Aile bir devletin en temel birimidir. Aile yapısı güçlü olan bir milletin devlet yapısı da güçlü olur. Ancak aile yapısı çökmüş, manevi değerlerini kaybetmiş, bireyleri arasında sevgi, saygı, birlik ve beraberlik, vefa duyguları körelmiş bir devletin güçlü olması mümkün değildir. Özellikle dinsiz bir toplumun hedef alındığı bazı ülkelerde bu manevi çöküş çok büyük bir hız kazanır ve ahlaki dejenerasyon toplumun her kademesinde kendini gösterir. Bu gibi toplumlarda hayat, sadece karşılıklı maddi

Bu konu 668 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Aile Bağları 668 Reviews

    Konuyu değerlendir: Aile Bağları

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 668 kez incelendi.

  1. #1
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Standart Aile Bağları

    Aile bir devletin en temel birimidir. Aile yapısı güçlü olan bir milletin devlet yapısı da güçlü olur. Ancak aile yapısı çökmüş, manevi değerlerini kaybetmiş, bireyleri arasında sevgi, saygı, birlik ve beraberlik, vefa duyguları körelmiş bir devletin güçlü olması mümkün değildir. Özellikle dinsiz bir toplumun hedef alındığı bazı ülkelerde bu manevi çöküş çok büyük bir hız kazanır ve ahlaki dejenerasyon toplumun her kademesinde kendini gösterir. Bu gibi toplumlarda hayat, sadece karşılıklı maddi çıkarlar üzerine kuruludur.



    >Birbirlerine çok yakın aile bireyleri arasında dahi sevgi, kardeşlik, dayanışma, fedakarlık ve sadakat duyguları gibi manevi duygular köreldiğinde, artık o milletin varlığını devam ettirebilmesi çok zor olur. Çünkü bu dejenerasyon yalnızca aile ortamlarında yaşanmakla kalmaz, toplumun tüm kesimlerine yayılır. Okullarda, arkadaş toplantılarında sevgi ve saygı yerine, haset, ikiyüzlülük, alay, dedikodu gibi kötü tavırlar ortaya çıkar. İşyerlerinde de tüm sistem çıkar ilişkileri üzerine kurulu olur. Kimse kimsenin hakkını korumaz, adalet aranmaz, mazlumlara karşı şefkat ve merhamet duyulmaz. Kısacası böyle bir milletin bireylerinin birarada huzur ve barış içinde yaşamaları imkansız hale gelir.



    >Amerikalı yazar Desmond MORRIS şöyle diyor: "Ne yazıktır, hemen hemen hiç dikkatimizi çekmiyor ama bizler birbirimize giderek daha az dokunuyor ve sürekli aramıza mesafe koyuyoruz. Böylece fiziksel temas yokluğu insanlarımız arasına duygusal uzaklığı sokuyor. Çağdaş kent yaşamı sanki insanlara duygusal bir zırh giydirmiş, kadife yumuşaklığındaki ellerine de demir eldiven taktırmıştır. Böylece kendimizi tuzağa düşmüş ve en yakınlarımıza karşı yabancılaşmış gibi duyumsuyoruz."



    >“Modern” olmak adına birçok insan ruhunu, mutluluğunun anlamını ve aile yaşamını hesaba katmadan yalnızca konforunu arttırıcı şeylere ulaşmayı amaçlamıştır.



    >Teknoloji zafer kazandıkça, iletişim araçları çoğaldıkça insan anlam kaybına mı uğradı acaba ? Eşyaya bağlandı, banka hesaplarına, borsaya, dev şirketlerdeki pozisyonlara, mevkilere..



    >İnsanlık, imtihan araçlarından biri olan eşyaya, hiç bu kadar bağlanmış mıydı ? Mesela, internet, cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar insanı aileden koparıp yalnızlaştırmadı mı? Burada terslik insanın eşyaya sahip olup onu kullanmasında değil, eşyayla kurduğu ilişkinin niteliğidir.



    >Oysa ilerleme, en yeni teknolojiye sahip olma her zaman iyidir, geliştiricidir, ufuk açıcıdır – ama ölçüsünde olup doğru kullanıldığı zaman!



    >Bu terslik, olması gerekenin tam tersi bir sonuç doğurarak, eşyayı insanın sahibi ve efendisi, insanı da eşyanın kölesi kıldı. Sonunda eşya özne, insan nesne durumuna düştü...



    >Her geçen gün daha fazla parçalanıyoruz ve aile bağlarımız zayıflıyor. Batıdan ithal edilen modern hayat tarzıyla fedakârlık, yardımseverlik, dostluk ve sevgi üzerine inşa edilen sıcacık yuvalar yerine, bireysel özgürlük ve bireysel yaşam tarzlarının yaygınlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Aile ortamlarında paylaşılan muhabbetlerin, anıların, sevinçlerin ve hüzünlerin geçmişlerde kaldığı, her şeyin karmaşaya dönüştüğü, aile kavramının işlevini yitirdiği bir çağda yaşamanın verdiği sıkıntılar, elbette insan hayatında tedavisi mümkün olmayan yaralar açmakta, modern hayatın ilk anda fark edilemese bile, kısa süre sonra farkına varılan çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır.



    >Peki hangisi modernliktir? Tüketim kültürüne teslim olup yalnızlaşmak mı, yoksa hem teknolojinin ve gelişmenin tüm imkanlarını kullanıp aileyle daha güzel paylaşımlarda bulunabilmek mi ?



    >Geleneksel aile yapımızın değişmesinde modernleşme çabalarının, insanları kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırma senaryolarının büyük payı olduğu söylenebilir. Gelenekle modernlik arasında sıkışmış insanımız ne geleneğin yanlışlarını düzeltebilmeyi ihtiyaç olarak gördü, ne de Batı dünyasından ithal ederek güzel gördüğü bireyci yaşam biçimine uyum sağlayabildi. Arafta kalmış bir aile yapısı, sadece çocukların aileyle ilgili bağlarını değil, anne-baba ilişkisini de bozmuyor mu ?



    >Geçtiğimiz günlerde İngiliz Anglikan Kilisesi'nin ileri gelenleri arasında bulunan 5 piskopos, hükümeti, ailenin daha çok parçalanmasına, halkın daha çok borca batmasına ve zenginle fakir arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açan politikalarını gözden geçirmeye çağırmıştı. Sunday Telegraph gazetesine makale yazan piskoposlar, hükümetin politikalarının ahlaki açıdan sorgulanmaya muhtaç olduğunu belirtirken, “halkın her geçen gün daha sağlıksız bir borç yapısı içine girmesinin, ailelerin parçalanmasına yol açtığını” kaydetmişlerdi.



    >Hürmet kavramından uzaklaşan Batı, çocukları tarafından terk edilerek huzurevlerinde zorunlu ikamete maruz bırakılan anne ve babalar için eğer varlıklılarsa, haftanın belli gün ve saatlerinde kendileriyle sohbet edecek paralı göstermelik insanlar tutuyor. Amaçsa ortada; belli bir süre içine düştükleri yalnızlık psikolojisinden biraz olsun kurtulmak. Bizde de son zamanlarda buna benzer manzaraların meydana gelmeye başlamış olması, Türk ve İslam kültür ve geleneklerimizden ve değerlerimizden çok çok uzaktır.



    >Hadis-i Şerif: “Sizin hayırlı olanınız aile efradına hayırlı olanınızdır..”



    >Aile bağlarını güçlendirerek müthiş bir toplumsal güç meydana getirebilecek, toplumu en küçük halinden; çekirdekten başlayarak ıslah edecek; inşa edecek, insanın insana hürmetini, sevgi ve saygı bağlarını güçlendirerek insanı insan yapan değerlerimize sahip çıkmak bizim elimizdedir.



    >Sırtımızı döndüğümüz, küçümsediğimiz, uzaklaştığımız medeniyetimizde, bir madalyon gibi boynumuzda taşımamız gereken değerlerimizle yeniden tanışarak, özümüze dönerek aile içi muhabbetimizi, aile bağlarımızı yeniden sorgulamamız gerekiyor.



    <Ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.” (Tahrim Suresi,6)>







    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Aile Bağları

          Kategori: Atış Serbest

          Konuyu Baslatan: Vuslata Hasret

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 668

    Ezan Oldum Dinmedim.Bayrak Oldum İnmedim. Şehit Oldum Ölmedim.Adım Müslüman Soyadım Türk Benim

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş