi’nin Dışişleri Bürosu Başkanı Zavriyev’in Çarlık Rusyası’nın Londra ve Paris Büyükelçileri Benkendorf ve İzvolski’ye 1915 Mayısında Gönderdiği Mektuptan



    “ERMENİLER, SAVAŞTA EN HARARETLİ BİÇİMDE YERİNİ ALMALIDIR”



    Bugünkü savaşın ilk günlerinden beri Rusya Ermenileri, Rusya’da ve Türkiye’de savaşa katılmayı beklemektedir. Bu durum, savaşın sonunda Ermeni Meselesi’nin yeniden gündeme alınması ve kesin şekilde çözülmesi umudunu doğurmaktadır. Bu sebeple Ermeniler, yaklaşan olaylara katılmaktan geri duramaz, bundan ötürü savaşta en hararetli biçimde yerine almalıdır. (…)



    (Mejdunarodnıe Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhiva Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg., seri 3, c.7, bölüm 2, Gosudarstvennoe Sotsialno-Ekonomiçeskoe İzdatelsvo, Moskva-Leningrad, 1935, s.455)


    BELGE 32



    General Oganovski’nin General Nikolayev’e Telgrafı



    “KÜRTLER, YOLDA ERMENİLER TARAFINDAN ALIKONULURLAR”



    23 Mayıs [1915]



    Tiflis

    Ordu Komutanına



    General Oganovski’nin telgrafını rapor ediyorum: General Nikolayev, Sor yakınlarında birçok Kürdün teslim olmakta olduğunu, 500’nün ise olduğu bilgisini veriyor. Onların cephe gerisine geçirilmesini rica ediyorlar. Silahlarının toplanması için talimat verilmesine ve onların uygun işlerde değerlendirilmesine izin vermedi. Sayıları Van’da binden fazlayı bulan ve Amerikan Misyonu’nun himayesindeki kadın ve çocukların durumu özellikle güçleşiyor. Hala birkaç bin tanesi de Sor yakınlarında toplandı. Türkiye, onları göndermek için çok uzak ve yolda büyük ihtimalle Ermeniler tarafından alıkonulurlar. Bu yüzden teslim olan Kürtlerin himaye altında kalmalarına izin verdi. 5827 General Oganovski. 2291.



    Pominov



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 982, yaprak 20)




    BELGE 33



    General Kaliti’nin Kafkas Ordu Komutanı’na Telgrafı



    “ERMENİLERİN YAKALANARAK SİLAHLARININ ALINMASINI VE KİMLİKLERİ TESPİT EDİLİNCEYE KADAR HAPSEDİLMELERİNİ EMRETTİM”



    Kars

    Kafkas Ordu Komutanı’na

    Kolordu Karargâhı’ndan Çekilen Telgraf



    Sayı: 233



    Kabul Edildiği Tarih: 09.08.1915

    Sayı: 99/1

    Kabul Eden: İmza



    Operasyon Bölümü

    Tarih: 10.08.1915

    Sayı: 3270

    İcra: 4174



    Birlik komutanları kendi bölgelerine, tüfekle silahlanmış olan ve herhangi bir kimlik belgesi bulunmayan Ermeni gönüllülerin sızmakta olduğunu bildiriyorlar. Onların soygun yaptıklarına dair bilgiler gelmektedir. Ermeni gönüllülerin, kendi reislerinin imzaladığı yazılı belgeleri olmaksızın kendi birlikleri dışına salınmamasına dair emir yayınlamanızı rica ediyorum. Üzerlerinde kimlik belgeleri bulunmayan Ermenilerin yakalanarak silahlarının alınmasına ve kimlikleri tespit edilinceye kadar hapiste tutulmalarına dair bir emir yayınladım. 1277



    Süvari Generali Kalitin



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 982, yaprak 33)




    BELGE 34



    Bir Rus Komutanın General Yudeniç’e Telgrafı



    “BİRLİKTEN FİRAR ETME, TÜFEK ÇALMA VE SOYGUN SUÇUNDAN DOLAYI ERMENİLERE YÖNELİK TUTUKLAMALAR YAPILMALI”



    Telgraf



    10.08.[1915]

    3409

    3420

    Şifreli



    Tiflis

    Ordu Komutanı General Yudeniç’e.



    General Çernozubov bildiriyor: “General Truhin’le bir arada Dilican’a gelen Kerm ve Amazasp komutasındaki iki Ermeni gönüllü birliği tamamen düzensiz ve yorgun durumda olup, yeniden yapılandırılmak üzere Erivan’a gitmek için izin istediler, fakat kolordu komutanı bu isteği geri çevirdi. Bu olumsuz yanıtın Amazasp’a bağlı bölüklerden birisinde sebep olduğu protestoları yatıştırdım. İki hafta süreyle Erivan’a gönderilmelerini talep eden bu birliklerde yeni bir kargaşa çıktığına dair az önce bilgi aldım. Bu gönüllü birliklerin silah gücücüyle yatıştırılması, Azerbaycan Ermenileri ile Van ilindeki durumdan dolayı üzgün olan Türkiyeli mültecileri bizim açımızdan hoş olmayan biçimde olumsuz etkilemiştir. Bu nedenle, piyade ihtiyacımızın sürekli artmakta olmasına rağmen, ileride çıkabilecek gayet ciddi problemlerden kurtulabilmemiz amacıyla her iki birliğin iki haftalığına Erivan’a gidebilmesine izin verilmesini ısrarla rica ediyorum. 2157. Çernozubov.” Kendi tarafımdan şunu eklemeği gerekli buluyorum; bu birlikleri emirlere uymaya zorlayarak ya Van ilinde kalmalarını temin etmek ya da ileride bu tür olayların tekrarlanmaması ve Ermeni gönüllü birliklerinin bu tür taleplerde bulunarak kendi başlarına hareket etmelerini önlemek amacıyla önceden tüfeklerine el koyarak feshetmek gerekir. 1. Kolordu Komutanı General Kalitin bildiriyor: “Birlik komutanları kendi bölgelerine, tüfekle silahlanmış olan ve herhangi bir kimlik belgesi bulunmayan Ermeni gönüllülerin sızmakta olduğunu bildiriyorlar. Onların soygun yaptıklarına dair bilgiler gelmektedir. Ermeni gönüllülerin, kendi reislerinin imzaladığı yazılı belgeleri olmaksızın kendi birlikleri dışına salınmamasına dair emir yayınlamanızı rica ediyorum. Üzerlerinde kimlik belgeleri bulunmayan Ermenilerin yakalanarak silahlarının alınmasına ve kimlikleri tespit edilinceye kadar hapiste tutulmalarına dair bir emir yayınladım. 1277. Süvari Generali Kalitin.”



    Şunu da rapor etmeği gerekli buluyorum ki, eğer bunlar gönüllülerse, o zaman Baratov’un birliğiyle beraber gönderilmiş olan 6. Gönüllü Birliğinden olmalılar; bunların, aynen Sarıkamış operasyonu sonrasında olduğu gibi, bölgeye akın eden ve savaş mahallinde sahipsiz kalmış silahları özellikle de bizim askerlere ait olanları toplayan yerli Ermeni halktan oldukları da kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden, General Kalitin tarafından önerildiği gibi mümkün olduğunca sert ve özenli öneriler alınması; birlikten firar etme, tüfek çalma ve soygun suçundan dolayı tutuklamalar yapılabilmesinin yararlı olacağı düşünülebilir. Talimatlarınızı rica ediyorum.4174.



    İmza.


    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 982, yaprak 34-35)




    BELGE 35



    Genelkurmay Başkanı Adına Dışişleri Halk Komiseri Yardımcısı Neratov’a Mektup



    “TAŞNAKSUTYUN ÜYELERİ, ŞÜPHESİZ OLDUKÇA KARANLIK BİR GEÇMİŞE SAHİP İNSANLARDIR”



    Mektup No 8158 22/9 Ekim 1915



    Bay Anatoli Anatoliyeviç [Neratov],



    Bulgaristan’da bulunan Türkiye Ermenisi gönüllülerin Kafkasya’ya gönderilmesiyle ilgili 5 [18] Ekim tarihli 1162 nolu mektupla ilgili Ekselanslarınıza bildiririm ki, Kafkas Orduları komutanı, belirtilen Ermenilerin Rusya’ya girişini olumlu görmektedir, ancak, onların hepsi Taşnaksutyun üyesidir ve şüphesiz oldukça karanlık bir geçmişe sahip insanlardır; ayrıca askeri anlamda da hiçbir değer taşımamaktadırlar, çünkü onların yokluğunda Bulgaristan ordusu kendi adına hiçbir şey kaybetmemiştir. Tam tersi bu Ermeniler, savaştan kaçarak, firar ederek, başkalarına zarar vererek ve siyasi dalıvericilikle soysuz bir şekilde bahsi geçen orduyu etkileyeceklerdir. Onların, belirtilen ordu saflarında bulunmaları, Balkan yarımadasında özellikle Bulgaristan’da istihbarat örgütlenmesini hissedilir derecede kolaylaştıracaktır.



    General Yudeniç’in belirtilen fikirlerine tamamen katılarak belirtilen Ermenilerin Rusya sınırlarına sokulmasına izin verilmemesini öneririm.



    M. Belyayev



    (Mejdunarodnıe Otnoşeniya V Epohu İmperializma. Dokumentı İz Arhiva Tsarskogo İ Vremennogo Pravitelstva 1878-1917 gg., seri 3, c.9, bölüm 1, Gosudarstvennoe Sotsialno-Ekonomiçeskoe İzdatelsvo, Moskva-Leningrad, 1937, s.52)



    BELGE 36



    Kafkas Ordu Karargâhına Bağlı Askeri Mahkemesinden Bir Dosya



    “ERMENİ GÖNÜLLÜLERİ, KÜRT KADIN VE KIZLARA TECAVÜZ, 26 KADIN VE ÇOCUĞA KASITLI OLARAK İŞKENCE ETME VE ÖLDÜRMEDEN SUÇLU BULUNDU”



    Kafkas Ordu Karargâhına Bağlı Askeri Mahkeme Dairesi Başkanı’nın Yazışmaları[iii]



    No.1014


    3’üncü ve 4’üncü Ermeni Gönüllü Birliklerine bağlı Ermeni gönüllülerden Martisro Akopov, Karnik Babinyants, Maksud Cezmeciyan, Seno Arutunyan, Kerob Manukov, Ayk Ohanyan, Sahak Olikyan ve Karapet Cemkoçyan dosyasına ilişkin yazışmadır.



    Dosya Açıldı: 1916



    Dosya Kapatıldı:



    ----------



    Özel Karar[iv]



    Azerbaycan-Van Birliğine bağlı Kolordu Mahkemesi, 1916 yılı 10 Eylül günü, gereken heyet toplanarak, 3’üncü ve 4’üncü Ermeni Gönüllü Birliklerine bağlı Ermeni gönüllülerden sanıklar Seno Arutunyan, Hay (hem de Ayk) Ohanyan ve diğerlerinden oluşan toplam sekiz kişiyle ilgili davayı görerek; onları Kürt kadın ve kızlara tecavüz, 26 kadın ve çocuğa kasıtlı olarak işkence etme ve ölümcül yaralayarak öldürme konusunda suçlu bularak, adı geçen sanıkların tümünün -Martiros Akopov, Karnik Babinyants, Maksud Cezmeciyan (Çesbadi), Seno Arutunyan, Kerob Mihitarov Manukov, Hayk (Hay) Ohanyan, Sahak Olikyan (Sahak Holikyan) ve Karapet Camkoçyan (Karapetusyants-Koçin’in- asılarak idam edilmelerine ve tüm imtiyazlarının alınmasına karar verdi. Aynı zamanda mahkeme, bu sanıkların tamamının, Ermenileri kuşaklar boyunca hiç ceza görmeden ve acımasızca ezen Kürtlere karşı asırlık bir kan davası geleneği çerçevesinde yetiştirildiklerini, keza söz konusu sanıkların uzun bir süre (yaklaşık bir yıl) boyunca hapiste tutulmuş olduklarını, sanıklardan Seno Arutunyan (18 yaş), Kerob Mhitarov (20 yaş), Karnik Babinyants (20 yaş) ve Sahak Olikyan’ın (20 yaş) ise reşit olmadıklarını da göz önünde tutarak, ayrıca Askeri Mahkeme Tüzüğünün 1407. Maddesine ve Kafkas Ordu Komutanı’nın 10 Ekim 1915 tarihli emrine dayanarak; sanıkların cezalarının (tüm sanıkların servet haklarından mahrum edilmeleri ve ilgili cezadan kaynaklanacak olup, Suç ve Islah Cezaları Kanunu 22, 25, 27 ve 18. Maddeleri kapsamındaki diğer sonuçlar da baki kalmak kaydıyla) hafifletilmesi ve böylece sanıklardan Martiros Akopov, Maksud Cezmecyan (Çesbadi), Hayk (Hay) Ohanyan ve Karapet Camkoçyan’ın idam cezalarının 20’şer yıl kürek cezasına, Seno Arutunyan, Kerob Mhitarov Manukov, Karnik Babinyants ve Sahak Oligyan’ın idam cezalarının da 10’ar yıl kürek cezasına dönüştürülmesi konusunda Kafkas Ordu Komutanı nezdinde ricada bulunulması yönünde KARAR verdi.



    (Üzeri çizilmiş olan sözcükler dikkate alınmayacaktır)



    Mahkeme Başkanı: Tuğgeneral (İmza)



    Geçici Üyeler: Birlik Çavuşu (İmza)

    Asteğmen (İmza)



    ------------



    Yüksek Mahkeme’ye[v]



    Temyiz dilekçesi işleme konulmamıştır.



    16 Eylül



    Piyade generali (İmza)



    Ermeni Gönüllü birliklerine bağlı gönüllülerden:

    Seno Arutunyan, Kerop Manukov,

    Saak Olikyan, Hayk Ohanyan,

    Martiros Akopyan, Karapet Camkoçyan,

    Karnik Babiyants ve Maksut Cizmezyan

    tarafından

    Kolordu Mahkemesinin 10 Eylül 1916 tarihinde

    Şerip-Han’da vermiş olduğu kararını temyiz amacıyla verilen



    TEMYİZ DİLEKÇESİ



    Temyiz edilmesi istenen kararın yanlış olduğunu ve aşağıda açıklanan gerekçelere dayanılarak iptal edilmesi gerektiğini düşünüyoruz:



    1) Mahkemeye tanık olarak gösterdiğimiz ve söz konusu suçların işlendiği sırada bizim başka bir yerde bulunduğumuzu teyit edebilecek olan kişilerin katılmamasına rağmen duruşmanın gerçekleştirilmiş olmasına itiraz ediyoruz. Bu tanıkların ifadelerinin dosya içeriği bakımından önemli olduğunu aşağıdaki hususlar kanıtlamaktadır. Birincisi; Azerbaycan-Van Birliği komutanı 12 Ekim 1915 tarihli yazısında: “Sanıklar tarafından gösterilen tanıkların ifadelerinin alınmadığı (ki bu ifadeler mahkemece önemli bulunmaktadır) ve sanıklar mahkemede mağdurlar tarafından teşhis edilmedikleri nedeniyle” dosyanın 4. Ermeni Kolordusu’na bağlı mahkemede görülmesini önerdi. İkincisi, Kolordu mahkemesinin 29 Şubat 1916 tarihinde yapılan duruşma tutanaklarından anlaşıldığı üzere mahkeme, savcının görüşünü de dikkate alarak, “hazır bulunmayan tüm tanıkların ifadelerinin dosya kapsamında önemli olduğunu” kabul etmiştir. Bu çerçevede bizim talebimiz doğrultusunda gönüllülerden Uzunyan, Haçayan, Karapetyan, Grigoryan, Sidleayan, Umgovosyan, Ter-Kazarov, Ratyan ve Haçatryan’ın davet edilmesine ve bu amaçla mahkemenin ertelenmesine karar verildi. 10 Eylül 1916 tarihli duruşmada, adı geçen tanıkların dinlenmesini talep ettik; mahkeme bizim talebimiz doğrultusunda davet edilen ve duruşmaya katılmayan tanıklardan üçünün hazır bulunmamasını yasa ihlali olarak değerlendirdi. Oysa bu tanıklar, zamanında Erivan’dan (ki oradan Şerifhan’a en az 300 km’lik bir mesafe var) yola çıkmışlardı; daha sonra Erivan merkez komutanı tarafından (10 Eylül’de mahkemenin yapıldığı yere ulaştırılmak üzere) Culfa komutanının emrine gönderildiler. Trenin hareket etmesinden iki saat önce Culfa komutanına varmış olmalarına rağmen, söz konusu komutan onları alıkoymuş ve tren hareket edinceye kadar onlara izin belgesi vermedi. Bu durumda onlar, tamamen Culfa komutanının suçu yüzünden mahkemeye yetişemediler. Bunu teyit edecek kişiler olarak, bizimle beraber Culfa istasyonunda bulunan, daha sonra ise bizi komutanın yanına bırakarak, duruşmaya katılmak üzere trenle yolculuklarına devam etmiş olan yeminli vekil G. İ. Hatisov (Tiflis, Voznesensk Sok., 16) ile yeminli vekil yardımcısı M. M. Ter-Pogosyan’ı (Erivan, Gubernskaya Sok. 26) gösterebiliriz.



    2) 7 Kasım 1915 tarihli karar doğrultusunda; tecavüz, keza ölümle sonuçlanan yaralamalar biçiminde gerçekleşen işkence suçundan yargılandık. Askeri Sahra Mahkemesi bizleri Ceza Kanunu 1484. Madde 1. Fıkrası ve 1477. Madde 2. Fıkrası çerçevesinde suçlu buldu. Mahkemeye çıkarılmamıza ilişkin kararda bize yöneltilen suçlamaların gerçek içeriğine bakılırsa, orada kasıtlı cinayet işlememize yönelik bir suçlama yer almamaktadır. Oysa kolordu mahkemesi ilgili yasalara ve ileri sürülen suçlamanın gerçek içeriğine rağmen bizim cinayet suçlusu olduğumuza karar verdi.



    3) Yukarıda da açıklandığı üzere Azerbaycan-Van Birliği Komutanı 12 Ekim 1915 tarihli yazısında bu dosyanın yeniden görüşülmesini önermiş ve Askeri Sahra Mahkemesi kararına itiraz etmesinin gerekçesi olarak da sanıklar tarafından gösterilen tanıkların ifadelerinin alınmadığını, sanıkların mahkemede mağdurlar tarafından teşhis edilmediğini (ki bu hususlar mahkeme kararının yalnız sanıklar lehine değişmesine sebep olabilirdi) göstermişti. Oysa Kolordu Mahkemesinin 3 Eylül 1916 tarih ve 1752 sayılı yazısına cevap olarak, söz konusu birlik komutanı, karara itirazının sadece cezaların daha da ağırlaştırılması biçiminde anlaşılması gerektiğini ifade etti (6 Eylül 1916 tarih ve 64 sayılı telgraf metni; giden sayısı 673).



    Mahkeme, cezaları ağırlaştırırken işte bu telgrafı esas almıştır; oysa dosyanın Kolordu Mahkemesinde görülmesi için usul açısından gerekçe olarak, birlik komutanının -savunma tanıklarının ifadelerinin alınmamış olması ve suçluların mağdurlar tarafından teşhis edilmemesine dayandırılan- önerisi esas alınmıştı. Bu yüzdendir ki, mahkeme suç sınıflandırmasını en ağır suç olarak değiştiremez ve cezayı ağırlaştıramaz.



    Söz konusu son telgraf, yukarıda aktarılmış olan öneriyle çelişmesi nedeniyle hukuken geçerli olamaz; ayrıca anlaşmazlık dışında başka bir nedenle açıklanamaz, zira savunma tanıklarının ifadelerinin alınmamasına ve sanıkların mağdurlar tarafından teşhis edilmemesine dair vurgulamalar cezanın ağırlaştırılmasına yönelik kararla bağdaştırılamaz.



    Yukarıda açıklanmış olan hususları dikkate alarak, temyiz edilen kararın iptalini ve davanın aynı mahkemede, fakat farklı bir heyet tarafından görülmesini talep ediyoruz.



    Ermenice Ad ve Soyadları[vi] Ad ve Soyadlarının Çevirisi[vii]



    Karapet Camkoçyan Karapet Camkoçyan

    Martiros Akopyan Martiros Akopyan

    Saak Olikyan Saak Olikyan

    Maksut Cizmezyan Maksut Cizmezyan

    Seno Arutunyan Seno Arutunyan

    Hayk Ohanyan Hayk Ohanyan

    Kerop Mhitraryan Kerop Mhitraryan

    Karnik Babikyan Karnik Babikyan



    (RGVİA fond 2100, liste 2, dosya 1094, yaprak I, 4, 4 arkası, 7-9, 7 arkası-9 arkası)




    BELGE 37



    Rus Kafkas Ordu Karargâhına Bağlı Askeri Mahkeme Daire Başkanı’nın Tehcir Öncesi Bir Olaya Dair Yazışmaları



    “TÜRKİYE ERMENİSİ SANIKLARIN SAVAŞ BÖLGESİ KAPSAMINDA BULUNAN BİR MINTIKADA YAĞMA AMAÇLI SALDIRIDA BULUNMUŞ OLMALARINDAN İDAMLARINA”



    Kopya



    Mahkeme kararı Yirmi Sekiz Mart 1916 tarihinden itibaren geçerlilik kazanmıştır



    Kolordu Mahkeme Başkanı Tuğgeneral Yevseyev



    İşbu mahkeme kararı, 27 Mart 1916 tarihinde gece saat 10.00’da:



    Askeri Savcı yardımcısı Astsubay Tsivtsivadze ile sekreter Senkeviç’in de hazır bulundukları halde, sanıklardan Tigran Avetisyants, Agasar Baloyants, Yerem Minasyants, Krikor Ovanesov, Tigran Marabyants ile Manuk Şarahbanyants’a tebliğ edilmiş; ayrıca dosya kapsamında yargılanan kişilere, işbu kararı hangi zaman süreleri içinde ve hangi prosedürler çerçevesinde temyiz edebilecekleri de açıklanarak; duruşma tutanakları da kendilerine teslim edilmiştir.



    Kolordu Mahkeme Başkanı Tuğgeneral Yevseyev



    KARAR



    İmparator majestelerinin fermanı doğrultusunda, 26 Mart 1916 tarihinde, 1. Kafkas Kolordusuna bağlı Kolordu Mahkemesi’nin, mahkeme başkanı Tuğgeneral Yevseyev başkanlığında yapılan açık duruşmasında, geçici görevli olarak 173. Piyade Don Birliği’ne gönderilmiş olan Yarbay Grev ile Yüzbaşı Naibov’un, keza Askeri Savcı Yarbay Vısotski ile Sekreter Senkeviç’in de katılımıyla; Türk vatandaşları olan sanıklar Tigran Avetisyants, Agasar Baloyants, Yerem Minasyants, Krikor Ovanesov, Tigran Marabyants ile Manuk Şarahbanyants’ın dosyası ele alındı. Bu dosya, savaş bölgesindeki Kafkas Bölge Askeri Mahkemesi’ne sunulmuş, akabinde Kafkas Orduları Başkomutanı’nın talimatı gereğince 1. Kafkas Kolordu Mahkemesi’ne devredilerek; Savaş Bölgesi Kapsamında Olan Topraklar Yönetmeliği’nin 7 ve 19. maddeleri, Eyalet Genel Yönetmeliği 23. maddesine yapılan Ek (Yasalar Mecmuası, 1892 baskısı, 2. cilt) ve Kars Geçici Genel Valisi’nin 20 Şubat 1915 tarihli tebligatı çerçevesinde ve savaş döneminde geçerli olan yasalar doğrultusunda, söz konusu sanıkların, 1885 baskılı Suç ve Islah Cezaları Kanunu 13, 119, 1629 ve 1633. maddelerinde öngörülen suçlardan, Başkomutanın yukarıda adı geçen talimatına ve Savaş Durumları Tüzüğü’nün (1869, 4. baskı) 22. cilt 279. maddesine uygun olarak görülmesi istenmiştir.



    Dosyada sanıklarla ilgili yazılı bilgiler bulunmamaktadır; hepsi Türk vatandaşı olup, Erzurum ilindendir. Bu meyanda:



    1. Tigran Avetisyants, 28 yaş, Klice köyü;

    2. Agasar Baloyants (Paloyants), 30 yaş, Artunts köyü;

    3. Yerem Minasyants, 36 yaş, Ertil köyü;

    4. Krikor Ovanesov, 38 yaş, Odzi köyü;

    5. Tigran Marabyants, 27 yaş, Odzi köyü;

    6. Manuk Şarahbanyants, 28 yaş, Odzi köyündendirler.



    Dosyayı görüşen mahkeme heyeti, sanıkların SUÇLU olduklarına karar verdi:



    1. Sanıklardan Tigran Avetisyants, Agasar Baloyants, Yerem Minasyants ve Krikor Ovanesov, birkaç gün süreyle (22-25 Aralık 1914 tarihlerinde) kendi aralarında ve başka kişilerle önceden anlaşarak ve onlarla işbirliği içinde; Kars ili Soğanlık kazası Sipkor köyüne kuvvetle saldırdılar, halkı ölümle tehdit ettiler ve tedhiş amacıyla el ayaklarını bağladılar, dövdüler, aleni biçimde paralarına ve diğer malvarlıklarına el koydular. Bu meyanda Kacaroğlu Abuzer Bey’in atını ve (kendi ifadesine göre) 52 ruble parasını aldılar; Ahmetoğlu Yusuf’un (kendi ifadesine göre) göre 58 ruble parasını, Memetoğlu Kaya’nın (kendi ifadesine göre) 145 ruble, Mustafaoğlu Memet’in (kendi ifadesine göre) 220 ruble, Garipoğlu Hasan’ın (kendi ifadesine göre) 150 ruble, Musaoğlu Veli’nin (kendi ifadesine göre) 220 ruble ve Hurşitoğlu Tahir’in (kendi ifadesine göre) 70 ruble parasına el konuldu. Bununla beraber, söz konusu kişilerden zorla alınan meblağlar konusunda sanıkların ifade ettikleri rakamlar Mahkeme tarafından abartılı bulunmuş olup, sanıkların eylemleri sonucunda mağdurların uğramış oldukları zararların miktarı net olarak tespit edilmemiştir. Ayrıca Mahkeme, adı geçen sanıkların, burada anlatılan eylemlerin gerçekleştirilmesine -hem niyet hem de eylem safhalarında- eşit düzeyde katıldıklarını, dolayısıyla çete oluşturmadıklarını kabul etmiştir.



    2. Sanıklardan Tigran Marabyants ve Manuk Şarahbanyants, halkın paralarını ve mallarını yağmalamak amacıyla Sipkor köyüne silahlı saldırı düzenlemek konusunda Tigran Avetisyants, Agasar Baloyants, Yerem Minasyants, Krikor Ovanesov ile önceden anlaşarak, onlarla beraber köye geldiler, orada kendileri kimseyi doğrudan tehdit etmediler, kimseyi dövmediler, paralarını ve mallarını talep etmediler, hatta bunun aksine yaparak Memetoğlu Kaya ve diğerlerini, kendi arkadaşlarının darbelerinden korumaya çalıştılar.



    Sanıklar tarafından işlendiğine kanaat getirilmiş olan suçların niteliği ve bu suçlarla ilgili cezaların belirlenmesi konusunu ele alan Mahkeme, işbu Kararın ilk maddesinde yer alan ve Tigran Avetisyants, Agasar Baloyants, Yerem Minasyants ile Krikor Ovanesov tarafından işlendiği sabit görülen, birkaç kişi tarafından önceden anlaşma yoluyla (fakat bu amaçla çete oluşturmadan) tüm sanıkların ortaklaşa davranarak, savaş bölgesi kapsamında bulunan bölgede bir köye yağma amacıyla saldırmaları biçiminde gerçekleştirilen suç; 1885 baskılı Suç ve Islah Cezaları Kanunu 13, 119, 1629 ve 1633. maddeleri, Kafkas Orduları Başkomutanı’nın yukarıda adı geçen talimatı, Savaş Bölgesi Kapsamında Olan Topraklar Yönetmeliği 19. madde 7. fıkrası ve yine aynı Yönetmeliğin 20. maddesi ile Kars Geçici Genel Valisi’nin 20 Şubat 1915 tarihli tebligatı kapsamında düzenlenmekte olup, Savaş Durumları Tüzüğü (1869, 4. baskı) 22. cilt 279. maddesinde belirtilen cezayı öngörmektedir. Suçluların idamını ve her türlü mülkiyet hakkından mahrum kılınmalarını gerektiren bu ceza, adı geçen sanıkların her birine tatbik edilmekle beraber, Ceza kanunu 18. maddesi doğrultusunda söz konusu idamın asılarak gerçekleştirilmesi, bu cezayla ilgili olarak Ceza Kanunu 22-24, 27, 28. maddelerince öngörülen tüm sonuçların ve haklardan mahrum etmelerin uygulanacağı da karara bağlandı. İşbu karar metninin 2. maddesinde Tigran Marabyants ile Manuk Şarahbanyants tarafından işlendiği kabul ve köye saldırmak suretiyle yağmalamak önerisini kabul etmek (eylem sırasında yağmadan gönüllü olarak vazgeçmişlerdir), söz konusu yağma niyetiyle ilgili gereken mercii veya en yakında bulunan mercii bilgilendirmemek olarak ifade edilen suç Ceza ve Islah Kanunu 13, 119, 1629 ve 1632. maddelerince öngörülmektedir: Yukarıda adı geçen yasa ve yönetmelikler, keza Savaş Durumları Tüzüğü (1869, 4. baskı) 22. cilt 279. maddesi doğrultusunda hareket eden Mahkeme, söz konusu sanıkların ikisine de bu Kanun’da öngörülen cezayı kesmiş, daha sonra ise, suç ortaklarının da itiraf ettikleri gibi, planlanan eylemi gerçekleştirmekten vazgeçtiklerini dikkate alarak, Ceza Kanunu 119. maddesi 2. fıkrası gereğince söz konusu cezayı iki kademe hafifletmiş ve böylelikle Ceza Kanunu 19 maddesinin ikinci kademesine geçilmiş ve söz konusu kademenin alt sınırı esas alınarak, her iki sanığın tüm mülkiyet hakları alınmakla 15 yıl süreyle kürek cezasına çarptırılmasına karar verilmiş. Bunun yanı sıra; Ceza Kanunu 22-25, 27 ve 28. maddelerinde öngörülen tüm haklardan mahrum edilme ilkesi de geçerli olacaktır.



    Bu nedenlerden ve de 1885 baskılı Suç ve Islah Cezaları Kanunu 13, 119, 1629 ve 1633. maddeleri, Savaş Durumları Tüzüğü (1869, 4. baskı) 22. cilt 279. maddesi, Savaş Bölgesi Kapsamında Olan Topraklar Yönetmeliği 19. madde 7. fıkrası 20. maddesi, Eyalet Genel Yasalar Mecmuası (1. cilt, 1892 baskısı) 23. maddesi, Savaş Durumları Tüzüğü (1869, 4. baskı) 24. Cilt 910, 915, 1128-1155. maddeleri, Kafkas Orduları Başkomutanı’nın 26 Ekim 1914 tarihli genelgesi, Savaş Dairesi’nin 1914 tarih 424 sayılı ve 1915 tarih 513 sayılı emirnamelerinde ilan edilen redaksiyonlarıyla 24. cilt 1418, 1419, 1424, 1424-1 ve 1424-2 maddeleri doğrultusunda hareket eden Mahkeme:



    1) Türk vatandaşları olan sanıklardan Tigran Avetisyants (28 yaş), Agasar Baloyants (30 yaş), Yerem Minasyants (36 yaş) ve Krikor Ovanesov’un (38 yaş), kendi aralarında önceden varılan bir anlaşma doğrultusunda, savaş bölgesi kapsamında bulunan bir mıntıkada yağma amaçlı saldırıda bulunmuş olmalarından dolayı, tüm mülkiyet hakları alınmak kaydıyla asılarak idam edilmelerine, ayrıca Ceza Kanunu 22-24, 27 ve 28. maddelerinde öngörülen tüm sonuçların ve hak mahrumiyetlerinin uygulanmasına; 2) Tigran Marabyants (27 yaş) ile Manuk Şarahbanyants’ın (28 yaş) söz konusu yağma amaçlı saldırıya katılmaları (saldırı sırasında gönüllü olarak geri çekilmişler) nedeniyle tüm mülkiyet haklarından mahrum edilerek 15’er yıl süreyle kürek cezasına çarptırılmasına, ayrıca Ceza Kanunu 22-24, 27 ve 28. maddelerinde öngörülen tüm sonuçların ve hak mahrumiyetlerinin uygulanmasına; 3) Bu dosya kapsamında tüm mahkeme giderlerinin sanıkların malvarlıklarından (onların birbiriyle ilgili sorumluluk taşıması ilkesi esas alınarak) eşit miktarda tahsil edilecek, sanıkların tümünün toplam malvarlıklarının yetersizliği durumunda ise bu giderlerin hazine tarafından karşılanmasına; 4) İşbu Mahkeme hükmünün, yasal geçerlilik kazandıktan sonra (fakat infaz öncesinde), keza temyiz talep ve şikayetlerinin olması durumunda Kafkas Askeri Bölgesi Başkomutanı’nın görüşlerine arz edilebileceğine KARAR vermiştir.



    Gerekli imzaları havi gerçek nüshadır.



    Aslının aynısıdır



    Mahkeme Başkanı

    Tuğgeneral Yevseev (İmza)

    Aslına uygunluğunu denetledi:

    Mahkeme Sekreteri (İmza)



    (RGVİA fond 2100, liste 2, dosya 752, yaprak 22-24, 22 arkası-23 arkası)





    BELGE 38



    Rus Orduları Kafkas Cephesi Başkumandanı Prjevalski’nin, Tiflis’teki Askeri Genel Valisi’ne Telgrafı



    “RUSYA’DAN GELEN ERMENİ GÖÇMENLER, TÜRK KATLİAMI YAPMAYA HAZIRLANIYORLAR”



    Prjevalski’nin 10 Mayıs [1917] tarihli 4269 nolu telgrafının kopyası. Tiflis Askeri Genel Vali’ye.



    Nisanın ortasında Aşkale bölgesinde Türklerin toplandığına dair bilgi geldi. Urati, Cın, Merdiven köylerinin aranmasıyla bu söylentilerin doğru olmadığı ortaya çıktı. Sadece dokuz asker tutuklandı. Bununla birlikte istihbaratçılar grubunun komutanının raporuna göre Aşkale’de demiryolu müfrezesinde gönüllü çalışan Türkler, ona yakında greve gitmek zorunda kalacaklarını belirtmişler, çünkü Rusya’dan gelen Ermeni göçmenler, yakın zaman içerisinde Türk katliamı yapmaya hazırlanıyorlarmış. Ermeniler tarafından böyle bir hareketin gerçekleşmesine izin vermemek için gerekli emirlerin verilmesini arz ederim. 4269. PRJEVALSKİ.



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 94, yaprak 2)



    BELGE 39



    İşgal Hukukuna Göre İşgal Edilen Türkiye İllerinin Komiseri İvanitski’nin Telgrafı



    “RUS TEBAASINA AİT ERMENİ GÖÇMEN AİLELERİ, CEPHE GERİSİNDEN GELEREK PASİN OVASI KÖYLERİNİ İŞGAL EDİYORLAR”



    HASAN KALE

    General LEVANDOVSKİ’YE



    İşgal hukukuna göre işgal edilen Türkiye illerinin komiserinin telgrafını iletiyorum: Benim ve Transkafkasya Özel Komitesi Başkanı tarafından Hasan Kale bölgesi geçici komiseri Speranski’den 18 Mayıs [1917] tarihli 2691 nolu bir telgraf alındı: Son iki üç haftadır önemli bir kısmı Rus tebaasına ait Ermeni göçmen aileleri kitlesel olarak cephe gerisinden gelerek Pasin Ovası köylerine yerleşiyorlar. Bunlar, Türk kökenli ahalinin konutlarını, askeri birliklere ayrılan konutları ve aynı zamanda ekin alanlarını yerli Türk ahaliyi kovarak keyfi şekilde işgal ediyorlar. Ermenilerin Hasan Kale bölgesi köylerinde yayılmaları, Bölge Komiserliği’nin bilgisi haricinde Erzincan’ın Ognot bölgesinden göç eden nüfusun yerleştirilmesi planıyla yapılıyor. Özel Ermeni dernekleri tarafından örgütlenen bu göçün durdurulması için acil emir çıkartılmasını ve bütün talimatları verme yetkisinin bana verilmesini arz ederim. Özel Transkafkasya Komitesi’nin görevlendirmesiyle ordu karargâhına bunu bildirerek bütün askeri birliklere Komiser Speranski’ye yardım etmeleri konusunda emir verilmesini arz ederim. 1862. Komiser İvanitski. Komutan Komiser Speranski’ye yardım edilmesi talimatını verdi.



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 1191, yaprak 40 ve arkası)



    BELGE 40



    Türk Orduları Kafkas Cephesi Kumandanı Vehbi Paşa’nın Rus Orduları Kafkas Cephesi Başkumandanı General Prjevalski’ye Mektubu



    “ERZİNCAN’DAN RUS KOLORDUSUNUN AYRILMASININ ARDINDAN ERMENİ ZULMÜ, İNSANLIĞA KAN AĞLATACAK BİR DRAMA DÖNŞMÜŞTÜR”



    9 (22) Ocak 1334 (1918)



    Kafkas Cephesi Orduları Başkumandanı Prjevalski’ye



    Ekselansları!



    Rus ordularının işgal ettikleri malum vilayetlerdeki Osmanlı tabası Müslümanların Ermenilerin zulmüne karşı korunmasıyla ilgili tarafınızca sorumlu görevlilere verilen kesin emirden ve doğabilecek her türlü uygunsuz hareketlerin önlenmesine yönelik somut ve sert tedbirlerin alınması sözünüzden dolayı en içten teşekkürlerimi iletirim. Son dönemde ortaya çıkan olaylarla ilgili Kafkas Orduları Komutanı General Odişelidze’ye bu tür olaylara son verilmesi doğrultusunda önlemlerin alınması ricasıyla tarafımdan bilgi verilmiştir. Siz Ekselanslarına da, bana gelen aşağıdaki bilgileri iletmeyi ne yazık ki gerekli ve yararlı görüyorum. Özellikle Erzincan’dan Rus kolordusunun ayrılmasının ardından Ermeni zulmü, hanelere saldırı ve kuytu köşelerde adam öldürme boyutunu aşarak daha da yayılmış ve köylere açık saldırılara, kadınlara tecavüze, erkek nüfusun katledilmesine, köylerin ateşe verilmesine dönüşmüştür. Bu arada Erzincan’dan güneydoğu istikametine 18 kilometre uzaklıktaki Zekkih köyü, 12 Ocak 1334[viii] tarihinde bu tür talihsiz olaylara maruz kalmıştır. Bir hafta öncesinde Ardası’dan 3 kilometre uzaklıktaki Müslüman köyü Koska, 30 kişilik bir Ermeni çetesinin saldırısına uğramış, köyün yakılmasının ardından insanlığa kan ağlatacak bir dram yaşanmıştır.



    (…) Gerekli önlemlerin en kısa zamanda alınacağı umuduyla en derin saygılarımı, Siz Ekselansları, kabul etmenizi dilerim.



    Kafkas Cephesi Orduları Kumandanı Ferik[ix] Vehbi Mehmet



    Tiflis’e 1 (14) Şubat 1918 tarihinde ulaştı.



    (Dokulentı İ Materialı Po Vneşney Politike Zakavkazya İ Gruzii, Tiflis, 1919, s.42 vd.)



    BELGE 41



    Tuğgeneral Levandovski’nin General Obraztsov’a 29 Ocak 1918 Tarihli Telgrafı



    “İRAN, ERMENİ VE SÜRYANİ ORDULARININ OLUŞTURULMASINI PROTESTO EDEREK RUSLARA VE MÜTTEFİKLERİNE SINIRINI KAPATTI”



    Acil



    Erivan

    General Obraztsov’a



    Bugün cephe karargâhına bir rapor ulaştı. Culfa’daki İran konsolosu, İranlıların Ermeni ve Süryani ordularının oluşturulmasına karşı protestosunun bir göstergesi olarak Ruslara ve müttefiklerine sınırını kapattığını bildirdi. Rapor, Culfa’daki yedinci kolordu karargâhının tercümanı Praporşik[x] Sergeyev tarafından gönderildi. Kafkasya Genel Komutanlığı, acilen Culfa’ya gitmenizi, bu meseleyi araştırmanızı ve sonuçlar hakkında hemen doğrudan tel yoluyla bilgilendirmenizi emrediyor. 07575.



    Kafkas Cephesi Karargâh Komutanı

    Tuğgeneral Levandovski



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 1142, yaprak 1)







    BELGE 42



    Kafkas Cephesi Karargâh Komutanı’nın Transkafkasya Komiserliği’ne Telgrafı



    “MÜSLÜMANLARLA ERMENİ NÜFUS ARASINDA DOĞMAKTA OLAN KANLI KIRIM”



    Kafkas Cephesi Karargâh Komutanı’ndan

    No. 07610

    30 Ocak 1918



    Transkafkasya Komiserliği’ne



    Erivan Müfrezesi komutanından Kürtler ve Tatarlar ile Ermeniler arasındaki çatışmalar hakkında bilgi alındı. Bazı köylerin, örneğin Reganlu’nun, garnizonun siperleriyle çevrilmiş olması araçlara ve trene saldırılara yol açıyor. Eğer şimdi hemen başında, bu bölgede Müslümanlarla Ermeni nüfus arasında doğmakta olan kanlı çatışmalara son verilmezse, kesin emin olabiliriz ki, kırım hızlı bir şekilde her yere yayılacaktır.



    Bu durumdan kaçınmak için bu bölgeye halka ahlaki bir yoldan etki etmek amacıyla bir Müslüman-Ermeni heyeti göndermek kesinlikle şarttır. Şüphe yok ki, eğer bu kırımı durduramazsak bunu takiben Culfa’yla demiryolu bağı kopacaktır.



    Meseleyle ilgili gerekli emirlerinizi arz ederim.



    Karargâh Komutanı

    Tuğgeneral Levandovski



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 1141, yaprak 9)







    BELGE 43



    Rus Kafkas Orduları Komutanı Odişelidze’nin Telgrafı



    “ERMENİ BİRLİKLERİ, KADINLAR VE ÇOCUKLAR DÂHİL SİLAHSIZ TÜRK HALKINA YÖNELİK KİTLESEL VAHŞİLİKLERE GİRİŞİYORLAR”



    Telgraf



    Tiflis. Transkafkasya Hükümet Başkanı’na

    Kopya: Başkomutan’a



    16 Şubat

    No. 225

    Sarıkamış

    1365 132 15 12 10

    Tarih: 15.02.19[1]8

    Sayı: 77

    32/365/1

    1464



    Hâlihazırda Türk birliklerine karşı konuşlanmış olan Ermeni birlikleri, hatta eşkıya Kürt çetelerine karşı bile tamamen yeteneksiz, düzenli Türk birliklerine karşı kesinlikle dirençsiz, askeri emirleri ise aynen buralardan ayrılmış olan Rus birlikleri gibi yerine getirmemektedir: Bu birlikler hızla bozulmaktadır, kadınlar ve çocuklar dâhil silahsız Türk halkına yönelik kitlesel vahşiliklerinin fiilen cezasız kalması bu durumu çok etkilemektedir. Erzurum’daki un stoklarımız iki haftadan fazla yetmez, peksimet iki hafta yeter; hayvan yemi hiç yok ve atlarımız yığınlar halinde kayboluyor; cephe gerisinde (Erzurum ile Sarıkamış arasında) ise tüm erzak ve yem depoları devrim komitesi önderliğindeki Rus birlikleri tarafından yağmalanmış ve hepsi taşınmıştır. Eğer ordu birlikleri ile 12.000’lik Ermeni halkı, çekilen Rus devrimci birliklerinin çölleştirdiği bu yolla geriye doğru hareket etmek zorunda kalırlarsa, açlıktan vahşileşirler ve bu durumda çevre halkının neler yaşayacağını ve ordunun kendi durumunun nasıl olabileceğini kestirmek zordur. Bu nedenle; birincisi, Sarıkamış’a erzak ve hayvan yemi yetiştirilmesi, ikincisi, barış görüşmelerinin başlatılmasını ve barış anlaşmasının yapılmasını uzatmamak, barış şartlarından birisinin de Rus askerleri ile nakliye işçileri ve zamanından önce çekilmiş olan demiryolu birliklerinin geride bırakmış oldukları ve tutarı milyonlarla ifade edilen malvarlıklarının taşınmasına dair bir hüküm içermesi konusunda Hükümet’e tavsiyede bulunmak istiyorum. 15 Şubat 1918. 75453



    Odişelidze



    (RGVİA fond 2100, liste 1, dosya 698, yaprak 4-5)








    BELGE 44



    Ermenistan’ın İlk Başbakanı ve Taşnak Partisi’nin Kurucusu O. Kaçaznuni’nin Taşnak Partisi’nin Yurtdışı Konferansı’na Sunduğu Rapordan



    Resmi olarak Azerbaycan’la savaş durumunda değildik, ancak fiilen Karabağ’da ve kısmen de Kazah’ta çatışmalar yaşadık. Ardından ülke içinde sırasıyla Arbab, Zod, Zangribazar, Vedi-Bazar, Şarur-Nahcivan, Zangezur’de vd. yerli Müslüman halkla kanlı savaşlar yaşandı.



    Azerbaycan’ın bize karşı olumsuz tutumunu çürütmemeli. Yine yerli Müslüman halkın Türkiye ve Azerbaycan’a dayanarak devlet karşıtı bir çizgi izlemiş olmalarını da çürütmemeli. Ancak önemli ki, içerden ve dışarıdan durumumuzun düzelmesini sağlayacak uygun önlemler bulamadık. Azerbaycan’la az ya da çok kabul edilebilir bir modus vivendi bulamadık, Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik ve bu başarısızlığın sonunda şüphesiz iktidar olarak itibarımızı yitirdik. Vedi-Bazar, Nahcivan gibi önemli noktalarda silah gücüyle bile iktidarımızı kuramadık, dağıldık ve geri çekildik. (…)



    1918 yılında dağılan Türkiye, iki yıl içerisinde molayı iyi kullandı. İki senenin ardından Türkler hayata geri döndüler. Yeni, genç, vatansever eğilimli subaylar, Anadolu’da orduyu tekrardan yapılandırdılar. Türkiye’de milli bilinç ve kendini savunma içgüdüsü canlandı. Küçük Asya’daki geleceğini sağlamak için Sevr Antlaşması’na karşı silahla durulmalıydı. Açık ki, bu karşı hareket kuzeydoğuda ve güneybatıda ortaya çıkmalıydı.



    Ancak Yunan cephesine yoğunlaşabilmek için Ermenistan tarafındaki cephe gerisini sağlama almaları gerekiyordu. (…)



    Biz, savaştan kaçınmak için elimizden gelen her şeyi yapmadık. Sonuçtan bağımsız olarak; Türklerle ortak dili bulmak için daha fazla çaba harcamalıydık. İşte bunu yapmadık.



    (…) Savaştan korkmuyorduk, öyle ki zaferden kesin emindik. (…) Tersine Oltu'yu beklenmedik biçimde ele geçirmemiz, Türkiye'ye bir meydan okumaydı. Gördük ki, bizzat biz savaşı istiyorduk.



    Sınırda askeri harekâtlar başlamıştı ki, Türkler görüşme teklif ettiler. Önerilerini geri çevirdik. Bu büyük bir cinayetti. (…)



    1920 sonbaharında Türklerin gözünde quantite negligeable (gülünç bir boyutta) olmadığımızı hatırlamak gerek. Geçmiş iki senenin felaketleri unutulmuştu bile. Halk, biraz dinlenmiş, hayata dönmüştü. İngilizler tarafından iyi giydirilmiş ve silahlandırılmış bir ordumuz vardı. Yeteri kadar askeri yedeğimiz de vardı. Elimizde Kars gibi önemli bir kale de bulunuyordu. Son olarak, o zaman basit bir kâğıt parçası olmayan Sevr Antlaşması, Türklere karşı büyük bir kozdu. (…)



    Sevr Antlaşması, gözlerimizi kör etmişti.



    Bugün anlıyoruz ki, Sevr Antlaşması yerine Türklerle doğrudan bir antlaşmaya yanaşmış olsaydık, çok şey kazanırdık. O zaman bunu anlamadık. (…)



    Olgu, affedilemez olgu şudur ki, savaştan kaçınmak için hiçbir şey yapmadık, tam tersine savaşa biz yol verdik. Affedilemezliği ise Türkiye’nin askeri gücünden haberdar olmamamız ve kendi ordumuzu tanımamamızdır.



    Savaş, tam bir mağlubiyetle sonuçlandı. Karnı tok, iyi silahlandırılmış ve giydirilmiş ordumuz savaşmadı. Ordularımız, devamlı geri çekildi, silahlarını bırakıp köylerine kaçtı. (…)



    Bağımsızlık döneminde dış dünyada (Polonya'da, Avrupa ve Amerika'da) diplomatik çalışmalarımızın mahiyeti neydi ve hangi sonuçları verdi?



    1919 ilkbaharında cumhuriyet delegasyonu ile milli delegasyon, barış konferansına yönelttiğimiz talepleri içeren muhtırayı (memorandum) müttefik devletlere birlikte sundular.



    Bu muhtıraya göre, aşağıda adı geçen toprakların Ermenistan devletinin sınırları içine girmesi gerekiyordu:



    a) Sınırları genişletilmiş Transkafkasya Cumhuriyeti (Erivan eyaletinin tamamı, Ardahan'ın kuzey kısmı hariç Kars ili, Tiflis eyaletinin güney kısmı, Yelizavetpol7 eyaletinin güneybatı kısmı);



    b) Türkiye'nin yedi ili (Van, Bageş, Diyarbakır, Harberd, Sivas, Karin, Trabzon; Diyarbakır'ın güney bölgesiyle Sivas'ın batı kısmı hariç);



    c) Kilikya'da dört sancak (Maraş, Sis, Celal-Bereket ve Aleksandretta ile Adana).



    Karadeniz'den Akdeniz'e, Karabağ dağlarından Arap çöllerine uzanan Büyük Ermenistan tasarlanmakta ve talep edilmekteydi.



    Bu emperyalist talep nasıl gerçekleştirilebilirdi?



    Ne Ermeni Hükümeti'nin ne de yönetimdeki Taşnaksutyun Partisi'nin böylesine saçma bir projesi vardı. Tersine bizim delegasyon, bir direktif olarak Erivan'dan bizim mütevazı gücümüzle orantılı olan gayet mütevazı talepler getirmişti.



    Nasıl oldu da delegasyon “denizden denize” talebini ortaya attı?



    Bu garip ve inanılmaz bir durumdur, ama bu talebi Paris Ermenileri öne sürdü ve bizim delegasyon da kolonilerde hâkim olan eğilime uydu. Bu eğilim hepimizce bilinmektedir.

    Delegasyona şunu söylediler. Eğer bu talepleri öne sürmezse, Türkiye Ermenileri kendi meselelerini “Ararat” cumhuriyetinin meselesinden ayıracak ve büyük devletlere bizden bağımsız olarak müracaat edecekler. Ayrıca Amerika'nın küçük Ermenistan'ı mandasına almayacağını, "denizden denize" Ermenistan mandasını ise üstleneceğini söylediler.

    Bizim meselemizin büyük devletler karşısında savunulması bakımından, birbiriyle çelişen talepler öne süren iki ayrı organ olarak hareket etmek tehlikeli olduğundan ve de Amerikan mandası talep ettiğimizden, bizim delegasyon, almış olduğu direktiflere rağmen, bunu onaylamak ve memorandumu imzalamak zorunda kaldı.



    Ben bizim delegasyonu suçlamıyorum, taleplerimizin daha mütevazı olması durumunda farklı sonuçlar alabileceğimizi de söylemek istemiyorum. Ama, en temel ve önemli konuların çözümü yönünde kendi irademizi ortaya koyamadık, çalışmaları kendi anlayışımız doğrultusunda yürütemedik, kendi yolumuzla gidemedik, başkalarının bizi peşlerinde sürüklemelerine imkân verdik. (…)



    Bunlar geçmişte kaldı. Eğer yaptıklarımızı genel olarak değerlendirecek olursak, cumhuriyetin ilanından, ağır çalışmalarımızdan ve aldığımız sonuçlardan sonra denebilir ki, övünülecek hemen hemen hiçbir şey yapmadık ve omuzlarımıza aldığımız yük; devlet örgütlenmesi, devlet işlerinin idaresi; bizim kapasitemizin üzerindeydi. (…)



    İmkânlarımızın ölçülerini bilemedik ve çoğu zaman doğru değerlendiremedik, engellerin boyutlarını anlamadık, karşı güçleri iyi değerlendiremedik. (…) Bizler devlet adamı olamadık. (…)



    Taşnaksutyun’un artık yapacağı bir şey yok!

    Partimiz yapması gereken her şeyi yaptı ve kendini tüketti. Yeni hayat şartları, yeni talepleri getiriyor ve bu taleplere cevap verecek yeterliliğe sahip değiliz. Demek ki, bu arenadan çekilip yerimizi bizden daha yeteneklilere bırakmalıyız. (…)



    Söyledim, Taşnaksutyun’un artık yapacağı hiçbir şey yok. Doğru ifade etmedim. Son bir işimiz daha var, Ermeni siyasi hareketinin geçmişine ve kendi geçmişimize karşı bir yükümlülüğümüz daha var. Parti, kendi kararıyla bilinçli ve kesin olarak varlığına son vermelidir.



    Evet, intiharı öneriyorum.



    Tek onurlu çıkışın intihar olduğu durumlar olur. İşte Partimiz tam bu durumdadır.



    Bunu dört-beş sene önce yapmalıydık. (…) Eğer bu kararı almazsak, ileride bizi yıkım ve ******** bir son bekliyor. (…)



    İşte acı gerçek! Bu gerçeği kabul etme cesaretini göstermeliyiz ve gerekeni yapmalıyız. Çözüm açık: Hayatımıza son vermek.



    (O. Kaçaznuni, Daşnaktsutyun Bolşe Neçego Delat, İzdatelstvo “Zakkniga”, Tiflis, 1927, s.33, 36 vd., 43 vd., 46 vd., 60 vd.)




    BELGE 45



    H. Hovsepyan’ın 1930 Yılında Ermenistan’da Devlet Tarafından Azerice Basılan “Savaş ve Kuruluş’un 10 Yılı” Adlı Kitabından[xi]



    “TAŞNAKLAR, AMERİKA’NIN, İNGİLTERE’NİN VE FRANSA’NIN ÇİZMELERİNİ YALAYARAK BÜYÜK ERMENİSTAN’I KURMAK PEŞİNDEYDİ”



    (…) Taşnakların üç yıllık iktidarı süresince etnik savaşlar akıl almaz boyutlara vardı.



    Taşnaklar Menşevik Gürcistanı ile bir defa, Türkiye ile iki defa, Azerbaycan ile ise birkaç defa savaştı. Ülke içinde Türk toplumunu maddeten ortadan kaldırmak siyasetini takip ettiler. Agbaba’da, Zengibazar’da, Vedibazar’da, Şarur’da on binlerce Türk vatandaşı katledildi.



    Bu vatandaşların varlıkları talan edildi ve Taşnak humbapetalarının[xii] mülkiyetine geçirildi.



    Milli çatışmalar için ve Türk toplumunu imha etmek için karşı devrimci Taşnak hükümeti, kırk bine yakın kişiyi silâhaltına aldı. Sözde “düzenli ordu”ların haricinde Taşnak hükümeti, onlarca humblar[xiii] oluşturdu. Bunları temin etmek için Taşnak hükümeti, emekçi köylülerin ve işçilerin üzerine ağır vergiler koydu. Kendi çirkin siyasetini gerçekleştirmek için bu vasıtalar yeterli değildi, buna binaen Taşnak hükümeti, İngiltere-Amerika emperyalistlerinin yardımına başvurarak onlardan yüklü miktarda araç aldılar.



    Taşnak hükümetinin çirkin siyaseti sonucunda halk girişimi tamamen dağıldı. Toplumun bir kısmı maddeten ortadan kaldırıldı. Ülkede açlık, düzensizlik şiddetli bir şekilde devam ediyordu, tifodan ve başka bulaşıcı hastalıklardan binlerce insan öldü. Çirkin Taşnak siyasetinin kurbanları olan yüz binlerce Türkiye’den ve Yunanistan’dan gelen muhacirler, yırtıp pırtık, aç halde, yemekleri ve evleri olmadan ortada bırakılmışlardı.



    Zaten az miktarda olan sanayi kuruluşları tamamen durmuştu, öyle ki hepsi dağınık durumdaydı.



    Sanayi üretimi, 1913 yılı üretiminin yüzde 8-10’unu teşkil etmekteydi. Köy ekonomisi ise tamamen dağınık durumdaydı. İşlenmemiş ekim alanı 1913 yılının yüzde 24’ünü, teknik üretim yüzde 37.7’sini, büyük baş hayvanların sayısı yüzde 30’unu, küçük baş hayvanların sayısı ise 23.8’ini oluşturuyordu.



    İki üç lokomotiften ve birkaç on vagondan ibaret olan demiryolu çok zayıf bir hale düşmüştü ve çok büyük zorluklarla çalışıyordu. Sanayi işçilerinin sayısı en düşük sayıya düşmüştü ve onlar da nakliyat ve şarap-konyak müesseselerinde çalışıyorlardı, iş günü 9-10 saatten ibaretti. Bütün işçiler seferberlik kapsamında mecburi surette orduya alınmışlardı. Köylerde sadece iş göremez erkekler ve kadınlar kalmıştı. Ülkeyi ölümle karşı karşıya getiren karşıdevrimci Taşnak hükümeti, Amerika’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın çizmelerini yalayarak emperyalistlerin yardımıyla “büyük ve bağımsız” Ermenistan’ı kurmak peşindeydi.



    Ancak açıktır ki, onların planı hayal oldu. Batı Avrupa ve Amerikan emperyalistleri, yalnız Transkafkasya ve Bakû petrollerini ele geçirmek için Taşnakları kullandılar. (…)



    Bir süre sonra Taşnak hükümeti, İngiliz emperyalistlerinin kışkırtmasıyla ve onların himayesi altında Türkiye ile savaşa başlayarak yeni bir maceraya başladılar. İşçi ve köylüler, bu savaşın karşısındaydılar, fakat onları silah zoruyla askere aldılar ve cepheye gönderdiler.



    (H. Hovsepyan, Muvaraza ve Kuruluş 10 İli, Devlet Neşriyatı, İrevan, 1930, s.3 vd.)






    BELGE 46



    A. A. Lalayan’ın “Taşnaksutyun Partisi’nin Karşıdevrimci Rolü” Başlıklı Makalesinden



    “TAŞNAKSUTYUN’UN ‘FİKRİ’, ERMENİ TOPRAKLARINDA YAŞAYAN AZERİ VE KÜRT NÜFUSU İMHA EDEREK ÜLKEYİ ‘ERMENİLEŞTİRMEK’Tİ.”



    Taşnaksutyun’un karşıdevrimci diktatörlüğü döneminde (1918-1920), Ermeni olmayan bütün nüfus kanundışı sayıldı. Taşnaksutyun’un “fikri”, Ermeni topraklarında yaşayan Azeri ve Kürt nüfusu imha ederek ülkeyi “Ermenileştirmek”ti. (…)



    2.5 senelik hükümranlıkları döneminde Taşnaksutyun, Ermenistan’da yaşayan Azerilere karşı sivil halkı ayırmadan öldürerek ve yağmalayarak, köyleri ve kasabaları yakıp yıkarak silahlı mücadele yürüttü. 1918-1919 yıllarında Taşnak hükümeti, “devletin taleplerini yerine getirmemek” bahanesiyle Azeri ve Kürt köylerinin sivil halkını bombaladı (ayrıca Ermeni köylerini de bombaladı). 1920 yılında ise Ermeni işçi ve köylülerinin şanlı Mayıs ayaklanmasının bastırılmasının ardından Taşnaksutyun, “Müslümanlar bizim düşmanımızdır” sloganı altında Azeri ve Kürt köylerini bombaladı ve sivil halkı katletti.



    (A. A. Lalayan, “Kontrrevolyutsionnaya Rol Partii Daşnaktsutyun”, İstoriçeskie Zapiski, No. 2, 1928, s. 101)




    BELGE 47



    T. Haçıkoglyan’ın Sovyet Ermenistanı Kızıl Ordusu’nun Avcı Tümeninin 10. Yıldönümü Dolayısıyla Kızıl Ordu Tarafından Basılan Kitapçığından



    “TAŞNAKLAR, KANLI ELLERİYLE BİNLERCE TÜRKÜ YOK ETTİKLER”



    Şerefsiz Taşnak “cumhuryetinin” kısa döneminde Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye ile yapılan savaşlar, Taşnakların kanlı elleriyle binlerce Türkü yok ettikleri ve köylerini yakıp küle çevirdikleri Zangezur, Şarure, Daralagöz, Megrı, Arbaba, Zangibazar, Büyük Bedi’deki Türk köylerinde yaşanan vahşilikler, katliamlar, yağmalar hala akıllarda.



    Askerlerde yaltaklık, dalkavukluk, keyfiyet, yağma psikolojisi, başkasının hesabından yaşama, suçsuz ve çaresiz kişileri öldürme psikolojisi kökleşmişti.



    (T. Haçikoglyan, 10 Let Armyanskoy Strelkovoy Divizii, İzdatelstvo Polit. Uprav. KKA, Tiflis, 1930, s.4, 6)






    BELGE 48



    Önemli Sovyet Şarkiyatçısı V. A. Gurko-Kryajin’in “Yakın Doğu ve Devletler” Adlı Eserinden



    “KARS VE ERİVAN BÖLGESİNDEKİ BÜTÜN MÜSLÜMAN NÜFUS YA YOK EDİLDİ YA DA CEBREN TÜRK VE YA İRAN TOPRAKLARINA GÖNDERİLDİ”



    İşte bütün bu olumsuz şartlara rağmen görüyoruz ki, Ermeni emperyalistleri, Büyük Ermenistan hayallerinden vazgeçmediler; İngilizlerin parlamento baskının[xiv] ardından Anadolu’daki ortaya çıkan bulanık durumdan yararlandılar.



    Bu amaçla, her şeyden önce “nüfus temizliğine” giriştiler. Kars ve Erivan bölgesindeki bütün Müslüman nüfus ya yok edildi ya da cebren Türk ve ya İran topraklarına gönderildi. Şuragel, Kağızman, Karakurt, Sarıkamış, Surmali yöreleri yakıp yıkıldı, on binlerce insan ise can havliyle kaçtı.



    (V. A. Gurko-Kryajin, Blijniy Vostov i Derjavı, Nauçnaya Assotsiatsiya Vostokovedeniya Pri TsİK SSSR, Moskva, 1925, s. 93)






    BELGE 49

    Basar Geçar Bölgesindeki B. Mazra Hayvan Çiftliğinin Ekip Başı Azeri Kökenli Ermenistan Vatandaşı Veys Veysov’un Sovyet Ermenistanı’nda Yayımlanan Horrdayn Ayastan’da Çıkan Anılarından



    “TAŞNAKLAR HANGİ VAHŞİLİĞİ YAPMADILAR Kİ!”



    Taşnaklar, bizi kış vakti kurşun yağmuru altında köyümüzden kovdular. Bu “işi” General Silikov ve Tevosov yürütüyordu. Bölgemizdeki Türk köyleri tamamen yakıldı ve geriye sadece siyah külleri kaldı. Taşnaklar hangi vahşiliği yapmadılar ki! Ne kadar insan öldürdüler, ne kadar insan onlar yüzünden öldü! 8 candan oluşan ailemden sadece bir ben sağ kaldım. Şu an dolaştığımız bu dağlar, insan cesetleriyle kaplıydı. O zaman insanlar dağların kayalarından, sularından korkar olmuştu. Karanlığın basmasıyla korku içerisinde Taşnak katilleri ve yağmacıların gelişini beklerdik. Ülkenin sovyetleştirilmesinden sonra ben ve komşularım Taşnaklar tarafından yakıp yıkılan köylerimize döndüğümüzde her aileden yalnızca bir kişinin sağ kaldığını gördük.



    Horrdayn Ayastan, 12 Temmuz 1936’dan aktaran: A. A. Lalayan, “Kontrrevolyutsionnaya Rol Partii Daşnaktsutyun”, İstoriçeskie Zapiski, No. 2, 1928, s.106)








    BELGE 50



    Sovyet Tarihçisi İrandust’un “Kemalist Devrim’in İtici Güçleri” Adlı Eserinden



    “TÜRK NÜFUSUN FİZİKSEL OLARAK İMHA PROGRAMI TAMAMEN BİLİNÇLİ OLARAK FRANSIZ İŞGALCİLERİN YÖNETİMİNDE YÜRÜTÜLDܔ



    İşgal edilmiş bölgelerde terör rejimi uygulandı. Fransızların oluşturduğu Taşnaklardan müteşekkil jandarma birlikleri, Türk nüfusa karşı kitlesel cinayetlere giriştiler. İçine Kilikya’yı ve Türkiye’nin Trabzon’a kadar Doğu vilayetlerini de alan Akdeniz’den, Karadeniz’e “Büyük Ermenistan” projesi, müttefikler tarafından resmi olarak tartışıldı. (…)



    Ermeni çeteleri, (…) sırayla bütün köyleri kılıçtan geçirdi. (…) Türk nüfusun fiziksel olarak ortadan kaldırılması programı tamamen bilinçli olarak işgalcilerin yönetiminde yürütüldü.





    (İrandust, Dvijuşie Silı Kemalistskoy Revolyutsii, Gosuderstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1928, s. 67, 69 vd.)



    [i] Belgenin arka sayfasında kayıt numaralarıyla birlikte Kafkas Orduları Merkez Karargâhı ve Askeri Mahkeme Başkanlığı damgası bulunmaktadır. Ayrıca okunamayan bir soğuk damga da vardır.

    [ii] Ermenilerin 1915 Baharındaki Van ayaklanması kastedilmektedir.

    [iii] Dosyanın kapağı.

    [iv] Mahkeme karar metni.

    [v] Ermeni sanıkların işleme konmayan temyiz dilekçesi.

    [vi] Ermeni alfabesiyle yazılmıştır.

    [vii] Kiril alfabesiyle yazılmıştır.

    [viii] 1918 yılı.

    [ix] Osmanlı Devleti’nde askeri kolordu komutanı. Bugünkü karşılığı tümgeneral ya da korgeneral olmaktadır.

    [x] Rus ordusunda asteğmen.

    [xi] Metin Türkçeleştirilmiştir.

    [xii] Taşnak gönüllü birliklerinin komutanlarına verilen ad.

    [xiii] Taşnak gönüllü birliklerine verilen ad.

    [xiv] 16 Mart 1920 tarihinde İngilizlerin İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Mebusan Meclisi’ni kapatmaları kastedilmektedir.
    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


  5. #5
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Cevap: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    BELGE 51

    Rus Beyaz Orduları Generali A. İ. Denikin’in[i] Anılarından

    “BÜYÜK ERMENİSTAN PROJESİNE GÖRE MÜSLÜMANLARIN DÖRTTE BİR ÇOĞUNLUK OLDUKLARI BÖLGELER ERMENİLERE KATILIYORDU”

    Aralık sonunda parlamentoda Paris’e[ii] yollanacak talimat tartışıldığında ortak bir fikir, ortaya çıkmadı. İktidar partisi Taşnakların oyları ikiye bölündü: Bir kısmı, iki Ermenistan’ın[iii] da Rusya’nın parçası olarak özerkliğini ya da federasyonu savunurken; diğer kısım ise Kilikya’yı da içine alan ve Karadeniz’le Akdeniz’e açılan “Büyük ve bağımsız Ermenistan”ı talep etti. Bu, galiplerin fantezileriyle doğmuş olan ve hala büyük devletlerin illüzyonlarıyla yaşayan bir Amerikan projesiydi. Bu projeye göre Müslümanların dörtte bir oranında çoğunluk oldukları bölgeler Ermenilere katılıyordu.

    (A. İ. Denikin, Oçerki Russkoy Smutı, c.4, Berlin, 1925, s.173)




    BELGE 52

    Sovyet Ermenistanı’nın Ve SSCB’nin Önemli Liderlerinden A. İ. Mikoyan’ın[iv] 1919 Aralık’ının Başında Lenin’e Sunduğu “Kafkasya Meselesine Dair” Başlıklı Raporundan

    “BÜYÜK ERMENİSTAN ANCAK EMPERYALİSTLERİN SİLAHLI GÜCÜYLE DAYATILABİLİR”


    (…)

    Türkiye Ermenistanı Meselesi Üzerine

    1. Bugüne kadar partimizin merkez organları, örnek olarak Gürcü meselesinden ya da diğer Kafkas milletlerinin meselelerinden çok Ermeni meselesine özel bir önem verdi. Bu önem, Ermenilerin savaş öncesi durumundan ve Türkiye Ermenistanı’yla ilgili meseleden kaynaklanıyordu. Savaştan sonra doğan durumda Ermeni meselesiyle ilgili bu politikaların temelsiz, yanlış ve hatta dünya devriminin ve emperyalizme karşı savaşın çıkarları açısından çok zararlı olduğu ortaya çıktı.

    2. Eğer savaşa kadar Ermeniler, Türkiye Ermenistanı’nda nüfusun önemli bir bölümünü oluştursaydı, hatta birçok yerde çoğunluk olsaydı ve milli kurtuluş adına savaşları Türkiye’nin feodal-despotik rejimine karşı yönelmiş olsaydı, yine de tam adaletli olmasa da nesnel devrimci bir etken olarak yorumlanabilirdi. Ancak savaş sırasında ve sonrasındaki gözlemlerimiz bunun tam tersi olduğu yönündedir. (…)

    4. Ermeni şovenistleri, emperyalist müttefiklerin ve koyu gerici General Denikin’in desteğine dayanarak Karadeniz’den neredeyse Akdeniz’e kadar yedi vilayeti de kapsayan tarihi sınırları içerisinde ham bir hayal olan, cinayete dönüşmüş “Büyük Ermenistan” kurma fikrine kapılmış durumdalar. Bölgede Ermenilerin olmayışı ve esas olarak Müslümanların varlığı bunları utandırmıyor. “Büyük Ermenistan”, nüfusun çoğunluğuna dayanarak kurulamaz; ancak emperyalist silahların gücüyle dayatılacaktır, kanla ve “yabancıların” suçsuz cesetlerinin göğüslerini parçalayacak demirle ve “Ermenistan’ın suçlu unsurlardan”, Müslümanlardan “temizlenmesi” yoluyla benimsetilecektir. Böyle bir cehennemi yaratma, böyle bir kâbus ve tecavüzü gerçekleştirme programı, en iyi, en yetenekli ve en sadık ajanları olarak gördükleri Ermeniler üzerinden Türkiye’yi yağmalamak, sömürgeci ve finans kapitallerini değerlendirecekleri bir bölge haline getirmek isteyen emperyalist müttefikler tarafından güçlenerek desteklenmektedir.

    5. Komünist Partisi, bu programı, “Büyük ve Bağımsız Ermenistan” fikrini destekleyebilir mi? Şovenistler bize diyorlar ki, ortaya çıkan bu gerçekçi durumla hesaplaşılması ve bağımsız Türkiye Ermenistanı’nın reddetilmesinin anlamı, Türk despotlarının ve cellâtlarının yanında yer almak, Ermenileri imha edenlerin planlarını ve umutlarını doğrulamak ve Ermenilerin kendi kaderlerini tayin hakkını ortadan kaldırmaktır. (…)

    Partimiz, suçsuz Ermeni kurbanlar için samimi bir şekilde üzülürken, Ermeni milliyetçilerinin ve emperyalist müttefiklerin görüşlerine katılamaz ve Ermeni şovenistlerinin cinai lider şebekesi adına binlerce yeni suçsuz kurbanın ve en az o kadar, köleleştirilen Türkiye yoksullarının cellâdı olamaz. Partimiz, “Büyük” ya da “Küçük” Türkiye Ermenistanı diye herhangi bir iddianın yanında olamaz. Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı, bizim için tarihsel değil, reel bir haktır.

    6. Ermeni Meselesi’nde eski tutumumuzu sürdürmenin, bağımsız Türkiye Ermenistanı’nı desteklemenin anlamı, Kafkasya Ermenistanı’nı “özgürleştirmiş” şovenist gerici hükümetle ve onun hamisi Cemiyeti Akvam ile İtilaf Devletleri’nin ve onların ajanları Ermeni şovenistlerinin yağmacı planlarına karşı isyan bayrağını çoktandır kaldırmış, bir deniz gibi kabaran Anadolu Müslüman nüfusuna ve Doğu’nun milyonlarca Müslümanına karşı bir olmak, sadece Doğu Müslümanlarının emperyalizme karşı davalarını frenlemek değil, iç toplumsal-siyasal gelişim süreçlerini ve Türkiye’nin Müslüman halkları içerisindeki sınıfsal ayrışmayı da durdurmaktır.

    7. Bu bakımdan Sovyet Rusya’nın Türkiye Ermenistanı’nın kendi kaderini tayin hakkı üzerine bildirgesi (1917), ciddi bir hata olmuştur. Hiçbir olumlu sonuç doğurmamış, sadece Türkiye Müslümanlarını değil, Kafkasya Müslümanlarını da kendine karşı ayaklandırmıştır. Sovyet iktidarı, Ermeni halkının bütün önderlerini meşru tanıyarak ve Müslümanlara gelince susarak Müslümanların gözünde Ermeni şovenistlerinin tarafında Müslümanların karşısında bir görüntü vermiştir. (…) Kafkaslar’da dar bir Ermeni yoldaş grubu olarak, daha bildirgenin ilan edildiği ilk günden beri bu görüşe sahiptik. Bu hatayı düzeltmek için geç kalınmıştır. Ancak Ermeni meselesinde en kısa zamanda yeni bir doğru yönelim belirlemek şarttır. Şunlar kabul edilmelidir: a/ Ermeni milli hareketi diyalektik gelişim sonucunda özgürlük davasından karşıtına, gericiliğe dönüşmüştür; ciddi olarak işgalci “emperyalist” bir hareket konumuna gelmiştir. b/ Türkiye Ermenistanı fikri ve genel olarak “Büyük, Birleşik ve Bağımsız Ermenistan” Partimizin kesinlikle mücadele etmesi gereken zararlı, cinai ve gerici bir ham hayaldir. c/ Ermeni meselesi, en önemli bölümü olan Türkiye Ermenistanı meselesini yitirerek, eski tarihi önemini kaybetmiştir; Avrupa’nın uluslararası bir meselesi olmaktan çıkıp, Kafkasya Ermenistanı Ermeni kitleleriyle sınırlı, özgün, aynı Gürcü, Azeri vb. meselelerinde olduğu gibi Rus meselesi haline gelmiştir.

    8. Kafkaslar’da kalan Türkiye Ermenisi göçmenlerle ilgili olarak da yapılacak tek şey vardır. Bugünkü Kafkas Ermenistanı’nda Sovyet iktidarı kurulduktan; sözde değil ama gerçekten Büyük Ermenistan fikri reddedildikten, göçmenlerin Türklere karşı diş bilemeye son vermelerinden, Ermenistan’daki Müslümanları takip politikasından sonsuza dek vazgeçmelerinden, Müslüman kitlelerinde güvenin hâkim olmasıyla Türk halkıyla iyi ilişkiler kurmalarından sonra, onları Türkiye’deki son yaşadıkları yerlere geri göndermek. Bugünkü durumdan gerçekleştirilebilir tek çıkış budur.

    9. Türkiye Ermenileri arasındaki komünist faaliyetler, “Birleşik Kafkasya ve Türkiye Ermenistanı” fikrini savunan, komünizm sosu altında Ermeni şovenizmini sunan, Sovyet iktidarı için karşıdevrimcilerle savaş adı altında Müslüman katliamları gerçekleştiren sözde Ermenistan Milli-Komünist Partisi eliyle yürütülemez. Devletlerin şekillerinin ve sınırlarının yarattığı olgulardan hareketle Partimizin Merkez Komitesi, Türkiye’deki Ermeniler arasında çalışma yapmak isteyen samimi Ermeni komünistlerine Türk komünist gruplarıyla tek Türkiye Komünist Partisi’nde örgütlenmeyi, eğer gerekirse onun içinde Ermeni seksiyonunu kurmalarını önermelidir. Merkez Komitesi, onlara komünist çalışmanın ayrı bir devlet sınırı oluşturmak veya ayrı bir devlet kurmak amacıyla yapılmaması gerektiğini, merkezi ve temel meselenin devrimci hareketin, bütün milletlerden emekçi kitlelerin sınıf dayanışmasının ve işçi ve köylü iktidarı için ezenlere karşı ortak mücadelenin gelişmesi olduğu vurgulamalıdır. Sadece bu yolla, Ermeni işçi ve köylülerinin devrimci hareketinin Türkiye’deki Müslümanlarla sıkı birliği yoluyla ülkede siyasal gelişim sağlanır. Tam tersi durumda sadece Ermeniler arasında başarılı bir çalışma bile o bölgedeki Müslümanlar arasında yapılmazsa kaçınılmaz olarak Ermeni şovenisti bir karaktere dönüşecek ve kışkırtmalara yol açabilecek, nesnel olarak karşı devrimci sonuçlar doğuracaktır.

    (Rusya Toplumsal Siyasal Tarih Devlet Arşivi (RGASPİ) fond 5, liste 1, dosya 1202, yaprak 8, 8 arkası, 9, 9 arkası)



    BELGE 53

    Taşnak Ermenistanı Genelkurmay Başkanı Zinkeviç’in 17 Ağustos 1919 Tarihli Raporundan

    “MÜSLÜMANLARDAN ARINDIRILMIŞ BİR ALANA İHTİYAÇ VAR”


    (…) Bağımsızlığın amacı, bütün Ermeni milletini Yahudiler gibi dünyadan silinmelerini engellemek için bir yere toplamaktır. Bunun için Müslümanlardan arındırılmış bir alana ihtiyaç var, bizi koruyacak ve geleceğin Ermenistan’ının ekonomisini şahlandıracak bir hamiye ihtiyaç var. Rusya, öyle insanların ülkesi ki, (…) bütün milletlere eşit davranır, Ermenilerin Tatarları tehcir etmesine izin vermez. Ekonomik yardıma gelince, Rusya, bunu ancak 15 sene sonra yapabilir.(…)

    (A. İ. Denikin, Oçerki Russkoy Smutı, c.4, Berlin, 1925, s.174)



    BELGE 54

    Ermenistan Komünist Partisi’nin III. Enternasyonal’in 2-6 Mart 1919 Tarihlerinde Toplanan Birinci Kurucu Kongresine Sunduğu Rapor


    “TÜRKİYE ERMENİLERİ, TAŞNAKLARIN UZAĞI GÖREMEYEN VE MACERACI POLİTİKALARININ KURBANI”

    (…) Ortaya çıkmış olan büyük tehlike şudur: Burjuva milliyetçisi partiler, milletlerin kendi kaderini tayin hakkını kullanarak yıkıcı politikalarını daha da güçlendiriyorlar, karanlık milli ihtiraslarını şişiriyorlar ve milletlerin kendi kaderini tayin hakkı bahanesiyle bütün ülkeyi milli çatışmaların arenası haline getiriyorlar. (…)

    Karşı devrimin sinsi politikası, özellikle Ermeni-Tatar nüfusun birlikte yaşadıkları yerlerde çok ağır şartlar doğurmuştur. Bir taraftan Ermeni burjuvazisinin partisi Taşnaksutyun, diğer taraftan Müslüman beylerin partisi Mussavatçılar, katliam çağrıları yapmaktadır. Bu şeytanların kışkırttığı Ermeniler Müslümanları, Müslümanlar ise Ermenileri kesmektedir. Kardeş, kardeşe kırdırılmaktadır. (…)

    Bu fitne fesat siyaseti, emekçi kitlelere acı bir şekilde yansıdı. Uyanan Müslüman köylüler ve devrimci saflara yaklaşan Ermeni emekçi kitleleri, fikirlerini değiştirdiler ve kendilerini dost gösteren şeytanların elinde kör bir silah haline geldiler.

    Şeytanlar ise çıkarlarını aralarında uzlaşmaz iki kampta uygun bir şekilde bölüşerek iki ayrı salonlarda oturdular ve ziyafet çektiler. Şaraplarla dolu bardaklarını çınlatırken, Ermeni ve Müslüman kitlelerin kanlarını içtiler, vücutlarını kemirdiler. Şaraptan ve kandan sarhoş olup şeytani gülümsemeleriyle aynı zamanda ayrı ayrı yerlerde bir ağızdan haykırdılar: Böl ve yönet! (…)

    Türkiye Ermenileri, Taşnakların uzağı göremeyen ve maceracı politikaları sonucunda 300 ile 500 bin arasında kurban verdi.

    Taşnaklar, ne uğruna Ermenilerin temizlenmesine yol açtı. Ermenilerin bedenen soysuzlaşmış partisi, Ermenistan’ın “özgür” maden ocaklarını ve zenginliklerini özgür Ermeni burjuvazisinin malı haline getirmenin hayalini kurdu. Ermeni emekçisiz Ermenistan. Bu, Ermeni burjuvazisini, Taşnakları ve Ermeni sever İngiliz ve Amerikan emperyalistlerini hiçbir şekilde kaygılandırmadı. Ermeni burjuvazisinin sermayesi, Avrupa devletlerinin himayesinde oldukça güçlenmişti. Ermeni kapitalistlerinin fiziksel varlığı, her şart altında tehlikede değildi.

    Ermeni burjuvazisi ne kadar korunduysa, ne kadar ceplerini doldurduysa, Taşnaksutyun o kadar Ermeni emekçi kitlelerinin kanını emdi. (…)

    Bugün Ermenistan’ı İngiliz kumandanlığı aracılığıyla ve İngiliz generallerinin kırbacıyla para babası Pogos Nubar Paşa, ünlü İngiliz uşağı ve sigara fabrikatörü Enfiancants yönetiyor.

    Şüphe yok ki, parıldayan İngiliz altınları, dalkavukların gözünü kör ediyor.

    Ancak İngiliz emperyalistleri, Ermeni emekçilerinin son lokmasını da elinden almaktan geri kalmıyor ve Ermeni halkını açlığa ve hastalıklara terk ediyor. Bunu son gelen haberler ve hatta milliyetçilerin kendi kaynakları doğruluyor.

    On binlerce Ermeni, açlıktan ve hastalıktan ölüyor.

    Ermenistan’da çocuklar, köpeklerin önlerindeki her yanı kemirilmiş kemikleri çalıyor.

    Kendi kaderine bırakılmış cesetler, sokaklarda çürüyor. Ne toplayan var ne gömen.

    Ama “insancıl İngilizler”, “şanlı müttefiklerimiz”, duymazlıktan görmezlikten geliyor. (…)

    I/ Avrupa devletlerinin sırtlanlarının “himayesi”, Ermenistan halklarının utanç verici köleliğine dönüşmüştür.

    Emperyalist yağmacıların içişlerine karışması sonucunda Ermenistan, nüfusunu kesin olarak kaybediyor. On binlerce gömülmemiş ceset, şehirlerin ve köylerin sokaklarında çürüyor. Köpekler, açlıktan ve hastalıktan ölmüş cesetlerle besleniyor. Ermenistan’ın açlık çeken çocukları ise köpeklerin önlerinden kemirilmiş kemikleri çalıyor. Milyonlarca kişi, umutsuz ve güçsüz bir şekilde açlıktan ölümü bekliyor.

    Ermenistan’ın küresel emperyalizm tarafından kanı emilmiş emekçi sınıfları, Ermenistan’ın içişlerine her türlü emperyalist müdahaleyi kesin olarak protesto ediyor. (…)

    Ermenistan Komünist Partisi, İngiliz-Amerikan eniklerine savaş ilan ediyor.

    2/ Wilson ve Loyd George’un Cemiyeti Akvamı’na boyun eğen ve Bern Konferansı’nda onlarla paralel kararlar alan sarı enternasyonalin Ermeni “sosyalistleri”, Ermeni proletaryasını ve köylüsünü hiçbir şekilde temsil edemez.

    Bern’in “Ermeni sosyalistleri”, utanmadan elini suçsuz yüz binlerce Ermeni emekçisinin kanına bulamış sosyal-hainlere dâhildirler.

    Bern’in “Ermeni sosyalistleri”, İngiliz-Amerikan emperyalistlerinin sadık paralı askerleridirler. (…)

    3/ Ermenistan hükümeti, yağmacıların, şantajcıların ve cellâtların şakşakçı takımıdır.

    “Ermenistan’ın bakanları”, Ermeni halkının döküntüleri, İngiliz-Amerikan emperyalizminin sadık uşakları, insan etiyle beslenen çakallardır.

    Ermenistan Komünist Partisi, bu itleri yeryüzünden silmeye halkları adına ant içmiştir.

    Üçüncü Komünist Enternasyonal Delegesi, Ermenistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Üyesi Aykuni

    (RGASPİ fond 488, liste 1, dosya 10, yaprak 12, 12 arkası, 13-28)




    BELGE 55


    Bir Taşnak Subayının 1920 Yılında Beyazıt-Vaaram Bölgesinden Yazdığı Rapordan

    “TÜRKLERE KARŞI EN ETKİLİ YOL, ÇARPIŞMADAN SONRA SAĞ KALANLARI KUYULARIN İÇİNE TIKMAK VE AĞIR KAYALARLA EZMEK”

    Basar-Geçar’daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukarıdan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim.

    (A. A. Lalayan, “Kontrrevolyutsionnaya Rol Partii Daşnaktsutyun”, İstoriçeskie Zapiski, No. 2, 1928, s. 101; A. Lalayan, “Kontrrevolyutsionnıy ‘Daşnaktsutyun’ İ İmperialistiçeskaya Voyna 1914-1918 gg.”, Revolyutsionnıy Vostok, No. 2-3, 1936, s.92 vd.)





    BELGE 56

    Azerbaycan Komünist Partisi (Bolşevik) Merkez Komitesi Prezidyumu Protokolünden


    “TAŞNAKLARIN GERÇEK AMAÇLARI, ZANGEZUR’U MÜSLÜMANLARDAN TEMİZLEMEK”


    20 Şubat 1920

    (…)

    4. Karabağ’dan Rapor

    Raportör Armenak[v] Yoldaş, raporunu iki bölüme ayırmış: I. Karabağ’da örgütlenme çalışmaları ve parti hayatı. II. Taşnaklar tarafından hazırlanan maceracı girişimler ve Karabağlı yoldaşların Erivan emisarlarıyla mücadelede başvuracakları önlemler. (…)

    II. Ermenistan temsilcisi Arsen Ter-İonnesyan, giriştikleri macerayı tamamlamak için bölgeye geldi. Taşnaklar, kitlelerde güven uyandırmıyorlar ve bu yüzden de köylülüğü korumak amacıyla geldiklerini beyan ediyorlar. Gerçek amaçları, Zangezur’u Müslümanlardan temizlemek. İlk vuruşu Minkend’e, ardından da Karabağ’a yapacaklar. (…)

    Taşnaklar, süvari birliklerini hazırlıyorlar. Birlik, 100-150 kişiden oluşacak. Hükümet, Karabağ’ı savunmaya hazırlanıyor ve ordularını malum bölgelerde yoğunlaştırıyor. Ermeniler, Cevat bölgesinde terör altında. Taşnaklara yönelik bir takibat yok. Bu Müslümanlığın saldırgan yönünü güçlendiriyor. Bunların hepsi çatışmalara yol açabilir. Meselenin barışçıl çözümü için bütün araçlar tüketildi. Onlara iç savaş ilan ettik, diyor raportör.

    (Marksizm-Leninizm Enstitüsü Azerbaycan Şubesi Parti Arşivi fond 276, liste 3, dosya 192, yaprak 5-7’den aktaran: Borba Za Pobedu Sovyetskoy Vlasti V Azerbaycane 1918-1920. Dokumentı İ Materialı, İzdatelstvo Akademi Nauk Azerbaycanskoy SSSR, Baku, 1967, s.421)


    BELGE 57

    Azerbaycan Sovyet İktidarının Taşnak Ermenistanı’na Ültimatomu

    “HALKLAR ARASI BOĞAZLAŞMA DURDURULACAK”



    29 Nisan 1920[vi]

    Bakû

    Sovyet Azerbaycanı’ndaki işçi-köylü hükümetinin, Devrim Komitesi adına talepleri şudur: İlk olarak ordunuz Karabağ ve Zangezur’u bırakacak, ikinci olarak kendi gerçek sınırlarınız içine çekileceksiniz, üçüncü olarak ise halklar arası boğazlaşma durdurulacak. Yukarıdaki nedenlerden dolayı Azerbaycan Sosyalist Cumhuriyeti, Devrim Komitesi Ermenistan’la savaşmayı göze almıştır. Cevap vermek için üç gününüz var. Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Vekili Huseyinov.

    (Nahcivan Azarbaycan SSC Merkez Devlet Arşivi fond 314, liste 5, dosya 11-12, yaprak 27’den aktaran: K. Ragimov, S. Sadıhov, “Znat Pravdu…”, Vozrojdenie, No: 10-11-12, 1991, s. 59)



    BELGE 58

    11. Kızıl Ordu Komutanlığı’nın Taşnaklara Ültimatomu

    “İNGİLTERE, TAŞNAK PARTİSİ’Nİ VE MÜSAVAT PARTİSİ’Nİ MİLLETLER ZEMİNİNDE BİRBİRLERİNE KARŞI KIŞKIRTIP ÇATIŞTIRIYOR”

    1 Mayıs 1920

    Ermenistan sınırları içinde ve müttefikimiz Sovyet Azerbaycanı’nda savaş devam etmektedir. Rusya işçi-köylü hükümeti kutsal bir görev olarak bütün gücüyle Azerbaycan’a yardım edecektir. Sovyet hükümeti bütün emekçiler adına, bizden, Azerbaycan’da kesinlikle tam anlamıyla bir işçi-köylü iktidarı kurulmasını istemektedir. İngiltere, Taşnak Partisi’ni ve Müsavat Partisi’ni milletler zemininde birbirlerine karşı kışkırtıp çatıştırarak, ezilen halkları birbirine düşman edip, Ermenistan ve Azerbaycan emekçi sınıflarını sömürmektedir. Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki bütün sınır anlaşmazlıkları, ancak ülkelerin emekçilerinin iradesiyle çözülebilir. Sovyet Azerbaycanı hiçbir şekilde herhangi bir şovenist, milliyetçi ya da işgalci bir hareket içinde olamaz. Azerbaycan’da bundan sonra milletlerarası nefret var olamaz. Rusya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti adına, Ermenistan hükümetine, Sovyet Azerbaycanı’ndaki askeri faaliyetlerine hemen son vermesini ve ordularını sınırların gerisine çekmesini talep ediyorum. Bunun, gerçek program alındıktan sonra 24 saat içinde yapılması gerekmektedir. Taleplerin yerine getirilmemesi, Sovyet Rusya’ya savaş ilanı sayılacaktır. Bizim taleplerimiz Kızıl Ordu güçleri tarafından uygulanacaktır. Fakat olacakların sorumluluğu Ermenistan Hükümeti’ne aittir. Orconikidze, Kirov, Mehanoşin, Levandovski.

    (Aşot Ayrapetyan, “Kak Turki İ Bolşeviki V 1920 Godu Raspravilis S Armeniyey”, Pro Armenia, 1992, No. 6, s.35 vd.)


    BELGE 59

    Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreteri Neriman Nerimanov[vii], Sovyet Rusya’nın Transkafkasya Temsilcisi Mdivani[viii] Gibi Üst Düzey Sovyet Yetkililerinin İmzasını Taşıyan Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’e[ix] Yazılan 19 Haziran 1920 Tarihli Rapordan

    “YEREL HALK, KENDİ GÜÇLERİNE VE TÜRK ORDUSUNA GÜVENİYOR”

    (…) On kadar köy Taşnaklar tarafından yakılıp yıkıldı, Taşnaklar, Müslüman köylüleri kitlesel olarak ve düzenli bir şekilde kılıçtan geçirdiler. İki binden fazla Ermeni Azerbaycan’da barınacak yer buldu. Geri kalanı ise dağlarda saklanıyor. Culfin ve Nahcivan bölgelerindeki Müslüman toprakları Taşnaklar tarafından işgal edildi, bir seneden fazla süredir oralarla bağlantı kopuk. Yerel halk, Taşnak hükümetine karşı çıkarak kendi gücüyle kendisini savunuyor. Bu savaşta sadece kendi güçlerine ve Türk ordusuna güveniyorlar. Ordularımız bu toprakları kurtardıktan sonra, sadece Azerbaycan ile birleşirler. Bu meselelerin tartışmaları sırasında bu bilgileri ve yerel örgütlerin ve yetkili kişilerin fikirlerini göz önünde bulundurmanızı rica ederiz.

    (Nahcivan Azerbacan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Merkez Devlet Arşivi fond 314, liste 6’dan aktaran: K. Ragimov, S. Sadıhov, “Znat Pravdu…”, Vozrojdenie dergisi, No: 10-11-12, 1991, s.59)




    BELGE 60

    Bir Taşnak Yetkilisinin Hükümetin Başı A. Ogancanyan’a Yazdığı 21 Haziran 1920 Tarihli Mektuptan

    “BU ÜLKE ÖYLE ZENGİN Kİ, BİZİM BORÇLARIMIZI BİRKAÇ DEFA KAPATACAK DURUMDA”


    Zangi-Bassar tarafımızdan işgal edildi. Bu ülke öyle zengin ki, bizim borçlarımızı birkaç defa kapatacak durumda. İki gündür burada görülmemiş bir yağma gerçekleşti. Buğdayları, arpaları, pirinçleri, semaverleri, halıları, paraları ve altınları topladılar. Maliye Bakanlığı, iki görevlisini yanlarında örgütlü bir güç olmadan buraya ancak dün gönderebildi. Devasa bir zenginlik ellerimizden gidiyor.

    (Ermenistan Devlet Arşivi fond 65, dosya 116, yaprak 96’dan aktaran: A. A. Lalayan, “Kontrrevolyutsionnaya Rol Partii Daşnaktsutyun”, İstoriçeskie Zapiski, No. 2, 1928, s.100)



    BELGE 61

    Stalin’in[x] Orconikidze’nin[xi] Telgrafının Üzerine Kendi El Yazısıyla Düştüğü Not

    “ELBETTE Kİ TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN’I KESİN ŞEKİLDE DESTEKLEMEMİZ LAZIMDIR”

    8 Temmuz 1920

    Bence sonsuza kadar zikzak çizerek iki taraf arasında oynamakla bir yere varılamaz, taraflardan birini, bu durumda elbette ki Türkiye ile Azerbaycan’ı kesin şekilde desteklememiz lazımdır. Ben Lenin’le görüştüm, o da itiraz etmedi.

    Stalin

    (RGASPİ fond 558, liste 1, dosya 4018, yaprak 1-2 (Kopya) GARF fond 130, liste 4, dosya 496, yaprak 142a (Stalin imzalı orijinalinin fotokopisi))


    BELGE 62

    Ermenistan Komünist Partisi’nin III. Enternasyonal’in 19 Temmuz-17 Ağustos 1920 Tarihlerinde Toplanan İkinci Kongresine Sunduğu Rapordan

    “MÜSLÜMANLARA YÖNELİK KIRIM POLİTİKASI, EKONOMİK AMAÇLARIN DIŞINDA ESAS OLARAK SİYASİ AMAÇ TAŞIYOR”

    (…) Burjuva-milliyetçi devletlerin örgütleri, Ermeni ve Müslüman emekçi kitlelerinin oturdukları bütün bölgeleri harabeye çeviren bitmeyen milli savaşları birlikte yürüttüler. Zangezur, Karabağ, Akulis, Agbaba, Zangibasar, Taşnaksutyun’un ve onun Azerbaycan’daki akrabası Mussavat Partisi’nin kanlı emperyalist politikalarının şahididirler.

    Ermenistan burjuvazisinin aziz emeli olan “Denizden Denize Bağımsız ve Birleşik Ermenistan”ı bugün Ermenistan’ın karşı devrimci hükümeti, ondan nefret eden Müslüman köy ve kasabalarından ülkeyi temizleyerek pratiğe geçirmektedir. (…)

    “Özgür ve bağımsız Ermenistan”, Taşnakların elinde işçi ve köylülerden “bağımsız” ve vurguncular, savaş ağaları, teröristler, toprak ağaları ve Denikin subayları içinse “özgür” bir ülkeye dönüştü. (…)

    Önceleri işçi ve köylüleri Azerbaycan saldırısı tehdidiyle korkutan hükümet, kitlelerin yapılmakta olan savaşın emperyalist karakterini anlamasının ardından Amerikan ekmeğinden[xii] faydalanarak köylüleri açlıktan ölmekle tehdit etti. Elde edilen bütün ekmekler, vurguncuların ve köy ağalarının elinde toplandı. Elindeki ufacık toprak parçasıyla ekmeksiz, dara düşen orta köylülük, ekmek ihtiyacını ağalardan giderdi. Onlara buna karşılık toprağının kullanım hakkını vermek zorunda kaldı.

    Ermenistan’da toprak sorunu, hükümetin Müslüman köylülerin elinden zorla alarak verdiği hükümet ve parlamento üyelerinden meydana gelen toprak ağaları sınıfının suni bir şekilde oluşmasıyla şiddetlenmektedir. Ülke içinde Müslümanlara yönelik kırım politikası, ekonomik amaçların, yani hükümet ve parlamento üyelerinin zenginleşmesi dışında, esas olarak siyasi amaç taşıyor: Müslümanlardan temizlenen bölgelere hükümet, onlardan Ermeni-Kazak sınıfı yaratmak için Türkiye Ermenisi göçmenleri yerleştiriyor. Böylece onların yardımıyla köklü, fakir düşmüş, takibata uğrayan, devrimci köylülerle savaşmayı hedefliyor. Türkiye Ermenileri, neredeyse Erivan’ın bütün ticaretini elinde toplamış durumda. Hükümet, tamamen onlara bağımlı. (…)

    (RGASPİ fond 64, liste 1, dosya 137, yaprak 8-11)


    BELGE 63

    Kızıl Ordu Kumandanı V. Tarhov’un RSFSC[xiii] Yüksek Askeri Yayın Konseyi’nin Resmi Yayın Organı “Voyennıy Vestnik” Dergisinde Yayımlanan Anıları


    “KIZIL ORDU, TÜRK ORDUSUNU ENTERNASYONAL MARŞIYLA KARŞILADI”


    Nahcivan’ın zaptı ve Kızıl Ordu’nun Kemal Paşa Ordusu ile ilk buluşması[xiv]

    1920 yılı Temmuz ayının ortalarında XI. Ordu Komutanlığı, Şuşa, Gerus ve Pazarçay Irmağı hattında bulunan 32. Avcı Tümeni’ni süvari alaylı 28. Avcı Tümeni ile değiştirme kararı aldı. Ermenistan ile sınırda bulunan Pazarçay Irmağı hattı için süvari alayı görevlendirildi.

    Elimizdeki mevcut bilgilere göre Ermeni birlikleri şu şekilde konuşlanmıştı:

    Kuşebelyak kazasında Tarhanov’un komutasındaki 2 bölük, 75 kılıç, 2 top ve 5 makineli tüfek; Karanglug’da 800 süngü; Cul’da 1 bölük ve 2 makineli tüfek; Keşişkent’te ise Dro’nun karargâhı. Katar fabrikalarının bulunduğu bölgede yaklaşık 250 atlı ile Albay İnjey’in müfrezesi. Bu müfrezelerin üssü Yeni Beyazıt idi.

    Söz konusu birliklerden yakınımızda bulunanlar ara sıra hareketleniyor ve birliklerimize ateş açıyorlardı. Şahtahtı’nın aşağısından geçerek gelen Türk süvari başçavuşundan aldığımız bilgiye göre, General Şelkovnikov komutanlığındaki düzenli Ermeni birlikleri Kivraç istasyonu yakınında Nahcivan ve Şaror kazalarındaki Müslüman gerillaları ile çarpışıyorlardı.

    Minkyand ilçesindeki cephe gerisinde, askeri tarafsızlığını koruyan ve bize karşı tavrı henüz netleşmeyen Sultan Bey önderliğinde 500 Kürt bulunuyordu. Çok kısa bir sürede Sultan Bey’in yanına binlerce Kürt katılabilirdi. Türk Beyazıt tümeni birlikleri Diza ilçesindeydiler.

    Değiştirme işleminin durdurulması ve ileriye doğru harekete hazır olunması yönünde emir gelmişti. Şahsen ben, bir süvari alayı ve dağcılık taburu ile Moskova’dan Türkiye’ye dönmekte olan Halil Paşa’ya[xv] ve Türk misyonumuzun heyetine Türk ordularının yanına kadar refakat etmekle görevliydim.

    İlk başta Halil Paşa’yı beklememiz ve Kemal Paşa ordusu ile devamlı irtibat kuracağımız Nahcivan’a gitmemiz öneriliyordu, fakat ertesi gün, Halil Paşa’yı da, heyeti de beklemeden hemen çıkartma yapmamız yönünde yeni bir emir geldi.

    Dar vadilerden ve dik geçitlerden geçmemiz gerekiyordu. Birçok ırmağın ve derenin oluşturduğu vadilerle çevrili dağ kütlelerinin birçok boğazdan oluşması, geniş ölçüde pusu amaçlı kullanılması imkânını veriyordu. Ayrıca yolun enine doğru iki sıra dağ vardı: Biri, 11.695 fit (yaklaşık 3 1/3 verst[xvi]) olan Üçtopa, diğeri 10.194 fit (yaklaşık 3 verst) yüksekliğindeki Kısırdağ. Özellikle Peçenek Dağı yakınındaki geçit çok zordu. Pazarçay’a kadar olan yol iyi bilinirdi, sonrasındaki yol hakkında bilgiler hem yetersiz, hem de pek sevindirici değildi.

    Nüfusun Kızıl Ordu hakkında oldukça yanlış bilgilere sahip olduğu yerleşim birimleri üzerinden hareket ediyorduk. Hiç Bolşevik görmemişlerdi. Bizden panik içinde kaçıyor, saklanıyorlar ve hayvanlarını dağlara kaçırıyorlardı. Fakat Kızıl Ordu’nun ezmek değil, köleleştirilen halkların özgürlüğü için savaştığını ve emekçilerin haklarını koruduğunu bir şekilde gördüklerinde bu köleleştirilen ve ezilen halkın şaşkınlığı ve sevinci görülmeye değerdi.

    Mesela bir keresinde akşamleyin yürüyüş kolumuzun yakınlarında muhafızlarımıza benzemeyen insanlar belirdi. İki atlı onlardan ayrılarak yürüyüş koluna yaklaştı ve ellerini başlarına koyarak bir şeyler anlatmaya çalıştılar. Müslüman tercüman, dağ göçebelerinin dinlenmek için bizi davet ettiklerini söyledi. Birliklerimizi yüksek yaylalarından izleyerek korkulacak bir şey olmadığını görüp Kızıl Ordu askerlerini şimdi de yaylalarına davet ediyorlardı. Yürüyüş kolumuz geceyi geçireceği ve bugün için ulaşmamız gereken yere yaklaşsa da göçebelerin yaşam tarzını ve eğilimlerini yakından tanımak için ben, alay komiseri ve karargâhla göçebelerin olduğu tarafa saptım, birlik ise yoluna devam etti.

    Kararımı öğrenen bir atlı, küçük asil atını döndürerek yaylasına dörtnala gitmeye başladı. Diğeri yanımızda kaldı ve refakat görevini üstlendi. Birliğin yola devam ettiğini fark eden refakatçi, neden hepsini getirmek istemediğimi sordu. Askerlerin kazada dinlenmesi gerektiğini izah etmem epey zaman aldı.

    Çadır ve toprak damlı ev sıraları bulunan yaylaya geldik.

    İlk başlarda bizi inceliyorlar, çekiniyorlardı, fakat kısa sürede hararetli sohbet ortamı oluştu ve olayları saptırarak güvensizlik ve korku yaratmak için han ve beylerin ajanlarının kızıl askerler hakkında verdikleri yanlış bilgileri öğrendik. Bolşeviklerin acıma duyguları olmadıklarına içten inanmışlardı.

    Tercüman vasıtasıyla L. Yoldaş Kızıl Ordu’nun görevinin, sadece emekçi halkın düşmanlarına karşı korku salmak olduğunu izah etti.

    Tüm söylenenler onları şaşırtmış olsa gerek. Sevinç ve heyecan içinde telaşlanmışlardı. Sihirli değnek değmiş gibi, çadırlar kuruldu, kilimler ve minderler serildi, yiyecekler getirildi.

    Hava, hızla kararmaya başlamıştı. Gitmeliydik. Fakat misafirperver insanlar bırakmak istemiyorlar, geceyi burada geçirmemizi istiyorlardı. Önceden Kafkasya’da yaşadığım için misafirperverliği reddetmenin çok ayıp olacağını biliyordum. Ayrıca Kızıl Ordu hakkındaki önyargıyı kökten yok etmek gerekiyordu. Geceyi burada geçirmemiz yerli halkla yakınlaşmamızı sağlayacak, gösterdiğimiz güven ise onları gururlandıracaktı. Kalmaya karar verdik. Birliklerden geceyi geçirmek için yerleştiği haberi geldi. Her şey yolunda idi.

    Ev sahipleri arasından, hayvanları otlatmak ve atlarımızı korumak için birkaç kişi ayrıldı. Pişmanlıkla itiraf ediyorum, bu insanların samimiyetine rağmen at ve silahlarımızı gözetlemeyi elden bırakmıyordum. (Rencide olan biri varsa beni affetsin, fakat bu savaş koşullarında gerekli bir tedbirdi.)

    Sabah bana Kafkasların müthiş bir haritasını getirdiler (5 provalık). Ellerine nasıl geçtiğini bilemiyorum, ama haritaya ihtiyacım vardı. Elimdeki harita 10 provalıktı. Yeni yüzler dikkatimi çekti, bizi görmek için komşular gelmişlerdi.

    Bu günden itibaren Kızıl Ordu’nun zafer geçidi başlamıştı. Haberimiz, dağlardan dağlara yıldırım hızıyla yayılmıştı. Her yerleşim biriminde insanlar avlularına çıkıyor ve bizi selamlıyorlardı. Bazı köylerin girişinde erkekler sıra halinde dizilmiş şekilde bekliyorlar ve biz yaklaşınca yaşlı olanı usta bir darbeyle koyunun kafasını keserek, atımın ayağına atıyordu. Halk, bu şekilde benim şahsımda bütün Kızıl Ordu’ya büyük bir saygı gösteriyordu.

    Bütün bu konaklamalarımızı, geçtiğimiz yerlerin emekçi kitleleriyle sıkı bağlar kurmak için değerlendirdiğimizi anlatmama gerek yok herhalde. Devrim Komitesi’nin mitinglerinden sonra hanlar ve beyler İran’a gittiler.

    Üçüncü günü, Şahtahtı yakınlarında gerillalar için şansız bir çarpışmanın olduğunu ve Nahcivan’ın yerli halka bırakıldığını öğrendiğimiz Şahbuz’a ulaşmıştık.

    Akşama kadar tüm birlikle birlikte Nahcivan’a ulaşamadık, çünkü öldürücü yol, topçularımı geciktiriyordu; Peçenek Dağı geçidinden elle taşımak zorunda kalmıştık, ki sonrası da daha iyi değildi: Yollar, yer yer nehir suyu ile yok edilmişti ve devasa taşların tıkadığı nehir yataklarından geçmek zorunda kalmıştık.

    Cagra’ya ulaştığımda, gerillaların üzücü durumlarını ve istisnasız bütün Müslüman halkın Şarur ve Nahcivan kazalarından kaçtıklarını öğrendim. Ermenilerin zaferi, cinsiyet, yaş ayrımı yapmadan tüm halkın yok edilmesi tehlikesi yaratıyordu. Düşmanlık, milli zemin üzerinde oluşmuştu.

    İki ülkenin, Azerbaycan ve Ermenistan’ın sınırları Zengezur ve Nahcivan kazaları arasındaydı. Ermeni nüfusa sahip ilki, Ermenistan eğilimli, Müslüman nüfusu olan diğeri ise Azerbaycan taraftarıydı ve silahlanmıştı.

    Bir gün önce Cagra halkının çarpıştığı düzenli Ermeni orduları ve Dro bölüklerinin yaklaştığı dikkate alınarak, devriyeler gönderildi, fakat ilk olarak askeri harekâta girişmeme, Kızıl Ordu’nun uğrunda savaştığı sosyalizm fikirlerini izah ederek Ermeni kitlesiyle görüşme yapma, ancak düşmanca karşılık gördüklerinde aynı şekilde yanıt verme emri verildi.

    28 Temmuz’da birlik Nahcivan şehrini zapt etmişti. Burada Devrim Komitesi teşkil ederek ve yoldaş L.’ye idari ve siyasi kısmı devrederek, 1. Alay komutanıyla şehir çevresinde keşif gezisi yaptım ve Taşnakların hücum etmesi ihtimaline karşı plan oluşturdum. Ayrıca 18. Süvari Tümeni ile irtibata geçmek ve Türklerin nerede bulunduğunu kesinleştirmek gerekiyordu.

    Karargâha gelince Beyazıt birliğinden irtibat amaçlı gelen iki Türk subayının beni beklediğini öğrendim. Selamlaştıktan sonra, Diza’ya bir eğitmeni görevlendirerek, Türk birliklerinin Nahcivan’a gönderilmesini önerdim.

    Erivan’dan dönen parlamenterler, Ermeni komutanların gerillalara önerdiği ültimatom şartlarını ilan ettiler. Şartlar, yerine getirilecek türden değil, talan edici ve aşağılayıcıydı ve Nahcivan’ı ateşe verme ve kılıçtan geçirme tehdidiyle bitiyordu.

    Halkın gözü Kızıl Ordu’ya çevrilmişti. Derhal, General Şelkovnikov’a Nahcivan şehrinin Kızıl Ordu’nun elinde olduğu ve “ateşe vermesine ve kılıçtan geçirmesine” izin verilmeyeceğini içeren mektup yazıldı.

    Yazılan mektup okunurken, pencerenin önünden dağcılık taburumuz geçti. Herkes hemen keyiflenmişti. Toplantı salonunu “Hura” nidaları kapladı ve Devrim Komitesi ültimatoma tamamen ret cevabı verdi.

    Ayın 29’unda öğleden sonra atlı alayı gözüktü, bu iki yaveriyle ve Kızıl Ordu generali Bagirov Yoldaş’la Halil Paşa idi. Halil Paşa’nın kahraman Kızıl Ordu, Rusya ve özellikle Moskova hakkındaki izlenimleri dinlemeye değerdi.

    Ayın 31’ine kadar, Ermeni orduları ile iletişim kurmamızı saymazsak hiçbir önemli olay yaşanmadı. Ermeni askerler kızıl askerlerle memnuniyetle sohbet ediyordu, bu da komutanlarının hoşuna gitmiyordu, fakat açıkça düşmanlık gösteremiyorlardı, zira Ermenistan bizimle resmi olarak savaş halinde değildi.

    31’i akşamına doğru Diza’dan Aras Irmağı yakınlarına 500 süngü, 2 top ve makineli tüfekli alaylı Türk birlikleri geldiler. Türkleri karşılamak için şehrin girişinde bölük görevlendirilmişti. Hemen, geri dönen yüzlerce şehirli ve komşu yerleşim birimlerden insan kalabalığı toplandı. Türk kolu göründü. Rus ve Türk komutları işitildi ve Aras Irmağı boyunca güçlü “Enternasyonal” sesi yükseldi. Türkler, yakın geçmişte emperyalist savaşın düşmanı, bugünkü dost devrimci müttefiklerinin önünde resmigeçit yaptılar.

    Kızıl Ordu arasında Türklerin küçücük gri eşeklerin üzerindeki makineli tüfek alayı dehşetli sükse yaratmıştı; genel olarak temiz giysili, teçhizatlı Türk birlikleri olağanüstü izlenim bırakmıştı.

    Askeri müttefiklik akdedilmişti. Keyfimize diyecek yoktu.

    Aynı günün akşamına doğru, Engeliyurt ile irtibatın kesildiği, halk arasında çeşitli söylentilerin gezdiği haberleri geldi. Doğru olan bir şey vardı, Dro’nun önderliğindeki Taşnaklar Pazarkent ve Engeliyurt’a baskın yaparak, birliklerimizin yolunu ve irtibatı kesmişti.

    Bu bilgileri alınca akla gelen ilk düşünce, General Şelkovnikov’un hücuma geçeceği idi, dolayısıyla bu ihtimale karşı tedbirler alınmalıydı.

    Türkler tam zamanında gelmişlerdi. Ayrıca çevredeki yerleşim birimlerinde yine askeri gruplar kurulmuş, bunlar ilçe bazında birlikler oluşturmuş, fakat henüz evlerinde bekliyorlardı. Gerekli olduğu takdirde onlar kullanılabilirdi. Şahtahtı’daki çarpışmadan sağlam kalan bir top ve 200’e yakın mermi bulundu.

    Halil Paşa ve Veysel Bey bana Türk birliklerine komuta etmemi önerdiler. Fakat ben, durumun ve Ermenistan’ın Sovyet Rusya’ya karşı tavrı netleşmediği için kabul etmedim. Bütün bu meseleler birlikte müzakere edildi.

    Birkaç gün geçmişti, irtibat yoktu. Dördüncü veya beşinci günü Gerus’dan Kızıl Ordu askeri geldi ve bana olanlar ile ilgili kesin bilgiler, ayrıca benim önümüzdeki görevim olan Nahcivan’da kalmam yönündeki ve 28. Avcı Tümeni’nin harekâtı hakkındaki emri getirmişti.

    Ne yazık ki, bu cesur ve çevik zihinli yoldaşın soyadını hatırlamıyorum. Dili ve insanını bilmeden Dro birlikleri ve bize düşmanlık besleyen halkın bulunduğu kazalardan geçerek gelmek için zihin çevikliği ve kararlılık gerektiriyordu.

    General Şelkovnikov’un pasif kalması ve Nahcivan cephesindeki sessizlik karşısında Engeliyurt’a baskı yapma kararı aldım.

    Nahcivan’da oturmamızın yaklaşık on ikinci günü makineli tüfeklerle takviye edilen bölüğümüz Peçenek Dağı geçidindeki çatışmalardan sonra, 28. Avcı Tümeni’nin Dro’yu yenerek ve zapt ettiği tüm teçhizat ve bir topu alarak yaklaşmakta olduğu Engeliyurt’a çıkmıştık.

    İrtibat yeniden kurulmuştu.

    Neredeyse iki hafta tamamen kopuk olan Kızıl Ordu askerlerinin cesaretlerinin kırılacağı beklenebilirdi. Kavurucu sıcakların, böceklerin, geceleri sivrisineklerin ve dehşet verici Kafkas sıtmasının insanı bezdireceği düşünülebilirdi. Ayrıca nöbetlerin dışında sadece kendi birlikleri için değil, ayrıca İran’dan geri dönmekte olan, fakat yerleşim birimlerine gitmekten korkan insanlar için de tarlada çalışıyorlardı. Giysileri lime lime, aç bilaç, hem fiziksel hem de manen yıpranmış bitkin yüzlü sıtmalı bu kaçak insanlar ellerine geçen her şeyi yiyorlardı. Hastalık yayılmaya başlamıştı. Ölüm artıyordu. İran, kaçakları ülkenin içlerine sokmuyordu, evlerine dönecek gibi de değillerdi.

    Kızıl Ordu’nun gelişi onlara evlerini olmasa bile, ülkesini iade etmişti. Ayrıca onlara elleriyle ekmek tutma imkânı vermişti.

    Kızıl Ordu askerleri, tıbbi malzemelerinin bir kısmını onlara vermiş, ölenleri toplamış, cesetleri gömmüştü ve enerjilerinden arta kalanını da perişan, aç ve evsiz bu zavallılara yardım etmek için harcıyorlardı.



    (V. Tarhov, “Zanyatie g. Nahiçevani i Pervaya Vstreça Krasnoy Armii S Voyskami Kemal Paşi”, Voyennıy Vestnik, 15.04.1922, No. 8, s.33 vd.)



    BELGE 64

    Bolşeviklerin Önemli Liderlerinden S. M. Kirov’un[xvii] 29 Temmuz 1920 Tarihli Telgrafından

    “TAŞNAKLAR, BÜTÜN NEFRETLERİNİN GÜCÜYLE MÜSLÜMANLARA VE RUSLARA SALDIRIYORLAR”


    Çiçerin’e, Moskova

    Taşnakların, beyaz terörü dinmedi. Kars bölgesindeki ve Aleksadrapol’deki[xviii] doğmakta olan sovyet iktidarının boğulmasının ardından Taşnaklar, bütün nefretlerinin gücüyle Müslümanlara ve Ruslara saldırıyorlar. Kars bölgesindeki 30 bin Rus nüfustan 15 bini kaldı. Gerisi kaçarak ya Türkiye’ye ya da Rusya’ya dağıldı ya da öldü. Köylere ise halkı yağmalayan mavzerist birlikleri yerleşti. At arabalarıyla yük taşıma işini reddeden Novoselim köylülerinin hepsi 4. Alay komutanın emri üzerine kırbaçtan geçirildi. Tuhurtski bölgesindeki 15 Müslüman köyü de kılıçtan geçirildi ve yağmalandı.

    29 Temmuz 1920. No. 94. Kirov.

    (RGASPİ fond 5, liste 1, dosya 2178, yaprak 1)



    BELGE 65

    11. Kızıl Ordu Komutanı’na Yazılan İmzasız Mektup[xix]

    “TÜRK ORDUSUNUN BATI CEPESİNE KAYDIRILABİLMESİ İÇİN, ERMENİSTAN SINIRININ GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI GEREKİR”


    Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti 11. Ordu Komutanı’na.

    Emekçi sınıflardan milyonlarca insanın hayatına mal olan, tarihte eşi görülmemiş ekonomik yıkımlara sebep olan Büyük Dünya Savaşı, bütün dünya demokrasisinin önüne, ya ölüm ya özgürlük sloganında ifadesini bulan yeni bir hayat kurma sorusunu gündeme getirmiştir. Bu hareketin ön saflarında, en çok ezilen olarak, Rusya demokrasisi harekete geçmiştir. Avrupalı müttefiklerin emperyalist politikaları sonucu epeyi yıpranan emekçi yığınlar, son 500 yıl içinde böyle bir durumla karşılaşmamışlardı; şimdi Rusya demokrasisi ile işbirliği bilincine varmış ve bu amaçla kendi devrim ordusunu kurmuşlardır.

    Anadolu demokrasisi, kendisini insanlık düşmanları olan kapitalizm ve emperyalizmden kurtarabilmek uğruna, ezilen halkların dünya çapında kurtarılabilmesi için silaha sarılan Rusya Kızıl Ordusu’nun öncülüğünü kabul ederek, Rusya Kızıl Ordusu’na kardeşlik elini uzatmakta olup, Doğu’nun ezilen halklarının kurtarılması gibi büyük bir amacı gerçekleştirmeğe hazırdır. Anadolu Ordusu’nun, söz konusu amacı doğrultusunda Rusya Kızıl Ordusu ile omuz omuza yürümeğe hazır oluşu, bu iki ordunun geçtiğimiz günlerde Nahcıvan’da gerçekleşen sevinçli ve coşkulu buluşmasında ifadesini bulmuştur.

    Bu kardeş ordular arasında somut ilişkilerin pekiştirilmesi için, aşağıda gösterilen önlemlerin alınması arzu edilmekte ve uygun görülmektedir:

    Bu orduların subaylarını, karşılıklı bilgilendirme amacıyla birbirlerinin karargâhlarına göndermek;



    Anadolu’daki Rusya Kızıl Ordu birliklerine özel Müslüman bölükleri göndermek;

    Devrimin genişletilmesi ve derinleştirilmesi için, Anadolu’ya tecrübeli ve yerel koşulları bilen Müslüman komünistler göndermek;

    İletişimi desteklemek;

    Kızıl Anadolu Ordusu ile iletişimi sürdürebilmek için Beyazıt’ta[xx] radyo istasyonu kurulması gerekir;

    Yüklerin ve askeri birliklerin Anadolu’da serbest hareket edebilmesi için Kars-Aleksandropol ve Şahtahtı demiryolu hattının açılması gerekir;

    Ermenistan sınırlarında konuşlandırılmış olan Anadolu askeri güçlerinin diğer cephelerde kullanılabilmesi için, Anadolu sınırlarının Ermenistan tarafında güvenliğin sağlanması gerekir.

    Hem dışa yönelik cephelerde, hem de iç savaş cephelerinde mücadelenin başarılı bir şekilde yürütülebilmesi için, Sovyet Rusya’nın maddi yardım yapması gerekir; para, silah, 60 bin kişilik mühimmat ve giysi, gazyağı, benzin, mazot, matbaa, sahra telefonu.

    Devrimin Doğu’da gerçekten yayılabilmesi için, Ermenistan ve Gürcistan’daki karşı devrimin tamamen bastırılması gerekir.

    İngiltere’nin Ermenistan’a 30.000 kişilik mühimmat ve giysi yardımı, keza Amerika’nın gönderilmek için hazır bekleyen 150.000 kişilik yardımı, Büyük Ermenistan kurma amacına yöneliktir. Hedefleri, burasını ileride Gürcistan ve İran’ın karanlık güçleri ile birleştirerek, Büyük Rusya Devrimi’nin Kafkasya’daki bütün kazanımlarını bertaraf etmek ve Rusya Kızıl Ordusu’nu Kafkas Dağları’nın ötesine sürmektir. Bu nedenle Anadolu Kızıl Ordusu, söz konusu planın engellenebilmesi için kendi şartlarını önermektedir. Karabağ’daki karşı devrimci hareketlere katılmış olan Azerbaycan ordu birlikleri, İran’a geçerek İngiltere’nin yanında yer alamamaları için, Anadolu’ya götürülmüştür. Ayrıca komuta heyeti tutuklanarak mahkemeye verilmiş, alt düzey subaylara ise, ya geriye dönmeleri ya da Anadolu’da kalmaları önerilmiştir.

    Yukarıda gösterilen tedbirlerin alınması, kanımızca İtilaf planlarına zamanında indirilmiş bir darbe olacak ve emekçi halkın Avrupalıların boyunduruğundan kurtarılması için Doğu’da devrim ateşini alevlendirme mücadelesini paylaşan iki kızıl ordunun birleşmesine imkân verecektir. Diğer taraftan bu tedbirlerin alınması, Anadolu Kızıl Ordusu’nun Rusya Kızıl Ordusu’nu kendi vatanında selamlayacağı saatin yakın olduğu konusunda inancınızı kuvvetlendirecektir.
    (RGASPİ fond 495, liste 181, dosya 13, yaprak 47, 47 arkası ve 48)



    BELGE 66

    Nahcivan Devrim Komitesi’nin 1 Ağustos 1920 Günü Taşnak Hükümetine Gönderdiği Mektuptan

    “NAHCİVAN HALKI, AZERBAYCAN SOVYET CUMHURİYETİ’NİN AYRILMAZ BİR PARÇASI OLDUĞUNU İLAN ETMİŞTİR”

    (…) Nahcivan bölgesi halkı, kendini monarşist hükümetin zincirlerinden sonsuza dek kurtarmıştır ve Taşnakların bizi esaret altına alacak ve kölelere dönüştürecek her türlü girişimini püskürtmeye hazırdır. Nahcivan bölgesinin emekçi halkı, RSFSC ile birlik olan Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu ilan etmiştir. Halk, Ermeni emekçilerine hiçbir zaman düşmanlık beslememiştir ve beslemeyecektir. Ancak kahpe, gaddar Taşnaklara karşı savaş devam edecektir. Taşnaklar, silah zoruyla Nahcivan halkına boyun eğdirmeye çalıştılar. Sonuçta Taşnak Ermenileri ve Nahcivan halkı arasında kanlı çarpışmalar meydana geldi ve halkın kanı döküldü.

    (Gürcistan SSC Merkez Devlet Arşivi fond 13, liste 1, dosya 114, yaprak 94’ten aktaran: K. Ragimov, S. Sadıhov, “Znat Pravdu…”, Vozrojdenie dergisi, No: 10-11-12, 1991, s.60)


    BELGE 67

    Kazım Karabekir’in Halil Paşa’ya Mektubu

    “TAŞNAKLARIN KALLEŞÇE ROLLERİ VE İNGİLİZLERE YARDIM ETMELERİ ORTAK ÇALIŞMALARIMIZI ENGELLEMEKTEDİR”

    Halil Paşa Yoldaş’a

    Aziz ve sevgili yoldaş!

    Sizin Bakû’ye gelişinizle ilgili haber bizi sevince boğdu. Bizim durumumuz ve işlerin ayrıntıları konusunda gerekli bilgiler Naim Cavit tarafından size iletilmiştir; bu vesileyle bir daha teyit ediyorum ki, bahtsız vatanımızın durumu her geçen gün biraz daha kötüleşmekte olup, şu an için kritik bir hal almıştır: Her bir köy artık son mermilerini, son varlıklarını ve son enerjisini harcamaktadır; halkın tüm nakit varlığı vatan şerefinin korunması için harcanmış durumdadır. Namussuz İngilizlerin emperyalistçe gayretleri, Yunanları da ayaklanmaya ve Bursa’yı işgale itmiştir. Şimdi ise bizim için aziz olan Ankara’yı ele geçirmeye çalışıyorlar. Anlayın ki, kalplerimiz sızlıyor ve herkes ruhen çökmek üzeredir. Biz Batı Cephemize aktif şekilde yardım edemediğimizden dolayı son derece üzgünüz; zira vicdansız Taşnaklar, bir zamanlar yapmış olduğumuz iyilikler karşılığında sınırlarımızı işgal ederek, müttefiklerimizin bize yardım etmelerini engelliyor, hatta bizimle konuşmak bile istemiyorlar. Bir hususun altını çizmek istiyorum ki, kızıl Rus müttefiklerimize karşı sevgi ve kardeşlik duyguları hem kızıl askerler, hem de halk arasında günbegün artmaktadır. Bu durum beni Ruslarla olan müttefiklik ve kardeşlik ilişkilerimizin ebediyen süreceğine inandırmaktadır; siz de, Sovyet Hükümetini Rus-Türk dostluğunun ebedi olacağına inandırınız.

    Batı’da İngilizlerle çarpışmakta olan kuvvetlerimizin Doğu’dan, bizim kızıl müttefikimizden, para ve silah yardımı beklediği bir ortamda, Taşnakların kalleşçe rolleri ve İngilizlere yardım etmeleri ortak çalışmalarımızı engellemektedir; ve ben onların, zararlı bir engel olarak, hala ortalıktan neden kaldırılamadığına şaşırıyorum.

    Zira açıkça görülüyor ki, bizim ilişiklerimiz önündeki Taşnak engeli, yolları kapatmaları, onların kızıl Anadolu’nun İngilizlerin eline geçmesini ve tüm kızıl Türklerin imha edilmesini istemeleri anlamına gelmektedir; işte bu, Taşnakların İngilizlere gösterdiği gerçek yardımdır.

    Bizim kızıl ordu kalleş Taşnaklara karşı savaşa girecekti ki, sizden mektuplar geldi ve bu mektuplar nedeniyle biz iki aydır bir şey yapmadan talimat bekliyoruz. Bu iki aylık faaliyetsizliğin vatan için hangi sonuçları doğurduğu artık bilinmektedir. Rusya Sovyet egemenliği bizim samimiyetimize inansın, bizim de kendileri gibi samimi ve büyük idealler peşinde koşan kardeşler olduğumuzu görsün ve Doğu demiryolunun açılması, Doğu’da huzurun sağlanması için gereken önlemleri alarak, İngiliz emperyalistlerini Batı’da ezmemize imkân sağlasın; eminim ki, konunun aciliyeti dikkate alınarak, demiryolunun açılabilmesi için bize- Azerbaycan kızıl ordusuna- Rus kızıl birlikleri ile bir arada, Taşnaklara karşı hemen harekete geçmek için izin verilecektir. Açıkça görülüyor ki, bizim bu faaliyetsizliğimiz, İngiltere’den özel ödül bekleyen Taşnaklar tarafından kullanılmaktadır. Taşnakların bu tavrının bize verdiği maddi zararları açıkladım; manevi zarar ise, bu durumun karşı devrimcileri fazlasıyla cesaretlendirmesi olarak açıklanabilir; Doğu’dan beklenen yardımın geç kalışı, İngiliz gizli propagandacıların bulunduğu bir ortamda, İngiliz ajanların provokasyonları için zemin oluşturmakta olup, onların propagandaları kök salmaktadır; sonradan bunlarla mücadele etmek zor olacaktır.

    Buraya bir husus da eklemek isterim: Benim emrimde Taşnaklara karşı duran ordudaki askerlerin çoğu batı illerinden gelmiştir; işte kendi memleketlerinin, yani batı illerinin düşüşü konusunda haberler aldıklarında bu askerleri tutabilmenin bütün zorluklarını kendiniz düşünün.

    Yoldaş, cihan harbinden sonra sizin de bildiğiniz duruma düşen ve eldeki tüm askeri cephaneyi kaybetmiş, keza bu devrim döneminde her şeyini feda etmiş olan halkın durumunu böylece açıklamış oldum. İnanın ki, bizim durumumuzu öğrendikten sonra, bizlere yardım edilmesi için siz de emeklerinizi esirgemeyeceksiniz.

    Bir daha tekrar ediyorum, bizim hiçbir işgalci niyetimiz yoktur; Rus kardeşlerimize bakışımız tamamen samimidir; dolayısı ile Rus kardeşlerimizi ortak amacımız doğrultusunda bize inanmaları ve Taşnaklara vurulacak tek bir darbe ile engelsiz irtibat kurulabilmesi için demiryolunun açılması, keza İngilizlere karşı harekete geçmemiz için yardım sağlamaları konusunda ikna ediniz.

    İşlerin genel durumu konusunda bizi bilgilendirmenizi rica ediyorum. Beyazıt ve Erzurum istasyonlarımızı ile irtibata girilebilmesi için Gorus’ta telsiz telgraf cihazı olan bir istasyon kurulması gerekir. Keza Gorus ve Nahcıvan arasında da telgraf ve telefon bağlantısı kurulması gerekir.
    Samimi ve tam bir saygıyla hürmet eder ve selamlıyorum.

    Doğu Cephesi Komutanı Kazım KARABEKİR

    23.08.1920

    (RGASPİ fond 495, liste 181, dosya 135, yaprak 1)


    BELGE 68

    Kazım Karabekir’in Halil Paşa’ya Mektubu

    “RUS VE AZERİ KIZIL KUVVETLERİYLE BERABER TAŞNAK ENGELİNİN ORTADAN KALDIRILMASINI RİCA EDİYORUM”

    HALİL YOLDAŞ’A.-

    Ermeniler ne de olsa Nahcivan’a saldırken aynı zamanda sol tarafta olduğunu da gösterdi. Ayrıca kuzeyde yararlılık gösteriyorlar ve burda da taaruzza başladılar.

    Çiçerin, mektubunda bizimle Ermenistan arasındaki sınır meselesinin Sovyet Rusya aracılığıyla çözüleceğini, Büyük Halk Meclisi adına bildiriyor. Çiçerin’in bu cevap mektubunda bizim Taşnaklarla da aynı şekilde savaşa girmemizi istemediğini ima ettiğini farkettim. Ayrıca bu Sovyet Rusya’nın da arzusu. Bizimle Ermeniler arasındaki çatışmalar sizin tarafınızdan Mustafa Kemal Paşa adına yazılan 4 Temmuz tarihli bir mektupla bildirilmiş. İşte bu sebeplerden dolayı ciddi bir operasyona girişmeden, sadece savunma amaçlı çatışmalarda bulundum.

    Bence Taşnaklar şüphesiz esas olarak Antant’ın tarafında, ki aralıksız ve aktif olarak bize saldırmaları bunu kanıtlıyor. Bu yüzden Rus ve Azeri kızıl kuvvetleriyle beraber Taşnak engelinin ortadan kaldırılmasını rica ediyorum, zira bu ortak amaçlarımıza ulaşmayı hızlandırmak ve doğu meselesini çözüme kavuşturmak için gerekli. Israrla XI. Ordu’yu bu konuda kullanmak üzere müsaadenizi istiyorum.-

    DOĞU CEPHESİ KUMANDANI KAZIM KARABEKİR

    31/VIII-20


    (RGASPİ fond 495, liste 181, dosya 135, yaprak 7)


    BELGE 69

    Türkiye’ye Gelen İlk Sovyet Elçilik Heyetinin Sekreteri Y. Y. Upmal’in 14 Eylül 1920’de Bakû’den Moskova’ya Gönderdiği “Çok Gizli” Damgalı Şifreli Telgraftan

    “TAŞNAKLAR, KÖYLERE SİSTEMATİK OLARAK BASKIN DÜZENLİYOR VE TÜRKLERİ KILIÇTAN GEÇİRİYOR”

    (…) Taşnaklar, Türklerin pasifliğine güvenerek köylere sistematik olarak baskın düzenliyor ve Türkleri kılıçtan geçiriyor. Karakilise’de Sürmeli ve Kağızman bölgelerinin temsilcileri gelip yardım istediler. Bölgedeki 105 köyden sadece 35 küçük dağ köyü kalmış. Ağustos ayında ise onlardan 8’ini de kılıçtan geçirmişler. Koruma altına almamızı ya da bütün erkeklerin herhangi bir cepheye gidebilmeleri için ailelerini başka yere taşımamızı istiyorlar. Taşnaklar, barış görüşmeleri için ardından Ermenilerin yerleştirileceği sınır bölgesindeki karma köylerdeki Müslümanları bütünüyle yok etmenin pratiğini yapıyor. Kağızman bölgesindeki son karma köy olan Porin de 20 Ağustos’ta kılıçtan geçirildi. (…)

    (RGASPİ fond 64, liste 1, dosya 21, yaprak 118)


    BELGE 70

    Doğu Halkları Propaganda ve Harekât Konseyi[xxi] Prezidyumu’nun 17 Eylül 1920 Tarihinde Bakû’de Gerçekleşen Toplantısında Aldığı Kararlardan

    “DEVRİMCİ TÜRKİYE’YLE BİRLEŞME AMACIYLA MİLLİ TÜRK ORDULARIYLA BERABER ERMENİSTAN’A HAREKÂT DÜZENLEMEK ŞART”

    Çok Gizli

    (…)

    2. İmzaladığımız ateşkes anlaşması[xxii], Ermenistan’da Taşnak hükümeti için bizim zayıflığımızın açık bir kanıtı olmuştur. Ateşkes, bu hükümete durumunu güçlendirme ve savunmadan saldırıya geçme imkânı vermiştir. Şu an Taşnak hükümeti, İngilizlerden askeri teçhizat alarak hararetli bir şekilde bize karşı savaşa hazırlanmakta, anlaşmayla kendisine geri verilen Culfa demiryolunu İran Azerbaycanı’ndan gelen malları kontrolüne geçirmek ve Tahran’dan İran’ın kuzey sınırına geçmiş olması gereken İngiliz-Şah ordularıyla bağ kurmak için askeri güçle işgal etmeye yeltenmektedir. Azerbaycan’da komünist maskesi altında çalışan Taşnak hükümetinin ajanları, özellikle Karabağ, Zengezur ve Kagah’ta yerelde Sovyet iktidarını ellerine geçirerek ve yerel Müslüman halkı silahsızlandırmaya çabalayarak Taşnak saldırısı için faal bir şekilde zemin hazırlamaktadır. (…)

    6. Sovyet Rusya ve dünya devrimi için ölümcül olacak bu sonuçlardan kaçınmak için yapılması gerekenler şunlardır: a) Sönmekte olan Türkiye’deki milli hareketin en hızlı şekilde desteklenmesi ve b) İngiliz-Şah ordularının Ermenistan ve Gürcistan’la birleşmesinin engellenmesi. Bu ise sadece, kendi halkını ezen Taşnak hükümranlığını devirmek bayrağı altında, devrimci Türkiye’yle birleşme amacıyla milli Türk ordularıyla ittifak içinde Ermenistan’a harekât düzenleyerek olur.

    Bu birleşme ve bize ve devrimci Türkiye’ye düşman Taşnak hükümetinin ortadan kaldırılması, bize, Mustafa Kemal hükümetine maddi olarak yardım etme imkânını hemen vermese bile ona şu noktalarda destek olacaktır: Birincisi, Erzurum kolordusunun Ermeni sınırından alınarak Batı’ya gönderilmesini sağlayacaktır; ikincisi, cephe gerisindeki tehdidin ortadan kaldırılması, milliyetçilere örgütlenmesini ve mücadeleye devam edebilme ve sonunda başarı kazanma umutlarını kaybetmeden İtilaf Devletleri ordularının karşısında ta Kafkaslara kadar geri çekilme imkânı verecektir; üçüncüsü, Kemal Paşa hükümetinin otoritesini arttıracak, onun durumunu güçlendirecek, milli hareketin sönmesine imkân vermeyecek ve İngilizlerin avucundaki sultanın kendini Türkiye’nin tek iktidarı olarak göstermesine olanak tanımayacaktır.

    Türk milli hareketinin kurtarılması dışında Ermenistan’a düzenlenecek harekât bize şu yararı da sağlayacaktır. Bu şekilde bize karşı savaşa hazırlanan düşmanla tek başımıza savaşmamış olacağız. Ermenistan, İngiliz-Şah orduları gelmeden önce kurtarılmış olacak ki, bu harekâtta dokunmayacağımız Gürcistan ise savaşa karışmaktan kaçınacak. Ayrıca Ermenistan’a saldırı, ona karşı savunma yapmaktan çok daha kolay olacak. Öyle ki Taşnakların bize Azerbaycan’ın Bolşeviklerden kurtuluşu bayrağı altında saldırısı sırasında Azerbaycan halkının bir kısmı da bizim karşımızda yer alacak; ancak bizim Ermenistan’a onun Taşnaklardan kurtuluşu bayrağı altında saldırımız sırasında sadece bütün Azerbaycan halkı değil, Ermenilerin bir kısmı da bizimle olacak. Askeri operasyonlar, bizim tarafımızdan hiçbir ek güç gerektirmiyor. Operasyonlar, esas olarak Türk Erzurum kolordusu tarafından yürütülecek. Bizim tarafımızdan saldırılar göstermelik olacak ki, bunun için yeterli gücümüz var. Ayrıca devrimci Türk hükümeti, bizim komutamız altında savaşmak üzere ordusunu vermeyi ve bazı gerekli komiserler atamayı öneriyor. Bu ordu tarafından Ermeni halkına karşı bir aşırılıktan korkmaya gerek yok. (…)

    Bütün verilerden çıkan temel sonuç şudur ki, savaş kaçınılmaz ve eğer biz, Ermenistan üzerine harekât düzenlemesek, iki hafta sonra onlar Sovyet Azerbaycanı’na harekât düzenleyecek. Ve bu bizim Bakû’yü kaybetmemiz anlamına gelir.

    Şuan Yakın Doğu’daki durumumuz fena. Yerimizde duramayız ve geri gitmemek için ileri gitmemiz gerek. Hem de hemen. Eğer bir ay daha ağır davranırsak Doğu devrimi tam bir yıkımla sonuçlanacak. Doğu devrimini kurtarmak için Sovyet ordularının Ermenistan’a hemen harekât düzenlemesi ve Ermenistan’da Sovyet sistemini kurması şart.

    7. Doğu Halkları Konseyi Prezidyumu’nun aldığı bu kararlar, bir kopyası RSFSC Dışişleri Halk Komiserliği’ne bildirilmek üzere III. Enternasyonal’in Yürütme Kurulu Prezidyumu ve Rusya Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin incelemesine sunulacaktır.

    8. Bu kararlar, hiçbir koşulda yüksek parti organları dışında açıklanamaz.

    17 Eylül 1920

    Bakû


    (RGASPİ fond 5, liste 2, dosya 92, yaprak 31, 31 arkası, 32


    [i] Anton İvanoviç Denikin, 16 Aralık 1872 tarihinde Varşova yakınlarında bir subay ailesinde dünyaya gelir. 1892 yılında Kiev Askeri Piyade Okulu’nu, 1899’da da Genelkurmay Akademisi’ni bitirir. Birinci Dünya Savaşı’nda sırasıyla Romanya Cephesi’nde, Genelkurmay Karargâhı’nda, Batı ve Güneybatı Cephelerinde önemli görevler üstlenir. Ekim Devrimi’nin arifesinde 1917 Ağustosunda yükselen devrimci hareketi ezmek ve askeri bir iktidar kurmak için yola çıkan Genelkurmay Başkanı L. G. Kornilov önderliğindeki hareketin içinde aktif olarak yer alır. Devrimin ardından 2 Aralık 1917 tarihinde Kornilov’la birlikte tutuklu bulundukları Don bölgesindeki Bıhov hapishanesinden kaçar. Gönüllüler Ordusu’nu kurar, Kornilov’un ölümünden sonra ordunun başına geçer. 1918 sonbaharında karşıdevrimci Rusya Güney Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlığına gelir ve Kolçak’ın yardımcısı olur. 1919 yılında Güney Rusya’da ve Ukrayna’da Beyaz Ordu rejimini kurar. Aynı yılın yaz ve sonbahar aylarında Moskova üzerine harekât düzenler. Beyaz Orduların yenilmesinin ardından 1920 Martında Kırım’a gelir. Buradan bir İngiliz destroyeriyle İstanbul’a kaçar. Hayatının sonuna kadar Sovyet iktidarının karşısında yer almasına rağmen 1939 yılında Beyaz Ordu mültecilerine yönelik yayımladığı bildirgede SSCB’yle savaş halinde faşist Almanya’yı desteklememeleri çağrısında bulunur. Paris ve Berlin’de 1921-26 yılları arasında 5 cilt olarak hatıraları (Oçerki Russkoy Smutı/Rus İsyanı Üzerine Denemeler) yayımlanan Denikin, 8 Ağustos 1947 yılında ABD’nin Michigan eyaletinde ölür. Denikin’in külleri 2005 yılında Rusya’ya getirilmiştir. Bkz. A. İ. Denikin, Oçerki Russkoy Smutı, c.1-5, (Berlin: 1921-1926). Anılarının kısaltılmış hali için bkz. A. İ. Denikin, Pahod Na Moskvu, (Moskva: 1928); A. İ. Denikin, Oçerki Russkoy Smutı, (Minsk-Harvest: 2002). Ayrıca bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) Denikin, Denikinşina ve Kornilovşina maddeleri; Pravda, 2 Ekim 2005.

    [ii] Birinci Dünya Savaşı sonrasında toplanan Paris Konferansı kastedilmektedir.

    [iii] Türkiye ve Rusya Ermenistanı kastedilmektedir.

    [iv] Anastas İvanoviç Mikoyan, 25 Kasım 1895 tarihinde doğdu. Sovyet devlet adamı ve parti yetkilisi olan Mikoyan, Sosyalist Emek Kahramanı (1943) seçildi. 1915 yılından beri SBKP üyesi. Tiflis’te Ermeni ruhban okulunu bitirdi, Eçmiadzin Ruhban Akademisi’nin birinci sınıfında okudu. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (RSDİP) katıldı ve Tiflis’te, Eçmiadzin’de parti çalışması yürüttü, sosyal-demokrat yayınlarında görev aldı. 1917 Şubat Devrimi’nin ardından Eçmiadzin Sovyeti’ni örgütledi, sonrasında Tiflis ve Bakû’de propagandacı olarak çalıştı, Tiflis Parti Komitesi’nde üye olarak bulundu. 1917 Ekim’inde Birinci Kafkasya Bolşevik Örgütleri Kongresi’ne delege olarak katıldı. Ardından bolşeviklerin Bakû Komitesi Prezidyumu üyeliği yaptı, Ermenice yayımlanan “Sosyal-Demokrat” gazetesinin ve daha sonra da “İzvestiya Bakinskogo Sovyeta” gazetesinin yayın yönetmeni oldu. 1918 yılında Bakû’de yoğun çalışmalarda bulundu. Bu dönemde Musavat hükümeti tarafından vuruldu, İngilizler tarafından tutuklandı. 1919 yılında Kafkasya Bölge Komitesi üyeliğine getirildi, Moskova’yla ilişkileri sağladı. 1919 Ekim’inde Kafkasya Bölge Komitesi’nin görevlendirmesiyle Denikin cephesini aşarak Moskova’ya geldi ve Lenin’le buluştu. Bu dönemde Rusya Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin Politbüro ve Örgütlenme Bürosu’nun Bakû ve Transkafkasya’daki parti inşasına ilişkin kararların alındığı toplantılarına katıldı. 1920 Nisan’ında Azerbaycan’da Sovyet iktidarının kurulması döneminde Bakû’de bulundu, yönetici görevler yaptı. 1920 Ekim’inden itibaren Nijni Novgorod’da görev yaptı. 1922-24 yıllarında RKP Güneydoğu Bürosu’nun sekreterliğini yaptı. 1924-26 yılları arasında Kuzey Kafkasya Bölge Komitesi sekreterliği görevinde bulundu ve Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi Devrimci Asker Konseyi üyesi olarak çalıştı. 1926-30 yıllarında SSCB Dış ve İç Ticaret Halk Komiseri (Bakanı) oldu. 1930-34 yıllarında İkmal Halk Komiseri olarak görev yaptı. 1938’de SSCB Gıda Sanayi Halk Komiserliği’ne getirildi. 1937-46 yıllarında SSCB Halk Komiserleri Kurulu’nun başkan yardımcılığını yaptı. Aynı dönemde 1938-46 yıllarında Dış Ticaret Halk Komiseri olarak çalıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok askeri ve idari görevde bulundu. 1946-55 yıllarında SSCB Bakanlar Kurulu’nun başkan yardımcılığını, 1955-64 yıllarında da birinci başkan yardımcılığını yaptı. Bu görevleri sırasında SSCB Dış Ticaret Bakanı ve SSCB Ticaret Bakanı’ydı. 1964-65 yıllarında SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu başkanı oldu. Parti’nin Merkez Komitesi’nden Politbürosu’na kadar birçok üst düzey organında üye olarak bulundu. Sovyet ekonomisi ve parti tarihi üzerine birçok eser yazdı. 5 kez Lenin nişanıyla, Ekim Devrimi nişanıyla, Kızıl Bayrak nişanıyla ödüllendirildi. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) A. İ. Mikoyan maddesi.

    [v] Karakozov.

    [vi] Azerbaycan’da Sovyet iktidarı 28 Nisan 1920 tarihinde ilan edilmiştir.

    [vii] Neriman Kerbapay Nacafoğlu Nerimanov, 1870 yılında Tiflis’te doğdu. Eğitim ve tıp fakültesini bitirdikten sonra Bakû ve Tiflis’te öğretmen ve doktor olarak çalıştı. 1905 yılında sosyal-demokrat Hümmet Partisi’ne katıldı ve yayın faaliyetleriyle uğraştı, çeviriler yaptı. 1909 yılında tutuklandı ve Astrahan’a sürgüne gönderildi. 1913 yılında Bakû’de tekrar siyasi faaliyetlere başladı. 1917 yılından itibaren Bolşevik Parti’de, Sovyet dışişlerinde ve bakanlar kurulunda önemli görevler aldı. SSCB Merkez Yürütme Kurulu Başkanlığı’na kadar yükseldi. Birçok önemli edebiyat eseri de yazan Nerimanov, 1925 yılında öldü. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) N. N. Nerimanov maddesi.

    [viii] Polikarp Gurgenoviç (Budu) Mdivani (1893-1930), eski bir Gürcü Bolşeviktir. Birinci Dünya Savaşı’nın bir bölümünü İran’da geçirmiştir. 1917’de Rusya’ya geri dönmüştür. Parti’nin Kafkasya Bürosu üyesi olan Mdivani, Çiçerin tarafından Türk-Ermeni görüşmelerine arabulucu olarak atanır. 15 Aralık 1920’de Türkiye Büyükelçiliği görevine getirilir. Bu görevi Haziran 1921’e kadar sürdürür. Lozan Konferansı’nda Rus heyetinde de görev yapacaktır. Bkz. Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, Kaynak Yayınları, Şubat, 2005, s.104 vd.; Bülent Gökay, Bolşevizm ile Emperyalizm Arasında Türkiye (1918-1923), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Aralık 1998, s.103; Dokumentı Vneşney Politiki SSSR, c.3, Gospolizdat, 1961, Moskva, s.325; age, c.6, Moskva, 1962, s.17.

    [ix] Georgi Vasilyeviç Çiçerin (1872-1936), Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (menşevik) üyesi (1905-1918); 1918 yılından beri Rusya Komünist Partisi (bolşevik) üyesi; Bütün Birlik Komünist Partisi (bolşevik) Merkez Komite Üyesi (1925-30); Dışişleri Halk Komiseri Yardımcısı ve Dışişleri Halk Komiseri (1918-1930). Bkz. O.N. Ken-A.İ. Rupasov, Politbüro TK VKP i Otnoşeniya SSSR s Zapadnımi Sosednimi Gosudarstvami, Yevropeyski Dom, Sankt-Peterburg, 2000, s.694.

    [x] İosif Vissarionoviç (Cugaşvili) Stalin (1879-1953), Milletler Halk Komiseri (1917-22); Devlet Denetim Halk Komiseri, İşçi-Köylü Teftiş Halk Komiseri (1919-22); SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri (1922-53); SSCB Bakanlar Kurulu Başkanı (1941-53); Devlet Savunma Komitesi Başkanı (1941-45); SSCB Silahlı Kuvvetleri Yüksek Başkomutanı (1941-47). Bkz. Rossiyskiy Gosudarstvennıy Arhiv Sotsialno-Politiçeskoy İstorii Kratkiy Spravoçnik/Spravoçno-İnformatsionnıe Materialı K Dokumentalnım İ Muzeynım Fondam RGASPİ, ROSSPEN, Vıpusk 3, Moskva, 2004, s.258.

    [xi] Konstantinoviç Grigori Orconikidze (1886-1937), Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi üyesi (1903’ten beri); RKP Merkez Komitesi üyesi (1921-27, 1934-37); BKP Merkez Komitesi Politbürosu yedek üyesi (1926); Politbüro üyesi (1930-37); Merkez Denetim Komisyonu üyesi (1927-34); Merkez Denetim Komisyonu Başkanı, İşçi-Köylü Teftiş Halk Komiseri, Halk Komiserleri Kurulu Başkan Yardımcısı (1926-30); Ağır Sanayi Halk Komiseri (1932-37). Bkz. O.N. Ken, A.İ. Rupasov, age, s.676.

    [xii] Amerika tarafından Taşnaklara yapılan un yardımı kastedilmektedir.

    [xiii] Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti.

    [xiv] Bu yazının amacı, emperyalist orduların onlarca yıl acımasız kanlı çatışmalar ile istila etmek istediği topraklarda halkların dostluğunun kansız zaferini ve fethini hatıralar ile aktarmaktır. - V. Tarhov

    [xv] Halil (Kut) Paşa, Sivas Kongresi günlerinde Mustafa Kemal tarafından Anadolu Devrimi ile Sovyet Rusya arasında ilişki kurmak üzere Moskova’ya gönderilmiştir. Bkz. Mehmet Perinçek, age, Kaynak Yayınları, Şubat, 2005, s.45.

    [xvi] Eski bir Rus uzunluk birimi. 1 verst 1,06 km.

    [xvii] Sergey Mironoviç Kirov (gerçek soyadı Koskrikov), 27 Mart 1886 yılında doğar. Erken yaşta ailesini kaybeden Kirov, yedi yaşına kadar yetimhanede yaşar. Kazan’da teknik yüksek okulunu bitirir ve çalışmak üzere Tomsk şehrine gelir. Burada 1904 yılında Parti’ye katılır. Yönetici görevler alır, yasadışı matbaa kurar, demiryolu işçileri arasında faaliyet yürütür, grevler örgütler. Birkaç kez tutuklanır. Serbest bırakıldıktan sonra İrkuts’a, ardından da Vladikafkas’a geçer. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kuzey Kafkasya’da faaliyet yürütür. Ekim Devrimi günlerinde Petrograd’da bulunur ve devrimci ayaklanmanın merkezinde yer alır. Ardından Kuzey Kafkasya’ya geri döner ve önemli askeri-siyasi görevler üstlenir. Ocak 1919’dan itibaren Kafkasya’da Orconikidze ile birlikte 11. Kızıl Ordu’nun harekâtlarını yönetir. Azerbaycan’ın sovyetleştirilmesinde önemli rol oynar. 29 Mayıs 1920’de RSFSC’nin Gürcistan büyükelçiliğine atanır. Ekim 1920’de RKP Merkez Komitesi’nin Kafkasya Bürosu’nun üyesi olur. Mart 1921’de Merkez Komitesi yedek üyeliğine seçilir. Temmuz 1921’de Azerbaycan KP Merkez Komite sekreteri olur. Nisan 1923’te RKP Merkez Komitesi üyeliğine seçilir. 1930 yılında Politbüro üyesi, 1934’te ise Örgütlenme Bürosu sekreteri ve SSCB Merkez Yürütme Kurulu Prezidyumu üyesi olur. 1 Aralık 1934 yılında Leningrad’da uğradığı bir suikast sonucu ölür. Lenin ve Kızıl Yıldız nişanı sahibidir. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) S. M. Kirov maddesi.

    [xviii] Gümrü.

    [xix] Mektupta tarih bulunmamaktadır. Ancak içeriğinden 1920 yılının Ağustos ayının ilk günlerinde yazıldığı anlaşılmaktadır.

    [xx] Doğu Beyazıt kastedilmektedir.

    [xxi] III. Enternasyonal’in İkinci Kongresi’nde alınan karar gereği 1-8 Eylül 1920 tarihleri arasında Bakû’de toplanan Birinci Doğu Halkları Kurultayı, Azerbaycan Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri N.N. Nerimanov başkanlığında çalışacak sürekli yönetim organı olan Propaganda ve Hareket Konseyi’ni seçer. Konsey’de G.K. Orconikidze, S.M. Kirov, M.D. Guseynov, Y.D. Stasova, M.P. Pavloviç, Süleyman Nuri gibi kişiler görevlendirilir. Komintern yönetimi altında çalışan Propaganda ve Hareket Konseyi’nin görevleri arasında, propagandanın örgütlenmesi, Doğu ülkelerindeki milli kurtuluş hareketlerinin desteklenmesi ve birleştirilmesi de vardır. Bkz. Y.A. Bagirov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri, Bilim Yayınları, İstanbul, Şubat 1979, s.141.

    [xxii] Sovyet Rusya’nın Taşnak Ermenistanı ile imzaladığı 10 Ağustos 1920 tarihli anlaşma kastedilmektedir.
    __________________
    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


  6. #6
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Cevap: Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi (Mehmet Perinçek)

    BELGE 71

    Ermenistan Komünist Partisi (Bolşevik) Merkez Komitesi’nin Talimatı

    “ERMENİ ASKERLERİ İLERLEMEKTE OLAN TÜRK ASKERLERİNE ATEŞ ETMEMELERİ VE MEVZİLERİNİ TERK ETMELERİ KONUSUNDA İKNA EDİN”

    20 Eylül 1920 tarihinde Bakû’de basılmıştır

    Ermenistan komünistleri (Bolşevik) Merkez Komitesi hem cephe gerisindeki hem de cephedeki bütün parti örgütlerine ve hepsinden önce Kars Garnizonu’na gönderilen bütün Bolşeviklere ayrı ayrı askerler ve gruplar arasında eğer mümkünse bildiriler aracılığıyla savaşa karşı esas dikkati şu noktalara çeken geniş bir propaganda yürütülmesini emreder:

    1. Bugünkü Türkiye, artık geçmişteki sultan Türkiyesi değildir ve Ermenistan’a karşı saldırgan amaçlar gütmemektedir.

    2. Kemalist Türkiye, Sovyet Rusya’nın müttefikidir ve İngiltere, Fransa, Yunanistan gibi emperyalist devletlere karşı özgürlüğü için savaşmaktadır.

    3. Cumhuriyet Ermenistanı’nın[i] Türkiye’ye karşı zaferi, emperyalizmin Yakın Doğu’da güçlenmesi anlamına gelecektir ve Transkafkasya’da devrimin zaferini tehlikeye sokacaktır; Cumhuriyet Ermenistanı’nın yenilmesi ise tam tersine bütün Transkafkasya’nın ve ayrıca bütün Doğu’nun sovyetleştirilmesini hızlandıracaktır.

    4. Ermeni Bolşevik-komünistlerinin görevi, Ermenistan’ın sovyetleştirilmesi için Cumhuriyet Ermenistanı’nın yenilgisini hızlandırmak olmalıdır.

    Bu amaç için şunların yapılması gereklidir:

    1. Bütün araçlarla bugünkü Ermeni ordusunu bölmek;

    a. askeri firarları sağlamak ve her şekilde seferberliği engellemek;

    b. cephedeki askerleri ilerlemekte olan Türk askerlerine ateş etmemeleri, mevzilerini terk etmeleri ve eve dönmeleri konusunda ikna etmek;

    c. subayların emirlerine itaat etmemek ve gerekli durumlarda onları imha etmek.

    2. Bunlarla birlikte Cumhuriyet Ermenistanı askerlerine muzaffer Türk askerlerinin, bu devrimci askerlerin, asla yenilmiş bir ülkeye karşı tecavüzkâr bir girişimde bulunmayacaklarını ve sivil halka zarar vermeyeceklerini, aynı zamanda emekçi Ermeni halkına emperyalist yardakçısı Taşnakların hükümdarlığından kurtulması için yardım edeceğini kavratmak.

    3. Ermenistan’ın Taşnakların efendiliğinden kurtularak Sovyet Rusya’yla hızlı bir şekilde ilişkilerini düzelteceğini ve sonsuza dek savaşa, yıkıcı açlığa ve süregelen çatışmalara son vereceğini, ülkenin Rus ekmeğiyle dolup taşacağını ve büyük devrimci davada yer alacağını tekrar ve tekrar anlatmak.

    Not. Kapalı toplantılarda okunacak ve okunduktan sonra hemen yakılacaktır.

    Ermenistan Komünist Partisi (Bolşevik) Merkez Komitesi üyeleri Sarkis Kasyan, Askanaz Mravyan, Avis Nuricanyan, Şavarş Amirhanyan, İsaak Dovlatyan, Aşot Ovanesyan.

    (Y. K. Sarkisyan, “Za Kulisami (Kak Rojdalsya Moskovski Dogovor 1921 g.)”, Literaturnaya Armeniya, 1991, No.1, s.73 vd.)



    BELGE 72

    Türk Ordularının Sarıkamış’ı Almasının Arifesinde Taşnak Hükümeti Dışişleri Bakanı’nın Tiflis’teki Temsilcisine Gönderdiği Telgraf[ii]

    “YUNANLILARIN BİR SALDIRIYA GEÇEREK TÜRK HAREKETİNİ GÜÇSÜZ DÜŞÜRMELERİNİN OLANAKLI OLUP OLMADIĞINI ÖĞRENİN”

    Türk orduları, büyük bir güçle Kars bölgesini almak amacıyla ordularımıza saldırı başlattı ve iki gün içerisinde Sarıkamış’ı bırakmak zorunda kalabiliriz. Durum çok ağır. Bir an önce Luck ve Corbeille’e[iii] başvurarak, Türk birliklerinin ilerlediği konusunda hükümetlerine telgraf çekmelerini ve gerekli tüm önlemlerin alınmasını istemelerini sağlamak mutlaka zorunlu (...) Yunan temsilcisinden de, hükümetine hemen bir telgraf çekerek her şeyi bildirmesini ve Yunan birliklerinin bir saldırıya geçerek Türk hareketini güçsüz düşürmelerinin olanaklı olup olmadığını öğrenmesini isteyin.

    (D. S. Zavriyev, K Noveyşey İstorii Severo-Vostoçnıh Vilayetov Turtsii, Tibilisi, 1947, s.85)




    BELGE 73

    Orconikidze’nin Lenin ve Çiçerin’e Telgrafı ve Telgrafın Üzerine Lenin, Stalin ve Çiçerin’in El Yazılarıyla Düştükleri Not

    “TÜRKLERİN İLERLEMESİ BİZİM LEHİMİZEDİR”

    5/X-20

    Yoldaş Stalin! İnceleyin ve telefonla konuşun.

    Lenin

    Yoldaş Lenin ve yoldaş Çiçerin’e.

    Yoldaş Mdivani dün İran’dan döndü. Oranın durumu: Köylüler sessizdir, tacirler, ruhaniler ve diğerleri İngilizlerle tek yumruk olup, Bolşeviklere karşı birleşmiş durumdadır. Bize karşı yürütülen tüm çalışmaları İngilizler yönlendiriyor, Farslara teknoloji ve para aktararak kendileri arka planda kalmakta ve gayet popüler olan bir sloganı desteklemektedirler: “Ne Ruslar, ne de İngilizler”. Azerbaycan birlikleri ile takviye edilmiş birlikler, Reşt’in alınması için sevk edilecektir. Tebriz’de şah yandaşları darbe yaptılar. Darbe öncesinde milli demokratların hükümeti vardı. Türklerin Ermenistan’a saldırıları devam ediyor. Çatışmalar, Kars’ın 10 verst batısında ve 25 verst güneyinde sürdürülmektedir. Erivan istikametinde, Iğdır’ın 6 verst güneyinde Arhaci’ye yönelik saldırılar devam etmektedir. Ermenistan’da 30 yaşa kadar erkeklere seferberlik ilan edilmiştir. Gürcistan hükümetinin müsaadesi alınarak Gürcistan’da yaşayan Ermeniler arasında 18-35 yaşında olanlar için seferberlik ilan edilmiştir. İstanbul’dan gelen haberlere göre, Trabzon’a çıkarma hazırlıkları yapılmaktadır. Legaş talimat bekliyor. Azerbaycan karşı devrimcileri ve dağlılar Enver Paşa’ya büyük umutlar beslemektedir. Her ne olursa olsun onun buralara gelişine müsaade edilmemelidir. Genellikle Türk paşalar ile mümkün olduğu kadar uzak mesafeli bir dostluk kurmalıyız. Onlar buralarda karşı devrimciliğin örgütleyici merkezi olarak çalışıyorlar. Türkiye Dışişleri Bakanı Bekir Sami Dağlı Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde propaganda yapıyordu, başarısız da değildi; bu nedenle onu apar topar Moskova’ya göndermek gerekti; bu amaçla Dağıstanlılara teslim ettim. Türk saldırılarının devam etmesi durumunda Kafkasya’da siyasi durum son derece karışacaktır. Bence Türkler Kars’ı alırlarsa... biz Türkler ile Ermeniler arasında katliamı önlemek sloganı ile... kuşkusuz geniş çapta olacaktır. Biz Ermenistan’ın tümünü ele geçirmek ve Türklerin ilerlemesini engellemek için birliklerimize müsaade edilmesini Ermenistan hükümetine önermeliyiz. Bu konularla ilgili yeni talimatlarınızı rica ederim.

    Orconikidze

    Ermenistan’ın içerilerine doğru ilerlememeleri, keza Batum’a saldırmamaları konusunda Türkleri kararlı bir şekilde uyarmaya çalışınız, zira bu durum İtilaf Devletleri’nin müdahalesine sebep olabilir. Onların sizce bilinmekte olan çizgi ötesine geçmemeleri kararlaştırılmıştı. Eğer girerlerse, bu tüm anlaşmaların ihlali anlamına gelmektedir.

    Çiçerin

    Çiçerin’in cevabını uygun bulmuyorum. Bence Türklerin ilerlemesi bizim lehimizedir. Yoldaş Orconikidze’nin telaşını dayanaksız buluyorum.

    Stalin

    (RGASPİ fond 2, liste 1, dosya 24461, yaprak 1)



    BELGE 74

    Stalin’in Çiçerin’e Bakû’den Telgrafı

    “TÜRKLERİN ERMENİLERE SALDIRILARININ BOYUTLARIYLA İLGİLİ SÖYLENTİLER, İTİLAF AJANLARI TARAFINDAN ABARTILMAKTADIR”

    No. 3680

    3/XI.1920

    Bakû

    Moskova Çiçerin’e.

    (…) Uyarıyorum, ilk olarak, Türklerin Ermenilere saldırılarının boyutlarıyla ilgili söylentiler, İtilaf Devletleri ajanları tarafından kasıtlı olarak abartılmaktadır. Niye söylentilere kulak asıyorsunuz; sakin davranın. (…)

    3 Kasım 1920. Stalin.

    (RGASPİ fond 558, liste 1, dosya 1985, yaprak 4)



    BELGE 75

    Bir Taşnak Komutanının Genel Karargâha Gönderdiği 14 Kasım 1920 Tarihli Rapordan[iv]

    ERMENİ KÖYLÜLERİ TÜRK ORDUSUNU NASIL KARŞILADI?

    Gümrü bölgesi Ermenileri Taşnak subayını düşmanca karşılamış ve hatta birkaç defa Türklere teslim etmeye kalkmışlar. Birçok köyde halk tepkili ve askeriyeyi düşman olarak görüyor. İlhiab ve Kapanak köylerinde kızıl bayraklar çekilmiş. (…) Subayım, M. Kapanak köyünde Selçan Ermenilerinden oluşan atlıların eşliğinde Türk süvari devriyesiyle karşılaşmış. Türkler, ekmek ve tuzla karşılanmış. Köylerde kadınlar kazanlarda yemekler hazırlamışlar. Subayım, yemeği kimin için hazırladıklarını sorduğunda şöyle cevap vermişler: “Tabii ki Türkler için, sizin için değil.”

    (Ermenistan SSC Merkez Devlet Arşivi fond 68/200, dosya 867, yaprak 278’den aktaran: A. M. Elçibekyan, Velikaya Oktyabrskaya Sotsialistiçeskaya Revolyutsiya İ Pobeda Sovyetskoy Vlasti V Armenii, İzdatestvo AN Armyanskoy SSR, Yerevan, 1957, s.209)



    BELGE 76

    Türk Ordusunun Harekâtıyla İlgili Ermeni Gümrü Bolşeviklerinin Yayın Organı Komünist Gazetesinde Çıkan Makaleden

    “KEMALİSTLERİN TAŞNAKLARA KARŞI SAVAŞI, ERMENİLERİN ÖNÜNDE YENİ BİR ÇIĞIR AÇMAKTADIR”

    (…) Kemalist hareketin bugün Taşnaksutyun’a karşı savaşının uluslararası karakteri şüphesiz bir iç savaş karakteri de taşımaktadır ve ezilen Ermeni kitlelerinin önünde yeni bir çığır açmaktadır. (…)

    (Kommunist (Aleksadropol), No. 1, 21 Kasım 1920’den aktaran: A. M. Elçibekyan, Velikaya Oktyabrskaya Sotsialistiçeskaya Revolyutsiya İ Pobeda Sovyetskoy Vlasti V Armenii, İzdatestvo AN Armyanskoy SSR, Yerevan, 1957, s.208)



    BELGE 77

    G. K. Orconikidze’nin İ. V. Stalin’e 22 Kasım 1920 Tarihli Telgrafı

    “TÜRKLERİN İŞGAL ETTİKLERİ BÖLGELERDE KIRIM YOK”

    Stalin’e.

    Radyonun sabahtan önce alınma imkânı yok. Bu durum, Moskova-Taşkent çalışmasını zorlaştırıyor.

    Kasyan[v], Bekzadyan[vi], Nuricanyan’ın sözleriyle şunları bildiriyorum: Türklerin Gümrü’ye taarruzuyla Taşnaklar şehri terk etti, şehirde kalan yoldaşlarımız tutuklu yoldaşlarımızı hapisten çıkardı ve Devrim Komitesi’ni kurdular, çağrıda bulundular. Sepuh’un (Taşnak) birliği, bunu öğrendikten sonra geri döndü ve Gümrü’yü tekrar aldı. Askeri bir gücü olmayan Devrim Komitesi, kızıl bayraklarla 20 verst uzaklıktaki Kemalistleri karşılamaya gitti.

    Ordu neredeyse yok. Taşnaklar, Bolşevik-Kemalist ittifakı üzerine kendi yaptıkları propagandanın Bolşeviklerin müttefiki olarak Kemal’e karşı savaşmama eğilimini güçlendirdiğini itiraf ediyorlar. (…) Türklerin işgal ettikleri bölgelerde kırım yok. (…)

    22/XI[vii]

    (RGASPİ fond 85, liste 14, dosya 30, yaprak 2-3)




    BELGE 78

    Ermenistan Devrim Komitesi’nin 1920 Yılının Aralık Ayında Yayınladığı Bildiriden

    “SEVR ANTLAŞMASI’NDAN DOLAYI TÜRKİYE İLE KARŞIT KONUMDAYDIK AMA ŞİMDİ DOSTLUK ELİMİZİ UZATIYORUZ”

    Ermenistan Devrim Komitesi Türkiye emekçi sınıfına sonuna kadar güveniyor ve sempati duyuyor. Halk, İtilaf Devletleri’nden kurtulmak gerektiğini anladı ve devrimci Doğu’da önemli bir role sahip olmak eğilimindedir. Türkiye’nin emperyalizmin boyunduruğundan kurtulacağına inanıyoruz. Sevr Antlaşması’ndan dolayı Türkiye ile karşıt konumdaydık ama şimdi dostluk elimizi uzatıyoruz. Ortak düşmanımızı[viii] nasıl yendiysek, aynı şekilde onlara[ix] karşı da savaşalım. Yapacağımız barış antlaşması sayesinde Sovyet Ermenistanı ile emekçi Türkiye arasında kardeşçe dayanışma olacağına inanıyoruz; emekçi Türkiye ile Sovyet Ermenistanı birbirlerinin bağımsızlıklarına saygılı olacaklar.

    (Dekretneri Yev Ramenneri Jogovtsu, 1, Petratarakutyun, 1921, s.4’ten aktaran: Aşot Ayrapetyan, , “Kak Turki İ Bolşeviki V 1920 Godu Raspravilis S Armeniyey”, Pro Armenia, 1992, No. 6, s.40)



    BELGE 79

    Mdivani’nin Stalin ve Orconikidze’ye 3 Aralık 1920 Tarihli Telgrafı

    “TÜRK ORDUSUNDAN HER HANGİ BİR DÜŞMANCA HAREKET BEKLEMEK KESİNLİKLE YERSİZDİR”

    Erivan, tarihsiz ve numarasız; acil

    Bakû, Orconikidze’ye

    Mdivani’den aldığımız telgrafı sunuyorum. Erivan, Rus Misyonu, Legran’a; kopyası Bakû- Orconikidze’ye, Moskova- Stalin’e.

    3.12.1920, Aleksandropol. 16/145 sayılı telgrafınıza cevaptır.

    Türklerin Ermenistan’daki Sovyet ihtilaline yaklaşımı olumludur, ama Ermeni komünistlere kesinlikle güvenmiyorlar; bu güvensizlik onların kendi açıklamasına göre daha iki yıl, Ermeniler Taşnak geleneklerini unuttuklarını kanıtlayıncaya kadar devam edecektir. Ermenilere karşı güvensizliğinin bir sonucu olarak, Nahcıvan meselesinde ısrarlıdırlar; onların fikrince burasını Ermenilere vermek olmaz. Hatisov dün barış anlaşması imzaladı ama Karabekir, ihtilalden dolayı, şimdi yeni anlaşmalar yapılabileceğini de kabul etmektedir; yani bu konularda son söz artık (kendilerinin tam bir güvenle yaklaştıkları) Moskova’nın olacaktır. Karabekir, Sovyet Rusya ile, askeri işbirliğine kadar uzanan, çok sıkı ilişkiler kurma isteğini dile getirmektedir; bu (askeri) işbirliğini en önemli ve başlıca amaç olarak göstermektedir. Kendileri anlaşma komisyonuna ünlü ve popüler yoldaşların alınması gerektiğini ifade ettiler; onun fikrince bu husus Türk halkının gözünde büyük önem taşıyacaktır. Hatisov’un delegasyonu bugün Erivan’a gelecek; kendisinin imzalamış olduğu anlaşma metnini bugün alacak ve size göndereceğim. Ateşkes süresi hiç kuşkusuz uzatılacaktır. Türk ordusunun Ermenistan’dan çekilme süresi, askeri malzemelerin taşınmasına bağlantılı olarak bir süre kadar uzayacaktır. Onlar tarafından her hangi bir düşmanca hareket beklemek kesinlikle yersizdir; ayrıca onların burada bulunan üç tümeninden, Karabekir’in açıklamasına göre, geriye yalnız bir karma tümen kalmış, diğerleri Gürcistan sınırına sevk edilmiştir. Birliklerin Batı cephesine sevk edilmesi konusunda Karabekir diyor ki, şimdi kış mevsimi olmasından dolayı bu mümkün değildir. Gürcistan sınırında birliklerin varlığını, Gürcistan’la çıkabilecek anlaşmazlıklara bağlamaktadır. Geçtiğimiz günlerde Gürcistan hükümeti Ankara hükümetine başvurarak barış anlaşması önermiştir, Ankara’dan henüz bir cevap yoktur. No.59/151.

    MDİVANİ

    (RGASPİ fond 85, liste 14, dosya 50, yaprak 1a ve arkası)



    BELGE 80

    Taşnakların Son Başbakanı Vratsyan’ın Yayın Organları Araç’ın 3 Aralık 1920 Tarihli Sayısında Yayımlanan Makalesinden

    “İTİLAF DEVLETLERİ’NİN ÇIKARLARI İÇİN ERMENİSTAN’I KOMŞULARIMIZLA BİTMEYEN SAVAŞLARIN ARENASINA ÇEVİRDİK”

    (…) Bugüne kadar Ermenistan, İtilaf Devletleri’nin, özellikle de İngiliz politikasının etkisi altındaydı. Onların etki alanından çıktığımız bugün şunu söylemek zorundayız ki, İtilaf Devletleri’yle işbirliği bize oldukça zarar vermiştir. Öyle ki İtilaf Devletleri’nin çıkarları için Ermenistan’ı komşularımızla bitmeyen savaşların arenasına çevirdik. (…)

    (RGASPİ fond 80, liste 4, dosya 83, yaprak 136)



    BELGE 81

    G. K. Orconikidze’nin İ. V. Stalin’e, V. İ. Lenin’e, G. V. Çiçerin’e Tel Hattı Üzerinden Doğrudan Gönderdiği Raporu

    “BÜTÜN ERMENİ KOMÜNİSTLERİNİ MOSKOVA’DAN KOVMAK LAZIM”

    4 Aralık 1920

    Moskova Kremlin.

    Merhaba Nadya[x]. Lütfen, hemen aşağıdakileri Stalin, İliç[xi] ve Çiçerin’e ilet. Ermenistan’daki gelişmeler herhangi bir zorluk olmadan ilerliyor. Ermenistan Devrim Komitesi, bugün Erivan’da olmalı. Erivan halkı, Sovyet iktidarının ilanını[xii] büyük bir coşkuyla karşıladı. Ordunun tamamı ihtilali tanıdı. Legran[xiii], Dro ve Terteryan’ın Devrim Komitesi’ne girmesi konusunda ısrar ediyor. Türkler, Ermeni komünistlerine büyük bir güvensizlikle yaklaşıyor. Dro ve Terteryan’ın Devrim Komitesi’ne girmesi meselesi, Kasyan’ın Erivan’a gelişiyle karara bağlanacak. Malum karardan vazgeçmek mümkün.[xiv] Karakilise’yi aldık. Ayın 2’sinde Hatisov, Türklerle barış antlaşması imzaladı, kopyasını şimdi gönderiyorum.[xv] (…) Bütün Ermeni komünistlerini Moskova’dan kovmak lazım. Hemen Ter-Gabrielyan’ı gönderin. Tiflis basını İstanbul’la Ankara arasındaki görüşmelerin kesildiğine yoğunlaşmış durumda. Ankara’daki Komünist Partisi’nin yasallaştırılması söz konusu.

    Orconikidze

    Arşive[xvi]

    (RGASPİ fond 2, liste 1, dosya 16404, yaprak 1. (Orijinal) RGASPİ fond 85, liste 14, dosya 33, yaprak 22-23 (Kopya. Telgraf kâğıdı üzerine el yazısı) Rusya Dış Politika Arşivi (AVPR) fond 04, liste 51, cilt 321a, dosya 54873, yaprak 8 (Kopya))



    BELGE 82

    Stalin’in Pravda Gazetesinde 4 Aralık 1920 Tarihinde Yayımlanan “Yaşasın Sovyet Ermenistanı!” Başlıklı Yazısından

    “İTİLAF DEVLETLERİ’NİN AJANI TAŞNAKLARIN ZARARLI POLİTİKASI, ÜLKEYİ ANARŞİ VE SEFALETE SÜRÜKLEMİŞTİR”

    Eziyet ve çok çile çekmiş, İtilaf Devletleri ve Taşnaklar tarafından açlığa ve yıkıma terk edilmiş ve kitle halinde kaçmaya mahkûm edilmiş, tüm “dostları” tarafından aldatılmış olan Ermenistan, bugün kurtuluşu kendisini Sovyet ülkesi ilan etmekte bulmuştur. (…)

    İşte Ermenistan’ın sovyetleştirilmesine yol açmış olan bazı olgular. İtilaf Devletleri’nin ajanı Taşnakların zararlı politikası, ülkeyi anarşi ve sefalete sürüklemiştir. Taşnakların Türkiye’ye karşı başlattığı savaş, Ermenistan’ın içinde bulunduğu zor durumu son haddine vardırmıştır. (…) 1 Aralık’ta Devrim Komitesi[xvii], Türk kumandanlığı tarafından selamlandı. 2 Aralık’ta Orconikidze Yoldaş’ın Erivan’dan, Taşnak hükümetinin kovulduğunu ve Ermenistan birliklerinin Devrim Komitesi’nin emri altına girdiklerini bildiren bir haber geldi.

    Bugün Ermenistan’ın başkenti Erivan, Ermenistan Sovyet iktidarının elindedir.

    Ermenistan ile çevredeki Müslümanlar arasındaki yüzyıllara dayanan düşmanlık, Ermenistan, Türkiye, Azerbaycan emekçileri arasında kardeşçe dayanışma inşa edilerek bir çırpıda yok edilmiştir.

    Eski emperyalist diplomasi kurtlarının boş yere kafa patlattığı sözde “Ermeni meselesi”ni yalnızca Sovyet iktidarının çözebilecek durumda olduğunu, konuyla ilgili olan herkes bilmelidir.

    Yaşasın Sovyet Ermenistanı!

    (Pravda, 4 Aralık 1920)




    BELGE 83

    Mdivani’nin Stalin ve Orconikidze’ye 5 Aralık 1920 Tarihli Telgrafı

    “TÜRK HALKI ÖYLESİNE ÇOK KURBAN VERMİŞ Kİ!”

    Bakû, Orconikidze - Moskova, Stalin’e

    Kopya Erivan - Legran’a

    Aleksandropol, 05.12.1920

    Karabekir, anlaşma şartlarını düzenleyecek komisyon üyeleri konusunda yarın Ankara’dan bilgi alabileceğini ümit etmektedir; ayrıca Ankara’nın bu komisyonu da Moskova’ya gönderebileceğini düşünüyor. Komisyona başkan olarak, şimdilerde çok popüler olan ve inançlı bir İngiltere düşmanı olarak bilinen Karabekir’in atanacağını sanıyorum; bence bizim açımızdan en iyi adaydır. Karabekir, Ermeni-Türk anlaşması konusunda Ankara’dan bilgi isteyecek; ama bunun Moskova’da Rusya ile Türkiye arasında (Ermenilerin asgari katılımı ile) görüşmelerin muhtemel konusu olarak algılıyorum. Anlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi için Ermenilerle görüşmelerin başlatılmasına ise kesinlikle yanaşmıyor; çünkü Türk halkı öylesine çok kurban vermiş ki, bunu hiçbir zaman kabul etmez ve kendilerine bu kadar zulmetmiş olan Ermenilere niçin ödün verilmesi gerektiğini anlayamaz. Özellikle şimdi, Ermeni hükümetinin neyin nesi olduğunun bilinmediği bir ortamda, bu kesinlikle mümkün değildir; Taşnaklar henüz imha edilmemiştir ve Türklerin nefret ettikleri Dro gibi şahıslar hâlâ iktidardalar. Halkın tüm tabakalarına hâkim olan görüşe göre, Taşnaklar Sovyet yönetimine yamanmaya çalışacaklar, Ermeni aydınlarının ve zenginlerinin büyük kısmı yurtdışındadır ve çalışmalarını devam ettirecekler; bu nedenle sovyetleşmiş olsa bile Ermenistan’a en azından bir yıl ihtiyatla ve güvenmeden yaklaşmak gerekir. Çünkü Sovyet Rusya güçlerinin hafiften zayıflaması durumunda çok kötülükler yapabilir. Türkler, Moskova Konferansı’nda İngilizlere karşı doğuda ortak Rus-Türk faaliyet planı oluşturma çalışmaları çerçevesinde, Gürcistan, Ermenistan ve tüm Güney Kafkasya’yla ilgili konuları halletmek istiyorlar. Türkler Novorossisk’e gönderdikleri gemiye silah yükleme yasağının kaldırılmasını istiyorlar, bu konuda ben de kesinlikle ısrar ediyorum. Mezopotamya’da isyancı Araplar tarafından, Türklerin de desteklediği ve İngiltere’ye karşı başarıyla mücadele eden bir hükümet ilan edilmiştir. İngilizler ölü ve yaralı olarak ciddi kayıplar vermişlerdir. İngiltere, Mezopotamya ve İran’da askeri hazırlıklar yapmaktadır; Tebriz’e, İranlı partizanları organize edecek olan subaylar göndermiştir. Buradaki durumla yaptığımız tespitlerden sonra, Türklere karşı daha fazla güvensizlik oluşturulmasını uygun bulmuyorum, bu husus onları ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Çiçerin’in nota göndermesini hızlandırınız. No. 357.

    MDİVANİ

    08.12.1920 tarihinde saat 12.15’te V. Kryuçkov tarafından deşifre edilmiştir.

    (RGASPİ fond 85, liste 14, dosya 50, yaprak 6 ve arkası)



    BELGE 84

    Sovyet Ermenistanı’nın İçişleri Halk Komiseri A. A. Bekzadyan’ın Sovyet Rusya’nın Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’e Gönderdiği 10 Aralık 1920 Tarihli Mektuptan

    “KARANLIK GEÇMİŞ, SAVAŞIN VE KIRIMIN KANLI İZLERİ ORTADAN KALKMALI, YERİNİ HALKLARIN KARDEŞÇE İŞBİRLİĞİNE BIRAKMALIDIR”

    Moskova Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’e

    ERİVAN 10/12. (…) Ermenistan Sovyet hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ermenistan’daki devrimci ihtilali ve bu zamana kadar emperyalist İtilaf Devletleri’ne bir silah olarak hizmet etmiş olan bu ülkede Sovyet iktidarının kurulmasını içten bir mutlulukla karşıladığına şüphe duymamaktadır. Sovyet hükümeti, bundan sonra Türkiye’nin ve Ermenistan’ın halkları arasındaki her türlü düşmanca çatışma zeminin ortadan kalktığına kesin kanaat getirmektedir. İki halk arasındaki yeni ilişkiler, karşılıklı olarak hakların adaletli bir şekilde tanınması ve her iki halkın özgürlük ve engeller olmadan kalkınması imkânının sağlanması temelinde gelişecektir. Karanlık geçmiş, savaşın ve kırımın kanlı izleriyle birlikte ortadan kalkmalı, yerini halkların kardeşçe işbirliğine bırakmalıdır. (…)

    Sovyet Ermenistanı Dışişleri Halk Komiseri Bekzadyan

    (RGASPİ fond 5, liste 1, dosya 2178, yaprak 40)


    BELGE 85

    RSFSC’nin Kafkasya’daki Yetkili Temsilcilerinden Şeynman’ın Çiçerin’e ve Orconikidze’ye Telgrafı

    “TÜRKİYE ERMENİLERİ, FRANSA’NIN HİMAYESİNDE BAĞIMSIZ BİR DEVLET KURULMASI İÇİN İTİLAF DEVLETLERİ’YLE GÖRÜŞÜYORLAR”

    4 Şubat 1921

    Fransız kaynaklarından doğrulanan habere göre İstanbul’daki Ermenistan Milli Meclisi, Avrupa’daki Türk Ermenilerinin tek tam yetkili heyetiyle birlikte Pagos Nubar heyetiyle görüştü. Avetis Agazgenyan, gaspçı ilan edildi. Nubar, bir süre önce Kilikya sorunuyla ilgili görüşlerini dinlediği Fransız başbakanı tarafından kabul edildi. Türkiye Ermenileri, Nubar aracılığıyla İtilaf Devletleri’yle Kilikya’da ve Haravet vilayetlerinde Fransa’nın himayesi altında bağımsız bir devlet kurulması için görüşmeler yürütüyor.

    (RGASPİ fond 85, liste 14, dosya 110, yaprak 1)




    BELGE 86

    Dışişleri Halk Komiserliği’nin Rusya Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbürosu’na Sunduğu Rapor

    “SÖZDE TÜRKİYE ERMENİSTANI DENİLEN YERDE ÇOĞUNLUK MÜSLÜMANLARA AİTTİR”

    16 Temmuz 1921

    RKP MK POLİTBİROSU’NA

    Merkez Komitesi, Ter-Gabrielyan ve Ter-Vahanyan Yoldaşları, Taşnaklarla görüşmeler yapmak üzere Riga’ya gönderdi ve yine Merkez Komitesi, İoffe Yoldaşı[xviii] da bunların yanına verdi. Biz, Taşnaklar tarafından önerilmekte olan koalisyon konusunun görüşüleceğini düşünmüştük. İoffe Yoldaş, MK’nın[xix] önceden hiçbir talimat vermemiş olduğunu anlatıyor. Hangi konunun görüşüleceği ile ilgili en ufacık bir direktifin dahi bulunmadığı bir ortamda, herhangi bir talimatın verilmiş olması mümkün değildir. Görüşmeler başlatıldığında ise temsilcilerimiz bize tek satır olsun göndermediler. Anlaşma taslağının hazırlanmış olduğu konusunda ilk ve tek telgrafı aldığımızda; biz, görüşmelerin artık başlatılmış olduğunu dahi bilmiyorduk. Şimdi temsilcilerimiz, bu taslağı onaylanmak üzere MK’ya önermekteler.

    Ben, bu taslağın ne yazık ki değil onaylanmasının, hatta ortaya çıkmış olmasının dahi politikalarımıza büyük zarar verebileceğini kesinlikle belirtmek zorundayım. Her iki taraf, karşılıklı deklarasyon alış verişi şeklinde düzenlenmiş olan anlaşmayı parafe etmişler. Böylece, temsilcilerimiz tarafından parafe edilmiş, diğer bir deyişle RKP MK temsilcilerinin isimlerinin baş harflerinin yazılı olduğu cevap, Taşnakların eline geçmiş bulunuyor. Hemen hemen Taşnak önerilerini yansıtmakta olan bu cevabın esprisi şudur: RKP MK temsilcilerinin açıklamasına göre, Ermeni halkının fiziki varlığını ve siyasi bağımsızlığını idame ettirebilmesi için “sözde Rusya Ermenistanı’nın sözde Türkiye Ermenistanı ile bütünleşmesi, yani Ermenistan’ın bağımsız ekonomik ve siyasi varlığı için eskiden Ermenilerin yaşamış olduğu Türkiye topraklarının Rusya Ermenistanı’yla birleştirilmesi” gerekliliği vurgulanmaktadır. Böylece bizim heyet, Türkiye Ermenistanı’nın Türkiye’den koparılması gerektiğini itiraf etmiş bulunuyor. Belge, öyle muğlâk ifadelerle düzenlenmiştir ki, söz konusu bölgenin Türkiye’den zorla koparılabileceği gibi yorumlara rahatça imkân vermektedir.

    Bu, Rusya-Türkiye Moskova Antlaşması’nın yok edilmesi demektir. Bu taslağın kabul edilmesi, Türkiye ile kesin bir kavga çıkması anlamına gelecektir. Eğer Taşnaklar, temsilcilerimizin onlara bırakmış olduğu belgeyi Türklere gösterirlerse, sadece bu dahi Türklerin İtilaf Devletleri’ne baş eğmeleri için yeterli olacaktır; zaten İtilaf Devletleri, şimdilerde eskilere göre daha uygun şartlar önermekteler. Taşnakların anlattıklarına göre, Bekir Sami[xx] demiş ki, Ermenistan’ın Sovyet olmaması durumunda Türkiye Ermenistanı’nı onlara verebilirler. Bu haber, yalnız ve yalnız Taşnakların ifadesine dayanmaktadır. Her halükarda, Bekir Sami hangi gizli niyetle ve ne demiş olursa olsun, bir şey kesinlikle bilinmektedir ki, Türkler Ermenistan’ı savaşsız vermeyecekler, zira burasını Türkiye’nin bölünmez bir parçası olarak mütalaa etmekteler. Sözde Türkiye Ermenistanı denilen yerde çoğunluk Müslümanlara aittir; ayrıca en dinamik ve savaşçı Müslüman halk tam da bu bölgelerde, özellikle de Kars vilayetinde yaşamaktadır ki Türklerin düşüncesine göre bunlar Türkiye’nin askeri gücünü artırmaktadır. Türkler, Kars’ın stratejik durumunun kendi güvenlikleri için gerekli olduğunu kayıtsız ve şartsız olarak kabul etmektedirler.

    İoffe Yoldaş, bu öneriyi çok garip bir şekilde desteklemektedir: “Evet, bu bizim Kemalistlerle ilişkilerimizi bozacaktır diye itiraz edebilirler, zira onların topraklarına tecavüz etmiş oluyoruz. Fakat biz kendimiz için değil, bağımsız Ermenistan için tecavüz ediyoruz.” Daha sonra ise başka bir gerekçe gösteriyor: “Azami derecede zulüm görmüş halk olması itibariyle Ermenilerin çıkarlarını savunmuş olmamız; hatta Türkiye’de ve en çok da diğer Doğu Müslüman devletlerinde, Türkistan’da, Afganistan’da, İran ve Hindistan’da, kendileri de ezilmiş olan Müslüman halk kitlelerin bize güvenini arttıracaktır.” Tüm bunlar o denli saf ve Doğu’yu bilmemekten kaynaklanan düşüncelerdir ki, bunları İoffe Yoldaş’ın imzasını taşıyan raporunda gördükten sonra ben sadece kocaman bir hayret ifade edebilirim.

    Aslında ise Türkiye’nin “halk kitlesi” Ermenilere karşı kıyımlara bal gibi iştirak etmiştir ve iştirak etmektedir; bu iki halk arasındaki karşılıklı nefret, “halk kitleleri” içinde paşalar ve aydınlar arasında görüldüğünden daha az değildir. Türkiye Ermenistanı’na sahip olmak, Türk hükümeti için öylesine hayati bir ihtiyaçtır ki bu konuyu dile getirmek dahi mümkün değildir. 1920 yılında, Kemalist odaklarla yaptığımız ilk toplantı döneminde, toprakların yeniden paylaştırılması konusunu gündeme getirmiştik ve Büyük Millet Meclisi’nde aleyhimizde gösteriler yapılması için bu kadarı bile yeterli olmuştu. Eğer biz, sözde Türkiye Ermenistanı denilen yerin, ki buradaki nüfusun çoğunluğu Müslümandır, Türkiye’ye verilmemesi konusunu herhangi bir şekilde dile getirirsek, bütün Türkiye bundan bir anlam çıkaracaktır. O da Moskova Antlaşması bizim gözümüzde kâğıt parçasından başka bir şey olmadığı düşüncesidir. Türkler arasında bize karşı duyulan güvensizlik henüz kesinlikle giderilememiştir ve bu İtilaf Devletleri’nin lehinedir. Tüm politikalarımız, Türkleri inandırmalıdır ki, Moskova Antlaşması bizim gözümüzde bir kâğıt parçası olmayıp, bizimle Türkiye arasındaki meselelerin kesin çözümüdür. Sözde Türkiye Ermenistanı’nın Türkiye’den koparılması konusunu dile getirmemiz durumunda, Moskova Anlaşması’nın muazzam önemi alt üst edilmiş olacaktır. Bu, bizim Doğu Politikamızın sonu olur. Olgusal olarak böyle bir taslağın Taşnakların elinde bırakılması bizim için büyük olumsuzluklar doğuracaktır ve bunu temizlemek için Ali Fuad’a[xxi] bu taslağı kesin olarak mahkûm eden açıklamalarda bulunmamız gerekir. Meselenin gidişatından bu görülmektedir.

    Ayrıca Taşnaklarla Riga’da parafe edilen anlaşmanın kesinlikle reddedilmesi gerektiği kanısındayız.

    RKP MK heyetinden gelen diğer bir belgede, RKP MK’nın Taşnaksutyun’un yasallaştırılmasını ve ortak çalışmalarla ilgili görüşmelere başlanmasını Ermenistan KP MK’na önerilmesi MK’nın onayına sunulmaktadır. Ayrıca Ter-Gabrielyan’ın bana sözlü ilettiği üzere eğer Zengezur’ur milliyetçi isyancılarına Ermeni Sovyet hükümeti tarafından af sözü verilirse, bu durumda Taşnaklar, isyancılara silah bırakmalarını önereceklerdir. Bize göre bu meseleler, Ermeni komünistleri dışarıda tutularak çözülemez. Öyle ki, Ermenistan Komünist Partisi MK Sekreteri’nden Zengezur isyanının tamamen bertaraf edildiğine ve Ermenistan Komünist Partisi MK’nın Taşnaklarla görüşmelere başlamasının lüzumsuz ve hatta zararlı olacağına, yurtdışındaki Taşnakların itibarlarının tamamen düştüğüne ve yurtiçinde de onlara son vuruşu yaptıklarına dair bir telgrafı şimdi aldım. Af konusu, Taşnaksutyun’un yasallaştırılması ve onlarla koalisyon yapılması meselesini Riga görüşmelerinden tamamen ayrı olarak ele almak ve tamamen yerel şartlardan hareketle değerlendirmek gerekmektedir. Ayrıca Ermeni komünistlerin görüşlerini de, ki bunlar henüz elimize ulaşmamıştır, dikkate almamız gerekmektedir. Benim kişisel kanaatimce, Taşnaklarla koalisyon meselesinin sözü bile edilemez. Bu, kokuşmuşluk ve provokasyondan başka bir şey getirmez.

    DIŞİŞLERİ HALK KOMİSERLİĞİ

    (RGASPİ fond 2, liste 2, dosya 758, yaprak 1-4)



    BELGE 87

    Orconikidze’nin Kremlin’e Telgrafı ve Stalin’in El Yazısıyla Üstüne Düştüğü Not

    “VAN, MUŞ VE BİTLİS’İN ERMENİLERE VERİLMESİ, EMPERYALİST, APTALCA VE PROVOKATÖRCE BİR TALEPTİR”

    9/11/1921, Bakû

    Alınmıştır: 11/11/1921

    Yoldaş Lenin’e (iletilecektir)

    Moskova, Kremlin

    Yoldaş Çiçerin, Lenin, Troçki, Stalin’e.

    Yoldaş Stalin’in şifresi.

    Türk delegasyonu 6/11 tarihinde yola çıkmıştır; onları oyalamaya gerek yok. Bir an önce onlarla anlaşma yapılması gerekmektedir. Elde olan bilgilere göre, Türkiye’deki durum şöyledir: Çiçerin’in, Muş, Van ve Bitlis’i istemesinden sonra, İtilafçıların pozisyonları güçlenmiş ve Mustafa Kemal de İstanbul, yani İtilaf Devletleri ile yakınlaşma yolları aramaktadır. İzzet Paşa’nın gelişi de bununla bağlantılıdır. (Upmal vermiş olduğu bilgi) Bu günlerde Anadolu’da iki grup birbiriyle mücadele halinde: Bunlardan birisi (halkçılar) bir an önce bizimle anlaşma yapılmasını istiyorlar; diğer grup ise İtilaf Devletleri’nden yanadır. Bu sonuncu grup, açıkça İtilaf yandaşlığı yapmaya cesaret edemiyor, ama bize karşı her türlü provokasyon yapıyor; Ermenistan’da devamlı olarak olay çıkarıyor, aleyhimizde söylentiler yayıyor. Ermeni meselesi, Türk politikasının en zayıf noktasını oluşturuyor. Yüksek komuta kademesinin çabalarına rağmen, Ermenilere nefret bazen engellenmesi mümkün olmayan olaylar çıkmasına sebep oluyor ki Ermeni yoldaşlarımız bunları çok fazla abartarak kullanıyorlar. Bizim aleyhimizde olan grubun ordu birliklerinde, Ermenilerden yana olduğumuz ve Ankara hükümeti ile ilişkileri kesmiş bulunduğumuz konusunda propaganda yapılmaktadır; Karabekir’e bağlı komuta heyeti, bunların hepsinin yalan ve provokasyon olduğu hususunda orduyu uyarıcı bir emir yayınlamıştır. Bir hususu da açıklamak zorundayım ki birçok Ermeni yoldaş, Türkiye ile savaştan yanadır. Ellerinde bulunan tüm bilgiler genelde komünist olmayanlardan alınmıştır, ki bunlar da bir savaş durumunda en başta Ermenistan’ın zarar göreceğini anlamayarak Türklerle savaşmak için yanıp tutuşuyorlar. Yaşanan bir olay: Gümrülü birkaç silahlı Ermeni komünist, Türk mevzileri arasından geçerek Ermenistan’a girmeye çalışmıştı; başaramadılar, çatışma çıktı ve ölenler oldu. Veya başka bir olay: Türk Komutanlığı kuryeleri, ellerinde Mdivani’nin tavsiye mektubu olmasına rağmen tutuklanmışlardı. Türkler, ültimatom verdiler. Tek kelimeyle, ortam çok karışık. Türkler ile Ermeniler arasında en küçük bir yakınlaşma dahi görülmüyor. Karşılıklı nefret son safhaya varmış durumda. Bence, Ankara hükümeti, Rusya veya İtilaf Devletleri arasında tercih yapma konusunda isteklerinden bağımsız olarak, şimdilik bize yakınlaşmak zorundadır, çünkü ordu ve halkın istekleri de bu doğrultudadır. Hiç kuşkusuz, Muş, Van ve Bitlis’in istenmesini, Türklerle ilişkilerimizi teşhir etmek için kullanacaklar. Tüm bu tür talepler gündemden kaldırılmalı ve sırf propaganda amaçlı bir anlaşma yapılmalıdır; ki düşmanlarımıza provokasyon yapmak için fırsat verilmesin. Böyle olursa, Ankara hükümetinin İtilaf Devletleri’nden yana tavır koyması durumunda, Doğu Anadolu bizimle olacaktır; ki bu da bizim için çok önemlidir. Ermeni meselesi demek Doğu Anadolu meselesi demektir. İtilaf Devletleri Muş, Van ve Bitlis’in Ermenistan’a verilmesini istediler ve bundan dolayı halk İtilaf Devletleri’nden nefret etmektedir. Türkler, Gümrü’yü fazla minnet ettirmeden boşaltırlar, belki onların bir az daha öteye çekilmelerini de sağlayabiliriz, ama Kars’ı zor boşaltırlar. No. 59.

    Orconikidze

    Lenin Yoldaş, ben, yalnız dün öğrendim ki, Çiçerin, ne hikmetse Türklere aptalca ve provokatörce bir talep ileterek, Türk nüfusun çoğunlukta olduğu Türkiye vilayetleri Van, Muş ve Bitlis’i boşaltmalarını istemiştir. Bu emperyalist Ermeni talebi bizim talebimiz olamaz. Çiçerin’in milliyetçi ruhlu Ermeni telkinleri doğrultusunda Türklere nota göndermesini yasaklamak gerekir. 12/02 [1921]

    Stalin

    (RGASPİ fond 558, liste 1, dosya 5214, yaprak 1 ve arkası (Orijinal). RGASPİ fond 558, liste 11, dosya 338, yaprak 4 ve 4 arkası (Onaylı kopyası))



    BELGE 88

    Ermenistan SSC Heyeti Başkanı M. Mravyan’ın Kars Konferansı’ndaki Açılış Konuşmasından

    “ÇALIŞKAN TÜRK HALKININ KENDİ VATANININ ÖZGÜRLÜĞÜ ADINA VERDİĞİ KAHRAMANCA MÜCADELEYE HAYRANIZ”

    (…) Buraya düşmanca duygularla gelmedik, bize burjuva milliyetçi hükümetlerden miras kalan tartışmalı meseleleri, zorluk çıkaran lanetli meseleleri tekrardan kışkırtacak hiçbir eğilimimiz yok. Hayır, artık bu görevler, bu düşmanca duygular, bizi yönlendirmiyor. Biz, çalışkan Türk halkının kendi vatanının özgürlüğü adına verdiği kahramanca mücadeleye hayranız. Samimi duygularımızla diliyoruz ve kesin olarak eminiz ki, vatanını korumak için ayağa kalmış olan bu halk kazanacaktır ve düşmanları kaçacaktır. Konferansın, cephe gerisinde artık düşman olmadığını ve halkın iradesini kırmak isteyen emperyalizme karşı mücadelesine komşularının derin sempati duyduğunu öğrenecek olan Türk halkına Transkafkasya halklarının beslediği bu duygularını güçlendireceğinden eminiz. (…)

    (Dokumentı Vneşney Politiki SSSR, c.4, Gospolizdat, Moskva, 1960, s.373)



    BELGE 89

    M. V. Frunze’nin[xxii] Lenin ve Troçki’ye Batum’dan Telgrafından

    “ERMENİLER, TEK KELİMEYLE PROVOKATÖRDÜRLER”

    Şifreli Telgraf

    Batum

    23.11.1921, saat 08.30

    No. 846/ş

    RKP MK Şifre Masası

    MOSKOVA, HALK KOMİSERLERİ SOVYET’İ BAŞKANI LENİN VE ASKERİ DEVRİM KONSEYİ BAŞKANI TROÇKİ’YE

    Kafkaslar’daki durumla ilgili bazı görüşlerimi iletiyorum. (…) Tatarlara[xxiii] karşı ise, tamamen farklı bir yaklaşım görülmektedir: “Biz Tatar diye biliyorduk, oysa onlar iyi halkmış, Gürcüler ve Ermeniler ise tek kelimeyle provokatördürler”. Gürcistan MK’nin dikkatini ciddi bir şekilde bu konuya çekmek gerekir. (…)

    Batum, 23 Kasım. No.161.

    Şifreleyen: Oskalov

    Deşifre eden: Papernova.

    (RGASPİ fond 2, liste 1, dosya 22137, yaprak 2 ve arkası)




    BELGE 90

    Sovyet Ermenistanı’nın Önemli Devlet Adamlarından A. F. Myasnikyan’ın[xxiv] 29 Kasım 1921 Tarihinde Yayımlanan “Eski ve Yeni Ermenistan” Adlı Makalesinden

    “ERMENİSTAN, AVRUPA SERMAYESİ İÇİN HER ZAMAN SADECE ÖNEMSİZ BİR OYUNCAK OLMUŞTU”

    (…) Uluslararası politik arenada. Ermeni burjuvazisi ve onun partisi Taşnaksutyun, devamlı olarak Avrupa ve büyük devletlerin hükmeden burjuvazileri olmadan Ermenistan’ın kaderini belirlenemeyeceğini tekrarlayıp durdular. Bu arada Ermenistan, Avrupa sermayesi için her zaman sadece önemsiz bir oyuncak olmuştu. (…)

    Milli politika. Her şeyden önce eğer Ermeni burjuvazisi hüküm sürüyorsa Ermeni, onun cebi ve hayatı demektir. Taşnak milli politikasının çıkış noktası budur. Bunu takiben Ermenistan’ı Ermeni olmayanlardan ve ilk olarak da nefret duyulan Tatarlardan[xxv] ve insan olmayan Türklerden temizlemek gerekir. Taşnaksutyun böyle düşünmüş ve hareket etmiştir. Ermenistan’daki Müslüman ve Rus köyleri ateş ve kılıçla yerle bir edilmiş, Gürcistan’la, Türkiye’yle ve Azerbaycan’la savaşlara girilmiştir. (…)

    İç yaşamın örgütlenmesi. Taşnak Ermenistanı’nda hayatın bir garantisi yoktu, yollara eşkıyalar ve yağmacılar hakimdi, kanunsuzluğun sonu yoktu, “mavzeristler”[xxvi] hüküm sürüyordu. Bakanlar, özellikle hırsızlar ve kabiliyetsiz insanlar arasından seçiliyordu, heyetler, kariyeristlerden ve kamu yağmacılarından oluşuyordu. Şu an Agaronyan[xxvii] Paris’te birçok villanın sahibi oldu, Dastakyan ise Romanya’da sözde petrol almak için kendisine verilen yüz binlerce frankı etrafa saçmaktadır. Parlamento üyeleri, büyük topraklara sahip olmuşlardır, Vratsyan[xxviii], Ermenistan’dan haddi hesabı olmayacak kadar altın kaçırmıştır, Deli-Kazar[xxix] ve bütün diğer hmbapetler[xxx], yüksek miktarda inek, öküz vb. zengini olmuşlardır. Bütün bunlar, Taşnak iç politikasının kamu yağmacılığının ve örgütsüzlüğünün sonucudur.

    Askeri güç. Bir Ermeni vatansever, daha Taşnakların iktidarı döneminde onlara şöyle bir devlet arması önermiştir: Omzunda mavzerle kaçan bir tavşan. Taşnak orduları işte böyle gözüküyordu. Birliklerin başında Aram’dan Ruben’den başlayarak, Martiros’a Pilos’a kadar cahil, kibirli ve eşkıyalığı alışkanlık haline getirmiş hmbapetler vardı. Taşnaksutyun, bir orduya sahip değildi, birlikleri devamlı olarak Türk ve diğer orduların karşısında ölüm korkusundan titriyordu, ancak silahsız Müslümanların hakkından gelmede ve sivil halkı yağmalamada cesurdular. (…)

    Meseleler saymakla bitmez. Son olarak bir tanesine daha dikkat çekelim. Burjuva Ermenistanı ve Taşnakların hareket tarzı, yoksul, çıplak, aç, hasta, yarı ölü, insanlıktan çıkmış, kaderine terkedilmiş sayısız Ermeni ve Müslüman göçmen doğurdu. (…)

    (A. F. Myasnikyan, İzbrannıe Proizvedeniya, İzdatelstvo “Ayastan”, Yerevan, 1965, s.363 vd.)




    BELGE 91

    Hınçak Partisi’nin Paris Seksiyonu Sorumlularından Hukuk Doktoru Gurgen Tahmazian’ın Sovyet Ermenistanı’na Gönderdiği 1 Aralık 1921 Tarihli Mektuptan

    “AVRUPA, BİZİM KANIMIZI PETROL VE MADEN POLİTİKALARI İÇİN KULLANIYOR”

    (…) Çıkarlarımızı devamlı ihlal eden Avrupa’dan hiçbir şey beklememeliyiz. Bugün Avrupa hiç olmadığı kadar bizim kanımızı petrol ve maden politikaları için kullanıyor. Türklerle dostluk kurmamız zorunlu. Bütün Asya halklarının çıkarları bir. Bütün hepsi Avrupa kapitalizmine karşı kenetlenmeli. Bu ihtiyaç daha da net görülmektedir. (…)

    (A. Myasnikov, Armyanskie Politiçeskie Partii Za Rubejom, İzdatelstvo “Sovyetski Kavkaz”, Tiflis, 1925, s.82.)




    BELGE 92

    A. F. Myasnikyan’ın 25 Ocak 1922 Tarihinde Yayımlanan “Ermenistan Komünist Partisi’nin Anlamı” Adlı Makalesinden

    “AVRUPA DİPLOMASİSİNİN REDDİ, MÜSLÜMAN DÜNYASI VE TÜRKİYE’YLE SAVAŞLARA SON VERDİ”

    Ermeni halkı, kaderini Avrupa diplomasisine bağlamaya alışmıştı; kurtuluşunun Avrupa ülkelerinin politik oyunlarının sonucunda olacağını düşünüyordu. İşte bu yüzden sıkça Ermenistan’ın yönelimini değiştirdiler. Sahibi kimi zaman İngiltere, kimi zaman Fransa, kimi zaman da Amerika oldu. Ermenilerin “Hıristiyan kardeşliğini”, ağlamaklığını kim kabul ettiyse ona yöneldi. (…)

    [Sovyet Ermenistanı döneminde] Avrupa diplomasisinin reddi ise Müslüman dünyası ve Türkiye’yle savaşlara son verdi. Ülkenin çıkarları, Türkiye’nin halklarıyla dostluk içerisinde yaşamayı gerektiriyor. (…)

    (A. F. Myasnikyan, İzbrannıe Proizvedeniya, İzdatelstvo “Ayastan”, Yerevan, 1965, s.372)



    BELGE 93

    Kızıl Ordu Kumandanlarından M. V. Frunze’nin Bütün Ukrayna Merkez Yürütme Kurulu ve Ukrayna SSC Halk Komiserleri Sovyeti’nin 2 Şubat 1922 Tarihli Oturumunda Sunduğu Türkiye Raporundan

    “İTİLAF DEVLETLERİ YÜZÜNDEN ÜÇ YILDIR ANADOLU’NUN DAĞ VE TARLALARINDA SEL GİBİ KAN AKITILIYOR”

    Bu “Denizden Denize Büyük Ermenistan” gibi erişilmez hayali, Ermeni milliyetçiler grubuna aşılayan da İtilaf Devletleri’nden başkası değildi. İşte bu yüzden, bu boş ve aptalca hayal yüzünden yüz binlerce Ermeni köylüsü, komşuları Türk ve Kürtler tarafından topraklarından sökülüp atıldı. İşte İtilaf Devletleri’yle ilişkileri yüzünden üç yıldır Anadolu’nun dağ ve tarlalarında sel gibi kan akıtılıyor. Ve işin en kötü yanı da bunu hiçbir zaman olanların hesabı sorulmaması gereken kişiye ödetmeye çalışıyorlar.

    (Mihail Vasilyeviç Frunze, Sobranii Soçineniy, c.1, Gosudarstvennoe İzdatelsvo, Moskva, 1926, s.361)



    BELGE 94

    17 Ağustos 1922 Tarihli RKP MK Politbürosu Oturumu Protokolünden

    “CEMAL PAŞA, İNGİLİZ AJANLARININ YÖNLENDİRMESİYLE TAŞNAKLAR TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDܔ

    Katılanlar:

    Politbüro üyeleri (Kamenyev, Troçki, Stalin, Rıkov, Kalinin (yedek) (yarım saat gecikmeyle) Yoldaşlar.

    RKP MK üyeleri Rakovski, Yaroslavski, Rudzutak, Kuybışev, Radek Yoldaşlar.

    8. Cemal Paşa ve Taşnaklar hakkında

    (Stalin, Karahan Yoldaşlar)

    Radek Yoldaş’a, suikastın (muhtemelen İngiliz emperyalizmi ajanlarının yönlendirmesiyle) Taşnaklar tarafından gerçekleştirilmiş olması ve suçluların mahkemeye verileceği konusunda hükümet bildiriminin hazırlanması hususunda görev verilmiştir. Metinle ilgili olarak Stalin Yoldaş’ın oluru alınacaktır.

    (RGASPİ fond 17, liste 3, dosya 308, yaprak 1, 3)



    BELGE 95

    17 Ağustos 1922 Tarihli RKP MK Politbürosu Oturumuna Sunulan Bilgi Notu

    “TAŞNAKLAR ARASINDA TUTUKLAMALAR YAPILMAKTADIR”

    Kopya

    NOT[xxxi]

    CEMAL PAŞA’nın öldürülmesi hakkında

    17.VIII.22

    Transkafkasya ÇEKAsı[xxxii], Cemal Paşa’nın öldürülmesiyle ilgili en enerjik biçimde araştırmalarını yürütüyor. Cinayetin Taşnaklar tarafından gerçekleştirildiğine ve onlar tarafından iyi bir şekilde hazırlandığına dair şüphe yok.[xxxiii] Cemal Paşa’nın öldürüldüğü gün Tiflis’te bulunan Taşnak Partisi’nin MK[xxxiv] üyeleri, sabahın erken saatlerinden Cemal Paşa’nın öldürülmesine kadar gizlenmişler.[xxxv] Ayrıca onlarla birlikte Taşnakların diğer sorumluları da ortadan kaybolmuşlar. Transkafkasya ÇEKAsı, şimdilik 3’ü MK üyesi olmak üzere 38 faal Taşnakı ve 10 teröristi tutukladı.[xxxvi]

    Aslına uygundur: Sverdlov

    J. St.[xxxvii]

    (RGASPİ fond 17, liste 163, dosya 291, yaprak 10)



    BELGE 96

    23 Kasım 1922 Tarihli RKP MK Politbürosu Oturumu Protokolünden

    “CEMAL PAŞA’NIN AİLESİNE 5 BİN ALTIN VERİLMESİNE”

    Katılanlar:

    Politbüro üyeleri Kamenyev, Kalinin (yedek), Lenin, Molotov (yedek), Stalin, Troçki, Zinovyev Yoldaşlar.

    RKP MK üyesi Sokolnikov Yoldaş.

    Merkez Denetim Komisyonu üyesi Şkiryatov Yoldaş.

    1. Dışişleri Halk Komiserliği’ne ait gündem:

    c) Cemal’in ailesine yardım hakkında.

    (Çiçerin Yoldaş)

    Öldürülen Cemal’in ailesine 5 bin altın verilmesine.


    (RGASPİ fond 17, liste 3, dosya 323, yaprak 1)



    BELGE 97

    RSFSC Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’in Litvinov’a Lozan’dan Mektubu

    “ERMENİLER, İTİLAF DEVLETLERİ KENDİ ELLERİNDE ONLARI SİLAH OLARAK KULLANDIĞI İÇİN ACI ÇEKİYORLAR”

    Lozan, 24 Aralık 1922

    Sayın yoldaş,

    Ermeni meselesi kritik bir noktaya geldi. Salı ya da Çarşamba komisyonun karar oturumu olacak. Dün Bütün Dünya Ermeni Dostları Birliği heyeti beni ziyaret etti. Prezidyumları İsviçrelilerden oluşuyor; başlarında Cenevreli bir profesör olan Naville var. Dört kişilik prezidyum bendeydi. Sovyet Rusya’nın Ermeniler için kendi ülkesinde yaptıklarından dolayı çok teşekkür ettiler ve ısrarla Ermeniler için Milli Yurt’un kurulması lehine müdahalemizi rica ettiler. Ermenilerin kaderi, bütün dünyada duyguları kabartıyor: Lozan’da Ermenilere Milli Yurt’un sağlanması hakkında verilen dilekçeye bütün dünya ülkelerinden beş milyon imza toplandı. Sadece Rusya’nın müdahalesi, arda kalan Ermeni nüfusunu kurtarır, sadece Rusya, Ermeni Milli Yurdu’nun kurulmasını sağlayabilir dediler. Ben de Rusya’nın Boğazlar haricindeki bütün meselelerin dışında tutulduğunu belirttim.[xxxviii] Bırakın kim açtıysa bu işi, o kendi çözsün; Ermeniler, İtilaf Devletleri kendi ellerinde onları silah olarak kullandığı için acı çekiyorlar, o zaman onlar çözsün bunu; İngiltere, Taşnakları Kermanşah’ta, Tebriz’de ve Karadağ’da Sovyet cumhuriyetlerine karşı hala silahlandırıyor; İngiltere, kendi yol açtıklarını kendi tazmin etsin. Ermeni Dostları, söylediklerimle hemfikir oldular, ancak başka çıkış yolu olmadığını belirttiler. Ben de Milli Yurt kurulamayacaksa Ermeni göçmenleri dağıtmak ve ayrı ülkelere yerleştirmek gerekeceğini söyledim. Ne kadar Ermeninin Güney Rusya’da nereye yerleştirebileceğimizi araştıracağız dedim. Rakovski Yoldaş, bir kısmının Ukrayna’ya yerleştirilebileceğini söyledi.

    Bu sabah bana Nurandungiyan geldi. Taşnakların şimdi tamamen uslandıklarını, eski partisel hesapları bir kenara bırakarak kol kola çalıştıklarını, şimdi Sovyet Rusya’nın Ermeniler için yaptıklarından dolayı güya Sovyet iktidarına karşı savaşmayı bıraktıklarını söyledi. Nurandungiyan’a da Moskova’da ne kadar ve nereye Ermeni göçmenlerini yerleştirebileceğimiz konusunda meseleyi ele aldığımızı tekrarladım. Ermenilerin böyle soğuk bir iklimde yaşayabilecekleri konusunda şüphelerini dile getirdi.

    Ermeni meselesi, İngiltere ve Amerika’da kamuoyunu fena şekilde endişelendiriyor. Fransa’da ise meseleye kayıtsızlar. Birkaç kez Fransa ve İngiltere arasında bu meselede keskin görüş ayrılıkları oldu: Curzon, komisyonda kendine özgü kabalığıyla bu meseleyle ilgili Türkleri azarlamış ve şöyle demiş: “Savaşa kadar Türkiye’de 3 milyon Ermeni vardı; şimdi 150 bin kaldı; gerisi nerde? Acaba kendi kendilerini mi öldürdüler?” Tan’ın[xxxix] İngiltere karşıtı bir makale yayımlamasının ardından sert bir sürtüşme oldu. Hemen hemen bütün İngiliz dernekleri ve Amerikan kiliseleri federasyonu, Curzon’un üzerine çullandı. İsmet, hiçbir şekilde Ermeni Yurdu’na izin vermeyecek. Bakalım, neler olacak.

    Komünist selamlarımla

    (RGASPİ fond 5, liste 1, dosya 1985, yaprak 97-98)



    BELGE 98

    RSFSC Halk Komiseri Çiçerin’in Litvinov’a Lozan’dan Mektubundan

    “TÜRKİYE, TABİİ OLARAK, BUNU HAZMEDEMEZ”

    Lozan, 26 Aralık 1922

    Sayın Yoldaş,

    (…) Bugün büyük bir skandal oldu: Azınlıklar komisyonu, Ermeni heyetini dinliyor, ardından Türk heyeti, buna tepki olarak katılmayacak. İsmet, bu sebeple protesto notası gönderiyor. Ermenistan hükümetinin bu heyetle hiçbir ilgisi yok, zira Ermeni hükümeti, Türkiye’ye Kars Antlaşması’yla bağlı ve Lozan Konferansı’nda hiçbir şekilde yer almayan bir Sovyet hükümeti. Türkiye vatandaşı olan Türkiye Ermenilerinin örgütlerinin uluslararası eşit güçte tanınmış olarak oturumlara alınması, olgusal olarak onların hükümet olarak kabul edilmesi anlamına geliyor. Türkiye, tabii olarak, bunu hazmedemez. (…)

    Komünist selamlarımla

    (RGASPİ fond 5, liste 1, dosya 1985, yaprak 108-110)



    BELGE 99

    Sovyet Ermenistanı Devlet Adamı B. A. Boryan’ın “Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB” Adlı Eserinden

    “ERMENSİTAN MANDASI, BÖLGENİN EMPERYALİSTLER TARAFINDAN ELE GEÇİRİLMESİNİN BİÇİMSEL BİR KILIFIDIR”

    Ermenistan, geçmişte olduğu gibi emperyalistlerin bütün Doğu’yu işgalinin bahanesi ve aracı olmuştur; Ermenistan mandası ise, Karadeniz, Hazar ve Akdeniz’in ve doğal kaynakların zengin olduğu bölgelerin önemli noktalarının emperyalistler tarafından kontrol edilmesi ve ele geçirilmesinin biçimsel bir kılıfıdır. Petrol, bakır, demir, magnezyum, taş kömürü vb. Amerikan kapitalistlerinin aklını almıştır; “özgür Ermenistan” üzerindeki manda ve Ermeniler ise Amerikan işgalinin ahlaki ve siyasal boyutunun bir kanıtı ve temeli olarak tasavvur edilmiştir. (…)

    Eğer Ermeni meselesi ve Ermeniler, önceden Avrupa’nın “hasta adamı tedavi etmek” amacıyla Osmanlı İmparatorluğu yönetiminin içişlerine karışmak için “kamuoyu” yaratmanın bir bahanesi ve aracı olduysa, elebaşlarını devşirmek ve Türkiye’de Kürt ayaklanmaları örgütlemek yoluyla Şeyh Sait ayaklanmasının yuvası Hakkâri’yi ele geçirmek için bu sefer de Ermenilerin yerini Kürtlerin aldığı açıktır.

    (B. A. Boryan, Armeniya, Mejdunarodnaya Diplomatiya i SSSR, c.2, Gosudarstvennoe İzdatelstvo, Moskva-Leningrad, 1929, s.71, 409 vd.)



    BELGE 100

    Sovyet Ermenistanı’nın Teorisyenlerinden Marents’in 1928 Yılında Yayımlanan Makalesinden

    “SUÇLULAR, BATI AVRUPA EMPERYALİSTLERİ VE BİRİNCİ SIRADA ONLARIN SADIK İTİ ALÇAK TAŞNAKSUTYUN’DUR”

    (…) Burada yüz binlerce Ermeninin gurbet ellerde yaşamasında kimin suçlu olduğu üzerinde durmayacağız. Ama her samimi emekçi için çürütülemez bir gerçek vardır ki, o da Türk halkının ve de Ermeni emekçilerinin suçlu olmadığıdır. (“Bu onların acılarıdır, suçu değil” derdi Şaumyan Yoldaş[xl]) Suçlular ise Batı Avrupa emperyalistleri ve birinci sırada onların sadık iti alçak Taşnaksutyun’dur. (…)


    (Marents, “Litso Armyanskogo Smenohovstva”, Bolşevik Zakavkazya, No. 3-4, 1928, s.94)


    [i] Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti, yani Taşnak Ermenistanı kastedilmektedir.

    [ii] Sarıkamış, Türk orduları tarafından 29 Eylül 1920 tarihinde kurtarılmıştır. Telgrafın bu tarihten önce yazıldığı anlaşılmaktadır.

    [iii] İtilaf Devletleri’nin Tiflis’teki temsilcileri.

    [iv] Taşnak hükümeti ordusu komutanı tarafından firar eden askerleri aramak üzere Eçmiadzin kazasından Gümrü köylerine bir subay görevlendirilir. Bu rapor, Taşnak komutanı tarafından bu subayın ifadelerine dayanılarak yazılmıştır.

    [v] Sarkis İvanoviç Kasyan. Ermenistan Devrim Komitesi’nin Başkanı.

    [vi] Aleksandr Artemyeviç Bekzadyan. Ermenistan Devrim Komitesi Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Halk Komiseri.

    [vii] Yılı yazılmamakla birlikte 1920 olduğu anlaşılmaktadır.

    [viii] Taşnaklar kastedilmektedir.

    [ix] İtilaf Devletleri kastedilmektedir.

    [x] Nadejda Sergeyevna Alliluyeva. Telin başındaki görevli. Ayrıca 1919 yılından beri Stalin’in eşi.

    [xi] Vladimir İliç Ulyanov (Lenin).

    [xii] Ermenistan’da Sovyet iktidarı 29 Kasım 1920’de ilan edildi.

    [xiii] B. V. Legran. Sovyet Rusya’nın Erivan’daki elçisi.

    [xiv] Taşnak hükümeti, Devrim Komitesi’nde Taşnaklara da yer verilmesi şartıyla Ermenistan’ın Sovyetleştirilmesine razı olmuşlardır. Taşnak liderleri Dro ve Terteryan’ın bu vesileyle Komite’ye alınmasına karar verilmiştir. Bkz. RGASPİ fond 85, liste 14, dosya 31, yaprak 1. Ancak bir süre sonra Taşnak temsilcileri görevlerinden uzaklaştırılacaktır.

    [xv] Gümrü Antlaşması kastedilmektedir.

    [xvi] Bu ifadeyi Lenin, el yazısıyla düşmüştür.

    [xvii] Ermenistan Devrim Komitesi.

    [xviii] Adolf Abramoviç İoffe (1883-1927), Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) Merkez Komitesi Yurtdışı Bürosu üyesi (1906-08); RSDİP -RKP Merkez Komitesi yedek üyesi (1917-19); Brest-Litovsk görüşmelerinde heyet başkanı, Almanya Büyükelçisi (1918); Cenova Konferansı heyet prezidyumu üyesi (1922); Japonya ve Çin Büyükelçisi (1922-24); Avusturya Büyükelçisi (1926). Bkz. O.N. Ken, A.İ. Rupasov, age, s.664.

    [xix] Merkez Komitesi.

    [xx] Bekir Sami (Kunduk). BMM’nin açılmasının ardından ilk hariciye vekili olmuş (3 Mayıs 1920), daha sonra yürüttüğü zararlı faaliyetlerden dolayı görevinden alınmıştır. Ayrıca Moskova’ya giden ilk Türk heyetinin de başkanlığını yapmıştır.

    [xxi] Ali Fuad (Cebesoy). Türkiye’nin ilk Moskova Büyükelçisi.

    [xxii] Mihail Vasilyeviç Frunze (1885-1925), Ukrayna Kara ve Deniz Silahlı Kuvvetleri Komutanı, Ukrayna Sovyetleri Merkez Yürütme Kurulu üyesi, Halk Komiserleri Kurulu üyesidir. Kızıl Bayrak nişanı sahibidir. Frunze, daha sonra kendi adı verilecek olan Harp Akademileri’nde komutanlık, Troçki’nin yerine Savunma Halk Komiserliği ve Politbüro yedek üyeliği de yapmıştır. Savaş kuramı üzerine birçok eseri vardır. Frunze, 13 Aralık 1921’de Türkiye ve Ukrayna arasında Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması’nı imzalamak üzere Ankara’ya gelir. Mustafa Kemal’le görüşmeler yapan, Batı cephesine de giden Frunze heyeti, 14 Ocak 1922 günü Samsun’dan ayrılır. Bkz. Mehmet Perinçek, age, s.114.

    [xxiii] Azerbaycan Türkleri kastedilmektedir.

    [xxiv] Aleksandr Fedoroviç Myasnikov (gerçek soyadı Myasnikyan - takma adı Martuni), Sovyet devlet adamı, Parti yöneticisi, edebiyatçı. 1906’dan beri Komünist Parti üyesi. Nahcivan na Donu kentinde tüccar bir ailede doğdu. 1911 yılında Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1901 yılında Nahcivan’da, ardından Moskova’da yasadışı liseli faaliyetlerine katıldı. 1904 yılından itibaren devrimci hareket içinde yer aldı. 1906 yılında tutuklandı, sürgüne gönderildi. Bakû’de çalışmalar yürüttü. 1912-14 yıllarında edebiyat ve propagandayla ilgilendi. 1914 yılından itibaren askerler arasında devrimci propaganda faaliyeti yürüttü. Şubat Devrimi’nin ardından Batı Cephesi cephe komitesinde çalıştı. Minsk’te çıkan Bolşeviklerin gazetesi Zvezda’nın redaktörlüğünü yürüttü. Bolşevik Partisi’nin 6. Kongresi’ne delege olarak katıldı. Eylül 1917’de Parti’nin kuzeybatı bölge komitesi başkanlığını, Ekim’de batı komitesi üyeliğini yürüttü. Kasım 1917’de Batı Cephesi’nin komutanlığına seçildi. Kimi zaman Genelkurmay Başkanlığı görevini yerine getirdi. 1918 Baharında Povoljski Cephesi’nde Beyaz Çek Ordularına karşı komutanlık görevine getirildi. 1919 başında Belorus Merkez Yürütme Kurulu başkanlığını yaptı. 1919-21 yıllarında Bolşevik Partisi’nin Moskova Komitesi’nde değişik görevler aldı. 1921 yılında Ermenistan SSC Halk Komiserleri Kurulu Başkanlığı’nı ve Askeri İşlerden Sorumlu Halk Komiseri görevini yerine getirdi. Aynı zamanda Transkafkasya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin (TSFSC) Halk Komiserleri Kurulu’nun başkan yardımcılığını yaptı. Parti’nin Kafkasya Bürosu’nun üyesi olarak çalıştı. 1922 yılında TSFSC’nin Birlik Konseyi başkanlığını, ardından Bolşevik Partisi’nin Transkafkasya Bölge Komitesi Birinci Sekreterliğini yürüttü. Aynı zamanda Zarya Vostoka gazetesinin redaktörlüğünü yaptı. SSCB Devrimci Askeri Konseyi ve SSCB Merkez Yürütme Kurulu Prezidiumu üyesi. 12. ve 13. Kongrelerde Bolşevik Partisi’nin Merkez Komitesi’ne seçildi. Bilimsel Sosyalist teori, tarih ve edebiyat alanında birçok eser yazdı. 22 Mart 1925 yılında bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) A. F. Myasnikov maddesi.

    [xxv] Azeriler kastedilmektedir.

    [xxvi] Taşnak askeri birliklerine verilen ad.

    [xxvii] Taşnakların önemli parti ve devlet yöneticilerinden olan Avetis Agaronyan, Taşnak Ermenistanı adına Sevr Antlaşması’na imza atmış ve Lozan Konferansı’na da katılmıştır. Bkz. Entsiklopediya “Armyanski Vapros”, age, s.9 vd.

    [xxviii] Taşnak Ermenistanı’nın son başbakanıdır.

    [xxix] Önde gelen hmbapetlerden biridir.

    [xxx] Taşnak gönüllü birliklerinin komutanlarına verilen addır.

    [xxxi] Belgenin üzerinde VKP MK (Bütün Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi) Gizli Arşivi damgası bulunuyor.

    [xxxii] Olağanüstü Komite. İlk Sovyet istihbarat örgütü. Birkaç değişiklikten sonra KGB adını alacaktır.

    [xxxiii] Stalin, bu cümlenin üzerini çizerek el yazısıyla şu düzeltmeyi yapmış: “Cinayetin Taşnaklara yakın kişiler tarafından gerçekleştirildiği veya her halükarda hazırlandığına dair bazı bulgular mevcut.”

    [xxxiv] Merkez Komitesi.

    [xxxv] Stalin, “sabahın erken saatlerinden Cemal Paşa’nın öldürülmesine kadar” bölümünün üstünü çizerek el yazısıyla “daha sabahtan” düzeltmesini yapmış.

    [xxxvi] Stalin, bu cümlenin üzerini çizerek el yazısıyla şu düzeltmeyi yapmış: “Taşnaklar arasında tutuklamalar yapılmaktadır.”

    [xxxvii] Josef Stalin. Stalin’in kendi el yazısıyla düştüğü parafı.

    [xxxviii] Sovyet Rusya’nın Lozan Konferansı’nda sadece Boğazlarla ilgili oturumlara katılmasına izin verilmiştir. Diğer meselelerle ilgili oturumlara katılması engellenmiştir.

    [xxxix] Fransız hakim çevrelerinin gazetesi.

    [xl] Stepan Georgiyeviç Şaumyan, 1 Kasım 1878 tarihinde Tiflis’te doğdu. Komünist Parti’nin Kafkaslar’daki en önemli liderlerinden, gazeteci, edebiyat eleştirmeni. 1900 yılından beri Komünist Parti üyesi. 1899 yılında Ermenistan’da ilk Marksist grup olan Calaloglu’nu örgütledi. 1902 yılında kurulan Ermeni Sosyal-Demokratlar Birliği’nin kurucularından. 1902 yılı sonunda Almanya’ya iltica etti. 1905 yılında Berlin Üniversitesi Filoloji Fakültesi’ni bitirdi. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) yurtdışı bürosunda çalıştı. Parti’nin yayınlarının Ermenice ve Gürcüce yayınlanmasıyla uğraştı. Marx, Engels ve Lenin’in eserlerini Ermeniceye çevirdi. 1905 yılında Tiflis’e döndü. RSDİP Kafkas Birlik Komitesi’nin yöneticiliğini yaptı. Parti’nin 4. ve 5. Kongrelerinde delege olarak bulundu. Bakû’deki bolşevik örgütünü kurdu. Birçok Bolşevik yayın organını kurdu ve redaktörlüğünü yaptı. 1911 yılında Parti’nin Rusya Örgütlenme Bürosu üyeliğine seçildi. 1914 yılında Bolşeviklerin Bakû örgütünü yönetti. 1915 yılında RSDİP’in Kafkasya Bürosu’nda görev yaptı. 1917 yılında Şubat Devrimi’nin ardından Bakû Sovyeti’nin başkanı oldu. RSDİP ’in 6. Kongresi’nde Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. Ekim Devrimi’nin ardından Kafkas İşlerinden Sorumlu Olağanüstü Komiserlik görevine atandı. 1918 Nisanında Bakû Komünü sırasında Bakû Halk Komiserleri Kurulu’nun başkanlığını ve dışişleri komiserliğini yürüttü. 20 Eylül 1918 tarihinde İngiliz işgalcileri ve Eserler (Sosyalist Devrimciler) tarafından diğer 25 halk komiseriyle birlikte kurşuna dizilerek öldürüldü. Bilimsel Sosyalist teori, felsefe, sanat ve edebiyat üzerine birçok eser verdi. Bkz. Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (1970-1977 baskısı) S. G. Şaumyan maddesi.
    __________________Kaynak...
    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş