Beklemek zordu. Ne olacağını, kendisini nelerin beklediğini bilmeden beklemek hele. Üç gün mü üç ay mı, üç yıl mı? Ne kadar bekleyecekti, ne kadar beklemeliydi hiç bilemeyecekti. Üç yıl, üç asır beklese bile beklediğine değecek miydi? Cevabı imkansız sorular canını sıkıyordu. Aradıkça bulamıyordu istediği cevapları. Sanki sorunlar yaratılmıştı da cevaplar henüz yaratılmamış gibi hissediyordu böyle zamanlarında. Ne yapacağını bilememe hali yoruyordu kendisini. Çekip gitmeli miydi, kalıp

Bu konu 635 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
***...Ya Hep Ya Hiç...*** 635 Reviews

    Konuyu değerlendir: ***...Ya Hep Ya Hiç...***

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 635 kez incelendi.

  1. #1
    Emine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    14.08.08
    Mesajlar
    20.697
    Beğendikleri
    9.674
    Beğenileri
    5.315
    Tecrübe Puanı
    100
    @Emine

    Standart ***...Ya Hep Ya Hiç...***

    Beklemek zordu. Ne olacağını, kendisini nelerin beklediğini bilmeden beklemek hele. Üç gün mü üç ay mı, üç yıl mı? Ne kadar bekleyecekti, ne kadar beklemeliydi hiç bilemeyecekti. Üç yıl, üç asır beklese bile beklediğine değecek miydi? Cevabı imkansız sorular canını sıkıyordu. Aradıkça bulamıyordu istediği cevapları. Sanki sorunlar yaratılmıştı da cevaplar henüz yaratılmamış gibi hissediyordu böyle zamanlarında.

    Ne yapacağını bilememe hali yoruyordu kendisini. Çekip gitmeli miydi, kalıp mücadele mi etmeliydi? Birisi kendisine bunu söylesindi. Bunun kararını kendi adına birisi versindi. Hatta versin ve uygulasındı. “Bu sefer de olmadı, ya nasip!...” mi demeliydi yoksa? Sorular kırk ayak gibi çoğaldıkça çoğalıyordu beyninin ve yüreğinin tam ortasında.

    “Bu yüreğim yok mu bu yüreğim…” dedi kendi kendine. Ne oyunlar etti bilirdi. En çok da kendini incitmişti halbuki. Başka türlü büyümüyordu yürek, olgunlaşmıyordu işte. Kendince biraz büyüdü biraz da olgunlaşmıştı en fazla…

    “Bir şeyler yapmalı” diye düşüne düşüne deviriyordu günleri. Ama ne yapacağı şeyi bulabiliyordu ne de acıları hafifliyordu. Sırra kadem basmayı bile denemişti. Gitti en dip köşelere saklandı. Sıkı sıkı örttü üstünü kimseler görmesin diye. Ama o da işe yaramamıştı işte. Gittiği her yere yüreği de geliyordu beraberinde. Barışsa olmuyordu küsse olmuyordu bu yürekle. "Ah çıkartıp bir aç köpeklerin önüne atabilsem..." derdi kızdıkça yüreğine. Atamayacağını bilirdi bilmesine de canı da çok yanardı işte.

    Çözüm araması gereken kendisi miydi bu macerada onu bile bilmiyordu. Kendisinden başka çözüm arayan da yoktu sanki. En azından çözüm için uğraşan bir yürek görmek istiyordu kendi yüreğinin yanında. Gerekirse çözümsüzlüğün acısını bile birlikte yaşamak. Ona bile ihtiyacı vardı şimdilerde. Savaştan yenilgiyle çıksa bile insan en azından “elimizden geleni yaptık” demenin hazzını yaşamak istiyordu. Oysa savaşamadık biz hiç. Çektiğimiz kılıçları bir bir koyduk kınlarına. Bütün gücümüzle hiç sallayamadık o kılıçları. Belli ki bilmiyorduk biz bu savaşın kurallarını…

    Zor olan buydu belki. Savaş hile hurda demekti. Göze göz, dişe diş, cana candı. Büyük oynayan büyük kazanacağı gibi, büyük de kaybedecekti. “Ya hep ya da hiç” dedirtecek cinstendi. Azla yetinmeye ise yoktu kimsenin niyeti.

    Gözü kara dalmak istiyordu savaş meydanına. Kaybedecek ondan kıymetli neyi vardı sanki. Yeter ki aynı safta yer alsınlardı. Omuz omuza, yürek yüreğe savaşsınlardı. Zafer ölümüne de olsa onun gözlerinin içine bakarak ruhunu teslim etmekti.

    Dedim ya “ya hep ya hiç” ti.

    Aslolan pervanenin ışığa duyduğu özlemdi…

    03/10/2007


    alinti


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: ***...Ya Hep Ya Hiç...***

          Kategori: Atış Serbest

          Konuyu Baslatan: Emine

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 635


Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş