Bir zamanlar (Hindistan ve Bangladeş ile beraber 1206’dan 1858’e kadar) değişik Türk hanedanlarına ev sahipliği yapmış olan bu ülke, sömürgecilik çağının vahşi piyasasında İngiliz hakimiyetine girince kendi çaresizliklerine karşı bir varlık ümidi olarak, insanlık onurlarını ve İslamlık şereflerini Türklerin ve Osmanlı Devleti’nin varlığına rabt ederek yaşaya gelmişlerdir. Henüz haberleşme vasıtalarının hiç yaygın bulunmadığı 1854 Kırım Savaşı’ndan itibaren dualarını ve varlıklarını bizim için

Bu konu 654 kez görüntülendi 1 yorum aldı ...
En zor zamanlarımızda imdadımıza yetiştiler 654 Reviews

    Konuyu değerlendir: En zor zamanlarımızda imdadımıza yetiştiler

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 654 kez incelendi.

  1. #1
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Exclamation En zor zamanlarımızda imdadımıza yetiştiler

    Bir zamanlar (Hindistan ve Bangladeş ile beraber 1206’dan 1858’e kadar) değişik Türk hanedanlarına ev sahipliği yapmış olan bu ülke, sömürgecilik çağının vahşi piyasasında İngiliz hakimiyetine girince kendi çaresizliklerine karşı bir varlık ümidi olarak, insanlık onurlarını ve İslamlık şereflerini Türklerin ve Osmanlı Devleti’nin varlığına rabt ederek yaşaya gelmişlerdir. Henüz haberleşme vasıtalarının hiç yaygın bulunmadığı 1854 Kırım Savaşı’ndan itibaren dualarını ve varlıklarını bizim için paylaşmayı bir hayat tarzı olarak benimsemiş olan Güney Asyalılar gün gelmiş yalınayak nice yalçın kayalıklar, yüksek dağlar aşarak ulaştıkları Anadolu ve Balkanlarda bizimle aynı safta savaşa gönüllü olmuşlar, gün gelmiş oluşturdukları Kızılay ve tıp heyetleriyle yaralarımızı sarıp gözyaşlarımızı silmişler, dünyada savunmasız ve sahipsiz kaldığımızı düşündüğümüz zamanlarda her zaman yanı başımızda oluvermişlerdir. Tarihin hafızasında kayıtlı, sayısız misaller bulunmaktadır. Mesela 93 Harbi (1877-78)’nin en karanlık safhalarında “Türkler için yapabileceğimiz her şeyi yapmak bizim için farzdır; zira yeryüzünde Müslümanların taşıdıkları haysiyet Türkler yüzündendir.” (Urdu Ahbar, 17 Agustos 1876, Enverul-Ahbar, 1 Ağustos 1877) diyerek başlattıkları yardım kampanyaları ile o tarihler için muazzam sayılabilecek bir meblağı (125.000 Osmanlı Lirası) İstanbul’a ulaştırmışlardır (Osmanlı Arşivi, Defter-i İane-i Hindiyye, s. 108-109).

    Bu rakamın ve fedakarlığın önemi, eğer aynı tarihlerde o ülkenin yaşadığı ve birkaç milyon insanını kaybettiği kuraklık ve açlık felaketi dikkate alınırsa daha net anlaşılacaktır. 1897 Osmanlı-Yunan savaşında Karaçi halkının İstanbul’a çektiği bir telgraf metninde yer alan şu ifadeler de kayıtlardadır: “Bütün servetimiz, evlerimiz, mülklerimiz, bedenimiz ve ruhumuz büyük İslam hükümetinin yoluna feda olsun.” (Malumat, 5 Haziran 1897). İşte 1911 Trablusgarb Savaşı sırasında zamanı donduran bir hemhal olma keyfiyeti. Osmanlı Devleti’ne haksız yere savaş açan İtalyan hükümetini ve mallarını boykot mitingi: “Bir kuruş bile düşman cebine gitmemelidir.” Sebilürreşad bu boykotun maliyetinin İtalyanlara yıllık en az 5 milyon sterlin olduğunu not etmiştir (19 Receb 1330).

    Balkan savaşlarında oluk oluk Osmanlı kanı aktığı zamanlarda şimdi belki de yıkıntılar arasında kalmış bir meydanda, binlerce km uzaklıktaki kardeşlerinin acısını yüreklerinde hisseden çaresiz halk bir telaş içindedir. Osmanlı için yardım sandıkları açılmış, herkes ellerinde ne varsa buraya yetiştirmektedir. Genç kızlar çeyizliklerini, öğrenciler harçlıklarını velhasıl herkes ne imkanları varsa ‘tek Osmanlı yaşasın diyerek’ buraya taşımaktadır. O topraklar o zamanlar İngiliz hakimiyetindedir. Gelişmeleri takip eden bir İngiliz görevlinin kaleminden rapor edilen şu ifadeler kelimelerin anlam sınırlarını zorladığı bir vakayı da kaydetmiştir: “Herkes elindeki her şeyi Osmanlı’ya yardım için getirip bırakıyordu. Bir ara kalabalık telaşlandı, bir hareketlilik görüldü. Kucağında bebek bulunan fakir bir kadın can havliyle sağa sola koşuşturuyor, ‘Yok mudur bir hayırsever, Allah rızası için bu çocuğumu satın alsın, bedelini Osmanlı’ya göndereyim.’ diyordu. Herkes şaşkın, herkes perişandı. Yürekler parçalanmıştı sanki. Hemderd olmanın bu derecesi mümkün müydü? Neyse ki bir hayır sahibi kadın adına istediği meblağı yardım sandığına, çocuğu da annesine bıraktı.” (Hindistan Arşivi, H. Pol, Ekim 1913) Birinci Dünya Savaşı yılları tam bir kader imtihanı idi o insanlar için. Bir tarafta ülkenin hakimi İngilizler bir taraftan gönüllerin hakimi Osmanlılar vardı. Binlercesi hapsedildi, bütün aydınları sürgün. Gazeteleri kapatıldı. Yine de yürekleri Osmanlı için çarpmaya devam etmişti. Mevlana Muhammed Ali’nin Comrade gazetesinde yer alan “Türklerden bizim için de dua etmelerini bekliyoruz, zira sadece onlar bizim ızdırabımızı ve çilemizi tahayyül edebilirler.” ifadeleri belki de başka söze hacet bırakmayan netliktedir. Ve savaşın akabinde yaşanan sonu belirsiz bir fedakarlık imtihanı “hilafet ve hicret hareketleri”. İngiliz hükümetinin resmi tarihçisi Theodore Morison’un gözlemleri şöyle: “Peşaver’den Argot’a bütün Müslümanlar Türkiye üzerine yoğunlaşmışlar. Evlerine kapanmış kadınlar bunun için gözyaşı döküyorlar... Artık başka hiçbir şey konuşulmuyor ve düşünülmüyor.”



    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: En zor zamanlarımızda imdadımıza yetiştiler

          Kategori: Enteresan,Yaşanmış Olaylar

          Konuyu Baslatan: Vuslata Hasret

          Cevaplar: 1

          Görüntüleme: 654


  2. #2
    Vuslata Hasret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.10.09
    Mesajlar
    8.992
    Beğendikleri
    63
    Beğenileri
    385
    Tecrübe Puanı
    522
    @Vuslata Hasret

    Standart

    Siz hiç Sevr’e karşı başka bir ülkede milyonlarca insanın bütün varlıklarını feda edip, evlerini, yurtlarını terk ederek, yalınayak yollara düşerek karşı çıktığını işitmiş miydiniz? Pakistan da onlardan biriydi. Milli Mücadele’mizde kendi çaresizliklerine rağmen yemeyip içmeyip gönderebildikleri ianelerle bizi hiç yalnız bırakmadıkları da hafızalarımızdadır. O günlerin halet-i ruhiyesini destansı bir şekilde bize aktaran bir başka kayıt sahibi de şair Muhammed İkbal’dir. Lahor’da binlerce kişinin katıldığı bir Osmanlı gündemli toplantıda dudaklarından şu sözler dökülür: “Bu dünyadan göçmüştüm. Melekler beni rahmet ayetinin sahibi Hz. Peygamber’in huzuruna çıkardılar. Hz. Peygamber buyurdu: ‘Ey Hicaz bahçesinin bülbülü, senin her goncan senin terennümünün ateşi ile ısındı, senin gönlün aşk şarabıyla coşkundur. Senin coşkunluğun Allah’a secde ve niyazda bulunmaktır. Dünyanın alçaklığından göklere doğru uçtuğun zaman melekler sana yüksekliğin sırrını öğrettiler. Cihan bahçesinden çıkıp bana bir koku gibi yaklaştın, söyle bana ne gibi bir hediye getirdin.’ dedi. ‘Ya Muhammed (sas) varlık aleminde binlerce gül, lale var; ama ne renk ne de koku hepsi vefasızdır. Yalnız bir şey getirdim; bir şişe kan ki eşi yoktur cennette bile. Bu senin ümmetinin namusu, vicdanıdır. Bu, şehid Mehmetçiğin kanıdır.’ dedim.”

    O İkbal’in, o ‘fakir kadın’ın halkı şimdi bizden bekliyor aynı duyguyu. Tıpkı Mevlana Muhammed Ali’nin yazdığı gibi, bu acıyı en iyi biz hissederiz. Bu rahmet ve mağfiret ayında dualarımızda, iftar sofralarımızda onlarla beraber olmak vaktidir. Şimdi bizim de tarihe onlar gibi bir kardeşlik ve vefa sahifesi daha kaydetme zamanıdır. Şimdi Ramazan gibi Ramazan zamanıdır.

    Prof.Dr. Azmi ÖZCAN
    Bilecik Üniversitesi Rektörü

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş