Ölmeden önce Allah'a kavuşmak daha kolay olabilir mi? Beyaz 14 yıllık suskunluğunu bozdu, Turgay Özen iyibilgi’nin sorularını yanıtlamaya devam ediyor. “Her yazdığın şiirle daha ölmeden Allah’a kavuşmak…” Nasıl mümkün olur bu? İnsanların bazıları ancak ölünce Allah’a kavuşacaklarını düşünürler… Ben asıl ölmeden önce Allah’a kavuşmanın daha kolay olduğunu düşünenlerdenim… Çok zor değil ki bu! Ölmeden önce öleceksin sadece… Nefsin azgınlığını terk edip, bir ağacın altında, bir çocuk

Bu konu 843 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
'Şeytanı kalemle kağıt arasına Sokmam. 843 Reviews

    Konuyu değerlendir: 'Şeytanı kalemle kağıt arasına Sokmam.

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 843 kez incelendi.

  1. #1
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Standart 'Şeytanı kalemle kağıt arasına Sokmam.

    Ölmeden önce Allah'a kavuşmak daha kolay olabilir mi?


    Beyaz 14 yıllık suskunluğunu bozdu, Turgay Özen iyibilgi’nin sorularını yanıtlamaya devam ediyor.

    “Her yazdığın şiirle daha ölmeden Allah’a kavuşmak…” Nasıl mümkün olur bu?

    İnsanların bazıları ancak ölünce Allah’a kavuşacaklarını düşünürler… Ben asıl ölmeden önce Allah’a kavuşmanın daha kolay olduğunu düşünenlerdenim… Çok zor değil ki bu! Ölmeden önce öleceksin sadece… Nefsin azgınlığını terk edip, bir ağacın altında, bir çocuk gibi kelimelerle oynayacaksın… Ve bununla da dünyayı değiştireceğine inanacaksın…

    İnanın bana, Allah’ın yardımı gelip bulur o zaman sizi…

    Varlık, zaman ve ölümden söz ediyorsunuz. Herkes kendi üzerine düşünür; varlığının, zamanın ve ölümün…

    Asıl bilmek istediğimiz kendimizdir… Bu karışık dünyanın içinde hâlâ kendi kalabilmiş herkes, Allah’ın Rahman ve Rahim olan bakışı içindedir… Bu yeterlidir insan olan için! O’nun huzurunda olabilmek… Ve O’na ibadet etmek… Sonra kendimizi de unutmak…Rabbini bilmek…

    Başka ne isteyebilir ki yeryüzüne halife olarak gönderilmiş ve Allah’ın kulu olabilmiş bu fakir…

    Beyaz’ın 21. sayısında sizin de şiirleriniz var. Şiirlerinizde kelimeler ve hatta seslerin ritmi duyuluyor; mahrem bir soru olmasından korkuyorum ama nasıl bir ilişki kuruyorsunuz kelimelerle?

    Bazıları hatırlamak için yazar, ben ise unutmak için yazarım… Bugüne kadar dünyada ne olupbittiyse en ince ayrıntısına kadar hepsi hafızama kazınmıştır… İnsanı acılar içinde süründüren şeytanın çok anlamlı bir tarihidir bütün bu olanlar! Şeytanı kalemle kâğıt arasına sokmamaya çalışırım yazarken…

    İnsan bu dünyayı unuttukça yaklaşabilir ancak Allah’a… Unutmanın en iyi şekli ise şiirle olur… Çünkü anlamlar ancak şiirle yok olur… Nefs ölür… Dünya silinir… Ve zamanın ötesindeki dünyanın ilahî sükûneti sizi içine alır… Hakikat görünür… Dünya şimdi orada sizin için yeniden kurulur!

    Dua eder gibi yazıyor şiiri derler artık onun için!

    Nasıl dua ederken insan rol yapamazsa, şiir yazarken de rol yapamaz…

    Orada, şiirin sizi götürdüğü yükseklikte, sahici bir halin içinde ölmeden önce ölürsünüz…

    Ve dağlarca hakikate kavuşursunuz…

    Kelimeler artık ölümden sonrayı da anlatırlar size!

    Evet, ben bir kalem-im!

    Benimle yazar hakikat şimdi kendini!

    Dağlarca özel sayısıyla Beyaz’ın dirildiğini söyleyebilir miyiz?

    (Acıdan parça parça olmuş bir tarih… Çocuklar her şeye rağmen ümitlerini hiç kaybetmeden gözlerimizin içine bakarlar… Şairler de halklar gibi masumdurlar aslında... Bütün halkların acısını da kendilerinde toplarlar... Bu kadar acıya dayanamazlar sonunda ve yoksunluk içinde erkenden ölürler...

    Birilerinin çıkıp haykırması gerekiyor artık sessiz bir çığlıkla... Onlar ölmediler aslında... Yaşıyorlar şiirleriyle bütün anların ve anlamların ötesinde…

    Yok olup gidecekler, şairlerle uğraşan iktidarlar olacaktır her zaman…

    Ey insanın bütün ihtiyaçlarının, adalet duygusunun, hak arayışının, varlığın o karanlık arzusu ile örtüştüğü incelikli-çocuk gövdesinin acılar içindeki tarihi!

    Söz bizde şimdi!

    Kim çıkarsa çıksın karşımıza fark etmez artık!

    Biz kalplerimizden çıktık dışarı bir defa!

    Çıktık işte!

    Nihayet kavuştuk asıl tabiatımıza!



    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: 'Şeytanı kalemle kağıt arasına Sokmam.

          Kategori: Atış Serbest

          Konuyu Baslatan: Vuslata Hasret

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 843


  2. #2
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Standart 'Tutsaklığın sonu Yaklaşıyor

    'Şiiri yetim bırakamazdık' diyen Turgay Özen iyibilgi'nin sorularını yanıtladı.


    Beyaz’ı 14 yıldan sonra yeniden yayımlıyorsunuz. Dağlarca anısında özel bir sayıyla… Dağlarca’nın anısına yeniden bir araya geldiniz Ahmet Soysal’la…

    Dağlarca’nın hakikati ile bizim hakikatimiz birbirinden farklı değildir… Eninde sonunda hakikat tek birdir… ‘Yol’lar farklı olabilir sadece… Ama yüzümüzün, kelimelerimizin kıblesi hep aynıdır…

    Dağlarca yeniden bir araya getirdi bizi, evet! Çünkü o ölünce kâinatta büyük bir sessizlik olduğunu hissettik… Yalnız başına kalmıştı şiir… O an anladık ki kalplerimizden dışarı çıkmanın zamanı geldi artık… Dağlarca’nın ölümüyle yeniden buluştuk Ahmet’le… Şiiri yetim bırakamazdık… Birlikteyken ilk sözümüz ‘Beyaz’ oldu yine… Çünkü bunca zamandır aramızda hem masumiyetini koruyup, hem de en çok direnen o olmuştur yıllara…

    Dağlarca beyaz!

    Yazının temel taşları “sağlıklı” kelimelerdir diyorsunuz yazınızda. Nasıl “sağlıklı” olur kelimeler?

    Kelimeler insanın asıl tabiatıdır… Kelimeler kirlenirse, insan da kirlenir… Tabiatın kirlenmesi dediğimiz şey nedir ki! Sadece görünen mi kirlenir?

    Siz öyle sanın! Suyun, havanın, toprağın kirlendiğini gözlerinizle görünce buna inanmanıza rağmen, kelimelerin kirlendiğini, hastalandığını gözlerinizle görmediğiniz için mi inanmazsınız? Kelimelerin hastalanmasının sizi de, insanlığı da hasta ettiğini fark etmez misiniz?

    İşte bunun için ‘sağlıklı’ kelimeler… Her sahici şair biraz da bir şifacı gibi hissetmelidir kendini… Kelimeleri iyileştirmek için çabalayıp durmalıdır… Çünkü o bilmelidir ki insanı, toplumu iyileştirmek biraz da kelimelerin eski sağlıklarına kavuşmaları ile mümkündür…

    Dağlarca gibi ben de bütün dünya uykuya çekildikten, eşyalar bile büyük bir sükûnetle derin bir uykuya daldıktan sonra, odamda, kelimeleri eski sağlıklarına, o ilk hallerine döndürmeye gayret ederim… Meşakkatle severim onları okşarım birer birer…

    Bu gayretimin mahrem-i esrarı ise şuradan kaynaklanır: Varlıktan ve zamandan yoksun bu tek bir anın içinde sanki Allah’la aramızda gidip gelir kelimeler…

    Nihayet, sabah ezanından sonra o kelimelerle, dua eder gibi bir şiir yazarım… Sizler de sabah olunca, daha hiçbir şeyin farkında olmadan, sessizce, usulca, güneşin ilk ışıklarının arasında o şiiri okursunuz…

    “Dağlarca şiire, Dağlarca hakikate her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var” diyorsunuz; nedir size böyle söyleten?

    Kelimelerin tutsaklığını sona erdireceğimiz bir zamana yaklaşıyoruz… Şimdiye kadar yapılan her konuşmanın, her yazışmanın içinde alınıp satıldılar birer köle gibi kelimeler… Cennet’te Hz. Âdem’e emanet edilmiş kelimeler… Yüzyıllardır insanlar tarafından bir tüketim nesnesi haline getirilmişler…

    Dünyada, asırlardır uygulanan bu yıkıcı zulme ortak edilmişler ister istemez kelimeler de… Ve işte hastalanmışlar sonunda… Hayatın yeniden iyileştirilmesi için ‘sağlıklı’ kelimelerden kurulmuş yeni bir sözdizimine ihtiyaç var… Bizi hakikate ulaştıracak, bize rehberlik yapabilecek bir şiire olan ihtiyaç… Ve şimdi o kelimeleri yeniden şiirin çocuk kalbine alarak, tutsaklıklarından kurtarıp, son bir defa daha özgürlüklerine, asıllarına döndürmek gerekiyor…

    Bu topraklarda şiirin direnişi, Yunus Emre’den bu yana kalbin korunması içindir… Bunca günahtan sonra bile tertemiz, masum, sağlıklı kalabilmiş kelimelerle tövbe edip, yeniden Cennet’e dönebilmek, belki tek gayesi olmalıdır insanın… Yüzyıllardır süren bu uğraş, kalbin içinde akılla buluşabilmesi içindir kelimelerin… Ve kalbin, aklın, kelimelerin birliği, kâinatın o muazzam uyumuna, huzuruna, ilahî bir tevhide ulaştıracaktır insanı…

    O zaman işte dünyaya adalet gelecektir… Zulüm bitirilecektir… Zalim olan her kimse bir daha bu kelimeleri kullanamayacaktır… Kaç kişi oldukları hemen sayılabilecektir! Dijital bir mühür yer alacaktır tüm sözlerinin üzerinde… Ama onlar o tek gözleriyle bizimle konuşmaya çalışacaklardır yine de… O ateşten gözleriyle… Kötülüklerinden vazgeçmeyeceklerdir… Zalim olanlar hemen gözlerinden anlaşılacaktır artık… O tek gözünden, ateşler içinde…

    Ey şeytansıların gözlerinden yüzyıllardır dünyayı seyretmeye çalışan, mazlumu ezen, hepimizin geleceğini karartan, maddenin karanlığına saklanmış iblis! Bütün zamanların en zalim Lordu!

    Kelimelerin tümünü kurtaracağız senin ellerinden…

    İşte bunun için beyaz… Dağlara bakmak için… Sevap kazanmak, ‘sağlıklı’ kelimelerin gücüyle zulme karşı direnmek için beyaz!

    Bir çocuğun ak avuçlarının içinden semaya yükselen bir dua gibi beyaz… Dağlarca şiir… Dağlarca hakikat… Ve dağlarca beyaz!

    Yeni sözdizimi, imgelemin, sınır çarpışmaları yaparak, anlamın sınırlarını zorlaması, varlığa yeni özgürlük alanları açması ile kurulabilir ancak…

    İşte sözün bittiği yerde sessizliğin yeni dili için beyaz…

    Duanın kalbi ile aklın vücudu… İç içe…

    Hayatın sınırı…

    Daha ötesi!

    Hiç!

    Kelimeler birer varlık alanı, o varlık alanında hayat bulanlar ne kadar masum?

    Kelimeler birer varlık alanıdır! İlk varlığın masum olduğunu biliyoruz… Sonrası ise tam bir düalite… Şeytanın boy göstermesi… Yerçekiminden kurtulup yükselme telaşı insanın bedeni üzerinde… Ve iyiliğin, kötülüğün ortaya çıkması… İç içe bir yaşam…

    Maddenin kışkırtıcı hazzı ile ruhun hiçlik aşkı…

    Kelimeler anlama koşmamalı… Anlam sınırlıdır… Bilindikçe tüketilir… Çünkü insan, bedeni ile sınırlandırılmıştır… Ama ruhu, kâinatın dingin hareketliliği ile aynı ritmi yakalayabilir…

    Anlamın terk edildiği her yerde bizden saklanan hakikat başlar… Sınırlarımızın içinde kalarak hakikati kavrayamayız… Tek bir an… Bütün hayat tek bir an değil midir aslında?

    Kurtulabilirsek maddenin karanlığından, kelimelerimizle gökyüzüne tırmanabiliriz… İşte o an fark edebiliriz belki hakikati…

    Şiirin dünya işleriyle uğraşması boşunadır… Anlamla sınırlandırılmamalıdır kelimeler…

    İnsanın ölünce bedenini toprağa bırakması gibi kelimeler de anlamlarını toprağa bırakıp öyle yükselebilirlerse gökyüzüne, o şiir dua yerine geçebilir… Şeytanı aradan çıkartır… Varlığı yeniden birler… Okuyucusunu zamanın dışına götürür… Hakikati gösterir ona…

    Kulun son hali Cennet’teki o ilk haldeki durumuna döner ve olmadan önce olduğu gibi olur…

    Allah’ına kavuşur…

    Ölümle hayatın arasındaki tek fark kelimelerdir… Kelimeler olmasaydı hiç kimse bilemezdi hayatı… Ölümü bilemediğimiz gibi!


Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş