Girsek bir türlü, girmesek bir türlü... Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile AB Dış ve Güvenlik Politikası’ndan sorumlu Yüksek Temsilci, diğer ifadeyle AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton, BBC’de yayınlanan bir programa katıldılar. Avrupa’nın geleceğinin tartışıldığı bu programda söz doğal olarak Türkiye’ye uzandı; Türkiye basınında da yerini buldu. “Batı” dünyasının iki büyük oyuncusunun dışişleri bakanları, bir konuda pek anlaşamadıklarını, bir konuda da gayet

Bu konu 634 kez görüntülendi 0 yorum aldı ...
Top çeviriyorlar. 634 Reviews

    Konuyu değerlendir: Top çeviriyorlar.

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 634 kez incelendi.

  1. #1
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Yeni Top çeviriyorlar.

    Girsek bir türlü, girmesek bir türlü...


    Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile AB Dış ve Güvenlik Politikası’ndan sorumlu Yüksek Temsilci, diğer ifadeyle AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton, BBC’de yayınlanan bir programa katıldılar. Avrupa’nın geleceğinin tartışıldığı bu programda söz doğal olarak Türkiye’ye uzandı; Türkiye basınında da yerini buldu.

    “Batı” dünyasının iki büyük oyuncusunun dışişleri bakanları, bir konuda pek anlaşamadıklarını, bir konuda da gayet uzlaşı içinde olduklarını gösterdiler. Üstünde anlaşamadıkları konu, AB’nin küresel siyasetinin bulunmamasının eksiklik olup olmadığı konusuydu. ABD, AB’nin küresel konularda tek sesli bir ağırlık oluşturmamasını zafiyet olarak değerlendirirken AB içinde birçok liderin bunun sorunlara bulaşmama ve riske girip kayba uğramama taktiği olarak gördüğü biliniyor. Bununla birlikte, tek sesli bir küresel oyuncu olabilme kapasitesi var mı diye sormak da gerekiyor; zira genel tutum aslında bu kapasitenin bulunduğu ancak kullanılmak istenmediği yönünde.

    İki bakanın üzerinde hemfikir oldukları konu ise Türkiye’nin vazgeçilmez oluşuyla ilgili. Türkiye’nin ekonomik performansı, konumu ve politikaları epeyce övgüyle anıldı ve bu konuda dil birliği bulunuyordu. Bazı durumlarda görünen köy kılavuz istemez, dolayısıyla Türkiye ile ilgili sözler gerçeklere dayanıyor. Ancak, övgü konusunun her zaman şüpheyle karşılanmasında yarar bulunuyor, zira iki dışişleri bakanının Türkiye ile ilgili görüşleri bir olsa da beklentileri farklı olabilir. Bu farklılığın AB’nin geleceğine olan bakış açılarının aynı olmamasından, yani ABD ile AB’nin uzlaşamadıkları konulardan kaynaklandığı söylenebilir.

    ABD, küresel düzeydeki faaliyetlerinde Türkiye ile daha fazla işbirliği içinde olmayı istiyor, ancak Türkiye’nin kendisine rağmen Rusya, Çin ya da başka yerlerle stratejik işler yapıp planlarını bozma ihtimalinden çekiniyor. Türkiye bu tür işler yapar mı bilinmez, ancak kendisini istikrarsızlaştırıp, demokrasiden hukuk devletinden uzaklaşıp güvenilir müttefik olmaktan çıkabilir. Dolayısıyla ABD, Türkiye’nin güvenilir bir iş ortağı olma garantisini AB üyesi olmasında görüyor; Türkiye’nin de buna hiçbir itirazı yok.

    AB Dışişleri Bakanı’ndan anladığımıza göre, Türkiye AB için de son derece önemli bir ülke ve bir “iş arkadaşı” olması yararlı. Ancak, tarafların iyi iş arkadaşı olmaları için mutlaka birinin diğeriyle entegre olması gerekmiyor. Ashton, Türkiye’nin AB’ye aday bir ülke olduğunu hatırlatarak üyeliğine karşı olunmadığı yönünde bir imada bulunduysa da bunun çok zaman alacağını söylemesi, Türkiye ve üyelik konusunun ötelenmesi gereğine yapılan bir vurgu hissi verdi. Bu, ‘Türkiye çok önemli, vazgeçilmez, stratejik değerde ve bu nedenle ileride ne olacağına bakılmaksızın AB ile birlikte olmalı’ diğer bir ifadeyle stratejik ortaklık demek.

    Clinton, Türkiye’nin AB’ye yakın zamanda kabul edilmemesi halinde AB-ABD ilişkilerini daha da zora sokacak bir sürece işaret ederken, Ashton Türkiye’nin şimdi AB’ye dahil edilmesi halinde doğacak AB iç krizlerinin zaten AB-ABD ilişkilerini bozacağını ima ediyor. Her iki yaklaşımın da gerçeklik durumu söz konusu ve herhalde Türkiye’nin önemi denen şey tam da bu.

    ABD’nin Türkiye’nin AB üyeliğini “keşke oy hakkımız olsaydı” diyecek ölçüde desteklemesi Türkiye’de sempatik bulunsa da AB halkları tarafından o kadar da makbul bulunmayan bir tutum, bazen ABD bunu kasten mi yapıyor diye bile düşünülebilir. Bununla birlikte, ABD yaklaşımını küresel dengeler açısından değerlendiren bir AB olsaydı, muhtemelen böyle bir tartışma hiç olmazdı.

    Beril Dedeoğlu / Star


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Top çeviriyorlar.

          Kategori: Gazete,Dergi,İnternetten Alıntılar

          Konuyu Baslatan: Vuslata Hasret

          Cevaplar: 0

          Görüntüleme: 634


Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş