Kullanıcı Tag Listesi

-BASİT BU KADAR BASİT- Zengine berberdir, fakire barbar Bazan laubali, bazan çok kibar Kalbi kirli bozuk, tesbih kehribar! Boşa esip tozar; basit insanlar!

Bu konu 738 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
*asi 738 Reviews

    Konuyu değerlendir: *asi

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 738 kez incelendi.

Konu: *asi

  1. #1
    Mu®@T - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    31.07.08
    Yaş
    40
    Mesajlar
    783
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    32
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    410
    @Mu®@T

    Standart *asi


    -BASİT BU KADAR BASİT-

    Zengine berberdir, fakire barbar
    Bazan laubali, bazan çok kibar

    Kalbi kirli bozuk, tesbih kehribar!

    Boşa esip tozar; basit insanlar!


    Güçlü Bey görünce gevşer, gevişler

    Sahte üzüntüler, sahte sevinçler?

    Fırsatı bulunca, gör neler işler

    Dost kuyusu kazar; basit insanlar!



    Karakteri hamdır, ahlak bayağı

    Menfaat devşirmek , dostluk ayağı...

    Haram haksız toplar, ikram gülyağı

    Hiç içmeden sızar; basit insanlar!



    Kalbi cahil, dili alim; basit kişilik

    Dış halim, iç zalim; fasit kişilik

    Herkesi kıskanır; hasit kişilik

    Hep mazlumu ezer; basit insanlar!



    Adam olmaz; tutarsız, duyarsız adam

    Huzur bulmaz; ahlaksız, ayarsız adam

    Davasından döner; vay arsız adam!..

    Gavur elinde hızar; basit insanlar!



    Yetki alınca şımarır, azarlar...[1]

    Çevresine hava atar, azarlar...[2]

    Dünya için bonker, hayra azarlar[3]

    Sanki etten mezar; basit insanlar!



    Hiç dikiş tutmazlar, daim kararsız

    Hakka yakın olmaz, halka yararsız

    Öğrenmez, üretmez gezer yularsız

    Hayal masal yazar; basit insanlar!



    Vicdan vidaları gevşemiş düşmüş

    Gönül sarayına kurtlar üşüşmüş

    Şeytana kul olmuş, Rahmana küsmüş

    Tevbe edip bozar; basit insanlar!



    Ahlakı akreptir, yılan fıtratı

    Riya sığınağı, yalan fırsatı

    Şehveti Şirin'dir, nefsi Ferhat'ı

    Lastik gibi uzar; basit insanlar!



    İnsanlara tapar, gösteriş yapar

    Cumada Müslüman, pazarda sapar

    Hizmetten kaytarır, ganimet kapar

    Derdi para, pazar; basit insanlar!



    İnsafta cimridir, israfta cömert

    Cihat yok, camide ön safta namert

    Masonlara meftun, Müslüman'a sert

    Halk elinden bi-zar; basit insanlar!



    İçi başka, dışı başka münafık

    İslama muarız, küfre muvafık

    Muhammed'e düşman, Mao'ya aşık

    Garibanı üzer; basit insanlar!



    Sıkıntıya gelmez, kolayı seçer

    Pasın temizlemez, kalayı seçer

    Zemzem ağır gelir, kola'yı seçer

    Dine verir hasar; basit insanlar!



    Gözü gönlü toktur, mümin dilenmez

    Allah'tan gayrıya minnet eylemez

    Sabır sebat etmeyen, pişmez, bilenmez

    Tez kaçar, çok kızar; basit insanlar!



    Ey gardaşım, ya sen nasıl birisin?

    Ne mal olduğunu, kesin bilirsin!..

    Nefsini öldür ki, neslin dirilsin.

    Hep dünyaya nazar; basit insanlar!


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: *asi

          Kategori: Türkce Şiirler

          Konuyu Baslatan: Mu®@T

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 738

    Azeribalasi (25.05.13) Beğenenler

  2. #2
    Mu®@T - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    31.07.08
    Yaş
    40
    Mesajlar
    783
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    32
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    410
    @Mu®@T

    Standart söyle bana gece

    Söyle Bana Gece;

    Nedir geriye kalan yaşanmışlık adına çekilen dertlerin biriktirdiği? Alnında biriken keşkelerin yırtık ayak izleri mi? Belkilerin sararttığı düşlerimizi iteleyen rüzgara ne demeli o halde.

    Umutsuzluk kötü şey bunu çoktan biliyorum, büyüdüm ben. Boşluğa düşer sesin ayakların kıpırdamaz bir zaman...çarparsın yüzünü uzaklara, en yakın sığınak her başın dardayken gelen türkünün dizelerinde saklı sadece.

    Söyle bana gece;

    Nerde masalların anlattığı o hiç gözyaşının olmadığı ülke, sınırlarında kalın duvarlar mı var, duvarlarında sınır bekçileri...açmazlar mı kapılarını dünya yanıyorken, saklamazlar mı çocuk korkularını savaşlar ortasından kaçırıp, susturmazlar mı bebekleri, doyurmazlar mı bereketli memeler üstünde,silmezler mi hapishane kapılarında hem içeriyi hem dışarıyı mahpus eden anaların gözlerindeki bulutları?

    Gerçek bir suskunlukla bekliyorum sabahı. Dilimde ucuz şarapların kekremsi sarhoşluğu geceyi dinliyorum. Penceremi yalayan rüzgarda üşüyüp daha bir sokuluyorum anılarıma. Ne kadar çıplak ve tatsız anılar, ne kadar fakir dilengeç mutluluklar biriktirmişim. Oysa daha dün dediğim yüzleri anımsamakta güçlük çekiyorum.

    Söyle bana gece;

    İnsan şimdi mutluysa neden sığınır anılar limanına? Loreena mc Kennitt ağlıyor kulaklarımda, yüzüm gözüm kanayan yıldız.
    Demek ki diyorum insan her coğrafyada aynı yalnızlığı yaşıyor ve aynı biçimde ağlıyor dilsizliğine. Oysa tek kelimesini bile anlamadığım bu kadının kapı komşum olduğuna yemin edebilirim. <******>

    Kim giderken *ürdüğü yalnızca kendisidir? Kimin bohçasında yarım kalmış gülüş izleri bulunmaz. Şimdi olsaydı demezdim şimdi olmadı. Şimdi olanlar şimdi olmasını istediklerim değil, aslında hangimizin şimdisi doğru?

    Ey hayat ben seni yaşamadıysam benim bu yaşadığım ne? Delişen bir ırmak mısın, içinde ağaç kabuğu muyum, hangi kayalıkta çürür bedenim su olurum, bende katarım yitik aşklar ülkesine kimliksiz sesleri?
    Sustuğumda bil yorgunum.

    Adına sıfatlar takmaya çalışmak eş olmuyor yüreğimdeki yıkılmış evlerin yalnızlığına. Sırtımda tırnak izleri aç gecelerin boğuştuğu yastıklar. Derdim tasam son kez rastlamak sokak başında adına türküler yakılmış dost yüzlere. Ardından kopsun kıyamet. El ele verir yürürüz caddelerde. En hakiki aşk değil mi çocuk yüzlerindeki sevinç.
    Deviririz korkuları, devim yaparız, sevişmek deriz adına ölümün, ölürken mutlu ölürüz.
    Söyle bana gece; düşlerimi bölenler lal mi şimdi?


    Çekip çıktığı kapıları hiç mi merak etmezler ? Geceler yalnız bana mı zimmetli, herkesin bir gecesi var hiç mi bilmezler?







    Biz bir varmışız... Bir de yok........................

    Seni gördüğümde,

    çocukluğumda dinlediğim bir masalı hatırladım.

    Bir İran masalında,

    sevdiği kadını yüzyıllarca aynı ruhla,

    başka bedenlerde arayan bir adam anlatılır.

    "Adam sonunda, yüzyıllardır aradığı kadını,

    uzak ülkelerin birinde bulur.

    Ona güneşli bir gökyüzü altında

    beraber toprak işlemek istediğini anlatır.

    Kadın sadece gülümser

    ve uzak ülkesinde yaşamaya devam eder".

    Seni ilk gördüğümde,

    sıcak bir ülkede benimle birlikte olmayacağını,

    kendi dünyanı bana taşımayacağını biliyordum.

    Yine bana gülümsediğinde biliyordum ki

    ben yüzyıllardır yeryüzünde seni aramışım,

    sesi herşeyin sebebi olabilecek adam!...

    Bir varmış bir yokmuş diye başlarmış masallar...

    Her masalın sonunda

    muratlarına eren aşıkların

    kerevetlerinin bir ucuna hafiften ilişip,

    gökten yere düşen o üç elmanın birinden

    bir ısırık alabilmek hevesmiş...

    Ne o kerevetlere dokunabildik, ne de elmalara...

    Masal işte,adı üstünde,

    neyine heveslenir, neyine mutlu olurduk anlamazdık,

    ama büyüdükçe gördük ki

    bir arpa boyundan fazla yol alamamışız,

    ne kendi masalımızda ne de bir başkasının masalında...

    Her masal gibi

    bir varmış bir yokmuş diye başlayacakken,

    bendeki senin masalına

    "varmış" demeye dilim varmadı bir türlü.

    Bir varmış bir yokmuş demeden de masallara

    başlanırmış demekki!...

    "Bir yokmuş hiç olmamış,

    evvel zamanlar kadar uzak olmayan bir zamanmış,

    ne çok çok uzak, ne de çok yakın bir ülkeymiş,

    herhangi bir yermiş işte...

    İnanılmayacak kadar olağanüstü şeyler de olmazmış,

    sıradan, basit hayatlar yaşanırmış.

    Ne çok iyiler varmış ne de çok kötüler,

    sıradan hayatlar yaşayan,ölü bakışlı, <******>

    gülmeyen insanlar varmış,bu herhangi bir ülkede.

    Ve sıradan insanların arasında yaşayamaya çalışan

    bir kız varmış,yaşamaya çalışırmış,

    ne insanlar onu sevmiş ne o insanları...

    Alışamamışlar birbirlerine,mutsuzmuş,

    o kadar uzun zamandır mutsuzmuş ki

    kendisini bu kadar mutsuz eden sebebi bile unutmuş

    sıradan birşey haline gelmiş bu onun için.

    Yapması gerekenleri yaparmış sadece,

    ne bir artı, ne bir eksi.

    Mutsuzmuş ama ağlamazmış da,

    gülmeyi unuttuğu gibi ağlamayı da unutmuş,

    sorular sormuş insanlar,

    anlatmaya çalışmış hep birşeyleri,

    anlatamamış...

    İnsanlar anlayamamış...

    Karabasanlarla uyanıyormuş, uyumaktan korkmuş,

    kendisinin bile duymayacağı çığlıklar atmış

    kimse duymamış,

    hayatlar devam ediyormuş

    ama kocaman bir eksik varmış,

    adını koyamadığı eksiğin ağırlığı acı vermeye başlamış.

    Bir lanet, bir kara büyü gibi çöktükçe çökmüş üstüne.

    Birgün kırılmış bütün direnci

    saklayıvermiş kendini herkesten ,herşeyden.

    Kocaman tuğlalardan duvarlar örmüş kendine,

    kendi duvarları arasında yaşamaya başlamış,

    ne o insanları, ne insanlar onu görebiliyormuş artık.

    Mutlu değilmiş ama kurtulmuş o karabasandan

    "iyiyim" diyormuş "yalnız olsam da iyiyim"...

    Nasıl olsa alışmış mutsuz olmaya,

    kendi dünyasında, kendiyle başbaşa olmaya.

    Herşey iyiymiş hoşmuş da

    gene de içinde kocaman bir boşluk varmış,

    "istediğim şey buysa ,neden hala içimdeki bu burukluk?"

    diye düşünürmüş bazen,

    iyi bile olsa gene de eksik birşey varmış.

    "Nasıl olursa olsun gene de yaşıyorum işte" der

    sustururmuş içindekini.

    Ki duvarlarının dışında bir ses duymuş,aldırmamış

    ilk önce,"herhangi bir ses işte" demiş.

    Sonra bakmış ki

    herhangi bir ses diye geçiştirdiği bu sesi

    arar olmuş kulakları, yüreği,tekrar duyabilmek için... <******>

    Beklemiş,beklemiş...

    Gündüzleri geceleri birbirine girmiş,

    kulaklarında o ses

    şarkılar söylerken yakalamış kendini,

    kendine bakmış aynada,gülümsemiş, utanmış.

    Hergün duyar olmuş o sesi,

    sıcacık bir sesmiş içi ısınmış, aklı kalmış.

    Sesi duyabilmek yetiyormuş önceleri

    fazlasına gerek yokmuş,

    ama zaman geçtikçe yetmez olmuş,

    "nedir ki bu,niye hergün bekler oldum"

    diye soruyormuş kendine...

    Cevabını bulduğunda önce korkmuş,

    ama geçmiş korkusu o sesi duydukça,

    yerini başka birşeyebırakmış...

    "Sevdalandım ben" demiş",

    "tanımadığım birsese sevdalandım işte"

    diyormuş kendine...

    Yetmiyormuş artık sadece duymak,görmek...

    Dokunmak istiyormuş sevdiği sesin sahibine,

    bir şarkı söylemeye başlamış o sese,

    susmuş ses,dinlemiş.

    İkisi de duvarın iki tarafında konuşmuşlar bir zaman.

    Cesaret edemiyormuş. söyleyemiyormuş...

    Aşık olduğu ses hem cesaret veriyor

    hem de korkutuyormuş çünkü...

    Ve birgün toplamış bütün cesaretini

    davet etmiş dünyasına sesi.

    Kabul etmemiş ses"ben kötüyüm kanma bana" demiş.

    İnanmamış kız, "sadece gel" demiş.

    "Mutsuz olursun" demiş ses.

    "Ne farkeder ki" demiş kız, "ha bir eksik ha bir fazla".

    "Hayır" demiş defalarca ses.

    "Seviyorum, gelmezsen eğer öleceğim"demiş kız.

    Dayanamamış sesin sahibi,

    kötüyüm bile dese dayanamazmış kıza birşey olmasına...

    Herhangi bir geceymiş gene, kız beklemiş,

    " bekleme"demiş ses ama elinde değilmiş bekliyormuş.

    Ilık bir rüzgar esmiş, içi titremiş,

    arkasında olduğunu biliyormuş

    ama dönmeye cesaret edememiş,

    "korkma"demiş ses.

    Dönebilmiş sonunda... Kaldırmış başını.

    Gözlerini dikmiş gözlerine,

    gülümsüyormuş sesin sahibi adam...

    Bakakalmış kız... Seyretmiş... <******>

    Adını koyamadığı birçok şeyin ismini bulmuş o yüzde...

    Çocukluğunu görmüş, gülümsemiş...

    Acılarını görmüş...

    Özlemeyi,özlenmeyi görmüş...

    Saçları yağmur, teni gece kokuyormuş adamın,

    doya doya çekmiş içine.

    "Sen AŞK'sın" demiş...

    Saatlerce anlatmış ona

    hiç konuşmadığı kadar çok konuşmuş.

    Anlattıkça anlatmış gülmüş.

    Ağlamış, kızmış, bağırmış,

    yorulmak bilmeden konuşmuş adamla.

    Adam dinlemiş.

    Sıcacık sesiyle o da anlatmaya başlamış,

    bambaşka şeyler anlatıyormuş...

    Ölümden, gitmekten bahsediyormuş en çok...

    Dinledikçe değişmiş kızın yüzü,

    sesi seviyormuş ama söyledikleri korkutmuş,

    yüzündeki mutluluğa gölge düşmüş,ağlamaklı olmuş.

    İstiyormuş ki güzel şeyler anlatsın sevdiği adam.

    İstiyormuş ki hiç gitmesin yanından...

    "Gitme" demiş...Ve ilk defa dokunmak için elini

    uzatmış..."...

    Ninelerimiz dedelerimiz kadar bile olamamışız hiç,

    onlar çok uzun zamanlar öncesinde,

    çok çok uzak ülkelerde,

    her engele rağmen gökten üç elma düşürebilirken,

    biz sevdiğimize bile sunamamışız bir elmanın yarısını...

    Onlar;

    devlere, canavarlara, kötü kalpli cadılara rağmen

    ayakta tutabilirken aşkı,

    biz içimizdeki korkak bizle başedememişiz.

    Biz "bir varmış" demeye bile korkmuşuz...

    Biz masallar yaratmakbir tarafa,

    küçük öyküleri bile elimize yüzümüze bulaştırmışız...

    Biz bir masal tadında,

    saflığında, yaşayabileceğimiz herşeyi

    kendi ellerimizle teslim etmişiz kötü kalpli cadılara,

    farkına bile varmadan güçler vermişiz ellerine,

    sonra ezilmişiz karşılarında...

    Biz bir arpa boyu yolu bile soluk soluğa almışız...

    Biz bir varmışız... Bir de
    Eklenen Resim Ön İzlemesi Eklenen Resim Ön İzlemesi
    Azeribalasi (25.05.13) Beğenenler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş