ÖLÜM ANININ HİSSETTİRDİKLERİ... Pennsylvania Üniversitesinin Ses Getirecek Araştırması Tıbben ölü olarak kabul edilmiş insanları, öldükten sonra yeniden yaşama dönmeleriyle ilgili olayları araştırmak amacıyla, Pennsylvania Üniversitesi’nde "Diriliş Bilimi Merkezi" adıyla bir klinik açıldı. Tıp biliminde çok yeni olduğu belirtilen bu klinik, "tıbben öldükten sonra yaşama dönme" konusunda, National Geographic’in TV kanalında "Ölümden Geri Döndüm" isimli belgeselde ele alındı. Pennsylvania

Bu konu 1320 kez görüntülendi 3 yorum aldı ...
ölüm anının hissettirdikleri 1320 Reviews

    Konuyu değerlendir: ölüm anının hissettirdikleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1320 kez incelendi.

  1. #1
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Standart ölüm anının hissettirdikleri

    ÖLÜM ANININ HİSSETTİRDİKLERİ... Pennsylvania Üniversitesinin Ses Getirecek Araştırması

    Tıbben ölü olarak kabul edilmiş insanları, öldükten sonra yeniden yaşama dönmeleriyle ilgili olayları araştırmak amacıyla, Pennsylvania Üniversitesi’nde "Diriliş Bilimi Merkezi" adıyla bir klinik açıldı. Tıp biliminde çok yeni olduğu belirtilen bu klinik, "tıbben öldükten sonra yaşama dönme" konusunda, National Geographic’in TV kanalında "Ölümden Geri Döndüm" isimli belgeselde ele alındı. Pennsylvania Üniversitesi’nde bir yıl önce açılan "Diriliş Bilim Merkezi" araştırma görevlisi Dr. Benjamin Abella, konuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:


    Üçüncü evre



    Klinik ölüm litreratürde, kalbin durması ve beynin fonksiyonlarını yitirmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak son yapılan araştırmalarda “ölümle yaşam arasında” üçüncü bir evrenin varlığını ortaya koymaktadır. Araştırmacılar bu evrenin, insanın kalbinin durması ve beyninin fonksiyonlarını yitirmesiyle klinik ölümün gerçekleştiğini, ancak neredeyse tüm hücrelerin canlı kaldığı durum şeklinde tarif edilebilir olduğunu söylediler."



    Ölümden Sonra Dirilme Üniversitesi: Ölümle Yaşam Arasında 3. Bir Evre Var. Bu Evrede Kalbin Durması, Beyinin Fonksiyonlarını Yitirmesiyle Klinik Ölüm Gerçekleşiyor. Ancak Tüm Hücreler Canlı Kalıyor...




    Diriliş Bilim Merkezi, insanın öldükten sonra, ilaçlar ve kimyasallar yardımıyla yeniden yaşama döndüğünde, hücrelerinin nasıl hiçbir zarar görmediğini ve nasıl hiçbir şey olmamış gibi yaşama devam ettiği sorusuna da yanıt arıyor.



    Ölümden dönenlerden biri olan Amerikalı Ward Kenz, Sioux Falls bölgesinde buzlarla kaplı göle düştükten sonra, kurtarma ekipleri tarafından yarı donmuş halde gölden çıkarıldı ve klinik olarak öldüğü açıklandı. Ancak "defibrilasyon" cihazının yardımıyla yeniden yaşama döndürülen Kenz, şu anda ölüme ait hiçbir iz göstermeden ve engelsiz olarak yaşamını sürdürüyor.






    Ölüm anının hissettirdikleri



    Başka bir araştırma ise, dünyanın önde gelen bilim dergisi New Scientist’in de yayımladığı, İskoçya'daki Caledonian Üniversitesi'nden psikolog Cynthia McVey’in, ölümden dönenlerle görüşerek ve bilimsel incelemeleri bir araya getirerek yaptığı araştırma. Araştırma, kan kaybından kalp krizine, asılmadan kafa kopmasına kadar birçok ölüm şeklinde asıl sorumlunun, beyne oksijen gitmemesi olduğunu ortaya koydu.



    McVey’in yaptığı araştırmaya göre ölüm anlarında şunlar yaşanıyor:



    Yanma: Yanıklar, çok şiddetli acıya yol açıyor. Sinir uçlarının yanması ile birlikte bu acı hissi bir süre sonra ortadan kalkıyor. Ardından kişi, biraz his kaybına uğruyor. Araştırma, yanarak ölen kişilerin asıl ölüm nedenin, çoğunlukla zehirli gazların solunması ve nefessizlik olduğunu gösteriyor

    Yüksekten düşme: ABD'deki Golden Gate Köprüsü'nden atlayan 100 kişi üzerinde yapılan araştırma neticesinde kalbin patlaması, akciğerin iflas etmesi ve kırılan kaburgaların iç organlara zarar vermesi sonucunda öldüğü ortaya çıktı.



    Boğulma: Araştırma, kişinin ilk anda büyük bir panik yaşadığını ve bu nedenle nefesini tuttuğunu gösteriyor. Nefesini tutan kişinin ciğerlerine su doldukça, bir yanma ve yırtılma hissi duymaya başlıyor. En son hissedilen şey ise sakinlik ve dinginlik oluyor. Kişi oksijen alamadığı içinde bilinci kapanıyor ve ölüm gerçekleşiyor.



    Kafanın kopması: Uzmanlara göre beyin, kafa koptuktan saniyeler sonra bile fonksiyonlarını sürdürüyor. Fransa'daki raporlara göre 18'inci yüzyılda giyotinle idam edilenlerde gözlenen şeyin, kopan kafada 30 saniye kadar yüz mimiklerinin görülmesi oldu.



    Kan kaybı: Kişi 1,5 litre kan kaybettiğinde kendini halsiz, susamış ve korkmuş hissediyor. İki litre kan kaybettiğinde ise, baş dönmesi ve bilinç kaybı başlıyor.



    Dekompresyon (basınç kaybı): Ani basınç kayıplarından kurtulanlar göğsüne vurulmuş gibi ani bir acı hissettiklerini anlatıyor. Eğer kan kaybı durdurulmazsa 15 saniyeden kısa bir süre içinde de bilinç kaybı yaşanıyor.



    Elektriğe kapılma: Elektrik akımına kapılma, kalbi durdurabiliyor. 10 saniye sonra da bilinç kendini kapatıyor. Elektrikli sandalyede idam edilen mahkûmların ölüm nedeni ise, beynin aşırı ısınması ya da boğulma oluyor.



    Asılma: Yağlı urganla asılarak boğulan kişilerde 10 saniye içinde bilinç kaybı yaşanıyor. Fırlatma tarzı asılmalarda amaç, boynun kırılmasını sağlamak. Fakat bu yöntemle asılan mahkûmların ölme nedenlerinin de yine boğulmadan kaynaklandığı belirtiliyor.


    Kalp krizi: Kalp krizi geçiren kişilerde en çok rastlanan olay, kaslara oksijen gitmemesi nedeniyle kişinin çırpınmaya başlaması oluyor. Daha sonrasında şiddetli göğüs ağrısıyla birlikte, kalbin normal ritmi bozuluyor, kalp atışları duruyor, bilinç kapanıyor ve ölüm gerçekleşiyor.



    Zehirli iğne: ABD'de idamlarda kullanılan zehirli iğne yöntemi, doğrudan kalbin durmasına neden oluyor. Araştırmalar gösteriyor ki mahkûmlar bu esnada, yanma ve büyük acı hissediyor.



    Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (Bakara Suresi, 56)



    O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. (Rum Suresi, 19)

    Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir; (Vakıa Suresi, 60)



    Andolsun, siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz. (Ali İmran Suresi, 143)



    Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. (Ali İmran Suresi, 185)



    Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş kalelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar? (Nisa Suresi, 78)


    alıntı
    resimleri koymadım.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: ölüm anının hissettirdikleri

          Kategori: Enteresan,Yaşanmış Olaylar

          Konuyu Baslatan: Vuslata Hasret

          Cevaplar: 3

          Görüntüleme: 1320


  2. #2
    eva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.05.10
    Mesajlar
    42
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    Thanked 1 Time in 1 Post
    Tecrübe Puanı
    0
    @eva

    Standart

    Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (Bakara Suresi, 56)

    acaba şükrediyormuyuz yoksa tamamen boşmuveriyoruz

  3. #3
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Standart

    Ölüm Üzerine

    esifil@yahoo.com
    Hayatın en yalın gerçeği ölüm. Gözümüzle göremediğimizi düşünürüz onu çoğu zaman. Bu sebeple de idrak edilemez olduğunu zannederiz. Oysa o bütün hakikatiyle hep en yakınımızdadır. Her sene ölüp yeniden dirilen tabiat, doğum anından itibaren başlayan hayat maceramız, hele de ağaran saçımız sakalımız… Hep ona doğru yol almakta olduğumuzu ihtar eder durur.
    Ölüm hakikatiyle birlikte düşündüğümüzde ancak anlamlıdır varlığımız. Hayatı "insanca" yaşamak onunla iç içeliğimizin idrakinde saklıdır.
    Ölüme bakışımız, ahirete bakışımızla doğrudan irtibatlıdır. Kimin başı ölümle hoş değilse, ya yaşadığı hayata, ya da ahirete inanmıyordur.
    Mü'minin günah ve münkerattan uzak durması ve salih amel işlemekteki hırsı, meseleye "dışarıdan" bakan çoklarına, eninde sonunda bir "menfaat temini" gayreti olarak görünür. Bilmezler ki "Allah rızası" mü'min için her türlü beklentinin üzerinde ve ötesindedir; maksadın içindeki maksattır. "Mevla görelim neyler; neylerse güzel eyler" kıvamındaki teslimiyet hayata da ölüme de gerçek anlamını veren idrak ve şuur durumunun yansımasıdır.
    Doğrusu, bu ruh ve idrak durumunun, her türlü menfaati ve "karşılık beklediği için yapma" basitliğini aşan, "layık olma" gayreti olarak görülmesidir. Yüce Yaratıcı'nın rahmet nazarından mahrum kalma korkusu, O'nun "kulum" hitabına layık olamama endişesi mü'min için her türlü hassasiyetin kaynağıdır. Ve aslında insanı "mü'min" yapan da temelde bu endişe ve korkunun ruhuyla-bedeniyle, kalbiyle-azalarıyla bütün varlığını kaplamasından başka birşey değildir.
    İmam el-Buhârî ve daha başkalarının naklettiği bir hadiste Efendimiz (s.a.v) bu noktayı şöyle izah buyurmuştur: "Kim Allah'a kavuşmayı arzu ederse, Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kim Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz. (Bunun üzerine ezvac-ı tahirattan orada bulunan Hz. Aişe (r.anha) veya bir diğer annemiz, "Bizler (insan olarak) ölümden hoşlanmayız (bu durumda ilahi iltifattan mahrum muyuz?)" dedi. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: Öyle değil. Fakat mü'min ölüm anında Allah'ın rıza ve ikramı ile müjdelenir. O anda onun için önünde bulunan (bu müjdeden ve onun sonuçların) dan daha sevgili hiçbir şey yoktur. Bunun üzerine Allah'a kavuşmayı arzu eder; Allah da ona kavuşmayı ister. Kâfir ise ölüm anında Allah'ın azap ve ikabıyla müjdelenir. Onun için önünde bulunan (bu azap) dan daha kötü hiçbir şey yoktur. Bu sebeple Allah'a kavuşmak istemez; Allah da ona kavuşmayı istemez."[1]
    Dünyanın bir "oyalanma ve aldanma yeri" olduğu gerçeği ölümle birlikte anlam kazanır. Ölümün "ağızların tadını bozan" olması, aslında kendisinden değil, bizden kaynaklanan bir durumu ortaya koyar. Ölüm ağzımızın tadını bozuyorsa, bizim dünyaya fazlaca daldığımızın ifadesidir. Bu itibarla, ölümü bu şekilde tasvir eden rivayeti, "Ölüm ağzınızın tadını bozuyorsa dünyaya fazlaca dalmışsınız demektir. Bu durumdaki kimseler ölümü daha fazla ansın" şeklinde anlamak –Allahu a'lem– yanlış olmayacaktır. Zira ancak bu durumda ölümü anmak insanı battığı yerden çekip çıkarır. Yoksa ölüm hakikatini bir an olsun idrakinden çıkarmayanlar için ölüm niçin "ağızların tadını bozucu" olsun ki!

    Ebubekir Sifil

    [1] Mü'minlerin annesinin bu rivayetteki sorusu, ölüm hakikatinin idrakinde olmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Burada, meselenin sıradan insanlar için arz ettiği mahiyet gündeme getirilerek Efendimiz (s.a.v)'den daha fazla izah isteme amacı vardır. Nitekim arkasından gelen izah, bu sorunun isabetini ortaya koymaktadır.


    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

  4. #4
    ŞiMaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10.12.09
    Mesajlar
    22.204
    Beğendikleri
    2.665
    Beğenileri
    3.498
    Tecrübe Puanı
    100
    @ŞiMaL

    Standart

    sagol abi ben zekaret anından çok korkuyorum

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş