Kullanıcı Tag Listesi

ALİ BİN EBÛ TÂLİB Künyesi * Ebu Hasan (Hasan'ın Babası) * Ebu Turab (Toprağın babası) Lâkabları

Bu konu 653 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Ali Bin Ebu Talib(Kerremallahu Vechehu) 653 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ali Bin Ebu Talib(Kerremallahu Vechehu)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 653 kez incelendi.

  1. #1
    ilhan64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.12.08
    Mesajlar
    53
    Konular
    35
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    431
    @ilhan64

    Standart Ali Bin Ebu Talib(Kerremallahu Vechehu)


    ALİ BİN EBÛ TÂLİB


    [ Kerremallahu Vechehu ]
    Künyesi

    * Ebu Hasan (Hasan'ın Babası)
    * Ebu Turab (Toprağın babası)

    Lâkabları

    * Kur'an-ı Natık (konuşan Kuran)
    * Haydar
    * Murtaza
    * Şah-ı Velayet
    * Esedullah (Allah'ın Arslanı)
    * Şah-ı Merdan
    * Şir-i Yezdan
    * Seyfullah

    Hayatı

    * Doğumu: 599 - Ölümü: 661


    Rasulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü İslam halifesi ve
    aşere-i mübeşşeredendir. İsna-aşeriyye
    kabulüne göre
    Oniki İmam'ın ilkidir. Kureyş Kabilesi'nin
    Haşimoğulları (Haşimiler) oymağına mensuptur.
    Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi
    Abdulmuttalib'tir. M.S. 599 yılında Mekke'de Fil Yılı'nın 30. yılının
    onüçüncü günü, bazı rivayetlere göre Zilhicce ayının yedinci günü
    doğdu. Kabe’de dünyaya geldiği ve kendisine "Ali" isminin Rasulullah
    tarafından verildiği rivayet edilir.

    Künyesi Ebu'l Hasan ve Ebû Tûrab
    [toprağın babası], lâkabı Haydar ve Murteza; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca
    'Allah'ın Arslanı' [Esedullah] ünvanıyla da anılmıştır. Hz. Ali, İslâm'ın
    günümüze kadar gelmesinde pay sahibi olan önde gelen sahabelerdendir.

    Hz. Ali küçük yaşından itibaren Rasulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında
    İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı
    ilk kabul eden O'dur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet
    ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin
    manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde
    her zaman Rasulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını
    şöyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik.
    Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman
    kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa
    kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde
    bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu.
    Rasulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük." (Ahmed b.
    Hanbel, Müsned, I, 384).

    Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek
    hususunda Allah'u Teâlâ'dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp
    ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti.
    İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Hz. Ali de bir
    ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Rasulullah
    yemekten sonra: "Ey
    Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş
    bulunuyorum.

    İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey'at edecek"
    dedi. Yalnız Hz. Ali (r.a.) kalktı ve orada Rasulullah'a onun istediği
    sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardeşimsin
    ve vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi
    taltif etti. Rasulullah Medine-i Münevvere'de Müslümanlar arasında
    kardeşlik akdi tesis ettiğinde de, Hz. Ali'yi kendi kardeşliğine
    layık görecekti.

    Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine
    verilmek üzere Hz.Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Rasulullah'ın yatağını
    da yatarak müşrikleri şaşırttı. İslâm Peygamberi'nin emniyete
    kavuşmasından sonra da emri üzerine, Rasulullah'a emanet edilen bazı
    emanetleri sahiplerine iade ederek annesi, Resul-ü Ekrem'in kızı Fatıma
    ve
    başka iki kadını yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i
    öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak O'nun yerine hayatını tehlikeye
    atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştı. Bazı müfessirlerinin görüşüne göre Mekke'li
    müşriklerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret
    gecesinde Hz. Ali'nin, canı pahasına, Peygamber'in yatağında yatmasını Allah bu
    fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etti:

    “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp
    kazanmak amacıyla canını satar.” (Bakara/207)

    Hz.
    Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine
    verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in
    devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî
    oldu. Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim
    noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal
    edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir
    gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le teke tek dövüşen üç kişiden
    biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi,
    Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da
    öldürdü. Kendisine "Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden
    bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

    Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fâtıma ile
    evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Rasulullah'la
    oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Bir yıl sonra da ilk çocuğu
    olan Hz Hasan dünyaya geldi. Hz. Ali'nin, evlilikleri süresince Hz. Fâtıma'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı
    üç oğlu
    ve Zeyneb ile Ümmü Gülsüm adlı iki kızı oldu.

    Hicret'in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası
    yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber
    de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı.
    Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in içine
    düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da
    kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.

    Uhud savaşından sonra Hz. Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri
    üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün
    çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur
    savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında sulh şartlarının
    yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, barış sözleşmesini yazmaya şöyle
    başladı: "Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Rasulullah...."
    Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber,
    "Rasulullah" yerine "Muhammed b. Abdullah"
    yazmasını Hz. Ali'ye söylemiş fakat Hz. Ali "Rasulullah"
    ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.

    Hz. Ali Mekke'nin fethi sırasında yine sancaktardı. "Keda" mevkiinden
    Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile
    birlikte Kâbe'deki bütün putları kırdılar.

    Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme
    kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, "müslüman
    olduk" anlamındaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena" dediği için Hâlid
    b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca
    çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu
    Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların
    zararlarını telâfi etmişti.

    Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları
    binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi.
    Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği
    yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını
    sağladı.

    Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali'yi ehl-i
    beytin muhafazası için Medine'de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı
    için müteessir oldu. Bunun üzerine Rasulullah: "Musa'ya
    göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.


    Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Rasulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye
    gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra
    haccedemeyeceğini bildirdi.

    Yemen bölgesinin İslâm'a girmesi zordu. Görev yine Hz. Ali b. Ebi
    Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok güç bir iş" dedi. Rasulullah da "Ya
    Rabb, Hz. Ali'nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun"
    diye dua edince, Hz. Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kısa
    süren irşadları sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.

    Hz. Peygamber'in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında
    İslâm peygamberinin vefatında 33 yaşında olan Hz. Ali (K.V.) geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali
    Rasulullah'ın
    hücresinde tekfin ile meşgul idi.

    Rasulullah'ın vefatından
    sonra dul kalan eşlerinin yanısıra Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın
    da, hoşnutsuz olmalarının bir nedeni de miras sorunudur. Hz.
    Muhammed vefat ettiğinde geride önemli miktarda aralarında tartışmaların
    da odağında olan
    Fedek hurmalığının da bulunduğu arazileri miras olarak bırakmıştı. Önde
    gelen yöneticilere göre bu araziler Hz. Peygamber tarafından halkın yararına
    idare ediliyordu ve dolayısıyla devlete aitti. Hz. Ali ise "Hz. Muhammed'e gelen
    veraset ile ilgili Kur'an hükümlerinin Hz. Peygamber'in mirasını da kapsadığını"
    iddia ederek bu değerlendirmeye karşı çıkmıştı. Eşi Hz. Fatıma'nın ölümünden sonra
    Hz. Ali, Hz. Peygamber'in mirasından
    payını almak için tekrar başvurdu ancak başvurusu aynı nedenlerle bir
    kez daha reddedildi. Bununla birlikte Hz. Ömer
    Medine'deki arazileri Hz. Muhammed'in kabilesi
    Haşimoğulları adına Hz. Ali ve Hz. İbn Abbas'a verdi;
    Hayber ve
    Fedek Arazisi'ni ise devlet malı saydı.

    Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm
    devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer'in şehâdeti üzerine
    yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra
    heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.

    Hz. Osman'ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla
    birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep
    Hz. Osman'a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman'ı
    muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.

    Hz. Osman'ın şehâdetinden sonra İslâm'ın ileri gelen şahsiyetleri ona
    bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah'ın bir takdiri olarak son
    derece karışık bir dönem oldu. Hz. Osman taraftarlarının bir kısmı O'nun katilini bulana
    kadar Hz. Ali'yi halife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve İslam
    toplumu Hz. Ali ve Hz. Muaviye
    önderliğinde ikiye bölünerek ilk kez iç savaşa sürüklendi.

    Bu
    karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm
    devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık
    ve gayretler gösterdi. Hz. Ali bin Ebu Talib çıkan karışıklıkları
    yatıştırmak için Basra yakınlarında Hz.Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr
    gibi İslamiyetin tanınmış simaları ile karşılaştı; bu mücadele Hz.
    Aişe'nin devesinin etrafında gerçekleştiği için Cemel Vakası adıyla
    bilinmektedir. Irak ve Şam sınırlarında Hz. Muaviye ile savaştı. Sıffin
    Savaşı olarak bilinen bu savaş bir buçuk yıl devam etti.

    Hilâfete geçtiğinde
    hâlledilmesi gereken bir çok sorun ile karşı karşıya kalan. Hz. Ali, 4 yıl 9 ay süren
    kısa süreli hilafet döneminde Peygamber'in sünetini takip ederek,
    İslam toplumunda çeşitli ıslahat çalışmaları yaptı.


    Hz. Ali (K.V.)'in Şehadeti:

    Müslümanların
    kazandığı ve Hariciler ile yapılan Nehrevan savaşı'ndan sonra,
    Hariciler'den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumu hakkında
    müzakere yaptıktan sonra Hz. Ali, Hz. Muaviye ve Hz.Amr bin As'ı
    öldürmeğe karar verdiler. Harici inançlı bu üç kişiden Hz. Ali'yi
    öldürmeyi üstlendi ve Kufe’ye hareket etti. Katili Abdurrahman bin
    Mulcem, Kûfe'de Ramazan
    ayının 19. gününün şafak vakti
    sabah namazına giderken Hz.Ali'yi kapısının önünde zehirli bir
    kılıç
    darbesi ile ağır şekilde yaraladı.
    Bu yaranın etkisiyle
    iki gün evinde yattıktan
    sonra, hicretin 40. yılında
    Ramazan ayının 21. günü
    vefat ederek 661 yılında şehid olmuştur.

    Abdurrahman bin Mulcem'in kılıç darbesinden sonra
    Hz. Ali'nin
    “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine
    andolsun ki, kurtuluşa erdim!..) dediği rivayet edilir. Hz. Ali'nin
    kabrinin yeri konusunda net bir bilgi yoktur; genel kabule göre türbesi
    Irak'ın Necef şehrindedir. Afganistan'ın Mezar-ı Şerif kentinde Hz.
    Ali'ye ait olduğu iddia edilen bir türbe de vardır.

    Hz.
    Ali (K.V.) nin Faziletlerine Dair:

    Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında bulunduğu için
    Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta
    Rasulullah'ın tabiri ile "ilim beldesinin kapısı" olarak
    ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek
    için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu
    olmasına rağmen İslâm'ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük
    katkıları olmuştu.

    Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra
    öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu
    Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve öğretme işini Abdurrahman
    es-Sülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b.
    Ziyâd'a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b.
    es-Samit, ve Ömer b. Seleme'yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve
    hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak
    yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.

    Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı.
    Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin
    hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de
    görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek
    camiye gittiğini aktarırlar.

    Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir
    halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve
    sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla
    mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.

    Hz. Ali İslâm'ın bütün güzelliklerine
    vakıftı. Çünkü o, Rasulullah'ın daima
    yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz.
    Peygamber'den beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın
    nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: "Halka
    anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber'in tekzip
    edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, İlim) demiştir.

    Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve
    son derece cömertti. Medine'de müslümanların durumu düzeldikten
    sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Rasulullah'a gitti.
    Rasulullah kızıyla damadının arasına girerek: "Ben size
    hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü
    ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin"
    buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi
    sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği
    dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir
    esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i
    kerime indi: "Şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler.
    Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine
    getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği
    hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi
    ancak Allah'ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür
    beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı
    Rabbımızdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün şerrinden onları
    korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir." (İnsan, 5/11)

    Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adı verilen meşhur bir kılıcı vardı.
    Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali'ye Rasulullah tarafından hediye
    edilmişti.

    Hz. Ali hakkında nazil
    olduğu rivayet edilen bir ayet
    : el-Bakara, 2/274 :

    Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği,
    Rasulullah'a olan yakınlığıyla
    edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani
    bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini
    açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve
    hakkında şu ayet indi: "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve
    açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları
    vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274).

    Hz. Ali'nin Hz. Peygamber'den rivayet
    ettiği bazı hadis-i şerifler:

    "Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı
    için istiğfar ederse Allah'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah işler veya
    kendine zulmeder sonra pişman olup Allah'u Teâlâ'ya istiğfar ederse
    Allah'u Teâlâ'yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur'
    buyurmaktadır."

    "Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa
    boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah'u Teâlâ
    onun nafile namazlarını kabul etmez. "

    "Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu
    vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı
    yoktur. "

    Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali,
    altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin
    nasihat mı istersin ? "
    Hz. Ali dedi: "Altıyüzbin nasihat isterim."
    Peygamberimiz buyurdu: "Şu
    altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun:


    1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani
    farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et.
    2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah'u Teâlâ'yı hatırla.
    İslâm'a uygun yaşa; İslâm'a uygun kazan; İslâm'a uygun harca.
    3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara.
    Kendi ayıplarınla meşgul ol.
    4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir.
    5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını
    gözetirken sen Hakk'ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve
    vasıtaları ara.
    6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı
    olmasına dikkat et."

    Kütüb-ü
    Sitte'den Hz. Ali ile İlgili Hadisler:

    372 - Hz. Enes İbnu Malik
    radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
    pazartesi günü gönderildi. Hz. Ali radıyallahu anh da salı günü namaz
    kıldı."

    Tirmizi, Menakıb. (3730).

    4373 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah
    aleyhissalâtu vesselâm Ashabının arasını kardeşlemişti. Hz. Ali
    radıyallahu anh yanına geldi ve:

    "Ashabınızın arasını birbirleriyle kardeşlediniz, ama beni kimseyle
    kardeşlemediniz!" dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam:

    "Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsin!" buyurdular."

    Tirmizi, Menakıb, (3722).

    4374 - Zeyd İbnu Erkam radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
    aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: "Ben kimin dostu (mevlası)
    isem, Ali de onun dostudur."

    Tirmizi, Menakıb, (3714).

    4375 - Sa'd İbnu Ebi Vakkas radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah
    aleyhissalâtu vesselâm Tebük seferine çıkınca Hz. Ali'yi geride
    (Medine'de) bırakmıştı.

    "Ey Allah'ın Resûlü, siz beni çocukların ve kadınların arasında mı
    bırakıyorsunuz?" dedi (kalmak istemedi). Bunun üzerine Aleyhissalatu
    vesselam:

    "Sen, Hz. Harun'un, Hz. Musa yanında aldığı yeri, benim yanımda
    almaktan razı değil misin? Şu farkla ki, benden sonra peygamber yok!"
    buyurdular."

    Buhari, Megazi 78, Fezailu'l-Ashab 9; Müslim, Fezailu'l-Ashab, 31,
    (2404); Tirmizi, Menakıb, (3731).

    4376 - Müslim ve Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resûlullah
    aleyhissalâtu vesselâm Hayber günü buyurdular ki:

    "Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki, O, Allah'ı ve Resûlünü
    sever, Allah ve Resûlü de onu sever."

    Ravi devamla der ki: "Bu söz üzerine (beni mi seçer ümidiyle,
    Aleyhissalatu vesselam'a görünmek için) boyunlarını uzattılar. Ama o:

    "Bana Ali radıyallahu anh'ı çağırın!" buyurdular. Ali getirildi ama
    gözlerinden rahatsız idi. Hemen gözlerine tükürdü ve sancağı ona
    verdi. Allah Teâla Hazretleri onun eliyle fethi müyesser kıldı."

    Ravi devamla der ki: "Şu ayet indiği zaman "Gelin, oğullarımızı ve
    oğullarınızı çağıralım..." (Al-i İmran 61) Resûlullah aleyhissalâtu
    vesselâm hemen Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i (radıyallahu
    anhüm ecmain) çağırdı ve:

    "Allahım, bunlar benim ailemdir!" buyurdu."

    Müslim, Fezailu'l-Ashab 32, (2404); Tirmizi, Menakıb, (3726).

    4377 - Zirr İbnu Hubeyş rahimehullah anlatıyor: "Hz. Ali radıyallahu
    anh'ın şöyle söylediğini işittim: "Daneyi açan, canlıları yaratan
    Zât-ı Zülcelal'e yeminle söylüyorum: Ümmi peygamberim aleyhissalatu
    vesselam, bana şu hususu garantiledi: Beni mü'min olan sevecek,
    münafık olan da bana buğzedecektir."

    Müslim, İman 131, (78); Tirmizi, Menakıb, (3737); Nesai, İman 20, (8,
    117).

    4378 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
    vesselâm Tâif günü Hz. Ali radıyallahu anh'ı çağırdı ve onunla hususi
    konuşma yaptı. (Bu görüşme o kadar uzadı ki) halk: "Resûlullah
    aleyhissalâtu vesselâm amcasının oğluyla görüşmesini uzattı" dedi. (Resûlullah
    bunu işitince):

    "Onunla hususi görüşmeyi ben (kendi arzumla) yapmadım. Allah'ın arzusu
    ve emri ile Resûlü) yaptı" açıklamasında bulundu."

    Tirmizi, Menakıb, (3728).

    4379 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu
    vesselâm Berâet (Tevbe) sûresini, (Arafat'ta hacılara tebliğ edilmek
    üzere) Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'la göndermişti. Sonra onu
    çağırarak:

    "Bunun, ehlimden olmayan bir kimse ile tebliğ edilmesi muvafık değil!"
    buyurdu. Hz. Ali radıyallahu anh'ı çağırarak sureyi, (Arafat'ta
    okuması için) ona verdi."

    Tirmizi, Tefsir, Tevbe, (3089)

    ***

    Hz. Ali(K.V.)'nin Cesaret
    ve Yiğitliği

    Hz. Ali, Hz. Muhammed'in katıldığı tüm savaşlarda
    sancaktar olarak bulundu; sadece
    Tebük seferi'ne Hz. Muhammed'in emri ile Medine'de kaldığı için
    katılmamıştır.

    Hz. Ali,
    Bedir savaşında düşman ordusundan yirmibir kişiyi öldürdü.
    Öldürdüğü kişiler arasında Hz. Muaviye'nin
    dedesi
    Utbe, dayısı
    Velid ve kardeşi
    Hanzala da vardı.
    Uhud savaşında ise Kureyş savaşçılarından dokuz kişiyle
    çarpıştı ve bedeninden yetmiş yara almasına rağmen galib gelmeyi
    başardı. Bu savaşta son ana kadar Hz. Peygamber ile beraber savaştı.
    Hz.
    Cebrail'in, Hz. Ali'nin bu fedakarlığını görünce birkaç defa:
    'La feta
    illa Ali, la seyfe illa Zülfikar'
    (Ali'den başka da yiğit;
    Zülfikar'dan başka kılıç yoktur) dediği rivayet edilir.

    Hendek
    savaşında, Araplar'ın ünlü kahramanı
    Amr bin Abduved'in hendeği atıyla aşması üzerine çarpıştılar. Amr'a
    göre daha zayıf görünümlü olmasına ve Amr'ın küçümsemesine rağmen Hz. Ali
    galip geldi. Amr'ın, Hz. Ali tarafından yenilmesi Medine'yi kuşatan ve bu
    kuşatmayı destekleyenler arasında üzüntü ve ümitsizlik meydana getirdi.
    Hendek Savaşı'nın müslümanlar lehine sonuçlanmasında Hz. Ali'nin bu
    başarısının önemli bir yeri vardır.

    Hayber savaşı'nda, ilk iki taaruzu yönetenler bir başarı
    sağlayamayınca Peygamberin sancağı Ali'ye verdiği, Ali bin Ebu Talib'in
    de o gün düşman savunmasını kırarak düşmana karşı galip gelinmesinde
    büyük rol oynadığı söylenir.

    ***

    Hz. Ali'nin Devlet Yöneticilerine Öğütleri:

    Hz. Ali'nin
    İslam devleti başkanı olan görevlendirdiği valilere buyrukları günümüze
    kadar devlet görevlilerinin halka nasıl davranmaları
    gerektiği hususunda ışık tutmuştur ve tutmağa devam etmelidir:


    1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir
    canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .
    2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar
    kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.
    3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz
    altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi
    kaybetmeyin .
    4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi
    zulme ve despotluğa çeker.
    5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve
    devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına
    dikkat edin.
    6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan
    acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
    7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.
    8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza
    yeterince maaş ödeyin.
    9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için
    güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.
    10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.
    11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize
    kendilerini inandırın .
    12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.
    13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat
    ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.
    14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat
    standardını artırır.
    15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi
    korunmalıdır.
    16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç
    aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü
    davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç
    duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .
    17. Kan dökmekten kaçının, İslâm'ın hükümlerine göre öldürülmesi
    gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.

    ***

    Hz. Ali (K.V.)'ye İsnad Edilen
    Sözlerden Birkaçı:


    "Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler
    kaybettiğini anlarsınız."
    "İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp
    hesapsız Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. "
    "Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini
    korkutmalıdır. "
    "Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı
    bir meselede en iyisini Allah'u Teâlâ bilir' demekten sakınmasın."
    "Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve
    uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise
    ahireti unutturur. "
    "Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde
    Allah'u Teâlâ'yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda
    bulunabilmektir. "
    "Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . "
    "Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır."
    "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Ali Bin Ebu Talib(Kerremallahu Vechehu)

          Kategori: Ehlibeyt

          Konuyu Baslatan: ilhan64

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 653


Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş