Kullanıcı Tag Listesi

Tarihçe Eski Sinop 1855’den beri Sinop’a dair hiç monografi (mahsus risale) yazılmadı. Kırım Muharebesi dolayısıyla bir müddet Karadeniz şehirleri hakkında alaka uyandığı ve yakınında Türklerle Ruslar arasında vukua gelen bir muharebe sebebiyle Sinop’un muvakkat bir zaman şöhret olduğu bu tarihte W.T. Streuber’in tarihi araştırması (Sinob ein Historich-Antiquarischer Umriss Basel 1855) intişar etti. Eserde çok yanlışlıklar vardı ve müellif sonradan keşfedilip şehrin tarihini pek ziyade

Bu konu 2060 kez görüntülendi 3 yorum aldı ...
Sinop 2060 Reviews

    Konuyu değerlendir: Sinop

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2060 kez incelendi.

Konu: Sinop

  1. #1
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    Thanked 1 Time in 1 Post
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    887
    @Dygsuz

    Standart Sinop



    Tarihçe

    Eski Sinop

    1855’den beri Sinop’a dair hiç monografi (mahsus risale) yazılmadı. Kırım Muharebesi dolayısıyla bir müddet Karadeniz şehirleri hakkında alaka uyandığı ve yakınında Türklerle Ruslar arasında vukua gelen bir muharebe sebebiyle Sinop’un muvakkat bir zaman şöhret olduğu bu tarihte W.T. Streuber’in tarihi araştırması (Sinob ein Historich-Antiquarischer Umriss Basel 1855) intişar etti. Eserde çok yanlışlıklar vardı ve müellif sonradan keşfedilip şehrin tarihini pek ziyade aydınlatan kitabelerden ve meskukattan haberdar değildi. Bundan başka o tarihten beri geçen yarım asır içinde eski Yunanistan’a ve Yunan kolonilerine dair çok iyi tarihler yazıldı. 1902’de Amerika Atina mektebinde ( American Schol in Athens) çalıştığım sırada Profesör Edward Capps fırsat bulunursa eski Sinop’la alakadar olan bütün mevad hakkında tam bir araştırma yapmamı ve kabil olursa sonucu neşretmemi tavsiye etti. Berlin’de Profesör Edward Meyer’den ve ***tingen’de Profesör George Busolt’dan beni bu işe teşvik eder iltifatnameler aldım. Önceden çok tetebbulardan sonra 1903 haziranında bir müddet orada oturmak için şehrin kendine gittim. Şehrin civarında muhtelif istikametlerde seyahatler yaptım ve bulduklarımı canlı ve tarihi tasvirde toplamayı düşündüm. Ne dereceye kadar muvaffak olduğumu okuyucum takdir edecektir. Notlardan ve müracaat edilmesi gösterilen eserlerden anlaşılacağı vechile müellifin teşekkür borcu olan yerler çok ve çeşit çeşittir. Bundan sonraki sahife notunda zikredilen coğrafya kitaplarına ilave olarak M. Sengebusch’un muhtasar Sinopicarom Quaestianum Specimen Berlin 1846 adlı esrini Numisematic Chronicle ‘in 1885 tarihli nüshasında SİX’in Sinop meskukatı hakkındaki makalesini umumi tarihleri hususiyle Edward Meyer’in Pontus Krallıkları tarihi (Geschichte Des Königreihes Pontos) ‘ni ve Beinach-***z’in Mithradate Eupator’ını zikretmek lazımdır. Eski kaynaklar ve başka yeni eserlerde makalenin başından sonuna kadar yerlerini gösterecektir.

    MEVKİ

    Etraftaki arazinin hali coğrafi vaziyeti mahsulü ve çift limanı emniyeti zaptedilemeyen kayalık çıkıntısı Sinop adını gerek muharebe ticaret halk ve devlet istiklali ve bunun ilerlemesi tarihlerine gerek edebiyat tercümei haller ve sanayii nefise tarihine karıştırmıştır.
    Küçük Asya’nın şimal sahili iki tarafı çukurlaşmış ortası yüksek bir dalgaya benzer. Dalga iki çukuru ile beraber Karadeniz’in cenup sahilini teşkil eder. Dalganın tepesi sahilin tam ortasına gelmiş olduğundan kroki mütenazırdır. Böyle olmakla beraber dalganın tepesi düzleşmiştir. Ve tam şark tarafının kenarında iniş başlamadan biraz evvel sert bir çıkıntı meydana getirir. Bu başlıca çıkıntının şark köşesinden şimali şarkiye doğru kara tarafına uzanan alçak berzahının üzerine Sinop’un inşa edilmiş olduğu küçük yarımada başlar.
    Yarımadanın kendisi tahminen 600 ayak yüksekliğinde kenarları dik ve tepesi düz bir çıkıntıdır. Uzunluğu takriben iki mil ve genişliği de en geniş yerinde bir mil kadardır. Teşekkülü volkanik olduğu ve volkanik depozitlerin üzerinde bulunan tebeşirlere bakılırsa burası evvela deniz seviyesinden aşağıda olup sonradan şimdiki mevkiine yavaş yavaş yükselmiş bulunduğu görülür. Kayalar aşikar olarak volkanik tabiattadır ve şarki Anadolu’da bulunan kayalarla aynı evsaftadır. Tepenin üzerindeki düzlüğün şimale doğru ortasında hala sığ bir göl vardır ki bunun eski bir volkan krateri olması muhtemeldir. Bu türlü jeolojik teşekküldeki topraklar havanın tesiriyle inhilal vukuunda çok müsbit olur. Orayı ziyaret ettiğimde atlar keçiler ve inekler kısa çayırlarında otluyorlardı. Yabani çiçekler ve kısa fidanlar defne ve ardıç ağaçları da çok vardı. Eski muhasara şartları altında hiçbir taraftan gelmese bile etrafı mahsulatı ile oldukça büyük bir orduyu geçindirmek kabil olurdu. Su da mebzuldu. Çıkıntıdan şehre doğru inerken bayırın biraz ilersinde bir mağara vardır. Bu mağarada yer altından soğuk tatlı bir su akar. Mağaradan şehre kadar yer altından su yolu vardır. Suyun çıkışı da temizdir. Mecrasının da temizliği temin edilmiştir. Yolun yapılması Yunanlılardan ve Romalılardan daha sonradır fakat kimsenin bilmediği suya böyle muhafazalı yoldan erişebilmek fikrine her devirde tesadüf olunabilir. Tepenin üzerindeki düzlükte ufacık çaylar da vardır. Bunlardan biri şarki cenubi tarafta ufak bir tepeden ufki olarak üzerinde Yunanca yazılar bulunan eski Roma devrinden kalma bir sarcophage-lande akar.
    Adanın dik ve sivri kıyıları taş olmuş bir kirpiye benzer. Trachite siyah volkanik sünger taşı kırmızı tebeşirli mermer gibi muhtelif sertlikte ve sedefle karışık kireçli ve kumlu taşlar gibi muhtelif kesafette taşlardan meydana gelmiş kayalara denizin tesiri sahili çıkıntılar kütlesi haline gelmiştir. Sahilde deniz su sathının üstünde ve altında mağaralar su ile dolu oyuklar vücuda getirmiştir.
    Strabo bunlara choenicides adını vermişti. Böyle bir sahile asker çıkarmağa teşebbüs etmek hemen hemen imkansız olduğu gibi kolaylıkla müdafaa edilebilen düzlüğe varmak ise ondan daha güçtü.
    Çıkıntı mihveri hizasından cenubi garbiye doğru inecek olursak iki tarafındaki çift limanın araziyi küçülterek bir milin dörtte birine kadar indirdiği münhat boyuna geliriz. Ve bun dan çok güzel ve münbit olan asıl araziye çıkarız. Cenuba doğru bakılınca şurada burada bağlar ve mütenevvi yemiş bahçeleriyle karışmış arpa yulaf buğday pirinç ve diğer hububat tarlaları görülür. Elma armutincir şeftalierik muşmula kaysı ve kiraz çoktur. Kayısı ve kiraz asıl cenup sahillerde çıkmış ve buradan İtalya’ya ve o tarikle başka memleketlere ***ürülmüş zannolunuyor. Aynı sahilde Sinop’un kolonisi olan Cerasus ismini kiraz ağaçlarının çokluğundan alır. Zeytin ağacı eski zamanlarda mebzul imiş. Karadeniz’de zeytin ağacının bulunduğu en garp nokta Sinoptur. Ben birkaç zeytinlik gördüm fakat Strabo bütün bu mıntıkanın zeytin ağaçları ile örtülü olduğu kanaatinde görünür. Arkalarda şarka ve garba doğru büyük meşe çam ceviz kestane gürgen kara ağaz şimşir selvi ve diğer ağaç ormanları vardır. Bu ormanlarda ağaçların altları da kısa ağaçlarla örtülüdür. Bu nevi küçük kısa ağaçlardan her tarafta vardır. Mor dağların uzaklarda çizgileri dalgalı bir istihkam duvarı gibi eski sahil medeniyetini dahildeki barbar halktan ayırır ve fiiliyata bugün bile aynı vazifeyi yapar. Dağlık arazi kayalık ve gayri münbit zannedilmesin bilakis denizden hasıl olmuş ovalar gibi feyizli olup sırtları ve vadileri son derece de münbittir.
    Sinop devletinin arazisinin sahih mesahası bugün tayin edilemez. Merbut bulunduğu Paphlagonia’nın şark hududu ister Tehrmodon’dan ister İsis’den veya Amisus şehrinden çizilmiş olsun Sinop herhalde Paphlagonia’dan çok küçüktür. Çünkü Strabo Amisus vilayeti ile Sinop vilayetinin ayrıldığı noktayı daha garba doğru Halsy nehri diye gösteriyor. Diğer taraftan da Sinop’un hükümran olduğu yerler Fithnia hududuna kadar varmadı. Tabiat ta cenupta Olgassy dağlarını hudut çekti. Eğer eski Sinop hükümetinin hududunu şimalde Karadeniz şarkta Halys cenupta Olgassy dağları garpta da 32. paralele yakın gayri muayyen bir hattır dersek hakikatten pek uzak olmayız.
    Çıkıntının boynunda bina edilmiş şehre dönersek eski şehir merkezinin yerinde iç duvarla çevrilmiş bir avlu ve bir Türk kalesi ve hapishanesi buluruz. Burasının Sinop’un Akropolisinin yeri olması muhtemeldir. Duvarın haricinde çıkıntıya doğru şimali şarkide Hristiyan ve Rum mahalleleri vardır. Maatteesüf eski şehri zihinlerde yeniden meydana getirebilecek tarihi sahih malumat pek azdır. Yüksek tepeden aşağıya bakarak nereleri stoa jimnas ve çarşı Mithradate’nin sarayı ve Serapis mabedi olabileceğini zihnimde canlandırmaya boşuna çalıştım fakat hareket noktası olabilecek hiçbir harabe ve yığınımsı bir ana nokta bile yoktur. Yalnız berzahın bir kenarından öbür kenarına yapılmış yıkılmış ve tekrar yapılmış ve yapılışında gayri mütecanis maddeler kullanılmış ve pek gayrı muntazam bir surette bina edilmiş iki duvar vardır. Binalardan çıkmış temel taşları stoa’lardaki evvelki yerlerini gösteren oyukları aşınmış Romalılardan kalma sütunlar şurada burada kalmış heykel parçaları bazen bir duvarın en üst kısmında bazen de en altında taş yerine kullanılmış aslan heykelleri ve pencere üstüne konan taşar ve korniş parçaları vardır. Başka birçok parçaları öteki beriki almış ***ürmüş bir takımı müzelere alelhusus İstanbul Müzesi’ne nakledilmiştir. Karaya yakın olan duvarın iç tarafında Roma su kemerlerini gösteren kemerler vardır. Dıvarın bu kısmı iyi yapılmıştır. Romalılar tarafından yapılmış olması muhtemeldir. Mütebaki kısmı öteki duvarlar gibi önce Cenevizliler ve sonra da Türkler tarafından yapılmıştır.
    Cyzieus’un olduğu gibi Sinop’un da ilerlemesindeki en mühim amil şark ve garp denizlerine hakim çift limandır. Bu liman eski zamanlarda da şimdi de Karadeniz sahilindeki en iyi limandır. Eski zamanlarda cenup limanı ıslah edilmiş olacak ki Büyük Hithradates zamanından kalma olduğu zannedilen bir iskele harabesi vardır. İki limana da onları dolduracak hiçbir nehir akmaz. Fakat şimal limanı şimdiki vapurların yanaşmalarına elvermeyecek kadar kum tabakaları ile sığlaşmıştır. Evvelce daha derin olduğu için eski zamanın küçük gemileri ticaret maksadıyla buraya girebiliyorlardı.
    Pericles zamanında ve daha sonra Mithradates zamanlarında şimal limanının sularının büyük gemilerin girebilmesine müsait derecede derin olması muhtemeldir.


    MEVKİİN EHEMMİYETİ

    Sinop garp alemine uzaklığı ve fena idaresi yüzünden pek ehemmiyetsiz GÖRÜNSE BİLE ESKİ Yunanlılar için böyle münbit ve iyi tahkim edilmiş ve tabii vaziyeti ile karaya denize hakimiyeti fazla olan bir şehir-devletin çok ehemmiyeti vardı. Onların edebiyatı tetkik edilince hakikatın bol olduğu pek iyi görülür. Diodorus ve Strabo Sinop’u Karadeniz’incenup sahillerindeki en meşhuru en ehemmiyetlisi sayarlardı. Mela da Sinop’u Amissus ile beraber bu havalinin en meşhur iki şehri olarak gösterir. Valerius Placcus Sinop şehri için “büyük zengin” Eutropius “en asil” ve Bizanslı Stephanus ile Eustathius de “en yüksek” vasfını veriyor. Daha sonraki muharirlerden Ammianus ve Phrantzes de Sinop’u eski zamanların meşhur şehirleri arasında sayar.
    Bununla beraber daha manalı şehadetler sarih ifadelerden ziyade zımni beyanlardadır. Plautus Curculio Seno ile istihza ederek o. Bir başına yirmi gün için İranlılar Pahplagonialılar Sinoplular Araplar Carriyalılar ve Giritliler de dahil olduğu halde bütün milletlerin yarısı mağlup etti diyor. Bu uzun listede bir çok devletlerin ismi olduğu halde şayanı ehemmiyet şehir olarak yalnız Sinop şehri istihza içine katılıyor.
    Sinop aynı zamanda Atina ‘da meşhur bir ******nin ismi idi. Bu ismi Cyrene ve Megara diye şehir isimleriyle lakablanan diğer ******ler gibi ya kendi kendine aldı veyahut başkaları tarafından ona verildi. Bu kadın ehemmiyetsiz bir fert veya başkalarının emrine tabii olan biri değildi oldukça büyük bir müessesenin sahibi idi. Meşhur Pythionike de bu müessese efradındandı. Bu kadın Atine komedisinde de yer tutar hatta “ayartılacak veya boşanacak” sözünün çıkmasına o sebep oldu. Atina hayatında oldukça uzun bir zaman ehemmiyetli bir sima olarak yaşıyor ve nihayet Abydos adı verilecek derecede meşhur bir şahıs oldu.
    Mamafih Sinop’u hatırlatacak bunlardan daha ehemmiyetli şeylerde vardır. Odyessen’in XII 257. Sayfasında haşiyeci Odyasus’un arkadaşı olan ve Soylla ve Charybdis kitabında mahvolan Sinoposdan bahseder. Homer’in yedi tabından biri de Sinopie idi. Aristo’nun teşkilatı esasiyesi bir esere konu olmağa değer saydığı şehirlerden biri de Sinopitus idi. En eski Yunan muharirleri de bu şehrin mythologisini methetmişlerdi.
    Bu arada şunu da söyleyeyim ki Sinop Cimmeerialıların merkezi sayılırdı. Kaleleri tanınmış ve donanması Karadeniz’e hakim idi. Hatta başka denizlere boy ölçüşmeye giderdi.
    Sinop’un ehemmiyetine sonuncu bir ispat olmak ve gelecek kısımda bahsedeceğimiz ticari münasebetlere bir mukaddeme olmak üzere Sinop’un ekseriye mesafeleri tayin etmek ve coğrafi münasebeti aydınlatmak için kullanılan nokta olduğunu burada söylemek isterim. Pteria evvelce farzedildiği gibi Sinop’un yakınında olmayıp belki Ramsay gösterdiğine göre cenubunda epeyce uzakta olmakla birlikte onun için denirdi ki (.....) buna (Sinop’la aynı hattı muvazi üzerinde bulunan) diyebiliriz. Bundan başka küçük Asya’nın en parçası İssus körfezinden Amissyse çekilen bir hat olmakla beraber Sinop’un büyük ehemmiyeti Straboyu en kısa transit hattını Amissus’dan değil Sinop’tan geçirmeye sevk etti. Sinop’tan Carusa 150 Amissus 900 Stadium Phasis iki veya üç günlük yol garp cihetinde Armeno40 Carampis burnu 700 daha ilerde Cytorus 1312 Amastris 1450 Heracles 2000 ve (Thracian Bosbhor) Karadeniz boğazında kain Hiraon of Jupiter Urios 3500 Stadium uzakta iki( bir stadium 2400 Osmanlı arşını uzunluğnda Roma ölçüsüdür.) bir çok yerler Sinop’tan epeyce uzak olmakla beraber Sinop civarında gösterilirdi. Halya (.....) Thermadondur Haraclea (.....) dır. Corocondame (.....) idi. Strabo Karadeniz cenup sahiline (.....) der. Livy’in ifadesine göre Gordium’dan Kilikya sahillerindeki Hellesponta kadar olan mesafe ne ise Gordium’dan Sinop’a kadar olan mesafe de odur. Cicero’nun hatipliği Veres’in karşılaştığı en uzaktaki Roma düşmanlarını garpte İspanya ve şarkta Sinop’ta bulurdu. İsocrates küçük Asya’daki Grek nüfuzunun sınırlarını garpta Cilicia ve Onidusde şarkta da Sinopta gösterir. Pliny Snop’u dünyanın beşinci parçasında gösterdiği halde Avienus beşinci asırda Sinop’u arzın hududuna yakın bir yerde gösterir.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Sinop

          Kategori: Karadeniz Bölgesi

          Konuyu Baslatan: Dygsuz

          Cevaplar: 3

          Görüntüleme: 2060


  2. #2
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    Thanked 1 Time in 1 Post
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    887
    @Dygsuz

    Standart

    SİNOP’UN TİCARETİ

    Sinop paralarının üzerinde görülen gemi başı Sinop’un ticarete olan istidadına alamettir. Bundan evvelki faslın sonuna doğru verdiğimiz mesafeler esasen ticari şeylerdir ve bunlar bizi Sinop’un çok önemli olan ticari münasebetiyle meşgul olmaya sevk eder. Evvelce zikredilen mahaller listesine fidyei necat gönderilen Rodos ve Delos adları da dahil olduğu halde Ege adalarını Attika’yı ve bütün Yunanistan’ı hatta mısırı da dahil etmek lazım gelir. Karadeniz sahil ticareti ise Bosphore’dan Phasis’e kadar bütün sahili kaplar ve Heraclea Cytorus Carambis İonopolis Amissus Cotyora Cerasus Trapezus şehirleri ile diğer bir çok limanları ihtiva ederdi. Karadeniz’in şimal sahili ile Sinop arasında doğrudan doğruya ticaeertin hacmi olduğundan daha az gösterildiğine kaniim. Şurası gerçektir ki eski gemiciler tam bu noktada Karadeniz’i karayı yalnız birkaç saat gözden kaybederek ve açık havalarda ise hiç kaybetmeden karşıdan karşıya geçebilirlerdi. Strabo’nun “Asya’daki garambis Burnu ile Kırım yarımadasının ucu olan Crimetopon Burnu’nu denizin ortasında görebilirlerdi.” demesini Reinach gibi muharirler eski zamanda bahri mesafelerin olduğundan aşağı tayin edildiğine bir misal olarak gösterirler. Bu tenkide mahal yoktur çünkü bugün bile iki burun denizin ortasından görülebilir. Eski gemiciler bu büyük faydayı ne Karadeniz’iz daha geniş olan garbinde ne de diğer üçde biri büyüklüğünde olan şarkında bulabiliyorlardı. Bu faydayı ancak ortasında buluyorlardı. Kıyı kıyı gitmek mesafeyi pek ziyade uzatıyordu. Yol bir kere süratle taayyün ettikten sonra şimal sahiline mensup gemiler Asya tarafından orta çıkıntılara ve o havalinin ticari merkezi olan Sinop’u müteveccihen kemali cesaretle gemilerini salıveriyorlardı. Getirdikleri mal ya Sinop gemilerine aktarma edilerek şarka ve garba gönderilir yahut hamulesini boşaltmadan doğrudan doğruya aynı gemiler ile nakledilirdi. Pausanias’ın ( Karşı tarafa düşen şimal memleketleri halkının turfanda meyvelerini Delos’a Sinoplular getirdi.) demesi Karadeniz’den doğru gelen büyük bir ticaret yolu olduğunu gösterir. Oelbia sahillerinin şimallerinde bulunan Sinop paralarının üzerinde bulunan yunus balığı tutan bir kartal basılmış olduğu malumdur. Ben de Sinop’a iki kulplu küplerin (Amphoras) kulpları üzerinde Olebia’ da birçok miktarda bulunan küplerin üzerindeki aynı yazıyı buldum. Becker hafriyatta bulunulan miktarın çokluğuna bakarak burasını bu kapların yapıldığı mahal farzediyorsa da aynı miktar Sinop’ta yapılacak başka harfiyatta da belki bulunabilirdi. Herhalde bulduğum diğer başkaları da Sinop’un Oelbia ile şimal kıyıları ile ticari ilişkilerde bulunduğunu göstermektedir. İki sahil arasındaki sıkı münasebette diğer bir delil de şahıs isimlerinin aynı olmasıdır. Şimal sahil mahkukatında bile Sinopluların isimleri bulunuyor. Bu deliller gösteriyor ki şarktan ve garptan gelen gemiler evvela ortaya kadar kıyıyı takip ediyor ve sonra en dar noktadan doğru karşı kıyıya geçiyorlar bu suretle Sinop’un güzel limanından geçip giden ticari bir yol temin ediliyordu.
    Ticaret mallarının deniz yolu ile dağıtıldığı bu nokta aynı zamanda ihraç edilecek mahallerin geldiği muhtelif yolların birleştiği nokta idi. Bu yollardan malların bir kısmı iç vilayetlere de gönderildi. Uzak şarktan ve Hindistan’dan gelen büyük kervan yolları cenupta Fırat şimalde de Araxes nehirlerini takip ederlerdi. Fakat orta Asya’nın merkezine gelince mallarını Yunanistan ve Roma alemine sevkedebilmek bir mesele oluyordu. Romalılar zamanına kadar şarktan küçük Asya’dan geçerek Ege’ye doğru giden hiçbir yol yoktur. İran posta yoluna kalbedilmiş olan eski Hitit yolu Yunanistan’a mal nakletmek için bir vasıta olmaktan ziyade İran İmparatorluğu’nun muhtelif parçalarını birbirine bağlamaya hizmet ediyordu. Meşhur Ephesus yolu daha yapılmamıştı. İran’da temerküz eden büyük garp yolları sistemini Ege kıyılarında bağlayacak iyi zincirler yoktu. Bu güçlük ancak deniz yolu ile halledilebiliyordu. Karadeniz’in cenup sahilindeki en iyi liman tabiatiyle büyük kervanların varacakları son yer oluyordu. Bu kervanlarda şimdikilerin tamamıyla zıddına olarak deve çok az bulunuyordu. Bu iyi liman Sinop’tu. Büyük İran caddesinden bu limana doğru kollar yapılmıştı. Vakıa Sinop’un iç tarlalara doğru irtibatı o kadar iyi değildi fakat deniz nakliyatında kolaylığı çoktu. Dahilden gelecek mallar başka muvafık noktadan sahil boyunca Sinop’a kadar getiriliyordu. Romalılar Ege’nin şarkındaki şehirlere giden yolları yapıp mükemmelleştirdikten sonra Sinop’un ticareti azaldı fakat evvelki zamanlarda küçük Asya’da sağdan sola yukarıdan aşağıya doğru olan büyük İran yol şebekesi gidip gelme itibariyle sonunda Sinop’un çift limanında birleşir addedilirdi.
    Yakınımızdaki yolların tetkiki Sinop’un dahili ticaret münasebatında münferit ve stratejik bir nokta olduğunu ve karadan Sinop’a gelmek yalnız Amissus’dan kabil olacağını pek iyi gösterir. Sinoplu Hecatonymus Cotyor’da tesadüf ettiği Xenophon’un “Onbinlerine” Sinop’a gelmek için tekrar dahile gidip sarp dağ yollarını geçmek lazım geldiğini ihtar etmişti. Tasvirleri o kadar kanaatkar idi ki Xenophon ordusunu Cotyora’dan deniz yolu ile gitmesi aynı sebeplerden ileri gelmişti.
    Sinop’un yakınında olan eski yolların yerlerini tayin etmek kabil olamaz. İçerlerde araştırmalar yaparken şehirden cenubu şarkiye doğru 2530 mil kadar mesafede Romalılardan kalma yol işaret taşları buldum. Fakat bunlar asıl yerlerinde değildi nitekim başka taraflarda bulduklarım da öyle idi. Romalıların yaptıkları yolların ne kadarının eskilerin imar suretiyle ne kadarının büsbütün yeni olduklarını söylemek de kabil değildir. Fakat umumi olarak dahile giden iyi ve köyü birçok yollar olduğunu selahiyetle söyleyebiliriz. Halys ırmağının bazı noktalarında köprüler olması da lazım gelir.
    Külliyetli miktarda Sinop’tan yüklenen malların bir kısmının civar mahsulat olduğu diğer bir kısmı küçük Asya’nın uzak yerlerinden ve bir kısmının da daha uzak şarktan gelme olduğu aşikardır. Mücevher fildişi bronz ve sureti umumiyede şark ziynet ihtiva eden bu son kısım ile burada meşgul olmayacağız.
    Sinop’un ihracatını tasnif ederken mesaimizi küçük Asya’nın Sinop kendilerini tabii bir liman olacak olan kısımlarını mahsulleriyle bizzat Sinop havalisinin yetiştirdiği mallara sarfedeceğiz. Ceviz deri hububat (şimal kıyıları mahsulatına nispetle miktarca az olan) bal balmumu ve ziynet taşları gibi ufak tefek maddeleri bir tarafa bırakarak şunları zikredebiliriz.
    Balık: Altıparmak en önemlisidir. Yumurtladığı yer Maeotisin vasi bataklık sahili idi. Strabo diyor ki: Balık sürüleri daha küçükken sahilin cenup ve şarkına doğru yayılıyorlardı. Pharmacia ve Trapezus’a gelinceye kadar oldukça büyümüş oluyorlardı ve evvela da bu noktalarda tutuluyorlardı. Fakat Sinop’un etrafında tutulanlar daha büyüktü miktarı da çoktu. Fakat ne çoklukçane de büyüklükçe Bizansınki kadar iyi değildi balıklar salamura yapılır ve Yunanistan’a sevk edilirdi. Bu ora fakir halkının başlıca gıdasını teşkil ediyordu. Balıkların fiyatı Roma ve Yunanistan’dan çok farklı idi. Yunanistan’da ne kadar ucuz ise Roma’da Diodorius’un dediğine göre ufak bir kavonoz Karadeniz salamura balığı 400 Drahmi’ye satılıyordu. Karadeniz’de mesela uskumru kalkan barbunyayunus balığı gibi bir çok balıklar bulunur. Eski edebiyat Sinop’ta yalnız bu son ikisinin tutulduğundan bahseder. Yunus balığı yemek için değil daha ziyade yağı ve ciğerlerinin tıbbi kıymeti için tutuluyordu.
    Orman: Sinop’un etrafındaki arazi önceden de şimdi olduğu gibi kerestelik ormanlarla örtülü idi. Bu kereste başlıca iki şey için gemi ve mobilya yapmakta kullanılırdı. “Euxine” in gemi kerestesi eski zamanlarda meşhur idi. Horace’in devlet gemisi fevkaladesağlam olmak için mutlaka (Od.11411) “Dontica Dinus Silvaefilianobilins” olmalı idi. Gemi yapmak için çok miktarda kerestePentica Paeun tarikile Yunanistan’a Karadeniz’in şimal sahilinden gittiği şüphesiz ise de Strabo’nun söyleyişine göre uzun bir zaman Sinop’un ormanlarından aynı miktarda kereste sevkedilmişti. Kereste ihracatının İskender zamanına kadar pek çok olması muhtemeldir. Çünkü Chucydites’e göre bundan önce gemi kerestesinin deposu daha yakın olan Trakya ve Makedonya ormanları idi.
    Çam ve meşe gemi yapmakta ceviz ve akçaağaç da sedir ve masa gibi ev eşyası yapmak için kullanılıyordu. Akçaağaç tahtasının son derece itibarı vardı. Bu ağaçtan yapılmış bir masa limon ağacından sonra ikinci derecede gelirdi.
    Zeytinyağı: Evvelce söylediğimiz gibi Sinop zeytin yetişen bir bölgenin şsrkta hududu olmakla beraber Sinop şehrinin civarında zeytin yetişmekte ve garbindeki havalide de zeytin mahsullerini ihracat için oraya getirmekte idi. Bu suretle Cappadocia ve Karadeniz’in cenup sahillerinin garp kısmına ve bütün şimal sahiline ihracatı ile Sinop Yunanistan gibi daha cenupta olan memleketlere rekabet ediyordu.
    Kırmızı Toprak: Bu madde hiç olmazsa başlıca kısmı itibariyle yumuşak ve ıslak halini almış kireçlenmiş veya tahammuz etmiş demirdi. Eskiler buna Miltos ce Minium gibi bir çok isimler vermişlerdi. Halk arasında buna Sinobis adının verilmesi Sinop’un bu maddenin başlıca ihraç yeri telaki edildiğini göstermektedir. Bu madde Sinop civarında bulunmaktadır. Pek çok bulunduğu yerlerden biri de Capadocia idi. Hatta bu vilayetten akan Halys nehrini o kadar kızıllaştırmıştı ki Türkler bu nehre Kızılırmak ismini vermişlerdir.
    Kırmızı toprak eski alemin şüphesiz başka yerlerinde de bulunuyordu. Atina’nın Cea mahsulünü inhisar altına almasından lemnia mahsullerinin mühürlü paketlerde satılmasından ve toprağın muhtelif cinslere ayrılmasından bu maddenin ticaret malı olarak çok önemli bir şey olduğu anlaşılıyor. Bu toprağın en ehemmiyetlileri Cea’nın ve Sinop’un idi. Theophrastus en iyisini Cea’nın addediyor. Pliny ise Lemia’nın ve Sinop’unkini birinci derecede buluyor. Strabo da Sinop’unkinin en ince olduğunu söylüyor aynı zamanda papyrus da ağırlık renk ve rutubet ve süprüntüden arı olma noktalarından Sinop’unkinin hepsine faik olduğuna dair kanaat getirici tafsilat veriyor. Sinop’un bu hakir ticaret maddesinin pek çok türlü türlü faydaları vardı. Bu toprağın rengi bazen o kadar koyu idi ki kırmızı mürekkep gibi kullanılıyordu. Madeni boya gibi diğer boyalara karıştırılarak evleri gemileri vb. tahta eşyayı boyamakta kullanılıyordu. Ev eşyaları oyma tahtalar ve küçük heykeller gibi daha hünerli işleri tezyin etmekte kullanılıyordu. Tıbbi bir madde diye de işe yarıyordu. Haricen çamur banyosu yapılmak Pliny’in listesinde dahil muhtelif hastalıklar için kullanılmak suretiyle eski ilaçlar arasında tuttuğu mevki az ehemmiyetsiz değildi. En iyi malzemeyi kullanmayı düşünen bir mimar mukavelesine yapıdaki bazı çizgilerin temiz yağ ve Sinop toprağı ile yapılmış boya ile çizilmesini şart koyardı. Bu gün yerinde bulunmayan sütunların mahallerini tayin için Sinobis ile yapılmış haçlar ve taş blokların altındaki taşların ne kadar üzerine geçeceğini göstermek için Sinobis ile çizilmiş çizgiler gördüm. Miletus harfiyatında bulunan sütun çemberleri yağ ile karışmış bu maddenin çimento yerinde kullanıldığını göstermektedir.
    Demir ve Çelik: Sinop'tan tahminen iki yüz mil şarka doğru dağ silsileleri denize çok yaklaşır. Bütün bu havali bakır demir ve hatta eski zamanlarda gümüş madenlerince zengindi. Sinoplular şüphesiz madenlerin zenginliğinden dolayı burada iyi müstemleke yaptılar. Maden cevherinin bir kısmından Cotyora da demir ve çelik alet yapıldığı aşikar idi. Şüphesiz diğer bir kısmı da imal için ana şehir olan Sinop’a gönderiliyordu.sinop çeliğinin Chalybie lydia ve Laconia çelikleri kadar meşhur olması buna delildir. Sinop çeliğinden doğramacılık alet ve edevatı Sparta çeliğinden törpü burgu ve taşçılık aleti Lydia çeliğinden de aynı aletle beraber bıçak ve kılıç yapılıyordu. Hamilton Chalybialaların eski maden ocaklarının Ünye’de olduğunu tahmin ediyor. Herhalde Sinop Limanlarından geçen çelik en birinci nevidendir.
    Canlı Hayvanlar: Cappadocia ile Paphlagonia'nın çok miktarda koyun keçi katır at ve diğer hayvanatı ehliye yetiştirildiğine pek çok delil vardır. Buna Polyhius'ın canlı hayvanlar Karadeniz'den pek çok ihraç edilirdi diye olan ifadesini ilave edersek Sinop'tan canlı hayvanlar ihraç edildiği aşikar görünür. Polybius'ın kullandığı kelime Yunan tasniflerinde kullanılan esir kelimesidir. Lucien'de esirlerin hayvandan ancak şekil itibariyle farklı olduğunu söyler (Alex. 9151745). Aristophans'ın komedilerinde Paphlagonia'lı esir rolu çoktur. Sinop'un pek büyük ticareti cinsi beşer ticaretini de ihtiva etmesi lazım gelirdi.
    Kadın ve erkek tutsak sürüleri güzel limandan geçirilip gemilerle Atina'ya ***ürülüyor ve orada komedi yazan münevver şairlerin istihzalarına uğruyordu.
    Bu kadar çok miktarda ihracat buna karşı bir miktar ithalat yapılmasını istilzam ediyordu. Olbia'dan ve Küçük Asya'nın içerlerinden tuz gelirdi. Şarap ile statü ve vazo gibi Sinop'un biraz geri kalmış kültürünün muhtaç olduğu garp ve şark inceliklerini gösteren sanat eşyası da Yunanistan'dan gelirdi.

  3. #3
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    Thanked 1 Time in 1 Post
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    887
    @Dygsuz

    Standart

    SİNOP'UN YAPILIŞI

    Sinop gibi zapt edilmesi güç ve mahsuldar bir mevkide bulunan büyük bir ticaret yolunun tabii kapısında inşa edilmiş olan bir şehre herkesin tama edip unu elde etmek için harb edeceği aşikar idi. Böyle bir şehrin politik ihtirasları umumi kültürü ve dini ayinleri olması büyük adamlar yetiştirmiş bulunması namını Yunan ve Latin edebiyatına karıştırmış ve paralar üzerine ve taşlara hakkettirmiş olması basılı kendine mahsus bir tarihi bulunması lazım gelir. Bu babda ve bundan sonra gelecek bablarda işte bu tarihten bahsedeceğiz.
    İlk karanlık zamanlarda pek kat'i olmayan Asuri simalar var. Milesia'lı yunanlıların oraya gelmesi ile bir şule parlıyorsa da bu çabucak Cimmerialı'ların gelmesiyle sönüyor fakat tekrar parlıyor. Bundan sonra 180 senelik bir boş tarih devri geliyor ki bu devrin sonlarına doğru barbar bir müstebidin şekli seçiliyor. Bundan sonra Attica'lıların imdadı ve bunu takviye eden Periçles'in 600 yeni muhacir göndermesi gelir. Demokrat bir istiklal hareketi Sinop'ta müstebit hükümeti deviriyor. Benophen'un onbin askerinin Asya'nın ortasını katederek geçip kıyı sıra gelmesi ile ve onlaron tahriki ile derhal Sinop'un kolonileri sarsılıyor. Büyük müstehzi (.....) filozof Atina'nın o kadar beğendiği hiç birşeyden korkmamazlık vasfını getiriyor ve anavatanda komik şairler türemeye başlıyor. Rhodia'lıların yardımı ile Sinop kaleleri II.Mithrates'in harp vasıtalarına mukavemet ediyorsa da oğlu Pharnaces'in ani hücumu karşısında düşüyor. Pontus fatihlerinin iktidarı Büyük Mithrates zamanında Sinop'u siyasi şevketinin kemaline getiriyor. Bu hükümdarın lisandaki kabiliyeti en kudretli zamanında Roma'yı yarım asır kadar şaşırtıp bırakan askeri dehası derecesinde idi. Bundan sonra gayrı kabili içtinab Roma boyunduruğu geliyor. Bütün dünya gibi Sinop'da boyunduruğun altına giriyor. Bundan sonra orta zamanların karışımlığı ve nihayet de şimdiki Türk hakimiyeti geliyor. Eski Fenikelilerin Sinop'a geldiklerine dair hiçbir emare yoktur. Fenikelilerin ticari müstemlekeleri daha garba doğru idi. Onların ara sıra şimal ve cenup hareketleri pek devamsız bir gayretten ibaretti. Vaıa Sinop şehrinin şimali garbisinde dıvarların haricinde Türk hastanesi ile İdadiye mektebinin yanında suya yakın bir mahalle vardır ki (Porvecida) deniliyor. Bu belki Fenikelilerin buradan gelmeleri muhtemel olabileceğini gösteren bir düşünce olarak çok hayalperver birinin verdiği bir isim olabilir veyahut ta orada bulunan bir hurma ağacından ileri gelebilir.
    Sinop'un en evvel Asuri'ler tarafından yapılması muhtemeldir. B ubüyük devletin çok eskiliği yeni buluşlarla tekrar belli olmuştur. Hammurabi kanunlarının tarihi M.E. 2500 dür. Bundan tahminen bin sene sonra yani miladdan 1100 sene evveline doğru Asuri istilası küçük Asya'da garba doğru ta Akdeniz'e kadar ulaşmıştır. Karadeniz sahil boyunca giden dağların geçit yerlerinden geçmek suretiyle kendilerine yalnız bir noktadan başka mahreç aramadıklarına inanılamıyor. Krallar deniz kıyılarına kendi fütuhatını metheden abideler bırakmamışlar ise de tabilerinin orada bulunduklarını gösterecek deliller yok değildir. Daha sonraları yedinci asırda Asurilerin hükmü Sinop'un ilerisine kadar gidiyordu. Kürtvanglar da bronz vazolar üzerinde kanatlı insan vücutları ve griffin başları gibi Asuri eserlerinin o tarihte Yunanistan'a geçmesinde Sinop'un vasatat ettiği fikrindedir (Olympia Bd IV. Die Bronzen). Zaman geçtikçe Sinop'un aslının Asuri olduğu delilleri daha fazlalaşıyor. Mesela aramca yazılı Sinop paraları bulunması Avienus'un "ikinci bir Suryenin Sinop'a kadar uzanması" diye zikretmesi Tze Tze'nin bir az müphem olarak "herkes Sinop'a Asuriye der" diye olan ifadesi Sinop perisinin Suriyelilerin ismini aldıkları Seyros'un anası olup bu zızın Asuriye'den kaçırıldığına dair olan efsane hala Sinop'ta bulunan bir lahdin üzerindeki yazılarda Seyros isminde bir adamın orada gömülü olduğu gösterilmesi en sonra yukarıda ismi geçen çıkıntının Syrias ismi ile anılması.
    Sinop ismi herhalde Yunan yerleşmesinden daha evvel geliyor. Mitoloji ve anane Sinop'u gayri meskun bir arazi olmaktan ziyade öteden beri sakinleri olan halktan zaptedilmiş bir yer diye gösterir.
    Strabo diyor ki : Autolyacus orasını zaptetmiştir. (............................. ....) kullandığı kelime zapt ve fethetmek manasını tazammun eder. Plotaren ise açıkça Autolyeus Sinop'u Suriyelilerden aldı dar. Bodoslu Appollomus'de Argunaut'lar Zeus tarafından Aesopus'un kızı Sinobe'nin yerleştirmiş olduğu Asuri arazisine geldiler demektedir. Çok eski zamanlarda Sinop'ta Oturanların listesini yaparken (Soymnua) şöyle diyor ki :
    "Sinop adını yakınında oturan Amazonlardan birinin adından alan daha evvel Asuriye'de doğmuş kimseler tarafından meskun bulunan sanra da Amazonlara karşı gelmiş Autolyeus Deileon Phlogius ve Tesaliyalılar gibi greklerin oturduğu bir şehirdir. "Seylase" Sinop'u Asiriyada bir yer diye tasvir eder. Vinkler'in "Leucosyri" Strabo'nun dediği gibi esasen beyaz Asuriyalılar manasında olmayıp Tellel Amara tabletlerinde ismi geçen bazı Asuriyalılara verilen "Lukki" isminden tahfif yapıldığını gösterir diye olan iddiası doğru değildir. Şimalde bulunan Asuriyalıların renkleri cenupta bulunanlarınkinden daha açık idi.
    Sinop isminin menşei Asuri ilahlarından ay ilahı Sin'den gelir. Bu ilahın sembolu 30 aded idi. Bu da ayın seyir müddetini gösterir. Bu mabud tuğla yapıcılar ile bina yapanların piri idi. Karadeniz'in cenup sahilinde aya tapmak Yunan aleminin her tarafından daha fazla ehemmiyetli idi. Asuriler şehir şahıs isimlerini daima Sin ilahının ismi ile birleştiriyorlardı. Asurilerin eski kuvvetli nüfusları da nazari itibara alınırsa Sinop'un adının da bu ad vermelerden biri olduğu pek ziyade muhtemeldir. Sinop'un Asuriler tarafından yapıldığını kabul edersek Sinop perisine dair herkes tarafından musırrane söylenmekte olan efsaneyi kabul etmekte güçlük kılmaz. Yunan muharrirleri kendi kolonileri olan Sinop'un aslının Grek olmasını Asuri olmasına tercih ederler. Vakıa böyle bir Etymologie'den daha evvel bahsedilmemiş ise de Sinop ismini kapıp kaçırmak manasına olan (...................) ile münasebattar görüyorum. Kelimeyi ortada deveran eder bulup da Asuri etymologiesini bilmeyen veya bunu kabul etmek istemeyen kimseler için Sinop'tan bu manayı çıkartmak en tabii bir hareket olurdu. Sinop perisinin kaçırılmasının türlü türlü şekillerde gösterilmesi bu iştikak üzerine kurulabilir şeylerdir. Bütün bu hikayelerde müşterek olan nokta ancak kaçırılma keyfiyetidir. Periyi kaçıran ilah bazen Zeus'tur bazen Appolo'dur bazen de Halys nehri ilahıdır. Onun ebebeyni bazen Asopus ile Metope bazen de Ares ile Arnasi veya Regina'dır. Bazen Asuriya'dan bazen de Boetia'dan kaçırılır. Bazen kendisini kaçırandan her ne ister ise yapacağı vadini alıp bekaretine dokunmamasını isteyerek onu aldatır. Hiç değişmeyen bu kaçırılma keyfiyeti bütün bu hikayelerin menbaının evvelce mevcud olan ve layıkiyle mana verilmeyen bu şehrin isminden çıktığını gösteriyor.
    Bu Asuri şehrinin şark sahilinin maden zenginliğine ve limanın meziyetlerine göz koyarak o mevkie gelen müteşebbis Miletius'li Yunanlılar buraya çok evvel girmişlerdi. Kat'i olarak tarihini koymak müşküldür fakat aşağıdaki suretle belki tahmin edilebilir. Sinop herhalde M.E. 756 dan daha evvel vardı. Çünkü onun kolonisi olan Trapezus o taihte inşa edildi. Korent'li Eumelus Argonaut seferini yazarken Sinop isminide ihtiva eden coğrafi teferruatıyle eserini tezyin etmişti. Eumelus'un bu eserinden hiçbir şey kalmamıştır. Fakat Sinop'tan bahsettiğini (Schol. Appoli. Rhod 1946) da zikredilmiştir. Eumelus M.E. sekizinci asrın son yarısında bu eserini yazmıştı. O halde Sinop'a Yunanlıların bu tarihten daha evvel gelmiş olması lazımdır. Bu suretle yine yazarlarımız Eu melus'un Trabzon için verdiği tarih (1180 e Schöne) gibi bir devre yani sekizinci asrın M.E. ilk nısfına tevcih ediliyor. M.E. 756 dan hiç olmazsa otuz otuzbeş sene evveline 790 ve 785 e geliyoruz ki Orosus'un M.E. 782 de vuku bulduğunu ve muharebe esnasında reislerinin maktul düştüğünü söylediği Cimmerialilar istilasına kadar ancak birkaç sene rahat zaman kılmış demektir. M.E. 756 da Trapezus şehrini tesis edebilmek için Sinop'un göçebe halkın tahripkar akınından sonra tekrar kalkındığını kabul etmek lazım gelir. Bundan sonra geçen bir asırdan fazla bir müddet zarfında Yunanlıların talihleri ne olduğunu tayin için malumat yoktur. Şimal sahilinden Cimmeriyalıların müteaddit akınlarına uğradılar. Cimmeriyalılar bu akınlardan birinde Sardis'e kadar gidip şehri yağma ettiler. Ragnesia'da akına uğradı. Bununla beraber M.E. 635 de çok kuvvetli bir barbar kavim olan Cimmeriyalılar kendilerinden daha kuvvetli diğer bir barbar kavim Scythialı'ların hücumuna uğradılar. Bu hücum Sinop'u tamamıyla tahrip etmişti. Öyle ki M.E. 629 630 daki kuvvetlenmesi Hieronymus ve Eusebius (1189 Schöne) 'e göre Cyzicus'de olduğu gibi ikinci bir kuruluş sayılıyordu. Şimdiye kadar bulabildiğimiz bir iki kat'i noktanın az kanaatbahş olması diğer taraftan iki asırlık tarih hakkında hiç malumat olmaması ilk zamanlarda Yunanlılar tarafından böyle bir tesis yapılıp yapılmadığına insanı şüpheye düşürebilir. Her ikisinin vuku bulduğu yer Karadeniz sahilleri olan ve ikisine de Sinop'un banisi tanınan Autolycus ile arkadaşları iştirak etmiş bulunan Argonaut'lar seferi ile Amazonlara karşı Heracles seferinin pek eski olması elimizdeki kuvvetli tradition an'ane ile birleşince Karadeniz'in büyük ticaret limanının kuruluşunun pek kat'i tayin ile olması bile herhalde tarihi bir tesis olduğuna bize ihtimal vermektedir.



    KARA GÜNLER VE YENİDEN CANLANMA

    630 da Sinop'un tekrar yapılmasından sonra bile iki asra yakın bir zaman Sinop'un tarihi hakkında malumat yoktur. Lydia krallığı meydana geldi. Halys nehrine kadar ilerledikten sonra inkıraz buldu. Şevket ve azameti dağları aşıp ta sahil şehirlerini de hükmü altına almaya karar vardı mı varmadı mı bilinemiyor. Croesus tarafından zaptedilen Peteria 150 mil cenupta kalıyor. Şimale doğru ileri hareket hakkında da bir malumat yoktur.
    Cyrus Lydialıların kuvvetini M.E. 550 de tamamiyle mahvetti. Fakat İran kudretinin Karadeniz'in cenup sahilindeki Yunan şehirlerini ne kadar zamanda ne kadar kat'i olarak fethettiğine dair yazılmış hiçbir eser yoktur. M.E. 480 seferi 1200 gemiyi ihtiva ediyordu. Bu gemilerin 80'i Karadeniz ve Çanakkale'deki Yunanlılar tarafından verilmişti. Sinop'un da bu 80 gemiyi verenler arasında olduğunu farzetmek tabii olmakla beraber buna dair bir delil yoktur.
    Sinop'un dağ sedleri arkasında cenupta düşman istilaları bir fırtına gibi o tarafı süpürüp geçtiği bu karanlık zamanlar hakkında elimizde tarihi vesika olabilecek şey ancak bir yüzünde bir yunus balığı ile kartal öbür yüzünde de bir murabba bulunan kaba saba paralarından ibarettir.
    Beşinci asırda İran istilası altında bulunan Karadeniz'in Yunan şehirlerine yardım seferleri gönderilmeye başlanıldı. M.E. 470 de Aristides Sinop'a kadar gelmedi. Fakat 444 den bir az sonra Atina'nın parlak bir zamanında Pericles Atinalıların kuvvetini göstermek maksadıyla Karadeniz'in Yunan şehirlerini zulümden kurtarmak ve Attica ile ticaretlerini ihya etmek bahanesiyle Sinop'a kadar varan bir sefer yaptırdı. Zalim Timerues'u def ve tardetmek üzere burada muktedir Lamacnus'u 13 gemi ile bıraktı. Syracuse'de Atinalılara derhal harbetmeyi tavsiye eden bu adam vazifesini büyük bir sür'at ve hususiyetle ifa etti ve pek az sonra da 600 gönüllü muhacirin müstebit hükümdar ve tebaasının bıraktığı evleri ve araziyi işgal etmek üzere Sinop'a hareket etmelerine Atina'da karar verildi.
    Lamacnus Sinop'ta hemen hiç kalmadı. Onu M.E. 424 de Ereğli'de kazaya uğrayan bir Karadeniz seferinin kumandanı buluyoruz. Bundan sonra Sinop'un vaziyeti çok iyileşiyor. Bu terakkiyi paralarının işçiliğindeki incelikte de görebiliyoruz.
    M.E. 444 de Lamacnus'un zalim Timerues'u hal etmesiyle bütün Karadeniz'in Yunan şehirleriniAcemlerin eline bırakan Antalcide sulhu arasındaki zaman Sinop'un müstakil olaraken parlak ve en mes'ut zamanıdır. Buna dair doğrudan doğruya bir şey bildiğimiz yoktur. Fakat dolayısıyla olan malumat çok kat'idir. Xenophon'un ihtiyar askerleri sanildeki dağları aşıp denizi gördükleri vakit nazarlarına çarpan ilk şehir Trapezus idi. Sinop'tan 250 mil daha şarkta olmakla beraber Sinop'a tabaiyyet ediyor Cresus ve Cotyora ile beraber vergi veriyordu.
    Sinop'un bu kadar uzakta kolonileri olması Perrot ve Chipiez gibi muharrırleri Sesamus İneopolis ve Cytorus'u da Sinop'un müstemlekeleri ve limanları demeye Sevk edecek kadar hak vermez ise de Sinop'un Karadeniz cenup sahilinin hemen hepsini de ihtiva edecek kuvvetli bir müstemleke sistemine malik olduğu aşikardır.
    Sinop'un müstemlekeleri iel olan irtibatı "Onbinlere" karşı hareket eden Pecatonymus'un Xenophona söylediği nutukta görülüyor. O diyor ki "Cotyoralılar ve Cresuslılar ve Trapezuslular bize muayyen bir vergi verirler onlara ne zarar ika ederseniz Sinop şehri de kendini o kadar zarar görmüş addeder." Cotyoralıların "Onbinleri" daha samimi bir surette kabul etmemeleri Yunan vahdetinde bir noksan gibi görülüyorsa da Xenophon'un askerler de pek kabaca hareket etmiş olmaları ve müstemleke halkının bir çok sergüzeştler geçirmiş olan bu çok kuvvetli ordudan şüphe etmiş bulunmaları hatıra gelebilir. Herhalde bu vak'a Sinop kolonileri arasında olan ittihat hakkındaki fikri hiç sarsmaz. Sinop'un müstakil olduğuna başka bir delil de Xenophon'un Hocatonymus'u Sinoplular ile Paphlagonialılar arasınada ittifak yapılmaması tavsiyesinde bulunmasıdır. Onun sözlerinden anlaşılıyor ki Paphlagonialılar Sinop'u almak istemişler ise de muvaffak olamamışlardır.
    Meskukat delilleri de çok ehemmiyetlidir. İlk def'a olmak üzere Sinop paralarında hükümdarların isimlerinin daha doğrusu isimlerinin ilk harflerinin yazıldığını görürüz. Birinin üzerindeki yazı E K dır. Hocatonymus olması var idi hatır. Diğerinin üzerinde XOPH vardır. Bu da (................) diğer birinin de .................... vardır ki bunun da ......................... için olması çok muhtemeldir. Paraların tenevvüü de demokrat bir idare şeklini gösterir. B u para serisi 2030 sene sonra birden bire nihayet buluyor ve Datames zamanının fena basılmış paraları yerini tutuyor. Bundan sonra Aramca yazılı olan daha fena paralar gelir. Bunların bazılarında Ariarathes ve Abdsasan isimleri vardır (Abdemon değil). Grek hükümdarlarının paralarının ömrü az sürmüş olmakla beraber bunlar Sinop'un kısa istiklalinin dilsiz şahitleridir.
    Bundan başka Strabo'nun bir fıkrası vardır ki düşünceme göre bu devre aittir. Kısa fakat kat'i bir ifade ile Sinop'un denizcilikteki kudretini gösterir. Xenophon icabında Sinop Heraclea'nın yardımı ile muazzam kuvvetlerini garbi noktalara ***ürmek üzere gemiler tedarik edebileceğini söylüyor fakat Strabo diyor ki : (........................) .

  4. #4
    Dygsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.861
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    Thanked 1 Time in 1 Post
    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    887
    @Dygsuz

    Standart

    Coğrafi Bilgiler

    Sinop coğrafi özellikler bakımından Karadeniz bölgesinin genelini yansıtır.

    Türkiye'nin en kuzey ucunda bulunan Sinop ili Batı ve Doğu Karadeniz Bölgeleri arsında bir geçit bölgesinde yer almaktadır. İl toprakları 412 - 435 paralelleri ve 345 - 355 meridyenleri arasında bulunmaktadır. İl merkezi Boztepe yarımadası üzerinde kurulmuştur.
    5862 km yüzölçümüne sahip olan Sinop; Samsun Çorum ve Kastamonu illerine komşudur.
    İldeki yeryüzü şekillerinin ağırlıklı bölümünü oluşturan dağların yükseklikleri pek fazla değildir. İç kısımlara doğru yükseklikler belirgin biçimde artmaktadır. Yüksek dağlar daha çok doğuda ve kuzeybatıdadır. Dağlar Karadeniz kıyısına paralel uzanırlar. Çangal dağı Dıranaz dağı Elekdağı Köse dağı ve ilin en büyük dağı olan Zindan dağı (1750 metre) başlıca dağlarıdır.
    Sinop merkezi yakınlarında yayla yoktur. Boyabat ve Gerze ilçeleri yayla bakımından oldukça zengindir. Memetli Aluç Marıf Gündüzlü Darıözü Uzunöz Sakızlı Gökalan Buzluk Altmışdört Güzfındık gibi yaylalar bulunmaktadır.Sinop'ta ovalar genellikle kıyı yada ırmak ovalarıdır. Daha ziyade büyük düzlükler halindedir. En önemlisi Boyabat ovasıdır. Karasu ovası ile Aksız ve Sarıkum ovaları kıyı ovalarıdır. Boyabat ve Durağan ilçeleri çevresinde yer alan Kızılırmak'ın kollarından olan Gökırmak vadisi dışında büyük vadi yoktur.
    Sinop yağışlı bir bölge olduğundan her tarafta çay ve derelere rastlanır. Gökırmak Kastamonu'dan çıkar Boyabat ovasını sular ve doğudan Kızılırmak'la birleşir. Kızılırmak ilin güneydoğu sınırlarını çizer. Tepeçay Ayardın deresi Ayancık çayı Karasu çayı Çakıroğlu çayı Güzelce çay ilin başlıca akarsularıdır.
    İldeki doğal göller jeolojik zamanlarda oluşmuştur. Sarıkum gölü ilmerkezine 21 km uzaklıktadır. Uzunluğu 2 km genişliği 750 metredir. Akliman yöresindeki Aksaz gölü Karagöl ve Sinop yarımadası üzerindeki Sülük Gölü'nün suları yaz mevsiminde azalır veya tamamen kururlar. Ayancık ilçesinde bulunan Akgöl ise yapay bir göldür.
    Sinop yöresi Karadeniz ikliminin bir özelliği olarak orman ve bitki örtüsüyle kaplıdır. Ormanlar hem zengin hem de çeşitli ağaç türlerinden oluşur. Ormanlarda çok sayıda bitki türlerine rastlanır. İlin güneyine doğru gidildikçe iklim kuraklaşmaya başlar. Kuzeydeki gür bitki örtüsünün yerini bozkır bitkileri alır.İlde mevsimler arası sıcaklık farkları pek fazla değildir. Kuzey kesimde Karadeniz iklim tipi görülüp güney kesimlerde ise yağışlar azalır ve bozkır ikliminin etkileri görülür. İl merkezinde yıllık sıcaklık ortalaması 14 derece en yüksek sıcaklık 294 derece en düşük sıcaklık 12 derecedir. Yıllık nispi nem ortalaması %78'dir.

    Sinop Yaylaları

    Guzfındık - Bozarmut Yaylaları




    Ulaşım: Yaylalar Gerze - Çalboğazı Beldesi'nin 35 km. güneybatısında bulunan yaylalara ham toprak yolla ulaşılmaktadır. Ulaşım Gerze plajlarından araçlarla 45 dakikada sürmektedir.
    Özellikler: 1. 350 m. rakımlı yaylalarda altyapı tesisleri yoktur.
    Konaklama-Yeme-İçme: Yaylada yapı bulunmamaktadır. Kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

    Türkeli Kurugöl Yaylası



    Ulaşım: Türkeli ilçesinin 12 Km. kuzeybatısındadır. Yolun ilk 10 kilometresi toprak yol 2 kilometresi patikadır. Özellikler: 800 m. rakımlı yayla Karadeniz'in doğal bir manzara seyir terası konumundadır. Su ve elektrikten başka altyapı bulunmamaktadır.
    Konaklama-Yeme-İçme: Kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

    Ayancık - Akgöl Yaylası



    Ulaşım: Ayancık-Boyabat yolunun 44. kilometresinden sağa ayrılan ham toprak yolu takiben 4 km. sonra Akgöl'e ulaşılır. Özellikler: Akgöl yaylası bozulmamış doğasında bulunan on bin bitki çeşidiyle çangal ormanları botanik araştırmalar için tercih sebebidir. Yemişli deresinin ağzının kapatılmasıyla oluşturulan yapay gölde kırmızı benekli alabalık üretilmektedir.
    Konaklama-Yeme-İçme: Kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

Giriş

Facebook Baglan Giriş