Bismillahirrahmanirrahim KERBELÂ KIYAMININ BAŞLICA NEDENLERİ Bu kısa yazıda Kerbelâ faciasını tahakkuk ettiren ve Hz. Hüseyn (a.s)'ı bu kıyama zorlayan ve her şeyini feda etme pahasına da olsa, Yezit ve zümresine karşı koymaya iten en önemli nedenler üzerinde durmak istiyorum. Âşura olayı iki günde hazırlanıp gerçekleştirilen bir senaryo değildir; Resulullah'tan (s.a.a) sonra başlayıp devam eden yanlış bir sürecin kaçınılmaz sonucudur. Bir anlamda Allah ve Resulü'nün emir ve

Bu konu 2393 kez görüntülendi 2 yorum aldı ...
Kerbelâ kiyaminin başlica nedenleri 2393 Reviews

    Konuyu değerlendir: Kerbelâ kiyaminin başlica nedenleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 2393 kez incelendi.

  1. #1
    Doktor Amca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    4.283
    Beğendikleri
    1.689
    Beğenileri
    1.232
    Tecrübe Puanı
    100
    @Doktor Amca

    Standart Kerbelâ kiyaminin başlica nedenleri

    Bismillahirrahmanirrahim

    KERBELÂ KIYAMININ BAŞLICA NEDENLERİ



    Bu kısa yazıda Kerbelâ faciasını tahakkuk ettiren ve Hz. Hüseyn (a.s)'ı bu kıyama zorlayan ve her şeyini feda etme pahasına da olsa, Yezit ve zümresine karşı koymaya iten en önemli nedenler üzerinde durmak istiyorum.

    Âşura olayı iki günde hazırlanıp gerçekleştirilen bir senaryo değildir; Resulullah'tan (s.a.a) sonra başlayıp devam eden yanlış bir sürecin kaçınılmaz sonucudur. Bir anlamda Allah ve Resulü'nün emir ve tavsiyelerinin gereği gibi dikkate alınmaması ve Resulullah'ın muhtelif vesilelerle kendisinden sonraki geleceğe dair ortaya koyduğu ve beyan ettiği endişe ve kaygılarının göz ardı edilmemesinin hazin ve kahredici sonucuydu."

    Kaynaklarda geçtiği şekliyle Resulullah'ın (s.a.a) ümmetin geleceğine dair taşıdığı kaygı ve korkuları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

    "Her ümmetin bir fitnesi (imtihan vesilesi) vardır, benim ümmetimin fitnesi de mal ve servettir."

    "Bu dinar ve dirhem sizden öncekileri helak ettiği gibi sizi de helak edecektir."

    Ümmetim için en çok korktuğum şey, dünyanın malı, mülkü, süsü, ziynetidir.

    "Ümmetim için en çok korktuğum şey, servetlerinin çoğalması ve dolayısıyla birbirlerine haset edip kavgalara sürüklenmeleridir."

    "Şunu bilin ki sizin için en çok korktuğum şey, heva ve heveslere uymak ve uzun arzulardır. Heva ve hevese uymak, sizi haktan alı kor; uzun arzular ise ahireti unutturur."

    "Sizin için fakirlikten korkmuyorum; servetinizin çoğalmasından korkuyorum."

    "Kendimden sonra ümmetim için en çok korktuğum şeyler, haram kazançlar gizli şehvet ve hevesler ve faizdir."

    "Ey ümmetim, ben sizin için bilmediğiniz şeylerden korkmuyorum; ama bakın bildiğiniz şeylere nasıl amel edeceksiniz!"

    "Zayıfın hakkı güçlüden alınmadığı müddetçe ümmet iflah olmaz."

    "Bu ümmetin afeti üç şeydir: takvasız fakih, zalim önder ve cahil müctehit."

    "Ümmetimden iki gurup vardır ki eğer onlar ıslah olursa ümmetim de ıslah olur. Eğer onlar bozulursa ümmetimde bozulur. "Ya Resulallah, onlar kimlerdir?" diye sorulunca, "Fakihler ve yöneticilerdir" buyurdu."

    "Her şeyin bir afeti vardır; bu dinin afeti de kötü yöneticilerdir. Ümmetimin gözünde dünya büyüdüğünde Allah İslam'ın heybetini onlardan alır iyiliği emretmeği kötülükten sakındırmayı terk ettiğinde ise, vahyin bereketinden mahrum olurlar."

    "Ümmetim, zalimden korkup da "Sen zalimsin!" diyemediği zaman, artık onlara elveda demek gerekir."

    "Hiç şüphesiz sizler, benden sonra Ehlibeytim hakkına imtihana tabi tutulacaksınız."

    Zaten Sakaleyn hadisinde de aynı uyarıyı yapmış ve "Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum; Allah'ın kitabını ve itretimden olan Ehlibeyt'imi; onlara sarıldığınız müddetçe asla dalalete düşmezsiniz. Onlar Kevser havzu başında bana varıncaya kadar, asla birbirinden ayrılmazlar. Bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız?" buyurmuştu.

    Yine buyurmuştu: Ehlibeyt'im Nuh'un gemisine benzer. Ona binen kurtulur, binmeyen helak olur."

    Evet Resulullah'ın kaygı ve korkularını içeren bu hadisleri verdikten sonra, şimdi muteber tarihi belgelere dayanarak Allah Resulü'nün bu kaygılarının ve tavsiyelerinin nasıl dikkate alınmadığını ve ümmetin büyük bir bölümünün giderek asıl çizgisinden uzaklaştığını ve bilahare Yezid gibi zalim sultanlara müptela olduğunu ve gerçek Muhammedî İslam'ın yok olmaya yüz tuttuğunu ve Hz. Hüseyn'in Yezid'e biatten şiddetle kaçınıp İslam'ı ihya için her şeyini feda etmeğe karar verdiğini ve öyle de yaptığını kısaca anlatmaya çalışalım.

    Allah Resulü (s.a.a) ümmetinin en çok mal mülk ve servet sevdasına kapılıp uzun dünyevi arzulara kapılmalarından korkuyordu. Ama maalesef korkulan oldu ve Müslümanlardan bir çoğu, hatta bir çok meşhur sahabî dahi, özellikle yapılan bazı fetihlerin ve ganimet ve servetlerin çoğalmasının ardından, hele hele Emevilerin iş başına gelmesi ve beytülmali Emevilere ve sultalarına destek çıkanlara hesapsız kitapsız peşkeş çekmeleri neticesinde bir çok Müslüman açlık ve sefalet içerisinde olduğu halde, onların servetleri korkunç rakamlara ulaşmıştı ki bunlardan sadece bir kaçını vermekle yetiniyoruz:

    Muteber tarihçi Mes'ûdî'nin verdiği bazı örnekler:

    "Halifelerin ve sahabenin ileri gelenlerinden birisi vefat ettiğinde 150 bin dinar (altın para) ve bir milyon nakit dirhem (gümüş para) geriye bıraktı. Aynı kişinin Vadiy-ul Kurra, Huneyn ve Cezayın Duca mıntıkalarındaki malı ve mülkünün değeri de 100 bin dinar (altın para) tutarındaydı, tabi sahip olduğu atlar ve develeri hariç!

    Meşhurlardan bir diğeri Basra'da meşhur bir saray yaptırdı, Kufe, İskenderiye ve Basra'da birçok evi vardı. Aynı kişinin ölürken geri bıraktığı mülk 50 bin dinar altın, bin at, bin köle ve cariye ile muhtelif şehirlerde bağ, bahçe ve araziden ibaretti.

    Meşhurlardan bir diğeri ise Kufe'de büyük bir saray yaptırdı. Bu kişinin sadece Irak'taki topraklarından elde ettiği gelirin günde 1000 dinara ulaştığı söylenmektedir. Bir başka rivayete göre yalnızca "Şerate" bölgesindeki arazilerden elde ettiği gelir bu miktardan fazlaydı.

    Bir diğeri ise kendine büyük bir ev yaptırdı. Ahırında yüz at besliyordu. 1000 devesi ve on bin koyunu vardı; bütün bunlardan önemlisi; öldüğünde dört karısı var idi; bildiğiniz gibi, erkek öldüğünde çocuğu varsa, karısına mirasının sekizde birisi düşer. Eğer birden fazla karısı olursa bu sekizde bir pay, hanımları arasında bölüşülür. Dört karısı olduğuna göre her kadına düşen pay 32'de birdir. Onun malının 32'de biri 84 bin altın dinar idi. Bir başka deyişle malın sekizde birine mirasçı olan dört karısı arasında, bu sekizde bir pay bölüşüldü ve her biri 84 bin dinar miras aldı!

    Yine o günün meşhur kurrasından birisi ölünce, geriye o kadar altın ve gümüş bıraktı ki, öldüğünde miras bıraktığı altın ve gümüşleri mirasçılar arasından dağıtmak için onları baltayla parçaladılar. Geriye kalan mal-mülkü, bağ ile bahçesinin değeri de yüz bin dinar idi!

    Mes'ûdî, bir diğeri hakkında şöyle yazıyor: "Bu kişi öldüğünde geriye beş yüz bin dinar bıraktı, halktan alacağı da çoktu. Onun geriye bıraktığı mal ve mülkünün değeri 300 bin dinar idi.

    En meşhurların durumu bu olursa, başkalarının durumu artık siz tahmin edin!



    Resulullah'ın diğer kaygılarına da baktığımızda, maalesef onların da dikkate alınmadığını görüyoruz. Örneğin şöyle buyurmuştur: "Bu ümmetin afeti üç şeydir: Takvasız fakih, zalim önder ve cahil müctehit."

    "Ümmetimden iki gurup vardır ki eğer onlar ıslah olursa ümmetim de ıslah olur. Eğer onlar bozulursa ümmetimde bozulur. Ya Resulallah, onlar kimlerdir diye sorulunca fakihler ve yöneticilerdir" buyurmuştu. Ama Müslümanların birçoğu taharetleri Kur'an'la tescillenen, Allah Resulü'nün (s.a.a) ilim ve irfanının varisi ve madeni olan Ehlibeyt gibi bir kaynağı bırakıp dinini dünyalarına satan, sultanların saraylarının kapı kulu olan ve onların nefsanî arzularını tatmin etmek için aldıkları altın keselerine karşı makine gibi hadis uydurmaktan ve fetva vermekten çekinmeyen, Resulullah'ın tabiriyle takvasız fakihler ve cahil müctehitlerin ardından gittiler veya en azından onlara karşı sessiz kaldılar!

    Zaten Allah Resulü'nün taşıdığı kaygılardan birisi, belki de en önemlisi Ehlibeyt'inin kendisinden sonraki durumu ve ümmetin onlara karşı tutumu değil miydi?

    Ehlibeyt'i hakkında ümmetin imtihan edileceğini, ümmete emanetinin Kur'an'la birlikte Ehlibeyt'i olduğunu ve ümmetin dalaletten ve boğulmaktan kurtulup saadete erişmeleri için Ehlibeyt'e sarılmaları ve onların hidayet gemisine binmeleri gerektiğini vurgulamamış mıydı?

    Ama maalesef bu da olmadı ve Resulullah'tan sonra, hemen her konuda her kesin kapısı çalındı, bir tek Ehlibeyt yalnız bırakıldı, sahne dışına itildi. Sadece bununla da yetinilmeyip akla gelen her cefa ve haksızlığı onlar hakkında reva gördüler. Özellikle Muaviye ile başlayan süreçte önce Hz. Ali, ardından oğlu İmam Hasan'a yapılanlar ve bilahare hilafeti ele geçirip onu saltanata dönüştüren ve her kesin gözünün önünde ayyaşlığı, kumarbazlığı, köpek ve maymun düşkünlüğü ve kısacası her türlü fısk ve fücuru her kes tarafından bilinen oğlu Yezid'i veliaht tayin etti, yine kimsenin gıkı çıkmadı. Daha sonra da hilafete ulaştığında ilk biat istediği kimse Hz. Hüseyin oldu. Zira o biliyordu ki eğer Hüseyn'i susturabilirse, artık kimse ona karşı koyma cesareti gösteremeyecektir. Evet artık bu noktada bu dalalet, sapkınlık ve fesat sürecine bir son verilmeliydi. İşte bundan dolayı Hz. Hüseyn her ne pahasına olursa olsun, Yezid'e biat etmeyip ona karşı kıyam etme kararı aldı. Ve hedefini yazdığı vasiyeti, okuduğu hutbeleri ve yazdığı mektuplarında beyan etti.

    Biz burada Hz. Hüseyn'in hedeflerini ortaya koyan sözlerinden bazı örnekler vermekle yetiniyoruz:

    "Ey insanlar! Allah'ın Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kim Allah'ın haram ettiğini helal kılan; onun ahdini bozan; Resulullah'ın sünnetine muhalefet eden, Allah'ın kulları arasında günah ve zulüm ile amel eden zalim bir sultanı görür ve ameli veya sözü ile ona karşı çıkmazsa, onu da o zalimin girdiği yere (cehenneme) sokmak Allah'ın üzerine bir haktır."

    Hiç şüphesiz şu "Benî Ümeyye" zümresi şeytanın itaatine girip Allah'ın itaatini terk etmişlerdir. Beytülmale tecavüz edip Allah'ın haramını helal ve helalini haram saymışlardır. Ben (Müslümanların rehberliğine ve bu bozulmuş durumunu düzeltmek için kıyam etmeğe) başkalarından daha layığım...

    "Yezid şarap içen, haksız yere adam öldüren, açık bir şekilde fisk-u fücur ve haram işleyen birisidir. Benim gibi birisi Yezid gibi birisine asla biat etmez..."

    "Ümmet Yezid gibi bir yöneticiye müptela olduğu zaman İslam'a elveda demek gerekir."

    "Ben azgınlık veya makam hırsı veya fesat çıkarıp zulüm etmek için kıyam etmedim. Ben ceddimin ümmetini islah etmek, iyiliği emredip, kötülükten nehy etmek ve ceddim (Resulullah'ın) ve babam Ali b. Ebu Talib'in çizgisinde yürümek için kıyam ettim..."

    "Ben sizi Allah'ın kitabına ve Peygamberinin sünnetine davet ediyorum. Hiç şüphesiz sünnet öldürülmüş ve bid'at diriltilmiştir. Eğer sözümü dinlerseniz ben sizi saadet ve doğruluğa hidayet ederim


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Kerbelâ kiyaminin başlica nedenleri

          Kategori: Ehlibeyt

          Konuyu Baslatan: Doktor Amca

          Cevaplar: 2

          Görüntüleme: 2393


  2. #2
    GaRaGaN
    GaRaGaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Eline Emeğine Sağlık...

  3. #3
    Gara Lele
    Gara Lele - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    paylaşım için teşekkürler emeğine sağlık

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Facebook Baglan Giriş