Aşağı git

Kullanıcı Tag Listesi

1 den 4e kadar. Toplam 4 Sayfa bulundu
  1. #1

    • Offline
    • Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    03.11.11
    Mesajlar
    500
    Tecrübe Puanı
    133

    Seviye: 34 
    Tecrübe: 559.162
    Sonraki Seviye: 677.567

    Beğendikleri
    196
    216 Mesajına 287 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart Ceza hukuku genel hükümler ceza hukukunun işlevi

    CEZA HUKUKU GENEL HÜKÜMLER
    CEZA HUKUKUNUN İŞLEVİ
    Suç adı verilen davranışlara uygulanacak olan yaptırımları belirleyen kurallar bütününe ceza hukuku adı verilmektedir. Ceza hukuku toplumsal yaşamda meydana gelen ihlallerde en son uygulanacak olan hukuk dalıdır. Toplumsal yaşamda ortaya çıkan her türlü hukuka aykırılık hallerinde ceza yaptırımı uygulanmaz.
    Örneğin kabahat teşkil eden eylemler hukuka aykırı olmasına rağmen bu tür hukuka aykırılık hallerinde ceza değil idari yaptırımlar uygulanmaktadır.
    Ceza hukuku günümüzde insancıl temellere dayandırılmaktadır. Nitekim, suçlanan her kim olursa olsun, suçluluğu bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz ( Masumiyet Karinesi ). Bu sebeple Ceza Muhakemesi hukukunda soruşturma aşaması ( İddianamenin kabulünden önceki aşama ) sırasında suç isnadı altında bulunan kimseye ŞÜPHELİ; İddianamenin kabulünden karırın kesinleşmesine kadar olan süreçte suç şüphesi altında olan kimseye ise SANIK denmektedir. Karar kesinleştikten sonra ancak HÜKÜMLÜ denilmektedir.
    Ceza hukukunun temel olarak kefaret edici, önleyici ve bastırıcı fonksiyonu vardır. Ceza kanunlarında belirlenen suç adı verilen normlar ve cezalar kişilerin bu hükümleri ihlal etmeleri durumunda karşılaşacakları yaptırımı önceden bilmeleri ve suç işlemek fikrinden vazgeçmelerini sağlar. Bu etki önleyici ( caydırıcı ) etkidir. İkinci etki ise suç işleyerek kamu düzeni ve toplumsal yaşayışın kurallarını bozan kimselerin eylemlerinin karşılığı olarak kanunda yazılı olan cezalara çarptırılması sebebiyle ortaya çıkan bastırıcı, ödetici etkidir.

    CEZA HUKUKUNUN KAYNAKLARI
    Ceza hukukunun temel kaynağı Anayasadır. Anayasa da ceza hukukuna ilişkin bir çok hüküm vardır. Ancak en temel ve en önemli hüküm 38. Maddededir. Suç ve cezalara ilişkin esaslar başlığı altında:
    Suçta ve cezada kanunilik ilkesi,
    Masumiyet Karinesi,
    Kişinin kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunma ve bu yolda kanıt gösterme yasağı,
    Kanuna aykırı delilerin kullanılamayacağı,
    Ceza sorumluluğunun şahsiliği,
    Sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılamayacağı,
    Ölüm Cezası ve müsadere cezasının verilemeyeceği,
    İdarenin kişi hürriyetini kısıtlayıcı yaptırımlarda bulunamayacağı,
    Uluslar arası ceza divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülüklerden başka bir sebeple hiçbir surette vatandaşın yabancı ülkeye verilemeyeceği hususları düzenlenmiştir.
    İkinci kaynak; 1 Haziran 2005 te yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunudur. İlk 76 Madde genel hükümler ve sonraki maddeleri ise özel hükümler içermektedir.
    Anayasanın 90/son cümle ( 2004 değişikliği ) uyarınca temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslar arası sözleşmeler kanunlardan öngelen, öncelikli bir uygulama alanına sahiptir. Bu sebeple ceza kanunu hükümleri yorumlanırken aynı konuda kanun ile uluslar arası sözleşme çatıştığı durumlarda uluslar arası sözleşme hükümleri uygulanmak zorundadır.
    Ceza Kanunu ile Özel Ceza Yasaları Arasındaki İlişki
    Genel yasası niteliğinde olan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun genel hükümleri ( İlk 75 madde ) özel ceza yasaları ve ceza içeren yasalardaki suçlar hakkında da uygulanacaktır. ( 5237 S.K. m. 5 )
    Özel ceza yasaları ve ceza içeren yasalardaki suç ve cezalara ilişkin hükümler aynen uygulanmaya devam edilecek fakat TEŞEBBÜS, İŞTİRAK, TEKERRÜR, ERTELEME, ÇEVİRME, MÜSADERE vs. genel hükümler alanına giren konularda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu uygulanmak zorundadır.
    CEZA HUKUKUNA HAKİM OLAN İLKELER
    Hukuk Devleti İlkesi
    Anayasamıza göre Yargı yetkisi bağımsız mahkemeler tarafından kullanılan bir yetkidir. Ceza hukuku bağlamında bakıldığında hukuk devletinin üç niteliği bulunmaktadır. İnsan haklarına saygı ve insan haklarının güvenceye bağlanması, adaletin sağlanması ve güvenliğin tesis edilmesidir.
    Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi
    Suç adı verilen insan davranışının ve bunun karşılığında uygulanacak yaptırımın ANCAK YASA İLE belirlenmesini öngören ilkedir. Yasallık ilkesi ilk kez 1876 Kanuni Esasi ile düzenlenmiştir.
    Kanunilik ilkesinin beş adet sonucu vardır. Bunlar:
    a- Belirlilik: Bir eylemden dolayı her hangi bir kimsenin cezalandırılabilmesi için o eylemin açık ve seçik bir biçimde yasada suç olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Hangi eylemin suç olduğu açık bir biçimde yasada yazmalıdır. Nitekim T.C.K nın 2. Maddesine göre: Kanunun AÇIKÇA suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Yasa koyucu ceza kanunlarında belirsiz ve elastik kavramlar kullanmaktan kaçınmalıdır. Ceza yasaları açık ve net olmalıdır.
    b- Aleyhe Kanunun Geçmişe Yürütülmesi Yasağı: Kişinin suç sayılan eyleminden sonra yürürlüğe giren ve durumunu ağırlaştıran yasalar aleyhe yasadır.
    Eylemin işlenmesinden sonra yürürlüğe giren yasa failin durumunu önceki yasaya göre daha da ağırlaştırıyorsa yani failin aleyhine ise fail hakkında sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri uygulanamaz.
    T.C.K nın 7. Maddesine göre: “ İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.
    İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”
    Türk Ceza Kanunun ikinci maddesine göre ise, Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.
    c- Kıyas YASAĞI: Kıyas bir hukuk boşluğunun benzer kuralları yardımıyla doldurulmasıdır. Ceza hukuku açısından açıkça suç olarak düzenlenmeyen bir eylemin suç olarak düzenlenmiş başka bir eyleme benzetilerek cezalandırılması ya da failin ceza sorumluluğu ile ilgili kurallarda boşluk bulunması halinde benzer kurallardan yararlanılması kıyastır. Ancak T.C.K. m.2/3 uyarınca:
    “ Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında KIYAS YAPILAMAZ. Suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz. ”
    Bu sebeple suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında ve yorumlanmasında kıyas mutlak olarak yasaktır. Kıyas failin lehine yada aleyhine olsun yasaktır.
    Ceza hukukunda kıyas ile birlikte KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE GENİŞ YORUM YAPMAK da yasaktır. Ancak kıyasa yol açmayacak surette yorum yapmak mümkündür ve hatta gereklidir de. Kanunun somut olaya uygulanması için yorumlanması gerekmektedir. Bu sebeple yasak olan Kıyasa yol açacak biçimde GENİŞ YORUM dur.
    d- İdarenin Düzenleyici İşlemlerle Suç Oluşturması ve Hürriyet Bağlayıcı Ceza Vermesi YASAĞI: İdare tüzük, yönetmelik gibi işlemlerle suç oluşturamaz ve ceza veremez. Türk Ceza Kanunun 2. Maddesine göre: “ İdarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamaz ”.
    Kanun Hükmünde Kararnameler ile ( Olağan Dönem K.H.K ları ) temel haklar, kişi hak ve ödevleri ve siyasal hak ve ödevler konusunda düzenleme yapılamaz. Suç ve ceza koymak ise temel haklar ve kişi hak ve ödevleri bölümünde yer alan bir konudur. Bu sebeple OLAĞAN DÖNEM K.H.K ları İLE SUÇ ve CEZA KONULAMAZ.
    Anayasa’nın 38. Maddesine göre: “ Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ANCAK KANUN İLE KONULUR ”.
    e- Örf Adete Dayanılarak Suç Oluşturma ve Ceza Verme YASAĞI: Ceza hukukunda örf adete dayanılarak suç oluşturulamaz, ceza verilemez. Kişi neyin suç olduğunu kolayca öğrenebilmelidir. Oysa örf adet yazısız kurallar olduğu için bireylerin sağlıklı bir bilgi edinebilmesi güçtür. T.C.K nın 2. Maddesine göre: “ Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz .”
    Örf adet kuralları, yasa hükümlerinin somut olaya uygulanmasında rol oynar. Örneğin alenen hayasızca hareketler suçundaki ( TCK m. 225 ) teşhircilik kavramının anlamı veya hakaret suçunda ( TCK m. 125 vd. ) hakaret kavramının anlamları örf ve adetten yararlanılarak belirlenir.
    3- Kusursuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi
    Failin suç oluşturan bir eylemini gerçekleştirmesinde kusuru olmadıkça, ceza yaptırımına maruz kalamayacağını ifade eden ilkedir. Kusur; bir eylemin isnad kabiliyeti bulunan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek ya da en azından bilerek yapmasıdır. Bilmeden ya da istemeden yapılan bir hareketten dolayı kimse cezalandırılamaz. Bu ilkenin üç önemli sonucu vardır:
    Kusursuz bir fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz.
    Ceza failin kusurunun derecesini aşamaz.
    Ceza failin hak ettiğinden az olamaz.
    Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği İlkesi
    5237 Sayılı T.C.K nın 20. Maddesine göre. “ Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri uygulanabilir.”
    Bu hüküm uyarınca ceza sorumluluğunun kişisel olduğu ve hiç kimsenin bir başkasının işlemiş olduğu fiil nedeniyle sorumlu olamayacağı ortaya konulmuştur. Bu maddede tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerinin ilgili maddede belirtilmek kaydıyla uygulanabileceğine ilişkin hükme de yer verilmiştir.
    Tüzel kişilere ceza verilemez. Ancak tüzel kişiler hakkında eşya müsaderesi, kazanç müsaderesi ve faaliyetin durdurulması ( Faaliyet izninin iptali SADECE TÜZEL KİŞİLERE HAS BİR GÜVENLİK TEDBİRİDİR ) güvenlik tedbirlerine müracaat edilebilir. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanabilmesi için her suç tipinde AYRICA BU DURUMUN BELİRTİLMESİ GEREKMEKTEDİR.
    Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi
    Suç işleyen kişi hakkında işlenen eylemin ağırlığı ile orantılı olarak ceza ve güvenlik tedbirine hükmedilmesine adalet ilkesi adı verilir. T.C.K nın 3. Maddesinde: “ Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur ” denilerek adalet ilkesine yer verilmiştir.
    Ceza yasasının uygulanmasında kişiler arasında din, dil, ırk ya da sair her hangi bir sebeple ayrım yapılmamasına ise eşitlik ilkesi adı verilmektedir. Bu durumda T.C.K.m. 3 hükmü ile düzenlenmiştir.
    İnsan Haysiyetinin Korunması İlkesi
    Suç işlediği için ceza yaptırımına tabi tutulan kişinin yeniden topluma kazandırılmasını amaç edinen ilkedir. Bu ilke gereği kişi suç işlese de insan haysiyetini yaraşır bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmedilmelidir. Anayasamızın 17. Maddesinde: “ Hiç kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz… ” hükmü ile insan haysiyetinin korunması güvence altına alınmıştır. Bu amaçla ölüm cezası, kırbaç, genel müsadere, taşlama ve sair cezalar kabul edilmemiştir. İnsan suç işlemiş olsa dahi insanlık sıfatına yaraşır bir muameleye tabi tutulmalı ve insan gibi yargılanmalıdır.
    Non Bis İn İdem İlkesi ( Tek fiile Tek Ceza İlkesi )
    Failin işlemiş olduğu bir fiil nedeniyle tek bir ceza verilmesi, bir suça bir ceza şeklinde formüle edilen ilkedir. Bu ilke uyarınca yargılama yapılarak hüküm verilen bir konu hakkında yeniden yargılama yapılamaması gerekir. Bu ilkenin yurt dışında işlenen suçlarla ilgili istisnaları vardır. Uluslar arası suçlarda bu ilkeye geçerlilik tanınmamıştır. Örneğin uyuşturucu madde imal veya ticareti suçu.
    Bir kimse yurt dışında yargılansa ve hüküm verilse dahi istisnaen Türkiye de tekrar yargılanmaktadır. Ancak kişi, ikinci kez yargılansa dahi, kişinin YURT DIŞINDA OLSA BİLE maruz kaldığı bütün ÖZGÜRLÜK KISITLAMALARI cezadan mahsup edilecektir.




    CEZA KANUNUNUN UYGULANMASI

    Ceza Kanunun uygulanmasını Yer, Zaman ve Kişi bakımından uygulama olarak üçe ana başlık altında inceleyebiliriz.
    Suç Ne Zaman İşlenmiş Sayılır
    Suçun işlendiği zaman, o fiile uygulanacak kanunun hangisi olduğunu tespit açısından önem arz eder. Genelde hareketin yapılmasıyla sonuç da gerçekleşir ( ani suçlar ) ve böylece hareketin yapıldığı zaman suç işlendiği zaman olarak göz önüne alınır ve her hangi bir sorun ortaya çıkmaz. Ancak sonucun yani neticenin hareketin yapılmasından sonra meydana gelmesi halinde ( mesafe suçları ) suçun hareketin yapıldığı anda mı yoksa neticenin meydana geldiği anda mı işlendiği konusunda bir çelişki ortaya çıkar.
    Türk ceza hukuku uygulamasında suçun işlendiği an HAREKETİN YAPILDIĞI ZAMAN olarak kabul edilmektedir. Bu kuralın zincirleme suçlar ve kesintisiz suçlar bakımından istisnaları vardır. ( Bkz. Aşağıda. Ceza Muhakemesinde Yer Bakımından Yetki )
    A- ZAMAN BAKIMINDAN UYGULAMA
    Kural: Kişi suç işlediğinde yürürlükte olan yasanın DERHAL uygulanmasıdır.
    Kişinin hareketi gerçekleştirdiği anda yürürlükteki yasa hükümlerine göre eylem suç teşkil etmiyorsa kişiye ceza verilmez. Sonradan çıkan bir kanun kişinin eylemini suç yapsa daha bu durum kişinin aleyhine olduğu için kişi hakkında uygulanamaz. ( Aleyhe Kanunun geçmişe yürümesi yasağı )
    İstisna: Suç işledikten sonra yürürlüğe giren yasa hükümleri failin lehine ise yasa geçmişe yürür ve fail bu hükümlerden yararlanır.

    LEHE OLAN YASA NASIL BELİRLENİR:
    Bir eylemi suç olmaktan çıkaran yasa lehedir ( Örneğin yasa kullanma hırsızlığını suç olmaktan çıkarırsa bu failin lehinedir )
    Suçun oluşmasına ek koşullar bağlayarak zorlaştıran yasa lehedir. ( Örn. Suçu özel kast ile işlenebilir hale getiren, ya da yargılama için bir makamdan izin alınması şartını getiren yasa lehedir. )
    Resen kovuşturulan suçu Takibi Şikayete Bağlı Hale getiren yasa lehedir.
    Zamanaşımı süresini kısaltan yasa lehedir.
    Yaptırım olarak adli para cezası öngören yasa lehedir. ( İlk yasa hapis cezası sonradan yürürlüğe giren yasa sadece adli para cezası öngörüyorsa lehedir. )
    Tür ve miktar olarak daha az ceza öngören yasa lehedir. ( Süreli hapis cezası öngören yasa müebbet hapis cezasına göre lehedir. Yine müebbet hapis cezası öngören yasa ağırlaştırılmış müebbet cezası öngören yasaya göre lehedir. )
    Her iki yasa da sabit ceza öngörüyorsa daha az ceza öngören yasa lehedir. Örneğin, ilk yasa 3 yıl hapis cezası öngörüyor sonraki yasa da 2 yıl öngörüyorsa sonradan yürürlüğe giren yasa lehedir.
    Her iki yasada aralıklı ( hakime takdir yetkisi tanıyan ) bir ceza öngörmüş ise üç ihtimal vardır:
    Üst sınırlar aynı fakat alt sınırlar farklı ise; alt sınırı daha az olan yasa lehedir. Örneğin İlk yasa 2 yıldan 5 yıla hapis cezası öngörmekte iken sonradan yürürlüğe giren yasa 1 yıldan 5 yıla hapis cezası öngörüyorsa ikinci yasa lehedir, çünkü alt sınırı daha azdır.
    Alt sınırları aynı fakat üst sınırları farklı ise; üst sınırı daha az olan yasa lehedir.Örneğin ilk yasa 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası öngörmekte iken sonradan yürürlüğe giren yasa 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası öngörüyor ise sonradana yürürlüğe giren yasa üst sınır olarak daha az hapis cezası öngördüğü için lehedir.
    Alt ve üst sınırlar farklı ise; önceki ve sonraki yasa bir bütün halinde olaya AYRI AYRI uygulanarak lehe olan yasa tespit edilmeye çalışılır. Bu şekilde lehe olan yasa tespit edilip o yasa olaya uygulanır. Bir yasanın sadece lehe olan hükümleri olaya uygulanamaz.
    İnfaz Rejimine ve Güvenlik Tedbirlerine İlişkin Yasaların Zaman Bakımından Uygulanması
    İnfaz rejimine ilişkin yasalar kural olarak, failin lehine ya da aleyhine olup olmadığına bakılmaksızın hemen uygulanır ( derhal uygulama ilkesi ). Örneğin mahkumlara günde 3 saat kitap okuma şartı getiren bir infaz yasası mahkumların aleyhine bile olsa derhal uygulanır. Ancak üç halde hükümlünün aleyhine hükümler içeren yasa uygulanmaz:
    - Hapis Cezasının Ertelenmesi
    - Koşullu Salıverme.
    - Tekerrür.
    Bu haller İnfaz Kanunu uyarınca hükümlünün kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen ( cezanın infaz süresini veya şartlarını artıran/azaltan ) derhal uygulama ilkesinin istisnalarıdır. Bu durumlarda ancak failin lehine ise yasa hükümleri uygulanabilir. Aleyhine ise uygulanamaz. Aleyhe kanun geçmişe yürümez yasağı bu hallerde geçerlidir.
    Güvenlik tedbirlerinde; TEKERRÜR HARİÇ ( tekerrür de cezanın infazını etkiler ) derhal uygulama ilkesi geçerlidir. Zaman bakımından uygulamada, güvenlik tedbirleri ile infaz hukuku kuralları aynı kurallara (derhal uygulama ilkesi) tabidir.

    Geçici ve Süreli Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması
    Geçici ceza yasaları, belli dönemlerde yürürlükte olan ceza yasalarıdır.
    Süreli ceza yasaları ise yürürlükte kalacakları zaman açıkça düzenlenmiş olan yasalardır. OHAL yasaları süreli ceza yasalarıdır.
    Geçici ve süreli yasalar bakımından ileriye yürüme ilkesi geçerlidir. Yani yasaların geçerli olduğu dönem içerisinde suç işleyen fail; yasanın yürürlükte olduğu süre geçtikten sonra da yine geçici ve süreli yasa hükümlerine göre yargılanacaktır.
    Geçici ve süreli yasalar bakımından sadece ZAMANAŞIMI hükümlerinde LEHE KANUN geçmişe yürür. Zamanaşımı dışında geçici ve süreli ceza yasalarında lehe kanunun geçmişe yürümesi kabul edilmemiştir.
    Yargılama Hukuku Yasalarının Zaman Bakımından Uygulanması
    5237 Sayılı Türk Ceza Kanununa göre; Ceza Muhakemesi ve güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar failin lehine veya aleyhine olup olmadığına bakılmaksızın DERHAL UYGULANIR.
    B- YER BAKIMINDAN UYGULAMA
    Suçun işlendiği yer ( nerede işlenmiş olduğu ) nasıl tespit edilir?
    T.C.K nın 8. maddesine göre : “ Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye'de işlenmesi veya neticenin Türkiye'de gerçekleşmesi hâlinde suç, Türkiye'de işlenmiş sayılır”.
    Ceza kanunun yer bakımından uygulanmasında 4 sistem vardır:
    Mülkilik:
    Failin veya mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın suç nerede işlenmiş ise o ülkenin ceza kanunlarının uygulanmasını ifade eder.
    Türk Ceza Kanununun 9. Maddesine göre: “ Türkiye de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse Türkiye de yeniden yargılanır ”.
    Türk kara ve hava sahalarında ve Türk Karasularında,
    Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında,
    Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,
    Türk deniz veya hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,
    Türkiye kıta sahanlığı ya da Münhasır Ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karış işlenmiş ise suç TÜRKİYE DE İŞLENMİŞ SAYILIR.

    Şahsilik:
    Şahsilik sistemi ikiye ayrılır. Bunlardan birisi failin vatandaşlığını esas alan faile göre şahsilik diğeri ise mağdurun vatandaşlığını esas alan mağdura göre şahsilik.
    Faile GÖRE ŞAHSİLİK: Failin işlemiş olduğu suçtan ötürü failin vatandaşı olduğu ülkenin ceza kanunları uyarınca cezalandırılmasıdır. Bu sistemde bir Türk Vatandaşı yurt dışında işlediği bir suçtan dolayı TÜRKİYE de yargılanması için:
    İşlediği suçun en az 1 yıl hapis cezası gerektirmesi, ( tek başına veya seçimlik olarak Adli Para cezası gerektiren suç olmayacak ) Suç 1 yıldan aşağı hapis gerektiriyor ise yargılama için zarar görenin veya yabancı devletin şikayetçi olması gerekir.
    Zarar gören ülkenin veya zarar gören mağdurun fail ( Türk Vatandaşı ) Türkiye ye girdikten sonra 6 Ay içinde şikayetçi olması,
    Fail Türk Vatandaşının TÜRKİYE de BULUNMASI,
    Bu fiilden dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerekmektedir.
    Fail Türk Vatandaşının işlemiş olduğu suça ilişkin olarak yabancı ülke ceza kanununda hem hapis cezası hem de adli para cezası seçimlik olarak uygulanıyor ise mağdurun şikayeti olsa bile suç SORUŞTURULMAZ.
    Ancak yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile TÜRKİYEDE YENİDEN YARGILANIR. ( Yurt dışında hüküm verilmiş ve ceza almış ise çekmiş olduğu ceza TÜRKİYE de verilen cezadan düşülür )
    Ayrıca TCK m. 13 te yer alan suçlar ( soykırım ve insanlığa karşı suçlar, devlete ve anayasal düzene ilişkin suçlar, fuhuş, çevrenin kasten kirletilmesi, işkence, uyuşturucu ticareti suçlar, parada sahtecilik, rüşvet, deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması ) bakımından TÜRK KANUNLARI UYGULANIR.
    Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda ve devlete ve anayasal düzene karşı suçlarda YABANCI ÜLKEDE HÜKÜM VERİLMİŞ OLSA BİLE Türkiye de YENİDEN YARGLIMA YAPILIR.
    Mağdura GÖRE ŞAHSİLİK: Suçtan zarar gören mağdurun vatandaşı olduğu devletin ceza kanunlarının uygulandığı sistemdir.
    Türk Ceza Kanuna göre:
    Türkiye nin zararına,
    Türk Vatandaşı zararına,
    Türk Kanunlarına göre kurulmuş ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİSİ ne karış suç işlenmiş ise mağdura göre şahsilik sistemi uyarınca Türkiye de yargılama yapılabilecektir.

    Mağdura göre şahsilik sistemi uyarınca yargılama yapılabilmesi için:
    Suç en az 1 yıllık hapis cezasını içerecek,
    Türkiye zararın işlenmiş ise ADALET BAKINININ TALEBİ,
    Türk Vatandaşı ya da özel hukuk tüzel kişisi aleyhine işlenmiş ise bu kimselerin ŞİKAYETİ,
    Yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması,
    En önemlisi de FAİLİN ( YABANCI ÜLKE VATANDAŞININ ) TÜRKİYE DE BULUNMASI gerekmektedir.
    Türkiye zararına işlenmiş bir suçta yabancı ülkede yargılama yapılsa ve hüküm verilse bile Türkiye de ADALET BAKANININ talebi üzerine yeniden yargılanabilir. Yurt dışında almış olduğu ceza Türkiye de verilecek cezadan mahsup edilir.
    Ancak suç Türk Vatandaşına karşı ya da Türk Özel Hukuk Tüzel Kişisine karşı işlenmiş ise bu halde yurt dışında yargılama yapılmış ve hüküm verilmiş ise ( 13. maddede yer alan suçlar dışında ) Türkiye de yeniden Yargılama YAPILAMAZ.

    Koruma SİSTEMİ:
    Failin vatandaş ya da yabancı olup olmadığına bakılmaksızın devlet varlığına yönelik bir suçun yurt dışında işlenmesi halinde bu suçun mağdur devletin kendisi tarafından cezalandırılmasına imkan tanıyan sistemdir.
    Bu suçlar: İşkence, Soykırım, Fuhuş, Parada Sahtecilik, Mühür Sahteciliği, Devletin Egemenlik Alametlerine Karış işlenen suçlar, Devlete karşı işlenen suçlar, Anayasaya karşı işlenen suçlar, Casusluk, Rüşvet, vs.
    Bu sistemde devletin kendisine karşı işlenen suçlarda kendisini koruması amaçlanmıştır.
    Soykırım ve insanlığı karşı işlenen suçlar ve Devletin varlığına yönelik suçlarla ilgili olarak yabancı ülkede mahkumiyet ya da beraat kararı verilmiş olsa dahi, ADALET BAKANININ TALEBİ ÜZERİNE TÜRKİYE DE YENİDEN YARGILAMA YAPILABİLİR.

    Evrensellik Sistemi:
    Dünyanın neresinde olur ise olsun, hiçbir suçun cezasız kalmaması amacıyla kabul edilen sistemdir. Bu durumda mağdur da fail de yabancıdır. Ancak işlemiş olduğu suç çok vahim bir suç olduğu için hangi ülkede olursa olsun suç işleyen kişi yargılanabilir ve cezalandırılabilir.
    GERİ VERME
    Geri verme devletler arasında imzalanan ikili anlaşmalarla düzenlenmiştir. Geri verme ancak Türkiye nin egemenlik sahası dışında işlenen suçlar için söz konusu olabilir. Çünkü Türkiye nin egemenlik alanında işlenen suçlara mutlak surette TÜRK KANUNLARI UYGULANACAK ve fail Yabancı olsa da Hiçbir surette GERİ VERİLMEYECEKTİR.
    Geri verme sadece yabancı failler için söz konusudur. Anayasaya göre VATANDAŞ ULUSALARARASI CEZA DİVANININ GEREKTİRDİĞİ YÜKÜMLÜLÜK DIŞINDA HER NE SEBEPLE OLURSA OLSUN GERİ VERİLMEZ.
    Geri verme için:
    Suçun düşünce suçu, siyasi suç veya askeri suç olmaması,
    Türkiye ya da Türk Vatandaşı ya da Türk özel hukuk tüzel kişisine karış işlenmemiş olması,
    TÜRK HUKUKUNA GÖRE DAVA VE CEZA ZAMANAŞIMINININ DOLMAMASI veya Affa UGRAMAMIŞ OLMASI gerekmektedir.
    Eylemin Türk Kanunlarına göre de suç olması,
    Bu şartlar sağlanmış ise ve Türkiye ile geri verme talebinde bulunan ülke arasında suçluların iadesine ilişkin ikili anlaşma var ise Geri verme talebi ilgilinin bulunduğu yer AĞIR CEZA MAHKEMESİnde değerlendirilir.
    Bu karardan sonra nihai olarak geri vermeye YALNIZCA BAKANLAR KURULU YETKİLİDİR. Bakanlar Kurulu siyasi gerekçelerle kişiyi talep eden devlete geri vermekten kaçınabilir. Failin geri verilmesi halinde faile insanlık dışı muamele edileceği ya da ayrımcılık yapılacağı söz konusu ise fail geri verilmez.
    Geri verilen kimse yalnızca geri vermeye ilişkin suçlardan dolayı yargılanabilir ( ÖZELLİK KURALI )
    C- KİŞİ BAKIMINDAN UYGULAMA
    Suç işleyen kimsenin sıfatına bakılmaksızın kanun önünde eşitlik ilkesi uyarınca yargılanması ve cezalandırılması Ceza Hukukunun temel ilkelerindendir. Ancak bu kuralın istisnaları bulunmaktadır:
    Cumhurbaşkanı: Vatana ihanet dışında cezai sorumluluğu yoktur. Görevi nedeniyle işlemiş olduğu suçlardan ötürü tam olarak sorumsuzudur. T.B.M.M nin 1/3 ünün teklifi ve ¾ ünün kararı ile Yüce DİVAN da ( Anayasa Mahkemesi ) Vatana ihanet ile yargılanabilir.
    Cumhurbaşkanının hukuk davalarında davalı olmasında bir engel yoktur. Ancak mahkemelerde tanıklık yapmaya zorlanamaz. Kendisi isterse tanıklık yapar. Yoksa Zorla götürülemez.
    Yasama Dokunulmazlığı: Milletvekillerine tanınan bu dokunulmazlık iki türdür. Bunlardan birisi kürsü dokunulmazlığı ikincisi ise yargılamaya karşı tanınan kişisel dokunulmazlık.
    Mutlak Dokunulmazlık: Parlamenterlerin meclis çalışmalarındaki ( mutlaka meclis binası içinde olması zorunlu değil ) oyları, sözleri ve düşünce açıklamaları nedeniyle hiçbir surette sorumluluğu yoktur. Bu eylemler nedeniyle suç oluşsa dahi yargılama yapılamaz. Çünkü bu eylemler nedeniyle cezai sorumluluk yoktur. Kürsü dokunulmazlığı mutlaktır, kaldırılamaz. Milletvekilliği sona ermiş olsa dahi bu eylemlerden dolayı yargılama yapılamaz.
    Nispi Dokunulmazlık: Seçimden önce ya da sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin MECLİS TARAFINDAN DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILMADIKÇA tutulamaması, yakalanamaması, sorguya çekilememesi, tutuklanamaması ve yargılanamamasıdır. Bu dokunulmazlık mutlak değildir, geçicidir. Milletvekilliği süresi bittiğinde dokunulmazlık da kendiliğinden kalkar.
    Dokunulmazlık süresi ( milletvekilliği süresi ) boyunca ZAMANAŞIMI DURUR.
    Ancak Anayasanın 14. Maddesinde yazılı olan Devletin bütünlüğüne ve Anayasal düzene karşı işlenmiş olan suçlardan ve suçüstü halinde işlenen AĞIR CEZALIK SUÇLARDAN dolayı Seçimden ÖNCE SORUŞTURMAYA BAŞLANMIŞ olmak kaydı ile milletvekili yargılanabilir.
    Yargı Bağışıklığı ( Diplomatik Dokunulmazlık ): Diplomatik dokunulmazlık sebebiyle sağlanan bağışıklıktır. Yabancı ülkede görev ile ilgili ya da görevi ile ilgili olmayan bir suç işleyen diplomat o ülkede yargılanamaz. Böyle bir suçtan dolayı sadece kendi ülkesinde yargılanabilir.
    Bu dokunulmazlık büyükelçiler ve büyükelçi seviyesinde devleti temsil eden kimseler için söz konusudur. Konsoloslar diplomatik dokunulmazlıktan yararlanamazlar.
    Bir yabancı ülkeyi ziyaret eden devlet başkanları, dışişleri bakanları, B. M Temsilcileri, Adalet Divanı ve devleti temsil eden kimseler bu bağışıklıktan yararlanırlar. Bu bağışıklıktan yararlanan kimseler yabancı ülkede cinayet işleseler dahi o ülkede yargılanamazlar. Kendi ülkelerinde yargılanırlar.
    NATO Askerleri: Türkiye de bulunan yabancı ülke askerleri de bazı suçlarda dokunulmazlığa sahiptir. Bu kimseler de bir takım suçları işlediklerinde kendi ülkeleri tarafından yargılanırlar.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Ceza hukuku genel hükümler ceza hukukunun işlevi

          Kategori: Hukuk Köşesi

          Konuyu Baslatan: NeCeSeN

          Cevaplar: 3

          Görüntüleme: 1488


  2. #2

    • Offline
    • Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    03.11.11
    Mesajlar
    500
    Tecrübe Puanı
    133

    Seviye: 34 
    Tecrübe: 559.162
    Sonraki Seviye: 677.567

    Beğendikleri
    196
    216 Mesajına 287 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    SUÇ GENEL TEORİSİ

    SUÇ:
    Kanunun, karşılığında bir ceza yaptırımı öngördüğü fiillere suç adı verilir. Suçun belli başlı unsurları vardır. Bunlar, TİPİKLİK, MADDİ UNSURLAR ( Fail, mağdur, hareket, konu, netice, illiyet bağı ), Manevi UNSURLAR ( fail ile fiil arasındaki psikolojik bağ ), HUKUKA AYKIRILIK.

    SUÇUN UNSURLARI
    TİPİKLİK
    MADDİ UNSURLAR
    MANEVİ UNSURLAR
    HUKUKA AYKIRILIK
    1- TİPİKLİK
    Bir fiilin suç teşkil edebilmesi için öncelikle, dış alemde değişiklik meydana getiren fiilin, ceza kanunundaki tarife yani model veya tipe uygun olması zorunludur. Suç ve cezada kanunilik ilkesinin getirdiği temel güvenceler; belirlilik, kıyas yasağı, aleyhe kanunun geçmişe yürümesi yasağıdır. ( Suçluların Magna Chartası )
    Tipiklik (kanunilik) ilkesinin doğal bir sonucu olarak, failin eylemi kanunda yazılı olan suç tiplerinde yer alan özellikleri taşımıyor ise fail bu eylemden dolayı cezalandırılamaz. Hiç kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. ( TCK m. 2) Bu sebeple toplumsal hayatı düzenleyen örf adet, din, ahlak kuralları bir eylemi kötü ve kabul edilemez olarak kabul etse de, kanunda o eylem suç olarak tanımlanmadıkça faile ceza verilemez.
    2- MADDİ UNSURLAR
    Suçun maddi unsurları, HAREKET (FİİL), NETİCE, İLLİYET BAĞI, FAİL, MAĞDUR, KONU olarak bölümlere ayrılabilir.
    A- HAREKET (FİİL)
    Fiil, insanın dış dünyaya yansıyan ihmali ya da icrai bir davranışıyla gerçekleştirilir. İnsanla bağlantısı olmayan tabiat olayları suç olgusunu ilgilendirmez. Fiil ceza hukuku anlamında HAREKET olarak tanımlanmıştır. Hareket iki şekilde ortaya çıkabilir, bir şeyi YAPMAK ( vurmak, öldürmek vs. ) veya YAPMAMAK ( doktorun hastaya müdahale etmemesi ).

    HAREKETE GÖRE SUÇLARIN AYRIMI
    İcrai Suçlar – İhmali Suçlar:
    Hukuki açıdan yapma biçiminde işlenebilen yani mutlaka icrai eylemlerle işlenebilen suçlara icrai suçlar denir. İcrai suçlar yapılmaması gereken hareketlerin yapılması şeklinde ortaya çıkar. Bir kimseye ateş edilmesi, bir kişiye yumruk atılması, zehir verilmesi gibi hareketler yapılmaması gereken hareketlerdir. Çünkü insan öldürmek ve bedenine acı vermek hukuk tarafından yasaklanmıştır.
    Hukuki açıdan yapmama şeklindeki hareketlerle işlenen suçlara da ihmali suçlar adı verilmektedir. Kanun koyucu hekimlere hastalara müdahale etme görevi yüklemişken bir hekimin hastaya müdahale etmemesinde icrai bir eylemi yoktur. Ancak kanunun öngördüğü hareketi yapması gerekirken ( müdahale ) yapmamıştır. Örn. Hemşirenin hastanın ilacını vermemesi gibi. İhmali suçlarda dış dünyaya yansıyan bir hareket olmadığı için bu tür suçlara teşebbüs mümkün değildir.
    Gerçekte icrai hareketlerle işlenebilen bir suçun olumsuz bir hareketle (ihmali hareketle ) işlenmesine ihmal suretiyle icra suçu denilmektedir. Bu tür suçlar icrai hareketlerle işlenen suçlardır. İhmal suretiyle icra suçuna teşebbüs mümkündür.
    Örn: Cerrah A acil serviste gece nöbetindeyken ağır yaralı olarak getirilen K ya müdahale etmemiş ve K erken müdahale edilmediği için ölmüştür. Bu durumda kasten öldürme suçu gerçekte icrai hareketlerle işlenebilen bir suç iken bu olayda ihmali bir hareketle işlenmiştir. İhmal suretiyle icra suçu vardır ( Kasten ihmali davranışla öldürme suçu T.C.K m. 83 )
    Örn: Hastaların ilaçlarını saatinde vermesi gereken Hemşire H hastaların ilaçlarını vermemiş ve hastaları sağlığı bu nedenle bozulmuştur. Hemşire H ilaçları vermesi gerekirken vermemiştir. Bu durumda eğer hastalar ilaç verilmediği için ölmüş ise öldürme suçu, rahatsızlıkları artmış ise bu halde de yaralama suçu söz konusu olacaktır. Bu suçlar gerçekte icrai hareketlerle işlenebilirken somut olayda ihmali hareketle işlenmiştir. ( Kasten ihmali davranışla yaralama suçu )
    Örn. Polis memurları bir şahsın eşini bıçakladıklarını görmelerin rağmen olaya müdahale etmiyorlar ise burada ihmali bir hareket söz konusudur.
    Kişinin bir hareketi yapma yükümlülüğü üç kaynaktan doğabilir. Kanun, sözleşme ve ön gelen tehlikeli eylem.
    Polis veya doktorun kanunun emrettiği hareketi yapmaması ( kanun ), can kurtaranın boğulmak üzere olan şahsa müdahale etmemesi ( sözleşme ), sürücünün çarpmış olduğu yaralıyı kaderine terk etmesi . ( ön gelen tehlikeli eylem )
    Suçun oluşması için aynı hareketin belli sayıda yinelenmesinin arandığı suç tipine İTİYADİ SUÇ adı verilir. İtiyadı suçlar itiyadın varlığını gösteren son hareketin yapıldığı anda tamamlanır.
    T.C.K m. 6/h ye göre: İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi anlaşılır.

    Bağlı Hareketli Suç:
    Suçun oluşması için iki hareketin birlikte yapılması gerekiyor ise bağlı hareketli suç vardır.
    Örn: Dolandırıcılık için başkasının malvarlığına zarar verilmiş olacak ve bu zarar hileli hareketlerle ( karşıdakini aldatıcı ) verilmiş olacak. Bu şekilde işlenirse bağlı hareketli suç söz konusudur. Aksi halde dolandırıcılık suçu oluşmaz.
    Örn: Atom enerjisini serbest bırakarak patlamaya yol açmak suçu. Bu suçta atom enerjisi serbest bırakılmış olacak VE bu suretle patlama gerçekleşmiş olacak. Bu iki hareket bir birine bağlıdır.

    Serbest Hareketli Suç:
    Suçun oluşması için yasada her hangi bir hareket belirtilmemiş ise suç her türlü hareket ile işlenebilir. Bu tür suçlara serbest hareketli suç adı verilir.
    Örn: Öldürme ve yaralama suçları her türlü hareket ile işlenebilir. Kanun bir hareket biçimi öngörmemiştir. Öldürme ve yaralama sonucunu doğuran her türlü hareket suç sayılmıştır. Bu suçlar için önemli olan, kanun koyucunun aramış olduğu neticenin gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

    Tek Hareketli Suç- Çok hareketli Suç- Seçimlik Hareketli Suç- İtiyadi Suç

    Suçun oluşması için bir tek hareket yeterli ise tek hareketli suç vardır.
    Örn: Yalan yere yemin etmek suçu ( m. 275 ).
    Örn: Hırsızlık tek hareketli suçtur. Hakaret ve yalan tanıklık suçları da tek hareketli suçlardır.
    Burada hareketin tekliğinden anlaşılması gereken sayı olarak değil HUKUKSAL OLARAK TEKLİKTİR. Bazen hareket doğal olarak çoktur fakat HUKUKEN TEK KABUL EDİLİR. Örneğin öldürme on bıçak darbesiyle işlenebilir. Ancak bu suç tek bir bıçak darbesiyle de işlenebilen bir suç tipidir. Önemli olan hareketin hukuki olarak tek bir hareket olmasıdır. Örn. Failin bir eve girip orada bulunan, cep telefonu, saat ve altınları alması eyleminde birden çok hareket vardır ( doğal olarak ) ancak bu eylem hukuken tek bir eylemdir ve tek bir hırsızlık suçu söz konusudur.

    Suçun oluşması için birden çok harekete ihtiyaç var ise bu durumda çok hareketli suç vardır. Bağlı hareketli suçlar da çok hareketli suç kapsamındadır.
    Örn: Özel belgede sahtecilik suçu için; özel belge sahte olarak düzenlenecek ve bu sahte belge kullanılmış olacak. Sahte belge kullanılmamışsa suç oluşmayacaktır. ( T.C.K m. 207-1 )
    Örn: Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak. ( Yağma Suçu )

    Suçun oluşması için KANUNDA SAYILAN HAREKETLERDEN BİRİSİNİ YAPMAK YETERLİ İSE SEÇİMLİK HAREKETLİ SUÇ söz konusudur.
    Örn: Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek.
    Örn: Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ( Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenilmesi, kayda alınması suçu )
    Örn: Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi… ( Mala zarar verme suçu )
    Örneğin: Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi… ( Güveni Kötüye Kullanmak- Emniyeti Suistimal Suçu ) Bu suçta fail, malda devir i inkar etmiş ve aynı zamanda da bu malı satmış olur ise iki seçimlik hareketi de işlemiş olacaktır. Ancak sadece bir suç oluşur.
    B- NETİCE ( SONUÇ )
    Hareketin ortaya çıkması ile meydana gelen sonuca netice denir. Örneğin kasten öldürme fiilinde, kişinin bedenine bıçak saplamak hareket, bu hareket sonucu mağdurun ölmesi ise neticedir. Netice bazen hareket ile aynı anda meydana gelir iken, bazen de hareketten az veya çok bir zaman sonra meydana gelir.
    Bazı hallerde her bir netice ayrı bir suç sayılırken, bazı durumlarda birden çok netice tek bir suç olarak kabul edilir.

    1- HER NETİCENİN BİR SUÇ SAYILDIĞI HALLER
    a- Ani Suç- Mesafe Suçu
    Ceza kanununda tanımlanan hareket ile netice aynı anda gerçekleşmiş ise ANİ SUÇ tan (neticesi harekete bitişik şuç ) söz edilir.
    Örn: Hakaret suçu ani suçtur. Hareket ve netice bitişiktir. Hakaret içeren söz ağızdan çıktığı andan netice meydana gelir. Ani suçlara hareket ile netice arasına zaman girmediği için teşebbüs mümkün değildir. Ani suçlar Hareketin yapıldığı yerde İŞLENMİŞ SAYILIR.
    Kanunda sayılan suç oluşturan hareket ile netice arasında bir mesafe bunuyor ise bu halde mesafe suçu söz konusudur. Mesafe suçu teşebbüse elverişlidir. Çünkü kural olarak teşebbüs, mesafe suçlarına söz konusu olabilir.
    b- Mütemadi ( Kesintisiz- Sürekli ) Suç:
    Neticenin belirli bir süre devam ettiği suça MÜTEMADİ SUÇ adı verilir. Bu suç tipinde hukuksal ihlal hemen sona ermeyip belirli bir süre devam etmektedir.
    Örn: Kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kişi hürriyeti engellendiği anda suç oluşmamakta bu suçun oluşması için kişinin bir yere gitmekten belirli bir süre ( az ya da çok ) yoksun kılınması ya da bir yerde zorla bırakılması söz konusudur.
    Mütemadi suç için, devam eden neticenin failin kusurundan ileri gelmesi ve bu sürekliliğe son vermek konusunda failin iktidarı bulunmalıdır.
    Mütemadi suç kesinti başladığı anda işlenmeye başlanmıştır ve bu andan itibaren netice devam eder. Netice kesildiği anda (KESİNTİNİN GERÇEKLEŞTİĞİ) zaman ve yerde İŞLENMİŞ SAYILIR ve suç ancak bu anda tamamlanmış sayılır. Neticenin gerçekleşmesi ile suçun tamamlanması farklı zamanlarda meydana gelmektedir.
    Örn: Kars ta trene binen A tren Erzurum da iken B tarafından bir kompartımana kilitlenir. B, A yı kilitledikten sonra trenden inmiştir. Tren Ankara Gar ına geldiğinde A kompartımandan çıkarılır ve kurtarılır. Bu olayda mütemadi suç vardır ( kesintisiz suç ). Bu tür suçlar kesintinin gerçekleştiği yerde işlenmiş sayılacağı için, devam eden netice Ankara da kesintiye uğramıştır. Suç Ankara da işlenmiş sayılır.
    Kesintisiz suçlarda suç özgürlük kısıtlanınca tamamlanmakta ve bu aşamadan sonra netice hala devam ettiği için suç tamamlandıktan sonra SUÇA İŞTİRAK SÖZ KONUSU OLABİLİR. Ancak ani suçlarda suç tamamlandıktan sonra iştirak mümkün değildir.
    Örn: Yaralamak suçu ani suçtur. A elindeki sopa ile B yi yaraladıktan sonra netice gerçekleşmiş ve bitmiştir. B yaralandıktan sonra C nin yaralamak suçuna iştiraki mümkün değildir. Ancak A, B yi zorla bir mahsen e kapattıktan sonra netice devam etmektedir. Suç oluşmuştur fakat netice sona ermemiştir. C kapıda beklemek ve B yi gözetlemek ve bir süre sonra kapıyı açmak suretiyle suça iştirak edebilir.
    Mütemadi suçlarda zamanaşımı ve şikayet süreleri kesinti gerçekleştiği ( netice kesildiği ) anda başlar.
    Ani suçlarda hareket gerçekleştikten sonra meşru müdafaa mümkün değildir. Oysa mütemadi suçlarda netice sürekli olduğu için netice devam ettikçe meşru müdafaada bulunulabilir.
    Kesintisiz Suç ( mütemadi suç ) örnekleri: Suç işlemek maksadıyla örgüt kurma, kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi, elektrik hırsızlığı ve enerji hırsızlığı, taşınması yasak silahları taşımak, firar, askerlik görevinden kaçmak, uyuşturucu bulundurmak vs.
    2- BİRDEN ÇOK NETİCENİN TEK SUÇ SAYILDIĞI HALLER ( SUÇLARIN İÇTİMAI )
    Kural olarak dış alemde meydana gelen her netice bir suça vücut vermekte iken kanunda istisna olarak bazı hallerde birden çok netice tek suç sayılmaktadır.
    a- Zincirleme Suç ( Müteselsil Suç )
    Bir suç işlemek kararı kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde zincirleme suç ortaya çıkar. Faile tek ceza verilir ancak cezası artırılır.
    Zincirleme Suç İKİ ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKAR:
    1- Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda ( ARADAKİ ZAMAN ÇOK UZUN OLMAMALIDIR ) bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
    Suçun mağduru aynı olmalıdır. Aynı suç ( basit veya nitelikli hal ) işlemek düşüncesi olacaktır. Bu şartların yanında iki suç arasında uzun zaman geçmemiş olacaktır.
    Örn: Bir kasiyerin belirli aralıklarla kasadan para çalması durumunda aynı suç işleme kararından ( hırsızlık amacı ) hareketle farklı zamanlarda hırsızlık yapılmıştır. Ancak bu durumda tek bir suç oluşacak ve tek ceza verilecek fakat ceza artırılarak verilecektir.
    Örn: A, aralarında husumet olan B ye, her sabah okul girişinde hakaret etmektedir. Bu şekilde iki gün aralıklarla 5 kez hakaret edilmiş olsa da bir tek hakaret suçu vardır fakat ceza artırılır.
    Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.
    Örn. A, B ye ait eve hırsızlık amacıyla girmek üzere iken ev sahibinin uyanması üzerine evden kaçmıştır ( hırsızlığa teşebbüs ), ertesi gün ise yine aynı eve girmiş ve bir adet televizyon çalışmıştır ( tamamlanmış hırsızlık ). İki gün sonra da gece vakti girip buz dolabını çalmıştır ( nitelikli hırsızlık ). Bu olayda da zincirleme bir şekilde hırsızlık suçu işlenmiştir.
    Filer arasında SUÇ KASTINI YENİLEYECEK BİR ZAMAN GİRMİŞ İSE artık suç kastı YENİLENMİŞTİR ve İKİ AYRI SUÇ söz konusudur.
    Örn: A mağdur M ye karşı cinsel içerikli sözler söylemiş ve aradan 2 Ay geçtikten sonra iki kez yine aynı sözleri söylemiş ise bu durumda zincirleme suç oluşmayacaktır. Çünkü aradan geçen zaman çok uzundur. Bu halde iki ayrı cinsel taciz suçu söz konusudur.
    Oysa A her gördüğünde ( 2-3 günde bir ) söz atmış olsa idi zincirleme suç olurdu. Tek suç ve tek ceza söz konusu olurdu. Ancak uzun zaman geçtikten sonra artık zincirleme suçtan söz edilemez.

    2- Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, zincirleme suç vardır. Yine suçun mağduru belli değil ise de zincirleme suç söz konusu olur.
    Örn: Z şahsının bir sınıfa girerek 10 kişiye birden HIRSIZLAR demesi durumunda tek bir fiille birden fazla mağdura karşı hakaret suçu işlenmiş olur ve zincirleme suç hükümleri uygulanır.
    Örn. Kusurlu araç kullanarak birden fazla kimsenin taksirle yaralanması durumlarında tek bir hareket ve fakat birden fazla mağdur vardır.
    Örn. A, elindeki molotof kokteylini fırlatarak B ve C ye ait aracın yanmasına sebep olmuş ise bu halde de tek hareketle işlenmiş mala zarar verme suçu İKİ FARKLI MAĞDURA karşı işlenmiştir. Burada da zincirleme suç hükmü uygulanır.
    Zincirleme suç, zincirin kesildiği anda ( SON SUÇ İŞLENDİĞİ ANDA ve o yerde ) işlenmiş sayılır.

    ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİNİN UYGULANAMAYACAĞI SUÇ TİPLERİ
    Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ve yağma suçlarında zincirleme suç hükümleri uygulanmaz.
    Örn. Bir evi ateşe vererek 5 kişiyi öldüren fail 5 ayrı kasten öldürme suçundan sorumludur.
    Örn. C, silah doğrulmak suretiyle 3 kişinin ceplerindeki paraları almış ise artık 3 ayrı yağma ( gasp ) suçu söz konusudur.
    Örn. İki gün ara ile 6 kişiyi öldüren seri katil Z, ayrı ayrı 6 öldürme suçundan sorumludur.

    Birleşik Suç
    Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir.
    Örn: Yağma suçu, cebir ve şiddet kullanılarak bir kimsenin taşınır malını almak şeklinde işlenmektedir. Bu halde cebir ve şiddet SUÇTUR. Bir kimsenin malını rızası dışında almak ta hırsızlık suçudur. Ancak iki suç birleşerek yeni bir suç oluşturmaktadır. Hem CEBİR hem de HIRSIZLIK suçu bu durumda YAĞMA SUÇUNUN UNSURU olmaktadır. Fail sadece yağma suçundan dolayı cezalandırılır.
    Örn: Bir internet virüsü ile Mağdur M nin bilgisayarına zarar veren ve onun banka şifrelerini kullanarak hesabından para aktaran kimse Hem 244-2 de yar alan “ Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere göndermek ” suçunu hem de para transfer ederek basit dolandırıcılık suçunu işlemiştir. Ancak iki suç birlikte NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNU ( 158/1,g- bilişim sistemi ile dolandırıcılık ) oluşturmakta ve başka bir suça vücut vermektedirler. Burada fail sadece nitelikli dolandırıcılık suçundan sorumludur.

    Fikri İçtima
    T.C.K m. 44 uyarınca: “ İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. ”
    Fikri içtima da BİR HAREKET ile İKİ SUÇ AYNI ANDA oluşmaktadır. Bu durumda sadece ağır olan suçtan dolayı fail sorumlu tutulmaktadır. Her sonuç ayrı bir hareketin neticesi olarak kabul edilmelidir. Eğer Tek bir hareket ve birden fazla suç söz konusu ise bu halde fikri içtima söz konusu olur.
    Örn: Bir kimse çocuğunu yaralar ise ortaya iki suç çıkmaktadır. Bunlardan birisi aynı konutta birlikte yaşadığı kimselere kötü muamele diğeri ise kasten yaralama. Bu durumda fail en ağır suçtan dolayı sorumludur. ( Kasten yaralama )
    Örn: Bir yerden ruhsatsız silah çalan kişi. Hem hırsızlık Hem de taşınması yasak olan silahı taşımak suçunu tek bir hareket ile işlemiş olur. Bu durumda fikri içtima vardır.
    Fail en ağır suçtan cezalandırılır.
    Suçlardan birisi kamu davası birisi şikayete bağlı ise kamu davası usulü ile görülür,
    Suçun işlenme yeri, zamanı, zamanaşımı vs. ağır suça göre belirlenir,
    Eğer suçlardan birisi affa uğramış ise fail diğer suçtan cezalandırılmalıdır.
    FİKRİ İÇTİMA OLABİLMESİ İÇİN TEK HAREKET İLE BİRDEN FAZLA FARKLI SUÇ OLUŞMASI GEREKMEKTEDİR. Eğer aynı türden suç meydana gelir ise ZİNCİRLEME SUÇ hükümlerinin uygulanması gerekir.
    Örn. Yaralamak kastı ile A ya fırlatılan taş B ye isabet etmiş ise bu halde biri kasten yaralamaya teşebbüs diğeri taksirle yaralama olmak üzere iki farklı suç vardır ve fail en ağır suçtan cezalandırılır.
    Örn. Gözlüklü A ya karşı yumruk atan ve onu yaralayan B, aynı zamanda gözlüğünü de kırmış ise, yaralama ve mala zarar verme suçları aynı fiil ile meydana gelmiştir ve B en ağır suçtan cezalandırılır.
    Örn. Bir kişiyi öldürmek için ateşlenen silâhtan çıkan kurşun, mağdura isabet etmeden duvara çarpması nedeniyle sekerek bir başkasının ölümüne veya yaralanmasına neden olabilir. Bu durumda, hedeflenen kişi açısından kasten öldürme suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır; ancak, sekme sonu­cunda ölümüne veya yaralanmasına neden olunan kişi açısından ise, taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçu işlenmiş olmaktadır.

    d- Geçitli Suç: Failin bir suçu işleyebilmesi için daha hafif suçlar işlemek zorunda olması geçitli suç olarak tanımlanır. Suç, hafiften ağıra doğru bir sıra takip ediyor ise geçtli suç söz konusudur. Geçitli suçta sadece işlenen en ağır suçtan dolayı ceza verilir.
    Örn. İnsan öldürmek isteyen bir kimse öncelikle yaralama suçunu işlemek zorundadır.
    Örn. Cinsel Saldırı suçunu işleyen fail öncelikle cinsel taciz/basit cinsel saldırı suçunu işlemek zorundadır. Ancak ceza verilirken en ağır suçtan dolayı ceza verilir.

    C- İLLİYET BAĞI ( NEDENSELLİK )
    Bir fiilin suç teşkil edebilmesi için hareket ile sonuç arasında bir illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Yani sonuç hareketten dolayı ortaya çıkmalıdır. Nedensellik bağı hareket ile netice arasındaki neden sonuç ilişkisidir.
    Eğer netice hareketten dolayı meydana gelmiş ise, hareket ile netice arasında uygun illiyet bağı var ise fail sebep olduğu neticeden dolayı sorumludur. Olaya bir bütün olarak bakıldığında netice hareketin sonucu olarak görülüyor ise fail bu neticeden sorumludur.
    Örn: Fail F aralarında arazi anlaşmazlığı bulunan arkadaşı R yi yaralamıştır. R hastaneye kaldırılırken 112 Ambulansının kaza yapması sebebiyle ölmüştür. Bu durumda ölüm ile F nin hareketi arasında neden sonuç ilişkisi kesilmiştir. İlliyet bağı kesilmiş olduğu için F ölümden dolayı sorumlu değildir. F nin hareketi sadece yaralama neticesini doğurmuştur ve sadece yaralamaktan dolayı sorumludur.
    Örn: Fail Veli eşi ile tartışmış ve eşi bir gün sonra bu tartışmadan dolayı depresyona girerek fare zehri ile intihar etmiştir. Velinin eylemi ile ölüm neticesi arasında neden sonuç ilişkisi olmadığı için Fail Veli nin hareketi ölüm neticesini doğurmamıştır. Veli ölüm neticesinden sorumlu değildir. ( İntihara zorlamamış ve intihara teşvik etmemiş ise ).
    Örn: Fail Zehrettin sınıf arkadaşı Memnun ile tartışmış ve onu bıçaklamıştır. Birer ay ara ile 5 ameliyat geçiren Memnun bir türlü iyileşememiş ve bıçaklanmanın sebep olduğu yaralanmalar nedeniyle ölmüştür. Bu durumda illiyet bağı kesilmediğinden ölüm, bıçaklama hareketinin sonucudur. Bu sebeple Zehrettin öldürme suçundan dolayı sorumludur. Aynı olayda Memnun ameliyatta hekim hatası yüzünden ölmüş olsa idi illiyet bağı kesilmiş olur idi ve Zehrettin ölümden dolayı sorumlu olmazdı.
    Örn. K, motosikletle karayolunda seyreden L ye yönelik olarak silahla üç el ateş etmiş, L ise atışlardan korunmak maksadı ile motosiklete kapaklanmış ve kapaklanma sonrasında dengesini kaybederek motosiklet devrilmiş ve arkadan gelen kamyonun altında kalarak ezilmiştir. Bu olay itibariyle K nın hareketi ile ölüm arasında nedensellik bağı bozulmamıştır. K, ölüm neticesinden sorumludur.

    D- FAİL
    İradi hareket yeteneği, yaşayan insana has bir özelliktir. Hayvan ya da eşyanın ya da ölü bir kimsenin iradi hareket yeteneği bulunmamaktadır. Bu nedenle ancak yaşayan bir insan suç faili olabilir. Hareket yeteneği bulunmayan tüzel kişiler suç faili olamazlar.
    Ceza kanununda yer alan bazı suçlar herkes tarafından işlenebilir iken, bir takım suçlar ise sadece kanunun öngördüğü kimseler tarafından işlenebilir. Ancak kanunda gösterilen kimselerin işleyebileceği suçlara ÖZGÜ SUÇ adı verilir.
    Örn. Öldürme, yaralama, hırsızlık, mala zarar verme suçlar herkes tarafından işlenebilir.
    Örn. İşkence, zimmet, rüşvet, irtikap, haksız arama, görevi kötüye kullanma suçlarını ise ancak kamu görevlileri işleyebilir. ( ÖZGÜ SUÇLAR )
    Özgü suç iştirak bakımından önemlidir. Zira özgü suçlarda kanun koyucunun öngördüğü sıfatı taşımayan kimseler fail sıfatıyla değil azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumlu olurlar. ( İştirakte Bağlılık Kuralı )

    E- MAĞDUR
    Her suçta bir mağdur vardır. Mağdur, işlenen suç ile haksızlığa uğrayan, suçun konusunun sahibi olan kişidir. Mağdur gerçek kişidir. Ancak –kanun maddesinde belirtilmiş ise- devlet veya bir tüzel kişi de olabilir.
    Bir suçun işlenmesi ile hukuken korunan menfaatleri doğrudan veya dolaylı olarak ihlal olan kimse suçtan zarar görendir. Yaralama suçunda yaralanan kişi hem mağdur hem de zarar görendir. Öldürme suçunda ölen kimse mağdur, yakınları ise suçtan zarar görendir.
    Suçtan zarar gören kavramı aynı anlama gelmez; suçtan zarar gören kavramı, mağdur kavramını da içine alan daha geniş bir kavramdır.
    Örn. Öldürme suçunun mağduru, ölen kimsedir. Hırsızlık suçunun mağduru ise malın sahibi olan kimsedir.
    Örn. A nın gerçeğe aykırı olarak B şirketinin muhasebecisini dolandırması eyleminde,dolandırıcılık suçunun mağduru Muhasebeci iken, B şirketi suçtan zarar görendir.

    F- KONU
    Suç sayılan hareketin yöneldiği kişi ya da şey suçun konusunu oluşturmaktadır. Konusuz bir suç yoktur. Örneğin, kasten öldürme suçunda mağdur ölen kimsedir. Suçun konusu ise onun canlı bedenidir.
    Örn. Hırsızlık suçunun mağduru taşınır eşyanın sahibi iken, suçun konusu taşınır eşyadır. Hakaret suçunda mağdur, hakaret edilen kişi iken, suçun konusu, kişinin şeref ve saygınlığıdır.
    Korunan Hukuki Değer: Suç tipinin ihdas edilmesi ile korunmak istenen değerdir.
    Örn. Öldürme suçunda korunan hukuki değer, yaşam hakkıdır.
    Örn. Hırsızlık suçunda korunan hukuki değer, mülkiyet hakkı, yaralama suçunda beden dokunulmazlığı hakkı.
    Failin suç sayılan fiili neticesinde suç konusu üzerinde bir tehlike meydana gelmiş ise bu halde TEHLİKE suçu söz konusudur. Eğer suç konusu bir zarara uğramış ise ortada ZARAR suçu vardır.
    Örn. Yaralama, öldürme, hırsızlık vs. suçlar ZARAR SUÇLARIDIR.
    Örn. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçları tehlike suçlarıdır. Ortada henüz bir zarar değil zarar doğma ihtimali vardır.

    3- MANEVİ UNSUR
    Manevi unsur, işlenin fiil ile fail arasındaki psikolojik bağdır. Bu bağ kurulmadan suçun varlığından söz edilemez. Fail ile eylem arasında kanunda sayılan, kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir şeklinde ortaya çıkan psikolojik bağlardan birisi yok ise fail bu eylemden dolayı kınanamaz ve cezalandırılamaz.
    Eğer bu fail bakımından bu psikolojik bağlardan bir tanesi var ise bu halde failin ceza sorumluluğunun olabilmesi ve kınanabilmesi için kusur yeteneği ( isnad kabiliyeti ) olup olmadığına bakmak gerekir. Örn. Kasten bir başkasını öldüren kişi öldürme suçunu işlemiştir ve cezalandırılır. Ancak öldürme suçunu 5 yaşındaki bir çocuk işlemiş ise eylem hukuka aykırıdır, suçtur fakat 5 yaşındaki çocuğun kusur yeteneği olmadığı için çocuk kınanamaz ve cezalandırılamaz.



    Genel Olarak KAST ve TAKSİR
    Ceza kanununda ASIL OLAN KAST tır. Kasten işlenen suçların cezalandırılması kuraldır. TAKSİR İSTİSNAİ BİR DÜZENLEMEDİR. Eğer bir suçun taksirli hali kanunda düzenlenmemiş ise faile bu suçtan dolayı ceza verilmez.
    Örn: Mala zarar verme suçu, insan ticareti suçu, resmi evrakta sahtekarlık suçu gibi suçların taksirle işlendiği halde cezalandırılması söz konusu değildir. Çünkü kanunda taksirli mala zarar verme, taksirli insan ticareti, taksirli evrakta sahtekarlık suçu düzenlenmemiştir.
    Ancak taksirle yaralama, taksirle öldürme kanunda düzenlendiği için taksirle ölüm ya da yaralanmaya sebep olunmuş ise fail sorumludur ve faile bu maddeler kapsamında ceza verilir.
    KAST
    Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast bir suçun kanuni tanımından yer alan unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Kanunda iki tür kast düzenlenmiştir.
    - Kast: Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
    Örn: A öldürmek maksadı ile B ye ateş etmiş ve B nin ölümüne neden olmuş ise bu durumda hareketi bilerek yapmıştır. Hareketin sonucunu da bilmekte ve istemektedir. A, kasten hareket etmiştir.
    Olası Kast: suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullen­mektedir. Bu hâlde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
    Olası Kast failin netice bakımından OLURSA OLSUN dediği ve neticeyi kabullendiği kasttır. Fail neticeyi görecek ve neticeyi KABULLENEREK EYLEME DEVAM EDECEKTİR.
    OLASI KAST GENEL BİR İNDİRİM NEDENİDİR. Olası kast ile işlenen suçlarda, kasıtlı suça nazaran daha az ceza verilir.
    Örn. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kır­mızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticele­rinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
    Örn. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesin­den çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
    Örn: Hasmına ateş ederken onun yanındaki arkadaşını da gördüğü ve ona da isabet edeceğini öngördüğü halde DEĞERSE DEĞSİN ( OLURSA OLSUN ) diyerek silahını ateşleyen kimsenin kastı OLASI KAST tır.
    Failin öngördüğü veya kabullendiği neticenin gerçekleşmesi bir ihtimal değil de, gerçekleşeceği kesin ise KAST vardır.
    Örn. Düşmanını öldürmek için bindiği uçağa patlayıcı madde yerleştiren kimse, gerçekte bir kişiyi öldürmek istemektedir. Ancak diğer kimselerin de bu kişinin ölümü ile birlikte öleceği KESİN olduğu için bu durumda olası kast değil KAST vardır.

    Kural olarak, KASTEN İŞLENEBİLEN SUÇLAR OLASI KAST İLE DE İŞLENEBİLİR. Ancak bir suç maddesinde BİLEREK ibaresi yer alıyorsa bu suç olası kast ile işlenemez. Her kasıtlı suç olası kast ile işlenemez.
    Örn: Sahte evrakı bilerek kullanmak suçu. Bu suç olası kast ile işlenemez.
    Fail bir suçu işlemek için plan yapar ve suç işleme kararlılığını uzun bir süre devam ettirir ve mutlak olarak neticenin meydana gelmesi için elinden geleni yapar ve neticeyi şansa bırakmamak ve mutlak surette elde etmek için soğukkanlı bir şekilde suçu işlerse bu durumda TASARLAMA KASTI vardır.
    Taammüd denilen bu durumda YARGITAY a göre, fail SOĞUKKANLI BİR ŞEKLİDE SUÇ İŞLEMEKTEDİR. YARGITAY a göre TASARLAMA KASTI İLE İŞLENEN SUÇLARDA HAKSIZ TAHRİK UYGULANMAZ.
    Kural olarak ceza kanunun suç işleyen kimsenin düşüncesine yani hangi amaçla suç işlediğine bakmaz. Önemli olan suç sayılan hareketin yapılması ve neticenin gerçekleşmesidir. Ancak kanun koyucunun bazı özel amaçlarla işlendiğinde cezalandırdığı suçlar da vardır. Kanun koyucunun genel kastın üstünde ( bilmek ve istemekten başka ) failin özel bir amacının da bulunmasını aradığı duruma ÖZEL KAST adı verilir. Kanun bazı suçlar bakımından genel kastın yanında ÖZEL KASTI da aramıştır.
    Örn: Göçmen Kaçakçılığı suçu Doğrudan veya dolaylı maddi bir menfaat elde etmek amacıyla işlenirse cezalandırılır. Başka bir amaçla işlendiğinde göçmen kaçakçılığı suçu oluşmaz. Bu durumda özel kast vardır.
    Failin suç yoluna çıktıktan sonra yeni bir kastının ortaya çıkmasına EKLENEN KAST adı verilir. Bu durumda failin kastına yeni bir kast eklenmekte ve yeni bir suç ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda suç kastı hareketin yapılmasından sonra da ortaya çıkabilir.
    Örn: Doktor ameliyatta hastanın karnında makas unutmuştur. Fakat bu durumu sonradan öğrenmesine rağmen hatası ortaya çıkmasın diye durumu hastaya bildirmemiş ve hasta yaşamını yitirmiştir. Doktorun ilk eylemi taksirle yaralamadır. Fakat hatasını öğrenmesine rağmen hastayı yeniden ameliyat etmemesi halinde artık KASTEN ÖLDÜRMEDEN DOLAYI SORUMLUDUR.
    Örn: Arkadaşı ile kavga eden A onu yaralamış ve olay yerinde bırakarak arkasını dönüp gitmek üzere iken yerde yatan M nin annesine hakaret etmesini duymuş ve bundan kaynaklanan öfke ile yerde yatan M yi öldürmüştür. Bu durumda ilk andaki kast yaralamak kastı iken, hakaretten sonra ortaya çıkan kast öldürme kastıdır. Bu durumda öldürme kastı EKLENEN KASTTIR.
    TAKSİR
    Türk Ceza Kanununda iki türlü taksir düzenlenmiştir. TAKSİR ( BİLİNÇSİZ TAKSİR ) ve BİLİNÇLİ TAKSİR.
    TCK madde 22 - (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.
    (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
    (3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
    (4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
    (5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.
    (6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
    TAKSİR ( BİLİNÇSİZ TAKSİR ): Kastın iki unsuru bulunmaktadır; BİLMEK ve İSTEMEK. Bir kimse bilerek ve isteyerek bir hareketi gerçekleştirirse ve ölüm meydana gelir ise kasten hareket etmiştir.
    Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngö­rülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yü­kümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin ger­çekleşeceği öngörülmemiştir.
    Kast ve taksiri ayıran kısım ise NETİCENİN İSTENİP İSTENMEDİĞİDİR.
    Taksirli suçta da hareket bilerek ve isteyerek yapılabilir ( bilmeden ya da istemeden de, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak hareket meydana gelmiş te olabilir ) ancak netice bilinir fakat HİÇ BİR ZAMAN İSTENMEZ.
    Örn: Bir doktorun hastaya yanlış müdahale yaparak hastanın ölümüne sebebiyet verdiği durumda: hastaya yaptığı müdahaleyi ( HAREKET ) bilerek ve isteyerek yapar. Doktor yanlış müdahale yaptığı zaman hastanın öleceğini bilir, öngörür ancak hiçbir zaman HASTANIN ÖLMESİNİ İSTEMEZ.
    Örn: Ormanda ava çıkan A çalılıkların arkasından çıtırtı gelmesi üzerine keklik var zannedip tüfeğini ateşlemiş ancak keklik olduğunu düşündüğü çalılığın arkasında duran M nin ölümüne neden olmuştur. Bu durumda TAKSİRLE ( BİLİNÇSİZ TAKSİR ) ÖLDÜRME SÖZ KONUSUDUR.
    Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni ta­nımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir.
    Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.
    Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ame­liyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz.
    Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir.

    3- BİLİNÇLİ/ÖNGÖRÜLÜ TAKSİR:
    Failin hareketi bilerek yapıyor NETİCEYİ ÖNGÖRÜYOR fakat eyleme devam ediyor ancak hiç bir zaman İSTEMİYOR. Fail neticeyi öngörüyor fakat NASIL OLSA OLMAZ düşüncesiyle hareket ediyor. Neticenin gerçekleşmesi gibi bir isteği yoktur.
    Bi­linçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen ön­görülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır.
    BİLİNÇLİ TAKSİR CEZAYI ARTIRAN GENEL BİR NEDENDİR. Bilinçli taksir hâlinde hükmedile­cek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır.
    Örn: Aracı ile karayolunda ilerlemekte iken, bir aracın manevra yaptığını görmesine rağmen nasılsa kurtarırım çarpmam diyerek yavaşlamayan ( neticeyi öngörüyor ve eyleme devam ediyor ) ve bir insanın ölümüne neden olan kimse veya kalabalık bir caddede hızla araç kullanmasına rağmen sürüş kabiliyetine ve aracın frenine güvenen bir kimsenin yaptığı kazada ölüme sebebiyet vermesi halinde BİLİNÇLİ TAKSİR VARDIR.
    Bilinçli taksirin taksirden farkı da buradadır. TAKSİRDE netice sadece BİLİNİYOR. Ancak bilinçli taksirde NETİCENİN BİLİNMESİNE EK OLARAK MEYDANA GELEBİLECEĞİ DE ÖNGÖRÜLÜYOR ve HAREKETE DEVAM EDİLİYOR.
    Karşıdan karşıya geçen yayaları gördüğü halde ( NETİCE ÖNGÖRÜLDÜĞÜ HALDE HAREKETE DEVAM EDİLİYOR ) usta sürücü olduğuna güvenerek, onlar gelinceye kadar ben geçerim diyerek hareket devam eden kimse YAYAYA ÇARPACAĞINA ÖNGÖRÜYOR fakat eyleme devam ediyor. Bu durumda netice hiçbir surette istenmiyor, NASILSA OLMAZ diyerek harekete devam ediliyor.
    BİLİNÇLİ TAKSİR tespit edilmelidir çünkü bilinçli taksir halinde ceza 1/3 ten yarısına kadar artırılır. BİLİNÇLİ TAKSİR CEZAYI AĞIRLAŞTIRAN GENEL BİR NEDENDİR. Bu sebeple somut olayın özelliği, eylemin niteliği, mağdurun durumu, olay yerinin özelliği, sanığın ifadeleri, sanığın mesleki niteliği, tanık ifadeleri gibi unsurlar dikkate alınarak belirlenir.
    Mesleki konularda özel bilgiye ihtiyaç duyulduğundan bilirkişiye de müracaat edilmelidir. Ancak CEZA YARGILAMASINDAN KESİN DELİL olmadığından hakim gerekçesini açıklayarak bilirkişi görüşüne aykırı bir karar verebilir. Bu sebeple BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ KESİN OLARAK BAĞLAYICI DEĞİLDİR.
    Taksirli suç neticesinde KİŞİ, AİLESEL VE KİŞİSEL BİR NEDENDEN DOLAYI ARTIK BİR CEZAYA HÜKMEDİLMESİ ANLAMSIZ OLACAKA DERECEDE MAĞDUR OLMUŞ İSE KİŞİYE CEZA VERİLMEZ.
    Ancak fail bilinçli taksirli ise ceza verilir, bilinçli taksir halinde hakim cezada indirim yapabilir.
    Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, tak­sirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve ai­le bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi, köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir.
    Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı ko­vuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ızdırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmak­tadır. Bu sebeplerle fail taksirli hareketinden ötürü ailesel veya kişisel bir nedenden dolayı acı çektiğinden artık fail hakkında bir cezaya hükmedilmesi anlamsız olacaktır. Ancak fail bilinçli taksirli ile sadece indirim öngörülmüştür.

    NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ SUÇ
    T.C.K Madde 23 - Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.
    Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: “Suçun varlığı için gerekli olanın ötesinde zararlı veya ağır, tehlikeli bir sonucun meydana gelmesi halinde cezası ağırlaştırılan suçlara sonucu nedeniyle ağırlaşan suçlar denir. ” şeklinde tanımlanmaktadır.
    Örneğin, basit yarala­mada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neti­cenin meydana gelebileceği düşünülür.
    Örneğin; gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.
    Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir.
    Örneğin; canının biraz yanması için mağ­durun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini iş­lerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir.
    Bu sebeple kast edilen neticeden aşırı bir netice meydana gelmiş ise failin ikinci netice yönünden EN AZINDAN TAKSİR li olarak hareket etmesi zorunluluğu benimsenmiştir. Eğer fail bakımından gerçekleşen ikincil netice ( kastedilenden daha ağır ) bakımından TAKSİR derecesinde dahi bir manevi unsurdan söz edilemiyorsa failin ağırlaşan neticeden ötürü sorumluluğu bulunmayacaktır.
    Failin öngördüğü neticeden daha ağır bir netice meydana geldiğinde neticenin fail tarafından öngörülebilip öngörülemeyeceğine bakılacaktır. Failin neticeyi öngörebileceği kabul edilir ise fail, gerçekleşen ağır neticeden dolayı sorumlu tutulacaktır.
    Bu açıklamalardan hareketle; sadece gerçekleşen ağır neticeden hareket edilerek, hareket ile ağırlaşan netice arasında illiyet bağı kurup oluşan sonuçtan faili sorumlu tutmak yerine; ağırlaşan neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemeyeceği ve gerçekleşen netice bakımından en azından TAKSİR derecesinde manevi unsurun varlığının araştırılması zorunludur.
    Diğer Örnekler:
    1- Bir kimseye yumruk/tokat atan birinin; yumruk attığı kimsenin ölebileceğini öngörmesi/ öngörebilmesi gerektiğini söylemek, objektif esaslara, hayatın olağan akışına ve beşer takatine uygun düşmeyen bir iddia olacaktır. Bir kimseye yumruk ile etkili eylemde bulunan bir kimsenin; yumruk attığı kişinin çenesinin ya da dişlerinin kırılması halinde bu sonuçlara ilişkin olası kastının olduğunu söylemek mümkün iken, aynı kimsenin ölüm neticesi bakımından TAKSİR derecesinde dahi sorumluluğunu kabul etmek mümkün değildir.
    2- Bir kimsenin boynuna, başına, kalbinin üzerine sert bir cisimle hızlı bir şekilde vuran, akciğer veya kalp gibi hayati organlarına şiddetli bir darbe vuran kimsenin fiili neticesinde mağdur ölmüş ise bu halde gerçekleşen ölüm neticesi bakımından failin TAKSİRLİ sorumluluğu var kabul edilir. Çünkü bu hayati bölgelere şiddetli darbenin mağdurun ölümüne neden olabileceği öngörülebilir.
    3- Trafikte yol verme yüzünden çıkan tartışmada A, B ye bir tokat vurmuş ve B nin burnu kanamıştır. Hemofili hastası olan B kan kaybından yaşamını yitirmiştir. Bu olayda A, B nin hemofili hastası olduğunu bilmediği/bilemeyeceği için öldürme suçundan sorumlu olmaz. Sadece gerçekleştirdiği fiil kadarı ile ( kasten yaralama ya da taksirle öldürme ) sorumludur. ( Yargıtay bu durumda taksirle öldürmeyi, fail hastalığı biliyor ise bilinçli taksirle öldürmeyi kabul ediyor. )

    4- HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
    Bir eylemin suç olarak kabul edilebilmesi için hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılıktan anlaşılması gereken ise; “ söz konusu eylemin sadece ceza kanunu değil hukuk düzeni içerisinde yer alan normlar tarafından mubah sayılmaması-cevaz verilmemesidir ”. Eğer bir eyleme hukuk düzeni izin vermiş ise, o eylemi hukuka uygun kabul etmiş ise o eylemi suç olarak nitelendirmek mümkün değildir. Failin eylemi hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş ise ( hukuka uygunluk sebepleri içerisinde sayılıyor ise ) failin bu fiili hukuka aykırı ve suç olarak kabul edilemez.
    5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer verilen hukuku uygunluk sebepleri şunlardır:- HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
    ğunu bilmediği/bilemeyeceği için vurarak ölümüne neden olsa idi Bilinçli Taksirle öldürme suçundan
    HUKUKA UYGUNLUK HALLERİ:
    Meşru Müdafaa.
    Kanun Hükmünün Yerine Getirilmesi.
    Hakkın Kullanılması.
    Mağdurun Rızası.
    Bu durumlarda işlenen fiiller suç değildir. Bu hallerde kişiye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz, dava açılmış ise BERAAT KARARI VERİLİR. Bu nedenler objektiftir. Kişiye bağlı nedenler değildir. Bu durumlarda bulunan bütün kimseler bu hükümler uyarınca değerlendirilir ve ceza verilmez.
    1- MEŞRU MÜDAFAA ( HAKLI SAVUNMA )
    Bir kimsenin kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen veya gerçekleşmesi kesin olan haksız bir saldırıyı o anda durum ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde ortadan kaldırmaya meşru müdafaa denir.
    Meşru müdafaadan söz edebilmek için saldırı ve saldırıya karşı gösterilen savunmaya ilişkin bazı şartların bulunması gerekmektedir.

    Saldırıya İlişkin Şartlar:
    Saldırı halen var OLMALI: Saldırı ya halen sürüyor olacak ya da gerçekleşmemiş olsa da gerçekleşmesine kesin gözle bakılıyorsa meşru müdafaa söz konusudur.
    Örn: A şahsının elinde bıçak ile B ye saldırması durumunda saldırı günceldir. Bu saldırı da meşru müdafaa söz konusudur.
    Örn: X in evi Y tarafından silahla taranmıştır. X evine silah ile ateş edilirken karşı koyar ise meşru müdafaa söz konusu olur. Fakat X o anda değil de ertesi gün Y ye silahlı saldırı da bulunursa meşru müdafaa olmaz.
    Bütünüyle sona ermiş bir saldırı için meşru müdafaa olmaz. Ancak saldırının tekrarlanacağına kesin gözle bakılıyor ise meşru müdafaa söz konusu olur. Örn: X elindeki bıçağı ile Y ye saldırmış ve Y kaçmaktadır. Elinde bıçağı ile Y yi arayan X in eylemi halen devam etmekte olduğu gibi Y ye karşı yaralama fiili de tekrarlanacağı kesin olan bir fiildir ve meşru müdafaa söz konusudur.
    Saldırı bir insan hareketi olmalıdır. Hayvan hareketleri ve doğa olaylarında meşru müdafaa değil zorunluluk hali söz konusudur.
    Saldırı HAKSIZ OLMALI: Meşru Müdafaadan söz edebilmek için saldırının haksız olması gerekmektedir. Meşru müdafaa her türlü haksızlığa karşı değil yalnızca HAKSIZ SALDIRAYA karşı kabul edilmiştir.
    SALDIRI KONUSU EYLEMİN SUÇ TEŞKİL ETMESİNE GEREK YOKTUR. HAKSIZ EYLEM OLMASI YETERLİDİR.
    Örn. Kaçmakta olan ağır cezalık bir hükümlüyü takip eden polisin dur ihtarından sonra silah kullanması durumunda, kaçmakta olan hükümlü bu saldırı dolayısıyla silah kullandığında meşru müdafaadan faydalanamaz. Çünkü polisin kendisine silah kullanması haksız değildir.
    Örn. Kendisine saldıran A, şahsına karşı savunma hakkını ( meşru müdafaa ) kullanan B nin eylemine karşı A, B nin saldırısının haksız olduğunu öne sürerek meşru müdafaadan faydalanamaz.
    Meşru müdafaadan yararlanan kimse kendi kusurlu hareketi ile saldırıya neden olmuş olsa da meşru savunmadan faydalanabilir.
    Örn: F ye küfür eden ve onu sinirlendiren M; F nin kendisini öldürmek amacıyla ateş açması üzerine saldırıyı etkisiz kılmak için F yi yaralamıştır. Bu olayda M haksız saldırıya kendisi neden olmuştur. Ancak bir kimsenin bir başkasına küfür etmesi o kimsenin ölmesini gerektirmeyeceği için F nin ateş açması durumunda M nin meşru müdafaadan yararlanması mümkündür.
    Örn. Fail meşru müdafaayı bilerek kurgulamış ise yani meşru müdafaadan yararlanarak F yi öldürmek ya da yaralamak istemişse bu durumda artık meşru müdafaa uygulanamaz.
    Saldıran kişinin eylemi suç/cezalandırılabilen bir fiil olmasa da sadece HAKSIZ olması meşru müdafaa için yeterlidir.
    Örn. 10 yaşındaki bir çocuğun veya akıl hastasının saldırısına karşı da meşru müdafaa mümkündür.
    Saldırı BİR HAKKA yönelmiş olmalıdır: Saldırının nefse veya ırza yönelmiş olmasına gerek yoktur. Bir kimsenin her hangi bir hakkına yönelik olabilir.
    Bu hak; yaşama hakkı, beden dokunulmazlığı olabileceği gibi mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı hakkı da olabilir.
    Her türlü hakka karşı saldırı da meşru müdafaa söz konusu olur. Hakkın önemli bir hak olup olmamasına gerek yoktur.
    Savunmaya İlişkin Şartlar
    Savunmada zorunluluk olmalı: Saldırıdan başka surette kurtulma imkanı bulunmamalı.
    Savunma, saldırıyı sona erdirmek için daha yumuşak, ancak yanı şekilde etkili bir aracın bulunmaması halinde zorunludur. Ne var ki, kaçma bu kapsamda değildir. Kaçma imkanı var iken kaçmayıp savunmaya geçen kişi de meşru müdafaadan faydalanır. ( Hak Haksızlığa Boyun Eğmemelidir. )
    Savunma ile saldırı arasında nedensellik bağı olmalı: Savunma saldırıya ve saldırıyı yapan kimseye karşı yapılmış olmalı.
    Örn: Cemil yaralamak kastı ile Mehmet e karşı bıçak ile saldırmış ve onu yaralamıştır. Mehmet i Cemil e karşı savunma da bulunur ise meşru müdafaa olur. Fakat Cemil in olaya karışmamış olan kızı Serpil e karşı savunma da bulunamaz ona zarar veremez. Zarar verirse meşru müdafaa olamaz.
    Savunma ile Saldırı Arasında ORAN bulunmalı: Savunma saldırıyı def edecek, uzaklaştıracak ölçüde olmalıdır. Oran saldırıda bulunan kişinin elindeki silah ile orantılı bir silah ile savunma, korunan menfaatler arasında da söz konusu olur.
    Saldırılan menfaat ile savunmada zarar verilen menfaat arasında mutlak bir eşitlik bulunması zorunlu değildir.
    Örn: Kısa boylu ve zayıf olan Recep e karış 2-00 boyunda ve elinde büyükçe bir döner bıçağı ile saldıran Yavuz arasında silahlar bakımından oran yoktur. Recep Yavuz un saldırısını daha etkili bir silah ile ( örneğin ateşli silah ) def edebilir. Bu halde araçlar arasında oran var kabul edilir.
    Örn: Afakan nın 2008 model Mercedes Marka otomobili hasmı Zeki tarafından camları kırılırken görülmüş ise Afakan saldırıyı def etmek için meşru müdafaadan yararlanabilir. Çünkü mülkiyet te bir haktır. Ancak burada konu bakımından bir oran bulunmalıdır. Yani Afakan arabasına yönelik saldırıyı Zeki yi öldürerek def edemez. Çünkü mal için meşru müdafaada kural olarak insan öldürülmez.
    Ancak kendisini yaralamak üzere elinde bıçakla saldıran birisine karşı başka şekilde karşı koyma imkanı kalmamış ise ve başka şekilde kurtulmak mümkün olmamış ise saldırıda bulunan kimseye karşı öldürmek suretiyle karşı koyulabilir.

    ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA MEŞRU MÜDAFAA
    Kanunda kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen bir saldırıya karşı meşru müdafaa düzenlenmiştir. Yani bir başkasına karşı gerçekleşen bir saldırıya karşı savunma yapılabilir.
    Örn: Ormanda piknik yaptığı sırada az ileride birinin bıçaklandığını gören K nın saldırganlara karşı savunmada bulunması mümkündür. K mağduru kurtarmak için faillere karşı her türlü savunma vasıtasını kullanabilir.
    MEŞRU MÜDAFAA İÇİN SALDIRININ SADECE KİŞİYE KARŞI İŞLENMİŞ OLMASI GEREKMEZ. BAŞKA BİRİSİNE (üçüncü kişiye karşı) GERÇEKLEŞEN BİR SALDIRIYA KARŞI DA MEŞRU MÜDAFAADA BULUNULABİLİR.
    MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE EYLEM SUÇ TEŞKİL ETMEZ, EYLEM NEDENİYLE YARGILAMA YAPILMIŞ İSE BERAAT KARARI VERİLİR VE EĞER BİR ZARAR MEYDANA GELMİŞ İSE TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR.

    2- KUNUN HÜKMÜNÜN YERİNE GETİRİLMESİ
    Yasa hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez ( T.C.K m. 24/1 )
    Kanun hükmünün yerine getirilmesi halinin hukuka uygunluk nedeni olması için şu koşulların bulunması gerekir:
    Kanunun yetkili kıldığı kimsenin eylemde bulunması gerekir,
    Kanunun öngördüğü şekilde davranılmış olmalıdır,
    Kanunun öngördüğü sınır aşılmamalıdır.
    Örn: İcra iflas Kanununa göre hacze gidilen evde kimse yok ise ya da mal kaçırmak için evde bulunulmuyor ise bu halde icra müdürü kapıyı açtırabilir. Bu durumda kapının çilingir marifetiyle açtırılması halinde suç oluşmayacaktır.
    Örn. Hakkında yakalama emri bulunan bir kimseyi yakalayan kolluk görevlisi de kanun hükmünün yerine getirilmesi ( görevin ifası ) hukuka uygunluk hali kapsamındadır.
    3- HAKKIN KULLANILMASI
    Türk Ceza Kanununa göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. (TCK m. 26) Örneğin evinin bahçe duvarına Dikkat Köpek Var uyarısı bulunan ev sahibi M nin, geceleri konutuna gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruması söz konusudur. Eve hırsızlık amacıyla gece gelen hırsızın köpek tarafından yaralanması durumundan ev sahibi M, hakkını kullandığı için ceza sorumluluğu yoktur..
    Hakkın kullanılmasının bir hukuka uygunluk nedeni olması için, hakkın kötüye kullanılmamış olması gerekir.
    Örn: Bahçesindeki kirazların çocuklar tarafından toplanmasına engel olmak isteyen bahçe sahibinin ağaca elektrik vermesi durumundan hak kötüye kullanılmış olur. Çünkü bu durumda hak amacını aşacak ölçüde ve başkalarına zarar verecek bir biçimde kullanılmıştır.
    Zilyet ( Bir malı elinde bulunduran kimse ) malını her türlü gasp ve saldırıya karşı kuvvet kullanabilir ( M.K. m. 981-1 ).
    Tıbbi müdahalelerde de; bir mesleğin icrası hukuka uygunluk nedenidir. Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası şarttır. Ancak hasta rıza beyan edebilecek durumda değil ise sağlığını düzeltmek için ( yüksek bir menfaat ) rıza aranmadan müdahale edilebilir. Yine üstün kamu menfaati için yapılan eylemlerde de rıza aranmaz. Bu eylemler hukuka uygun sayılırlar.
    4- İLGİLİNİN RIZASI
    Mağdurun rızasının hukuka uygun olarak kabul edilmesi için öncelikle RIZA GÖSTERMEYE EHİL OLMASI GEREKİR. Yani 15 yaşını tamamlamış olması ve ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
    Rıza kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin ise hukuka uygunluk nedenidir. Eğer böyle bir hak söz konusu değil ise rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Rıza sözlü, yazılı olarak açıkça verilebileceği gibi ZIMNEN ( Susmak suretiyle ) de verilebilir. Örneğin, bir başkasının kendisine ait olan kalemi aldığını gören fakat ses çıkarmayan kimsenin durumu zımnen rıza göstermektir.
    Üzerinde mutlak surette tasarruf edilebilecek haklar; Malvarlığı hakkı, Şeref üzerindeki hak, hürriyeti üzerindeki hak, cinsel özgürlük olarak sayılabilir.
    Yaşama hakkı, vücut bütünlüğü ( beden ve organlar ) ve devlete ve aileye ilişkin haklarda bireyin mutlak surette tasarruf imkanı yoktur.
    Örn: Kişi kendisinin öldürülmesine veya yaralanmasına rıza göstermesi söz konusu değildir. Çünkü bu haklar üzerinde mutlak tasarruf yetkisi yoktur. Ancak kişi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etmek hakkına sahiptir. Bir kimse malının alınmasına rıza gösterirse hırsızlık suç oluşmaz.
    Rızanın hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için EYLEMDEN ÖNCE veya ENGEÇ EYLEM SIRASINDA VERİLMİŞ OLMASI GEREKİR. Eylemden sonra verilen rıza hukuka uyguluk nedeni değildir. Rıza verildikten sonra geri alınmış ise veya söz konusu eylem rıza gösterilen kapsamın dışında ise, hukuka uygunluk nedeninden bahsedilemez.
    Örn: Bir kimse bir eşyasının bir başkası tarafından alınmasına o kişi eşyayı almadan önce veya en geç aldığı anda rıza göstermelidir. Eğer eşya alınmış ise artık hırsızlık suçu oluşmuştur. Bundan sonra gösterilen rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Bu tür bir rıza takibi şikayete bağlı suçlar bakımından, şikayetçi olmamak şeklinde tezahür edecektir.

  3. #3

    • Offline
    • Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    03.11.11
    Mesajlar
    500
    Tecrübe Puanı
    133

    Seviye: 34 
    Tecrübe: 559.162
    Sonraki Seviye: 677.567

    Beğendikleri
    196
    216 Mesajına 287 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDE SINIRIN AŞILMASI
    Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılmasında üç şekilde olabilir:
    Sınırın Kasten aşılması: Sınır kasten aşılmış ise suç oluşur. Örneğin saldırgan saldırıyı bitirmiş ve arkasını dönüp gider iken ona karşı öldürme fiili gerçekleştirilirse kasten öldürme suçu oluşur.
    Sınırın Taksirle Aşılması: Eğer sınır dikkatsizlik ve özensizlik sebebiyle aşılmış ise eylem taksirli olduğunda cezalandırılıyorsa taksirli halden ceza verilir. Örn: Kendisine saldıran saldırgan a karşı savunmada bulunurken onun aşarı şekilde yaralanmasına neden olan kimse sınırı taksirle aşmış ise taksirle yaralama suçundan sorumlu olur.
    Sınırın Korku Heyecan ve Panik İle sınırın aşılması: SADECE MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE olayın olduğu sırada, heyecan ve panik ile sınırın aşılması durumunda failin SORUMLULUGU YOKTUR. Örn: gece vakti kendisine saldıran kişilere karşı güç kullanırken heyecan ve korku nedeniyle aşırı güç kullanan kimse saldırganlar ölmüş olsa bile sorumlu olmaz.

    KUSURLULUK ( İSNAD KABİLİYETİ )
    Kusurluluk, işlenen fiil dolayısıyla bir insan olarak failin hangi şartlarda sorumlu tutulacağını tespit etmeye yarar ve işlediği fiille ilgili olarak kişideki iradenin oluşum şartlarının tespiti ve bu tespite istinaden gerçekleştirdiği eylem dolayısıyla failin şahsen cezalandırılması gerekip gerekmediği, diğer bir ifadeyle kınanabilirliği hususundaki yargıyı ifade eder.
    Kanuni tanımda yer verilen suç, failin kusur yeteneği olmadan dahi işlense haksız bir fiildir ve SUÇ NİTELİĞİNİ KORUR. Örn. Bir akıl hastası bir şahsı öldürse eylem suçtur ve fail akıl hastası olduğu için kusur yeteneği yoktur ve cezalandırılamaz.
    Kusurluğun iki unsuru vardır; algılama yeteneği ( işlediği fiilin mahiyetini ve sonuçları anlama ), irade ( hareketlerini yönlendirebilme ) yeteneği.
    Kusur yeteneği, fiilin işlendiği anda mevcut olmalıdır. Suçun işlenmesinden sonra kusur yeteneğinin kalkması failin bu suç dolayısıyla sorumluluğunu etkilemez.
    KUSURLULUĞU KALDIRAN ya da AZALTAN NEDENLER
    Aşağıda sayılan durumlarda kişinin kusurluluğu tam ya da kısmen kalkmaktadır ve bu sebeple de kişinin ceza sorumluluğu kalmakta ya da azalmaktadır.
    Zorunluluk hali ( ıztırar )
    Haksız Tahrik
    Bağlayıcı Emrin Yerine Getirilmesi,
    Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit
    Hata
    Yaş Küçüklüğü
    Sağır ve Dilsizlik
    Akıl Hastalığı
    Geçici Nedenler, Alkol ve Uyuşturucu Etkisinde Olma.
    1- ZORUNLULUK HALİ ( IZTIRAR )
    Gerek kendisine ve gerekse bir başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka surette korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiilden dolayı kişiye ceza verilmez.
    Bu hallerde eylem SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR fakat faile CEZA VERİLMEZ. Zorunluluk halinde işlenen suç hakkında BERAAT KARARI DEĞİL, CEZA VERİLMEYE YER OLMADIĞINA karar verilir. Yine bu eylem nedeniyle ortaya çıkan zararların TAZMİNİ GEREKİR.
    Zorunluluk Halinden Söz edebilmek için aşağıdaki şartların bulunması gerekmektedir:
    Tehlikeye İlişkin Şartlar:
    Kişinin KENDİSİNE ya da BİR BAŞKASININ BİR HAKKINA yönelik bir tehlike olacak,
    Bu tehlike AĞIR VE MUHAKKAK olacak,
    Tehlikeye bilerek neden olunmamış olacak,
    Tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü bulunmayacak ( örn: Yangın söz konusu ise itfaiye erinin yangına karşı koyma yükümlülüğü vardır. İtfaiye eri haklı bir durum söz konusu olmadıkça yangından kaçamaz. Eğer itfaiye eri yangından kaçarken bir kimseyi ezerse ve yaralanmasına neden olur ise, bu halde zorunluluk halinden faydalanamaz. Çünkü tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü var.)

    Korunmaya İlişkin Şartlar
    Başka surette korunma imkanı olmayacak,
    Tehlikenin ağırlığı ile yapılan eylem arasında ORAN bulunacak.
    Örn: Karlı ve soğuk bir havada dağda mahsur kalan bir dağcı soğuktan donmamak için bir dağ evinin kapısını kırsa ve içine girse, içeride ısınsa ve nihayet dolaptaki yiyecekleri yese bu eylemi nedeniyle cezalandırılamaz. Ancak bu durumda eylem suç vasfını korumaktadır. Yine dağcının verdiği zararları tazmin yükümlülüğü vardır. ( MEŞRU MÜDAFAA DA EYLEM SUÇ DEĞİL VE ZARARLARI TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ de YOKTUR )
    MEŞRU MÜDAFAA DA BİR HAKKA SALDIRI SÖZ KONUSU İKEN ZORUNLULUK HALİNDE BİR HAKKA YÖNELİK TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR.
    Örn: Evinde çıkan yangından kaçarken yerde yatan çocuğunu ezerek ölümüne neden olan kimsenin durumu ZORUNLULUK HALİDİR. Yine yokuş aşağı giderken arabasının freni boşalan kimsenin insanlara çarpmamak için yol kenarındaki arabaya çarpması da zorunluluk haline örnek teşkil eder.
    ÜÇÜNCÜ KİŞİNİNİ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMDAN KURTARILMASI İÇİN ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA ZORUNLULUK HALİ SÖZ KONUSU OLABİLİR.
    Örn: Komşusunun evini su bastığını veya yandığını gören bir kimsenin bir başka komşusunun camını kırarak içeri girmesi halinde de zorunluluk durumu söz konusu olur.
    Hayvan saldırısı veya doğa olayları ( afet vs. ) sırasında işlenen fiiller de zorunluluk hali kapsamındadır.
    Örn: Depremden ya da saldırgan bir köpeğin saldırısından kaçarken bir başkasına çarpıp yaralanmasına neden olmak.
    2- HAKSIZ TAHRİK
    Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimsenin cezasında indirim uygulanmasına imkan sağlayan durum haksız tahriktir. Bu durumda fail suçu işlerken içinde bulunduğu ruh hali ve psikolojik durum itibariyle haddet ve elemin etkisi altında suç işlemektedir.
    Haksız tahrik ceza sorumluluğunu KALDIRMAZ, AZALTIR. Faile ceza verilir fakat İNDİRİM YAPILIR ( Tahrikin niteliğine ve olayın özelliğine göre 1/4- ¾ arasında indirim )
    Hiddet ve elem HAKSIZ BİR FİİLDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Haksız fiilin suç olmasına gerek yoktur. Haksız olması yeterlidir.
    Bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen dolayısıyla haksız tahrik indirimi uygulanamaz.
    Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır.
    Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, suçun haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmesi gerekmektedir. Örn: Kendisi hakkında dedikodu çıkaran bir kimsenin oğluna karşı suç işlenmiş ise haksız tahrik söz konusu olmaz. Çünkü suç haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmemiştir.
    Örn: Bir kimsenin kendisine hakaret eden kimseyi darp etmesi halinde haksız tahrik söz konusudur. Çünkü hakaret haksız bir fiildir.
    Haksız fiilin bizzat suç işleyen kimseye yönelik olmasına gerek yoktur. Örn: küçük bir çocuğun birkaç yetişkin tarafından dövüldüğünü gören bir kimse bu durumun etkisi altında çocuğu döven kimselere karış suç işler ise bu durumda haksız tahrik söz konusu olur.
    Suç haksız eyleme tepki olarak işlenmiş olmalı ve haksız eylem ile tepki olarak işlenen suç arasında çok uzun süre geçmemiş olmalıdır.
    Örn: Kendisine hakaret eden bir kimseyi 2 yıl sonra öldüren bir kimsenin haksız tahrik altında suç işlediğini söylemek mümkün değildir.
    HAKSIZ FİİL İLE İŞLENEN SUÇ ARASINDA ORAN ARANMAZ. ÇÜNKÜ HAKSIZ TAHRİK BİR CEZASIZLIK NEDENİ DEĞİL SADECE İNDİRİM NEDENİDİR.
    3- BAĞLAYICI EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ
    Yetkili bir merciden verilip,yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan kimse bu hareketinden dolayı sorumlu olmaz. ( T.C.K m. 24-2 )
    Emir bir TÜRK merciinden verilmelidir, emri veren emir vermeye yetkili olmalıdır, emrin yerine getirilmesi zorunlu olmalıdır ( bağlayıcı emir olmalıdır ), emir kanuna uygun olmalıdır.
    Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. ( T.C.K m. 24-3 )
    ANAYASA Madde 137’ye göre “ - Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.”
    Konusu suç olmayan ve yazılı olarak amir tarafından ISRAR EDİLEN emri yerine getiren açısından bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir sorumsuzluk nedeni söz konusudur. Ye­rine getirme zorunluluğu, esasen hukuka aykırı olan emri hukuka uygun hâle getirmez. Ancak, hiyerarşik yapı dolayısıyla, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Bu durumda sorumluluk, emri verene aittir.
    Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.
    Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.
    Kolluk görevlileri için tek özel durum: Kolluk görevlilerinin kendilerine verilen emirlerin hukuka uygunluğunu tartışamamasıdır. Emir hukuka aykırı olsa dahi kolluk görevlisi emri yerine getirmek zorundadır. Ancak konusu suç teşkil eden emir KOLLUK GÖREVLİSİ TARAFINDAN DAHİ YERİNE GETİRİLEMEZ. Getirilirse emri veren de suçu suçu işleyen de sorumludur.
    Örn. Ruhsatsız silah taşıyan bir kimseyi yakalayıp karakola götüren ve yasal işlem başlatan polis memurunun, o sırada karakola gelen emniyet amirinin yasaya aykırı olarak verdiği emri yerine getirerek, düzenlediği tutanağı yırtarak ruhsatsız silahı ilgili şahsa geri verip, şahsı serbest bırakması durumunda emri veren ( emniyet amiri ) de suçu işleyen ( polis memuru ) de sorumludur.

    4- CEBİR ŞİDDET KORKUTMA VE TEHDİT
    T.C.K m. 28 e göre: Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir, şiddet veya tehdidi kullanan kimse fail sayılır.
    Örn: itfaiye görevlisinin bir odaya kapatılarak yangın söndürmesinin engellenmesi ya da yardıma gelen kimselerin yardım etmesine izin verilmemesi.
    Örn: A, suç işlemesi amacıyla B yi aç bırakmıştır. Olayda korkutma ( açlıktan ölmek korkusu ) söz konusudur. Yine A kendisine, kaçak inşaat ruhsatı vermezse B yi öldüreceğini söylemiş ise bu durumda tehdit vardır ve faile ceza verilmez.
    Örn. Bir kimsenin tehdit dolayısıyla saldırgandan kaçmak için bir başkasının aracını çalması durumunda da o kimseye ceza verilmez.
    Bu örneklerden hareketle, Cebir, Tehdit ve Korkutma Hallerinin Kusurluluğu kaldırması için bulunması gereken şartlar şu şekilde sıralanabilir:
    Korkutma, cebir, tehdit ile işlenen suç arasında ORAN olmalıdır.
    Korkutma, cebir ve tehdidin ağır ve kesin olması gerekir.
    Tehditte bulunanın isteklerine boyun eğmeden, bu tehditten kurtulma olanağının bulunmaması gerekir.
    Tehdit in ortaya çıkmasına bilerek sebep olunmamış olmalıdır.
    5- HATA
    Fiilin icrası sırasında suçun unsurlarında hataya düşen kimse cezalandırılmaz. HATANIN KUSURLULUGU KALDIRMASI İÇİN ESASLI BİR HATA OLMASI GEREKİR. Yani failin hatası olmasaydı suç gerçekleşmeyecekti diyebiliyor isek hata esaslıdır.
    Örn: Kendisinin zannedip bir başkasının bisikletini alıp giden kimse bisikletin başkasına ait olduğunu bilseydi bisikleti yerinden almayacaktı. Bu durumda hata esaslıdır ve fail bu yanılması esaslı olduğu için ceza verilmez.
    Örn. Kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir. Bu durumlarda taksirli suç hükümleri çerçevesinde failin sorumluluğu tespit edilecektir.
    Ancak hata sebebiyle, TAKSİRLİ SUÇTAN SORUMLULUK DEVAM EDER. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşıla­şılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin ka­nunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir.
    Bu nedenle, kendisinin sana­rak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır.
    Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme ka­nunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.
    Suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren halleri konusunda hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır.
    Örn. Annesini öldürmek isterken, gece vakti annesi sanarak başkasını öldüren kimse hatasından faydalanır. ( Anneyi öldürmek ağırlaştırıcı sebep iken fail hata ile normal birini öldürdüğü için annesini öldürmekten ceza almaz. ) Örn: Annesini öldürmek isterken hata ile babasını öldürmüş ise gerçekte öldürmek istediği kişi babası olmadığı için hatasından faydalanır ve babasını öldürmüş gibi değil de normal bir kimseyi öldürmüş gibi ceza alır.
    Hukuka uygunluk nedeni var zannederek suç işleyen kişi ( hukuka uygunluk nedeninde hata eden ) bu hatasından faydalanır ve hukuka uyguluk nedeni varmış gibi değerlendirilir ve ceza verilmez.
    Örn: Gece vakti elindeki silahı önündeki şahsa doğrultan bir kimseyi görüp te silah kullanan polis memuru, gerçekte silah doğrultan kimse arkadaşına şaka maksadıyla doğrultmuş olsa da somut olayda hukuka uygunluk nedeni bakımından kaçınılmaz bir hataya düştüğü için hatasından faydalanacak ve cezalandırılmayacaktır.
    Örn. Sokakta yürüdüğü sırada kendisine silah doğrultan kimseden daha önce davranıp silahını çeken ve sonrasında o kimseyi öldüren fail bakımından, kendisine doğrultulan silah ses tabancası ( kuru sıkı ) olsa dahi bu kimse meşru müdafaa konusunda kaçınılmaz bir hataya düştüğü için bu hatasında faydalanacak ve cezalandırılmayacaktır.
    İşlediği fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişiye ceza verilmez. Örn. Bir Avrupalı Antalya da yarı çıplak dolaşsa müstehcenlik suçundan dolayı ceza verilmez. Eylemi hayasızca hareketler suçunu oluşturur fakat hata sebebiyle KUSURLULUĞU ortadan kalkmıştır. Çünkü yarı çıplak dolaşmanın haksızlık olup olmadığı konusunda yanılgısı vardır. Ancak bu konudaki hatanın KAÇINILMAZ OLMASI GEREKMEKTEDİR. Kaçınılmazlık her somut olayda failin durumu da dikkate alınarak belirlenmelidir.
    Örn. Ev sahibinin, aralarındaki ilişkinin iyiliğine güvenerek onun olmadığı bir zamanda tamirat için girmesi olayında eylem konut dokunulmazlığını ihlal suçu olsa da hata sebebiyle fail kusurlu kabul edilemez ve cezalandırılamaz.
    Örn. Bir Alman Antalya da uyuşturucu içerken yakalansa suç olduğunu bilmiyordum diyemez. KANUNU BİLMEMEK MAZERET SAYILMAZ. ( T.C.K m. 4 )
    Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılamayacağından failin kanunu bilmediğinden bahisle suç işlemesi durumunda ceza sorumluluğu tamdır.
    6- YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ
    Ceza kanunun bakımından 12 yaşını doldurmamış kimselerin ceza sorumluluğu yoktur. Bu yaştaki kimseler suç işleseler dahi cezalandırılamaz. ANCAK BU ÇOCUKLAR HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANABİLİR. ( Aile yanına yerleştirme, eğitim kurumu, tedavi vs. )
    Çocuk: Ceza kanununa göre 18 yaşını tamamlamamış kimseler çocuk olarak kabul edilmektedir.
    Ceza Kanunu Bakımından Çocuklar üç gruba ayrılır:
    0-12 yaş; hiçbir ceza sorumluluğu yoktur.
    12-15 yaş; yaptıkları hareketin sonucunu kavrayabiliyor ve kendilerini yönlendirme yetenekleri var ise sorumludurlar. Bu yetenekler yok ise ceza sorumlulukları yoktur. Eğer bu yetenekler var ise cezalandırılırlar ve cezaları indirilir.
    15-18 yaş; işledikleri fiilin anlam ve sonuçlarını kavrama ve hareketlerini yönlendirme yetenekleri bulunduğu için ceza sorumlulukları tamdır. Sadece çocuk olmaları sebebiyle cezaları indirilerek verilir.
    7- SAĞIR VE DİLSİZLİK
    Sağır ve dilsiz kimselerin algılama yetenekleri yaşıtlarına göre daha geç geliştiğinden sağır ve dilsizler hakkında indirim öngörülmüştür. Bu durumda olan kimseler hakkında:
    15 yaşını doldurmamış sağır dilsizlerin cezai sorumluluğu yoktur ( 12 yaşını doldurmamış çocuklar gibi )
    15-18 Yaş arasındaki sağır dilsizler hakkında 12-15 yaş arasındaki çocuklar ilişkin hükümler ve indirimler uygulanır.
    18-21 Yaş arasındaki sağır dilsizler hakkında 15-18 yaş arasındaki çocuklara ilişkin hükümler ve indirimler uygulanır.
    21 yaşını tamamlamış SAĞIR VE DİLSİZLER HAKKINDA İNDİRİM YOKTUR. BUNLARIN CEZAİ SORUMLULUKLARI TAMDIR.
    8- AKIL HASTALIĞI
    Akıl hastalığının tam ve kısmi akıl hastalığı olarak ayırmak gerekmektedir.
    Tam Akıl Hastaları: Hiçbir cezai sorumlulukları yoktur. Ceza verilmez, GÜVENİLK TEDBİRİ UYGULANIR ( Sağlık Kurumuna Tedavi Amacıyla yerleştirilir ve iyileşmedikçe – toplum için tehlike oluşturmayacak hale geldiği sağlık kurulu raporu ile tespit edilmedikçe- tedavi kurumundan çıkamazlar. )
    Kısmi Akıl Hastaları: Sadece hastalıkları ile ilgili durumlarda cezai sorumlulukları yoktur. Örn. Kleptomania hastası kimse hırsızlıktan dolayı sorumlu olamaz. Çünkü bu kimselerin sürekli bir şeyleri alıp götürürler. Ancak bir Kleptomania hastası bir insanı öldürürse ceza sorumluluğu vardır. Bu sınıfta bulunanlara sadece CEZA İNDİRİMİ VARDIR.
    9- GEÇİCİ NEDENLER, ALKOL VE UYUŞTURUCU ETKİSİNDE OLMA
    T.C.K m. 34 e göre: “ Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. “
    Örn: Zorla alkol ya da uyuşturucu verilerek irade yeteneği zayıflamış kişinin suç işlemesi halinde bu kimseye ceza verilmez.
    Örn. Uyurgezer bir annenin gece çocuğunu ezmesi ya da eteşli hastalık sırasında kişinin yanındakine hakeret etmesi veya epilepsi (sara) hastası birinin kriz geçirirken bir başkasına zarar vermesi gibi.
    İRADİ OLARAK ALKOL YA DA UYUŞTURUCU ALINMIŞ VE BU ETKİ İLE SUÇ İŞLENMİŞ İSE BU DURUMDA FAİLİN CEZAİ SORUMLULUĞU TAMDIR. CEZADAN HİÇ BİR İNDİRİM YAPILMAZ. Örn: Alkol alıp trafiğe çıkan ve alkollü olarak kaza yapan kimse kusuru oranında sorumludur. Ancak zorla uyuşturucu ya da alkol verilerek araca bindirilip kaza yapan kimse ise sorumlu değildir.
    CEZA SORUMULULUĞUNU KALDIRAN YA DA AZALTAN NEDENLERDE SINIRIN AŞILMASI
    Ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan nedenlerde sınırın aşılması halinde iki durum söz konusudur:
    Sınırın Kasten Aşılması: Sınır kasten aşılmış ise işlenen fiilden dolayı sorumluluk vardır. Örn: Zorunluluk halinde dağda mahsur kalan kişi dağ evine sığınmış ve sonrada evi kullanılmaz hale getirmiş ise mala zarar verme suçundan sorumludur.
    Sınırın Taksirle Aşılması: Sınır taksirle aşılmış ise eylem ceza kanununda taksirli iken de cezalandırılıyorsa ceza verilir.
    Örn: Zorunluluk halinde dağda mahsur kalan dağcı dağ evinde ısınırken yangın çıkmasına neden olsa ve ev yansa bu durumda mala zarar verme suçu oluşur mu? Oluşmaz çünkü mala zarar verme suçu taksirle işlenemez.
    Yokuş aşağı giderken freni patlayan aracının aşağıdaki Pazar yerine girmemesi için yolu kenarına çıkan ve duvara çarpan bu arada da duvarın yanında duran bir kişinin ölümüne neden olan kimse zorunluluk halinde sınırı aşmıştır. Bu halde sınırı aşmasında taksir söz konusudur. Neticede ölüm meydana geldiği için taksirle öldürme de suç olarak düzenlenmiştir. Failin sorumluluğu taksirle bir insanın öldürülmesidir.
    KORKU HEYECAN VE PANİK HALİ SADECE MEŞRU MÜDAFAA İÇİN SÖZ KONUSUDUR. CEZA SORUMLULUĞUNU KALDIRAN YA DA AZALTAN DİĞER NEDENLERDE UYGULANMAZ.

    SUÇUN UNSURLARI DIŞINDA KALAN HUSUSLAR
    Tipiklik, Maddi unsurlar, Manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsurlarını taşımayan bir eylem suç olarak tanımlanamaz. Ancak bu unsurlardan farklı olarak suç işleyen failin cezalandırılabilmesi için bir takım gerekliliklere ihtiyaç vardır ki bunlara Suçun Unsurları Dışında Kalan Unsurlar adı verilir. Bunlar:
    1- Ön şartlar: Bir davranışın suç olabilmesi için o davranışta bulunması gereken ilk husus ön şarttır. Örneğin zimmet suçunun söz konusu olabilmesi için failin mutlaka Kamu görevlisi olması gerekmektedir.
    2- Cezalandırılabilme Koşulları: Bu şartlar da ön şartlar gibi suçun unsurlarından önce bulunması gereken hususlardır.
    Örneğin, yabancı ülkede Türk vatandaşına karşı suç işleyen bir yabancı failin yargılanması için Türkiye de bulunması gibi. Bu yabancının eylemi suç olsa dahi Türkiye de değil ise yargılama yapılamaz.
    Örn. Hileli iflas veya taksirli iflastan dolayı cezalandırılabilmesi için iflasa karar verilmiş olması gerekir.
    3- Şahsi Cezasızlık Sebepleri: Aynı konutta beraber yaşayan eş, anne baba veya kardeşlerin birbirlerinin eşyalarını almaları durumunda hırsızlık suçu oluşur fakat faile ceza verilmez.
    Örn. Yalan tanıklık suçunda, kişinin üstsoy, altsoy, eş veya kardeşinin soruşturma ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunması durumunda ceza indirilebileceği gibi hiç ceza verilmeyebilir de.
    Örn. Bir kimse kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak suç delillerini yok etem, gizleme veya değiştirme suçundan dolayı cezalandırılamaz.
    Örn. Milletvekillerinin meclis çalışmalar sırasındaki, söz, oy ve düşünce açıklamaları suç olsa dahi kişisel bir cezasızlık nedeni olduğu için cezalandırılamaz. Eylem suçtur fakat kişisel özel bir nedenden dolayı milletvekili cezalandırılamamaktadır. ( Kişisel cezasızlık hali )
    4- Cezayı Kaldıran ya da Azaltan Etkin Pişmanlık: Suç tamamlandıktan sonra pişmanlık gösteren fail için bazı suç tiplerinde cezayı kaldıran ya da azaltan haller öngörülmüştür. Etkin pişmanlık halinde failin ceza sorumluluğu kalkacak ya da azalacaktır.
    Örn. TCK 221. maddede, örgüt kapsamında suç işlemeden pişmanlık göstererek teslim olan örgüt üyesine örgüt üyeliği suçundan ceza verilmez.
    Örn. TCK 110. madde hükmüne göre, kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen fail, soruşturma başlamadan önce mağdura zararı dokunmaksızın güvenli bir şekilde serbest bırakırsa cezasının 2/3 e kadarı indirilir.

    SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ

    TEŞEBBÜS
    Teşebbüs T.C.K madde 35 te: “ Kişi işlemeye kast ettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıpta elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumludur” denilmektedir.
    Teşebbüs halinde verilecek cezanın tehlikenin ağırlığı ve meydana gelen zarar göz önüne alınarak belirleneceği madde düzenlenmektedir. Teşebbüs halinde suçun işlenmiş halinden daha az bir ceza verilmektedir.


    Teşebbüs olabilmesi için GEREKLİ OLAN ŞARTLAR:
    Kasten işlenebilen bir suç olmalı ( Taksirle İşlenen Suçlara Teşebbüs Mümkün Değil )
    İcra hareketleri ELVERİŞLİ ARAÇLARLA doğrudan doğruya başlamış olacak,
    Failin gerçekleştirmek istediği netice ELDE OLMAYAN SEBEPLERLE gerçekleşmemiş olacak. ( Fail netice için her şeyi yapmış olacak fakat netice başka bir sebepten ötürü meydana gelmemiş olacak )
    5237 Sayılı Kanunda tek bir TEŞEBBÜS vardır. EKSİK- TAM TEŞEBBÜS şeklinde bir ayrım yoktur.
    Örn: Fail X öldürmek maksadı ile Y ye ateş etmiş ve onu yaralamıştır. Yaralanan Y kaldırıldığı hastanede ameliyata alınarak kurtarılmıştır. Bu durumda X öldürmek kastı ile ateş etmiş fakat ölüm ELİNDE OLMAYAN SEBEPLERLE ( Zamanında tıbbi müdahale ) meydana gelmemiştir. X in eylemi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.
    Örn: Ahmet öldürmek maksadı ile Cemil e ateş etmiş fakat kurşun Cemil e isabet etmemiştir. Bu durumda da ölüm Ahmet in elinde olmayan sebeplerle ( İsabet etmeme ) meydana gelmemiştir. Ahmet in eylemi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.
    Failde suç işleme fikrinin oluşması ile birlikte suçun evreleri başlamış olacaktır.

    Suç fikrinin ortaya çıkması[FONT='Times New Roman','serif']→[/font]Hazırlık Hareketleri[FONT='Times New Roman','serif']→[/font]İcra Hareketlerinin Başlaması[FONT='Times New Roman','serif']→[/font]İcra Hareketlerinin Tamamlanması [FONT='Times New Roman','serif']→[/font]Neticenin Meydana Gelmesi evrelerinde oluşmaktadır.
    Teşebbüs icra hareketlerinin tamamlanması evresinden sonra ortaya çıkmaktadır.
    TEŞEBBÜS ANCAK HAREKET VE NETİCENİN AYRILABİLDİĞİ SUÇLARDA SÖZ KONUSU OLABİLİR ( MESAFE SUÇLARI ). ANİ SUÇLARDA TEŞEBBÜS MÜMKÜN DEĞİLDİR. Yine dış dünyada görülebilen bir hareketin olmadığı İHMALİ SUÇLARDA TEŞEBBÜS OLMAZ.
    ÖRN: Hakaret ani bir suçtur. Hakaret suçunda hareket ve netice aynı anda meydana gelir bu sebeple hakarete teşebbüs mümkün değildir.
    Örn: Kasten yaralama suçu hareket ve neticenin ayrılabildiği bir suçtur. Bu sebeple kasten yaralama suçuna teşebbüs mümkündür.
    KANUNDA BAZI SUÇ TİPLERİ TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALSA DAHİ TAMAMLANMIŞ GİBİ CEZALANDIRILMAKTADIR. BU DURUMLAR TEŞEBBÜSÜN İSTİSNASIDIR. BU SUÇLAR T.C.K M. 310, Cumhurbaşkanına suikast ( m. 310 ) ve Anayasayı cebir ve şiddet ile ihlal suçu ( m. 309 ) , Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine işlenen suçlara ( m. 302 )teşebbüs dahi olsa tamamlanmış gibi cezalandırılır. Bu tür suçlara KALKIŞMA TİPİ SUÇLAR DENİR.
    GÖNÜLLÜ VAZGEÇME:
    Fail icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemesidir. Gönüllü vazgeçme genel bir düzenlemedir. Bütün suçlar bakımından mümkün olabilir ( mesafe suçları ).
    Gönüllü vazgeçme, cezayı kaldıran KİŞİSEL BİR NEDENDİR. Gönüllü vazgeçme suçun icra hareketleri aşamasında olabileceği gibi icra hareketlerinin tamamlanmasından sonra da mümkündür.
    SUÇ TAMAMLANDIKTAN SONRA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME MÜMKÜN DEĞİLDİR. Suç tamamlandıktan sonra ETKİN PİŞMANLIK SÖZ KONUSU OLUR:
    Örn: Hırsız A çaldığı eşyaları ertesi gün haline üzüldüğü ev sahibine geri vermiştir. Bu durumda gönüllü vazgeçme yoktur. Çünkü suç tamamlanmıştır.
    Örn. A, B ye karşı hakaret içeren bir mektup yazmış ve fakat mektup henüz B nin eline geçmeden mektubu geri almıştır. Bu olayda fail kendi hareketi ile sonucun gerçekleşmesine engel olduğu için gönüllü vazgeçme vardır.
    Örn: A hasmı C yi öldürmek için evinin önünde pusu kurmuş ve geldiği saati kollamaya başlamıştır. C evinin önüne geldiğinde A silahını çekmiş ve bu arada C nin kızının babasına doğru koştuğunu görmüş ve bu duruma üzülerek öldürmekten vazgeçmiştir. Bu durumda A gönüllü vazgeçmiştir. Çünkü hiçbir engel neden yok iken İcra HAREKETLERİNE BAŞLAMAMIŞ VE ATEŞ ETMEMİŞTİR.
    Örn. Öldürmek için ayağına taş bağlayıp denize attığı kişiyi henüz ölmeden denizden çıkarmak gönüllü vazgeçmedir.
    Örn. Karısını öldürmek isteyen kocanın, karısının yiyeceğine zehir karıştırdıktan sonra henüz ölüm meydana gelmeden bir panzehir ile ölümün gerçekleşmesine engel olması.
    Örn: Hırsız H, zengin bir işadamı olan Hulusi nin evini soymak için malikanesinin önüne gitmiş ve fakat tam eve girecek iken evin önünde polis otosu görmüştür. O günün hırsızlık yapmak için iyi bir gün olmadığını ve eğer hırsızlık yapar ise polisin kendisini rahatça yakalayacağını düşünerek hırsızlık yapmaktan vazgeçmiştir. Bu durumda gönüllü vazgeçme yoktur. H nin eylemi hırsızlık suçuna teşebbüstür. Çünkü gönüllü bir vazgeçme yoktur.
    Gönüllü vazgeçme; özgür irade ile suç işlemekten vazgeçmektir.
    Gönüllü vazgeçme halinde faile işlemek istediği suçtan dolayı ceza verilmez. Ancak gönüllü vazgeçtiği ana kadarki eylemleri suç oluşturuyorsa sadece o suçtan ceza verilir.
    Örn: Öldürmek için ruhsatsız silah temin etmişse ya da hasmının evine girmişse bu durumlarda gönüllü vazgeçme halinde öldürme ve hırsızlık suçlarından ceza verilmez fakat ruhsatsız silah taşıma ve konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza verilir.
    Örn. Öldürmek için zehir vermiş fakat ölüm meydana gelmeden ( netice meydana gelmeden ) panzehir ile mağdurun ölümüne engel olmak durumunda o ana kadar ki eylem kasten öldürmeye teşebbüstür ve fail öldürmeye teşebbüsten sorumludur.
    İŞTİRAK HALİNDE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME
    Birden fazla kimsenin bir suçu işlemek için bir araya geldiği bir durumda bunlardan birisinin gönüllü vazgeçmesi halinde de gönüllü vazgeçen faile ceza verilmez.
    Suç gönüllü vazgeçenin gösterdiği bütün gayrete rağmen işlenmiş olursa veya gönüllü vazgeçenin gayretinin dışında başka bir nedenden dolayı işlenememiş olsa bile gönüllü vazgeçene CEZA VERİLMEZ.
    Örn: A ile B hırsızlık yapmak için Masum un evine girmiştir. Masum un çok fakir birisi olduğunu gören A suç işlemekten vazgeçmiş ve geri dönmüştür. B ise “ Fakir de olsa herkesin evinde çalınacak bir şey vardır ” diyerek eyleme devam etmiştir.
    Bu olayda: A gönüllü vazgeçmeden faydalanır ve sadece o ana kadarki eylemi bir suç teşkil ediyorsa o suçtan cezalandırılır. Eğer Ev sahibi uyandığı için hırsızlık suçu işlenememiş ise B, hırsızlığa teşebbüsten sorumludur çünkü gönüllü vazgeçmesi yoktur.
    ETKİN PİŞMANLIK
    Suçun bütün unsurları ile tamamlandıktan sonra failin suç yolunda ilerlemekten dönmesine etkin pişmanlık denir. Etkin pişmanlık yalnızca suç tamamlandıktan sonra belli suçlar bağlamında cezayı kaldıran ya da azaltan KİŞİSEL BİR NEDENDİR. Etkin pişmanlık GENEL BİR NEDEN DEĞİLDİR. Her suç bakımından uygulanmaz.
    Türk Ceza Kanununda etkin pişmanlık ilgili genel bir hükümle değil ilgili olduğu suç tiplerinde özel olarak- ayrıca- belirtilmiştir. ( m. 93, m. 168, m. 316-2, m. 274, m. 110, m. 221)
    Örn: A, B yi kaçırmış ve fakat mağdura bir zarar vermeden güvenli bir yerde serbest bırakmıştır. Etkin pişmanlık söz konusudur.
    Örn: K, gece vakti M nin evine girerek 100 TL sini çalmış ancak ertesi gün M nin çok fakir olduğunu öğrenip parasını geri iade etmiştir.
    TEŞEBBÜSTE ÖZEL DURUMLAR
    Fail daha fazlasını isterken azını almış ise; bu durumda teşebbüs değil tamamlanmış suç vardır. Örn: A cep telefonundan beş tane telefon çalmak isterken 2 tane çalmış ise bu durumda teşebbüs değil tamamlanmış hırsızlık suçu vardır.
    Zincirleme suçlarda ilk suçu işleyen failin ikinci suç işlerken yakalanması durumunda: tamamlamış olduğu ilk suçtan dolayı ceza alır. Örn: A bir beyaz eşya dükkanından ilk gün 5 adet çamaşır makinası çalmıştır. İkinci gün yine aynı dükkandan dünden kalan 2 çamaşır makinesini daha almak için gelmiş fakat bu makineleri çalarken yakalanmıştır. Bu durumda teşebbüsten değil tamamlamış olduğu ilk suçtan dolayı ceza verilir verilir ve zincirleme suç hükümleri uygulanır.
    Mütemadi Suç ( Kesintisiz- Sürekli Suç ): Bu suçlarda kesinti devam ederken fail yakalanmış ise teşebbüs değil tamamlanmış suç söz konusu olur.
    Örn: A zorla senet imzalatmak için V yi yakalamış ve zorla bir odaya kapatmıştır. V bir gün sonra durumun arkadaşları tarafından öğrenilmesi üzerine kapatıldığı odadan kurtarılmıştır. Bu durumda işlenmiş bir kişi hürriyetinden yoksun kılma suçu vardır. Teşebbüs yoktur. Bu suç özgürlük kısıtlanması yapıldığı ilk anda gerçekleşmektedir.

    İŞLENEMEZ SUÇA TEŞEBBÜS
    Fail tarafından gerçekleştirilmek istendiği halde suçun maddi konusunun bulunmaması ya da kullanılan aracın elverişsizliği nedeniyle işlenmesi mümkün olmayan suçlara İŞLENEMEZ SUÇ adı verilir.
    Örn: A komşusu B ile bir gün önce tartışmış ve onu öldürmek istemektedir. Ertesi gün bahçede yüz üstü yattığı bir sırada ona karşı iki el ateş etmiştir. Ancak ölüm sonrası yapılan otopsi de B nin bir gün önce gece kalp krizinden ölmüş olduğu ve A nın eylemi sırasında zaten ölü olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda A ya ceza verilemez. Çünkü suç konusu imkansızdır. Ölmüş bir kimse ikinci kez öldürülemez.
    Örn: Su tabancası ile bir kimsenin öldürülmesi mümkün olmadığından ( ARACIN MUTLAK ELVERİŞSİZLİĞİ ) su tabancası ile öldürme veya öldürmeye teşebbüs suçları işlenemez.
    Aracın elverişli olup olmadığı işlenmek istenen suç bakımından değerlendirilmelidir. Ses tabancası öldürme suçu için elverişsizdir ancak tehdit veya gasp suçu için elverişli araçtır.
    İşlenemez suçtan dolayı faile CEZA VERİLMEZ.

    SÖZDE SUÇ
    Failin gerçekleştirmeyi düşündüğü ya da gerçekleştirdiği eylemin kanunda suç olarak tanımlanmadığı durumlarda sözde ( mefruz ) suç vardır. Fail suç işlediğini düşünmektedir oysa ortada bir suç yoktur.
    Örn: Evlilik dışı birlikteliklerde kişi zina suçu işlediğini düşünmekte ise de zina yasada suç olarak tanımlanmadığı için bu durumda söz de suç vardır.
    İŞTİRAK
    Ceza kanununda belirtilen bir suçun birden fazla fail tarafından işlenmesi halinde çok failli suç, yalnızca bir kimsenin suç işlemesi halinde ise tek failli suç söz konusu olur.
    Örn: Kavga suçu en az iki fail tarafından gerçekleştirilebilen suç iken, hırsızlık suçu tek failli bir suçtur.
    Örn: Rüşvet suçu, bir rüşvet alan ve bir de rüşvet veren kimsenin varlığını zorunlu kılan suç olduğu için çok failli bir suç tipidir.
    T.C.K ya göre İştirak: “ Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu tutulur. ” Bir suçu beraber işleyen kimselerden her biri asli maddi faildir. Bu kimseler BERABER İŞLEYEN ( İŞTİRAK ) kimselerdir.
    İştirak TEK FAİLLİ BİR SUÇUN BİRDEN FAZLA KİMSE TARAFINDAN İŞLENMESİDİR. İştirak CEZA SORUMLULUĞUNU GENİŞLETEN BİR KURUMDUR.
    İştirak ŞARTLARI:
    - Birden çok fail olmalı.
    - Suçun icrasına başlanmalı ( ASİL FAİL EN AZINDAN SUÇUN İCRA HAREKETLERİNE BAŞLAMIŞ OLMALI ) ve bütün ortaklar bakımından işlenmesi konusunda anlaşılan suç aynı olmalı. İştirak yalnızca tamamlanmış suçlarda söz konusu olmaz. TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALMIŞ SUÇLARA DA İŞTİRAK MÜMKÜNDÜR.
    - Failleri işlenen suça katkı sağlamalıdır. Suç konusu üzerinde bir fiil hakimiyeti bulunmalıdır. Örn: Bir öldürme suçuna gülümseyerek bakan kimsenin eylemi iştirak değildir. Bu eylem suç konusu üzerinde fiili hakimiyet sağlanmadığı için iştirak sayılamaz.
    - İştirak yalnızca AKTİF hareketlerle değil İHMALİ HAREKETLERLE DE olabilir. ( Örn. Hırsızla anlaşan güvenlik görevlisinin gece kasaları kilitlememesi suretiyle iştirak etmesi ise ihmali bir harekettir. )
    - Suça katılma SUÇTAN ÖNCE OLABİLECEĞİ GİBİ SUÇ İŞLENDİĞİ SIRADA DA OLABİLİR. ( örn: Fail A mağduru yaralıyorken oradan geçmekte olan A nın arkadaşı B mağdurun kollarını tutmak suretiyle A ya yardım etmesi suç işlendiği sırada söz konusu olan bir iştirak halidir. )
    - İştirak eden kimsenin Suç işleyeceğini bilerek ve isteyerek katılmış olması. Suç işlemeden önce ya da suç İŞLENDİĞİ SIRADA SUÇ KONUSUNDA ANLAŞMA OLMALIDIR.
    - Failler birbirinden habersiz hareket ediyorsa İŞTİRAKTEN SÖZ KONUSU OLMAZ.
    Örn: B ye birbirinden habersiz olarak zehir veren A ve C arasında iştirakten söz edilemez. Çünkü faillerin suç işlemek konusunda ortak bir amacı yoktur.
    İŞLENMİŞ ( TAMAMLANMIŞ SUÇA- NETİCE SONA ERMİŞ SUÇA ) İŞTİRAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
    Örn: Hırsızlık yapmış olan A nın çaldığı eşyayı saklayan B nin eylemi hırsızlık suçuna iştirak olmayıp suç eşyasını saklamak suçudur. Çünkü suç işlenmiştir. İşlenmiş suça iştirak mümkün değildir. Ancak bu yardım suç işlemeden önce VAAT EDİLMİŞ İSE ve bu suretle failin suç kararını kuvvetlendirmiş ise bu durumda İŞTİRAK SÖZ KONUSU OLUR.
    SUÇA İŞTİRAK TÜRLERİ
    Suça iştirak türleri faillerin eylemin işlenişinde suç konusu üzerindeki EGEMENLİKLERİ ( HÂKİMİYETLERİ ) göz önüne alınarak belirlenmektedir.
    İştirak FAİLLİK (BERABER İŞLEYEN-MÜŞTEREK FAİLLİK), AZMETTİRME, YARDIM ETME olmak üzere üç tür söz konusudur.
    1- BİRLİKTE FAİLLİK ( MÜŞTEREK FAİLLİK )
    Suçun kanuni tanımında öngörülen hareketlerin birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi durumunda her bir kimse FAİL ( BİRLİKTE FAİL- MÜŞTEREK FAİL ) olarak sorumludur. Bu durumda her bir fail suç konusu üzerinde ORTAK HAKİMİYET KURMAKTADIR. Örn: İki kişinin bir başkasını tutarak kasten yaralama suçunu işlemesi.
    Örn: ARALARINDA İŞTİRAK İRADESİ bulanan Beş kişi bir mağdura karşı Silah ile ateş etse ve mağdur bu hareketler neticesinde ölmüş olsa. Suç sonrası yapılan araştırmada öldürücü darbenin kimin silahından çıkan mermiden dolayı olduğu ortaya çıkmasa ve hatta bazı faillerin mağdura isabet dahi ettirememiş olması halinde failler SUÇ KONUSU ÜZERİNDE ORTAK HAKİMİYETE SAHİP OLDUKLARI İÇİN HER BİR FAİL TAMAMLANMIŞ KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNDAN SORUMLUDUR.
    Failler arasında iştirak iradesi olmasaydı, A ve B mağdur M ye karşı aynı anda fakat birbirlerinden habersiz bir şekilde Öldürmeyecek kadar zehir vermeleri ve fakat iki zehir birleşerek ÖLÜMÜ MEYDANA GETİRMİŞ İSE bu durumda failler arasında iştirak iradesi söz konusu olmadığı için iki fail de ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜSTEN SORUMLUDUR. Eğer her bir fail öldürecek kadar zehir vermiş ise artık her iki fail de kasten öldürmeden dolayı sorumludur.
    2- DOLAYLI FAİLLİK
    Suçun işlenmesinde bir başkasının araç olarak kullanılması durumuna DOLAYLI FAİLLİK adı verilir. Bir başkasını araç olarak kullanan kimse FAİL OLARAK SORUMLUDUR VE SUÇU KENDİSİ İŞLEMİŞ GİBİ CEZA ALIR.
    Örn: Akıl hastasına birisini öldürmesini öğreten bir kimse akıl hastası öldürme suçu işlediği zaman öldürmeyi öğreten kimse DOLAYLI FAİL olarak sorumludur.
    Örn: Notere, yanılgıya düşerek sahte vekaletname düzenletilmesi sahte vekaletnameyi bilmeden düzenleyen noter değil, düzenlettiren kimse BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU sebebiyle DOLAYLI FAİL durumundadır.
    Örn: Tapu memuruna kendin taşınmak maliki olarak göstererek, bu taşınmazın başkasına satışının gerçekleştirilmesi durumunda, resmi belgede sahtecilik yapılmıştır. Bu durumda da dolaylı faillik söz konusudur.
    Dolaylı faillikte araç olarak kullanılan kimse CEZALANDIRILMAZ.
    Suçun işlenmesinde KUSUR YETENEĞİ OLMAYAN KİŞİLERİN ( akıl hastası, suç işleme kabiliyeti olmayan çocuk ) ARAÇ OLARAK KULLANILMASI DURUMUNDA DOLAYIL FAİLE VERİLECEK CEZA 1/3 ten YARIYA KADAR ARTIRILIR.
    ÖZGÜ SUÇ: Bazı suçların ancak belirli bir niteliğe sahip kimseler tarafından işlenmesinin öngörüldüğü suçlara özgü suç adı verilir. Örn: Zimmet ya da görevi kötüye kullanma suçunu işleyen kimse ancak KAMU GÖREVLİSİ olabilir.
    ÖZGÜ SUÇLARA İŞTİRAK MÜMKÜNDÜR. ANCAK İŞTİRAK EDEN KİMSELER AZMETTİREN YA DA YARDIM EDEN SIFATIYLA SORUMLUDUR. ( İştirakte Bağlılık Kuralı )
    Örn. Bir memurun kendisine teslim edilmiş olan parayı zimmetine geçirmesine iştirak eden kimse (parayı onun adına banka hesabında tutan) yardım eden veya azmettiren sıfatıyla sorumlu olur.
    Sadece İŞKENCE SUÇUNDA, kamu görevlisinin işkençe fiiline iştirak eden kimseler kamu görevlisi olmasalar da kamu görevlisi gibi cezalandırılırlar.
    3- AZMETTİRME
    Hiçbir suç işleme kararı olmayan bir kişiye suç işlettirilmesine azmettirme adı verilir.
    Örn: A hasmını öldürmek için çok miktarda para vererek B ile hasmı H yi öldürmesi konusunda anlaşmışsa A azmettirendir. Bu durumda Hem A hem de B kasten öldürme suçundan dolayı sorumludur.
    - Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
    - Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır.
    Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, azmettirme suretiyle cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
    - Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.
    Azmettiren ile DOLAYLI FAİL arasındaki FARK:
    Azmettirmede azmettiren kimsenin yanında suç işleyen kimse de cezalandırılır. Ancak dolaylı faillikte suç işleyen kimse cezalandırılmaz.
    Azmettirmede fail özgür iradesi ile hareket ediyorken, dolaylı faillikte suç işleyen kimse suç işlediğinin farkında değildir.
    Azmettirilen suçu azmettiren adına işlediğini bilir. Oysa dolaylı faillikte fail suçta kullanıldığını bilmez.
    Azmettirilen azmettirildiği suçtan başka bir suç işlerse AZMETTİREN SORUMLU MUDUR ?
    Azmettirilen kimse azmettiren ile anlaştığı suçtan BAŞKA ( Hukuksal Niteliği Farklı ) BİR SUÇ İŞLEMİŞ ise bu durumda azmettiren sorumlu olmaz. Örn: Hırsızlık suçu konusunda anlaşılmış iken azmettirilen fail cinsel saldırı suçu işlemiş ise azmettiren bu suçtan sorumlu olmaz.
    Fail teşebbüs aşamasında kalmış ise Azmettiren de teşebbüsten sorumlu olur. Fail çoğu yerine azını işlemiş ise azmettiren ortaya çıkan suçtan dolayı sorumlu olur.
    Fail suç işlerken suç konusunda bir sapma yapmış ise azmettiren bu sapmadan dolayı da sorumludur. Örn. Fail B, C nin öldürülmesi için A tarafından azmettirilmiştir. Bu durumda fail B suç işlerken C yerine D yi öldürmüş ise bu durumda D nin öldürülmesinden dolayı Azmettiren sorumlu olur.
    4- YARDIM ETME
    Suç işleme kararı vermiş bir kişiye yasada sayılan kolaylıkların sağlanması suretiyle suç katılmış olan kimseye yardım eden adı verilir. YARDIM ETME HALLERİ SADECE KANUNDA SAYILAN HALLER İÇİN SÖZ KONUSU OLABİLİR. Yardım eden kişiye işlenen suçun cezası yarı oranında verilir. Yardımda bulunma Maddi ve manevi olabilir.
    Maddi Yardımlar:
    Araç sağlamak ( suç aleti sağlamak ) , Suç işleyen kimseye maddi yardım ( yemek götürmek, yer temin etmek vs.). Bu yardımlar OLMAKSIZIN SUÇ İŞLENEMEYECEK İDİYSE O ZAMAN YARDIM ETME DEĞİL BERABER İŞLEME- MÜŞTEREK FAİLLİK SÖZ KONUSU OLUR.
    Örn: Gözcünün gözcülüğü olmadan suç işlenemeyecek idiyse yardım etmekten değil BERABER İŞLEMEKTEN sorumlu olur. Yardım olmazsa olmaz ise beraber işleyen durumu söz konusu olur.
    Manevi Yardımlar:
    Teşvik; Suç işlemeyi düşünen ancak henüz kesin karar vermemiş bulunan kişinin kararını vermesini sağlamak. Örn. Yaparsan iyi olur, iyi yapıyorsun yap devam et demek.
    Suç Kararını Kuvvetlendirme; Suç işleme kararını vermiş bir kişiyi icraya geçmeye yöneltmek halidir. Örn: Gün bu gündür bas tetiğe ya da sen onu şimdi vurmazsan o seni sonra vurur demek.
    Yardımda Bulunacağını Vaat: Suç işlemeden önce faile suç işlediğinden yardım edeceğini söylemektir. Örn. Yakalanırsan mahpusta ben sana bakarım. Sana iki günde pasaport alır yurt dışına kaçırırım.
    Yol Göstermek: Suç işlemesinden önce suçun nasıl işleneceği konusunda öneride bulunmak. Örn. Eve şuradan gir. Şurasına vur. Şuradan bıçaklarsan bir daha iflah olmaz. Şu yoldan geçerken sıkıştır orda kimse olmaz yakalanmazsın demek gibi.
    Bu sayılanlardan başka YARDIM BİÇİMİ YOKTUR. Bu haller sınırlayıcı bir biçimde sayılmıştır. İŞTARAKTE SUÇ ORTAKLARININ KARARLAŞTIRILAN SUÇTAN BAŞKA BİR SUÇU İŞLEMESİ
    Ortaklardan birisi iştirak anlaşması dışındaki bir suç işlerlerse sadece bu farklı suçu işleyen fail sorumlu olur.
    Örn: A, B, C hırsızlık için D nin evine girmiş ise fakat içeride B D yi öldürmüş ise A, C öldürmekten dolayı sorumlu değildir.
    Örn: A, gazeteci B ile B nin gazete Köşesinde İŞADAMI C ye hakaret etmesi konusunda anlaşmış fakat Gazeteci B hakaret fiili ile birlikte İFTİRA da ederse A iftira suçundan dolayı sorumlu olmaz.
    İŞTİRAKTE BAĞLILIK KURALI
    Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir.
    Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. ( A aynı konutta oturduğu babasının cebinden para çalmak konusunda B ve C ile anlaşmış ise A kişisel cezasızlık nedeniyle ceza almazken B ve C ceza alır. ) Henüz 11 yaşında olan A ile 19 yaşında olan B, C yi öldürmek konusunda anlaşmışlar ve öldürmüşler ise A kişisel cezasızlık nedeniyle ceza almazken B bundan etkilenmeyecek ve ceza alacaktır.
    Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçlara iştirak mümkündür. Ancak Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
    Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için işlenmesi konusunda anlaşılan ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.

  4. #4

    • Offline
    • Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    03.11.11
    Mesajlar
    500
    Tecrübe Puanı
    133

    Seviye: 34 
    Tecrübe: 559.162
    Sonraki Seviye: 677.567

    Beğendikleri
    196
    216 Mesajına 287 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    0 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    YAPTIRIMLAR
    Suçun karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar CEZA ve GÜVENLİK TEDBİRLERİ dir. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak KANUN İLE KONULUR. ( Kanunilik İlkesi )
    Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. ( T.C.K m. 2 )
    Türk Ceza Kanununda öngörülen cezalar iki türlüdür:
    Hapis Cezası.
    Adli Para Cezası.
    Bir suçun karşılığı olarak sadece hapis cezası öngörülebilir, hapis cezası ile birlikte adli para cezası öngörülebileceği gibi sadece adli para cezası da tek başına öngörülebilir.
    HAPİS CEZALARI
    Türk Ceza Kanununda hapis cezaları: Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası, Müebbet Hapis Cezası ve Süreli Hapis Cezası olarak hükme bağlanmıştır.
    Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis: Sık güvenlik tedbirleri ile ömür boyu çektirilen cezadır.
    Müebbet Hapis: Ömür boyu infaz edilen hapis cezasıdır.
    Süreli Hapis Cezası: 1 Aydan 20 Yıla kadar olan hapis cezasıdır.
    Kısa Süreli Hapis Cezası ise süreli hapis cezasının bir türüdür ve 1 yıl veya DAHA AZ SÜRELİ HAPİS CEZASIna kısa süreli hapis cezası adı verilir.

    KISA SÜRELİ HAPİS CEZASINA SEÇENEK YAPTIRIMLAR
    1 veya DAHA AZ hapis cezalarının infaz kurumunda çektirilmesinin mahzurları ( olumsuz yanları ) söz konusu olduğu için bu cezaların aşağıda sayılan seçenek yaptırımlara ÇEVRİLEBİLİR. Ancak bu çevirme Hakimin TAKDİRİNE BAĞLIDIR.
    Seçenek yaptırımlar:
    ADLİ PARA CEZASI- GÜN ESASINA GÖRE ADLİ PARA CEZASI-: ( Kanunda aksi belirtilmedikçe 5 günden az 730 günden fazla olmayan ve failin ekonomik durumuna göre bir gün için 20-100 TL nin devlet hazinesine ödenmesidir. Hakim bu miktarı taksitlendirebilir. Taksit süresi 2 Yılı GEÇEMEZ ve taksit sayısı 4 TEN AZ OLAMAZ.)
    Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
    En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
    Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
    Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
    Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir.
    Hakkında seçenek yaptırımlardan birine hükmedilen kişinin bu yaptırımın gereklerine uygun hareket etmesi durumunda, bu ceza infaz edilmeyecek ve kişi açısından bu mahkumiyete ilişkin sonuçlar ortaya çıkmayacaktır. Çünkü: “ Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.”
    Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.

    SEÇENEK YAPTIRIMA ÇEVİRME ZORUNLULUĞU
    - Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile;
    - Fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir. Bu iki durumda hakimin takdir yetkisi yoktur, cezayı seçenek yaptırımlardan birine çevirmek zorundadır.
    Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de ( 1 YILDAN FAZLA OLSA DAHİ ) olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde taksirli hapis cezası adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz.

    SEÇENEK YAPTIRIMLARIN YERİNE GETİRİLMEMESİ
    Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir ve ARTIK MAHKUMİYET BU YAPTIRIMLAR DEĞİL MAHKUM OLUNAN HAPİS CEZASI OLACAKTIR.
    ERTELEME ( TECİL )
    Türk Ceza Kanununa göre ERTELEME bir İNFAZ BİÇİMİDİR. Cezası ertelenen kişi erteleme süresinin sonunda CEZASINI ÇEKMİŞ SAYILIR.
    Erteleme için Gerekli ŞARTLAR:
    Kişinin 2 yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum edilmiş olması ( Eğer fail suçu işlediği sırada 18 yaşını tamamlamamış ise veya 65 yaşını bitirmiş ise süre 3 YILDIR. )
    Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı 3 AYDAN FAZLA HAPİS CEZASINA MAHKUM OLMAMIŞ OLMASI,
    Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir.
    Ertelemenin ŞARTA BAĞLANMASI: Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverilir.
    Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.
    Denetim süresi içinde;
    a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
    b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
    c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine MAHKEMECE KARAR VERİLEBİLİR.
    Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.
    ERTELEMENİN ORTADAN KALKMASI
    Hükümlünün denetim süresi içinde:
    Kasıtlı bir suç işlemesi ( TAKSİRLİ SUÇ DEĞİL ) VEYA,
    kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir.
    ERTELEME İLE BELİRLENEN Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır. ( KİŞİ MAHKUM OLMUŞ VE CEZASINI ÇEKMİŞ SAYILIR. )


    GÜVENLİK TEDBİRLERİ
    Güvenlik Tedbiri: Toplum için tehlike oluşturan suçun işlenmesinden sonra fail hakkında hakim tarafından hükmedilen yaptırımdır.
    Güvenlik tedbirleri bir yandan toplumu korumak diğer yandan da, suç teşkil eden fiili ortaya koyan şahsın, yeni suçlar işlememesi için uygulanır. Güvenlik tedbiri, tekrar suç işlenmesini önlemek için öngörülmüş olan toplumsal savunma mekanizmasıdır.
    1- Türk Ceza Kanununda GERÇEK KİŞİLER İÇİN güvenlik tedbirleri üç türdür:
    Belli hakları kullanmaktan yoksun kılma,
    Eşya müsaderesi,
    Kazanç müsaderesi.
    2- TÜZEL KİŞİLERE HAS GÜVENLİK TEDBİRİ İSE: FAALİYET İZNİNİN İPTALİDİR. Faaliyet izni kötüye kullanılarak işlenilen suçlarda faaliyet izni iptal edilebilir.
    Yine eğer şartları var ise, tüzel kişiler için de eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi güvenlik tedbirleri de uygulanabilir.
    A- Belli Haklardan Yoksun Kılma:
    Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
    Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
    Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,
    Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
    Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
    Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.
    BU HAKLAR SADECE İŞLENEN SUÇUN CEZASI ÇEKİLİNCEYE KADAR KULLANILAMAZ. Ömür boyu YASAKLAMA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.
    [FONT='Times New Roman','serif']→[/font] Ancak mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından her hangi bir kısıtlama söz konusu olmaz.
    [FONT='Times New Roman','serif']→[/font] Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen kişi hakkında kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun kılınma tedbiri uygulanmayabilir.
    [FONT='Times New Roman','serif']→[/font] Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada 18 yaşını tamamlamamış kişiler hakkında yukarıda sayılan HAK YOKSUNLUKLARI UYGULANAMAZ.
    [FONT='Times New Roman','serif']→[/font] Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.

    B- EŞYA MÜSADERESİ
    Müsadere, suça konu olan veya suçta kullanılan, suçtan elde edilen veya suç işlenmek suretiyle ortaya çıkan bir eşyanın mülkiyetinin devlete geçmesidir.
    (1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur.
    Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.
    (2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
    (3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
    (4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
    (5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
    (6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.
    BASIN ALETLERİ suç eşyası olduğundan bahisle MÜSADERE OLUNAMAZ. ( Anayasa m. 30 )

    C- KAZANÇ MÜSADERESİ
    Madde 55 - (1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
    (2) Müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere el konulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin ( EŞYA YERİNE GEÇEN DEĞER- PARA ) müsaderesine hükmedilir.

    D- ÇOCUKLARA ÖZGÜ GÜVENLİK TEDBİRLERİ
    Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve ne suretle uygulanacakları ilgili kanunda gösterilir. Çocuk Koruma Kanunu’na göre bu tedbirler; Danışmanlık, Eğitim, Bakım, Sağlık ve Barınma Tedbirleridir. (Bkz. Çocuk Kor. Kan. m. 5)

    E- AKIL HASTALARINA ÖZGÜ GÜVENLİK TEDBİRLERİ
    Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

    Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.
    Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine mahkeme veya hâkim kararıyla serbest bırakılabilir.
    SUÇTA TEKERRÜR ( TEKRARLAMA ) VE ÖZEL TEHLİKELİ SUÇLULAR
    Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde, ( AYNI TÜRDEN SUÇ OLMASINA GEREK YOKTUR. BAŞKA BİR SUÇ İŞLENMİŞ İSE DE) tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez. İlk CEZANIN KESİNLEŞMİŞ OLMASI YETERLİDİR.
    Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;
    a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
    b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl, geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.
    Tekerrür hâlinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.
    Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.
    Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.
    Tekerrür hâlinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Tekerrür sebebiyle FAİLİN CEZASI ARTIRILMAZ. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.
    Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.

    SINIR DIŞI EDİLME
    İşlediği bir suç sebebiyle HAPİS CEZASINA MAHKUM OLAN YABANCIkoşullu salıverilmeden yararlandıktan ve her halde cezasının infazı tamamlandıktan sonra, durumu, sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak değerlendirilmek üzere derhal İçişleri Bakanlığına bildirilir.

    CEZANIN BELİRLENMESİ VE BİREYSELLEŞTİRİLMESİ
    Somut olayda önce TEMEL CEZA belirlenir. Daha sonra temel ceza üzerinden ÖNCE ARTIRIMLAR SONA İNDİRİMLER YAPILIR. Daha sonra ise İLK ÖNCE TEŞEBBÜS en son ise TAKDİRİ İNDİRİM NEDENLERİ uygulanarak sonuç ceza belirlenir.
    Kanunda açıkça yazılı olmadıkça, cezalara ne artırılabilir ne eksiltilebilir ne de değiştirilebilir. ( TCK m. 61/10 )

    MAHSUP
    Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.
    MAHSUP SADECE BİR MAHKÛMİYET İÇİN YAPILIR.
    DAVA VE CEZANIN DÜŞÜRÜLMESİ
    1- SANIĞIN VEYA HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ

    Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.
    Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.
    2- AF
    ÖZEL AF: Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir. Özel af sadece HAPİS CEZASININ İNFAZINI ORTADAN KALDIRIR.
    Özel af ile ( ÖZEL AFFA; TBMM veya KOCAMA, SÜREKLİ HASTALIK- SAKATLIK HALLERİ ile sınırlı olmak kaydı ile CUMHURBAŞKANI KARAR VERİR) hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.
    ÖZEL AF İLE: ADLİ PARA CEZALARI SONA ERMEZ.
    AFFIN GENELLİĞİ/ÖZELLİĞİ; KAPSADIĞI SUÇLARIN VE SUÇLULARIN SAYISINA GÖE DEĞİL, DOĞURDUĞU SONUÇLARA GÖRE BELİRLENİR.

    GENEL AFTA: AFFA UĞRAYAN CEZALAR ADLİ SİCİLDEN SİLİNİRLER VE AFFA UĞRAMIŞ MAHKUMİYETLER TEKERRÜRE ESAS OLAMAZ.
    Genel af hâlinde ( GENEL AFFA T.B.M.M KARAR VERİR ) , kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.

    ÖZEL AFTA: CEZA HALA TEKERRÜRE ESASTIR VE ADLİ SİCİLDE VARLIĞINI KORUR.
    ORMAN SUÇLARI İÇİN GENEL VE ÖZEL AF ÇIKARILAMAZ. ORMAN YAKMA, YOKETME VE DARALTMA EYLEMLERİ ORMAN SUÇU SAYILMAKTADIR.

    3- DAVA VE CEZA ZAMANAŞIMI
    DAVA ZAMANAŞIMI
    Kanunda öngörülen süreler içerisinde kamu davası hiç açılmaması durumunda DAVA AÇILMAMASI ve açılmışsa da davanın düşmesini gerektiren sürelere dava zamanaşımı denilir.
    DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DURMASI VEYA KESİLMESİ
    Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.
    Bir suçla ilgili olarak;
    Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
    Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
    Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
    Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
    Halinde, dava zamanaşımı kesilir.
    Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
    Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.

    CEZA ZAMANAŞIMI
    Kanunda yazılı sürelerin geçmesiyle birlikte CEZANIN İNFAZ EDİLEMEMESİ sonucunu ortaya çıkaran sürelere ceza zamanaşımı adı verilir.

    CEZA ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ
    Mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.
    Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir.

    CEZA ZAMANAŞIMI VE HAK YOKSUNLUKLARI
    Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.

    MÜSADEREDE ZAMANAŞIMI
    Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren 20 YIL geçtikten sonra infaz edilmez.

    NOT: Soykırım ve insanlığa karşı suçlarda ZAMANAŞIMI İŞLEMEZ !!!!

    ZAMANAŞIM HÜKÜMLERİNİN UYGULANAMAYACAĞI SUÇLAR
    Soykırım Suçu ve İnsanlığa Karşı Suçlarda ve Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap dördüncü kısmında yer alan "Millite ve devlete Karşı Suçlar" bakımından, ki bu suçlar içerisinde zimmet, rüşvet, irtikap gibi -Kamu idaresinin güvenilirliğine karşı suçlar da var- bu suçlar içerisinde Ağ. Müebbet, Müebbet veya 10 yıldan fazla hapis gerektiren suçların YURT DIŞINDA İŞLENMESİ halinde DAVA ZAMANAŞIMI HÜKÜMLERİ UYGULANMAZ.
    Bu bağlamda öncelikle BU SUÇLARIN ağ. Müebbet, müebbet ya da 10 YILDAN FAZLA hapsi gerektirmesi lazım ve YURT DIŞINDA İŞLENMİŞ OLMASI LAZIM. (Zimmet rüşvet ve irtikap suçlarının üst sınırı 12 yıldır.) Soykırım ve İnsanlığa Karşı suçlarda suçun yurt dışında işlenmiş olmasına gerek yoktur.

    4-ŞİKÂYET
    Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
    Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.
    Şikâyet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez. (Şikayetin Bağımsızlığı)
    Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. Hüküm kesinleşinceye kadar vazgeçme mümkündür.
    İştirak hâlinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. (Şikayetin Bölünemezliği)
    Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Yani şüpheli/sanık kabul etmedikçe, şikâyetçi tek taraflı olarak soruşturmayı veya davayı düşüremez. Şikâyetten vazgeçme tek taraflı bir beyan ile hüküm ve sonuç doğurmaz.
    Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikâyetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsî haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.!!!!
    [FONT='Times New Roman','serif']Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. [/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir. [/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; [/font][FONT='Times New Roman','serif']mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.[/font] !!!

    5- ÖN ÖDEME
    Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı üç ayı aşmayan suçların faili;
    a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,
    b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yirmi Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,
    c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını, Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz.


    Kaynak....http://www.turkhukuksitesi.com

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Ceza hukuku genel hükümler ceza hukukunun işlevi


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Ziyaretçilerin arayarak bu sayfada buldukları

ceza hukukunun işlevi

azeri turk 1bir aydan fazla kalsa cezasi nekadar

özel belgede sahtecilik magdur sikayetci olmazsa

SEO Blog

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197