Aşağı git

Kullanıcı Tag Listesi

Sayfa 2 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
11 den 20e kadar. Toplam 26 Sayfa bulundu
  1. #11

    • Offline
    • Lap Yaxsı Yazır
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Mesajlar
    10.864
    Tecrübe Puanı
    596

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 24.173.683
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    0
    419 Mesajına 555 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    0 Mesaj
    Etiketlenmiş
    1 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart





    Cırtdan
    Biri vardı, biri yoxdu, bir qarı vardı. Bu qaranın bir balaca nevesi vardı. Neve o qeder balaca idi ki, ona Cırtdan deyerdiler.
    Bir gün Cırtdan gördü ki, qonşu uşaqları meşeye oduna gedirler, gelib nenesine dedi:
    -Ay nene, uşaqlarla oduna men de gedeceyem.
    Qarı uşaqları çağırıb heresine bir parça yağ yaxmacı verdi. Cırtdanı da onlara tapşırdı.
    Yolda Cırtdan özünü yere vurub getmedi, yoldaşları dediler:
    -Ay Cırtdan, niye gelmirsen?
    Cırtdan dedi:
    -Nenem meni size tapşırıb, meni dalınıza alıb aparın.
    Yoldaşları onu növbe ile dallarına alıb, meşeye getirdiler.
    Uşaqlar başladılar odun yığmağa. Gördüler ki, Cırtdan yığmır. Dediler:
    -Ay Cırtdan, sen niye odun yığmırsan?
    Cırtdan cavab verdi:
    -Nenem meni size tapşırıb, mene de yığın.
    Uşaqlar ona da odun yığdılar. Sonra her kes öz odununu şele bağlayıb dalına aldı. Gördüler Cırtdan oturub baxır. Ona dediler:
    -Ay Cırtdan, sen niye odununu götürmürsen?
    Cırtdan cavab verdi:
    -Nenem meni size tapşırıb, menim odunumu da götürün.
    Uşaqlar elacsız qalıb, onun da odununu dallarına götürdüler. Bir az yol gedenden sonra gördüler ki, Cırtdan geride qalıb ağlayır. Dediler:
    -Ay Cırtdan, niye ağlayırsan?
    Cırtdan cavab verdi:
    -Yorulmuşam. Nenem size yağ yaxmacı verdi....
    yoldaşları onun sözünü ağzında qoydular. Onlardan biri Cırtdana acığlandı:
    -Pis öyrenersen. Daha seni dalımıza götüren deyilik!
    Cırtdan elacsız qalıb yoldaşlarının dalınca getmeye başladı. Onlar bir xeyli getdikden sonra axşam oldu. Qaranlıq qovuşdu, yolu azdılar. Meşeden çıxanda gördüler ki, bir terefden işıq gelir, o biri terefde it hürür. Biri dedi: işıq gelen terefe gedek, o biri dedi: it hüren terefe. Bilmediler ha terefe getsinler. Axırda Cırtdandan soruşdular:
    -Ay Cırtdan, it hüren terefe gedek, yoxsa işıq gelen terefe?
    Cırtdan cavab verdi:
    -İt hüren terefe getsek, it bizi qapar. İşıq gelen terefe gedek, belke yolu tapa bildik.
    Uşaqlar işıq gelen terefe gedib bir divin evine çıxdılar. Div onları görende sevinib öz-özüne dedi: "Yaxşı oldu. Gece onları bir-bir yeyerem." uşaqlara bir az çörek yedirdib yatırdı. Geceden bir az keçenden sonra div uşaqların birini yemek istedi. Uşaqların yatıb-yatmadığını bilmek üçün dedi:
    -Kim yatıb, kim oyaq?
    Bu sözü eşidende Cırtdan tez başını qaldırıb dillendi:
    -Hamı yatıb, Cırtdan oyaq.
    Div soruşdu:
    -Cırtdan, niye yatmırsan?
    Cırtdan dedi:
    -Nenem mene her gece qayğanaq bişirerdi, yedirib yatırardı.
    Div qalxdı, tez qayğanaq bişirib Cırtdana yedirtdi ki, belke yatsın.
    Bir qeder keçenden sonra div yene soruşdu:
    -Kim yatıb, kim oyaq?
    Yene Cırtdan başını qaldırıb dedi:
    -Hamı yatıb, Cırtdan oyaq.
    Div soruşdu:
    -Cırtdan, indi niye yatmırsan?
    -Her gece nenem mene çaydan xelbirle su getirerdi.
    Div ayağa qalxdı, bir xelbir götürüb çaydan su getirmeye getdi. Cırtdan da tez yoldaşlarını oyadıb dedi:
    -Bu div bizi yemek isteyir. Qalxın, qaçaq.
    Uşaqlar tez qalxdılar, qaçıb çaydan keçdiler.
    Bu terefden div ne qeder xelbiri suya salıb qaldırsa, gördü ki, xelbirde su qalmır. Axırda tenge gelib qayıtmaq isteyende, bir de gördü ki, uşaqlar çayın o terefinden gedirler. İstedi sudan keçib uşaqların dallarınca düşsün, amma keçe bilmedi. Axırda onları sesledi:
    -Ay uşaqlar, sudan ne teher keçdiniz?
    Cırtdan tez cavab verdi:
    -Get bir dene deyirman daşı tap, boynuna keçirt, özünü suya at, onda keçersen.
    Div Cırtdanın sözüne inandı, gedib bir deyirman daşı tapı boynuna keçirtdi, özünü suya atdı, suda boğulub öldü
    Azeribalasi (29.08.13) Beğenenler

  2. #12

    • Offline
    • Azerbaycan Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    24.08.08
    Mesajlar
    11.533
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 55 
    Tecrübe: 25.372.929
    Sonraki Seviye: 26.073.450

    Beğendikleri
    3.478
    3.618 Mesajına 5.178 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    2 Mesaj
    Etiketlenmiş
    8 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart Azerbaycan Masalları-Azerbaycan Nağılları-Azeri Nağıllar-Azeri Hikayeler

    Ulduz ile kargalar

    Selam çocuklar; benim adım Ulduz. Farsçası "Sitâre". Bu yıl on yaşımı doldurdum. Okuyacağınız öykü, benim serüvenimin bir bölümü. Behreng Bey bir zamanlar köyümüzde öğretmendi. Bizim evde kalıyordu. Bir gün serüvenimi anlattım ona. Behreng Bey'in hoşuna gitmiş olacak ki "Senin kargalarla serüvenini öykü yapıp kitap haline getirmek istiyorum" dedi. Ben de birkaç şartla kabul ettim. Birinci şart, öykümü sadece çocuklar için yazmasıydı. Çünkü büyükler öykümü anlamayacak ve zevk almayacak kadar dalgındı. İkincisi, öykümü yoksul olan ya da çok nazlı yetişmemiş çocuklar için yazmalıydı. Uşaklarla, lüks arabalarla okula giden çocukların öykülerimi okuma hakları yoktu. Behreng Bey "Büyük kentlerdeki zengin çocukları böyle yapıyorlar, üstelik de çalımlarından geçilmiyor" derdi.

    Şunu da söylemeliyim ki, ben yedi yaşıma kadar analığımın yanındaydım. Bu öykü de o döneme ait. Kendi annem köydeydi. Babam onu boşayıp köye babasının yanına göndermiş ve bir başka kadınla evlenmişti. Babam bir devlet dairesinde çalışıyordu. O zamanlar kentte yaşıyorduk. Küçük bir kentti. Örneğin yalnız bir caddesi vardı. Birkaç yıl sonra ben de köye gittim.
    Her neyse, Behreng Bey, bundan sonra "Tombul Bebek" adlı öykümü yazacağına söz verdi. Umarım benim serüvenimden çok şey öğrenirsiniz.

    Ulduz odada yapayalnız oturmuş dışarı bakıyordu. Analığı hamama gitmiş, giderken de kapıyı üstünden kilitlemiş ve Ulduz'a yerinden kımıldamamasını, yoksa gelince canına okuyacağını söylemişti. İşte Ulduz odada oturmuş, dışarı bakıyor ve düşünüyordu tıpkı büyük insanlar gibi. Analığından çok korktuğu için de yerinden kımıldamıyordu. Tombul bebeğini de düşünüyordu. Geçenlerde kaybetmişti bebeğini. Bir bilseniz, ne kadar sıkılmıştı canı.

    Birkaç kez parmaklarını saydıktan sonra usul usul pencere kenarına geldi. Canı sıkılmıştı. Ansızın havuz kenarına konmuş, su içen bir karga gördü. Unuttu yalnızlığını, içi ferahladı. Karga başını kaldırıp da Ulduz'a gözü ilişince uçmak istedi. Ulduz'un kötü niyetli olmadığını anlayınca uçmadı. Gagasını biraz açtı. Ulduz karganın güldüğünü düşünerek sevindi.
    - Karga Bey, havuzun kirli suyunu içersen, hasta olursun.
    Karga yine güldü. Sonra sekerek yaklaştı:
    - Hayır canım, biz kargalar için farketmez. Bundan kötüsünü de içiyoruz ve bir şey olmuyor. Üstelik bana "Karga Bey" deme. Ben kadınım. Dört tane de çocuğum var. Bana "Anne Karga" de.
    Ulduz karganın nasıl kadın olabileceğini anlamadı. O kadar cana yakındı ki tutup öpmek geliyordu içinden. Doğrusunu isterseniz, güzel değildi, çirkin de değildi, ama sevgi dolu bir yüreği vardı. Biraz daha yaklaşsa tutup öpecekti onu Ulduz.
    Anne Karga biraz daha yaklaştı:
    - Adın ne
    Adını söyledi Ulduz. Anne Karga sordu yine:
    - Ne yapıyorsun içerde
    - Hiç... Analığım beni burada bırakıp hamama gitti. Yerimden kımıldamamamı tembih etti.
    - Sen büyük insanlar gibi düşünüyorsun hep. Neden oyun oynamıyorsun
    Ulduz tombul bebeğini anımsayıp iç geçirdi. Sonra sesini duyurmak için pencerenin kanadını araladı.
    - Ama Anne Karga, oynayacak hiçbir şeyim yok. Bir tombul bebeğim vardı; kayboldu. Konuşan bebekti.
    Anne karga kanadının ucuyla gözyaşlarını sildi, zıplayıp pencerenin pervazına kondu. Ulduz önce korkup yana kaçtı, ama sonra çok sevindi, pencereye yaklaştı.
    Anne Karga:
    - Oyun arkadaşın da mı yok
    - Yaşar var. Ama onu da çok az görüyorum. Çok az. Okula gidiyor.
    - Haydi oynayalım.
    Ulduz Anne Karga'yı tutup kucakladı. Başını öptü, yüzünü öptü. Kanatları kalındı. Ulduz'un giysisi kirlenmesin diye Anne Karga ayaklarını topladı. Gagasını da öptü Ulduz. Sabun kokuyordu gagası.
    - Anne Karga, sabunu çok mu seviyorsun
    - Bayılırım sabuna.
    - Analığımdan korkmasam, bir tane getirirdim sana.
    - Gizlice getir. Analığın farketmez.
    - Ona söylemezsin değil mi
    - Ben mi Ben kimseyi ispiyonlamam.
    - Ama analığım "Ne yaparsan yap, karga gelir, haber verir bana" der.
    Anne Karga içinden güldü.
    - Yalan söylüyor canım. Şu kara başıma yeminle; kimseyi ispiyonlamam ben. Su içmem bahane; havuz kenarına gelir, sonra sabun ve balık kapıp kaçarım.
    - Anne Karga, hırsızlık da neden Günahtır!
    - Çocuk olma canım. Ne demek günah Çalmasam, ben ve çocuklarım açlıktan ölürüz. Günah değil mi Canım, işte bu günah. Karnımı doyuramazsam, günah; ayaklar altında sabun olur da ben aç kalırsam, günah. Ben böyle şeyleri bilecek kadar yaşadım. Şunu da iyi bil ki, böyle kuru öğütlerle hırsızlığın önü alınamaz. Herkes kendisi için çalıştıkça hırsızlık da olacak.
    Ulduz Anne Karga için bir kalıp sabun aşırıp getirmek istedi. Analık yiyecekleri dolaba koyup kilitlerdi. Ama sabunu saklamazdı. Anne Karga'yı pencere kenarına bırakıp mutfağa gitti. Bir kalıp Merâga sabunu alıp getirdi.
    Allah sizi inandırsın çocuklar, Ulduz Anne Karga'nın gittiğini, analığının koltuğunun altında bohçayla pencereye doğru geldiğini görünce yüzü pancar gibi kızardı. Kapana sıkışmıştı. Analığı pencereden başını sokup bağırdı:
    - Ulduz, yine evin altını üstüne mi getiriyorsun Sana demedim mi yerinden kımıldama diye ha
    Ulduz bir şey diyemedi. Analık kilidi açıp içeri girmek üzere kapıya yöneldi. Ulduz hemen sabunu gömleğinin altına saklayıp bir köşeye büzüldü. Analığı içeri girdi:
    - Ne aradığını söylemedin
    Ulduz korkuyla:
    - Ana .. dövme beni! Tombul bebeğimi arıyordum.
    Analık nefret ediyordu Ulduz'un bebeğinden. Ulduz'un kulağını tutup büktü.
    - Yüz defa dedim sana unut şu uğursuz bebeği diye! Anlıyor musun
    Sonra analık mutfağa çay koymaya gitti. Ulduz çişini bahane edip avluya çıktı. Oraya buraya bakındı, Anne Karga'yı gördü. Çatıya konmuş, meraklı gözlerle bakıyordu. Ulduz sabunu çalıların altına koydu. Gel, sabunu al, dercesine kargaya göz kırptı. Anne Karga yavaşça gelip çalılara saklandı.
    Ulduz:
    - Anne Karga, oyun oynamak için çocuklarından birini getirir misin
    Anne Karga fısıldayarak:
    - Bekle, öğleden sonra. Kocam da razı olursa, getiririm.
    Sonra sabunu aldı, uçup gitti.
    Ulduz gözlerini gökyüzüne dikmişti. Karga uzaklaşınca sevincinden zıplamaya başladı. Konuşan bebeğini bulmuş gibiydi. Birden analığı bağırdı:
    - Kız, niye dansediyorsun öyle Gir içeri. Sıcak geçecek başına. Sana bakacak halim yok!
    Öğle yemeği vaktiydi. Ulduz gidip oturdu odaya. Birkaç dakika sonra babası daireden geldi. Suratı asılmıştı. Ulduz'un selamına bile yanıt vermedi. Ellerini yıkadı, sofraya oturup yemeğine başladı. Galiba yine müdüründen azar işitmişti.
    Patates kızartmasının kokusundan az daha bayılacaktı Ulduz. Babasının yemek yiyişine bakıp yutkunuyordu. Bir şey alıp yiyemezdi. Analığı hep söylerdi: "Çocuk kendisi için yemek alamaz. Büyükler çocuğun tabağına yemek koyar; o zaman çocuklar yemek yer."

    Eylül ayıydı. Öğle yemeğinden sonra babasının ve analığın uykusu gelince yatarlardı. Ulduz da uyumak zorundaydı. Yoksa babası "Çocuk dediğin, öğle yemeğini yedi mi, uyur" diye bağırırdı. Ulduz bir türlü anlamıyordu neden mutlaka uyuması gerektiğini. "Artık bugün uyuyamam. Uyursam, Anne Karga gelir ve beni göremeyince çocuğunu götürür." diye geçirdi içinden.

    Odada yere uzanıp uyur gibi yaptı. Babası ile analığı uyuyunca ayaklarının ucuna basa basa avluya çıktı, dut ağacının gölgesine oturdu. Parmaklarını üç kez saymıştı ki karga çıkageldi. Önce dama konup Ulduz'a baktı. Ulduz aşağıya gelebileceğini işaret edince Anne Karga gelip yanına kondu. Minik, sevimli bir karga da getirmişti yanında.
    - Uyumuş olmandan korkuyordum.
    - Her gün uyuyordum. Bugün babamla analığı uyuttum, ama ben uyumadım.
    - Aferin iyi etmişsin. Uyku vaktine çok var daha. Gündüzleri uyursan, geceleri ne yapacaksın peki
    - Gel de analığa anlat bunu... Minik kargayı benim için mi getirdin Ne sevimli!
    Anne Karga yavrusunu Ulduz'un eline verdi. Çok sevimliydi. Birden iç geçirdi Ulduz.
    - Neden iç geçirdin
    - Bebeğim geldi aklıma. Yanımda olsaydı keşke! Üçümüz birlikte oynardık.
    - Üzülme. Torunlarımdan birinin büyük kızı birkaç güne kadar yumurtlayıp yavru sahibi olacak. Onlardan birini getiririm sana; üç kişi olursunuz.
    - Senin başka çocuğun yok mu
    - Neden olmasın, var. Üç tane daha var.
    - Öyleyse onları da getir.
    - O zaman ben yalnız kalırım. Baba Karga da var. İzin vermez. Sana getirdiğim yavru henüz konuşmuyor. Yürüyor ama uçmayı bilmiyor. Bir haftaya kadar konuşur. İki haftaya kadar da uçabilir. İki hafta sonra uçması gerek, dikkat et. Yoksa hiçbir zaman uçamaz. Aklında olsun.
    - Uçamazsa ne olur
    - Ne olacağı belli; ölür. Ona ne yedireceğini biliyor musun
    - Hayır, bilmiyorum.
    - Günde bir parça sabun, biraz et, falan filan. Mümkün olursa, arada sırada küçük bir balık. Sizin havuzda çok balık var. Kurtçuk da yer... Peynir de yer.
    - Tamam.
    - Analığın ona bakmana izin verir mi
    - Hayır, analığım böyle şeyleri görmeye tahammül edemez. Saklamam gerek.
    Minik Karga Ulduz'un eteğinde çırpınıyordu. Gagasını açıyor, yavaşça ellerini tutup bırakıyordu. Küçücük gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ayakları inceydi, tıpkı Ulduz'un küçük parmağı gibi. Tüyleri yumuşaktı; annesininki gibi kalın değildi. Annesinden daha güzeldi de.
    Anne Karga:
    - Peki nereye saklayacaksın
    Ulduz hiç düşünmemişti bunu. Düşünmeye başladı. Neresi vardı Hiçbir yer.
    - Çalıların çiçeklerin arasına saklarım.
    - Olmaz. Analığın görür. Üstelik, çiçekleri sularken yavrum ıslanır ve üşütür.
    - Nereye saklayım öyleyse
    Anne Karga oraya buraya bakındı:
    - Merdiven altı daha iyi.
    Çatı merdiveni uygundur. Küçük kentlerde ve köylerde bu merdivenlerden çok olur. Merdiven altı kuş yuvası olmuştu.. Minik kargayı oraya bıraktılar. Kedi gelip kapmasın ve analık farketmesin diye kapısını sıkıca kapadılar. Kapının altında küçük bir delik vardı ve minik karga buradan nefes alabilirdi.
    Ulduz Anne Karga'ya:
    - Anne Karga, adı ne
    - Bay Karga de ona.
    - Erkek mi
    - Evet.
    - Erkek olduğu neresinden anlaşılıyor Bütün kargalar birbirine benziyor.
    - Siz böyle düşünüyorsunuz. Biraz dikkat edersen erkeğin dişiden farklı olduğunu anlarsın. Başlarından, yüzlerinden belli olur.
    Bir süre daha dereden tepeden konuşup ayrıldılar. Ulduz odaya girdi, uzanıp gözlerini kapadı. Analığı uyandığında Ulduz hâlâ uykuda olduğunu gördü. Ama aslında Ulduz uyumamıştı. Uykusu gelmiyordu. Bay Karga'yı düşünüyordu. Göz ucuyla analığına bakıyor ve için için gülüyordu.

    Aradan birkaç gün geçti. Ulduz'un keyfine diyecek yoktu. Babası ve analığı şaşırıyorlardı bu duruma. Bir gece analığı babasına "Bu çocuğun nesi var bilmem. Hep gülüyor, hep dansediyor, havalarda uçuyor. İşin aslını anlamam gerek" dedi.

    Ulduz bu sözleri duyunca "Daha dikkatli olmalıyım" diye geçirdi içinden.
    Günde iki üç kez Bay Karga'nın yanına uğruyordu. Bazen evde kimse olmayınca Bay Karga'yı yuvadan çıkarıyor, oyun oynuyordu. Ulduz dil öğretiyordu ona. Zaman zaman Anne Karga da geliyor, çocuğuna bir şeyler getiriyordu: Bir parça et, sabun ve benzeri şeyler. Birkaç kez de örümcek getirmişti. Anne Karga'nın gagasına sıkışan örümcekler çırpınıyorlar ama kurtulamıyorlardı. Ne kadar da uzun bacakları vardı! Ulduz korktu onlardan. Anne Karga:
    - Korkma canım, bak, yavrum nasıl yiyor onları.
    Gerçekten de Bay Karga iştahla yuttu onları. Sonra gagasını birkaç kez sağdan soldan yere sürttü :
    - Anneciğim, yine getir bunlardan. Çok lezzetliydi.
    - Peki.
    Ulduz:
    - Bizim mutfakta bunlardan çok var. Getiririm sana.
    Bay Karga yutkunup teşekkür etti.
    O günden sonra Ulduz orada burada dolaşıyor, örümcek avlıyor, gömleğinin cebine koyup, örümcekler kaçmasın diye düğmesini ilikliyor, bir fırsatını bulunca da götürüp Bay Karga'ya veriyordu. Elbette bunlar onun için yemekten sayılmazdı. Şeker horozu, kuruyemiş, pasta gibi şeylerin yerine geçiyordu. Anne Karga, yaşayan bir varlığın yemek yemezse mutlaka öleceğini söylemişti. Hiçbir şey onu canlı tutamazdı. Yemekten başka hiçbir şey.
    Bir gün öğle yemeğinde analık, eli ayağı kırılmış birkaç örümceğin sofrada yürüdüklerini gördü. Ulduz cebinden kaçdıklarını anladı. Yüreği küt küt atmaya başladı. Önce onları toplayıp cebine koymak istedi ama belli etmemenin daha doğru olacağını düşündü. Analığı örümcekleri ayaklarından tutttuğu gibi dışarı attı ve tehlike geçmiş oldu.
    Yemekten sonra Ulduz kalan örümcekleri vermek üzere Bay Karga'nın yanına gitti. Önceki örümceklerden bir ikisini de yine avlu kenarında bulmuştu. Bay Karga'nın ağzına vermek için örümceklerden birini iki parmağıyla tuttu. Bunu Anne Karga'dan öğrenmişti. Nasıl da gagasının ucuyla yemeği yavrusunun ağzının koyuyordu.
    Bay Karga örümceği tam yiyecekken birden irkildi ve başını çekerek "Ulduzcuğum, yemeyeceğim." dedi.
    - Ne oldu, minik kargam
    - Tırnaklarına bak, ne halde!
    - Nesi var tırnaklarımın
    - Uzun, kirli ve siyah. Çok özür dilerim Ulduz Hanım, ama ben böyle yemek yiyemem Anlıyor musun Ulduz Hanım
    - Anladım. Kusurumu yüzüme karşı söylediğin için çok teşekkür ederim. Bundan böyle ben de kirli tırnaklarla yemek yemeyeceğim. İnan bana.


    Sinemde yanar dağlar bahçeler bağlar yetim
    Sensizken canım ağlar bensizken memleketim
    Özüme bir kez dokun gör nasıl birisiyim
    Aşka aşıkken bile memleket delisiyim

    Azeribalasi (29.08.13) Beğenenler

  3. #13

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    Azerbaycan Masalları - Azerbaycan Nağılları

    Bir keklik dağ başında oxuyurdu. Tülkü onun sesini eşidib yanına geldi ve dedi:
    - Ay keklik, sen ki, beyle gözel quşsan ve beyle gözel sesin var, eyle her zaman oxuyursan? Sen heç yuxulayıb yatmırsan?
    - İndi ki, beyledir, bir mene göster görüm nece yatırsan?

    Keklik yatmağını tülküye göstermek üçün gözlerini yumdu. Tülkü celd atılıb onu dutdu.
    Keklik gördü ki, tülkü onu aldadırmış. Ax-maqlık edib onun hiylesine inanıpdır. Başını tül-künin ağzından çıxarıb dedi:
    - Ay tülkü baba, sen ki, bele bacarıqlı ve bele qolaylıqla ovunu dutursan, sen heç yeyende Allah'a şükür edirsen?
    Tülkü cavab verdi:
    - Nece etmirem, elbette ki, edirem. Keklik dedi:
    - İndi dutax ki, sen meni yemisen, bir Allah'a şükür et, görüm nece edirsen?
    Tülkü ağzını açdı ki, şükür etsin, keklik bir anda uçub qondu bir qayanın üstüne. Tülkü veziyeti beyle görüb dedi:
    - Keklik qardaş, sen ki, menim ağzımdan qur- tuldun, get, ama lenet olsun o adama ki, ovunu ye memiş Allah'a şükür edir.
    Keklik cavabmda dedi:
    - Yaxşı deyirsen tülkü baba, o adama da lenet olsun ki, yuxusu gelmemiş gözlerini yumub yatmaq isteyir.
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  4. #14

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart Azerbaycan nağılları (xoruz ve padişah)

    xoruz ve padişah

    Biri var imiş, biri yox imiş, Allah'dan başqa heç kes yox imiş. Bir de bir xoruz var imiş.

    Bir gün xoruz peyinlikde eşelenib özüne yem arayanda bir qara pul tapdı,şad olub başladı oxumağa:
    - Quqquluqu! Birce şahı tapmışam!
    Padişah xoruzun sesini eşidib buyurdu ki
    gedib onun pulunu elinden alsınlar.

    Şahmı xoruzun elinden alandan sonra xoruz başladı oxumağa:
    -Quqquluqu! Padşah mene möhtaç imiş!
    -Padşah buyurdu ki, xoruzun şahısını aparıb özüne versinler.

    - Quqquluqu! Padşah da menden qorxar imiş!
    Padşah bunu eşidende xoruza hirslenib buyurdu ki, onu tutub öldürsünler.

    Xoruzun başını kesende oxudu:
    -Quqquluqu! Ne iti bıçaq imiş!

    Xoruzun başını kesince onu soxdular qaynar suya ki, tükünü yolsunlar. Gaynar qazanın içinde xoruz oxudu:
    -Quqquluqu! Ne isti hamam imiş!

    Xoruzu qazanın içinden çıxarıb tükünü yoldular ve bişirib qoydular pilovun başına.
    Burada xoruz oxudu:
    - Quqquluqu! Ne ağca tepe imiş!

    Pilovu getirdiler padşahın qarşısına. Padşah pilovu yeyende xoruz onun boğazında yene oxudu:
    - Quqquluqu! Ne darca küçe imiş!

    Ondan sonra xoruz getdi qaranlıq yere, orada oxudusa da kimse sesini eşitmedi.
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  5. #15

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart şengülüm-süngülüm-mengülüm

    şengülüm-süngülüm-mengülüm

    Biri var imiş, biri yox imiş, Allah'dan başqa heç kim yox imiş.
    Bir keçi var imiş, bu keçinin de üç balası.
    Birinin adı Şengülüm,birinin adı Süngülüm, birinin de adı Mengülüm.
    Bu keçi her gün gedib meşede ve çölde otlarmış.
    Balaları da qapıları bağlayıb evde oturarmışlar.
    Keçi otlamaqdan dönende qapının arxasından çağırarmış:
    Şengülüm, Süngülüm, Mengülüm! Açın qapıyı, men gelim!
    Ağzımda su getirmişem, döşümde süd getirmişem, buynuzumda ot getirmişem.
    Bunu eşiden kimi balaları sevinib tez qapıyı açırmışlar
    ve anaları onları doyuzdurub yene gedermiş çöle otlamağa.

    Bir gün keçi gedince qurd gelib durur qapının dalında ve başlayır çağırmağa:

    Şengülüm, Süngülüm, Mengülüm! Açın qapını, men gelim!
    Ağzımda su getirmişem, döşümde süd getirmişem, buynuzumda ot getirmişem.
    Balaları eyle bildi ki, bunları çağıran analarıdır. Tez qapını açdılar.
    Qurd içeri girib Şengülümü, Süngülümü tutub yedi.
    Ama Mengülüm qaçıb evin bir bucağında gizlendi.
    Qurt onu görmedi.


    Keçi düzü, çimeni otlayıb döndü evine
    ve hemin sözler ile başladı balalarını çağırmağa.
    Ama içeriden bir kes ona cavab vermedi.
    Nece defe Şengülüm, Süngülüm deyib çağırdısa da,
    ona cavab veren olmadı ve qapı açılmadı.


    Âxirda özü qaranlıq bir bucaqda Mengülümü gördü.
    Başlarına geleni Mengülüm anasına söyledi.
    O zaman keçi çıxtı dovşanın damının üstüne ve ayaqları ile damı döydü.
    Tovşan içeriden seslendi:
    O kimdir?
    Keçi cavab verdi,
    menem, balalarımı sen mi yemisen?
    Tovşan cavab verdi ki,
    yox men yemedim, get tülküden xeber al.
    Keçi getdi, çıxdı tülkünün damının üstüne ve başladı ayaqları ile döymeye.
    Tülkü içeriden seslendi:
    O kimdir, menim damımın üstüne çıxıb?
    Keçi dedi,
    menim balalarımı sen mi yedin?
    Tülkü cavab verdi,
    yox men yemedim, get qurddan xeber al.
    Keçi getdi çıxdı qurdun damının üstüne.
    Bu vaxıt qurdda bir qazan aşı ocağın üstünde bişirirdi.
    Keçi damını döyende bunun aşının içine torpak döküldü.
    Qurt bağırdı:
    O kimdir damım üste toz töker samım üste?
    Aşımı şor eyledi, gözümü kör eyledi.
    Keçi cavab verdi:
    Menem, menem, men paşa, boynuzum qoşa-qoşa.
    Çıx dışarı, savaşa!
    Qurd dışarı çıxdı ki, görsün ne var.
    Keçi dedi:
    Sen menim balalarımı yemisen, gelmişem seninle savaşam.
    Qurt istedi boynundan atsın, ama atabilmedi ve keçi ile sert qoydular ki,
    her ikisi bir yerde qazıya şikayet etsinler.
    Keçi getdi evine, bir kasa qatıq çaldı
    ve bir desterxan yağlı çörek bişirdi ki, qazıya pay aparsın.
    Qurd da bir torbanın içine üç-dört noxut denesi saldı, üfürüb içini yel ile doldurdu.
    Ağzını möhkem bağlayıb özü ile getirdi.
    Geldiler qazının huzuruna.
    Qazı keçinin payına baxdı ve çok beyendi.
    Sonra qurdun getirdiyine baxdı.
    Açıb baxınca noxudun biri atılıb qazının bir gözünü çıxardı.
    Qazı işi bele kesdi ki keçi ile qurd savaşsınlar ve qurda da bir buynuz hazırlansın.
    Qazı keçinin buynuzunu daha da keskin etdi.
    Ama qurda da çürük bir ağaçdan bir buynuz düzeltdi.
    Keçi ile qurd başladı savaşmağa.
    Bir iki defe vuraşandan sonra qurdun buynuzu qırıldı ve keçi vurub onun qarnını yırtdı.
    Qurd bağırdı:
    Vay bağırsağım, vay!
    Keçi cavabında dedi:
    Şengülümü, Süngülümü yemeyeydin! Vay bağırsağım demeyeydin!
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  6. #16

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    Yetim Fatma

    Biri var idi, biri yoğ idi, allahın bendesi çoğ idi, bir kişiynen bir arvad var idi. Günlerin birinde iş bele getirdi ki, bu kişinin arvadı azarlanıb öldü. Hemin arvaddan Fatma adında yetim bir gızı, bir de oğlu galdı. Kişi gördü ki, uşaglara bağa bilmeyecek, odu ki, ayrı bir arvad aldı. Kişinin bu arvaddan da bir gızı oldu, amma bu yaman kifir gız idi. Bu arvad gelen günden yetim Fatmanı gözü götürmedi. Öz gızının adını da Fatma goydu. Amma bu gızınan onun asiman tafoutu var idi. Yetim Fatma gözel göyçek bir gız, çirkin Fatma ise gara keçel idi. Analıg yetim Fatmaynan, oğlana gün verib, işıg vermirdi. Onları gah suya, gah oduna gönderirdi. Evde garabaş kimi işledirdi.
    Günlerin birinde arvad iki ayağın bir başmağa direyib erine dedi:
    - Kişi, eger bu uşagları aparıb azıtmasan, sende oturmuyacam. Menim bu uşaglardan zehlem gedir, onlara daha men bağa bilmirem.
    Kişi ne geder yalvar-yapış eledi ki, ay arvad, insafın olsun, men bu bir parça tüfülleri hara azıdım, yazıgdılar, gederler meşede gurd-guş yiyer. Arvadın hırı tutmuşdu, ele nırğ deyib durdu ki, eger azıtmasan gününü gara eliyecem. Kişi çoğ götür-goy eledi, gördü ki, ayrı elacı yoğdu. Fatmaynan oğlunu götürüb getdi meşeye. Uşaglarını alladıb dedi:
    - Balalarım, siz morug, çiyelek yığa-yığa gedin derenin dibine, men de bu biri terefden bir az odun gırım, ağşamüstü gelib sizi de götürerem, gederik.
    Uşaglar atalarının sözüne inandılar. Morug, çiyelek yığa-yığa lap meşenin sığ yerine çatdılar.
    Size kimnen deyim, kişiden. Kişi uşagları aldadıb bu terefden ağlaya-ağlaya, kor-peşiman gayıtdı eve. Ağşam oldu. Garanlıg düşdü, meşede göz-gözü görmürdü. Ayı, canavar, peleng, şir meşeye bir nerilti, gurultu, inilti salmışdılar ki, vehmeden adamın bağrı çatlayırdı. Uşaglar ha gözlediler, dedeleri gelib çığmadı. Ağırda elacsız galıb bir ağacın başına çığıb orada gecelediler. Sabah tezden durub yol başladılar bir cığırnan getmeye. Az getdiler, üz getdiler, dere-tepe düz getdiler, gelib bir bulağın başına çatdılar. Fatmanın gardaşı yaman susamışdı. Özünü tez verdi bulağın başına, istedi sudan doyunca içe. Fatma goymag istemedi, ele bil üreyine dammışdı ki, bu suda bir şey var. Fatma ne geder eledi ki, gardaşı sudan içmesin, olmadı. Oğlan ağzını bulağın gözüne diriyib sudan doyunca içdi. O saat dönüb oldu gara bir inek, Fatma üz-gözünü cırıb şiven saldı ki, ay gardaş, sene demedimmi içme, indi men neyniyim, başıma haranın daşını töküm.
    Gardaşı dedi:
    - Bacı, daha iş-işden keçib, menimki de beleymiş, gel gedek. Amma bu sirri ne bade bir adama deyesen ha!
    Fatma ineyi de gabağına salıb ayag lepiriynen o geder getdi ki, meşeden çığdı. Bir dağın başına çığıb gördü ki, evleri uzagdan görükür. Düz geldi evlerine. Arvad gördü ki, gız geldi, amma yanında da bir gara inek. Evvelce üz-gözünü turşutdu, gaş-gabağını tökdü, istedi gızı govlasın. Sonra fikirleşdi ki, oğlan yoğdu, yegin ölüb-itib, meşede galıb. Gız da ki, bir yağşı ineynen gelib. İneyi sağıb yeyerik. Bir azdan sonra gızı gene azdırarıg, o da itib cehenneme vasil olar. Kişi de gızını görüb bir terefden sevindi, bir terefden de oğlunu yadına salıb bikeyf oldu.
    Analıg her gün Fatmanın eline bir az yun verib ineyi otarmağa göndererdi. Fatma ağşama kimi ineyi otarır, analığı verdiyi yunu da didib eyirerdi. Bir gün yene ineyi otardığı yerde berk yel esdi, yel Fatmanın yumağını götürüb apardı. Fatma, "a yel baba, yumağımı aparma" - deye-deye yüyürürdü. Yel baba yumağı aparıb bir evin bacasınnan içeri saldı. Fatma gelib bu evin gapısını döydü. İçeriden bedheybet bir garı çığıb dedi:
    - A bala, ne var, ne isteyirsen?
    Fatma dedi:
    - Garı nene, yel baba yumağımı senin bacannan içeri saldı, gelmişem ki, onu veresen.
    Garı dedi:
    - A gızım, gel menim başıma bağ, sonra yumağını verim.
    Fatma razı oldu, içeri girib gördü garının evi zir-zibilnen doludu. Odu ki, dedi:
    - Garı nene, süpürgeni ver, evini süpürüm.
    Garı süpürgeni verdi. Fatma evi süpürüb ter-temiz eledi. Sonra da başladı garının başına bağmağa, gördü ki, bunun başı doludu ilan, çayannan, bağdı ki, garının başında bitler var tısbağa boyda, bireler var gurbağa boyda.
    Garı dedi:
    - A gızım, de görüm senin ananın başı geşengdi, yoğsa menim? Menim birelerim geşengdi, yoğsa onun.
    Fatma dedi:
    - Ay nene, elbette, senin başın geşengdi. Senin bit, birelerin de lap serçe, bülbül kimi şeylerdi.
    Bu sözler garının ğoşuna geldi, odu ki, dedi:
    - Bala, burdan gedende gabağına üç bulag çığacag, birinin suyu dümağ, süd kimi, o birininki gapgara şeve kimi, birinin de suyu gıp-gırmızı lale kimi. Ağ suda soyunub çimersen, gara sudan da saçına, gaşına, kirpiyine çekersen. Gırmızı sudan da yanaglarına, dodaglarına çekersen. Sonra gedib gara ineyin bir buynuzunnan yağ, birinnen de bal emeceksen.
    Fatma garının yanından çığıb geldi, yolda günçığan terefde gabağına bir bulag çığdı, suyu dümağ süd kimi, girib suda çimdi. Bir az gedib günbatan terefde de bir bulağa rast oldu. Bu bulağın suyu da gapgara idi. Fatma bu suynan başını yuyub, bir az da gaşına, kirpiyine çekdi. Gırmızı sudan da bir az yanaglarına, dodaglarına çekdi. Fatmanın gözelliyi bir idi, indi oldu min. Fatma ele bir gözel gız oldu ki, heç misli-beraberi olmadı. Aya dedi, sen çığma, men çığacam, güne dedi, sen çığma, men çığacam. Yanaglar gıp-gırmızı alma kimi, dodagları gaymag, dişleri inci, gözü maral gözü. Ne deyim, bir bağan deyerdi bir de bağaydım.
    Fatma düz gelib çığdı gara ineyin yanına, onun başını, gözünü sığallayıb başladı buynuzlarını emmeye, gördü ki, doğrudan da, ineyin bir buynuzunnan yağ, birinnen de bal gelir. Fatma her gün ineyin buynuzlarını emib ele kökeldi ki, lap balığa döndü. Fatmanın analığının bu işe hem pağıllığı tutdu, hem de mat galdı ki, gören Fatma neyleyir ki, bele kökelib, geşengleşir. Odu ki, sabahdan öz keçel gızını da goşdu Fatmanın yanına ki, o da nağıra gedib geşengleşsin.
    İş bele getirdi ki, yene berk bir yel gopdu, bu defe de yel keçel Fatmanın yununu götürüb apardı. Yun gedib hemin garının bacasınnan içeri düşdü. Keçel Fatma yunun dalınca gaça-gaça gedib garının evine çığdı. Gapını döyüb yununu istedi. Garı gızı içeri çağırıb dedi:
    - A gızım, gel başımı bitle, sonra yununu verim.
    Gız garının başına bağıb gördü ki, bit-bireynen doludu. "Tfu" eleyib geri çekildi. Garı dedi:
    - A gızım, menim başım temizdi, yoğsa senin ananın?
    Gız dedi:
    - Allah vurmuşdu seni, başın ilan gurbağaynan doludu, helbetde anamın başı yağşıdı.
    Garı bir altdan yuğarı bağıb dedi:
    - A gızım, sen ki, bele dedin, ala yununu verirem, amma burdan gedende gabağına üç bulag çığacag. Birinin suyu gara, birinin suyu ağ, o birininki de gırmızı. Sen evvelce gara suya girib çimersen, sonra ağ suynan başını yuyub, bir az da gaşına, kirpiyine, gırmızı sudan da alnına sürtersen. Sonra da gara ineyin döşlerini emersen.
    Gız garının yanınnan çığıb yolda gara suynan çimdi, ağ sudan gaşına, kirpiyine çekdi, gırmızı sudan da alnına sürtdü. Evvelden de bir şey olmayan keçel Fatma dönüb oldu gara gul; her yeri oldu gap-gara kösey kimi. Birce dişleri, gözleri ağarırdı. Keçel Fatmanın heç neden ğeberi yoğ idi. Gelib ineyin emceyini ağzına salıb başladı sormağa, gördü ki, ağzına irin gelir, tez başladı ineyin o biri memesini emmeye, gördü ki, bunnan da gan gelir. Durub kor-peşiman evlerine geldi. Anası gızına bağan kimi ellerini iki dizine vurub dedi:
    - Bıy, başına güller, ay gız sene ne oldu ki, bu güne düşdün?
    Gız başına geleni anasına söyledi. Daha iş işden keçmişdi. O günnen keçel Fatmanı anası evden heç yere burağmadı. Amma göyçek Fatma her gün ineyi aparıb otarır, özü de günü-günnen geşengleşirdi. Analıg gördü ki, Fatma ineyi otarmağa apardıgca yağşılaşır, odu ki, bir gün bir az guru yuğa bişirib paltarının altınnan küreklerine goydu, eri eve gelende yere yığılıb arğası üste o üze, bu üze çörükdü. Arvad terpendikce yuğalar ğırha-ğırnan gırılırdı. Arvad ufuldana-ufuldana dedi:
    - A kişi, görürsenmi ne berk azarramışam. Ölürem, mene bir elac.
    Kişi dedi:
    - Arvad senin dermanın nedi, de tapım?
    Arvad dedi:
    - Menim dermanım gara ineyin etidi. Onu kesib etini mene yedirtsen yağşı olacam.
    Kişi evvelce ineyi kesmek istemedi, amma arvad el çekmedi ki, çekmedi. Kişi ağırda ineyi kesdi. Göyçek Fatma gördü ki, ineyi kesdiler. Galdı meettel ki, indi ne yeyecek, acınnan ölecek. Durub getdi hemin goca garının yanına, ehvalatı ona söyledi. Garı dedi:
    - Gızım, eybi yoğdu, goy ineyi kessinner, sen onun etinnen yemezsen, goy onlar yesinner, sonra ğelvetce onun bütün sümüklerini torbaya yığıb getirersen menim yanıma. Gorğma, gardaşın indi de ğoruz cildine düşecek Fatma garının yanınnan gelib o dediyi kimi eledi. İneyin etinnen yemedi, onsuz da analığı heç ona et vermedi. Beli, Fatma ineyin sümüklerini irili-ğırdalı yığıb bir torbaya doldurdu, ğelvetce düz getirdi garının evine, garı yeke bir guyu gazıb sümükleri basdırdı ora. Üstünü torpaglayıb gıza dedi: - Bala, gorğma, bu sümüklerden ne istesen o saat hazır olacag.
    Gız durub evlerine geldi, bir-iki günnen sonra padşahın böyük oğlunun toyuydu, hamını çağırmışdılar. Fatmanın analığı da keçel gızını geyindirib-keçindirib toya gedirdi. Göyçek Fatma da analığına yalvar-yağar eledi ki, toya onu da aparsın. Analığı goymadı ki, goymadı, dedi:
    - Birce senin yerin eskik idi, gağıl otur yerinde, onsuz da senin paltarın ne gezir ki, geyinib gedesen.
    Analıg bir çanag darını yere töküb, bir boş cam goydu, dedi:
    - Men gelene kimi bu darını yığarsan çanağa, bu camı da göz yaşınnan doldurarsan, eger dediklerimi elemesen, vay senin gününe.
    Fatma galdı mat-mehettel ki, neylesin. Analığı geden kimi kor-peşiman daban alıb düz geldi garının yanına, analığının tapşırdığı işleri söyledi.
    Garı dedi:
    - Gızım, gorğma, bu işler menim elimde su içimi kimi bir şeydi.
    Garı gıza bir çanag darı verdi, bir cam da duzlu şor su. Dedi:
    - Apar bu darını tök analığının darı çanağına, duzlu suyu da tök cama, ele bilsin ki, ağlayıbsan, gözünün yaşıdı. Galdı yere tökülen darılar, toyug-cüceleri burag goy darını denneyib gurtarsınnar.
    Garı bu sözleri gıza deyennen sonra onu götürüb geldi ineyin sümüyünü basdırdığı yere. Guyunun ağzını açıb dedi:
    - Ey gara inek, sennen bir geşeng padşahane libas, bir de bir gızıl başmag isteyirem ki, Fatma geyinib getsin toya.
    O saat bir de gördüler ki, bu şeyler hazır oldu. Garı gıza bir torba kişmiş, bir torba da kül verib dedi:
    - Gızım, bu paltarı, gızıl başmağı geyib, torbaları da götürüb gedersen toya, orada seni analığın tanımayacag, toyda seni de oynadacaglar. Sen oynayanda camaatın üstüne kişmiş tökersen, analığının üzüne kül, sonra tez gayıdıb gelersen eve, paltarını soyunub oturarsan.
    Beli, Fatma zer-zibaynan tikilmiş paltarı geyib, gızıl başmağı ayağına tağıb döndü huri-meleye. Getdi toya, hamı bu gözellikde gızı görüb mat galdı. Fatma oynaya-oynaya adamların gabağına getdikce hamının gucağına kişmiş töküb, analığının gözüne kül sepdi. Sonra toydan çığıb telesik gayıtdı eve. Yolda çaydan hoppanıb keçende başmağının bir tayı ayağınnan çığıb düşdü suya. Telesdiyinnen başmağı goyub gaçdı. Hemin gün deme padşahın oğlu ova çığıbmış. Gayıdan baş yolda atını çayda sulamağa getirdi. At dodağını suya vurub geri çekildi. Padşahın oğlu eyilib suya bağdı, gördü ki, suda bir tay gızıl başmag var, tez çığardıb özüynen getirdi. Bu terefden de Fatma gelib paltarını soyunub gizlendi. Analığı gaş-gabaglı geldi eve. Fatma dedi:
    - Ana, bir az söyle görüm toyda ne oldu, ne keçdi?
    Arvad dedi:
    - Heç, ne olacag, bir garagünnünün biri oynayanda hamının gabağına kişmiş tökdü, bizim gabağımıza kül atdı.
    Bunları burda goyag, görek padşahın oğlu başmağı neyledi. Başmag o geder geşeng idi ki, heç padşahın ğezinesinde de belesi yoğ idi. Padşahın oğlu başmağı öz lelesine verib dedi:
    - Apar bu başmağı şeherbeşeher, kendbekend ağtar, hansı gızın ayağına olsa, gerek onu alam.
    Lele her yeri gezdi, bütün kendleri, şeherleri helek-felek eledi, başmag heç kimin ayağına olmadı. Ağırda ğeber alırlar ki, bu başmağı ayağına tağmamış kim galdı, dediler ki, birce Fatma adlı bir yetim gız var, o galıbdı. Getirib başmağı Fatmanın ayağına geyindirdiler, gördüler ki, ele bil başmagçı özü eliynen tikib, düz gızın ayağına. O saat gedib padşah oğluna ğeber apardılar ki, bes bele-bele, başmag filan gızın ayağına oldu. Oğlan toy tedarükü görüb Fatmanı gelin getirmek üçün öz adamlarını gönderdi ki, gızın başını bezesinner. Bu terefden Fatmanın analığı pağıllığınnan az galdı çatlasın, odu ki, Fatmanın el-ayağını kendirnen bağlayıb saldı tendire, üstünü de örtdü. Öz gızı keçel Fatmanı da bezendirib goydu göyçek Fatmanın yerinde. Yengeler, sağdışlar, solduşlar geldiler ki, gızın başını bezeyib gelin aparsınlar, gördüler ki, gız o gız deyil.
    Dediler:
    - Ay balam, bu gız niye bele garalıb?
    Gızın anası nırğ deyib durdu ki, ele bu hemen göyçek Fatmadı, o günün altında durub, gün garaldıb. Yenge tez başmağı getirib gızın ayağına tağdı, gördü yoğ, olmadı. Öz-özüne fikirleşdi ki, ağı bu gız men gördüyüm deyil, bunu bezeyib aparsag padşahın oğlu ne deyer? Ele bu fikirdeydi ki, gördü küçeden uşaglar oğuyurlar:
    Gün çığ, gün çığ,
    Keher atı min çığ,
    Keçel gızı evde goy,
    Saçlı gızı götür gaç.
    Yenge gızın tez başına bağıb gördü gız gart keçeldi. Tez durdu ki, gedib ehvalatı oğlana söylesin. Birden mehlede bir ğoruz başladı bannamağa:
    Guggulu-gu,
    Fatma ğanım tendirde,
    El-ayağı kendirde.
    Yenge gelib tez tendirin ağzını açdı, gördü doğrudan da Fatmanın el-ayağını kendirnen bağlayıb tendire salıblar. Gızı çığardıb getirdiler eve, yetmiş yerden ona bezek-düzek verib, geyindirib-keçindirib apardılar padşahın oğluna. Hamı toyda çalır, oynayır, şadlıg eleyirdi keçel Fatmaynan anası gan ağlayırdı.
    Aradan bir müddet keçennen sonra keçel Fatmanın anası dedi:
    - A gızım, olan-olub, keçen-keçib, bir dur get gör bacın ne gayırır?
    Keçel Fatma geyinib-keçinib getdi bacısının yanına, ğoş-beş on beşden sonra dedi:
    - Ay bacı, yaman çimmek isteyirem, dur gedek derya kenarında çimek.
    Göyçek Fatma bacısının ğetrini sındırmayıb öz gızıl teştini de götürüb getdi derya kenarına. Keçel gız dedi:
    - A bacı, evvelce sen soyun, men seni çimizdirim, sonrada sen meni çimizdirersen.
    Fatma söze inanıb soyundu, deryanın gırağında çimmek isteyende keçel Fatma onu iteleyib suyun derin yerine saldı. Göyçek Fatma sudan çığa bilmedi. Keçel gız Fatmanın paltarını geyinib oğlanın evine geldi. Ağşam oldu, gız üz-gözünü gizlede-gizlede bir teher geceni saldı. Yatmag vağtı gelende oğlan gördü ki, Fatmanın saçı heç eline deymir. Odu ki, dedi:
    - Ay Fatma, senin saçın heç gözüme deymir.
    Gız dedi:
    - Başımı yumuşam deyin yığılıb bir yere, sabah guruyar, gene uzanar.
    Sabah açıldı, oğlan atına minib deryanın kenarıynan gedirdi, bir de gördü ki, bir balıgçı toru ne geder çekirse, sudan çığarda bilmir. Oğlan atdan düşüb balıgçıya kömek eledi. Bir teher toru çekib sudan çığardılar. Bir de gördüler ki, tora bir balıg düşüb ki, ecdaha boyda, tez balığın garnını yardılar. Oğlan gördü ki, buy budu göyçek Fatma balığın garnında, tez gızı çığardıb bir şeye büküb eve getirdi. Fatma başına gelen ehvalatı tamam başdan-ayağa kimi erine danışdı. Oğlan o saat emr eledi ki, bir deli gatır getirsinler. Keçel Fatmanı gatırın guyruğuna bağladıb dağda-daşda sürütdediler. Keçel Fatmanın her tikesi bir derede galdı. Sonra göyçek Fatmaynan padşahın oğlu keyf çekib dövran keçirdiler.
    Göyden üç alma düşdü, biri menim, biri senin, biri de nağıl söyleyenin...
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  7. #17

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    Balaca yeke sıçan (Nağıl)

    Salam Uşağlar,

    Günlərin bir günündə, bir balaca sıçan bir yekə təpənin üstündə gedirdi pendir alsın. Amma o zaman ki o təpənin üstünə yetişdi, təpə sirkələndi. O zaman sıçan qışqırdı: Z. Z. Zəlzələəəəəə!!!


    Amma o bir zəlzələ deyildi. Sıçan bir baxdı o yan bu yana gördü heç o təpə dəyilmiş, o bir aslanimiş!


    Yekə aslan qalxdı ayağa və sıçanı quyruğundan tutdu.


    “Mmmm” aslan dedi : “Nədə yeməli bir tikə, elə şamdan qabaq bir yağlı tikə yemək yapışar”.


    Amma balaca sıçan istəmirdi yeyilsin. O istəyirdi o gecə getsin bir böyük pendir gonaqlığına və neçə gün qabaqdanda gonaqlığı gözləyirdi.


    Ondaki yekə aslan istədi onu atsın ağzına, sıçan dedi : " Xaish edirəm məni yemə! Sən icazə ver mən gedim, mən də əvəzinə bir gün sənə kömək edərəm”.


    Ondaki aslan sıçanın sözünü eşitdi, bir dayandı və ucadan bir qəhqəhə çəkdi. O elə gülməli bir söz idi kı aslan ömründə heç eşitməmişdi.


    “Yani nə, sənin kimi bir balaca sıçan istəyir mən yekəlikdə aslana köməkçi olsun??? O çox gülməli bir sözdür!”


    Aslan yenədə güldü, o qədər güldüki qarnı ağrıdı. Sonra dedi : “Aaaaaah! O çox gülməli idi”.


    Ondaki gülməyi bitdi balaca sıçana dedi :“Baş üstə, indiki sən elə gülməlisən (komık), mən sənə icazə verirəm gedəsən. Amma daha birdə mənim kürəyimdə yerimə”.


    Elə onu dedi və balaca sıçanı qoydu yerə və sıçanın qaçmasına baxdı.

    Günlərin bir günü, bir il ondan sonra, aslan cəngəllikdə dolanırdı ki birdən bir şey onu çəkdi üstə və ağacdan aslandırdı. O birdənə ovçu toru idi və aslanda o tora duşmuşdür.

    O qışqırırdı :“Kömək! Kömək! Bir nəfər mənə tez kömək etsin!”

    Təsadüfən balaca sıçanda ordan gedirdi ki aslanın qışqırığın eşitdi.

    Sıçan özü özunə dedi : “Elə bil bir nəfər kömək istəyır”, və özun tez ora yetirdi. Göyə bir baxdı və ...


    Soruşdu : "Sən həmən aslan dəyilsənki məni yemədin?


    Ona baxmayaraq ki aslan çətin vəziyyətdə idi, amma balaca sıçanı tanıdı.
    O hirsli və vahiməli olaraq dedi : “O mənəm, tez ol, indi sənin şansındı ki mənə kömək edəsən. Qaç və yardımcı gətir”.

    Amma balaca sıçan ovçuların ayağlarının səsin eşıdirdi ki yaxınlaşırlar. Sıçan dedi : “Daha yardımcı gətirməyə vaxt yox”. O bir saniyə fikirləşdi döndü bir çiltık çaldı dedi : “Tapmışam, mən səni özüm qurtaracam”.


    Aslan dedi : “Nə? Ağlın hara gedip? Necə bir balaca sıçan məni bir yekə tordan qurtara bilər?”


    Amma aslan danışa danışa sıçanda çıxdı ağacın üstünə və başladı toru çeynəməyə. Sıçan toru çeyniyə çeyniyə deyirdi indi qurtarar. Ovçularında səsi yaxınlaşırdı...


    Birdən torun kəndirləri qırıldı və aslan azad oldu.


    Aslan qalxdı ayağa və ucadan bir nə'rə çəkdi, ovçular hamısı qorxudan qaçdılar. Eləki ovçular getdilər aslannan sıçan əl ələ verdilər.

    Sıçan dedi : “Gördün? Mən sənə demişdim bir gün sənə kömək olaram!”


    Aslan dedi :“Mən çox sevinirəmki səni o gün yemədim. Nə yaxcı o gün o söz sənin fikrivə yetişdi tez”.


    O gündən sonra, balaca sıçannan aslan yoldaş oldular və hər zaman aslanın kürəyi qaşınseydı balaca sıçan onun kürəyində dolanardı.
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  8. #18

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    Üç Donuz (Nağıl)

    Salam uşağlar,
    Bu nağıl üç dənə donuzun haqqindadı ki, anaları onlara deyir ki daha o zaman çatib ki siz gedəsiniz öz işlerinizin dalıyca və onları evinden ötürür eşiyə....

    Keçmış günlərdə üç dənə donuz var idi, həmən donuz lar ki anaları onları evdən ötürmüşdı eşiyə. Donuzlar hərəsi bir ev tikdilər ki orda yaşasınlar.


    Birinci donuz öz evin samannan tikməyə qərar verdi. O özü özunə dedi: “Samannan olan evi tikmək rahatdır”.


    İkinci donuz öz evin ağacdan tikməyə qərar verdi və özü özünə dedi: “Ağacdan olan evi tikmək rahatdır”.


    Üçüncü donuz öz evin kərpicdən tikməyə qərar verdi və özü özünə dedi: “Kərpicdən olan evi tikmək çətindir amma o ev çox davamlıdır”.


    Günlər geçdi. Günlərin bir günü bir yekə pıs qurd samnnan olan evin qapısını döydü və tutqun səsnən dedi: “Balaca donuz, balaca donuz, aç qapını mən gəlim. “


    Balaca donuz qapının dalından səsləndi: “Yox yox, sən içərı gələ bilməzsən. Sənə icazə yoxdur”.


    Amma qurdun bu cavabdan xoşu gəlmədi. O dedi : “Onda mən bir huff edərəm birdə puff və sənin evini yıxaram”.


    Onu dedi və bir huff elədi bir puff elədi və evi yel apardı!


    Birinci balaca donuz qaçdı və özünü yetirdi ikinci balaca donuzun evinə. Yadıvızda olsa o donuzun evi ağacdan tikilmişdi. Amma eləki onlar qapını örtdülər, bir tutqun səs eşitdilər.



    “Balaca donuzlar, balaca donuzlar, icazə verin mən gəlim içəri”. O yekə pıs qurdun səsi idi .


    Bu dəfə iki balaca donuzlar qapının dalından dedilər: “Yox, yox, sən içəri gələ bilməzsən”.


    Bu dəfədə qurdun bu soz xoşuna gəlmədi, o dedi: “Onda məndə bir huff edərəm bir puff və sizin evinizi uçurdaram!”

    Yekə pıs qurd bir huff dedi bir puff elədi yenədə evi yel apardı!


    İki balaca donuz qaçdılar və üçüncü donuzun evinə getdilər. Bu ev amma kərpicdən tikilmişdir.

    Amma eləki onlar qapını bağladılar, elə həmən tanış tutqun səsi eşitdilər.

    Qurd dedi : “Balaca donuzlar, balaca donuz lar, icazə verin mən gəlim içəri”.


    Bu dəfə üç dənə balaca donuz qapının dalından dedilər: “Yox, yox, sən içəri gələ bilməzsən”.


    Amma qurd bu cavabdan daha yorulmuşdu, o dedı: “Onda mən bir huff edərəm bir puff və evinizi yıxaram!”


    Onu dedi və qurd bir huff elədi bir puff amma evi yıxa bilmədi! Kərpicdən olan ev çox davamlidır!


    Balaca donuzlar çox sevinirdilər, amma yekə pıs qurd çox hirsli idi.


    Qurd tutqun səsi ilə dedı: “İndi ki mən sizin evnizi üçurda bilmədim borudan gəlirəm sizi yeyim!”


    Qurd borudan düşdü gəlsin aşağı. Amma orda bir şey var idi ki o bilmirdi. Ocağda bır yekə qazan var idi içındə su qaynayirdı .


    Qurd borudan aşağı gəlirdi. Ondaki o suya düşdü o ele evə yetişmişdi!


    Qurd qışqırdı “Yeeeeeeeeeeow” və borudan qayıddı eşiyə.


    Elə oldu ki yekə pıs qurd ki daha huff ve puff etməkdən yorulmuşdu qaçdı. Və ondan sonra üç donuz şadlığla yaşadılar.


    Amma onlar hamısı bir dərs öyrəndilər: evini samnnan ya ağacdan tikmə. Mümkündür onun tikməsi rahat ola, amma kərpiçdən olan ev çox davamlı olar!
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  9. #19

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    Kömek (Nağıl)

    Salam uşaqlar,

    Bu nağılın adi kömək dır

    Geçmiş zamanlarda bir balaca qırmızı toyuq var idi və o bir fermada yaşayırdı. O toyuğun yoldaşları bir balaca qara it, bir yekə narıncı pişik, və bir balaca sarı qaz idi.

    Bir ğün, qırmızı toyuq bir neçə buğda dəni tapdı. O özü özunə fikirləşdi “Mən bu buğdalardan çörək bişirə bilərəm”.

    Balaca qırmızı toyuq yoldaşlarına dedi: “Kim mənə kömək edəcək bu buğdaları əkim?”

    Balaca qara it dedi: “Mənki yox!”

    Yekə narıncı pişik dedi: “Mənki yox!”

    Balaca sarı qazda dedi: “Məndə yox!”

    Onları eşidib balaca qırmızı toyuq dedi: “Onda özüm əkəcəyəm”

    Onu deyib və kimsədən kömək almamış toyuq özü buğdaları əkdi.

    Eləki buğdalar yetişdi qırmızı toyuq soruşdu: “Kim mənə kömək edəcək bu buğdaları biçim?”

    Qara it dedi: “Mən yox!”

    Narıncı pişik dedi: “Mən yox!”

    Sarı qazda dedi: “Məndə yox!”

    Qırmızı toyuq dedi: “Onda özüm onları biçərəm!” Onu dedi və özü tək buğdaları biçdi, heç kimdəndə kömək almadı.

    Toyuq daha yorulmuşdu və soruşdu: “Kim mənə kömək edəcək buğdaları dəyirmana aparim və onları dartım un eləyim?”

    Qara it dedı: “Mən yox!”

    Narıncı pişik dedi: “Mən yox!”

    Sarı qaz dedi: “Məndə yox!”

    Yorğun toyuq dedi: “Onda onuda özüm edərəm!” Onu dedi və buğdaları apardı dəyirmana və onları dartdı un elədi heç kimden də kömək almadı.

    Balaca qırmızı toyuq ki daha çox çox yorulmuşdu, soruşdu: “Kım mənə kömək edəcək çörək bişirım?”

    Qara it dedi: “Mən yox!”

    Narıncı pişik dedi: “Mən yox!”

    Sarı qaz dedi: “Məndə yox!”

    Çox çox yorğun olan qırmızı toyuq dedi: “Onda özüm bişirərəm!” Onu dedi və kimsədən kömək almamış çörəkləri bişirdi.

    İsti təzə çörəklərin çox yaxşı iyi gəlirdi. Balaca qırmızı toyuq soruşdu, “İndi kim mənə kömək edəcək bu çörəkləri yeyim?”

    Qara it dedi: “Mən kömək edəcəm!”

    Narıncı pişik dedi: “Mən kömək edəcəm!”

    Sarı qaz dedi: “Məndə kömək edəcəm!”

    Balaca qırmızı toyuq hirslənərək dedi: “Yox, siz kömək eləmiyəcəksizniz. Onuda mən özüm edəcəm!”

    Onu dedi və çörəyi kimsədən kömək almamış özü yedi.

    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  10. #20

    • Offline
    • Site Cavabdehi
    • Array

    Üyelik tarihi
    30.07.08
    Bulunduğu Yer
    Hagen,Almanya
    Mesajlar
    29.395
    Tecrübe Puanı
    100

    Seviye: 62 
    Tecrübe: 65.417.043
    Sonraki Seviye: 74.818.307

    Beğendikleri
    20.486
    3.457 Mesajına 7.636 Tşk. Aldı

    Bahsedildi
    49 Mesaj
    Etiketlenmiş
    19 Konu
    Yazı Boyutu

    Standart

    Ağıllı qoca (Nağıl)

    Biri var imiş, biri yox imiş, uzaq keçmişlərdə qəddar bir padşah var imiş. Bu şahın qoyduğu qanuna görə övladlar əldən düşmüş qoca ata-analarını səbətə qoyub dallarına alar, aparıb əlçatmaz, sıldırım bir qayaya qoyarlarmış. Qayanın hansı səmtinə baxsaydın qalaq-qalaq insan sümüyü görərdin. Bu açıq qəbiristanlığın yüksək qayalıqları insan ətinə dadanmış quşların məskəni idi. Bütün quşlar zirvədə dayanıb yeni gətiriləcək insanı acgözlüklə gözləyirdilər. Səbətdə qoca gətirən insanın başının üstündə dövrə vurar, tük ürpədən heybətli səs çıxarardılar. Adam diri qocanı yerə qoyub aralanan kimi qaraquşlar, quzğunlar həmin qocanı didik-didik edib yeyər, quruca sümüklərini saxlayardılar. Qoca adamları bu cür dəfn etmək adətə çevrilmişdi. Qəddar şahın qoyduğu bu qanundan heç kəs imtina edə bilməzdi.
    Günlərin bir günündə İbrahim adlı bir oğlan atasının əldən-ayaqdan düşdüyünü görüb, ona dedi:
    -Gedək, ata, artıq sənin vaxtındır. Səni bir az da gecikdirsəm el məni qınayar.
    Ata naəlac qalıb dedi:
    -Nə deyirsən, oğul, məsləhət sənindir.
    Evdəkilərin hamısı qoca ilə halallaşdılar. İbrahim atasını səbətə qoyub dalına aldı. O ağır-ağır, kədərli halda insan qəbiristanlığa üz qoydu. Az getdilər, çox getdilər, yolda qoca dərindən bir ah çəkdi. İbrahim atasından ah çəkməyinin səbəbini soruşdusa da qoca demədi. İbrahim ondan əl çəkmədi. Axır ki, atası dedi:
    -Heç, oğul, yadıma düşdü ki, bir vaxt mən də sənin kimi atamı səbətə qoyub, həmin bu yol ilə qəbiristanlığa aparırdım. İndi sən də məni aparırsan.
    Qocanın bu sözləri İbrahimin ürəyinə ox kimi sancıldı. İstədi ki, atasını evə qaytarsın, ancaq el adətini pozmaqdan çəkindi. O yolunu yavaş-yavaş davam etdirirdi. Qəbiristanlığa çatanda quşların dəhşətli qarıltısı İbrahimi vahiməyə saldı. Atasını yerə qoyub bir qədər dincini almaq istədi. Ancaq, acgöz quşlar dövrə vurub, ata və oğulun başı üstə hərlənir, İbrahimin aralanmasını gözləyirdilər. Qoca acgöz quşlara baxıb oğluna dedi:
    -Get, oğlum, get, sənə can sağlığı. Ancaq səbəti də aparmağı unutma.
    İbrahim cavab verdi:
    -Ata, mən anamı bu səbətlə gətirmişdim, evimizdə axırıncı qoca sən idin, səni də ki, gətirmişəm. Daha səbət nəyimizə lazımdır?
    Qoca dedi:
    -Yox, oğul, axı sənin də oğlun var. O böyüyəcək, sən isə qocalacaqsan. Bir vaxt o da bu səbətlə səni gətirib quşlara yem edəcək. Apar, oğul, apar, o səbət sənə də qismət olacaq.
    İbrahimin bütün varlığı titrədi. Elə bil qəflət yuxusundan ayıldı. Birdən atasını qucaqlayıb qışqırdı:
    -Yox, ata, yox, mən səni bu vəhşi quşlara yem etməyəcəyəm. Mən səni saxlayacağam.
    O, daşla, ağacla quşları qovdu. Gördü ki, qayanın dibində bir mağara var. İbrahim atasını həmin mağaraya qoyub dedi:
    -Ata, sən burada yaşa, mən sənə yorğan-döşək, hər gün də yemək-içməyini gətirəcəyəm.
    İbrahim mağaranın ağzına daş düzdü. Daşların arasından içəri işıq düşürdü. O, dediyi kimi də elədi. Atasının yemək-içməyinə yaxşı fikir verirdi.
    Günlərin bir günündə şəhərə gələn suyun başında əjdaha peyda oldu. Əjdaha suyun qabağını elə kəsmişdi ki, şəhərə bir damcı su gəlmirdi. Onun əlindən bütün camaat zara gəlmişdi. Əjdaha ilə pəhləvanlar nə qədər vuruşa gəlsələr də ona qalib gələ bilmədilər. Padşah car çəkdirib elan etdi ki, hər kim əjdahanı ya öldürsə, ya da torpaqdan qovsa, onu dünya malından qəni edərəm. Hər kim bu işə girişdisə, əjdaha ağzından püskürdüyü alovla onu külə döndərirdi. Daha heç kəs onunla üz-üzə gəlməyə cürət edə bilmirdi.
    Sənə kimdən xəbər verim İbrahimdən. İbrahim yemək götürüb yenə atası olan mağaraya yollandı. Ata gördü ki, yemək var, amma nədənsə oğlu su gətirməyib. Soruşdu:
    -Oğul, bəs su niyə gətirməmisən?
    İbrahim cavab verdi ki, hal-qəziyyə belədi, camaat susuzluqdan qırılır. Əjdahanın əlindən zara gəlmişik. Heç kəs ona bata bilmir.
    Qoca bir qədər fikirləşib dedi:
    -Oğul, mən o əjdahanın öhdəsindən gələ bilərəm.
    İbrahim sevincək dedi:
    -Ata, sən əjdahanın öhdəsindən gələ bilsən, bütün xalqı xoşbəxt etmiş olarsan. Üstəlik şah xəzinəsinin yarısını bizə bağışlayar.
    Qoca dedi:
    -Oğul, sən şahın yanına get. Ona de ki, uzunu on arşın, eni dörd arşın bir güzgü hazırlasın. Camaat həmin güzgünün arxa tərəfindən tutaraq əjdahaya doğru getsin. Əjdaha güzgüdə öz şəklini görüb vahiməyə düşəcək, qaçacaq. O qaçdıqca siz onu güzgü ilə qovun. Əjdaha sizin torpaqdan ilim-ilim itəcək.
    İbahim şahın yanına gedib dedi:
    -Şah sağ olsun, mən o əjdahanın öhdəsindən gələrəm. Ancaq bu şərtlə ki, verdiyiniz sözə əməl edəsiniz.
    Şahın susuzluqdan dili-dodağı qurumuşdu. Çar-naçar qalıb and içdi ki, xəzinəmin yarısı sənindir. İstəyirsən indidən daşıtdır, bircə bizi sən bu bəladan qurtar.
    İbrahim dedi:
    -Şah sağ olsun, mənə böyük bir güzgü düzəltdir.
    Şah İbrahimin dediyi kimi böyük güzgü düzəltdirdi. Güzgünün yanlarından arxa tərəfdən əl tutmağa yer qoydular. Camaat güzgünü əjdahaya tərəf apardı. Əjdaha gördü ki, ona tərəf ağzından od püskürdən bədheybət bir heyvan gəlir. Gördü ki, bu heyvan bunu deyəsən yeyəcək, başladı götürülməyə. Camaat da onu arxadan güzgü ilə qovurdu. Əjdaha hərdənbir geri dönüb baxanda gördü ki, o bədheybət heyvan gəlir. Başlayırdı daha bərk qaçmağa. Xülasə, qaça-qaça padşahın torpağından çıxdı. Camaat döşəndi suyun canına. Hamının gözlərinə şəfa gəldi. Sevincdən, şadlıqdan hamı İbrahimi atıb-tuturdu. Padşah İbrahimi çağırtdırıb dedi:
    -Oğul, şərtimiz şərtdir, ancaq de görüm, bu fikir, bu tədbir sənin ağlına haradan gəldi?
    İbrahim dedi:
    -Şah sağ olsun, bu mənim tədbirim, hünərim deyil. Cavanlar nə qədər ağıllı olsalar da, qocalara, onların müdrik nəsihətlərinə, məsləhətlərinə ehtiyacları var. Biz bütün qocaları göz bəbəyimiz kimi qorumalıyıq. Onları qurda-quşa yem etməməliyik. Bütün insanları xilas edən bu tədbiri mənə öyrədən atam oldu.
    İbrahim bütün əhvalatı olduğu kimi padşaha nəql etdi. Camaat heyrətlə qulaq asırdı. Padşah əmr etdi:
    -Bu saat qocanı bura gətirin.
    Camaat sevinclə dağa tərəf yüyürdü. Qocanı təntənə ilə şəhərə gətirdilər. Şah xəzinəsinin yarısını İbrahimə verib murdar adəti ləğv elədi. O gündən öz əcəlləri ilə ölənə qədər qocalara hörmət və qayğı göstərildi. Qocaların sevinci yerə-göyə sığmırdı.
    Asagidaki Resme Tiklayarak Facebook Grubumuzu Ziyaret Edebilirsiniz.

    [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


    Silgi Kullanmadan Resim Çizme Sanatına Hayat Denir. Her Nekadar Sanal Dünyadada Bile Olsak , Karşımızdaki İnsanların Gerçek Oldugunu Unutmayalım.... iyi Forumlar....

  • Bu konuyu beğendiniz mi?

    Azerbaycan Masalları-Azerbaycan Nağılları-Azeri Nağıllar-Azeri Hikayeler

    Güncel Beğeni


    Değerlendirme: Toplam 1 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi 5.00 puandır.

Ziyaretçilerin arayarak bu sayfada buldukları

nagillar alemi

azerbaycan nagillari

azeri nagillari

nagillar azeri

goycek fatimenin nagili

azeri nagillar

goycek fatmanin nagili
sekilli nagillar
goycek fatma nagili
azerbaycan nagillari (qisa)
nagillar alemine seyahet
azerbaycan usaq nagillari
azerbaycan nağılları
qisa nagillar oxu
azerbaycan nagılları
usaq nagillari oku
nagillar cirtdanqisa nagillarnagillar ve hekayelernagillar alemi.comNagil Goycek Fatma meruzenagillar alemi oxuazari usaq nagillariazeri nagillar qisakel bebeknağıllar alemikars hikaye nagillariusaq alemi nagilazerbaycan nagillari oxugoycek fatma gec tamasasi 213azeri nağıllarıcirtdan ve balaca div 100 bolumbalaca nagillarazerbaycan hikayesiGöycek fatmanin nagiliusaqlara nagillarsengulum sungulum mengulum naqiliazeri nagillari oxuşengülüm şüngülüm mengülüm nagili audiosengulumun naglisekillinagillarfatmanin nagilisengulu sungulum nagılı göycey fatimenin naqilien gozel azerbaycan nagillari
SEO Blog

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197