Kullanıcı Tag Listesi

Ermenilerin Güvendiği Fransızlar http://tarihtendersler.com/makale_img/alisaip.png 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesinden sonra Urfa′yı İngilizler işgal etmiş,daha sonra Fransızlara devretmişlerdi.Fransızlar Ermenileri kışkırtarak,bölgede kuracakları bir Ermeni Devletiyle burada var olmayı düşünüyorlardı. Urfa halkı ve Yüzbaşı Ali Saip Bey gereken cevabı Fransızlara verdi. Fransızlar Urfa’dan kaçarken Ermenileri bir defa daha yüzüstü bıraktı. Aşağıdaki mektup Dr.Agop Beşliyan adlı

Bu konu 731 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Ermenilerin Güvendiği Fransızlar 731 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ermenilerin Güvendiği Fransızlar

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 731 kez incelendi.

  1. #1
    AyMaRaLCaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.494
    Konular
    5200
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    14
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    100
    @AyMaRaLCaN

    Standart Ermenilerin Güvendiği Fransızlar

    Ermenilerin Güvendiği Fransızlar





    30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesinden sonra Urfa′yı İngilizler işgal etmiş,daha sonra Fransızlara devretmişlerdi.Fransızlar Ermenileri kışkırtarak,bölgede kuracakları bir Ermeni Devletiyle burada var olmayı düşünüyorlardı.
    Urfa halkı ve Yüzbaşı Ali Saip Bey gereken cevabı Fransızlara verdi. Fransızlar Urfa’dan kaçarken Ermenileri bir defa daha yüzüstü bıraktı.
    Aşağıdaki mektup Dr.Agop Beşliyan adlı Urfa′da Fransızlarla beraber olup mücadele veren bir Ermeni’nin Ali Saip Beye yazdıklarıdır.Bilhassa Ermeniler açısından çıkarılacak çok ders vardır.
    Paterson 20 Nisan 1924
    Sizinle sırf dostluk adına haberleşmek istiyorum.Lâkin durumun böylece değişmesi ve özelikleTürkiye ile artık hiçbir ilişkim kalmadığını düşünerek mektuplarımın kesinlikle cevapsız kalacağını göz önüne alıp size bugüne kadar yazmaya cesaret edemedim. Urfa′daki Amerikalı Mis Holmes′in bugünlerde yayınladığı bir kitap beni şu mektubu yazmak zorunda bıraktı. Urfa′dan ani olarak ayrıldım. Urfa′dan ayrılışımdan bir buçuk ay sonra Amerika′da idim. Burada işim çok iyidir. Urfa′dan
    daha çok kazanıyorum Hastahanelerde ameliyat yapmaya iznim var. Türkiye′den gelmiş bir doktor için bu büyük bir ayrıcalık sayılabilir. Hayat burada daha yüksek fakat geçim için gerekli olan şeyleri sağlamak daha zordur. Yiyecekler konusunda hiçbir güçlük yoktur. Orada bulunan yiyeceklerin tümü burada da vardır. Hatta Urfa′nın ünlü patlıcan kebabını bile yaptık.

    Gelelim asıl konuya:
    Mis Holmes, bir kitap yayınlayıp Urfa′daki üç yıllık yaşamını öykü biçiminde anlatıyor. Türk Fransız sorununu anlatırken sizi sözünü tutmamakla ve canilikle suçluyor. Benim adım hiç yok. Mutasarrıf Ali Rıza Beyi övüyor. 9 Nisan′da Mis Holmes′in yazdığı bir öneri mektubunu Komutan Hucer kabul edip yetimleri açlıktan kurtarmak için insanlık adına Urfa′yı boşaltmış.

    Türkler sözlerine bağlı kalmamışlar, siz ve Milli (aşireti) komutanları kendisinin ellerini öpüp af dilemişsiniz, kendisinin istekleri ve korkutmaları üzerine yetimlere ekmek verilmiş, Ermenileri tüm olarak öldürmediğinizin nedeni sırf kendisinin size ihtarname göndermesi ve Mister Vidi′nin mutasarrıfa bu konudaki başvuruları olmuş, kendi binası üzerine Amerika bayrağı çektikten sonra artık hiçbir kurşun gelmemiş, Fransız tutsakları perişan olduklarından kendilerine yiyecek vermiş ve banyo yaptırmış, Fransız tutsaklarının değiştirilmesi sırasında (Şebeke Boğazı′nda) öldürülmemesi hususunda hükûmetten güvence istemiş. Sizin ve mutasarrıfın yazdığı mektuplardan bazı bölümleri yayınlıyor ve bununla beraber kendisinin size yazdığı saçma sapan, gözdağı veren mektuplardan hiçbirini kitabına koymuyor. Urfa′da kendisi güya Fransızlara çok yanlım etmiş. Ben Ermenileri Türklere teslim etmeye, üstelik Türklerle birleşip Fransızlara saldırmaya meyilli iken kendisi beni bu kötü durumdan caydırmış, sonradan Beyrut′a gelince General Gouraud tarafından nişan ile ödüllendirilmiştir.Sanıyorum ki bu nişan nedeniyle, Fransızların Urfa′daki kusurlarından, beceriksizliklerinden söz etmiyor, onunla savaştıklarını yazıyor.Eğer isterseniz size bu kitaptan bir tane gönderirim. Fransız probleminde çok yanılıyor. Sırf kişiliğini göstermek ve doğuda (Urfa′da) siyasal yönden büyük şeyler yaptığını göstermek istiyor,
    Urfa′da mesleğim gereği insanlığa yaptığım bu kadar hizmet kesinlikle takdir edilmediği gibi Urfa′dan Amerika′ya kadar hiçbir soydaşım bana "Yahu, Allah senden razı olsun, Urfa Hristiyanlarına çok yardımın dokundu." demedi. Üstelik Halep′e geldiğinde hayatını kurtardığım bazı kimselerin birçok saldırılarına bile uğradım. Yalnız Beyrut′ta konuştuğum Karkamış Komutanı Albay Kapitere ′Urfa Ermenileri akıllılık etti." diye bana söyledi.
    Gelelim Fransızlar tarafından Urfa′nın boşatılmasına:
    Birincisi; yeteri kadar yiyecek sağlayamamışlardı. Günlük alıp günlük olarak yiyorlardı. Savaş sonrasında erlerin günlük yiyeceğini bulamamışlardı. Sürekli olarak tam tayın verdiler. Hâlbuki biz Ermeniler haftada yalnız üç kez ekmek dağıtıyorduk. Bunu siz gördünüz. Buna rağmen hizmetime armağan olarak yalnız bana yiyecek verilmesi konusundaki öneriyi yine kabul etmedim. O günlerde
    ulusumun kurtuluşu için canım gerçekten vermeye hazır idim.
    İkincisi; subaylar ve erlerde moral tükenmiş, Cezayirli askerlerde mırıldanma, saygısızlık başlamıştı. Yalnız bir astsubayı hapsettiler. Şöyle ki Fransızların Müslüman askerleri arasında sizin yapmış olduğunuz propaganda oldukça başarılı oldu.
    Üçüncüsü; verilen söze karşın dışarıdan hiçbir yardım gelmemesi veya gelememesi üstüne siyasal komutan Sajous: "Fransa bizi unuttu." dedi.





    Biz tüm savaş sırasında her gece Fransızlar ile helyosta (pırıldak) aracılığı ilehaberleşiyorduk. Ara sıra gidip gelenlerimiz de oluyordu. Bu konuyu doğal olarak ben senden saklamıştım. 5 Nisan 1920 gecesi Fırfırlı Kilise‘deki Fransız subaylarına bir emir tebliğ etildi. Ermeniler, açlıklarını sebep göstererek
    Urfa′dan ayrılmamız konusunda Kuvayı Milliye komutanına başvurarak aracılık etsinler. Bu haber yıldırım gibi tepemize indi ve biz Ermeniler hemen bir kurultay yapıp Fransızların Urfa’dan bu sebeple ve böylece çözülüşünün herhalde yok olmamız sonucunu vereceğinden Fransız komutam ile raporu görüşmeyi karar altına aldıktan sonra Mutasarrıf Ali Rıza Beye hitaben gene Mihran imzasıyla bir mektup yazıp,açlık, tarafsızlık ve bağlılıklarımızdan söz ederek görüşmek istedim. Sonunda geldik ve bilirsiniz mutasarrıflık makamında sizinle görüştüm. Siz o zaman benim iç yüzümü anlayamadınız ve sizleri kandırdık. "Siz de o zaman çok sıkışmış olduğunuz için kandınız ya!"
    Fransızların Urfa′dan çekilmelerini rica etmek için sizden ruhsat alarak Fransızların yanma gidebildik.
    Tüm bu savaş sırasında burası pek sıkıcı ve acımasızdı. Çünkü siz de, biz de, Fransızlar da hep son derece sıkışmıştık. Bu sırada bizim daha otuz beş günlük yiyeceğimiz varken açlık rolü oynamaya başladık.Fransızların yanına gittiğimde Komutan Hucer ve Siyasî Komutan Sajous′u pek perişan ve telâşlı buldum. Kendileri ile iki saat tartıştıktan sonra bir karar veremedik. Yani ne biz onları kandırabildik ne de onlar bizi. Onlar hemen dönüp size ”Fransız komutanı ricamızı kabul etti. Silâh ve cephaneleri ile sağ olarak gelebilmeleri konusundaki önerinizi esas tutarak yarın hareket hazır." dememizi rica ediyorlardı. Böylece güya Urfa′dan onurla çıkabileceklerdi ve on gün geçmeden bizi kurtarmak için on bin askerle geri döneceklerdi. Her zaman Ermenileri kandıran Sajous o sırada bana kalbini göstererek "Dr. Bundan sonra bu Ermeni kalbidir," dedi. Ben onların düşüncelerini kabul etmedim. Bizleri sürekli olarak korkak, yalancı sayarak Türklerin yanında birçok kez rezil ettiniz: Sizin beceriksizliğiniz yüzünden ateşlere düştük, Türklere karşı hiçbir öç alma ve ayaklanma düşünmediğimiz hâlde sizin yüzünüzden tekrar ayak altına biz gideceğiz, Ermenilerin açlığını sebep göstererek Urfa’dan bu biçimde çekilmeniz,şimdiye kadar yaptığınızyanlışlıkların en büyüğü olup bizim gerçekten yok olmamıza neden olacaktır. Çünkü Türklerde zaten var olan şu düşünceyi onaylayacaksınız. Bu durum: "Fransızlar Ermenilerin hatırı için Urfâ′ya geldiler ve Ermenilerin hatırı için gidiyorlar demektir, gene biz suçlu sayılacağız." dedim.
    Bunun üzerine Komutan Hucer ağlayarak açıkladığı gibi artık askerîne güvenemiyordu ve iki günlük yiyecek kalmıştı. "Ben sizi Ermeni mahallesinden alırım,Ceayirli Müslüman askerleri Ermenilerle değiştirerek bir gece siz ve biz dağlardan Akçakale′ye çekilelim." dedi.
    "Silâhlarınızı bırakıp resmen burada teslim olunuz. Hiç olmazsa Türklerin öfkesi yatışmış olur." dedim. "Hayır onu yapamayız." dedi,Sajous bana durmadan "uslu durmamızı" rica ediyordu. "Siz bizimle beraber olmazsanız Türkler
    bize kötülük yapmaz." diyordu. Sonunda anladık ki Fransızlar bizi kurbanlık koyun gibi Hacı Mustafa′ya bırakıp, kendileri onurla savaşmak peşinde, kasap yağ derdinde, keçi can derdinde. Fransızlar yalnız onurlarının korunması isteğinde. Biz ise bu kez ölmeyelim de ister Fransızlar, ister Türkler kazansın fark etmez. O zaman size de tam böyle yazmıştık.

    Bununla beraber, 24 saat sonra tekrar görüşmek üzere ayrıldı. Dönüşte size "Fransız komutanı önerimizi reddetti ise de kabul eğilimindedir. Size 24 saat sonra kesin yanıt verecektir." dedik.Biz o gece, eğer Fransızlar giderse ne yapacağımızı görüşürken Fransızlar, kendilerine alet yapamayacaklarını anlayıp Dr.Ficher aracılığı ile gene bizim açlığımızı ileri sürerek size başvurdular. Siz de beni köprü üzerinde yapılan anlaşmada hazır bulundurdunuz, " Tekrar görüşelim. Allahaısmarladık." sözlerinden sonra ben Ermeni mahallesine çekildim. Başı kesilmiş tavuk gibi çırpmıyordum. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı, ulusuma ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Herkes tedirgindi,"Beşlîyan, Türklerden para yemiş. Fransızları çıkarıyor. Ulusu satmış diye mırıldanmaya başladılar. Kendi gerçek davamızı örtmek için bu yalanları biz çıkartmıştık. Çünkü o sırada içimizden bazı casuslar kaçıp size geliyorlardı.Tüm halkı topladım. "Fransızların bizi sevmediklerini, şimdiye kadar bize hiçbir iyilik yapmadıklarım, birçok kötülük yaptıklarını, Urfa′ya gelir gelmez önce Ermeni mahallesine gelip güzel kız ve kadınlar aradıklarını, bizim yiyeceğimizin artık tükenmiş olduğunu, Türklerin bu kez bize hiçbir kötülükleri olmadığını, bununla birlikte daha birçok sözler söyleyerek" halkı yatıştırmaya çalıştım. Bu sözlerimde gerçekten ciddî idim. Çünkü Fransızlara karşı gönlümde bir nefret uyanmıştı. Sizleri de gerçekten sevmeye başlamıştım. Sizde mutasarrıfta ve diğer komutanlarda bir ağırbaşlılık görüyordum. Durumun birden değişmesiyle ben de düşüncemi değiştirip kendimi ve ulusumu bu duruma uydurmaya çalıştım. Böylece Türk dostu oldum. Bazıları beni böyle anlatmışlardır.
    Fakat boş. Herkes ağlıyor ve diyor ki "Fransızlar gittikten sonra Türkler gerçekten öfkelerini bizden alacaklardır." O gece Ermeni mahallesi sabaha kadar kaynadı. Her kafadan bir ses çıkar, bir kısmı Fransızlarla kaçmaya hazırlanır. Sabit ve bağlanmış göreve saygı diye bir şey kalmadı. Bereket versin hemen bütün yolları ve dağları tuttunuz ve kimse yerinden kımıldayamadı. Yarınki gün (ertesi gün) Fransızlar çekildi. Bu çekiliş, insanlık adına yahut Ermenilerin açlığı için mi?
    Hayır, hayır! Kendileri çekilmeye mecbur olmuştu. Bahane ile çekilmekle onurları en az kırılmış olurdu. Fransızlar dağların işgal edildiğini gözleri ile gördüler. Üstelik Ermeni mahallesinde bulunan Teğmen Marsehruh bu konuda yazılı bir rapor vermişti. Ben de kendilerine söyledim. Sajous "Biz Ermeni değiliz," karşılığını verdi. O gün son kez görüşmüştük. Çok telaşlı idi. Ben hizmetten geri durdum.
    Ancak birçok masumun Sajous′un şeref borcu inadına kurban gideceğini kuvvetle tahmin ediyordum, 10 Nisan 1920 Cuma günü öğleden sonra saat 4.00 sıralarında hastahane batısında kayalar üzerine ben ve Mister Vidin, Komutan Hucer ile uğradığımızda komutan, elini sıkıp hareket sırasında Ermenilerin kendilerine katılmamasını, dağların ve yolların Türkler tarafından işgal edilmesinin sırf bu
    amaca yönelik olduğunu, Türklerle savaşmayıp siyasetle Ermenileri kurtarmamı benden rica etti ve yakında mutlaka gelip bizi kurtaracağını söyledi.
    Ya yolda size saldırırlarsa ne yapacaksınız sorusuna şu karşılığı verdi: ′Silâhlarımız ellerimizdedir.′"Siz yarın hareket eder etmez biz de kayıtsız ve şartsız teslim olacağız. Eğer bize bir kötülük olursa bunun doğrudan sorumlusu sizsiniz"dediğimde, Komutan Hucer ağladı. Mister Vidin de bu konuşmamızın tanığıdır.





    Fransızlar, kesinlikle kendilerine bir şey olmayacağına bizim başımıza da bir uğursuzluk gelmeyeceğine inanıyorlardı. Bu düşünce ile Urfa′dan ayrıldılar, işte ben, bu konuyu her zaman sizden saklamıştım. Sizin aranızda bulunurken bu sırrın açığa çıkacağından korkardım.Gelelim Urfa Ermenilerine hiçbir kötülük yapılmamasının nedenine: Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin iki üç kez gayrimüslimlere bir kötülük yapılmaması konusundaki kesin emirleri. Kuvayı Milliye
    komutanlarında kötü bir düşünce olmadığı (kuşkusuz bazı istisnaları vardır.)Ermenilerin her zaman tarafsız kalmaları, Tiflender tepesini Türklere terk etmeleri ve Fransızlara uymamaları. Ve sanırım ki genel savaşta 5-6 yıl tam bir bağlılıkla Türklere hizmetimin boşa gitmeyip bu sırada şahsıma karşı olan güven idi.Ermenilerden çok Türkler beni seviyor ve sözüme güveniyordu. Ben bu güveni Türkler zararına kullanmadım. Amacım, sırf ulusumun kurtuluşu idi. Bunu Türklerin düşünceleri ile bağdaştırabildim.
    Öyle heyecanlı günler oldu ki, Mis Holmes’in bu işlerde hiçbir rolü üstelik haberi bile olmadı. Şimdi Kalkmış bir kitap yayınlayarak büyük siyasal yaptığını iddia ediyor.
    Yalnız kendisinin size hitaben yazmış olduğu mektupların yayınlanması ve duyurulması kendisinin ahlâkını, Urfa halkından özür dilemesi gerektiğini kolayca gösterir. Bereket versin siz o zaman mektuplarına hiç önem vermediniz. Zaten Mis Holmes ile olan haberleşmenin amacı gerçek dışı bir diplomasi idi. Eğer sizce uygun görülürse şu mektupların kopyalarını bana gönderin ve bana izin verin
    bunları yayınlayayım.Gelelim Şebeke Boğazı′nda Fransızların yok edilişi sorununa. Bu konuda kişisel düşüncelerimi söylemeyi şimdi istiyorum.Ancak şunu derim ki: Aç gelen, açlıktan gider. Kan dökmeye meydan verenin kanı daha önce dökülür.
    Binlerce suçsuzu kendi şerefi adına kurbanlık bırakmasının şerefi daha çabuk kırılır. Urfa′yı şarap fıçısı ile işgale gelen, sonradan içmek için su bile bulamaz. Bereket versin İngilizlerin bırakmış olduğu kırıntılar ile altmış gün geçindiler. Biz aç değildik, kendileri aç idi.Savaşın başlamasından beri her zaman açlığımızı ileri sürmemizdeki amaç, bize karşı hücum düşüncesini ya büsbütün iptal veya sonraya bıraktırmaktı. Çünkü cephanemiz çok kıt idi ve Fransızlar bize hiçbir şey vermediler.Ölmeden bu gerçekleri size bildirdiğim için avunuyorum. Hiç olmazsa Türk tarihi gerçeği yazsın. Görüyorsunuz ki çekinmeden olayı olduğu gibi yazıyorum. O zaman Urfa′da olan yabancılar bu olayı bilirler. Fransızların yanında bulunan iki papaz ve helyostacı (fırıldakçı) Seheryan Bolga, 412 nci
    Alayda olup şimdi sağdır. Seheryan Bolga şebeke olayında tutsak oldu.Esir iken bu sırrı açıklayacağından çok korkardım.Gittim, kendisinden rica ettim, şerefi üzerine söz verdi ve gerçekten açıklamadı.
    Urfa′daki iki yüz Ermeni öksüzün sağ olarak Halep’e gönderilişine izin verdiğiniz için yüksek kişiliğinize teşekkür ederim.Resminizi büyük bir armağan olarak yanımda taşıyorum.Beyrut’ta Fransızlara gösterdim.İstedilerse de vermedim. Bir armağan olarak onu saklayacağım.Yanlız,şu mektubuma cevap vermezseniz üzülürüm. Size böylece saygılarımı sunarım,efendim.

    Dr.Agop Beşliyan


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Ermenilerin Güvendiği Fransızlar

          Kategori: Türk Soykırımı

          Konuyu Baslatan: AyMaRaLCaN

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 731

    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim


Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş