Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selânik Şubesini Kurarken 1906 Mustafa Kemal Suriye’den gizlice Selânik’e gelmiş ve güvendiği arkadaşları ile Askerî Rüştiye öğretmenlerinden Hakkı Baha (Pars)’nın evinde toplanmışlardır. Arkadaşlar, bu gece burada sizleri toplamaktaki amacım şudur: Memleketin yaşadığı tehlikeli anları size söylemeğe gerek görmüyorum. Bunu hepiniz anlarsınız. Bu talihsiz memlekete karşı önemli görevlerimiz vardır. Onu kurtarmak tek hedefimizdir. Bugün Makedonya’yı ve

Bu konu 10765 kez görüntülendi 52 yorum aldı ...
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri 10765 Reviews

    Konuyu değerlendir: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 10765 kez incelendi.

Sayfa 1 Toplam 6 Sayfadan 123 ... Sonuncu
  1. #1
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri

    Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selânik Şubesini Kurarken
    1906

    Mustafa Kemal Suriye’den gizlice Selânik’e gelmiş ve güvendiği arkadaşları ile Askerî Rüştiye öğretmenlerinden Hakkı Baha (Pars)’nın evinde toplanmışlardır.

    Arkadaşlar, bu gece burada sizleri toplamaktaki amacım şudur: Memleketin yaşadığı tehlikeli anları size söylemeğe gerek görmüyorum. Bunu hepiniz anlarsınız. Bu talihsiz memlekete karşı önemli görevlerimiz vardır. Onu kurtarmak tek hedefimizdir. Bugün Makedonya’yı ve bütün Rumeli topraklarını vatan bütünlüğünden ayırmak istiyorlar. Memlekete yabancı etkisi ve egemenliği kısmen ve fiilen girmiştir. Padişah zevk ve saltanatına düşkün, her alçaklığı yapabilecek nefret edilen bir kişidir. Millet baskıcı ve zorba yönetim altında yok oluyor. Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok olma vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün biz evlatlarına bazı büyük görevler yüklüyor. Ben Suriye’de bir cemiyet kurdum. Baskıcı yönetim ile mücadeleye başladık. Buraya da bu cemiyetin temelini kurmağa geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve teşkîlâtı şekillendirmek mecburidir. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahredici bir baskıcı yönetime karşı ancak ihtilâl ile cevap vermek ve eskimiş olan çürük yönetimi yıkmak, milleti hâkim kılmak, özetle vatanı kurtarmak için sizi göreve çağırıyorum.
    Oda içinde derin bir sessizlik olmuştu. Lambanın solgun ışıkları içinde Mustafa Kemal’in heybetli sesinin yankıları hâlâ dalgalanıyordu. Ömer Naci ayağa kalkarak, Mustafa Kemal’in konuşmasına karşı o tatlı şivesiyle; “Mustafa Kemal, arkandayız, seni takip edeceğiz. Ölümler, cellatlar, işkenceler bile bizi bu kararımızdan çeviremeyecektir. Hürriyet verilmez, o ancak alınır. Haksızlık zulüm ve baskı altında inleyen bu suçsuz ve çaresiz milleti kurtaracağız, yaşasın hürriyet ve ihtilâl” sözleriyle derin sessizliği bozmuştu: Mustafa Necip, inkılâbın o fedakâr evladı, gizli hıçkırıklarla yanımda göz yaşlarını tutmağa çalışıyordu. Mustafa Kemal yeniden söze başladı:
    Arkadaşlar! Dedi, gerçi bizden önce birçok girişimler yapılmıştır. Fakat onlar başarılı olamadılar. Çünkü işe teşkîlâtsız başladılar. Bu kuracağımız teşkîlât ile bir gün mutlaka ve elbette başarılı olacağız. Vatanı, milleti kurtaracağız.
    Bu konuşmadan sonra teşkîlât işi görüşüldü. Sonunda Atatürk bana bakarak:
    – “Hüsrev, tabancanı çıkar, bu masanın üzerine koy, kararımızı yemin ile de doğrulayalım”
    dedi. Taşıdığım brovnik tabancasını masanın üzerine koydum. Hepimiz ellerimizi bu tabancanın üzerine koyarak ölünceye kadar bu kutsal dava uğrunda çalışacağımıza and içtik.
    (Kızıldoğan, Hüsrev Sami, “Vatan ve Hürriyet: İttihat ve Terakki”, Belleten, sayı:3-4, s.619-655.


    Konu Bilgileri       Kaynak: www.azeribalasi.com

          Konu: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri

          Kategori: Atatürk'ün Anıları

          Konuyu Baslatan: GARAGIZ

          Cevaplar: 52

          Görüntüleme: 10765


  2. #2
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Mondros Ateşkesinin Uygulanış Biçimi
    18 Kasım 1918

    İtilâf Devletleri’nin Mondros Ateşkesi’ni uygulama yöntemlerine ne anlam vermek gerekir? Bu konuda millete düşen görev ne olabilir? Mebusan Meclisi milleti tamamıyla temsil etmekte midir?
    Vakit gazetesi muhabirine demeç:

    Yazarımız, dört yıl süren Birinci Dünya Savaşında milletimizin gösterdiği kararlılık, güç ve olağanüstü fedakârlıklara bağlı olarak bugün imzalanan ateşkesten sonra İtilâf Devletleri’nin Osmanlı Bağımsızlığına uyacaklarına şüphe edilmezse de ateşkes anlaşmasının bizim öngöremediğimiz bir biçimde yorumlanmakta ve uygulanmakta olduğu görüldüğünden söz etmiş ve Mustafa Kemal Paşaya İtilâf komutanlarının bu şekilde davranışlarına ne anlam verileceği sorulmuştur.
    Mustafa Kemal Paşa, bu soruya şu biçimde cevap vermiştir:

    -Hükûmetimizle ateşkes imzalayan devletlerin ve bu devletler adına ateşkes protokolünü yapan İngiltere hükûmetinin Osmanlılara karşı iyi niyetlerinden şüphe etmek istemem. Eğer adı geçen anlaşma hükümlerinin uygulanmasında yanlış anlaşılmaya müsait yerler varsa bunun nedenini hemen anlamak ve muhataplarımızla anlaşmak gerekir. Elbette bu görev hükûmetlere düşer. Benim bildiğime göre hükûmetimiz bu konuda gereken girişimlerde bulunmuş ve bulunmaktadır.
    Yalnız benim anlayamadığım bir yön varsa...bu girişimler neden millete tatminkâr sonuçlar vermemektedir? Buna neden olarak şimdi aklıma gelen bir nokta şudur: İki hükûmetin ileri gelenleri arasında görüşme ile kararlaştırıldıktan sonra uygulanması gereken konular askerî komutanlara bırakılır. Ancak bu konuda askerler değil, diplomatların çalışmalarda bulunması gerekir.
    -Bu konuda millete düşen görev ne olabilir?

    -Bildiğiniz gibi, millet doğrudan doğruya devlet işlerine karışmaz. Temsilcileri olan milletvekillerinin güvenini kazanmış bir hükûmetin yaptıklarının sonuçlarını bekler. O hâlde, bu konuda milletin en büyük görevi, vekilleri aracılığıyla, her şekilde, güven kazanmış bir hükûmetin gücünün dayanağını oluşturmaktır.
    -Bugünkü Mebusan Meclisi’nin, milleti bütünüyle temsil edemediği hakkında ortalıkta söylentiler vardır. Bu konuda yüksek düşünceleriniz nelerdir?
    -Bence özellikle, içinde bulunduğumuz bu zor ve hassas dönemde, böyle söylentilere kesinlikle izin verilemez. Bu söylentiler meşrutiyet hayatı için çok sakıncalıdır. Bundan her meşrutiyetsever Osmanlının sakınması, kesin biçimde uzak durması, en büyük vatandaşlık görevidir. Bugünkü milletvekillerinin birtakım etkiler altında seçildikleri hakkında söylentiler çıkaranlara şu noktaları hatırlatmak gerekir. Öncelikle dedikodu için yer ve zaman hiç de müsait değildir. Sonra genellikle her ülkede bu tür seçimler yapılırken araya birtakım etkilerin karıştığı da yalanlanamaz. Bunlardan ayrı olarak Osmanlı milletinin meşrutiyet örneği bugünkü Mebusan Meclisimizdir. Bu grubu oluşturan üyelerin bir kısmı seçildikleri bölgelerde bugün yeni bir seçime uygun olmayan olağanüstü bir durum içinde bulunuyorlar. Bundan dolayı, yalnızca bu konuyu düşünmek, bu konuyu daha fazla derinleştirmek hiç yoktan kötülük doğurur. Her hâlde milletin ve ülkenin daha çok ihtiyacı olan barışı kararlaştıracak hükûmetin var olan Mebusan Meclisimiz’e dayanması bir mecburiyettir.

  3. #3
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Erzurum Kongresi’ni Açarken
    23 Temmuz 1919

    Saygıdeğer Temsilci Efendiler!
    Kongremiz başkanlık heyetine, beni seçmekle gösterilen güvene ve ilgiye özellikle teşekkür ederim. Buna dayanarak bazı şeyleri arz etmek istiyorum.
    Efendiler!
    Tarih ve olayların yönlendirmesi ile, fiîlen içine düştüğümüz bugünkü kanlı ve kara tehlikeleri görmeyecek ve bundan dehşet ve üzüntü duymayacak hiçbir vatansever düşünülemez.
    I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru milliyetler temeline dayanarak verilmiş sözler üzerine Osmanlı hükûmetimiz de adaletli bir barışa kavuşmak arzusuyla ateşkes istedi. Bağımsızlık uğrunda namus ve cesaretle dövüşen milletimiz, 30 Ekim 1918’de imzalanan mütareke belgesi ile silâhını elinden bıraktı.
    Devletlerin manevî kişiliği ve imzalayan temsilcilerin kendi namuslarının niyet ve güvencesinde olan bu mütareke belgesi hükümleri bir tarafa bırakılarak İtilâf Devletleri’nin askerî kuvvetleri saltanat merkezini ve yüce hilâfetin başşehri olan İstanbul’umuzu işgal etti. Gün geçtikçe artan bir şiddetle Saltanat ve Hilâfete ait hukukumuz ile hükûmetimizin kişiliği, millî onurumuz saldırılara ve adaletsizliklere uğradı. Osmanlı Vatandaşı olan Rum ve Ermeni unsurlar gördükleri destek ve yardımların sonucunda millî şeref ve namusumuzu yaralayacak taşkınlıklara başladılar. Nihayet üzücü ve kanlı devresine girinceye kadar küstahça saldırılara devam ettiler.
    Fakat derin bir üzüntü ile itiraf etmeliyiz ki, bu cesur ataklar, sekiz aydan beri birbirinin peşi sıra iktidar olan, ama millî denetimden uzak hükûmetlerden birinin diğerinden daha kötü olarak gösterdiği zayıf ve beceriksiz icraatlarından, başkentte ve bazı gazetelerde görülen çok ayıp ihtiraslardan ve millî vicdanın inkârı ve Kuva-yı millîyenin hesaba katılmamasından dolayı gelişme fırsatı bulmuştur.
    Belirtilen nedenlerle, Saltanat merkezinin de kuşatılmış olmasıyla, tam olarak kaderimize sahip çıkacak bir millî irâdenin de olmadığı şeklinde yanlış fikir hâkim olmuştu. Cansız bir vatan, kansız bir millet neleri hak etmişse çekinmeden onların uygulanmasına İtilâf Devletleri’nce başlanmıştır.
    Vatanın bölünüp parçalanması söz konusu olan bu kararda Doğu illerinde “Ermenistan”, Adana ve Kozan havalisinde “Kilikya” adlarıyla Ermenistan, Batı Anadolu’nun İzmir ve Aydın havalisinde Yunanistan, Trakya’da hükûmet merkezimizin kapısına kadar böylece Yunanistan; Karadeniz sahillerimizde “Pontus” Krallığı ve ondan sonra vatanın kalan kısmında yabancı işgal ve kontrolü gibi artık 650 seneden beri bağımsız saltanat sürmüş ve tarihî adalet ve kahramanlığını vaktiyle Hindistan hududuna, Afrika’nın ortasına ve Macaristan’ın batısına kadar yürütmüş olan bu milletin kölelik düzeyine indirilmesi istenmektedir. Sonuçta bu devletin tarih sayfasını kapatarak, devleti sonsuzluk mezarına gömmek gibi insanlık ve uygarlıkla ve hele de millîyet ilkeleriyle açıklanması mümkün olmayan emeller kabul ve destek bulmuş ve görülüyor ki uygulama devresi de başlamıştır.
    Bu uygulama gözümüzün önünde üzüntü verici bir şekilde yaşanıyor. İzmir, Aydın, Bergama ve Manisa havalisinde şimdiye kadar binlerce anaların, babaların, kahramanların ve çocukların akıp giden temiz kanı, Aydın gibi Anadolu’muzun en seçkin bir şehrinin Yunanlıların zulüm ve ateşli tahribatına kurban oluşu, memleketin bazı bölümlerinin İtalyan ve diğerlerinin işgaline uğraması ve Anadolunun iç kısımlarına doğru üzücü şekilde göç edilmesi elbette Gayretullah’a ve millî gayretlere dokunmuştur.
    Efendiler!
    Bilinen gerçeklerdendir ki, tarih; bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. Bundan dolayı, böyle bir yalan örtüsünün arkasından vatanımız ve milletimizin aleyhinde verilen hükümler, kanaatler kesinlikle iflas etmeye mahkûmdur! Ve işte bütün bu iğrenç zulümlerden ve bu talihsiz zavallılardan, tarihimize karşı uygun görülen haksızlıklardan üzüntü duyan millî vicdan, sonunda sesini yükselterek haykırmış ve Müdafaa-i Hukuk-i Millîye (Millî Hakları Savunma) ve Muhafaza-i Hukuk-i Millîye (Millî Hakları Koruma) ve Müdafaa-i Vatan (Vatanı Savunma) ve Müdafaa-i Hukuk-i Millîye ve Redd-i İlhak (başta Yunanistan olmak üzere topraklarımızı kendi sınırları içine katmak isteyen her türlü çabayı red) gibi değişik isimlerle fakat aynı kutsal değerlerin korunması için ortaya çıkan millî akım, bütün vatanımızda artık bir elektrik şebekesi hâline girmiş bulunuyor. İşte bu kararlılıkla meydana getirdiği kahramanlık ruhudur ki vatan ve milletin kutsal bildiklerini kurtarma ve korumaya dayanan son sözü söyleyecek ve hükmünü uygulattıracaktır.
    Efendiler!
    Genel ve özel durum hakkında hepinizce bilinen bazı konuları burada tekrar hatırlatmayı faydalı buluyorum:
    Dört aydan beri Mısır’da millî bağımsızlığın geri alınması için pek kanlı olaylar ve karışıklık devam ediyor. Sonuçta İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya götürülmüş olan temsilciler serbest bırakılmış ve bu temsilcilerin Paris Barış Konferansı’na gitmelerine izin vermek zorunda kalmışlardır.
    Hindistan’da bağımsızlık için geniş ölçüde ihtilâl oluyor. Millî hedef-lerine ulaşmak için bankalar, Avrupalı kuruluşlar, demiryolları bombalarla tahrip ediliyor.
    Afganistan ordusu da İngilizlerin millîyeti yok etme siyasetine karşı savaşıyor. İngilizlerin bel bağladıkları hudut kabileleri de Afganlılara katıldıkları ve bu yüzden İngiliz askerlerinin de içeriye çekilmek zorunda kaldıklarını İngiliz gazeteleri itiraf etmişlerdir.
    Suriye’de ve Irak’ta İngilizlerin ve yabancıların zorbalık ve yönetiminden bütün Arabistan ayaklanmış hâldedir. Arabistan’ın her yerinde yabancı hâkimiyeti reddediliyor. Yalnız memleketin refah ve mutluluğu için yabancıların iktisadî ve bayındıklıkla ilgili desteklerine, medenî vasıtalardan yardım almaya razı olunuyor. Bağdat ve Şam bir araya gelerek bu kararı her tarafa bildirmişlerdir.
    Son zamanlarda devletler arasında ortaya çıkan rekabet sebebiyle İngilizlerin Kafkasya’dan tamamen çekilmesine karar verilmiş ve uygulamaya bir süreden beri başlanmıştır. İtalyan kuvvetlerinin Batum yoluyla Kafkasya’ya gelmesi kararlaştırılmış ise de İtalya ve Kafkasya’daki iç durum sebebiyle bu kararı uygulamaya koymaktan korkuyorlar.
    Millî bağımsızlıklarını tehlikede gören ve her taraftan işgale uğrayan Rus milleti, bu genel zorbalığa karşı, milletinin bütün bireylerinin ortak gücüyle çarpışmış ve herkesçe bilindiği üzere bu kuvvet, kendi memleketleri içinde üstün gelmiş, çareyi kendi üzerlerine belâ olan milletleri etkileri ve kontrolü altına almakta bulmuşlardır.
    Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan birleşerek millî varlıklarına karşı yürümek isteyen Denikin Ordusu’nu savaşa zorlayarak Karadeniz sahiline sürmüştür.
    Ermenistan’a gelince; bir istilâ fikri sevdalısı olan Ermeniler, Nahcivan’dan Oltu’ya kadar bütün Müslüman halka baskıda, bazı yerlerde de katliam ve yağmacılıkta bulunuyorlar. Hudutlarımıza kadar Müslümanları yok etmek, onları göçe zorlayarak doğu illerimiz ile ilgili isteklerine güven içinde yaklaşmak ve bir taraftan da 400 bin olduğunu iddiâ ettikleri Osmanlı topraklarındaki Osmanlı Ermenileri’ni dayanak yaparak memleketimizi işgal etmek istiyorlar.
    Karadeniz’in batı tarafına gelince, Macar ve Bulgarlar memleketlerinin önemli bir kısmını işgal etmek isteyenlere karşı bütün millî varlıklarıyla çarpışıyorlar.
    Meriç nehrinin batısının, yani Balkan harbinden önce devletimizin sınırları içinde olan Batı Trakya’nın Bulgarlardan alınarak Yunanlılara verilmesi İtilâf Devletleri’nce kararlaştırılmış olmasından dolayı uygulamaya başlanmıştır. Yunan işgal kuvvetlerine karşı Bulgar millî kuvvetleri tarafından desteklenen Bulgar kuvvetleri, Batı Trakya bölgesi içinde yaptıkları savaşlar sonunda birçok Yunan birliğini uzaklaştırmışlardır.
    Özel durumumuza gelince, daha İstanbul’dan çıkmadan önce vatan ve milletin kurtulması yolunda birçok sorumlu ve yönetici ile görüşülmüştü. Başkent’deki aydınların, din ve devlete hizmetleri geçmiş olan büyük kişilerin harcadıkları zamanları çok değerli olmakla beraber, etki ve denetim altında kalmış bir çevre, kendilerini daima tehdit etmekte ve iş yaptırmayarak üzmektedir. Her hâlde kaderimize hâkim bir millî irâdenin her türlü karışma ve karıştırmalardan korunmuş, sağlam bir şekilde ortaya çıkması, ancak Anadolu’dan beklenilmekte ve umulmaktadır. Buna dayanarak bir millî şûrânın ortaya çıkması ve gücünü millî irâdeden alacak sorumlu bir hükûmetin varlığını istemek, özellikle son zamanlarda İstanbul’da hemen hemen bütün kesimlere ait düşünürler için değişmez bir fikir hâlini almıştır.
    Burada dokunaklı bir gerçek olmak üzere arz edeyim ki, memleketimizde çok miktarda yabancı parası ile birçok propaganda cereyan ediyor. Bundaki amaç pek açıktır: millî hareketi sonuçsuz bırakmak, millî istekleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emelleri ve vatanın bazı önemli kısımlarını işgal amaçlarını kolaylaştırmaktır. Bununla beraber her devirde, her memlekette ve her zaman ortaya çıktığı gibi bizde de kalp ve sinirleri zayıf, anlayışsız insanlarla beraber vatansız ve aynı zamanda refah ve kişisel çıkarını vatan ve milletin zararında arayan sefiller de vardır. Doğu işlerini idare ederken, zayıf noktaları arayıp bulmakta elinden çok iş gelen düşmanlarımız, memleketimizde bunu âdeta bir teşkîlât hâline getirmişlerdir. Fakat kutsal değerlerinin kurtuluşu emelleri ile çırpınan bütün millet, işte bu yüce amaç ve savaşında her türlü engelleri muhakkak ve mutlaka kırıp süpürecektir.
    Bütün bu emellere ulaşmak için kendini adayan asil milletimizin içinde millî bir birey gibi çalışmaktan meydana gelen zevk ve övüncü, burada teşekkür ve iftiharla arz ederim.
    En son olarak isteğim şudur ki, istekleri gerçekleştiren Yüce Allah, Sevgili Peygamberi hürmetine bu kutsal vatanın sahibi ve savunucusu Diyanet-i Celile-i Ahmediye’nin (Hazret-i Muhammed’in Yüce Dini) kıyamet gününe kadar sadık koruyucusu olan soylu milletimize, Saltanat makamını ve yüce hilâfeti, sağlam ve kutsal değerlerimizi düşünmekle sorumlu olan heyetimize başarılar buyursun!.... Amin.

  4. #4
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Erzurum Kongresi’ni Kaparken
    7 Ağustos 1919

    Saygıdeğer Efendiler!
    Milletimizin kurtuluş ümidiyle çırpındığı en heyecanlı bir zamanda fedakâr ve muhterem heyetiniz her türlü eziyete katlanarak burada, Erzurum’da toplandı. Hassas ve temiz bir ruh ve dayanma inancı ile vatan ve milletimizin kurtuluşuna ait köklü kararlar aldı. Özellikle bütün dünyaya karşı milletimizin varlığını ve birliğini gösterdi. Tarih, bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir. Saygıdeğer Heyetiniz’in şerefli üyelerinin hakkımda gösterdiği içten sevgi ve güven alâmetlerine buradan açıkça teşekkür etmeyi bir görev sayıyorum. Bu kurtuluşu amaçlayan toplantımızı sona erdirirken Yüce Allah’tan kurtuluşa yardım etmesi ve Şanlı Peygamberimizin zafer ruhundan bolluk ve destek vermesi beklentisi ile vatan ve milletimize, sonsuza kadar yaşayacak devletimize mutlu gelecekler dilerim.

  5. #5
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Sivas Kongresi’ni Açarken
    4 Eylül 1919

    Saygıdeğer Efendiler!
    Vatan ve milletin kurtuluşunu hedefleyen mecburiyetler, sizleri bunca sıkıntı ve engellere rağmen Sivas’ta topladı. Kahramanca kararlılığınızı tebrik eder ve sizlere hoş geldiniz demekle mutluluğumu arz ederim.
    Efendiler!
    Muhterem heyetiniz kurtuluşla ilgili konuşmalarına başlamadan önce bazı şeyleri söylemek için izninizi rica ederim. Bilindiği gibi millîyetler esasına dayanan vaatler üzerine 30 Ekim 1918 tarihinde İtilâf Devletleri ile mütareke imzalandı. Milletimiz adaletli bir barışa kavuşacağını ümit etti. Halbuki ateşkesin hükümleri vatan ve milletimizin aleyhinde her gün bir şekilde kötüye kullanma, saldırı ve zorlama şeklinde uygulandı. İtilâf Devletleri’nden kuvvet alan memleketimizdeki Hıristiyan unsurlar, milletimizin onurunu kırmak ve birliğini bozmak için çılgınca hareketlere koyuldu. Batı Anadolu’da İslâm’ın namus ocağının içine girmiş Yunan zâlimleri, İtilaf Devletleri’nin kayıtsız bakışları karşısında öfkelerini canavarca uygulamaya başladı.
    Doğuda Ermeniler, Kızılırmak’a kadar yayılma hazırlıklarına ve şimdiden sınırlarımıza kadar dayanan katliam siyasetine başladı. Karadeniz sahillerimizde Pontus Krallığı hayalinin gerçekleşmesi için bile çalışıldı. Adana, Antep, Maraş ve Konya havalisine kadar Antalya işgal ve Trakya da işgal bölgesine dahil edildi.
    Saltanat ve hilâfet hükümdar saraylarına kadar boğucu bir tarzda işgal ile devletin can evinde yabancı tekeli ve zorbalığı yerleşti ve bütün bu haksız girişimlere, merkezî hükûmet, belki de tarihte bir eşi daha görülmemiş şekilde katlandı ve daima zayıf ve aciz bir seviyede kaldı. İşte bu durum milletimizi şiddetli bir uyanışa sevk etti. Artık milletimiz pek güzel anladı ki, İtilâf Devletleri, bu vatanda kutsal değerlerine ve geleceğine sahip bir kudret ve millî irâdenin var olmadığı bâtıl düşüncesine kapıldı. Ve bu düşünce yüzünden cansız bir vatan, kansız bir millet, neleri hak etmişse çekinmeden onları uygulamaya koyuldu. Buna karşı kadere razı olma ve teslimiyetin, tamamen yok olma faciasından başka bir sonuç vermeyeceği kanaati kuvvetlenmeye başladı.
    Efendiler, milletimizin sizin gibi aydınları, millî onur ve haysiyet sahipleri, manzaranın üzücü karanlığından dolayı ümitsizliğe kapılmadı. Çünkü onlar bilirler ki, tarih bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman inkâr edemez. Çünkü onlar kuvvetli bir iman ile inanmışlardır ki, bir yalancı perdenin arkasından vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak iflasa mahkûmdur.
    Efendiler, İtilâf Devletleri’nin haksızlıkları ve merkezî hükûmetin zaaf ve acizliği karşısında milletimizin varlığını ispat ve fiilî saldırılara karşı namus ve istiklâlini fiilen savunmak kararını vermek zorunda kaldı. Takip edildiği şekliyle: Doğuda sona eren harbin türlü zorluk ve üzüntülerini görmüş ve özellikle Ermenilerin vahşet ve zulümlerine sahne olmuş yaslı hudut vilâyetlerimiz, namus ve millî bağımsızlığı kurtarmak amacıyla Müdafaa-i Hukuk-i Millîye, Muhafaza-i Hukuk-i Millîye Cemiyetleri kurdular. Doğudan ve güneyden tehlike hisseden Diyarbakır vilâyetimizde de Müdafaa-i Vatan Cemiyeti (Vatanı Savunma Derneği) kuruldu.
    Batıda Yunanlıların olabilecek saldırılarına karşı kurulan Müdafaa-i Hukuk-i Millîye Cemiyeti, Yunanlıların sevgili topraklarımıza ayak basması üzerine ilhakı topraklarımızı (Yunan) topraklarına katmalarına engel olmak için ayaklandılar.
    Trakya’da, Kilikya’da ve her tarafta millî cemiyetler oluştu. Kısaca batıdan ve doğudan yükselen milletin sesi, Anadolu’nun en ıssız köşesinde yankı uyandırdı. Bundan dolayı millî cemiyetler, düşmanların esaret boyunduruğuna girmemek amacıyla millî vicdanın azim ve irâdesinden doğmuş tek teşkîlât oldu. Bu sayede asırlardan beri bağımsız yaşayan milletimiz varlığını dünyaya göstermeye başladı.
    Efendiler, milletçe kurtuluş çaresinin ancak milletin kendi ruhundan şekillenerek doğacağı fikri anlaşılınca, açık tehlikeler karşısında bulunan Doğu Anadolu illeri Erzurum Kongresi’ni düzenledi. Bu sırada yapılan haberleşme, devam eden olaylar ve mecburiyetler ile de vatanın tamamının kurtuluşunu amaç edinen Sivas Kongresi, bugün saygıdeğer Heyetiniz’in ortaya koyduğu Genel Kongre 21 Haziran 1919’da kararlaştırılmıştır.
    Efendiler, burada Yüce Heyetiniz’e büyük üzüntülerimle söyleyeceğim ki, memleketin ve milletin kutsal değerlerine güven hissi vermede beceriksizlik ve miskinlikten başka bir güç gösterememiş olan merkezî hükûmet, milletin sesini boğmak, milletin ortak bağlarını kırmak ve bu şekilde milleti daima mağlûp göstermek gibi ancak düşmanlarımızın çıkarına sayılacak hareketlerin yiğitliğini takındı. Bu durum tarihimizde doğal olarak merkezî hükûmetin hesabına çok şüpheli bir devirdir.
    Teşekkür olunur ki Efendiler, millet ve millî gücün tek koruyucusu olan namuslu ordumuz, merkezî hükûmeti uyararak zararları sonuçsuz bırakmıştır. Böylelikle kötü etkiler bazı gecikmelere neden olmuştur.
    Hatırlarsınız ki, Sivas Genel Kongresi’ne katılmaları için 22 Haziran’da gerçekleşen davetiyede Erzurum Kongresi’nden bahsedilerek toplantının 10 Temmuz’da yapılması kabul edilmişti. Batı Anadolu’dan katılan delegelerin bu zamana kadar Sivas’a varabilecekleri tahmin edilerek Erzurum kongre heyeti üyelerinin de Sivas’taki genel toplantıya katılabilmelerinin mümkün olduğu düşünülmüştü. Halbuki Sivas Kongresi’nin toplanması ancak bugün gerçekleşti. Aradan bir aydan fazla zaman geçti. Bu uzun süre içinde, Erzurum Kongresi heyetinin beklenilmesinde ise, zaten bilinen ve ortak olan asıl amaçlar ve esas noktalar üzerinde görüşmeleri yürütmek ve kararları kabul etmek uygun görüldü. Ve sonra da temsilcilerin seçildikleri yerlere dönmeleriyle kararlaştırılan şeylerin uygulanmaya başlanması tercih edildi. Fakat Kongre Genel Kurul’u, Doğu Anadolu adına Sivas Kongresi’nde hazır bulunmak üzere Heyet-i Temsiliye’den (Temsilciler Kurulu) bir heyetin teşkil edilmesine karar verdi.
    Erzurum Kongresi’nin bildirisi ve nizamnamesi hükümlerinden başka gizli kalmış hiçbir karar yoktur. Yalnız Sadrazam Ferit Paşanın Paris seyahatinden dönüşünde Anadolu’da karışıklık olduğu hakkında yayınladığı genelgesi, kongrece büyük üzüntü ile okunmuş ve bu gerçek dışı ve memleketin ve milletin çıkarlarına zararlı olan ve dikkatsizce hazırlanan bu bildirinin derhal yalanlanması kendisinden şiddetle istenmiştir. Bir de milletvekili seçimlerinin çabuklaştırılması istenmiştir. Erzurum Kongresi, yalnız Doğu Anadolu temsilcilerinden oluştuğu için yetkilerinin bu daire ile sınırlı olduğu göz önünde tutulmuştur. Ancak bu, Batı Anadolu ve Rumeli temsilcilerinin katılması ile gerçekleşecek ve bütün yetkilerin kullanılması, değerli Heyetiniz’in oluşması şartına bağlı olacaktır. Hatta bu nedenden Doğu Anadolu’daki millî cemiyetlerin birleşmesinden doğan kütleye ünvan verirken Doğu Anadolu kaydı konuldu. Genellikle “Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” yahut “Anadolu- Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” (Anadolu- Rumeli Haklarını Savunma Derneği) genel adının kullanılması, bütün milletin hukuku adına kendini yetkili görmesi doğru olmazdı. Bu durumda İstanbul’da olduğu gibi, beş on kişinin bir araya gelerek bütün milletin yetkili vekilleriymiş gibi, asıl yetki sahibi olan milletle ilgisiz bir teşebbüs mahiyetinde olabilirdi.
    Bununla beraber Efendiler, Erzurum Kongresi, bütün ülkenin ve milletin anlaşıp birleşme noktasında Doğu Anadolu illerimiz ve diğer illerimizde her konuda birlikte hareket etme bilincinde olmayı temel kabul etmiştir. Bununla beraber yüce huzurunuzda kabul edilmiş olan bu Sivas Genel Kongremiz, vatanımızın ve milletimizin tek vücut olduğunu gerektiği gibi dile getirip ispatlayacak esasları açıklamıştır.
    Efendiler, Millet Meclisi’nin toplanması için öteden beri gösterilen millî gayretler karşısında İstanbul Hükûmeti’nin ilk günden beri takındığı ilgisiz, sonradan dik kafalıca ve Kanun-ı Esasi’ye (Anayasa) bütünü ile zıt hareketleri, son günlerde millî cereyanın etkisiyle daha uysal bir duruma girmiştir. Seçimlere emir verildiğini biliyorsunuz. Bunun gerçekleşmesini Allah’ın izniyle büyük kararlılığınız ve cesaretiniz ortaya koyacaktır. Ancak bundan önceki olayların evrelerinde çoklukla veya ferdi olarak yabancı mandaterlikleri gibi doğrudan doğruya hayat ve bağımsızlığımızı ilgilendiren önemli bir mesele söz konusu olmaktadır.
    Millî Meclis’in henüz toplanmamış olduğu bir sırada (düşman tarafından) kuşatılmış ve bağımsızlığını kaybetmiş İstanbul Hükûmeti’nin tek başına ve kanun dışı bir kararı veya isteklere/çıkarlara aykırı bazı dış önerilere boyun eğip kabul etmeleri ihtimâline karşı, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin millî ruhu temsil eden birbiri peşi sıra toplantıları, muhakkak iyiye alâmettir. Açıklamalarım son bulurken vatan ve milletin kurtuluş zaferi amacına bağlı olan heyetimizin başarılı olmasını Allah’tan dilerim.

  6. #6
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Millî Teşkilât (Teşkilat-ı Milliye)
    11 Ekim 1919

    Millî Teşkilâtın gücü ve kapsamı Millî Teşkilât ve İttihatçılık-Millî Teşkilât ve Müslüman olmayan unsurlar- Millî Teşkilât ve Yabancılarla İlişkileri- Millî Teşkilât ve Seçimler-Mustafa Kemal Paşanın Milletvekilliği.
    Yenigün gazetesinin Sivas’ta bulunan özel muhabiri ile görüşme.

    -Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Teşkilâtının gücü ve kapsamı nedir?
    Ateşkesten sonra millet iki büyük felâket altında kalmıştı. Bunlardan birincisi, vatan ve milletin içine düştüğü haksız uygulamalar, ikincisi de eski hükûmetin saldırılar sırasında âdeta Yunanlılarla işbirliği eder gibi hareket etmesidir. Bu iki büyük neden ülkenin her tarafında ayaklanma oluşturdu. Ülkemizin her tarafına etki etmiş olan aynı nedenler aynı amaç doğrultusunda her yerde Millî Teşkilâtlar oluşturulması sonucunu vermiştir ve sonuçta bütün bu dağınık teşkilâtlar birleşerek ülkeyi kapsamıştır.
    S- Millî Teşkilâtın ittihatçı kışkırtması olduğu yönünde bir söylenti var. Bu konudaki görüşleriniz hangi yöndedir.
    C- Teşkilâtımızın ne gibi millî nedenlerden doğduğunu açıkladım. Bunun üzerine gerçek amacımız vatanı ve milleti kurtarmak olduğuna göre karşımızda iki düşman kurumun bulunması doğaldır. Bunlardan biri, şahsi menfaatleri için çoğunluğu feda eden eski hükûmet, ikincisi ise yok olmamızı bekleyen birtakım iç düşmanlarımızdır. Bunlar dünya önünde millî hareketi karalamak ve kendilerini kurtarmak için zaman gereği, güçlü bir silâha sahipti. Bu silâh ise ittihatçılık iftirası idi. Fakat gerek gerçekleştirilen millî işler ve gerekse hükûmetin değişiminde gösterdiğimiz tarafsızlık, dünya kamuoyunda, aşağılık ihtiraslardan ne kadar uzak olduğumuzu kanıtladı. Bize ittihatçı diyenler unutuyorlar ki, Millî hareket, bütün Millet tarafından uygulanıyor. Eğer işin içinde illâ ittihatçılığın olması gerekiyorsa, bütün milletin ittihatçılıkla suçlanması gerekiyor. Fazla olarak, gerek şimdiye kadar yayınladığımız bildirgelerle ve gerekse genel kongrede kabul edilen yeminle, hiçbir partiye üye olmadığımızı ve ittihatçılıkla da ilgimiz olmadığını dünyaya açıkladık. Hatta, Padişah bile son açıklamalarında, Millî Teşkilâtın yalnızca millî sebeplerden doğduğunu ilân buyurmuşlardı. Fakat Ferit Paşa Hükûmeti yalnız millete değil (Tan) gazetesi yazarına da Anadolu hareketinin ittihatçı kışkırtmasından doğduğunu söyledi. Artık böyle bir iddiaya nasıl değer verebiliriz? Bir silâh olarak bunu kullanmak isteyen Ferit Paşa, Trabzon ve Samsun’dan Anadolu’ya akın akın Bolşevikler geldiğini illere resmî telgraflarla duyurarak ilân etmek zavallılığını göstermiştir.
    S- Millî Teşkilâtın Müslüman olmayan unsurlara karşı birtakım yönelimlerinin olduğuna dair bir söylenti vardır. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir ve Millî Teşkilât ile Müslüman olmayan unsurlarla ilişkileri ne doğrultudadır?
    C- Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum ki, Millî Teşkilâtın Müslüman olmayan unsurlara karşı hiçbir gizli, saklı düşüncesi yoktur. Üstelik bazı Müslüman olmayan unsurların devlet ve milletimize karşı bazı kışkırtma ve girişimlerde bulunacak kadar zararlı düşünceler besledikleri olaylar ve belgelerle tespit edilmişse de, yasal haklarına dayanan milletimizin sükûn ve ciddiyeti karşısında hiçbir sonuç alamayacaklarını anladıkları düşünülebilir. Bu durumda arada hiçbir terslik nedeni kalmayacaktır. Biz onların her türlü doğal haklarını sağlayarak, halklar arası bir denge ve uyum yaratmayı esas amaçlarımızdan sayıyoruz.
    S- Yabancılarla ilişkileriniz nasıldır?
    C- Şimdiye kadar gerek tesadüfen ve gerekse Anadolu durumunu incelemek için görevlendirilip bu bölgeye gelen çeşitli milletlerden olan yabancıların birçoklarıyla temas edildi. Bunların bize söyledikleri ilk izlenimleri, uzaktan müthiş bir madde gibi zihinlerinde canlandırdıkları Anadolu’yu, tam tersine dikkate değer bir sükûn ve güvenlik içinde görmekten doğan şaşkınlıkları oluyordu. Özellikle, Millî Teşkilâtın genişliği ve önemiyle, milletin birlik ve kararlılığını gözleriyle görüp, genel isteklerimizi etraflıca araştırdıkları zaman, millî isteklerimizin yasallığı ile teşkilâtımızın temiz manevîyatı hakkında ülkelerin kamuoyuna tekrar tekrar raporlar yazmaktan geri kalmadılar. Bu şekilde bugün Avrupa ve Amerika’da gerçeğin ortaya çıkmaya başladığını görmekle memnun oluyoruz.
    S- Genellikle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin en çok Temsil Heyeti’nin seçimler sırasındaki durumu ve faaliyeti ne olacak?
    C- Topluluğumuz, bir siyasî parti değildir. Bu nedenle seçimler sırasında, ne cemiyetin genelinin, ne de hususî olarak Temsilciler Kurulu’nun doğrudan doğruya hiçbir etkinliği ve girişimi olmayacaktır. Bu nedenle bu konuda bize düşen görev, çağdaş hukuktan yararlanan vatan evlatlarına düşen millî görevin tamamıyla aynıdır. Yalnız bizim bu konuda fazla olarak söyleyebileceğimiz tek söz varsa o da milletin çoğunluğunu temsil edip en önemli millî mukadderatımız (gelecek) hakkında belirli birtakım esaslara sahip olduğumuzdan bu esasları savunmak ve bunları müdafaa edecek bir milletvekilleri çoğunluğunun seçilmesini dilemekten ibarettir.
    S- Siz, milletvekilliğine adaylığınızı koyacak mısınız?
    C- Ben yalnız vatanıma ve milletime böyle tarihî bir anda tamamıyla kendimi verebilmek amacıyla kutsal görevimden ayrılıp kendimi sine-i millete emanet ettim. Bunu yaparken milletin sıradan bir üyesi olarak elimden gelen fedakârlığı göstermek kararlılığındaydım. Bu nedenle tamamıyla milletimin iradesine bağlıyım. Eğer millet beni milletvekili olarak seçmek istediğini belirtirse memnuniyetle kabul ederim. Fakat kendiliğimden hiçbir girişimde bulunmayacağım.

  7. #7
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Kuva-yı Milliye (Millî Kuvvetler’nin)Durumu Konusunda
    13 Ekim 1919

    Tasvir-i Efkâr gazetesinin başyazarı Velit Ebuziya’nın telgrafta sorduğu sorular ve Mustafa Kemal Paşanın cevapları.
    İstanbul, 13.10.1919

    Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,
    Saygıdeğer Paşam, kaç gündür yüksek şahsınızla basın heyeti adına haberleşiyorduk. Bugün Tasvir-i Efkâr adına rahatsız edeceğim. Sıralandığı üzere bazı sorular sunuyorum; amaç, Millî Kuvvetlerin durumu ile ilgili olabildiğince açık bilgi vermektir. Alınacak cevapların ajans aracılığıyla Avrupa’ya çektirilmesine çalışılacaktır. Bu sorulardan uygun görülenlere yarınki sayıya yetiştirilmek üzere olabildiğince çabuk cevap vermenizi rica ederim.
    1. Millî kuvvetlerin oluşturulmasının ilk nedenleri nedir?
    2. Millî Teşkilâtlanma ne zaman başladı?
    3. Bugün kaç ilde hâkim durumdadır?
    4. Millî Teşkilâtın başlıca ileri gelenleri kimlerdir?
    5. Gerçek amacı nedir?
    6. Gerçek amacını elde etmek için başlıca girişimleri nelerdir?
    7. Seçimler hakkındaki görüşler nelerdir?
    8. Anadolu’da seçimler tamamıyla serbest yapılabilecek midir?
    9. Nisbî seçim sistemi kabul edilir mi?
    10. Avrupa tarafından oluşturulması düşünülen Ermenistan sınırı hakkında ne düşünüyorsunuz?
    11. Sizce Ermenistan sınırı ne olabilir?
    12. General Harbord ile ne görüştünüz?
    13. Millî kuvvetlerin ikinci, üçüncü derecede organları içinde bazı ittihatçıların olduğu söyleniyor, ne dereceye kadar doğrudur?
    14. İttihatçıların Millî kuvvetler üzerinde etkili olması mümkün müdür?
    15. Seçimlerden sonra Millî kuvvetler ne şekilde kalacak?
    16. Gelecekte sınırlarımız sizce ne olur?
    17. Kısaca özgeçmişinizi açıklar mısınız?
    18. Milletvekilliği seçimi için adaylığınızı açıklayacağınız söyleniyor, doğru mudur? Nereden milletvekili olmak istiyorsunuz?
    19. Arkadaşlarınız arasında başka kimler milletvekili olmak istiyor?
    20. Şehrinizde İtilâf temsilcileri var mı? Onlarla iletişim hâlinde misiniz? Size karşı tutumları nelerdir? Millî harekât hakkında ne düşünüyorlar?
    21. İstanbul’a temsilci atadığınız Vasıf Bey ne zaman gelecekler, Talimatı nedir?
    Tasvir-i Efkâr Başyazarı Velit
    Velit Beyefendiye,
    Paşa Hazretlerinin telgrafınızın içeriğine numara sırasıyla aşağıdaki gibi not ettirdiği cevapları sunuyorum.
    Cevat
    1. Milletin uğradığı haksız işlemler.
    2. Ateşkes sonrası ve yurdun her yanında, aynı anda.
    3. Bugün Anadolu ve Rumeli illerinde Millî Teşkilâttan yoksun hiçbir yer yoktur. Hâkimiyet bütün vatanı kapsamaktadır.
    4. Millî Teşkilâtın ileri gelenleri, dokunulmazlık ve yurdun kurtuluşu için yürekleri çırpınan yurdun seçilmiş çocuklarıdır.
    5. Asıl amaç yurdun bütünlüğünü ve milletin kurtuluşunu sağlamaktır.
    6. Millî kuvvetleri sivil iradeye hâkim kılmaya kesin kararlı olan ve milletin bütün bireylerini toplayan teşkilâtımızdır. Tüzük ve bildirilerimizde aynen belirtilmiştir.
    7. Seçimlere yasadışı bir biçimde karışmadan milleti serbest bırakmaktır. Yalnız derneğimiz, ilkelerini kabul edenlerin seçimleri kazanmalarını temenni eder.
    8. Evet yapılacaktır.
    9. Bu seferki seçimin var olan yasaya uyarak yapılması zorunludur. Ve zaten bu yolda da başlanmıştır. Nisbî temsil yöntemi Millî Meclis’in çözümleyeceği bir meseledir.
    10. 11- 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırımız içinde kalan yurttan bir karış toprağın Ermenistan’a bırakılmasına millet kesinlikle razı değildir?.
    13. Derneğimizde ittihatçı yoktur. İttihatçılık tarihe karışmıştır. Merkezî hükûmetin, Batı’nın siyasî hatası onların yaşamasına neden olmadığı sürece, millet bunun yaşamasını aklına bile getirmeyecektir. Buna ait Temsilciler Kurulu’nun yeni bir açıklaması, bu gece Matbuat Cemiyeti Başkanlığı’na çekilecektir.
    14. Millî kuvvetlerin tek hâkimi, millet ve yüce millî amaçtır. Başka hiçbir kimse veya topluluk etken olamaz.
    15. Millî kuvvetlerin gelecekteki şekli, Millî Meclis, güvenlik ve hürriyet ile yasama ve denetim görevini yerine getirmeye ulaştıktan sonra bir kongre ile tespit edilecektir. Bu özellik, tüzüğümüzün son maddesinde açıkça görülür.
    16. Gelecekteki sınırlarımız, bizce 30 Ekim 1918 tarihinde ateşkes imzalandığı günde fiîlen sahibi olduğumuz sınırdır.
    18. Milletvekilliğine adaylığımı açıklamadım ve açıklamayacağım ve fakat millet beni herhangi bir yerden milletvekilliğine seçerse onurla kabul ederim.
    19. Arkadaşlarım da aynı benim gibi düşünüyor.
    20. Şehrimizde İtilâf temsilcileri yoktur. Ancak geçici olarak gelip geçen bütün Avrupa ve Amerika ülkelerine bağlı siyasî görevliler ve askerler ile meydana gelen özel görüşmelerde teşkilât ve millî hareketimizin yasal niteliğini tamamen onaylamışlardır.
    17. Paşanın özgeçmişi kısaca olduğu gibi sunulmuştur.
    Rumî 1296 (milâdî 1881) tarihinde Selânik’te doğarak ortaokul öğrenimini Selânik’te, lise öğrenimini Manastır’da, Harp Okulu ve kurmay subaylık öğrenimini İstanbul’da tamamlamış, 1905 yılında kurmay yüzbaşı olarak mezun olmuş ve 1907 yılına kadar Suriye’de ve Kolağası olduktan sonra 1911 yılına kadar Makedonya’da bulunmuşlar; bu süre içinde Ordu Kurmaylığında ve Redif Tümeni Kurmaylığında, Ordu ve Kolordu Kurmaylığında ve Selânik Subay Eğitim Komutanlığında ve Demiryolları Hattı Müfettişliğinde görev yapmışlardır. 31 Mart olayı üzerine Selânik’ten İstanbul’a hareket eden kuvvetlerin kurmay başkanlığında ve 1910’da Arnavutluk’ta yapılan harekâtta, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşanın kurmaybaşkanı olarak bulunmuş ve 1910’da Picardie askerî uygulamalarını incelemek için Fransa’ya gitmişlerdir. 1911 senesinde Genelkurmay dairesinde göreve getirilmiş ve oradan İtalya savaşı nedeniyle Trablusgarb’a giderek savaşın sonuna kadar Sirenaik yöresinde, Derne kuvvetleri komutanlığı yapmış ve bu sırada Balkan Savaşları başlamış ve Bulgarların Çatalca hattına kadar geldiği bir sırada İstanbul’a gelerek, Gelibolu’da Kuva-yı Mürettebe Erkân-ı Harbiyesi Harekât Şubesi Müdürü ve Bolayır Kolordu Erkân-ı Harbiyesi Başkanı olarak, Balkan Savaşı’na katılarak Edirne üzerine adı geçen kolordu ile hareket etmiş ve Dimetoka yöresinin geri alınmasında bizzat bulunmuşlardır. Balkan Savaşı’nın ardından Sofya, Belgrat, Çetine Ataşemiliterliklerini yapmak üzere Sofya’da görevlendirilmiş ve orada yarbaylığa yükselmişlerdir. Savaşın bittiği ilânının ardından Tekirdağ’da yeni oluşturulan Ondokuzuncu Tümen Komutanlığına atanmışlardır. Maydos ve çevresinde komutanlık yaptıktan sonra adı geçen tümen ile bu bölgede bulundukları sırada Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığına yükselmiş ve bunun sonucunda albaylığa yükselmişlerdir. Ardından Anafartalar Grubu Komutanı olmuş ve İngilizlerin çekilmeleri üzerine Onaltıncı Kolordu Komutanı olarak Edirne’ye ve orada bir ay kaldıktan sonra Diyarbakır, Bitlis, Muş yöresine aynı numara ile Kolordu Komutanı olarak gitmiş ve adı geçen cephede Tuğgeneralliğe yükselmişlerdir. Toplanan ikinci ordu içinde, Bitlis ve Muş’u beş gün süren savaş sonunda Ruslardan geri almış ve bir süre sonra İkinci Ordu Komutanlığı vekilliğine ve kısa bir süre sonra Hicaz Kuvvei Seferiyesine Ordu Komutanı olarak atanmış ise de Şam’a kadar gittikten ve Sina Cephesini kontrol ettikten sonra, Medine’ye gitmelerine gerek görülmediğinden, İkinci Ordu Komutanlığına asaleten atanarak Diyarbakır’a gelmiş, 1917’de Halep’te toplanan ve General Falkenhayn’ın kontrolünde bulunan gruba dahil olan Yedinci Ordu Komutanlığına atanmışlardır. Adı geçen ile aralarında görüş ayrılıkları ortaya çıktığından ve hükûmet de bakış açılarını değiştiremediğinden, ordu komutanlığından istifa ederek ardından atandığı İkinci Ordu Komutanlığını da reddederek İstanbul’a dönmüşlerdir. Bu süre içinde, veliahtın eşliğinde Almanya genel karargâhına ve Alman batı cephesine gitmişlerdir. Veliahtın padişah olmaları üzerine sözlü ve ısrarlı irade ile Falkenhayn’ın yenik bıraktığı Nablus yöresindeki Yedinci Orduya tekrar gitmiş ve gitmesinden on beş gün sonra oluşan genel İngiliz saldırısında bu orduyu Halep’e kadar geri çektiği sırada Padişah’a fahrî yâver olmuşlardır. Halep savaşının ardından Yedinci ve Adana yöresinde bulunan ikinci ordulardan oluşmuş Yıldırım Grubu Komutanlığını üzerine alarak, ateşkesten sonra İstanbul’a döndüler. Son zamanda bilinen şekilde Üçüncü Ordu Müfettişliğiyle Doğu Anadolu’da bulundukları sırada 8 Temmuz 1919’da askerlik mesleğinden ayrılmışlardır.
    Nutuk, Cilt: III (Vesikalar), s.1084-88, 1967

  8. #8
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Hareket-i Milliye (Millî Hareket)’in Karakteri
    24/25 Ekim 1919

    Millî Hareketin başında bulunanlar- Millî Hareket ve Millet- Millî Hareket ve İttihat ve Terakkî- Millî Hareketin liderlerinin amacı-Dünya Milletleri ve Millî Hareket –Türk halkının özü-siyasî savaş ve toplumsal çalışma.
    Amasya’da Tasvir-i Efkâr Muhabiri Ruşen Eşref ile görüşme

    -“Dün akşam siz yorgundunuz, biz de meşguldük iyi görüşemedik. Bu hareketin başından beri bizimle olmuş olsaydınız çok önemli yerler ve olaylar görecektiniz. Sizin için yararlı inceleme alanı olacaktı. Şimdilik ilk aşama kapandı” dedi.
    -Hakkınız var efendim. Bu yalnız benim için değil, millî hareketin temelini bilmek ihtiyacında olan bütün millet için, özellikle İstanbul için çok yararlı olurdu. Hem böyle bir olayın aşamalarını belirlemek tarih için gerekli olabilirdi. Fakat o zaman imkân bulunamadı. Bununla beraber yine bazı şeyler öğrenilebilir, görülebilir dedim.”
    - Doğrudur, fakat daha önceden anlaşılsa ve anlatılsa idi daha iyi olurdu. Örneğin, bu hareketle ilgili olduğumuz için bundan bir iki ay önce bizi maceraperestlikle suçlayan bir iki İstanbul gazetesi, isterdim, yakından bağlantı kursaydı da işin gerçeğini öğrenip ona göre açıklasaydı... Milletin, hakkını aramasına, bir iki kişi maceraperestlik dediler. O hakkı geri almak için çalışanlar da macerasever birer muhteris oldu. Fakat durup dururken macera yaratmaya, maceraperest olmaya, bilmem ki gerek var mıydı? Bu maceraperest denen insanların rütbeleri mi eksikti? Şahsi onurları mı zarar görmüştü? Aç mı kalmışlardı, yoksa şahsi gelecekleri belirsizliğe mi uğramıştı? Hayır, değil mi ya? Her şeyleri yerli yerinde idi. O hâlde, özellikle bir savaş yorgunluğundan sonra dinlenmeğe ihtiyaç duyan bir kişinin böyle maceralar, dertler yaratmaya ihtiyacı yoktu. Oysa ki milletin ve ülkenin geleceği ve onuru söz konusu oluyordu. Bu konu her düşüncenin üstündedir. Millet ve ülkenin varlığıyla kazanılan rütbe ve refahın bir önemi, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan ancak yine bu yüce millet ve ülkeye borçlu olduğumuz son bir namus görevini yerine getirmek için ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi yasal hakkını savunmak için çıkardığı sese katılmak her kendini bilen vatandaşın görevidir. Eğer bu millet, bu ülke bölünecek olursa genel onursuzluğun yıkıntısı altında kalan şunun, bunun da şahsi onuru da parça parça olur. Biz, o genel onuru kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza engel olabilecek şahsi rütbeleri, konumları da genel onuru kurtarmaya yöneltilmiş bir amaç uğruna harcadık. Milletin yaşam hakkı ve kurtuluşunu istemesi, birkaç kişi tarafından, dünyaya sanki devlete karşı bir isyan gibi gösterilmeye çalışıldı. Bir iki kişiyi de kışkırtıcı olarak gösterdiler. Halbuki geçtiğiniz yerlerde bizzat görmüşsünüzdür. Hükûmetin gücü, hükûmetin kanunu her yerde boyun eğilen değil midir?
    Eğer konuştunuzsa, halkın isteği nedir? Bizzat kendi ağzından duymadınız mı? Şu hâlde, bu özel bir isyan, bir siyasal taktik olarak düşünülemez değil mi ya? Bu hareket, milletin bir arzusudur, hatta bir ihtiyacıdır. Bu istek ve ihtiyacı birleştiren şey de kişiler değil bizzat olaylardır. Ülkenin birlik ve kurtuluşunu tehdit eden yasa dışı birtakım şiddetli istekler, topraklarımıza, hiçbir hakka dayanak olmaksızın meydana gelen saldırı, tehlike karşısında millete birleşmek gereğini duyurmuştur. Böyle bir harekete macera demek, bu hareketi değerli görenleri maceraperestlikle lakaplandırmak aymazlık, kötü niyetlilik değil midir? Fakat böyle şahsi meselelerle uğraşacak vakitte değiliz. Böyle birtakım adî, bayağı şeylere zamanın hassasiyeti uygun değildir. Bence muhalefet saygıya değerdir. Çünkü Oda bir inceleme, bir birleştirme ürünüdür. Fakat yapılacak karşı çıkmalar mantıklı ve ılımlı ve yasal nedenlere dayanmazsa muhalefet değersiz olur” dedi.
    Bir sigara yaktı. Bir kahve istedi. Elinden düşürmediği tespihini hızlı hızlı çekiyordu.
    Fakat Sayın Paşa, bu harekete karşı çıkanlar bunu bir parti taktiği (yönetme sanatı) olarak görüyorlar. Onun için de bunu bütünü kapsayan kutsal bir anlamda görmek istemiyorlar.
    -Böyle bir zamanda, parti taktiği yapmak uygun mu? Ülke olmazsa partinin değeri ne olur. Önce ülke kurtarılmalı ki partiler de ondan sonra siyasal, sosyal bir temele dayanarak oluşabilsin. Parti taktiği ne demek? Bu bir parti taktiği olsaydı, Sivas Kongresi’ne ülkenin her yerinden, Ferit Paşa Hükûmetinin oldukça sıkı önlemlerine rağmen seçilmiş temsilciler katılabilirler miydi? Anadolu’nun isteğine ve ihtiyacına uymayan bir hareketin Anadolu’nun ta göbeğinde barınması, yardım görmesi mümkün müydü? Hiçbir yerde zor ve tehdit işareti görüldü mü? Karşıya geçip de gözlerini yumarak ve kimbilir hangi alçak, kovulmuş, kabul görmemiş çıkar uğruna iftira savuranlardan bir ikisi, kongreye katılsaydılar, partilerine, görüşlerine bakılmadan aynı ülkenin gerekli ve yararlı çocuğu gibi teşekkürle kabul edildiklerini göreceklerdi. Karşı görüşler olgunlukla dinlenecekti. Milletin genel hakkını istemesine parti taktiği denir mi? ...demek doğru mudur?
    Canlandırılmasından en çok sakınılması gereken İttihat ve Terakkî Partisi’dir. Bir kere kongreye katılan üyelerin her biri, kesinlikle böyle bir girişimde bulunmayacağına dair yemin etti. Yemin kutsal bir üstlenme demektir. Namuslu olan bir kişi verdiği sözden dönmez. Diğer yönden, İttihat ve Terakkî, siyaseti açısından da iflas etmiştir, öyle mi? O partiye üye olan kimseler, iktidarda iken milletimizin beklentilerine, kişiliğine uymayan yayılmacı bir politika uyguladılar. Kendi toprağı hizmet ve özene ihtiyaç duyarken, bu milletin gözlerini başka noktalara çevirmeğe çalışan bir politika, tabiî bir siyaset değildi. Üstelik iflasa mahkûm idi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin amacı ise o siyaset yüzünden bu duruma gelen zavallı ülkeyi ve toprakları yasadışı emperyalizm ve kolonizasyon siyasetiyle ele geçirmeye, parçalamaya çalışan yabancı ve saldırgan güçlere çiğnetmemek!... Bu düşünce ile hareket eden bir teşkilât, ruh ve varlık nedeni ile, İttihat ve Terakkî, hükmü kalmamış partisini diriltecek yetenekte değildir.... Herhangi bir siyasî parti, bu fikrin ve programın gereksizliğini iddia edebilir mi? Herhangi bir parti, ülkenin birlik ve kurtuluşunu, hareketinin esaslarının birinci maddesi olarak kabul etmez mi?
    O hâlde öyle bir partinin kendi isteklerini tamamen koruyarak, bu gruba girebilir… Bu kadar açık bir şeye de İttihatçılığın yaşatılması, iktidara gelme hırsı gibi iftiralar savurmak, ahlâka, vatandaşlığa yakışmayacak bir anlayışsızlıktır, terbiyesizliktir. Ben, kendi adıma, güttükleri siyasetin, vatan ve millete zararlı olduğunu yüzlerine karşı söyleyip açıkça karşı çıktığım insanların, sistemlerinin tekrar iktidar mevkine gelmesi ve muteber olması ve sonuç olarak da şu anda hepimizin içini kan ağlatan, dünkü durumların yeniden devamına mı çalışacağım? Bunu hangi aklı başında, insafı yerinde adam düşünebilir? Böyle bir düşünce mantıkla karşılanamaz” dedi.
    Bunları söylerken yüzü coşkunluktan kızarmıştı. Ses ve kaşları daha sert bir şekil almıştı:
    -“Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidara geçtikten sonra onun gerçek beklentilerini düşünecek yerde ülkeyi kendi istediği yolda götüren, laf anlamayan, yetkililerin uyarılarına kulak asmayan, millete ait güçleri kendine bağlamaya çalışan kahraman görünen insanlardan çok zarar görüldü. Onun için bazılarının bu çeşit kararsızlık göstermesi hoş görülebilir. Kâbusların artması ve uzaması istenebilir bir şey değildir. Sonuç olarak hem onlara zarar oluyor, hem de zavallı millete! Bunu siz de anlarsınız.
    Ancak açıklamanız ve açıklamanızın ardından yapacağınız işler, bu kuşkuları yok edebilir. Bugün hiç kimse yalanlayamaz ki ülkeye ve millete büyük hizmet vermek isteği içinde her fedakârlığı göze aldınız. Bu fedakârlığınız hemen hemen genel bir sevgi ve teşekküre erişti. Gerek sizi, gerek arkadaşlarınızı bir sevgi kuşatıyor. Bunun devamı ancak sizin elinizdedir. Millet, çok zamanlar kendisine gerçekten dost olacak iyi insanlardan yoksun kaldığı için şu acıklı günlerde yardımına koşan insanları her zaman aynı fedakârlık, aynı tokgözlülük içinde görmek ister. Onları manevî bir güç hâlinde korumak ve kutsal saymak ihtiyacındadır. Bu gücün korunabilmesi de ancak şahsi menfaatlerin hor görülmesiyle olabilir düşüncesindedir. Açgözlülük, nice içtenliklerin ölmesine, nice iyi isteklerin yarı yolda kırılmasına neden olmuştur.
    Açgözlülükten anlaşılan anlam bir bakanlık elde etmekse, onun için böyle şeyler yapmaya gerek yoktur. İstanbul’da oturup çalışmak, o amaca varmak için daha kolaydı. Fakat millete hizmet etmek için en emin aracın her türlü açık gösterişten vazgeçip ancak, milletin bağrında bulunmakla, manevî ödülü, maddî ödüle üstün tutmakla olabileceğini düşünenlerdenim. Bundan ötürü, hayatta amaçlara ulaşabilmek için, millete hizmet edebilmek için yalnız bakanlık konumunda olmak gerektiğini düşünmedim. Açgözlülük dedikleri bu ise, ne bende, ne arkadaşlarımda yoktur. Bunu herkesin açıkça bilmesini isterim. Yüklendiğimiz görev çok kutsaldır. Onun kutsallığına birtakım şahsî hırslarla zarar verilmesini hiçbirimiz istemeyiz. Bizim isteğimiz, bugüne kadar hakkından mahrum yaşatılan, varlığı önemsenmeyen milletin yaşamaya, refaha lâyık bir güç olduğunu hükûmetimize ve hükûmetlere anlatmaktır. Bugün dünya toplumsal inkılâp geçirmektedir. Bu alanda kazanılacak başarılar, zorbalara, ilgisizlere teslim ettirilen haklar, savaş meydanlarındaki zaferler kadar, hatta daha önemlidir. Ancak bu niyeti anlayan anladığını da yaptıkları işlerle kanıtlayan hükûmetler hangi partiye üye olurlarsa olsunlar milletin kabulünü, yararlılığını kazanır. Bunu anlayıp da milleti hâlâ kendi kafalarının keyfine yönetmeye kalkışan güçler artık birer belâdır. Belâ çekmeğe de bu milletin artık tahammülü kalmamıştır. Millet, yapılan işleri, kendisi kontrol etmelidir. Hayata lâyık olduğunu dünyaya bu şekilde kanıtlamalı. Sonra da dünyadan hayat hakkını istemelidir!
    Dünya, milletimizin yaşamasına ya saygı gösterip onun birliğini ve bağımsızlığını onaylayacaktır, ya da son topraklarımızı son insanlarımızın kanıyla suladıktan sonra, bütün bir milletin teşkilâtı üstünde, istenmemiş, kovulmuş, işgal hırsını tatmin etmek mecburiyetinde kalacaktır. Bu çeşit bir kıyıma ise günümüz insanlığnın sinirleri dayanmaz. Milletin bu isteğini anlayan hükûmet görevlilerinin de sorumluluğu gayet açıktır; milletin güvenliğini sağlamak, içten, duraksamadan çalışmak, bizi masa başı görüşmesine çağıracak, yabancı devlet adamları ile milletin isteğini açıkça tartışmaktır.”
    Yemek saatine kadar konuşulanların özeti işte budur. Bu adamın da siyasî akımlar içinde, bugünkü özel konumunu kaybetmemesini diledim. Öğleden sonra Amasya Panayırı’nda pehlivan güreşi vardı. Oraya davetliydik. Meydanda büyük bir kütle kendisini alkışladı. Bu ilgiden çok etkilenmişti:
    “Bak kardeşim, böyle milletten nasıl ayrılırsın? Bu eski püskü giysilerin içinde kötü gördüğün insanlar yok mu? Onlarda öyle bir yürek, öyle bir cevher vardır ki olmaz şey! Çanakkale’yi kurtaran bunlardır.
    Kafkas’ta, Galiçya’da şurda burda arslan gibi çarpışan, yokluklara aldırmayan bunlardır. Şimdi bu adamcağızların, sosyal seviyelerini yükseltmek herhangi bir hükûmetçilik açgözlülüğünden daha iyi değil midir? Bu insanî çabaların yanında siyasî mücadeleler bayağı kalırlar değil mi ya?
    Siyasî çatışmaların çoğu yararsızdır. Fakat toplumsal çabalar her zaman için yararlıdır. Bizim aydınlar buna çalışmalı. Neden Anadolu’ya geçip çaba harcamazlar? Neden milletle doğrudan doğruya temasta bulunmazlar? Ülkeyi gezmeli, milleti tanımalı. Eksiğini görmeli ve göstermeli. Milleti sevmek böyle olur. Yoksa sözle sevgi yarar sağlamaz” dedi.
    -Hakkınız var...
    -Kongrenin bildirgesini okudunuz mu?
    -Evet
    -Bir kez daha tekrar edelim ki size açıklayabileyim. Bağımsızlıktan ne istediğimizi anlatayım. Yedinci maddeyi okuduk:
    Milletimiz, insanî çağdaş amaçları yücelten sanayi ve iktisatla ilgili durumu ve ihtiyaçları kabul ediyor. Bunun için, ülke ve milletin içerideki ve dışarıdaki kurtuluşu yurdun bütünlüğünü korumak şartıyla, Altıncı maddede açıklanmış sınır içinde millîyet ilkelerine uyan ülkemize karşı, yayılmacı istekler taşımayan herhangi bir ülkenin, bilimsel, iktisadî ve sanayi yardımını memnuniyetle karşılarız. Bu adaletli şartları ve insanlık gereklerini taşıyan bir barışın da bir an önce oluşması, insanlığın geleceği ve dünyanın huzuru adına en hususî ve en has emelimiz, millî dileğimizdir.
    Görüyorsunuz ki bu yön de, kongre tarafından göz önünde tutulmuştur. Yalnız milletin düşündüğü yardım, saltanat şûrasında birkaç kişinin “Şimdilik yönetimi, herhangi bir yabancıya teslim edip, onun korumasına girmemiz gerekir” türünden değildir. Altı yüz yıl efendi yaşamış tarihinin her sayfası...... yoksa ekonomik, sanayi, toplumsal birçok eksiğimiz olduğunu kim reddedebilir ki? Fakat bu eksikliği gidermek için de canlı bir milleti ortadan kaldırmak mı gerekir? Biz yenilgimizin bedelini çok ağır ödedik. Elimizden, köyler, iller değil ülkeler alındı. Fakat son lokmasını da ağzından kapmak için bir milletin hayatına kıymak canice bir davranıştır. Öldürülen bir adamın kendisini son nefesine kadar, cesaretle mertlikle savunması doğal ve gereklidir. Bu sözlerin yeniden mücadeleye gireceğiz ve girmek istiyoruz anlamını içermez değil mi? Böyle bir isteği olan yok, şimdilik gerek de yok, ihtiyaç da. Aceleci hareketlerin zararlı sonuçları ortadayken, böyle ağır kararlara girişilemez. Aksine çabuk ve adaletli bir barışa can atıyoruz. Milletimiz bugüne kadar birçok savaş yorgunluğuna ve haksızlığa maruz kalmıştır. Bunun için devamlı bir barışı, gönülden ister.
    Ancak tehlikenin boğaza sarıldığı yerde mücadele kendiliğinden doğuyor. İzmir’de mücadeleyi kim başlattı? Oraya haksızca saldıran Yunanlıların zulmü değil mi? Yoksa durup dururken zavallı halkın, özellikle bir beklenti döneminden sonra silâh patlatma istekleri yoktu. Öldürülen bir millet her şeyi göze alır... Kongrenin amacı, Millî Teşkilâtı oluşturup mantıklı ve yasal haklarını dünyaya duyurmak, sınırını ve yaşamını kurtarabilmektir. Toplu bir milleti istilâ etmek, tamamıyla dağınık bir milleti istilâ etmek kadar kolay değildir. Doğaldır ki dışarıdan gelecek paraya, tavsiyeye, çalışma tekniğine ihtiyacımız vardır. Fakat bu, birliğimize, bağımsızlığımıza son verecek bir tavsiye biçimi olamaz. Bize yardım edecek, insanca kaynaklara karşı biz de üzerimize aldığımız göreve birliğimiz ve kurtuluşumuz içerisinde içtenlikle bağlı oluruz.
    İsteğe ve yasalara dayanan bir yaklaşımla hem daha iyi sonuç verir, hem de daha kalıcı!... Zaten bu çeşit bir düzenleme milletimizin onuruna ve kurtuluşuna zarar vermez.
    Millî Teşkilât ile ilgili de bilgi almak istiyordum. Fakat yerlilerden birkaç kişi kendisini ziyarete geldi. Ben de sorumu bir başka zamana bırakmak zorunda kaldım.

  9. #9
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Kuva-yı Milliye’nin Durumu
    25 Ekim 1919

    İç ve dış politikalar-Ermeni sorunu- Millî Teşkilât- Hükûmete karşı durum- Manda sorunu-Boğazlar sorunu.
    Tan muhabirine demeç (Tasvir-i Efkâr)

    - Millî Teşkilâtın iç ve dış siyaseti ile ilgili program nedir?
    - Millî Teşkilât bir siyasî parti olmadığından iç ve dış politika hakkında ayrıntılı programı yoktur. Millî Teşkilâtın her konudaki görüşünü, Sivas Kongresi’nde belirlenip, Eylül 1919 tarihinde yayınlanan bildirge tamamen kapsamaktadır.
    - Ermeni sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz? Erzurum, Van, Bitlis illerinden pek sınırlı bir şekilde bir miktar arazi bırakmaya karşı mıdırlar?
    - Osmanlı sınırları dışında oluşan bir Ermenistan memnuniyetle görülür.
    - Seçimlerden sonra, Millî Teşkilât dağılacak mı?
    - Millî Teşkilâtın millî iradeyi hâkim kılmaktaki amacı, Millet Meclisi’nin toplanarak yasa yapması ve denetim görevini tam bir güvenlikle, hürriyetlere sahip olmasıyla gerçekleşecektir. Bunun üzerine, Millî Meclis, her türlü saldırı ve karışmadan korunmuş şekilde olgunlukla yasama görevini yerine getirmeye başladıktan sonra, bu da fiilen gerçekleştikten sonra bugünkü çalışma biçimiyle varlığını sürdürmeye gerek kalmayacağından, Millî Teşkilât, iç tüzüğü gereğince çalışmasına son verecektir.
    - Rıza Paşa hükûmetiyle oluşan 9 Ekim mutabakatına rağmen teşkilât, Anadolu’daki, idarî denetimi koruyacak mıdır?
    - Şimdiki hükûmetin yönetim işlerine kesinlikle karışmıyoruz.
    - Salih Paşanın Amasya’ya gelmesi?
    - Salih Paşanın Amasya’ya gelmesi hiçbir anlaşmazlıktan doğmuş değildir. İkinci derecede bazı konular hakkında düşünce alışverişi amacına yöneliktir.
    - Türkiye’nin yabancı yardımı olmadan yaşamasının mümkün olacağına inanıyor musunuz? Bu yardımı hangi şekilde anlıyorsunuz. Bu, ya da birkaç yardım konusunda görüşleriniz nedir?
    - Bu konuda fikir ve bakış açımızı açıklayan kongre bildirgesinin Yedinci Maddesini olduğu gibi tekrarlamayı yeterli görürüz.
    (Yedinci madde), Milletimiz, insanlıkla ilgili, çağdaş amaçları yüceltme ve teknik, sanayi ve ekonomik durum ve ihtiyacımızı değerlendirir. Buna göre ülke ve milletin içeride ve dışarıdaki kurtuluşu vatanın bütünlüğü korunmak şartıyla altıncı maddede açıklanmış sınır içerisinde millîyet ilkelerine uygun ve ülkemize karşı işgal isteği taşımayan herhangi ülkenin, teknik, ekonomik, sanayi yardımını memnuniyetle karşılarız ve bu adaletli şartları ve insanî ögeleri taşıyan bir barışın da acilen oluşturulması insanlığın esenliği ve dünyanın huzuru adına, millî dileğimizdir.
    -Boğazlar sorunu için nasıl bir çözüm öneriyorsunuz?
    -Boğazlardan, geliş gidiş serbesttir. Ancak başkentimizin bu yol üzerinde olması nedeniyle onun da güvenlikli olması mecburidir. Geçişlerdeki serbestliğin başkentimizin korunması için genelin güvenliğini sağlayıcı önlemlerin alınmasını mümkün görüyoruz. Ancak konu hükûmete ait olduğundan, tarafımızdan bir tür öneri yapılamaz

  10. #10
    GARAGIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    31.07.2008
    Mesajlar
    2.041
    Konular
    545
    Beğendikleri
    0
    Beğenileri
    0
    Tecrübe Puanı
    676
    @GARAGIZ

    Standart

    Kırşehir Gençler Derneğindeki Konuşma
    24 Aralık 1919

    Sivas’tan Ankara’ya ilk gelişinde
    Milletimiz teşkilât düşüncesini henüz aklına sokmamıştır. Çoğunlukla bunu hükûmete bırakır. Bu, milletimizin öteden beri alıştığı bir ahlâktır. Büyüklere saygı iyi bir ahlâktır. Fakat, zaman, olaylar ve tecrübeler gösterdi ki kendiliğinden milletin duyarlı olması ve düşünmesi gerekir. Her ne şekilde ve nitelikte olursa olsun sonraya bırakmamak gerekir, bırakırsa bugünkü sonuç oluşur.
    Bakışımızı tarihe çevirecek olursak, millet egemenlik derecesinden aşağı doğru inmeğe başlamıştır. Fakat, düşününüz! Milletimizin her bireyi düşünceli ve duyarlı bir şekilde yetiştirilmiş olsaydı gerçekten bu duruma gelmeyecekti. Memleketin ve milletin yönetimini üzerine almış olanlar kararlarında ve görüşlerinde yanlış yapmış, fakat bütün bu yanlışların üzücü sonucundan millet zarar görmüştür.
    Ateşkes antlaşmasının ardından milletimiz, üzülerek söyleyeyim, geleceğine göz yuman bir durumda bulunuyor, varlığımızı yok etmeye istekli olan düşmanlar acı darbeler indiriyorlar, memleketimiz parçalanmak isteniyordu. Teşekküre şayan bazı durumlar, değerli milletimizi uyandırdı. Yer yer, milletimiz bireyleri bir diğerini aramağa, bulmağa başladı. Bunun sonucu olarak, teşkîlât meydana geldi. Devletimizin bağımsızlığını yok etmeğe çalışan yabancılar, milletimizden böyle bir ruhun belireceğini beklemiyorlardı. Burada yaşayan insanları duygusuz yaratıklardan meydana gelmiş sayıyorlardı. “Böyle bir milletin var olma hakkı olamaz!” Kararlarını kabulde bir millet varlığı dikkate alınmadı, milletimizin olaylar ve darbeler sonucu olarak yer yer şekillenmesine önem vermemişlerdir. Bu önem verilmeyen parçaların korumak istedikleri ve verdikleri karar ve bütün milletin kabul ettiği temel nokta:
    Kuva-yı Milliye’nin âmil, irâde-i milliyenin hâkim olmasıdır (Millî Kuvvetlerin etken, millî kararın egemen olmasıdır). Ve bu teşkîlâtın ruhu budur. Bu amaçla teşkîlâtı yaymaya başladığı zaman, yabancılar dikkatlerini Türkiye’ye çevirmeğe başladı, içeriğine inanamadı; çeşitli memurlar, heyetler gönderdiler; bizde bir hayat duygusu bulma ve onu yakından temas ile araştırmaya başladılar. Ve bunun üzerine anladılar ki; bu millet zavallı bir millet değildir, altı yüz yıl ve daha önceden beri egemenliğini kanıtlamış, efendilik yapmış bir millet, onların göz önüne getirdiği gibi esir bir millet değildir. Bundan dolayı yabancılar tamamen inanmalıdır ki: Türkiye ve Türkiye’de yaşayan millet, başlı başına bütün dünya milletleri içinde etkili bir varlığa sahiptir, bu yok edilemez. Allah’a şükür devletimiz ve milletimizin bağımsızlığı söz konusu olmaktan çok uzaklaşmıştır. Bağımsızlığımıza her suretle saygı gösterilmesi gerçeği ortaya çıkmıştır. Bu bizim için yeterli değildir. Bu amacımızı sağlayamaz, maddeten kararlaştırılmasını görmek zorundayız, bütünüyle şüphesiz olmak, gelecekteki gelişme ve medenileşmeyi hakkıyla sağlayabilmek için vatan sahipleri olarak görüşmeliyiz.
    Bağımsız yaşamak için vatanı elde etmek zorundayız. Çizdiğimiz bir sınır vardır, bu sınırı yabancıların elinde bırakmayacağız, güvenliğimiz çok önemlidir.
    Bu teşkîlât henüz bir şekilden ibarettir, bugün yarın buna bir geometrik şekil gibi bakamayız, buna ruh verebilmek için de milletimizin her bireyinin akıl ve düşüncesini, vatan ve milletin geleceğine olabilecek sataşma ve saldırıdan kendilerini koruyabilmek için teşkîlâta birlikte inanmak gerekir.
    Vatanın birliğine ait düşüncelerimiz kısa oluyor, diğer vatandaşlarımıza olabilecek zarardan üzüntü duyuyoruz. Bütün millet tek vücut gibi bir duruma getirilmelidir. Her millette olduğu gibi bizde de bir işe girişimciler başlar, en son bireye ve yukarıya doğru yayılır. Az zamanda istenilen şekilde gerçek yönüne ilerletebilmek için aydın kimseler daha çok görevlidirler. Aydınların görevleri son derece büyüktür. Hiçbir millet yoktur ki ahlâk ilkelerine dayanmadan aydınlansın; ilerleyebilsin. Aydınlarımız vatan ve millet düşüncesini vermekle beraber rakip milletlere karşı varlığını korumak için gereken özellikleri sağlarlarsa görevlerini daha geniş şekilde yapmış olurlar.
    Kırşehir Gazetesi, 30 Aralık 1919

Sayfa 1 Toplam 6 Sayfadan 123 ... Sonuncu

Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajinizi Degistirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş