Kullanıcı Tag Listesi

Genelkurmay Başkanlığı arşivindeki 1915 tarihli belgeler, soykırım iddiaları peşinde koşan Ermenilerin Van çevresinde masum köylülere yaptıkları tüyler ürpertici vahşete tanıklık ediyor. Belgelerde, Van'ın Özalp ve Saray ilçelerinde Ermeniler tarafından bazı kadınların hamileyken karınlarının deşildiğini, bazılarının çocukları ile tandırda yakıldığı, genç kızların tecavüz edilip öldürüldüğü, erkeklerin ise kurşun ve süngü ile katledildiği gözler önüne seriliyor. Genelkurmay Başkanlığı,

Bu konu 6255 kez görüntülendi 16 yorum aldı ...
Ermeni Mezalimi 6255 Reviews

    Konuyu değerlendir: Ermeni Mezalimi

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 6255 kez incelendi.

  1. #1
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart Ermeni Mezalimi

    Genelkurmay Başkanlığı arşivindeki 1915 tarihli belgeler, soykırım iddiaları peşinde koşan Ermenilerin Van çevresinde masum köylülere yaptıkları tüyler ürpertici vahşete tanıklık ediyor.

    Belgelerde, Van'ın Özalp ve Saray ilçelerinde Ermeniler tarafından bazı kadınların hamileyken karınlarının deşildiğini, bazılarının çocukları ile tandırda yakıldığı, genç kızların tecavüz edilip öldürüldüğü, erkeklerin ise kurşun ve süngü ile katledildiği gözler önüne seriliyor.

    Genelkurmay Başkanlığı, Askeri Tarih ve Stratejik Etüt ve Denetleme Başkanlığı arşivlerinde bulunan 1914-1918 tarihleri arasındaki belgeleri, ''Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri'' adıyla yayınladı.

    Arşivde bulunan Özalp Kaymakamı Kemal'in imzasını taşıyan 4 Mart 1915 tarihli bir belge, Ermeni mezaliminin boyutlarını ortaya koyuyor.

    Söz konusu belgede, Ermenilerin Van'ın Özalp ilçesindeki Sarıköy'de yaptıkları katliamda 41 erkeğin süngü ve kurşunla, bazılarının da ''dövülerek, karnı yarılarak ve kesilerek'' öldürüldüğü belirtiliyor.

    Kayıtta, köydeki İso'nun kızı Güllü'nün ''memesinin kesildiği'', İbo'nun eşi Silo'nun kızı Sülni'nin ''karnı yarılarak çocuğunun çıkarıldığı ve tandıra atıldığı'' ve çok sayıda kadına tecavüz edildiği bildiriliyor.

    Belgede, ayrıca Özalp ilçesinin Tepedam köyünde Ermenilerin erkeklerin büyük bölümünü süngü ile katlettikleri, kadınlara ise tecavüz ederek öldürdükleri kaydediliyor.

    ''KENDİ KIZINI BOĞAZLAMAYA ZORLANDI''

    Özalp Kaymakamı Kemal'in gerçek incelemeleri sonucu hazırladığı 15 Mart 1915 tarihli bir başka belgede ise Saray'ın Yamanyurt köyünde Miha'nın eşi Fato'nun üç çocuğu ile boğazlandığı, Belecek'te Hanım Hatun'un ''Antranik adlı çete reisi tarafından tecavüz edildikten sonra beraberinde götürüldüğü'', Keçikayası köyünde Hacı Molla Sait'in ''kendi kızını eliyle boğazlaması için zorlandığı ve her teklifte uzuvlarından biri kesilerek şehit edildiği'' bildiriliyor.

    Belgelerde ayrıca Saray ve Esedboyu camilerinin ahıra dönüştürüldüğü, bir çok medrese öğrencilerinin Hıristiyanlığı kabul etmeye zorlandığı kaydediliyor.

    ''BABA VE ANNELER ÇOCUKLARININ ETİNİ YEMEYE ZORLANDI''

    Bir başka belgede ise Özalp'in Boyaldı köyünde yaşanan ''insanlık dışı vahşet''e işaret ediliyor.

    Söz konusu belgede, Nezu Hatun'un tandırda yakılan iki torununun etini babasına ve annesine yedirmek üzere zorlandığı, bunu yapmak istememeleri üzerine öldürüldükleri, Nezu Hatun'un ise gördükleri karşısında aklını kaybettiği bildiriliyor.

    Belgelerde, Ermeni çetecilerinin Osmanlı'nın darda kalacağı bir anı kollayarak çok önceden isyan planları yaptığını ortaya koyarken, Hınçakyan Komitesi Kilis Şubesi Başkanı Agop Basmaciyan'ın 9 Ocak 1913 tarihli Hatay Samandağı'nın Eriklikuyu köyündeki sözde Ermeni müfrezesine gönderdiği yazıda, ''...Türkiye'nin içine düştüğü bugünkü olağanüstü karışık durumu, Ermeni meselesinin siyasi gündemde yeniden söz konusu olması, zihinleri çok meşgul etmektedir. Biz Ermeniler, özellikle Hınçakyanlar, hazırlıklı ve uyanık bulunarak faaliyetlerimizi hızlandırmalıyız'' sözleri dikkati çekiyor. Basmaciyan'ın aynı gün Samandağı Yoğunoluk'taki müfrezeye gönderdiği yazıda ise ''Faal, becerikli ve sağlam öz yapılı arkadaşların katılmasıyla müfrezelerimizi çoğaltmalı ve takviye etmeliyiz. Kendinizi koruma konusundaki çalışmalarınız artmalı'' görüşüyle Ermeni planları gün yüzüne çıkıyor.

    ''ERMENİLERİN SİLAHLANIP ÇETE KURMA KARARI''

    Bitlis Valisi Mustafa Bey'den gelen 18 Eylül 1914 tarihi şifrede ise Ermeni aydınlarının ''Türk ordusunun ilerlemesi durumunda itaate devam edilmesi, Türk ordusunun geri çekilmesi halinde de silahlanıp çete halinde gelen şeylere el konulması ve ilişkileri kesme'' yönünde bir karar alındığı belirtiliyor.

    4'ncü Ordu Komutanlığı'na gönderilen 5 Mart 1915 tarihli bir yazıda ise ''Düşman gemisine firar ederken Adana Dörtyol'da yakalanan Agop'un ifadesinde, Türkiye'de rahat olmadıklarını, bölgelerinde askerin kuvvetinin ve toplarının bulunmadığını, küçük bir kuvvet gelirse kendilerine silahlı olarak katılacaklarını ve Türkleri katledeceklerini, düşman gemilerine bildirmek üzere gönderildiği anlaşılmaktadır'' deniliyor.

    Zeytun'da (Süleymanlı-Maraş) 14 Mart 1915'te Ermenilerin hapishaneye saldırarak jandarmaları şehit etmelerinin ardından yayınlanan bir tebliğnamede ise Ermenilerin tüm bu saldırılarına karşılık, ''Halktan hiçbir ferdin Ermenilere ve diğer vatandaşlarımıza karşı tecavüzkar ve aşağılayıcı muamelede bulunmamalarına özen gösterilmelidir. Bunun gibi gerek Ermenilerden gerek diğer kişilerden, ülkenin asayişini bozacak girişimlerde bulunanlar hakkında yalnız hükümet kuvvetleriyle birleşilmeli ve hiçbir şekilde halkın müdahalesine meydan verilmemelidir'' deniliyor.

    "ÇETELERE ORDU GERİSİNDE FAALİYET ÇAĞRISI''

    Ermenilere karşı vatandaşlara ''sağduyu'' çağrısı yapılırken, Mart 1915 tarihli bir başka belgede, Kafkasya'dan gelen Taşnak delegeleri Erzurum'da katıldıkları bir toplantıda, ''Türk ordusu ricat eder, yahut ilerleyemeyecek duruma gelirse, çetelerin, derhal ellerindeki programa uygun olarak ordu gerisinde faaliyete geçmeleri'' yönünde karar alıyor. Sivas olayı sonrası askeri mahkemeye çıkarılan Ermenilerin ifadelerine ilişkin bir belgede ise ''Van, Bitlis, Erzurum, Şebinkarahisar ve ikinci derecede olmak üzere Sivas, Kayseri ve Diyarbakır'da seçim yaparak, buralarda genel müfettişler, savaş komutanları, çete reisleri tayin ve tespit edildiğini, seferberlik ilanında bütün Taşnak şubelerine, 13 yaşına kadar olan erkeklerin komiteye üye olarak kaydedilip silahlandırılmalarının emir ve tebliğ olunduğunu'' belirtiliyor.

    VAN'DAKİ TAŞNAK KOMİTESİNE SİLAH VE CEPHANE YARDIMI

    Van Taşnak komitesine Minaryan tarafından Ermenice yazılan bir mektupta ise ''Bizce ve sizce malum olan mal, istediğiniz yol ile size doğru yola çıkarıldı (silah, cephane, bomba kastediliyor). Şimdi size tehlikesiz bir surette mal göndermek zordur. Yollar tutulmuş olmasına rağmen sınırlarda çarpışmalar başlamıştır. Harekette olan kuvvetler, ordunun (asker) cins ve numaraları hakkında yazınız (Türk ordusu hakkında bilgi istiyor)'' ifadelerine yer veriliyor.

    Başkomutanlığa 22 Nisan 1915'te Hasankale'den gönderilen bir şifreli yazıda ise Ermenilerin Sivas'ta ve Van'da ayaklandığı, diğer illerdekilerin de uygun zamanı kolladığı belirtilerek, ''Ermenilerin iddia ettikleri gibi misilleme veya jandarmaların zulüm ve düşmanlığına karşı kendilerini korumak niyetinde olmayıp, saldırmak vaziyetinde olduklarını aynen göstermektedir. Silah altında bulunan Ermeni askerlerinin firarı ve Osmanlı ordusunun harp halinde bulunduğu sırada Van'da ortaya çıkan ayaklanma ve Sivas'ta görülen ayaklanma belirtileri, Ermenilerin devlete ihanet ederek, düşmanla ortak hareket ettiklerini ve düşmana yardım ve hizmet ettiklerini ispat etmiştir. Devlete sadık halk incitilmeden, devlete karşı silahlı isyan eden hainlere acınmamasına karar verilmiştir'' deniliyor.

    ERMENİLERİN NAKİL VE SEVKLERİ

    Belgeler arasında yer alan 31 Mayıs 1915 tarihli Bakanlar Kurulu kararında, harp bölgelerine yakın yerlerde oturan Ermenilerin bir kısmının ordu harekatını zorlaştırdığı, erzak ve askeri malzeme nakliyatını güçleştirdiği, düşmanla işbirliği yaptığı ve birlikte hareket etme emelinde olduğu, ayrıca düşman saflarına katıldığı, yurtiçinde askeri kuvvetlere ve masum halka silahlı saldırılarda bulunduğu, düşmanın deniz kuvvetlerine malzeme sağladığı, müstahkem mevkileri düşmana gösterdiğinin tespit edildiği belirtiliyor.

    Belgede, Van, Bitlis, Erzurum, Adana, Sis ve Mersin'in merkezi hariç, Adana, Mersin, Cebeli Bereket, Kozan livaları, Maraş'ın merkezi hariç Maraş sancağı, Halep'in merkezi hariç İskenderun, Beylan Cisrisugur, Antakya ilçelerinin kasaba ve köylerinde oturan Ermenilerin Musul vilayeti ve Zor sancağına, Urfa'nın merkezi hariç Urfa'nın güney kısmına, Halep vilayetinin doğu ve güneydoğu kısmına ve Suriye'nin doğu kısmına nakillerine karar verildiği bildiriliyor. Belgede, şöyle deniliyor:

    ''Ermenilerden gönderilmesi gerekenlerin, gidecekleri yerlere rahat bir şekilde taşınmaları ve ulaştırılması ile yolculukları boyunca istirahatlerinin sağlanması, can ve mallarının korunması ve tespit edilen yerlere vardıklarında kesin olarak yerleştirilmelerine kadar göçmenler ödeneğinden iaşeleri sağlanacak, daha önce sahip oldukları mali ve ekonomik durumları oranında, kendilerine emlak ve arazi dağıtılacaktır. Muhtaç olanlara devlet tarafından evler inşaa edilecek, çiftçilere tohumluk, meslek sahiplerinden ihtiyacı olanlara alet ve edevat dağıtılacaktır. Ayrıldıkları yerlerde kalan eşya ve mallarının ya da bunların değerlerinin karşılığı kendilerine aynı şekilde verilecektir.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Ermeni Mezalimi

          Kategori: Ermeni Sorunu

          Konuyu Baslatan: Dygsuz

          Cevaplar: 16

          Görüntüleme: 6255


  2. #2
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    İŞTE GERÇEK SOYKIRIMCILAR

    1) Adolf Hitler (Almanya, 1939 - 1945) : 12,000,000 mülteci / kamplarda 2 milyon ölü -kayıp

    2) Mao Tze Dong (Çin, 1966 - 1969) : 11,000,000 TÜRK'e asimilasyon / toplama kamplarında sayısı belli olmayan ölü ve kayıplar

    3) İspanyol ve Amerikalı Kaşifler 1492-1800 : 7,972,000 ölü / kayıp

    4) Hideki Tojo (Japonya, 1941-1944) : 5,000,000 ölü/ kayıp

    5) Pol Pot (Kamboçya, 1975-1979) : 1,700,000 ölü

    6) Kim Il Sung (Kuzey Kore, 1948-1994) : 1.600,000 mülteci ve toplama kamplarında ölü / kayıp

    7) Menghitsu (Etopya, 1975-1978) : 1,500,000 ölü / kayıp

    8) (FRANSA) Charles DeGaulle (Cezayir, 1954-1962) : 1,000,000 ölü / kayıp

    9) Yakubu Gowon (Biafra, 1967-1970) : 1,000,000 ölü / kayıp

    10) Leonid Brezhnev (Afganistan, 1979-1982) : 900,000 ölü / kayıp

    11) Jean Kambanda (Ruanda, 1994) : 800,000 ölü / kayıp

    12) İngiliz Krallığı (Avustralya, 1849-1938) : 719,000 ölü / kayıp , 100 bin mülteci

    13) Suharto (Doğu Timor, 1976-98) : 600,000 ölü /kayıp

    14) Saddam Hüseyin (Iran ve Kuzey Irak 1980 -1990 : 600,000 ölü / kayıp

    15) Yahya Khan (Pakistan, 1971 ve Banglades,1990 : 500,000 ölü / kayıp

    16) Savimbi (Angola, 1975-2002) : 400,000 ölü / kayıp

    17) Molla Ömer - Taliban (Afganistan, 1986-2001) : 400,000 ölü / kayıp

    18) Idi Amin (Uganda, 1969-1979) : 300,000 ölü / kayıp

    19) B.Mussolini (Etihopya,Yugoslavya 1936) : 300,000 ölü / kayıp

    20) Danimarka (Danimarka 1945) : 250,000 Alman Mülteci ölüme terk edildi

    21) Mobutu Sese Seko (Zaire, 1965-1997) : 250,000 ölü / kayıp, 200 bin mülteci

    22) Charles Taylor (Liberya, 1989-1996) : 220,000 ölü / kayıp

    23) Foday Sankoh (Sierra Leone, 1991-2000) : 200,000 ölü / kayıp

    24) Amerika (Almanya Dresden,1943-1945) : 200,000 sivil ölü (Dresden’e sığınan siviller)

    25) S. Milosevic (Yugoslavya,1992-96) : 180,000 ölü / kayıp

    26) Michel Micombero (Burundi, 1972) : 150,000 ölü / kayıp

    27) Amerika (Hiroşima-Nagazaki 1944) : 135,000 ölü atom bombasi lie bu şehirler yok edildi

    28) Almanya (Namibya 1891) : 117,000 ölü / kayıp, 15 bin mülteci

    29) Hassan Turabi (Sudan, 1989 - 1999) : 100,000 ölü / kayıp

    30) Richard Nixon (Vietnam, 1969 - 1974) : 70,000 ölü / kayıp

    31) Papa Doc Duvalier (Haiti, 1957-1971) : 60,000 ölü / kayıp

    32) Marcos (Filipinler) : 50,000 ölü / kayıp

    33) Hissene Habre (Çad, 1982-1990) : 40,000 ölü / kayıp

    34) Vladimir Ilich Lenin (Rusya, 1917-1920) : 30,000 mühalif infaz edildi

    35) Francisco Franco (İspanya) : 30,000 mühalif infaz edild

    36) Lyndon Johnson (Vietnam, 1963-1968) : 30,000 ölü / kayıp

    37) Hafız Esad (Suriye 1980-2000): 25,000 ölü / kayıp

    38) Khomeini (Iran, 1979-1989) : 20,000 ölü / kayıp

    39) Eski Yugoslavya (1995 Bosna-Hersek) : 15 ölü, 7500 kayıp, 45 bin mülteci

    40) Paul Koroma (Sierra Leone, 1997) : 6,000 ölü / kayıp

    41) Usama bin Ladin(Dünya çapında,1991-2001) : 4,000 ölü / kayıp

    42) Augusto Pinoşe (Chile, 1973) : 3,000 ölü / kayıp

    43) Efrain Rios Montt (Guatemala) : 2,000 ölü / kayıp

    44) Sierra Leone : 80,000 mülteci, kayıp rakamı belli değil

    45) Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti (1912 - 1974) : 25,000 sivil TÜRK Göç etti,1000'ni aşkın Türk Şehit oldu, 100 ingiliz ölü

    46) Yunanistan (Batı Trakya,1923-1990) : 400,000 TÜRK evlerin terk etti

    47) Bulgaristan (1970-1989) : 360,000 TÜRK, asimilasyon sonucu evlerin terk etti, 1000 kişi toplama kamplarına alındı

    48) Norveç 1920-1930 : Türk Tatar göçmenleri kısırlaştırma ve toplama kamplarında izole etme

    49) Amerika -Felluce 2004 : Devam ediyor

    50) Stalin-Sovyet Rusya (1940-1945) : 6 MİLYON İNSAN KATLEDİLDİ

  3. #3
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    ERMENİ MESELESİ VE TARİHİ GELİŞİMİ

    Soykırım NEDİR?

    Aynı ulustan, soydan, dinden olan insanların oluşturduğu bir topluluğu, bilinçli ve planlı biçimde yok etme, ortadan kaldırma. Naziler tarafından işgal edilen Avrupa’da yaşayan Yahudilere 1939 – 1945 senelerinde yapılan işkencelerin ve toplu kıyımların tümüne verilen ad… (Büyük Larus, Cilt 17, Sayfa 10713)

    9 Aralık 1948’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, oybirliği ile kabul ettiği soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin sözleşme tarafından tanımlanan ve kınanan bir suçtur.

    ***

    ERMENİ İDDİALARINA CEVAPLAR:

    1) 14 Mart 1914 tarihindeki Osmanlı Resmi İstatistiklerine bakalım. Bu kişilerden vergi de alınmaktadır.

    Müslüman….15.044.846
    Rum…………..1.792.206
    Ermeni……….1.294.851
    Musevi………….187.073
    Bulgar……………14.908
    Süryani………….65.503

    Geldani…………13.505
    Nesturi…………..8.091
    Diğer Unsurlar. 99.325

    2) 1915 tehcirinden 3 yıl sonra, Paris’te Ermeni Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığına başvurup, tehcir edilen Ermeniler için yardım istiyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı tehcir edilen ve yardıma muhtaç Ermenilerin sayısı hakkında bilgi istiyor. Boghos Nubar Paşa, şu yazıyla cevap veriyor:

    “Ermeni Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa’dan
    Fransa Dışişleri Bakanlığı Görevlilerinden Elçi M. Gout’a Yazı

    Paris, 11 Aralık 1918

    Aziz Elçim,

    Arzunuz üzerine, Türkiye’den tehcir edilmiş ve halen tam bir yoksulluk içinde ve acilen yardıma muhtaç durumda olan mültecilerin tahmini sayılarını size sunmakla onur kazanırım.
    Kafkasya’da…………………..250.000 kişi bulunuyor
    İran’da…………………………..40.000 kişi bulunuyor
    Suriye – Filistin’de…………..80.000 kişi bulunuyor
    Musul – Bağdat’da…………..20.000 kişi bulunuyor
    ______________________________ ______
    TOPLAM………………………..390.000 kişi bulunuyor

    Tehcir edilenlerin toplam sayısı 600.000 ila 700.000 olarak tahmin ediliyor. Size verdiğim rakamlar, halen Müttefik askerlerince fethedilmiş yerlerdeki sağ olanları göstermektedir. Çöle dağılmış olan diğer tehcir edilenler hakkında ise bugüne kadar hiçbir bilgi alınamadı.
    Yüksek saygılarımın teyidini lütfen kabul buyurunuz Aziz Elçim. İmza: BOGHOS NUBAR”

    Bu mektuba göre:

    - Türkiye’den tehcir edilen Ermenilerin toplam sayısı 600.000 ile 700.000 arasındadır. Yani iddia edilenin aksine Osmanlı topraklarında yaşayan 1,3 milyon Ermeni’nin tamamı değil sadece yarısı sürgüne gönderilmiş, diğer yarısı ise yerinde kalmıştır.
    - Boghos Nubar Paşa’nın raporuna göre; tehcir edilen 6-700 bin Ermeni’den 390.000’i, tehcirden 3 yıl sonra hayattaydı; İtilaf Devletlerince işgal edilmiş topraklarda yaşıyorlardı.
    - Tehcir edilenlerden geri kalan 200-300.000 Ermeni ise çeşitli yerlere dağılmıştı ve onlara “henüz ulaşılamamıştı.” (Kayıp olanların hepsi ölmüş olsa, ölü sayısı taş çatlasın 200 veya 300 bindir. Hangi 1 / 1,5 / 2 milyon Ermeni’den söz ediliyor? Bu insanlardan mutlaka yolda saldırıya uğrayanlar olmuştur ancak bir o kadar da salgın hastalık, açlık, yorgunluk söz konusudur.)
    - 1918 sonunda, yani Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra durum buydu. Bu bilgileri veren Boghos Nubar Paşa, Barış Konferansında Ermenileri temsil eden Ermeni Heyeti Başkanıdır.

    3) Büyükelçi Morgenthau, Ermeni Protestanları vekili Zenup Bezciyan ile görüşmesine yer verdiği hatıralarında “Yarım Milyon Ermeni’nin nakledildiğini ve bunların, yerleştikleri yerlerde işlerini kurup, hayatlarını kazanmaya başladıklarının ifade edilmesinden büyük hayrete düştüğünü” belirtmektedir.


    4) Türkiye’deki Amerikan misyonerlerinin en tanınmışlarından biri olan İstanbul’daki Robert Kolej’in kurucusu ve uzun yıllar bu kolejin müdürlüğünü yapmış olan Dr.Cyrus Hamlin’in 28 Aralık 1893 tarihli Congregationalist dergisinde “Ermeniler Arasında Tehlikeli Bir Hareket” başlıklı bir makalesinden:

    “Kusursuz İngilizce ve Ermenice konuşan ve ihtilalin hararetli savunmasını yapan çok zeki bir Ermeni bana, Rusya’nın Anadolu’yu istila edip ele geçirmesini hazırlamayı kuvvetle ümid ettiklerini bildirdi. ‘Nasıl?’ sorusuna da şu karşılığı verdi: ‘Bu Hınçak çeteleri, İmparatorluğun her tarafında örgütlendiler, Türkleri öldürmek ve onların köylerini ateşe vermek, sonra da dağlara çekilmek için fırsat kolluyorlar. Bunu yapınca gazaba gelecek olan Türkler Ermenilerin üzerlerine çullanacaklar ve onları barbarca kılıçtan geçirecekler. Bunun üzerine Rusya, insanlık n***** ve Hıristiyan uygarlığı adına Anadolu’ya girecektir.’ Bu tasarıyı dehşet verici ve her türlü tahayyülün ötesinde gördüğümü bildirince de şu cevabı verdi: ‘Hiç şüphesiz size öyle gelebilir, fakat biz Ermeniler hür olmaya kararlıyız. Avrupa Bulgar dehşetine kulak verdi ve Bulgarlara hürriyet verdi. Milyonlarca kadın ve çocuğun çığlıkları ve kanı ile karışacak olan bizim sesimize de kulak verecektir.’ Bu plan yüzünden bütün uygar insanlar, Ermeni adını lanetler diye kendisini vaz geçirmeye çalıştımsa da fayda etmedi. ‘Biz ümitsiziz, bunu yapacağız’ dedi.

    5) Birinci Dünya Savaşı sonrası, Amerika’nın Kafkas berisi ülkelerde kurmak kararında olduğu Manda’nın, yoklamasını yapmak için General Harbord başkanlığında bir heyet kurulur ve heyet Suriye, Anadolu dahil, bütün Kafkas berisi ülkeleri (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan) dikkatle gezer, buralarda yaşayan insanlarla tek tek konuşarak bir rapor hazırlar. Bu raporun adı Harbord Raporu olarak geçer.

    İşte bu rapor, Rus ordusunun çökmesi üzerine, Bolşevikleri arkalarına alan Ermenilerin; Türklerin evlerini yağmalamalarından söz ediyor. Erzurum’da, Hasankale’de Türk evlerinin, içindeki insanlarla birlikte yakıldığını kaydediyor. Harbord Raporu’nun bu saptamaları üzerine, İngiltere’nin ünlü devlet adamı Lord Curzon, Avam Kamarası’nda verdiği bir nutukta şöyle konuşur:

    “Bana öyle geliyor ki, siz Ermenileri, 7-8 yaşında pek masum ve temiz bir kız çocuğu gibi görüyor ve öyle sanıyorsunuz! Ama bunda pek yanılıyorsunuz! Zira Ermeniler, özellikle son hareketlerindeki vahşetle, ne ölçüde kan dökücü, vahşi bir millet olduklarını bizzat kendileri ispat etmişlerdir.”

    6) Amerika’nın Halep Konsolosu’nun göçmenlerle ilgili raporlarında: Göçmen kamplarında kiliselerin, hastahanelerin, dokuma atölyelerinin faaliyete geçtiği yazılmaktadır.

    7) “Rus istilası sırasında Ermeni cinayetlerinden kurtulmak için, Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yolu ile Konya’ya ve Erzurum-Erzincan’dan Sivas’a sığınan Türk göçmenlerinin gösterdikleri sefalet manzarası, Ermenilerin tehcir sırasında gösterdiklerinden az değildir. Fakat o biçareler, Müslüman oldukları için, Alman ve Amerikalı misyonerler, onlar için raporlar yazmadı. Onların sefalet ve felaketini edebi bir dil ile anlatmak gereğini vicdanında duymadı. Trabzon, Van, Bitlis, Erzurum vilayetlerinin, Ruslar tarafından istilası sırasında oralarda yaşayan Türklerden acaba ne kadarının, Ermeniler tarafından barbarca cinayetlerle öldürüldüklerini ve ne kadarının, hicret sırasında yok olduğunu bilen var mı? İşte biz haber verelim ki, bu yüzden ölen Türkler, muhakkak bir buçuk milyonu geçer… Ermeni ölümlerinden Türkler sorumlu oluyor da Türk ölümlerinden ve sefaletten Ermeniler niçin sorumlu olmuyorlar?!

  4. #4
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    MAVİ KİTAP:

    Bu kitap, 1. Dünya Savaşı içinde çıkarılmış bir savaş propagandası yayınıdır. Ermeni militanlar 2000 yılında bu kitabın ikinci baskısını yaptılar.

    İngiltere’de pek çok Mavi Kitap vardır ve bu kitaplar elçilik ve konsolosluk raporları gibi resmi belgelerden oluşur. Oysa Ermeniler ile ilgili olan “Mavi Kitap” diğerleri gibi değildir, İngiliz resmi belgelerinden oluşmaz çünkü savaş dolayısı ile 1914’de Türk – İngiliz diplomatik ilişkileri kesilmiş, Türkiye’deki İngiliz Büyükelçiliği ve konsoloslukları kapanmıştı. Dolayısı ile 1915 tehcir olayını rapor edenler, Türkiye’deki İngiliz diplomatları değil, misyonerler, gazeteciler, Ermeni komitacıları vs. gibi resmi sıfatı olmayan kimselerdir. Yani bu kitabı okuyarak tehciri ve Türkleri anlamaya çalışmanın, Nazi belgelerini okuyup Yahudiler hakkında fikir sahibi olmaktan hiçbir farkı yoktur.

    Ermenilerle ilgili bu “Mavi Kitap” içinde toplam 150 “belge” vardır. Bunların 70 tanesini Ermeni iddialarını benimsemiş olan Amerikalı misyonerler, 50 tanesini Ermeni militanlar, Taşnak komitacıları kaleme almıştır.

    Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy: “Propaganda malzemesi olarak yazılan bu kitaptaki belgeler tamamen sahte ve düzmece. Mavi Kitap’ta olayları anlatanların dörtte birinin kimliği bilinmiyor. Kitapta belge diye sunulanlar Taşnak gazetelerinden yapılan alıntılardır. Bunlar büyük yalanlar değil, aptalca yalanlardır.”

    Mavi Kitap’ın yazarı İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, anılarında: “Kitapların propaganda için hazırlatıldığını bilseydik yapmazdık” diye yazmıştır.

    Mavi Kitap”ın ilk amacı, Ermeniler için Amerika’dan yardım toplamaktı. İkinci amacı ise, ABD’yi Avrupa savaşına sokmaktı.

    Bugün Ermenilerin ve yandaşlarının dört elle sarılmakta oldukları bu kitap, o günlerde dahi Türkleri suçlamak için hukuki delil olarak ileri sürülememiş ve kullanılamamıştır. 1919 – 1920 yıllarında İngilizler tarafından Malta Adası’na sürülmüş olan Türklerden 58’i, Ermeni katliamıyla suçlanmak istenmiş, fakat bunlar aleyhinde bir delil bulunamamış, o “Mavi Kitap” da hukukçuların önüne bile çıkarılamamıştı. Sonunda Malta sürgünleri, resmen suçlanamadan, sorgulanamadan serbest bırakılmışlardır.

    80 yılda ne değişmiştir de o günlerde bile güvenilmeyip, delil olarak kabul edilemeyen bu kitap bu günün Ermeni iddialarının delili olarak kabul edilmiştir?

    Bu kitapla birlikte aynı dönemde “Alman Vahşeti” adıyla bir Mavi Kitap daha yayımlanır. Almanlar, 1925 yılında yaptıkları araştırmalar sonucunda bu kitaptaki bilgilerin yalan olduğunu ortaya koyarlar. İngiltere, bunun propaganda amaçlı olduğunu kabul eder. Ama bizli ilgili “Mavi Kitap” kalır.

    OSMANLI’DA ERMENİLER:

    Osmanlı Hıristiyanları genellikle Türklerden çok daha iyi durumdaydılar. Askere gitmiyorlardı. Bundan da yararlanarak ticareti, küçük zanaatları ele geçirmişlerdi. Islahat döneminde tarımı da ele geçiriyorlardı. Türklerin tarlasını, bozulan çiftini, çubuğunu satın alıyorlardı. Osmanlı Ermenisi köyde ağa, kasabada eşraf, şehirde zengin işadamı olmuştu. Başkentte paşa oluyordu artık. Türk köylüsünün korkulu rüyası o götürü vergi toplayanların çoğu; Ermeniydi, Rumdu. Durmadan yakınan, sızlanan da yine onlardı, Padişahın Hıristiyan tebaasıydı. Anlaşmalar onlar içindi, yabancı konsoloslar onlara kulak veriyor, yabancı elçiler onlara arka çıkıyordu. Osmanlı Ermenisi, ezilmek şöyle dursun, korunmuş, kayrılmış ve şımartılmıştı.

    Babıali’nin can damarı TERCÜME ODASI, Ermenilere bırakılmıştı. Buradan dünya ve ülke izleniyor, politikalar üretiliyor, uygulanıyor, bütün devlet adamları, önce burada hizmet verdikten sonra, sadrazamlığa kadar bütün devlet kademelerinde görev alıyorlardı.

    İsyanları çıkaran ERMENİLER…

    Köyleri basıp insanları kesip, öldüren, kadınların ırzına geçen ERMENİLER…

    Düşmanla işbirliği yapan ERMENİLER…

    Osmanlı’ya karşı düşmana casusluk yapan yine ERMENİLER!..

    Savaş zamanında tüm bunların cezası, dünyanın her yerinde kayıtsız şartsız İDAM’dır.

    Oysa Osmanlı hükümeti, İDAM yerine TEHCİR’i tercih ediyor.


    * Ermeni komitecileri Anadolu’da ayaklanma çıkarıyor.
    * Ayaklanma bastırılınca yurtdışında yaygara koparılıyor.
    * Türkiye, en ağır biçimde karalanıyor.
    * Ayaklanmayı Ermenilerin çıkardıkları göz ardı ediliyor.
    * İsyan eden Ermenilerin, isyan ettikleri ve Türk askerine silah çektikleri için cezalandırıldığı söz konusu edilmiyor; tersine, sırf Hıristiyan oldukları için Müslümanlarca katledildikleri ileri sürülüyor.
    * Kiliselerde Türkleri lanetleme duaları, meydanlarda protesto mitingleri yapılıyor.
    * Gazetelerde ve dergilerde koyu düşmanlık yazıları yayımlanıyor.
    * Ermeniler için yardım kampanyaları açılıyor.

  5. #5
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    SÖZDE SOYKIRIMI TANIYAN ÜLKELER:


    29 Nisan 1982: Kıbrıs Rum Kesimi Parlamentosu
    15 Nisan 1995: Rus Duma’sı
    25 Nisan 1996: Yunanistan Parlamentosu
    26 Mart 1998: Belçika Senatosu
    28 Mayıs 1998: Fransız Ulusal Meclisi
    29 Ocak 2000: İsveç Parlamentosu
    11 Mayıs 2000: Lübnan Parlamentosu
    16 Haziran 2000: İtalya’da Roma Şehir Meclisi
    28 Ocak 2001: Fransa Senatosu
    13 Haziran 2002: Kanada Senatosu
    20 Ağustos 2003:Arjantin Senatosu
    16 Aralık 2003:İsviçre Parlamentosu
    18 Mart 2004: Arjantin
    26 Mart 2004: Uruguay (Pes artık!)
    31 Mart 2004: Arjantin Kongresi
    21 Nisan 2004: Kanada Parlamentosu
    30 Kasım 2004: Slovakya Parlamentosu
    05 Aralık 2004: Hollanda Parlamentosu

    Son olarak Polonya Parlamentosu da bir karar almış ve Almanya Parlamentosuna da benzer bir karar tasarısı sunulmuştur. Sözde soykırımı ABD eyaletleri tanımıştır.

    SÖZDE SOYKIRIM ANITLARI:

    Nisan 1967: İlk Ermeni “soykırım” anıtı ABD’nin California eyaletinin Montebello şehrinde dikildi. Anıta Türk ulusunu karalayan şu kitabe kondu: “Türklerin insanlığa karşı yapmış oldukları katliam ve Türkler tarafından katledilen Ermenilerin hatırasına…”

    07 Kasım 1967: İkinci Ermeni “soykırım” anıtı, Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti’nin başkenti Erivan’da dikildi.

    29 Kasım 1967: Sovyet Ermenistan Cumhuriyeti’nin Sisernakabend şehrinde, hatıra taşı biçiminde bir “soykırım” anıtı daha dikildi.

    Nisan 1971: Fransa’da Marsilya şehrinde, Ermeni kilisesinin bahçesine dikildi.

    24 Nisan 2005: Bu kampanyaya son olarak Almanya da katıldı. Almanya’da ilk Ermeni anıtı Bremen şehrinde açıldı.

    ONLAR NE YAPTILAR?

    İNGİLİZLER:

    **1. Dünya Savaşı sırasında, Almanya ile İngiltere arasında savaş başlar başlamaz, İngilizler, Güney Avustralya eyaletinde yaşayan Alman kökenli nüfusu kıtanın iç taraflarına sürmüşler. Güney Avustralya’da çok sayıda Alman asıllı Avustralyalı var. Bunlar, 1. Dünya Savaşı’ndan uzun yıllar önce, 19. yüzyılda oralara gelip yerleşmişler, Avustralyalı olmuşlar, genellikle bağcılık yapıyor, şarap üretiyorlar.

    İngilizler, o insanları perişan halde sürerken, onlara çok gaddarca davranmışlar. Evlerini basmışlar, mallarını, mülklerini tarumar etmişler, piyanolarını bile parçalamışlar. Niye mi? Piyano ile Alman marşları çalabilirlermiş! Savaş Avrupa’da, bunlar ise Avustralya’da. Bu insanlar, Avustralya hükümetine silah çekmemiş, İngiliz asıllı Avustralyalılara kurşun sıkmamış, Almanya ile işbirliği yapmamış. Ama Avrupa’da savaş başlar başlamaz, ne olur ne olmaz diye sürülmüşler.

    **Sipahi isyanında yakaladığı Hintlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere değil miydi?

    **İhtilal sırasında İrlanda’da birçok İrlandalıyı kendi eli ile öldürmüş bulunan bir İngiliz subayı, İngiliz Harp Divanı “deli” olduğu gerekçesi ile serbest bırakılıp ve yine Katil Jaucas, jüri tarafından beraat ettirilmemiş miydi?

  6. #6
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    RUSLAR:


    Rus orduları, 1914 kışında Anadolu’ya karşı büyük taarruza başlarken, Kafkasya'da yaşayan Türk ve Müslüman kitleleri de önlerine katarak yürüyorlardı. Kafkasyalılar, Anadolu’ya doğru sürülüyor, sürülürken eziliyor, kırılıyordu. Ruslar, 1877-78 kışında Tuna ve Edirne vilayetlerinde yapmış olduklarını, 1914 – 15 kışında Kafkaslar’da, Doğu Anadolu’da tekrarlıyorlardı. Üstelik bu insanlar ayaklanmamış, silaha sarılmamış, casusluk veya düşman ile işbirliği yapmamıştı. Tek suçları Türk olmaktı.

    Bütün dünyanın gözü önünde Rusya, Türk topluluklarına türlü işkenceler, katliamlar yapmamış mıydı? Bir gecede Kırım Türkleri evlerinden atılmadı mı? Bu Türkler sürülmedi mi? Yollarda bir yığın Türk yaşamını yitirdi. Zulüm bitti mi? Hayır.. Özbekistan'da 'deniz, martı' diye şiir yazanın kalemini gözüne soktular. "Kırım özlemi var bu şiirlerde" diye.. Kazakistan'da, Azerbaycan'da, Özbekistan'da, Kırım'da her yerde Rus vahşetinin izleri var. 'Özgürlük' diyenin tepesine bindiler.

    Bütün dünyanın gözleri önünde Yahudilere de katliam uygulayan Rusya değil miydi? Bu katliamları dünya öylece seyretmemiş miydi?

    FRANSIZLAR:

    Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri mağaralara tıkıp sonra onları dumanla boğan Fransa değil miydi?



    ALMANLAR:

    2.Dünya savaşı boyunca işgal ettiği ülkelerde yaşayan 7 Yahudi’den 6’sını toplama kamplarında açlıktan, hastalıktan ya da gaz odalarında öldüren, Almanya değil miydi? Savaşın başında Polonya’da 3.300.000 Yahudi yaşıyordu; 1944 yılında ise, bunların hayatta kalanları, yüzde 10’dan fazla değildir.

    ABD’LİLER:

    •1945'te Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atarak 250 bin kişiyi katleden,
    *1954'te binlerce Guatamalalı'yı öldüren,
    • 1955'te Endonezya, Laos ve Kamboçya'da çok sayıda kanlı CIA operasyonları düzenleyip, 20 yıl sonra Kamboçya ve Laos'ta yine binlerce kıyım yapan Amerika değil midir?

    •1956-59 arasında Küba'da 60 bin kişiyi katleden,
    •1965'te işbirlikçisi Suharto aracılığı ile 1 milyon Endonezyalı'yı yok eden,
    •1965'te paraşütçülerini indirip, 10 bin Dominikli’yi öldüren,
    •1975'te Vietnam'dan kovulduğunda, geride milyonlarca ölü ve sakat bırakan Amerika değil midir?
    •1973'te Şili'de CIA‘in düzenlediği darbe ile 30 bin kişiyi öldüren,
    •Arjantin'de faşist generalle birlikte 30 bin kişiyi öldüren,
    •1983'te 14 bin deniz piyadesiyle yapılan Lübnan müdahalesinde binlerce Lübnanlıyı katleden,
    •Yine aynı yıl Grenada'yı işgal edip yüzlerce Grenadalı’yı katleden,
    •1989'da asker çıkarttığı Panama'da 5 bine yakın insanı öldüren,
    •1991'deki Körfez Savaşı'nda Irak üzerine 12 bin sorti yapıp, çok sayıda sivilin ölümüne neden olan Amerika değil midir?

    İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika, Japonya ile savaş kararı alır almaz, Amerika’ya yerleşmiş ve Amerikan vatandaşı olmuş tüm Japonları, hiçbir ayrıma, hiçbir açıklamaya gerek görmeden, enterne etmemiş midir?

    1965’de sözde Ermeni Katliamının 50. yılı kampanyası sırasında, ABD’nin Fresno şehrinde Talat Paşa’nın katili Soghomon Telerian’ın anıtı dikildi. Nisan 1967’de ilk Ermeni “soykırım” anıtı da ABD’nin California eyaletinin Montebello şehrinde dikildi. 1973’de Türk diplomatlarına karşı ilk Ermeni suikastı Amerika’nın Santa Barbara şehrinde düzenlendi.

    AB BİZDEN NE İSTİYOR?

    1) Sözde soykırımın Türkiye tarafından resmen tanınması
    2) Ermenistan – Türkiye sınırının açılması
    3) Ermenistan hükümeti ile diplomatik ilişki kurulması

    Oysa Ermenistan’a Azerbaycan’da işgal ettiği topraklardan çekilmesini söyleyen yok!

    BUGÜNLERE NASIL GELİNDİ?

    1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya,Osmanlı Hıristiyanlarının koruyucusu oldu.

    1830 Osmanlı – ABD Ticaret Anlaşması’ndan sonra Amerikan misyonerleri Osmanlı Ermenilerine el attı. O güne kadar evlerinde ve kiliselerinde Türkçe konuşan, ancak Arap Harflerini okumakta zorlanan Ermeniler için Ermeni harfleriyle Türkçe İncil bastılar. Osmanlı ülkesinde Ermenilere Ermenice öğreten, Ermenice gramer ve sözlük kitaplarını yazanlar Amerikalı misyonerlerdir.

    İngiltere ve Fransa, boş durur mu? 1856’da önce Sultan Abdülmecid’e çıkarttırdıkları Islahat Fermanı sonra da Paris Antlaşması ile Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşlarının koruyuculuğuna soyunurlar. Artık bütün büyük devletler Osmanlı Hıristiyanlarının “koruyucusu”dur ve hepsinin burnu, Osmanlı Devleti’nin içişlerinin içindedir.

    Derken 1876 yılında Filibe sancağında bir Bulgar ayaklanması çıkarılır. Osmanlı ayaklanmayı bastırır. Hıristiyan dünyasında “Müslüman Türkler Hıristiyan Bulgarları kesiyor” diye bir yaygara kopar.

    Aradan 1 yıl geçer; Rusya, bu sefer de Bulgarların kurtarıcısı rolünde, Osmanlıya savaş açar ve hem Balkanlar hem de Kafkaslar üzerinden Osmanlı ülkesine saldırır. Doksanüç Harbi de denilen 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşı başlamıştır.

    İşte tam bu sırada;

    •Eli silah tutan Türklerin cephelere gitmiş olmalarını fırsat bilip, Türk köylerine saldıranlar, dünya kadar cana kıyanlar; Ermeni çeteleri,
    •Kars düşünce, işgalci Ruslarla işbirliğine başlayanlar; buradaki Ermeniler,
    •Erzurum’a giren Ruslar’ın polis kuvvetine katılan ve işgal süresince Erzurum’da Türkler'e zulmetmekte bir sakınca görmeyenler; Ermeniler,
    •İşgal boyunca Ruslar’a alkollü içki vs. satıp, dünyanın parasını kazananlar;Ermeniler,
    •İşgalci Rusları evlerinde barındıranlar; Ermeniler.
    •Ama her ne hikmetse “mazlum” olan; yine bu Ermeniler.

    3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile Rusya, Kars, Ardahan ve Batum’u alıcak, Erzurum’u ve diğer bazı yerleri ise boşaltıp, Türkiye’ye bırakacaktır. Buralarda Ruslarla işbirliği yapmış ve Türkler'e zulmetmiş olan “mazlum !” Ermeniler, Ruslar çekilince zulmettikleri insanların intikam almalarından korkarlar. “Koruyucu” Rusya da, Ayastefanos Antlaşması’nda Ermenilerin güvenliğinin sağlanması”nı hükme bağlar. Ayrıca “Ermeniler için reform yapılmasını” da şart koşar. Ancak Ayastefanos Antlaşması yürürlüğe girmez, onun yerini Berlin Antlaşması alacaktır.

    Tahmin edeceğiniz gibi Ayastefanos Antlaşması İngiltere’yi telaşlandırır. Ermeniler üzerinde Rus nüfusu artacak ve Rusya doğuda prestij kazanacak! Olacak şey değil! Ayastefanos Antlaşmasını değiştirmek için hemen harekete geçer ve Osmanlı Hükümeti ile 1878 Kıbrıs Antlaşması’nı imzalar.

    Buna göre eğer bir gün Rusya, Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarına saldırırsa, İngiltere silahı kapıp, Osmanlı Devleti’nin yardımına koşacaktır. Bu “olası” yardıma karşılık da Osmanlı Devleti, Kıbrıs Adası’nın yönetimini İngiltere’ye bırakacaktır.

    Osmanlı üretmiyor, üretmediği gibi habire tüketiyor, Osmanlı’nın bir dolu da borcu var, Osmanlı’nın ne kendine güveni ne de saygısı var, ille de büyük bir devletin yardımına muhtaç, “ver kurtul” diyor, veriyor. Verip de kurtulsa yine iyi. Anadolu’da bulunan Hıristiyan ve diğer tebaanın iyi idare edilmesi ve korunması hakkında “sonradan” kararlaştırılacak olan gerekli ıslahatı yapacağını da İngiltere’ye vaat ediyor. Böylece İngiltere, Ermenilere el atmak için gereken hukuki dayanağa kavuşuyor. Kader mi bu?!

    İngiltere öncü olur, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanmış olan ikili Ayastefanos Antlaşması değiştirilir, yerine çok taraflı 1878 Berlin Barış Antlaşması imzalanır. Ermenilerin oturdukları vilayetlerde muhtaç oldukları ıslahat ve düzenlemeleri ile Ermenilerin emniyet ve huzurlarını koruma garantisi bu anlaşmaya da girer.

    Rusya Ermenileri tarafından 1887’de kurulan Hınçak ve 1890’da kurulan Taşnaksutyun Ermeni İhtilal Örgütleri, Samsun – Mersin hattının doğusunda kalan bütün Anadolu Topraklarını “Ermenistan” yapmak istediklerinden, Anadolu’da kan dökmeye başlarlar. 1890 Erzurum isyanı ile başlayan ve 1896 Van isyanı ile sona eren dönemde üst üste toplam 34 silahlı Ermeni olayı ve Ermeni ayaklanması çıkarılır.

    Bu olayların içinde İstanbul’da gerçekleştirilenler de vardır. İstanbul Galata semtindeki Osmanlı Bankası silahlı – bombalı bir Ermeni çetesi tarafından basılır. 1905 yılında Sultan Abdülhamid’e de suikast düzenlenir. Eylemleri ses getirir.

    Olayları Ermeniler çıkartmıştır ancak yurt dışında “Müslüman Türkler, masum Hıristiyan Ermenileri kesiyor” diye yaygara koparılmış ve ölen Ermenilerin sayısı 30 kat arttırılarak gösterilmiştir. Her nedense Ermenilerin bu olaylarda katlettikleri Türklerin sayısını dile getirmek hiçbirinin aklına gelmemiştir.

    1.Dünya Savaşı’ndan önce son Ermeni ayaklanması 14 Nisan 1909’da Adana’da çıkar. Silahlı Ermeniler, Türk mahallelerine saldırıp isyanı başlatırlar. Asker yetişinceye kadar kendilerini savunan Türklerle Ermeniler birbirlerine girer. Türk – Ermeni boğuşması 3 gün sürer, çevre yörelere de yayılır ve sonuçta 1850 Türk ve 17000 kadar Ermeni can verir. Dış basın, İttihatçılar ve Türkler aleyhinde demediğini bırakmaz.

    3 gün sonra Cemal Paşa Adana’ya gönderilir. Ayağının tozuyla 47 Türk'ü astırır. Ayaklanmayı çıkaran , Türkler'e silahla saldıran Ermenilerdir. Ne var ki; asıl suçlu durumundaki Ermenilerden sadece 1 kişi idam edilir!

    Derken Osmanlı Devleti, Kasım 1914’de 1. Dünya Savaşı’na girer. Osmanlı toprakları 3 koldan istila edilmektedir. Batıda İngilizler ve Fransızlar Çanakkale’yi zorlamaktadır. Doğuda Rus orduları Doğu Anadolu’yu istila etmektedir. Güneyde ise İngilizler Süveys Kanalı harekatını başlatmaktadırlar. İşte tam bu sırada içerden Ermeniler, devlete karşı silaha sarılırlar.

    Özellikle Doğu’da yaşayan Ermeniler,

    •Ruslardan yardım ve destek de gördükleri için cephe gerisini cehenneme çevirirler,
    •Köylere baskın yaparlar,
    •Erkekleri öldürürler ve öldürdükleri bu erkeklerin ağızlarına, kendi tenasül aletlerini koyup öylece teşhir ederler,
    •Kadın ve kızların ırzına geçerler.

  7. #7
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    Bütün bu olup bitenin arkasında ya TAŞNAK ya da HINÇAK dernekleri vardır ama komitelerin dışında yaşayan Ermeniler de vardır ve bunlar hükümete başvurup, “suçluların cezalandırılmasını” isterler.

    İçişleri Bakanı Talat Paşa, bölgede huzuru sağlamanın tek çaresi olduğu halde yine de “Tehcir” kararı almamak için direnir.

    Osmanlı Ordusu, karşısındaki ordudan değil, gerisinde bıraktığı Ermeni düşmanlığından çekinir hale gelir. Artık Tehcir’den başka çare yoktur. Talat Paşa, direnmekten vazgeçer ve cephe gerisinde ordularımızın ihanete uğramasını durdurmak için Tehcir Kanunu çıkartır. Ermeniler savaş sahasına bitişik vilayetlerle, denize çıkışı olan vilayetlerden alınıp, güneye yani zarar veremeyecekleri, henüz savaştan uzak yerlere nakledileceklerdir. Tehcirin kapsamı dardır.

    Ama Ermeniler rahat durmaz;

    •Bu kararın uygulanması sırasında geride kalan öteki Ermenilerin de isyan ettikleri görülür,
    •Ülkenin batısında yaşayan Ermeniler, cehenneme dönüşen Çanakkale savaşında düşmana casusluk yaparlar.
    •Mısır’a giren İngiliz ordusunun haber alma servisini de Ermeniler besler!

    Sonuç olarak Anadolu’nun başka yörelerindeki Ermeniler de tehcir edilirler.

    Göç yolunda, hastalıktan, açlıktan, eşkıya çetelerinin saldırılarından pek çok Ermeni ölür. Kamuran Gürün, “Ölenlerin sayısı 300 bini bulmaz” diyor. O büyük savaşta ölen Türklerin sayısı on kat daha fazladır.

    Talat Paşa’ya kulak verelim: ”Gerek tehcir, gerekse isyanlar yüzünden Ermeniler çok zayiat vermişlerdir. Bunu itiraf etmek lazımdır. Fakat, Doğu vilayetlerindeki Müslümanların da Ermeniler yüzünden aynı zayiata uğradığı bir gerçektir.

    Rusların, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum’u işgalleri sırasında yapılan ve bizzat Ruslar tarafından itiraf olunan zulüm ve cinayetler, o derece vahşetle yapılmıştır ki, Müslümanlar, artık ‘evlerinde kalma’ cesaretlerini kaybetmişler, aç ve çıplak göç etmeye mecbur olmuşlardır. Böylece, yerinden olan Müslümanlardan 600.000 kişi ölmüştür!”

    1917 Bolşevik İhtilali ile Rus İmparatorluğu çözülür ve 1918’de Güney Kafkasya’da, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsızlıklarını ilan ederler. Ermenistan, hiç vakit kaybetmez ve “Büyük Ermenistan”ı kurmak için Türk topraklarını işgal etmeye başlar.

    Bu arada I. Dünya Savaşı sona erer. Türkiye, yenilen taraftadır. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi nedeni ile Türk ordusu Kars, Ardahan ve Batum sancaklarını boşaltacaktır. Bundan başka Van, Bitlis, Erzurum, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas vilayetlerinin de İtilaf Devletleri tarafından işgal edilebileceğini kabul etmiştir.

    10 Ağustos 1920’de İstanbul Hükümetine dikte edilen Sevr Anlaşması, Doğu Anadolu’da bir büyük Ermenistan devleti kurulmasını öngörmüştür. Türkiye – Ermenistan sınırının saptamasını, Amerika Başkanı Wilson yapacaktır. Osmanlı Hükümeti, ABD Başkanının vereceği kararı kabul etmeyi garanti etmiştir.

    Bu antlaşmadan cesaret alan Ermenistan, “Büyük Ermenistan” emelini gerçekleştireceğim diye Türk topraklarına saldırmaya başlar. Bunun üzerine, 1920 yılı sonlarına doğru Türkiye ile Ermenistan arasında savaş çıkar. Bu savaşta Milli Kuvvetlerimiz Ermenileri yenerek, Sarıkamış’ı, Kağızman’ı, Kars’ı, Gümrü’yü ve Iğdır’ı Ermenilerden kurtarır.

    2/3 Aralık 1920’de Ermenistan ile Gümrü Barış Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma, yeni Türkiye devletinin imzaladığı ilk barış antlaşmasıdır. Buna göre, 1877 – 1878 sonunda kaybedilen yerler (Batum hariç) Türkiye’ye iade edilir: Oltu, Sarıkamış, Kars… anavatana döner. Sevr Antlaşması geçersiz sayılır.

    Ancak bu antlaşmanın ardından Kafkaslar’da durum yine değişir: Kızılordu bu bölgeye yürür; Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan Cumhuriyetleri Sovyetler Birliğine bağlanır; Erivan’daki Taşnak Hükümeti devrilir ve dolayısıyla Gümrü Antlaşması onaylanamadan kalır. Daha sonra yapılan Moskova ve Kars Antlaşmaları, Gümrü Antlaşması’nın yerine geçer.

    16 Mart 1921’de Rusya ile Moskova Antlaşması, 13 Ekim 1921’de Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan ile Kars Antlaşması imzalanır. Bu antlaşmalar, Gümrü Antlaşması ile belirlenmiş olan sınırı doğrular. Kars ve Ardahan Türkiye’de, Batum ise Sovyet Gürcistan Cumhuriyeti’nde kalır. Aynı antlaşmalar ile Türkiye, Nahçıvan bölgesinin Azerbaycan himayesinde özerk bir bölge olmasını kabul eder. Ancak bu bölgenin hiçbir zaman bir başka devlete (mesela Ermenistan’a) bırakılmamasını şart koşar ve bunu antlaşmaya geçirtir.

    Kısacası; bugünkü Türkiye – Ermenistan sınırı Lozan Antlaşması’ndan önce, 1920 – 1921 yıllarında çizilmiştir. Bu sınır, Ermenistan tarafından önce Gümrü sonra da Kars anlaşmaları ile 2 defa kabul edilmiş, onaylanmış ve daha o yıllarda kesinleşmiştir. Önce Ermeni Taşnak hükümeti, sonra Ermeni Sovyet Hükümeti ayrı ayrı Türkiye ile antlaşma imzalamışlar ve Türkiye – Ermenistan sınırını tanımış ve onaylamışlardır.

  8. #8
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart

    SUİKASTLER:

    15 Mart 1921: Talat Paşa, Berlin’de vurulup şehit edilir. Katil Tehlerian adlı bir Ermeni teröristtir ve “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan edilir.

    6 Aralık 1921: Eski Sadrazam Said Halim Paşa Roma’da vurulup, şehit edilir. Katil, Arşavir Şiragian adlı bir Ermeni teröristtir ve “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan edilir.

    17 Nisan 1922: Berlin’de Eski Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey ile İttihat ve Terakki’nin eski başkanlarından Bahaeddin Şakir Bey katledilir. Katil Aram Yerganian adlı bir Ermeni komitacıdır ve “Ermeni Ulusal Kahramanı” ilan edilir.

    22 Temmuz 1922: Eski Bahriye Nazırı Cemal Paşa ve yaverleri Nusret ve Süreyya Beyler, Tiflis’te Ermeni teröristlerce şehit edilirler. Katiller yakalanamaz.


    Başarabilselerdi Lozan Konferansı sırasında İsmet Paşa’ya ve daha sonra da Atatürk’e suikast yapacaklardı ama başaramadılar!

    1922 – 1923 Lozan Konferansı:

    Meclis İsmet Paşa’yı Lozan Konferansı’na gönderirken çok kararlıydı. Bu konferansta Anadolu’nun herhangi bir yerinde Ermeniler için toprak talebi olduğu takdirde, Türk heyeti barış müzakerelerini kesecekti. Nitekim, müttefikler, 2. komisyonda Ermeni konusunu gündeme getirmek isteyince, heyetimiz topluca celseyi terk eder. Bu konunun görüşülmesini de bir daha kabul etmez. Sonunda, Anadolu’da Ermenilere toprak verilmez. Böylece, Ermeni sorunu Lozan’da kapanır.

    TÜRK DİPLOMATLARA SALDIRILAR VE ASALA

    Aradan yıllar geçer. 1964 yılında sözde soykırımın 50. yılının yaklaştığı iddiasıyla biri ABD’nin diğeri de Sovyet Rusya’nın adamı olan 2 Ermeni patriğinin hemen hemen eşzamanlı çağrılarıyla Ermeni sorunu bundan 40 yıl önce yeniden gündeme gelir.

    1970’lerde Ermeniler bu sefer Türk diplomatlarına saldırırlar.

    Türk diplomatlarına karşı Ermeni suikastlarının çoğu demokratik Batı ülkelerinde düzenlendi. Ermeni teröristler Amerika, Batı Avrupa ve Avustralya’da lojistik destek buluyor, daha kolaylıkla eylem yapıyor ve buralarda çoğu zaman cezasız kalıyor ya da hafif cezalarla kurtuluyorlardı.

    Ermeni cinayetlerinin birçoğu Paris’te işlendi. Fransız makamları, korumakla yükümlü oldukları halde Türk diplomatlarını korumamışlar ve Ermeni terörüne göz yummuşlardır. Katillerin çoğu yakalanmamış, cinayetlerin failleri meçhul kalmıştır. Yakalanan veya teslim olan Ermeni katiller de hak ettikleri cezalara çarptırılmamışlardır.


    Ülke……………Saldırı…….Ölü….Yaral ı
    Fransa…………………8.............17… …..71
    ABD/Santa Barbara..3…………..4
    Yunanistan………….3……………...4
    Avusturya…………..3……………….3
    İsviçre…………………3……………….1………..2
    Kanada……………….3……………….1…………2
    Portekiz………………2……………….4…………2
    Hollanda……………..2……………...2
    İtalya………………….2……………….1…………1


    Ülke…………….Saldırı…….Ölü…..Yara lı
    İspanya………………..1…………….2
    İran………………………1…………….2
    Yugoslavya………….1…………….1……………1
    Irak……………………..1…………….1……………1
    Belçika…………………1…………….1
    Bulgaristan………….1…………….1
    Lübnan………………..1…………….1
    Danimarka…………..1…………….1


    17 Nisan 1987’de Başbakan Turgut Özal, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik başvurusunu yaptı.
    Böylece;
    •AB kurumlarında Ermeni sorunu yeniden gündeme getirildi,
    •Türkiye aleyhine çeşitli kararlar alındı,
    •AB üyeliği için sözde Ermeni soykırımını tanımak bir önkoşul olarak Türkiye’ye dayatıldı.

    23 Ağustos 1990’da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti, bir Bağımsızlık Bildirgesi yayımlayarak bağımsızlığını ilan etti. Bu bildirgede “Ermeni soykırımının Türkiye tarafından tanınması” ve “Batı Ermenistan”ın bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti emelleri olduğu” belirtildi.

    Batı Ermenistan dedikleri, Türkiye’nin Doğu’su!

    Ermenistan, daha bağımsızlığını ilan ederken saldırgan politikasını ortaya koymuştur. Bir yandan komşusu Azerbaycan topraklarının bir bölümünü fiilen işgal etti, diğer yandan da komşusu Türkiye’yi hedef aldı.

    5 Temmuz 1995’de kabul edilen Ermenistan Cumhuriyeti Anayasası’nda Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan esaslar olduğu gibi benimsedi. Böylece “soykırım”ın Türkiye’ye kabul ettirilmesi ve “Batı Ermenistan” emelleri, anayasa esası haline getirildi.


    KAYNAKLAR:

    BOĞDAĞ, İSMET; SOYKIRIM MI, HODRİ MEYDAN; ŞİMŞİR N., BİLAL, ERMENİ MESELESİ

  9. #9
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart



    Ermeni vahşetine Rus tanık

    Genelkurmay Başkanlığı, Ermenilerin doğu cephesinde yaptıklarına görgü tanıklığı eden Rus yarbayın günlüğünü yayınladı.

    Genelkurmay ATASE Başkanlığınca yayımlanan ''Gördüklerim Anılarım'' adlı anı kitabında, Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 yılı sonları ile 1918 yılı ilk aylarında, Erzurum'da 2. Ermeni-Rus Kale Topçu Alay Komutanlığı yapan Rus Yarbay Tverdohlebov'un el yazısıyla tuttuğu günlüğündeki notlarına yer verildi.

    Rus yarbayın günlüğünde Ermeni vahşetinin boyutları, akıl almaz katliamları
    gözler önüne serilirken, ''Ermeniler oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür'' deniliyor.

    Notlarda, ''Ermeni askerler en aşağılık, en adi sınıftan sayılmışlardır. Bunlar, her zaman geri hizmetlerde görev yapmak için gayret göstermişler, cepheden kaçmışlardır'' ifadeleri yer alıyor.

    Türkçe, İngilizce, Fransızca ve orijinalın tıpkı basımı (Rusça) şekliyle hazırlanan kitap, Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde de yayımlandı.
    Sitede yer alan bilgi notunda, ''Gördüklerim ve duyduklarım Ermenilerle ilgili her türlü tahmin ve tasavvur sınırlarını fazlasıyla aşmıştır diyen Yarbay Tverdohlebov'un anıları, Ermeni iddialarına verilebilecek en güzel cevap niteliğindedir'' denildi.
    Bu resimlerde:

    Kars'ta, birbirlerine bağlanmış ve Ermeniler tarafından canice katledilmiş Türk askerleri.

    25 Nisan 1918'de, Subatan'da Ermeniler tarafından öldürülen Türk çocuklar, kadınlar ve karınları deşilerek bebekleri çıkarılan anneleri.

    Silvan civarında, Beşnik ermeni köyüne Van ve Tolorya'dan gelip, Doryan Dano ve kardeşlerinin başında bulunduğu Ermeni çeteleri tarafından 11 Haziran 1915 tarihinde Şeytankaya mevkiinde şehit edilen milis subayı Hamid Efendi komutasında bulunan erzak kafilesi, jandarması ve subayları.

    Erzincan'da Ermeniler tarafından ırzına geçilerek öldürülen Pakize adlı bir Türk kadını.

    Subatan Köyü'nde, Ermeniler tarafından öldürülen kadın ve çocukları.

    26 Şubat Katliami göreceksiniz.

    [/COLOR]





    [B][I][COLOR=red]
    Konu Dygsuz tarafından (31.08.08 Saat 15:37 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    481
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    848
    @Dygsuz

    Standart






Giriş

Facebook Baglan Giriş