- KIMSEYE SOYLEYEMEM - -Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım

Bu konu 1000 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
(namazı erteleyenler İçin) 1000 Reviews

    Konuyu değerlendir: (namazı erteleyenler İçin)

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1000 kez incelendi.

  1. #1
    +Sahra+ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    03.08.08
    Mesajlar
    13
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    @+Sahra+
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart (namazı erteleyenler İçin)

    - KIMSEYE SOYLEYEMEM -

    -Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb’im. Sen çağırınca, kendime
    ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm.
    Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti
    hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza
    durdum.
    Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım
    “çok sonralar”a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda
    ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını
    bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak
    kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım.
    Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın
    her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana.
    Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana.
    Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa,
    her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim
    her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar
    geleceğim huzursuz günler Senin.
    Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya
    heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim
    için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın
    rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni,
    işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı,
    uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna;
    içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece
    bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı
    bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor
    olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan
    bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da
    delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma
    savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.
    İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim.
    Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi
    sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim.
    Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı;
    alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim.
    İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya
    çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.
    İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp
    rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi
    dosdoğru olma”nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di;
    “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri
    üzerime alınmadım.
    Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir
    yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce,
    ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin,
    yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının
    gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar
    düşürebilirdin.
    İçten pazarlık mı denir buna Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı.
    Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile
    değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte.
    Fısıldaması bile acı veriyor ya…
    Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre,
    heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu
    namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.
    Bir Sen duydun beni ey Rabb’im. Sırrımı bir Sen bildin.
    Kendimi lüzumsuz
    hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler
    için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi
    de, dile getiremediğimi de bildin.
    Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.
    İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı…
    “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir
    “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı
    namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa.
    Bilemedim.
    Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine
    yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler”
    fısıldadın gönlüme.
    Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.
    Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden.
    Yok saymadın. Utandırmadın.
    Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb’im. Kimselere söylemedin.
    Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan
    korkmam.
    Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime
    söyleyeyim Başka kimin anlayışından medet umayım

    Kimseye Söyleyemem..


    Allah bizleri seytanin vesvese sinden uzak tutsun.
    Saygilarimla...


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: (namazı erteleyenler İçin)

          Kategori: Peygamber Efendimiz (S.A.V.)

          Konuyu Baslatan: +Sahra+

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 1000

    "Allah'im! Bizlere Ehlibeyt'in bu dünyada ziyaretini, ahirette şefaatini nasip eyle!"


    Hûseyn Dîvânesiyem Men . . .

    "EY EHL-İ BEYT! ŞÜPHESİZ ALLAH SİZDEN KUSURU GİDERİP TERTEMİZ YAPMAK İSTER."Ahzap Süresi 33.Ayet

    Oğlum (Huseyin) kerbelâ denilen bir yerde defnedilecek.O yer ki İslam' ın kubbesidir.O yer ki Allah Nuh ile birlikte olan müminleri orada tufandan kurtardi.Hz.Muhammed(s.a.v)

  2. #2
    GaRaGaN
    GaRaGaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Eline Emeğine Sağlık...

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş