PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Viranşehir



-
09.10.09, 11:13
Viranşehir
Viranşehir eski kadim kentlerin izlerini günümüze taşıyan, ender kentlerden biri. Yedi kez viran olan, ama her seferinde yaşamı yeniden inşa eden güçlü bir mirası özünde taşıyan mistik bir yerleşim yeri. Bu nedenle Viranşehir’de insanlığın ilk ayak izlerini takip etmek mümkün. Arkeologlar ve tarihçiler için paha biçilmez bir doku ve hazineye sahip. Ama bu doku ve hazinenin tam anlaşıldığını söylemek imkan dahilinde değil. Kentimizin tarihi dokusu, her gün biraz daha yok oluyor. Bu yok oluşu içimiz acıyarak izliyoruz. En küçük bir taş parçasının dahi önemi büyük. Bu bilinç ve düşünceyle kentimize sahip çıkma seferberliği başlatıyoruz. Geçmişin karanlık yönünü yırtarak, geleceğin aydınlık yüzünü ilmik ilmik örmek adına tarihe yolculuk yapma niyetindeyiz. Tarihi yeniden keşfetmiyoruz. Sadece olanları daha derli toplu bir hale getirmeye çalışıyoruz.

Viranşehir tarih boyunca, bir çok kavim ve medeniyete ev sahipliği yaptı. Bu nedenle de değişik isimler alarak, günümüze ulaştı. Viranşehir’in tarihte bilinen adları, Tilla ,Tella, Antonious, Constantina,Tel Mavzelaht, Telmevzen,Tel Muzin’dır. Viranşehir, tarihi ve coğrafi özelliği bakımından çok eski devirlerden beri önemi olan, doğu ile batıyı bir birine bağlayan ve en işlek yol olma özelliğini günümüzde bile hala koruyabilen tarihi “İpek Yolu”’nun üzerinde olması sebebiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

İnsanlık tarihinin en eski yerleşmesi olarak kabul edilen Yukarı Mezopotamya, Viranşehir yakınlarında Nevali Çori , Göbeklitepe ve Çayönü’nde yürütülen bilimsel çalışmalar ışığında bölgenin ilk yerleşim yerleri olarak tespit edilmiş olması, Viranşehir’in de geçmişini bu bağlamda değerlendirilmesine kaynaklık eder. Harran Ovası’nda yürütülen yüzey araştırmalarında belirlenen birçok höyükte ilk iskân izleri neolitik dönemde başlar.

( M.Ö.9000-5000) Viranşehir çevresinde yürütülen çalışmalarda, bölgede saptanan zengin yabanıl buğday alanları,neolitik dönemde bölgede toplayıcılıkla yaşamanın mümkün olduğunu kanıtlıyor.

Göbekli Tepe’de yürütülen kazılarda ilkel avcı-toplayıcı insanların dinsel törenler için yaptıkları tapınaklar gün ışığına çıkarıldı. Yaklaşık 11 000 yıl öncesine çanak-çömlekçiliğin henüz bilinmediği taş çağına (Aseramik Neolitik Dönem) ait olan kalıntılar, burada yaşayan insanların mimari yeteneklerinin olduğunu ve dinsel törenler için düzenli aralıklarla bir araya geldiklerini göstermiştir.

Ninive 5 dönemi, Önasya arkeolojisinin M.Ö. 3. bindeki en önemli kültürel evrelerinden birini temsil etmektedir .Ninive 5 seramiğinin dağılım alanıyla ilgili olarak yapılan değerlendirmelerin büyük bir kısmında, Kuzey Irak ve Kuzeydoğu Suriye bölgelerinin ön plana çıktığı görülmekle beraber, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de güçlü bir biçimde tanındığı anlaşılmaktadır yapılan yüzey araştırmaları, bölgede Zergan ve Cırcıp (Viranşehir sınırlarında) vadilerinde yapılan yüzey araştırmaları da yeni Ninive 5 merkezlerinin olarak tesbit edilmiştir.

Viranşehir’e bağlı Kırbalı Köyü yakınlarında bir mezrada yapılan yüzey araştırmalarında tepeyi çevreleyen, ikişerli olarak sıralanmış, gövdeleri toprağa gömülü,baş kısımları açıkta “ T “ biçimli stellere rastlanmıştır. Benzer örnekleri Göbekli Tepe ve Nevali Çori kazılarında ele geçirilmiştir. Bu verilere dayanılarak bu Mezrada da bir neolitik yerleşmenin varlığından söz edilmektedir ve yaklaşık olarak M.Ö.11200 yılına dayanan bir geçmişin olduğu iddia edilebilir.Neolitik döneme ait yapacağımız tarihlendirmeler şimdilik bahsettiğimiz bu verilerle sınırlıdır. Viranşehir tarihi, yapılacak bilimsel arkeolojik çalışmalarla daha da kesinlik kazanacaktır. Viranşehir tarihinin, çevresinde bulunan kültürlerden ve bu kültürlerin etkilerinden bağımsız olamayacağı da bir gerçekliktir.

Ele geçen eski belgelere göre; Viranşehir bölgesi kısmen, M.Ö. 2400 yıl önce Kuzey Suriye’de Halep yakınlarında kurulmuş Ebla Krallığı’nın hâkimiyetine girmiştir. Bununla birlikte tabletlere göre, Kuzey Suriye’de geniş ve işlek bir ticaret ağı bulunuyordu. Bu sebeptendir ki bölge birçok kavmin sık sık istilasına uğramıştır.

Ebla Krallığı’nın merkezi Ebla’da (Tell el-Mardikh) yapılan kazılarda bulunan çivi yazılı arşivlerde bölgenin bu dönemde Zugalum adında bir kraliçe tarafından yönetildiği söylenmektedir.

Bölgede M.Ö.2350-2150 yılları arasında Akkad krallığı’nın hakimiyeti görülür (M.Ö. 2300-2100.) Mezopotamya tarihinde kurulmuş ilk devlet olan Akkad Krallığı gittikçe güçlenerek Kuzey Suriye, Güneydoğu Anadolu ve Kilikya bölgelerini bir dönem hâkimiyeti altında tutmuştur. Akkad Kralı I. Sargon ( M.Ö. 2340-2284), Amanos ve Toroslar’a doğru bir sefer düzenlerken bölgemizin de içinde bulunduğu Kuzey Suriye’yi ele geçirerek, Akkad Krallığı’nın hâkimiyetine katmıştır. Akkad Krallığı, İran’ın batısındaki Zagros Dağları’nda devlet kuran Gutiler’in istilâsı ile başlayan savaşlar neticesinde yaklaşık M.Ö. 2150 yılında tarihe karışır.Bu tarihten sonra Gutilerin egemenlikleri Sümer Hanedanlığıyla birlikte tarih sahnesine çıkar.Kaynaklara göre Akkad döneminden sonra, bölgemizi de içine alan Anadolu’nun bir kısmı, III. Sumer-Ur Hanedanı (M.Ö. 2060-1960)’nın hâkimiyetine girmiştir..

Dicle ve Fırat arasında kalan topraklar için M.Ö.2000 yıllarına ait Hitit çivi yazılı metinlerde ele geçen ilk isim “ Hur Memleketleridir” .M.Ö.1000 li yılların ilk yarısında Asur vesikalarında Bölgemizin Hanigalbat adı ile anıldığı biliniyor. Hanigalbat M.Ö.13.yy’ın ortalarında çöken Mittanni Devletinin çekirdek arazisini oluşturuyordu. Hürriler ile ilgili yapılan araştırmalarda gerek dil ve gerekse arkeolojik buluntulara dayanarak, bu kavimin Van Gölü,Ağrı Dağı ve Hazar Denizi arasında hüküm sürdürdüğü bilinir. Hürriler 3 bin yıllarının ortalarından itibaren güneye göç etmeye,Mezopotamya kültür dünyası içine girmeye başlamıştır.M.Ö.II.bin de ise Hurriler Anadolu içlerine,Suriye’ye ,Kuzey Irak’a kadar yayılmışlardır.Hurriler uzunca yıllar küçük krallıklarla yönetildiler.Mitani Devletinin kurulmasıyla birlikte tek çatı altında toplanmışlardır. Güney ve Doğu Anadolu’da, Kuzey Suriye ve Kuzey Mezopotamya ile Doğu Akdeniz’de büyük bir Arya siyasi yönetimi kuran Hurri-Mittani İmparatorluğu sınırları içerisinde yer aldılar.

“Bereketli Hilal” bölgesinde kurulan Mitanni Krallığının başkenti Waşşukani, (Veşşugani)dir.Habur Nehri’nin kaynak bölgesi civarında olduğu söylenen, ancak şehrin yerini tarihçiler ve arkeologlar ,kalıntıları bulunamadığından tam olarak tespit edememişlerdir. Bazı tarihçiler tarafından şehrin yeri Res’ul-ayn, yani bugün kü Ceylanpınar olduğu iddia edilse de, Ceylanpınar ve çevresinde yapılan kazılarda ve çalışmalarda Mitanniler ile ilgili hiçbir kanıt bulunamamıştır. Waşşukani şehrinin yeri, bu günkü Viranşehir’in sınırları içerisinde olabileceğine dair iddialar da bulunmaktadır.Tam bir bilimsel bilgi olmasa da Karacadağ’ın volkanik hareketleri sonucu bu kentin tamamıyla lavların altında kaldığı iddia edilmektedir.Bu iddialar doğru ise yapılacak arkeolojik araştırmalarda yeni bilgiler bulmak olasıdır. Vezüv Yanardağı altında kalan ünlü Pompei şehrine benzerlik gösteren bir şehirle karşılaştırmak mümkündür.- Bu kayıp kentin Veşşugani olduğu ileri sürülmekle birlikte, kesin bir bilgi de yoktur.

Mitanniler tarafından yazılmış herhangi bir tablete henüz rastlanmamıştır. Ancak komşu ülkelere ait arşivlerde XV. yüzyıldan itibaren bunların güç ve hırslarını anlatan belgeler bulunmuştur. Kerkük tabletlerinde kendileri tarafından “Maiteni” şeklinde, Mısır belgelerinde ise “Mitan” ve “Mitanni” adlarıyla bahsedilmektedir. Mitanni ülkesine Mısırlılar ve Suriyeliler “Naharina (İki nehir arası), Asurlular ise “Hanigalbat” adını veriyorlardı.

Mitanni Krallığı ,Hurri Krallığı aleyhine güçlenerek gelişir ve M.Ö. XIV. yüzyıl sonlarında, tamamıyla onun yerine geçer. Bu arada Viranşehir , Harran, Urfa, Halep ve Antakya gibi kentler Mitanni hâkimiyetine girdiler.

Mitanniler ülkesi, o dönemin dünya siyaseti bakımından çok önemli stratejik bir bölge idi. Mezopotamya’dan Karadeniz’e, Akdeniz’e, Mısır’a ve buralardan yine Mezopotamya’ya giden yollar Mitanniler’in ülkesinden geçiyordu. Bu coğrafik durum Ön Asya’da Mitanniler’e büyük bir üstünlük kazandırmıştır. Mitanniler, daha sonra bu avantajı kullanıp, Mısır ve Hitit krallıkları arasında üçüncü bir güç durumuna gelmiştir.

Bu dönemlerde Hurri ve Mitaniler Kuzey Mezopotamya’yı içine alabilecek şekilde idare ediyorlardı. 1500 ‘lü yıllarda Hurri şehri siteleri Mitaniler tarafından işgal edilip resmen Mitani devletini kurdular. Kaşyar(Karacadağ) bölgesini de kendi idarelerine aldılar.Mitanilerin bu hareketine karşı Mısır Kralı III.THUTMOSİS, Mitani ülkesine saldırılar düzenledi. Mitaniler savaşmayı göze alamadılar.Mittaniler Önce kendi egemenlikleri altındaki Assuriler ile aralarını düzeltmeyi ,aralarındaki güvenliği sağlamadan herhangi bir savaşa girmeyi istemiyorlardı.

Sonra sırasıyla M.Ö.1900 yıllarında Hitit Federasyonu içerisinde yer alan Viranşehir ,Hatti kralı Subbiluliyuma, Kuzey Mezopotamya bölgelerine akınlar düzenleyip buraları alır.. Bu Hattilerin mirasçısı gibi görünen Hititler Hattilerin gelenek ve göreneklerinin de mirasçıları olmuştur. M.Ö .1900 yıllarında Asurilere bağlı beyliklerin elinde bulunan OHİRO (Karacadağ) ve Tela-Tila(Viranşehir) bölgesini egemenliklerine aldılar. Uzun bir süre tarımla yaşamlarını sürdürdüler. Kuzey Mezopotamya’da Hititlere bağlı Prenslikler halinde idare edildiler. Viranşehir 1860 yıllarında tekrar Asurilerin eline geçti. Zaman zaman Hititler Viranşehir’de prenslikler adı altında egemenlikler kurdular

Eski Babil Krallığı’nın ünlü Kralı Hammurabi’nin (M.Ö. 1728-1686), Mari (Tell Hariri, Suriye’de Fırat üzerinde) bölgesiyle Assur ili de dahil olmak üzere, bütün Subartu’yu, Elam’ı ve civardaki bütün ülkeleri zaptetti. Bu başarısının kendisine, “Sümer-Akkad Kralı, Dört İklim Hükümdârı ve Cihan İmparatoru” gibi ünvanları kazandırdığı bilinir. .Asuriler zamanında Viranşehir ve çevresindeki halklar, siteler halinde yaşamaktaydı.Asuriler döneminde Viranşehir’in bilinen adı “ Tella” dır.

Assur Kralı I. Adad-Nirari ( M.Ö. 1307-1274), Hitit etkisinin gittikçe arttığı Mitanni-Hanigalbat bölgesini ele geçirmek amacıyla hazırlıklara başlar. Ancak Mitanni Kralı I. Şattuara (M.Ö. 1320-1300) daha önce davranıp Assurlular üzerine yürür. Ancak büyük Assur gücüne yenilerek esir düşer (yaklaşık olarak M.Ö.1305’de) yapılan anlaşma sonucunda her yıl vergi vermek suretiyle ülkesine dönebilmesine izin verilir.

I. Adad-Nirari, Hanigalbat sorununu kesin bir şekilde çözmek için son kez ordusuyla oraya yürür. Mitanni Kralı Vasaşatta (M.Ö. 1300-1280), Hitit Kralı III. Hattuşili’den ( M.Ö. 1275-1250) acil yardım istese de Hitit Kralı bunu kabul etmez. Böylece Assur ordusu karşısında tek başına kalan Vasaşatta, bütün kuvvetlerini Kargamış ile Harran arasındaki İrridu denilen yerde toplayarak hazırlığını tamamlar. M.Ö. 1275 yılında yapılan savaşta yeniden Vasaşatta, ailesinin bütün fertleriyle zincire vurularak Assur’a götürülür. Bu tarihten itibaren Mitanni Krallığı tarihe karışır. Kısmen Hanigalbat ülkesi ve bölgemiz, Assur’un hâkimiyetine girer. Hanigalbat’ın tümünün ele geçirilmesi M.Ö. 1270 yılında Assur Kralı I. Salmanassar ( M.Ö. 1274-1245) tarafından sağlanır. Hurri-Mitanni aşiretleri ise, zamanla yurtlarına yerleşen Samiler arasında eriyip gideceklerdir.

Arâmiler (Suryaniler) ve Assur Krallığı Döneminde (M.Ö. 1270-610) Güneydoğu Anadolu M.Ö. 1000 yıllarında büyük bir Arâmi göçüyle karşı karşıya kalır. Arâmiler güneyden kalkıp büyük kentlere akın etmeye başlarlar. Sami kavimlerinin üçüncü büyük göçünü oluşturan Arâmi göçleri uzun yıllar sürer; Arâmiler (Ahlamu Aramaye) Yukarı Mezopotamya’da birçok Arâmi devleti kurmayı başarırlar. Bunlardan Bit-Adini, Urfa bölgesini içine alıyordu. Tella ( Viranşehir ) ' da uzun bir süre yaşadılar. Assurlular, batıya doğru ilerlemelerine engel olan Arâmiler’in çoğalmalarını engellemek için birçok imha seferleri düzenlerler, ancak başarılı olamazlar. Assur Kralı II. Adad-Nirari’nin ( M.Ö. 911-891), Fırat ve Dicle vadilerine yaptığı M.Ö. 894 yılındaki seferinde Habur ırmağı yürüyüşü sırasında, Harran’ın önünden geçtiği, oradan vergi ve haraç aldığı görülür.

III. Salmanassar (M.Ö. 858-824), M.Ö. 875-855 yıllarında düzenlemiş olduğu üçüncü seferinde; Bit-Adini Devleti’ni ortadan kaldırır ve bölgemizi de civarıyla birlikte bir Assur eyâleti durumuna getirir.

Aramilerin tanrıları Haddad ' tır. Viranşehir’in güneyinde bulunan Tellguzana da bunlara ait arkeolojik eserler bulunmuştur. Viranşehir de ise Süryanilere ait ibadet yerleri , taşlar üzerinde kitabeler bulunmuştur.Aramiler Kuzey Mezopotamya ' ya Hititlerin yıkılışı ile birlikte sessizce yerleşmişlerdir.

Med’ler döneminde Viranşehir zaman zaman değişik uygarlıkların egemenliği altında bulunmaktaydı. Bir türlü paylaşılmayan bu uygarlıklar diyarı Hitit prenslerinin saldırıları sonucunda teslim olur. Belli bir süre sonra M.Ö. 784 yılında Urartuların saldırıları başlar. Urartuların baş komutanı Mennuhas sürekli Assur bölgelerine saldırılar düzenler. Viranşehir belli bir süre Urartular ve yöre devletleri arasında sıkıntılı günler yaşar.
Bu dönemlerde Medler ve Babiller arasında geliştirilen işbirliği sayesinde Assur bölgelerine akınlarbaşlatırlar.Med adı ilk kez Assur kralı III. Salmanassar’ın savaş bildirilerinde geçmektedir. Adı geçen kral M.Ö. 835 yılında eski adı Persuva olan Medya’ya ve burada kalan Medlere karşı büyük bir saldırı düzenlendiğini yazmaktadır.

Mezopotamya’da sürüp giden savaşlarda Medler ile Assurlar arasında yapılan bir savaşta Med Kralı Kyaxares yenilir. Bu savaşta Kyaxares Assurlar tarafından öldürülür.. Bunun üzerine yerine II. Kyaxares geçti. II. Kyaxares Asur bölgesine savaşları durdurdu. Babil Kralı gizlice Keldanilli Krallar ile (625-605) anlaşarak önce Nineva şehrine saldırılar yaparak Nineva ile önemli bir merkezi olan Assur şehrini aldı. Assur kralı Sinsara-İşgun 612 yılında kaçarak Harran şehrine sığındı. II. Kyaxares ordusuyla Harran’a saldırarak Harran’ı aldı. Assur Kralını öldürdü. 612 yılında Assurlar tarih sahnesinden silinmiş oldu.Böylece Belli bir süre Harran ile Viranşehir bölgesi Medlerin egemenliği altında kalmıştır.

Assurlular’ın bu ezici güçleri, Assurbanipal’in M.Ö. 626 yılındaki ölümünden sonra pek uzun sürmez. Assur’un korkunç idaresi altında ezilen , baskı gören halklar, intikam hırsıyla silaha sarılırlar. Bunların başında İskitler, Keldâniler, Med ve Persler bulunur.

M.Ö. 614 yılında Med Kralı Keyaxares (saltanatı M.Ö. 635-584), Babilli Nabupolassar ile birleşerek, imparatorluğun eski başkenti Kalhu’yu zapt ve tahrip eder. Bundan iki yıl sonra da, yine aynı iki kral bir kısım göçebe İskitli’nin de desteğiyle imparatorluğun başkenti Ninova’ya saldırırlar. Üç aylık bir kuşatmadan sonra, kenti ele geçirerek son kral Sin-şar-işkun’u ( M.Ö. 623-612) öldürürler. İmparatorluk , Medler ve Keldâniler arasında paylaşılır. Bu büyük yıkım ve kuşatmadan kurtulan Assur ordularının bir bölümü, Harran’a gelip burayı Assur’un yeni başkenti yaparak son Assur prensi Asur-Uballit’i de kral ilan ederler. Ancak, bu yeni Assur Devleti iki yıl gibi kısa bir süre sonra, Medler’le ortaklaşa hareket eden Babil Kralı tarafından tarih sahnesinden silinir. Bu arada Harran’daki Sin Tapınağı da Harran’ı ele geçiren savaşçı Medler tarafından tamamen yakılıp, yıkılır.

Nabukadnezzar tahta geçtiği zaman, Keldani etkisi, Sinear ile Elam’ın Susa mıntıkasına ve Kuzey Suriye’ye ulaşmıştı. Assur kenti Medler’in, bölgemiz de Medler’e tabi Umman-Mandalar’ın elinde bulunuyordu. Med Kralı Kyaxares’in, Batı Anadolu’daki Lidya Krallığı ile Anadolu’yu paylaşma pazarlığına oturacak kadar güç kazandığı görülür. Böylece batı sınırlarını güvence altına alan Medler, doğuya yönelerek zayıf bir durumda olan Urartu Krallığı’nı da kısa sürede çökertirler. Ancak Med üstünlüğü maalesef uzun ömürlü olamaz. Bu arada bölgenin Keldani Krallığı’nın eline geçtiği görülür.

Harranlı bir rahibenin oğlu olduğu sanılan son Keldani Kralı Nabuna’id (M.Ö. 556-538), Pers Kralı Kyros ( M.Ö. 559-530) ile Medler’e karşı birleşir ve üç yıl sonra Medler’i yener.

Persler, M.Ö. 559-529 yıllarında İran’dan Anadolu’nun kuzeylerine kadar bir egemenlik kurarlar. Bölgede yaşayan halklardan ağır vergiler alarak güçlenmeye çalıştılar. Daha sonra Persler,çeşitli beylikleri idarelerinde toplayıp yönettiler. Perslerin en büyük seferleri kral Dara(Dareios) zamanında oldu. Keyhüsrev ,Persleri bir birlik halinde toplayınca Lidya Kralı Krezüs Keyhüsrev’in bu gücünden korkmuştu. Tela(Viranşehir) bu dönemde Lidya kralı Krezüs’ün önemli bir merkezi durumundaydı. Perslerin bu denli güçlenmesini önlemek için Mısır ve Kalde devletleri ile bir ittifak geliştirmek istedi. Bunun farkına varan Pers Kralı Keyhüsrev Krezüs’ün bu tehlikeli davranışını önledi. Lidya Krallığını ortadan kaldırdı. Daha sonra Kahire ve Kalde Krallıklarına son verdi. Böylece Kuzey Suriye Perslerin eline geçmiş oldu.Bu saldırılar sonucunda Tella(Viranşehir) Kalesi hasar görür. Halkın çoğunluğu Kaşyar (Karacadağ) bölgesine kaçar. Viranşehir’de bulunan bütün tapınaklar yıkılır. Dönemin En büyük tahribatlarından biri gerçekleşmiş olur. Kaynaklara göre, bölgemiz bu dönemde Babil ve Suriye Satraplığı’na bağlanmış ve Satrap Gobryas’ın idaresine verilmiştir.

Bu dönemde bölgemizin dili olan Arâmi dili ve yazısı, Yakın Doğu ve Anadolu’nun tümüne sahip olan Pers İmparatorluğu’nun resmi dili ve yazısı olarak kabul edilmiştir.

Pers Kralı I. Darius ( M.Ö. 522-486) döneminde bölgemiz Babylonia Satraplığı içine alınmıştır.

Persler, Fırat ile Dicle nehirleri arasındaki geniş ve bereketli toprakları ekip biçerek bölgedeki ziraati canlandırdılar. İşlenen bu arazileri de savaşlarda üstün başarı gösteren subaylara dağıtırlardı. Bu asker-soylular aynı zamanda yörenin yeni yöneticileri olurlardı. Persler din önderlerine de toprak bağışlayıp ayrıcalıklar tanıyarak, bunların kendilerinden yana tutum almalarını sağlarlardı, ancak kıyılardaki eski koloni kentlerine söz geçiremeyen merkezi Pers yönetimi, bu kentlerde biriken ticaret gelirlerinden yoksun kalınca, imparatorluk ekonomik bunalım içine düşer. Bu fırsatı değerlendiren Makedonya Krallığı,Büyük İskender’in önderliğinde Anadolu’ya girer. Pers orduları önce M.Ö. 334’te, ardından da M.Ö. 332’de Hatay’ın İssos (Dörtyol) yakınlarında yenilince bölgemizi de içine alan Güneydoğu Anadolu bölgesi, Makedonyalılar’ın eline geçer.

Mekodonyalılar döneminde Urfa ve civarı Osrhoene adıyla anılıyordu.Bu dönemde bölgemizin ve Mezopotamya’nın Yunan kültürüyle tanıştığını görüyoruz. Birçok Makedonyalı ve Yunan asıllı ahali ve tüccar bölgeye yerleşir . Böylece Doğu ve Yunan kültürleri arasında meydana gelen kaynaşma sonucu Hellenizm kültürü bölgeye hakim olur. Bu kültürde yine Arâmi dili ve kültürünün önemli bir etkisi görülür. İleride görüleceği gibi, Urfa ve çevresi zamanla Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelirken, bölge putperest ve Hellenizm kültürünün en büyük merkezlerinden biri olmaya devam edecektir.

Yunan kültürünü benimseyen bölgemiz ahalisi Arâmiler, bu kültürü daha sonra Araplar’a aktarma görevini de üsteleneceklerdir.

Büyük İskender, Güneybatı Asya’ya doğru fetihlerini sürdürürken Güneydoğu Anadolu’yu generallerine bırakır. M.Ö. 13 Haziran 323 yılında beklenmedik bir zamanda, bilinmeyen bir sebepten dolayı,Büyük İskender’in genç yaşta ölmesi üzerine, generaller arasında imparatorluğu paylaşma savaşları başlar. Savaşların bitiminde yapılan antlaşmada Satraplıkların değil de, bölgelerin bölünmesine karar verilir. Yukarı Asya Satraplıklarının bir bölümüyle Babylonya’ya sahip olan General Seleukos Nikator (Galip) M.Ö. 306 yılında krallığını ilan eder.

I. Seleukos Nikator, daha önce yapmış olduğu savaşlar neticesinde topraklarını biraz olsun genişletmiş ve bu esnada Harran’a da uğramıştı. Seleukos Nikator bu başarılı faaliyetleriyle Pers İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine yükselecek olan yeni bir devletin temelini atmış oluyor ve başkentini de Babylonya’dan Dicle kıyısında kurduğu Seleukeia kentine taşıyordu.

Bu tarihlerde Mezopotamya’da birçok askeri koloniler ve kentler kurulur. Bunlardan birkaçı Osrhoene (civarıyla birlikte Urfa bölgesi) bölgesinde bulunuyordu. Kurulmuş olan bu kentlerden Antinous (Viranşehr) Karrai (Harran), Makedonopolis (Birecik), Nikephorion (Rakka) ve Anthemusia (Suruç) bölgemiz için oldukça önemli merkezlerdi..

Selefkoslar’ın yönetimi altında rahatsız olan Tella(Viranşehir) ve çevre halkı Suriye bölgesinde Araks Kralı Tigran’a haber göndererek kendi egemenliklerine şartsız olarak girmek istediklerini bildirdiler. Bu dönemde Urfa(Osoien) prensliğini de barış yoluyla kendine bağlar. Güneyden bir kısım Arap aşiretlerini getirerek Urfa ve Mardin bölgesine yerleştirir. Araks Krallığındaki bu gelişmeler karşısında batıda güçlenen Romalılar bu durumdan rahatsız olurlar.

Araks Krallığındaki bu gelişmeler karşısında batıda güçlenen Romalılar M.Ö. 69 yıllarında Likullusi komutasındaki bir orduyu Tigran üzerine gönderdiler. Arakslılar yenilerek doğuya kaçarlar. Böylece Antinous(Viranşehir) ve çevresi Doğu Romalıların egemenliği altına girer. Zaman zaman Araks kralı Tigran ile Partlar ittifak yaparak Romalılarla savaşmışlardır. Romalılar döneminde tek tanrı inancından dolayı tapınaklar yaptırılmıştır. Dünyanın siyasi anlamda batı ve doğu olarak ikiye ayrılması Romalılarla başlar.

Doğuda, Romalıların Mezopotamya bölgesine hakim olacak merkezi Antinous(Viranşehir) ‘tur. Viranşehir bu tarihte savaşsız imar faaliyetlerini gördüğü bir dönemi yaşamaktadır. Viranşehir’de bölgeye hakim olabilecek en büyük mimariye sahip olan Octagonal tapınağı bu dönemde yapılmıştır.Karacadağ bölgesinde kurulan yeni şehirlerde gözetleme kuleleri inşaa etmişlerdir. Bu dönemde İran’da kurulan Sasaniler, Romalılara akınlar yapmaya başlar. Sürekli yapılan savaşlardan dolayı Viranşehir ve çevresi bu savaşlarda sürekli el değiştirir. Romalıların bölge halkına karşı tavır alması ,Sasanilere karşı Harran’da (Carrhae) giriştikleri savaşta kralları Crassuson’un ölümüyle mağlup olmuşlardır.

M.S. 226 yılında Partların mirası üzerinde kurulan Sasaniler toplumsal yapı açısından derebeyliğe dayalı bir mutlakiyet rejimi ile yönetiliyorlardı. Yönetim hiyerarşisi içinde Arasaklardan kalma güçlü aileler vardı. Aynı zamanda güçlü feodal sınıflardan oluşuyordu. Sasanileri tarih sahnesine çıkar çıkmaz Roma ve Bizanslılarla savaş halinde görüyoruz. Sasaniler Viranşehir’de 496 yıllarında hüküm sürmektedir. Bu tarihte Sasani Hükümdarı olan I.Kubad (Kavaz) Amidi(Dİyarbakır) ve Kaşyar’ı(Karacadağ) Romalılardan alır. Kısa bir süre Sasani egemenliğinde kalan Viranşehir’in bu dönemde surları yıktırılmış, tapınakları tahrip edilmiştir. Sasaniler yönetimleri boyunca Bizanslılara karşı kayda değer başarılar elde etmişlerdir. M.S. 611 yılında ikinci kez Viranşehir ve Urfa bölgesini kuşatarak İstanbul’a akınlar düzenlemişlerdir.

Sasaniler,zaman zaman Doğu’da Bizanslılara ait toprakları fethediyor ve bu yöreleri geçici de olsa egemenliğine alıyordu. Sasaniler’in sürekli savaş halinde olmaları Bizanslıların doğuda tutunamayışlarının nedenlerindendir. 1057-1067 yılları arasında Constanstıonus Dukas Viranşehir kalesinin surlarını ve hendeğini yeniletir. Viranşehir daha sonra tekrar Sasanilerin eline geçti.


İmparator Herakleios bugünkü Musul yakınlarında İran ordusunu bozguna uğratır. Bu yenilgi İranlılarda(Sasaniler) yönetim değişikliği yaratır. Yeni Sasani kralı Bizanslılarla anlaşma yaparak Filistin, Suriye ve Kuzey Suriye’yi Bizanslılara verir. Bu başarılarından dolayı törenlerle İstanbul’da karşılanır. Bu dönemde Viranşehir ve çevresi Bizanslıların egemenliği altındadır. Daha sonraki yıllarda İranlılarla(Sasaniler) yapılan bir savaşta Herakleios mağlup olmuştur. Viranşehir tekrar Sasanilerin egemenliğine girer. Daha sonraki yıllarda II. Konstantin komutasındaki bir orduyla Amidi(Diyarbakır) , daha sonra Kaşyar(Karacadağ) üzerinden Viranşehir’e gelir. Uzun bir süre Bizans egemenliğinde kalan Viranşehir’e Konstantia adı verilir. Bu dönemde kale surları tamir edildi.

Viranşehir, Hicret’e kadar ( M.S.622 ) Roma ve İran yönetimleri arasında sürekli el değiştirmiştir , Arap fetihleri ,Hz.Ömer döneminde yoğunlaşmaktadır. Hz.Ömer'in halifeliği (634-644) döneminde Bizans İmparatorluğunun başında Heraklius (610-641) bulunuyordu. İslam orduları 636 yılında yapılan Yermuk savaşı'nda Heraklius ‘un ordusunu yenerek Suriye'yi istila etti. (637) böylelikle sıra Kuzey Mezopotamya Bölgesinin fethine gelmişti. Hz.Ömer bu görevi İyaz Bin Ganem’e (Ganem oğlu İyaze) verdi. İyaz 8000 kişilik bir kuvvetle harekete geçti. Ordusunda bine yakın sahabe vardı. Ordu, yol boyunca mevcut kaleleri fethederek ve bazılarını da savaşmadan alarak Amid(Diyarbakır) Kalesi üstüne geldi. İyaz bin Ganem ,Tella (Viranşehir) kapısını Sait bin Zeyd ,Urfa Kapısını Muaz bin Cebel, Ermeni (Harput Dağı) Kapısı'nı kuşatmışlar.Bu dönemde Viranşehir bilinen adı Tel Mavzelaht, Telmevzen,Tel Muzin olarak anılmaktadır.

Burada Viranşehir'i kan dökmeden alır. Bu kalelere vali olarak Halit bin Velit tayin edilir. Halit bin Velit Bir yıl idarecilik yaptıktan sonra rahatsızlık nedeniyle görevini bırakır, Medine 'ye gider. Onun yerine halifenin yeğeni İmam Abd-alvahap geçer. Viranşehir kalesini yeniletir.


Daha sonraları (837) Emevilere bağlı kalan Viranşehir, ardından Abbasiler in eline geçer.Abbasiler,Viranşehir ve çevresindeki halklara baskılar ve zulüm etmişlerdir. Halife Mu’tezit zamanında Viranşehir Mardin'e bağlıdır . Harun-ül Reşid'in 809'da ölümünden sonra oğulları arasında başlayan taht kavgaları sırasında Viranşehir büyük zarar gördü. Yöredeki hoşnutsuzluğun beslediği ayaklanmalar bölgede başgösterir.Nas’r bin Sabas Harran ve Urfa yörelerini yağmalamaya koyuldu. Nasr bin Sabas ve Amr'a başvuran müslümanlar onları yörede yaşayan hristiyanlara karşı kışkırttılar. Hristiyanlar, bu durum karşısında yüklü bir para vererek yağmadan kurtuldular. Nasr bin Sabas Suruç ve yöresini ele geçirdi. Aynı dönemde Amr Viranşehir'i(Tella), Habib'te Rasul Ayn'ı işgal etti.

M.S. 900-960 yılları arasında Şahbanat bölgesinde Mervana beyliği kurulmaktadır. Mervana beyliği halkı göçebe halinde hayvancılıkla uğraşıyorlardı. Mervana beyliği’nin merkezi Viranşehir ‘dir. Uzun bir süre Mervanilere merkezlik yapan Viranşehir 900 ların sonlarında Moğollar tarafından alındı. Mervanilerden kalan Viranşehir’in Anıt (Kermi) Deresi’nin 8-9 km. Kuzeyinde Mervana gölü (Göla Mervana olarak bilinir) bulunmaktadır. Ayrıca göle yakın Mervana höyüğü(Kuç) bulunmaktadır. Burada yapılacak arkeolojik kazılar ile bu döneme ait bilgilerimiz daha da netlik kazanabilir.


Bu dönemden sonra İslam güçlerinin birbirlerine düşmesinden faydalanan Bizanslılar, 942'de Diyarbakır'a kadar ilerleyerek Urfa üzerine saldırılar düzenlediler. 1030 yıllarında Bizanslılar tekrar Viranşehir Bölgesini egemenliği altına almışlar ve Viranşehir Kalesini onarmışlardır.

Selçuklular’ın 1066-1067'de Viranşehir Bölgelerine akınları oldu. Yörede bulunan kaleleri almak için uğraşlar verdiler. 1071yılında Malazgirt savaşından sonra Anadolu içlerine yayılan Selçuklular Viranşehir Bölgesinde sağlam bir yapı oluşturamadılar. Bu dönemlerde Zengi Atabeyliği’nin Musul bölgesinde hakimiyetini tam anlamıyla kurulmuş bulunmasından Irak Selçuklu Sultanı Mesud’un endişe duyarak rahatsız olduğu anlaşılmaktadır. 1143 yılı içinde Selçuklu Sultanı Mesud’un Bağdat’a geldiğini ve Zengiye karşı ordu toplamaya başladığını, fakat Zengi’nin büyük oğlu Seyfeddin Gazi’yi sultanın yanında rehine bırakarak, önemlice bir miktar para da ödemek sureti ile Sultan Mesud’un itimadını tekrar kazandığı bilinir.


Bu arada İbn al-aşir, Sultan Mesud’un Zengi’yi yanına çağırdığını fakat atabeyin, Franklarla uğraştığı için özür dilediğini, bunun üzerine de sultanın bu özürü kabul ederek Zengi’nin Urfa’yı fethetmesini şart koşmuştur. Bu yıl içinde Zengi, yalnız Diyarbakır bölgesinde Tanza, Siirt, Maden vb. Kaleleri almakla kalmamış, bir taraftan da Mardin bölgesinde Franklar elinde bulunan Şahbanat kalelerini (Cemlin, el-muvazzir, Tell-mevzen Viranşehir) fethetmiştir.

Güneydoğu Anadolu 'daki yerleşim alanlarını himayesi altına alma girişimlerinde bulunan Selahaddin-i Eyyubi önce musul üzerine yürüyerek bu şehri aldı. Selahaddin Eyyubi’nin bu işgalı karşısında Musul Atabeyi İzeddin Mesut, merkezi Viranşehir olan Erzen Beyi Devlet-Şah ile Bektimur komutasındaki Ahlat ordusu Mardin'e gelerek Artuklu emiri Il-gaz ile birleşerek memleketlerini savunmaya çalıştılar. Selahaddin Eyyubi ile müttefiki Artuklu Muhammet, Musul'u düşüremeyeceklerini anlayınca Mardin'in güneyinden Amid(Diyarbakır) üzerine yürüdüler. 1183 yılında Selahaddin Eyyubi ,Harran ,Habur, Dara ve Nusaybin'i ele geçirerek Mardin önlerine geldi. 1183 Nisanından 9 mayıs 1183 tarihine kadar devam eden kuşatma sonunda Diyarbakır Selahaddin Eyyubi’nin eline geçti. Diyarbakır'ı savunan Nisan-oğlu, maiyeti ve götürebileceği serveti ile II. Kılıç Aslan'a sığındı. Artuklu ilindeki olaylar bu şekilde devam ederken iki önemli ölüm olayı Selahaddin Eyyubi’ye yeni bir fırsat daha doğurdu. Bunlardan biri Mardin Artuklu emiri Kutbeddin İl-gazi'nin ölümüdür. (1184) Diğeri ise müttefiki Artuklu Nureddin Muhammet'in ölümüdür(1185). İl-gazi'nin ölümü ile kuvvetli bir düşmanından kurtulmuş olan Selahaddin Eyyübi Mardin Artuklularına hakimiyetini kabul ettirebilmek için harekete geçti. 1185 yılı sonlarına doğru Selahaddin Eyyubi Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Atabeylere hakimiyetini kabul ettirmiş olarak Şam'a geçti.

1180 yılında Mardin, Artukluların sınırları içinde kalmıştır. 1180 yılında tekrar Selçukluların eline geçmiştir. 1181 yılında II. Kılıç Aslan Viranşehir Bedenlerini onarır. Viranşehir'i kendine bir üs haline getirir. Selçuklu hükümdarı II.Kılıç Aslan Urfa 'yı haçlıların elinden alma teşebbüsünde bulundu. Ordusuyla Urfa 'nın kenarına kadar geldi. Kasabayı kuşatmak üzere iken Harran 'da Çökürmüş 'ün memurları ile Harran halkı Harran 'ı kendisine teslim edeceklerini bildirdiler. Kılıç Aslan Urfa’yı almadan Harran 'a gitti. Herkes seviniyordu. Çünkü bu halk II.Kılıç Aslan 'dan çok şeyler bekliyordu. Konya ovalarında haçlı ordularını yer yer perişan etmiş olan bu hükümdarın Urfa 'yı kurtarabileceğine dair halkta büyük bir kanaat ve güven vardı.II. Kılıç Aslan Harran 'da birkaç gün oturdu. Bu sırada ağır bir hastalığa tutuldu. Arkadaşlarını Harran 'da bırakarak Malatya 'ya döndü.

1192 yılında Melikşah 'ın oğlu sultan Muhammet Musul emiri Çükürmüş 'e kızmıştı. İran 'daki komutanlarından Çavlı 'yı Musul 'un zaptına gönderdi. Sultan Muhammet orduları ile savaşmayı O 'na emretti. Çavlı 'nın Mezopotamya emirliğine gönderilmesi Çökürmüş’ü telaşa düşürdü. Musul 'u elinden çıkarmamak için Çökürmüş Kılıç Aslan'ı tanımak üzere Onu imdadına çağırdı. Çavlı ile Kılıç Aslan 'ın orduları arasındaki çarpışmaları neticesinde II. Kılıç Aslan'ın ordusu bozguna uğrar ve hükümdar II. Kılıç Aslan kendisini Habur nehrine atar, nehirde boğulur. Bugün Viranşehir'in 10 Km. güneyinde Habur Nehri’nin bir kolu olan Aslanbaba deresi kenarında mezarı bulunmaktadır.


Bu tarihten sonra Viranşehir'e Artuklular hakim olur. 1198 yılında, Malik Adil Bin Eyüp Mardin kalesine sokulmayınca bölgedeki Artuklu şehirlerini zapt ve yağma ederek kalelerini yıkar. Viranşehir'i de vergiye bağlamıştır. Tekrar beyliklerin eline geçen Viranşehir 1202 yılında Adil oğlu Eşref tarafından işgal edilerek isyancılar öldürülmüş ve halkı yeniden vergiye bağlanmak suretiyle buraya bir vali tayin edilmiştir.


Anadolu Selçuklu sultanlarından İzzettin Keykavus, son askeri harekatını Eyyubiler’e karşı yapmış fakat Halep yakınlarında öncü kuvvetlerinin yenilgisi üzerine Elbistan'a çekilmişti. (1218) Eyyubiler karşısında uğradığı bu yenilginin öcünü almak isteyen İzzettin Keykavus 1220 yılında Konya'dan Malatya'ya geldi. Burada hastalandı. Daha 30-35 yaşlarında iken tedavi için Viranşehir'e gelir ve kurtarılamayarak vefat eder.


1200’ lü yılların ortalarında Musul Atabeyi Alaaddin Zengi oğlu Nurettin bölgede büyük bir kuvvetle Şahbanat bölgesindeki şehirleri ve kaleleri alır, kalelerin içinde Tell Mevzen(Viranşehir) yer almaktadır. Bu dönemlerde Moğollar’ında bölgeye akınları olmaktadır

1258 yıllarına kadar Hulagu’yu (Moğolları) Viranşehir'de görüyoruz. Yaşmutun idare ettiği bu ordu Viranşehir’i talan ederek tarihin en büyük yıkımını gerçekleştirmiştir.Hulagu Daha sonra Mardin'e doğru çekildi. 1367 yılında Viranşehir ve bölgesi Artukluların elindedir. 1401 yıllarının başında Kızıltepe'de (Dunaysr) konaklayan ve Mardin Kalesini talan eden Timur batıya doğru, ipek yolunu izleyerek Viranşehir'e gelmiştir. Viranşehir Kalesinde 400 muhafızı ile Timur ordusuna karşı koymak istemişse de kısa zamanda dağılmışlardır. Timur tarihin en büyük katliamını Viranşehir'de yapmıştır. " taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmayacağım " sözünü burada söylemiş, ve gerçektende 40.000 nüfuslu şehirde bu sözünü gerçekleştirmiştir. Kendisi çekilip batıya doğru yürüdüğü zaman yanan şehrin dumanı Urfa'dan görünüyormuş. Viranşehir'de Timur tarafından bazalt taşlardan bir tepe yaptırılmıştır.Viranşehir yakınlarında yer alan bu tepe Timurlenk tepesi olarak bilinir.
Akkoyunlular 1400 ‘lü yıldan sonra Urfa ve Mardin bölgesine yayılırlar.Daha sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu ve Safaviler arasında el değiştirmeye devam eden Viranşehir 1516 yılında Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına dahil edilmiştir.1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde mutasarrıflık olarak Diyarbakır’a bağlanmıştır.

IV.Murat, Bağdat Seferi dönüşü sırasında Viranşehir yakınlarında gördüğü rüya sonucu Hz.Eyyüb Peygamber’in mezarının bulunmasını istemiş ve sonuçta Hz.Eyyüb Peygamber’in hanımı Hz.Rahime Hatun’un ve Hz.Elyes’a Peygamber’in mezarı Viranşehir yakınlarındaki bugünkü Eyyüp Nebi beldesinde olduğu tespit edilmiştir.Bunun üzerine köyün arazileri Hz.Eyyüb Peygamber Makamı’na vakfedilmiştir.

8 Haziran 1922 ‘de Milli Aşireti ayaklanması ve bastırılması Viranşehir tarihinde önemli olaylardan biri olarak tarihe geçmiştir.

Viranşehir birçok dönemde viran edilerek Cumhuriyet dönemine kadar gelebilmiştir.Cumhurriyet döneminde şehir Viranşehir adını almıştır.